Connect with us

Röportaj

İbrahim Yılmaz: Yapay Zeka, Güvenlik Sektörünü Doğrudan Etkileyecektir

İbrahim Yılmaz ARMED

K2 Haber olarak, güvenlik sistemleri sektörünün önde gelen şirketlerinden ARMED Güvenlik Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Yılmaz ile bir röportaj gerçekleştirdik.

  • ARMED Güvenliğin Hikayesi Nedir? Neden Başka Bir Sektör Değil De Güvenlik Sektörü?

ARMED güvenliğin hikâyesi, okul yıllarında evimize hırsız girmesi ile başladı. Evimize hırsız girdikten sonra kapı girişine bir ip çekmiştim ve bu ipe de ses çıkartacak çatal, kaşık, çay bardağı, gibi mutfak aletleri bağlamıştım. Hırsız tekrar eve girerse, kapı açıldığında ip kopsun, o ses de bizi uyandırsın. Çocuğum daha ama bir güvenlik algısı oluşmuş. Tabi o zamanlar güvenlik sistemi diye bir teknoloji de yok.

Daha sonradan baba mesleğini yaparken, babam aşçıydı, bu sektöre yönelmeye karar verdim. Önce bir şirkette işe başladım. Güvenlik sistemlerini öğrendim, nasıl kurulacağını deneyimledim. Belirli bir süre burada çalışıp, hem işi hem de sektörü öğrendikten sonra oradan ayrılıp, kendi başıma iş yapmaya karar verdim.

Tabi çok zor zamanlar. Ofisim, evim oldu. Annem telefonlara bakardı. Okuması, yazması da yoktu, not alamıyordu ama mecbur, hep birlikte bir mücadeleye girdik. Ben dışarıda kartvizitle, müşteri ziyaretleri gerçekleştiriyordum. Kendinizi, işinizi insanlara tanıtmak, ülkemizde pek olumlu karşılanmıyor ne yazık ki. Zorlandım evet ama hiçbir gün vazgeçmedim. Birçok bölgede, sadece kendimi tanıtmak için ücretsiz sistemler kurdum. Uzun bir dönem de böyle devam etti.

2002 yılına geldiğimizde, artık belirli bir çevrem oluşmuştu. ARMED isminin patentini aldım ve güvenlik şirketimizi kurdum. O günlerden de bugünlere kadar geldik.

İleride Güvenlik Sistemi Olmayan Ev ve İş Yeri Kalmayacak

  • Türkiye’de Güvenlik Hizmetleri Sektörünün Durumu Nedir? Sektörün Güçlü ve Zayıf Yanları Nelerdir?

İlk vurgulayacağım şey, güvenlik denildiğinde sadece mal korunması olarak algılanmaması gerçeğidir. Can koruyoruz, aileleri koruyoruz aslında. Hırsızlar, güvenlik sistemi olan, güvenlik kamerası olan evlere girmiyorlar. Artık bakıcılar için bile evlere kamera takılıyor. Neden? Çünkü çocuğunuzun sağlığını düşünüyorsunuz, bakıcının hareketlerini görmek istiyorsunuz. Dediğim gibi, biz aslında can koruyoruz. Bu noktada bu bilincin, giderek arttığını ve sektörün büyüdüğünü söyleyebiliriz.

Güvenlik sistemleri kurulumu, uzman ve sertifikalı firmalar tarafından yapılmalıdır. Bu kurulumların yapılması için İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’ndan alınması gereken belge ve sertifikalar var. Fakat bazı firmalar, belgesiz, sertifikasız sistem kurulumu yapıyorlar. Bu, sektör için ciddi bir sorun. Çünkü bu sistemler denetlenmediği için güvensiz oluyor.

Türkiye’de önemli holdinglerin de, güvenlik sistemleri sektörüne girdiklerini görüyoruz. Bu, sektörün büyüdüğünü ya da yatırım açısından değerli görüldüğünü gösteriyor. 19,5 milyon ev ve iş yeri var. Bunun 1 milyonun da bile güvenlik sistemi yok. Bu, sektörün büyüklüğünü gösteriyor.

Ülkemizde evlerine, iş yerlerine güvenlik sistemi kurdurtanlar, ya soyulmuş ya çevresinde soygun olmuş ya da başından bir vukuat geçmiş kişiler. Kaskoyu düşünelim. Eskiden kimse aracı ile kaza yapmadan, kasko yaptırmıyordu. Şimdi ise kasko yaptırmadan, trafiğe çıkmıyorlar. Bu sektörde ileride bu şekilde olacak. Yani güvenlik sistemi olmayan ev, iş yeri kalmayacak. İngiltere’de neredeyse her yerde kamera var. Bu suç oranını da azaltıyor. Biz yaptığımız işle, emniyet güçlerimize de destek olmuş oluyoruz.

İbrahim Yılmaz: Teknolojiyi Takip Eden Değil, Üreten Olmalıyız

  • Güvenlik Sistemleri Sektöründe Son Teknolojik Trendler Nelerdir?

Akıllı ev sistemleri var artık. Cep telefonunuz ile uzaktan bu sistemlere giriş yapabiliyorsunuz. Suyunuzu, elektriğinizi, perdelerinize kadar her şeyi, açıp kapatabiliyorsunuz. Bu sistemler sayesinde hangi bölgeden hırsızlık olduğunu öğrenebiliyorsunuz.

Panik butonları var. Bunu kullandığınızda, konumunuzu tespit edebiliyoruz. Olduğunuz yere polis, itfaiye, ambulans yönlendirebiliyoruz. Bunun için Valilik ile anlaşmamız var. 7 / 24 açık olan Alarm Çağrı Merkezimiz var. Bu merkez üzerinden yönlendirme yapıyoruz.

Akıllı Güvenlik Sistemleri genelde Kanada ve Uzak Doğu firmaları tarafından geliştiriliyor. Biz Kanada ürünlerini tercih ediyoruz. Bu anlamda ileride tabi, kendi sistemlerimizi de geliştirmek istiyoruz. Teknolojiyi takip eden değil, teknolojiyi üreten, geliştiren olmalıyız. Bunun için yeterli donanımın ve insan kaynağının ülkemizde bulunduğunu düşünüyorum.

Siber Güvenlik Alanında İş Birliklerine Açığız

  • Siber Güvenlik Alanında Yatırımlarınız Bulunuyor Mu?

Türkiye’de Reina olayını, bu anlamda değerlendirmek istiyorum. Katliamı gerçekleştiren kişi, kameralar sayesinde adım adım izlenerek yakalandı. Fakat bu andan sonra, internete bağlı tüm güvenlik kameralarına bir saldırı gerçekleşti. Tüm sistem devre dışı kaldı. Sektörün öncüleri olarak hızlıca, bir araya geldik. Çökertilen kayıt cihazlarını hızlıca bakıma alıp, yeni bir güvenlik duvarı oluşturduk. Tabi bu, sektöre 4-5 aylık zaman kaybı ve 30 milyon TL maliyet yarattı. Biz de kendi geliştirdiğimiz güvenlik yazılımımızı, tüm sistemlerimize entegre ettik.

Siber güvenlik çok önemli bir konu. Siber savaşlardan söz edildiği bir zamandayız. Biz de güvenlik sektörü olarak, elimizden geldiğince sistemlerimizin güvenliğini arttırmaya çabalıyoruz. Bu anlamda iş birliklerine de açığız.

Sözlü Komut Alan Güvenlik Sistemlerini, Bir İki Yıl İçerisinde Görebiliriz

  • Yapay Zekanın Güvenlik Sistemleri Sektörüne Nasıl Bir Etkisi Olacağını Düşünüyorsunuz?

Yapay zekâ tabi günümüzde konuşulan bir kavram. Yavaş yavaş hayatımıza da giriyor. Birçok sektörü değiştireceği, bazı meslekleri ortadan kaldıracağı konuşuluyor. Bu gelişmeler tabi güvenlik sistemleri sektörünü de doğrudan etkileyecektir. Bugün kullandığımız tüm ürünleri, belki 10 yıl sonra görmeyeceğiz. Şimdilik tabi sistemler sadece basit yönlendirmeler yapıyor. İleride sözlü komut alan sistemler gelişecektir. Belki bir iki yıl içerisinde bu sistemleri ev ve iş yerlerimizde görebileceğiz.

  • Kadın İstismarına Yönelik Bir Projeniz Vardı. Biraz Anlatır Mısınız?

Kadın istismarlarına yönelik olarak, geliştirdiğimiz bir sosyal sorumluluk projesiydi. DGM Yardım isimli ilk 1 yılı ücretsiz, mobil bir uygulamamız var. Bu programda, polis, ambulans ve itfaiye tuşları var. Hiç kimse ile konuşmadan, bir tuşa basarak güvenlik açısından önlemler alınabiliyor. Ayrıca sistemlerimizi kullanan müşterilerimize, ömür boyu ücretsiz kullanım hakkı veriyoruz.

Bu tarz projeleri önemsiyoruz. Sosyal sorumluluk anlamında, ülkemiz sorunlarına katkıda bulunmaya çabalıyoruz.

İbrahim Yılmaz: Etrafınızda Pozitif İnsanlar Bulundurun

  • Girişimcilere Vereceğiniz, En Önemli Bulduğunuz Tavsiye Nedir?

Bir iş kurmak, bir girişimde bulunmak istediğimizde, etrafımızdaki insanlar genelde hep “batarsın, olmaz” gibi olumsuz motivasyonda bulunuyorlar. Bu kişilerle konuşmayın. Etrafınızda pozitif insanlar bulundurun. Her zaman olumlu düşünceler ile işe başlayın. Ben bu işi yaptığımda, başardığımda sadece kendime değil, aileme, çevreme, ülkeme nasıl destek olabilirim diye düşünmek gerekiyor.

Sayın İbrahim Yılmaz ’a röportaj için teşekkür ediyoruz. Ülkemizdeki güvenlik sistemleri sektörüne önemli katkılar sağlayan ARMED Güvenlik çalışanlarına başarılar diliyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer söyleşiler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Röportaj

Ayşem Özleyiş Oğuz: Veganlık ve Hayvanseverlik Ayrılmaz Bir Bütündür

ayşem özleyiş oğuz

K2 Haber olarak Vegan Aktivist / PADER Patili Canlar İstanbul Temsilcisi Ayşem Özleyiş Oğuz ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.

Hayvan özgürlüğü için mücadele eden bir insansınız. Çok zor ama çok da vicdani bir mücadele veriyorsunuz. Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle bu şekilde değerlendirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Büyük bir üzüntü yaşadığımızı ve halen etkisinde olduğumu söylemeden sözlerime başlamak istemiyorum. Beni ve onlarca Hayvan Özgürlüğü aktivisti arkadaşımı şaşkına çeviren ve derinden üzen, çok önemli bir kayıptan bahsetmeden geçmek imkânsız… Sevgili Burak Özgüner’i kaybettik…

Kendisini şahsen tanımadan önce, uzun zamandır takip ediyordum. Örnek aldığım, saygı duyduğum çok değerli bir kişiydi. Arkadaşımdı. Kendimizi zor toparlayacağız. Tüm yaşam hakkı savunucusu, özgürlükçü arkadaşlarımın üzüntüsünü paylaşıyorum.

İstanbul doğumluyum, lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde aldım. Lisede edebiyat bölümü mezunu olduğumdan yazmayı, şiir dâhil olmak üzere okumayı severim. Kendime ait şiirlerim var, belki bir gün bir şiir kitabı çıkartabilirim. Fotoğraf çekmek, müzik dinlemek ve resim çizmek hobilerim arasında.

Tüm doğayı, doğanın parçası her canlıyı yaşama kattıkları değer açısından çok ama çok seviyorum. Hiçbirinin birbirinden eksik yanı olmadığı gibi kocaman bir döngünün parçası olarak her biri apayrı bir değer ve yaşam zincirinin parçası benim için.

Ayşem Özleyiş Oğuz: İnsanların Hayvan İstismarında 3 Ana Etken: Aile, Taraflı Eğitim, Maddi Kazanımlar

– Sokaklardaki hayvanlar ne yazık ki çok zor şartlar altında. Açlık, hastalık, şiddet ve her türlü insan istismarı… Peki, bizi umutlandırabilecek iyi örnek diyebileceğiniz uygulamalar ya da yerler var mı?

Sokak hayvanlarının içinde bulunduğu çıkmaz maalesef ki devletin gerekeni yapmamasından kaynaklanmaktadır. 2004 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu eksik uygulanmakta veya hiç uygulanmamaktadır. Sözü geçen eksik sıfatını açarsak ana hatlarıyla zamanı gelmiş, mecburi yapılması gereken kuralların yerine getirilmesi gerekirken, göz ardı edilip topluma zorla bu durumun kabul ettirilmesi diyebiliriz. İnsan istismarına gelince bu ciddi durumun altında yatan birçok unsur var. 3 ana etkenin önemine inanıyorum: Aile, taraflı eğitim, maddi kazanımlar.

Toplumun yapı taşı insan olduğu için sağlıklı insan yapısının, sağlıklı bir topluma neden olacağı kanaatindeyim. Son zamanlarda dış ülkelerden göç alınması, erkil baskının varlığı ve önceden saydığımız etkenler, toplumda değişimlere neden oldu. Değişen yaşam şartları, yanlış öğretiler ve en küçük birim ailenin bunların etkisi altında kalması…

Bizleri umutlandıran iyi örnekler tabi ki çıkıyor, bölgelerdeki Tarım ve Orman Bakanlığına ait müdürlükler bu yerlerin başında geliyor. Örnek vermek gerekirse Siirt, Mardin, Mersin Milli Parkları. Aslında Milli Parklar yerel yönetimlerden çok daha iyi bir performans gösteriyor. Bu performans için de haberleri olması gerekiyor ve duyarlı vatandaşlara ihtiyacımız oluyor.

Yerel yönetim olarak ise tam anlamıyla henüz maalesef ki örnek gösterilecek bir yerel yönetime rastlamadım. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bir takım atılımlar var. Dilerim çok daha iyi işlere imza atarlar. Keşke örnekleri çoğaltabilseydik…

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz: Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka alternatif bilmiyorduk.

Veganlık Bir Felsefe, Bir Terbiyedir

– Türkiye’de vegan olan insan sayısı hızla artıyor. Vegan olmaya siz nasıl karar verdiniz? Veganlık ve hayvanseverlik arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

2017 sonlarına doğru Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü’nün (BUHAY) düzenlediği bir panele katıldım. Panelin konusu sokak hayvanları ve katılımcılar da Hayvanlara Adalet Derneği ve Zülal Kalkandelen’di. Dikkatle takip ediyordum konuları, sıra Zülal Hanım’a geldiğinde çok ciddi bir sorgulama içine girdim. O konuşurken ben cevap veriyordum içimden ve tuhaf bir ruh haliyle okuldan ayrıldım. Okuldan ayrılmadan kendisine “İnanıyor musunuz?” diye sordum. Aldığım cevap netti. Bir hafta içinde et yemeği bıraktım ve vegan olmanın benim için en doğru yol olacağına karar verdim. İyi ki Zülal Hanım’ı tanıdım. Onu çok seviyorum…

Veganlık ve hayvanseverlik ayrılmaz bir bütündür. Vegan olmak mutluluk verici çünkü benim için bir canlı acı çekmiyor, katledilmiyor, sömürülmüyor. Öyle büyük bir huzur ki kelimelerle anlatamam… O gün Zülal Hanım sizler ‘Hayvanseçersiniz’ dediğinde, ilk olarak inkâr ettim içimden. Hayır dedim, ben tümünü seviyorum ama gerçek bu değildi. Birini severken diğerini yemek veya sömürmek normaldi. Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka bir alternatifi de bilmiyorduk. Her şey bize çok normal anlatıldı, sanki böyle olmalıydı ama gerçekler çok farklı ve acı dolu. Öğrendikten sonra değişmek zor olmadı. Yaşama değer vermek, benim için damak zevki ve alışkanlıklardan çok daha önemli.

Veganlık bir felsefe, bir terbiye, keşke herkes biraz düşünse, biraz öğrense ve sorgulasa…

Hukuk Değişim İstiyor Ama Bu Değişimi Kabul Edecek Olan Devlet

– Hayvanlara yönelik şiddet ve istismara hala ciddi bir ceza yaptırımı getirilmiyor. Bu anlamda birçok sivil toplum kuruluşu uzun yıllardır bir çalışma yürütüyor. Neden bir aşama sağlanamıyor?

Evet, maalesef öyle… Birçok STK bu konu üzerinde çalışma yaptı, yapıyor. Aşama sağlanamamasının en önemli nedeni hukuki yaptırımların hala bir değişime uğramaması. Konu ile ilgili birçok panele ve söyleşiye katıldım. Hukuk bir değişim istiyor ama bu değişimi kabul edecek olan devlet.

Türkiye’nin taraf olduğu 18 tane uluslararası sözleşme var bunlar bile tam anlamıyla uygulanmıyor. 5199 gibi 2004 yılında çıkarılmış bir yasa var, peki o uygulanıyor mu? Cevap açık, yaşanılanlar ne derece uygulandığını gösteriyor.

Uygulamaların, kontrolün olmadığı bir düzende yaşam hakkının korunması ne derece başarılı olur? Başarılı olamaz tabi ki…

Taslak Rapor Bazı Yönlerden Asla Kabul Edilemez

– Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu’nun meclise göndermeyi planladığı taslak raporu nasıl buldunuz? En önemli eksiklikler neler? Bu raporun yasalaşması durumunda, ciddi bir iyileşmeden söz edebilir miyiz?

Taslak raporu bazı yönlerden olumlu bazı yönlerden asla kabul edilemez bulduğumu belirtmeliyim. Komisyonda biliyorsunuz, çok yeni kaybettiğimiz Burak Özgüner arkadaşımız da vardı ve rapordan sonraki açıklaması istenildiği gibi olmadığının göstergesidir.

En önemli eksikler; türcülük yapılması, avcılığın, deney hayvanı kullanımının, faytonun kullanımına devamlılık sağlanması, kürk hayvanı üretimi hakkında açıklık olmaması yani bir şekilde varlığın kabulü ve su parklarıyla, sirklerin kapatılmaması.

Bu tasarı yasalaşırsa doğru ve iyi bulunan maddeler açısından kazanım diğer büyük eksiklikler açısından büyük bir kayıp olacaktır.

Yasanın Eksikliği ve Toplumun Erkil Yapısı Hayvanlara Yönelik İstismarı Körüklüyor

– Türkiye’de hayvanlara yönelik istismarın son dönemde oldukça arttığını görüyoruz. Bunun sebeplerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-psikolojik yapının bozulduğu kanaatindeyim. Üç ana etkenden bahsetmiştim toplumun şiddetten uzaklaşması için: Aile, eğitim ve ekonomi. Bu ana etkenler doğru ve düzgünce yerleştiği zaman sorunlar gittikçe azalacaktır. Ama görüyoruz ki kimse bu etkenlerin varlığından haberdar değil, daha doğrusu böyle olmayı tercih ediyorlar.

Ruh sağlığı korunmayan bir toplumun içinden nasıl bireyler çıkacağı açıktır. Üstelik bu bireyler ile iç içe yaşamak zorunda bırakılıyoruz. İşte burada daha önce bahsettiğimiz yasa değişiminin gerekliliği ortaya çıkıyor. Kozmopolit bir toplum yapısı içine girdik. Dış ülkelerden gelen göçler, iletişim araçlarının kullanımı, bilgi kirliliği negatif etmenler olarak yaşantımızı etkiliyor. Hayvan istismarının kırsal kesimde var olan devamlılığı meşru kılınırmışçasına yapılan yorumlar, bu şiddetin zeminini hazırlamaktadır. Yasanın eksikliği ve toplumun erkil yapısı bu kabul edilemez durumu körüklemektedir.

Bölgedeki Hayvanlar İçin Acil Çözüm ve Kamuoyu Desteği Rica Ediyoruz

– Ilısu Barajı’nın açılmasına çok az bir zaman kaldı. Sosyal medya hesabınızda Dicle ve Botan Vadisi’ndeki hayvanların güvenli yerlere taşınmadığını belirttiniz. Hayvanların baraj suları altında kalması söz konusu. Bu durumu anlatır mısınız?

Siirt Hayvan Hakları Topluluğu İle tanışıklığımız 2 seneye yakındır devam ediyor. Her zaman dirsek teması halindeyiz. Bir hafta önce topluluktan genç arkadaşım, beni arayarak oluşan bu son durumdan bahsetti. Ilısu barajının suları açıldığı zaman, maalesef ki Botan vadisi de sular altında kalacak. Uzun zamandır bilinen bir gerçek ki Siirt Belediyesi şehir merkezindeki köpekleri toplayarak bu vadiye atıyor.

Kayyum döneminde yapılan geçici bakımevi ne yazık ki halen işletmeye açılmış değil. Tam anlamıyla çözüm üretemiyor. Personeli de yok.

Bu vadi içinde 80-90 köpek nüfusundan bahsediyoruz. Bulundukları yer suya 4-5 km uzaklıkta ve yemek bulmaları imkânsız. Bir dönem belediye mama vermiş ama şimdi böyle bir durumdan bahsedemiyoruz. Açıkça görülüyor ki oradan kurtarılmaları gerekli. Şahsen Belediye Başkan Yardımcısı ve Milli Parklar ile görüştüm. Valilik de konuya vakıf ve bu konu hakkında bir toplantı düzenledi. Üzülerek ifade ederim ki kurumlar arası anlaşmazlık yüzünden, bu canlar boğularak ölecek. Valiliğin en üst resmi kurum olarak gerekli hassasiyeti göstereceğini ümit ediyorum. Milli Parklar da her zaman destek olacağını bana iletti. Sorunun hemen çözülmesi, köpeklerin alınıp, yenilenen geçici bakımevinin göreve başlaması gerekiyor. Kısırlaştırma, aşılama ve takip ile yaşanılan sorunlar en aza indirilmeli. Acil çözüm bekliyoruz ve kamuoyunun desteğini rica ediyoruz.

Diğer bir konuda bölgedeki ekolojinin sular altında kalarak yok olması. Sadece köpekler değil kocaman bir ekoloji yok olacak bu gidişle. Vadideki yaşam, kocaman bir tarihsel geçmiş silinip gidecek. En başından beri yapılan uyarılar neden dikkate alınmıyor, bu gerçekten çok düşündürücü. Aklın, vicdanın dikkate alınmasını istiyoruz.

Geleceğin Devamlılığı İçin Veganlık Şarttır

– İnsanlara son olarak neler söylemek istersiniz?

Kendini her şeyin sahibi olarak gören insanlık; dilerim ki pozitif bilimin ışığında gerçekleri görerek, vegan bir yaşama adım atar. Küresel iklim krizi ile karşı karşıya kaldığımız bu günlerde, endüstriyel hayvancılık bu krizi körükleyen en baş nedenlerden biridir. Yani, geleceğin devamlılığı için veganlık şart.

Su tüketimi, yeşil alanların azalması, karbon salınımı artık bizi zorluyor. İnsanın üstün (!) öngörüsü artık bu gerçekleri görmeli ve dürüstçe çözüm aranmalı.

Doğayı rahat bırakalım, bizim malımız değil. Biz sadece doğanın bir parçasıyız ve hayvanların özelliklerine bakarsak da çok savunmasız bir türüz. Hayvanlarla aramızda 1,7 DNA farkı var ki bu bir hiç. Buradan yola çıkarak; yaşama saygı duyalım, yaşam hakkı kutsaldır!

Röportaj için Sayın Ayşem Özleyiş Oğuz ‘a şükranlarımızı sunuyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer içerikler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

***

Ayşem Özleyiş Oğuz Kimdir?

Hayvan hakları mücadelesine çok küçük yaşlarda başlamıştır. Alper Karmış ile birlikte Sokaktaki Patili Canları Yaşatma Derneği – PADER’i kurmuştur. Oğuz, merkezi Ankara’da bulunan dernek ile Çorum, Kırıkkale, Yozgat, Bilecik ve Kastamonu gibi civar illerde ciddi çalışmalar yürütmüştür. 2 yıldır PADER’in İstanbul temsilcisidir. Deneye Hayır Derneği üyesi ve Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’nun (BHH) bir aktivistidir. Oğuz aynı zamanda CHP Beşiktaş İlçe Başkanlığı’na bağlı Doğa ve Hayvan Hakları komisyonu başkanıdır.

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz

Okumaya devam et