Connect with us

Blog

Elon Musk’ın Kafası Mı İyi, Yoksa Şirketlerimiz Kötü Mü Yönetiliyor?

inovasyon

K2Haber olarak #PazarOkumaları’nda Medium.com’dan kısa vadeciliğin Türkiye’de en önemli sorun olduğunu belirten, Ussal Şahbaz’ın değerli yazısını paylaşıyoruz.

“Geçen ay Tesla’nın kurucusu Elon Musk tvit atarak Tesla’yı halka kapatacağını ilan etti. Elon Musk halka açık hisseleri Suudi Arabistan varlık fonundan gelecek paralarla geri toplayacağını açıkladı. Bir süre sonra anlaşıldı ki ortada Suudi’lerin verdiği bir taahhüt yok. Aynı günlerde Elon Musk katıldığı bir radyo programında esrar içerken görüntülendi. ABD’nin sermaye piyasaları kurulu SEC Elon Musk hakkında soruşturma başlattı.

Elon Musk’ın tvit yazarken kafası mı iyiydi yoksa mantıklı şeyler mi söylüyor? Aslında son yıllarda Amerikan pazarında halka açık arz miktarı azaldı. Bir bakıma halka arzın modası geçti. Biz ise geçen seneye kadar halka arz seferberlikleri yapıyorduk.

Halka arzların azalmasının iki ana nedeni var:

  • Halka açılmadan fon bulmak kolaylaştı. Hem girişim sermayesi fonlarında, hem de petrol zengini ülkelerin varlık fonlarında çok para var. Mesela Uber 22 milyar dolar fonu halka açılmadan özel yatırımcılardan topladı.
  • Halka açık şirketlerin yönetimlerinin başlıca odağı hisse fiyatı ve hisse fiyatının temel belirleyicisi olan çeyreklik (üç aylık) veya yıllık sonuçlar haline geliyor. Bu da şirketlerin uzun vade inovasyon yapmalarına engel.

Nitekim 2013 yılında Michael Dell, kendi kurduğu şirketi Dell Computers’ı yeni dünyaya adapte edecek inovasyonları yapabilmek için halka kapatmıştı. Çeyreklik veya yıllık sonuçlara bakan bir yönetimle yeni iş modelleri benimsemek mümkün değil.

Son yıllarda bunu gören Amazon, Facebook, Google gibi dijital devler, halka arz edilirken hisse sınıflarını ayırıp, şirketin kurucusuna yönetim haklarını veren altın hisseler tahsis ederek, şirketin uzun vadeli vizyonunu korumasını sağlıyor. Nitekim, mesela Amazon yıllardır temettü dağıtmadığı halde sadece hisse değeri son 5 yılda 4 kat arttı.

Elon Musk’ın tvitinden sonra ilginç bir tvit daha geldi: ABD Başkanı Trump “çeyreklik raporlamalar şirketlerimizde kısa vadeciliğe sebep oluyor. SEC’ye raporlama sürelerini uzatmayı değerlendirme talimatı verdim” dedi.

Şirketlerin Uzun Vadede Ayakta Kalabilmesinin Yolu Sürekli İnovasyon

Aslında bu tvitlerin ötesinde cevap aramamız gereken soru şu: Bir şirket neden var olur? Hollandalılar 1600’lerde ilk limited, yani mesuliyeti hissedarlarının koyduğu sermaye ile sınırlı şirketi kurarken hedefleri şimdiki Endonezya’yı kolonileştirip ticaret yapmaktı. Şirketin kurucuları bu belirsiz ve uzun vadeli hedef için tek tek hissedarların uzun vadeli risk almalarının mümkün olmadığını düşündüler. Yani şirket tek tek hissedarların amaçlarından bağımsız ve uzun vadeli bir amaç için kurulmuştu. O zamanın inovasyonu daha önce gidilmeyen bir pazarı keşfedip ticaret yapmaktı.

1970’lerde Nobel ödüllü iktisatçı Milton Friedman şirketlerin amacı hissedarlarına değer yaratmaktadır, dedi. Pratikteyse şirket yönetimlerinin amacı hisse değerini artırmaya dönüştü. Peki şirketin tüm hissedarlarının değer algısı aynı mıdır? Mesela borsaya yatırım yapan emeklilik fonları her yıl emeklilere ödemek için düzenli temettü dağıtılmasını ister. Aktivist yatırımcılar şirketin 3–5 yılda değerinin ne kadar arttığına bakar. Şirketin kurucusu artık yaşlandıysa kısa vadeli getiriye bakar, çocukları ise uzun vadeli getiriye bakar. Yani, şirket yöneticilerinin dilinden düşürmediği “hissedar” aslında homojen değildir. Hissedara değer yaratmak için yapılanlar ise genelde şirkete değer kazandırmaz ama şirketten hissedara değer transferine yol açar.

Nitekim bu konuyu ele alan Joseph Bower ve Lunn Paine’nin Harvard Business Review’daki makalesinde, Amerikan hukukuna göre, şirket yöneticilerinin güven sorumluluğunun (fiduciary duty) hissedarlara değil, şirketin kendisine olduğuna dikkat çekiliyor. Aynı iddiayı Türk Ticaret Kanunu’nun ruhuna uygun olduğunu da söyleyebiliriz.

Şirketler hissedarlarından bağımsız olarak ekonominin gelişmesi için kritik varlıklar. Uzun vadede hisseler el değiştirebilir, ama şirket ayakta kalır. Şirketin uzun vadede ayakta kalabilmesinin yoluysa sürekli inovasyon yaparak yeni ürünler ve iş modelleri geliştirebilmesidir. Yönetim danışmanlığı şirketi McKinsey’in çalışmasına göre, Amerikan borsasına kote şirketler çeşitli parametrelere göre uzun vadeli hareket edebilenler ve edemeyen diye ayrılıp 2001–14 arası performansları incelendiğinde, uzun vadeli hareket edenler cirolarını %47 daha fazla artırmışlar. Bunun temel nedenlerinden biri, aynı zaman diliminde inovasyon ve AR-GE’ye %50 daha harcama yapmış olmaları.

Bu nedenle, dünyanın başlıca kurum içi girişimcilik ve inovasyon liderlerinden Eric Ries de yeni bir “uzun vadeli borsa” kurmak için çalışma başlattı. Sürpriz değil, işin içinde yine Elon Musk da var. Bu yeni borsada kote olan şirketlerde, hissesini uzun süre elinde tutan hissedarların daha çok oy hakkı olacak, şirket yöneticilerine verilen bonuslar ise uzun vadeli performans üzerinden olacak.

Kısa Vadecilik Türkiye’de En Önemli Sorun

Şimdi diyebilirsiniz ki, bizim Türkiye’deki şirketlerin en büyükleri halka açık bile olsa patron şirketi, bunlar Amerikan ekonomisiyle ilgili meseleler. Halbuki kısa vadecilik Türkiye’de en önemli sorun. Büyük şirketlerimizin hepsinde üst düzey yöneticiler bonuslarını en fazla yıllık sürelerle alıyor. Bütçeler yıllık yapılıyor. Patron uzun vadeli plan yapacak durumda değilse, “hissedar”ın önceliği de kısa vade oluyor.

Oysa ekonomimizdeki en önemli aktör şirketlerimiz. Şirketlerimiz uzun vadeli inovasyon faaliyetleri içine girip geleceklerini yazamazlarsa, hem “hissedar”larına hem de topluma kattıkları değer azalacak. Şirketlerin yeni ürünler ve iş modelleri geliştirmelerinin temeli kurumsal yönetişimin değiştirilmesi. İşe üst düzey yöneticilere 5 senelik performanslarına göre stock option, yani 5 yıl içinde şirketten hisse alma hakkı vererek başlayabiliriz. Bakalım yönetimde neler değişecek?”

Kaynak

Blog kategorisindeki diğer yazılar için: http://k2haber.com.tr/category/blog/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Blog

Bir Problemi Girişime Nasıl Dönüştürebilirsiniz? – 2

girişim startup enis erdem yurdatapan

Girişimciliğe, girişimci gibi düşünmeye yeni başlayan insanlar, çoğunlukla akıllarına gelen fikirler üzerinden planlarını yapar ve ona göre girişim kurmaya çalışırlar. Halbuki bu durum daha yolun başında ilk hatayı yapmalarına sebep olur. Çünkü, bir girişimin başarılı olup müşterilerinin gönlünü fethedebilmesi için üretilen fikirden ziyade önemli bir problemi çözmeye odaklanmış olması gerekir. Yani burada demek istediğim, aklınıza gelen bir fikir başarılı olmasa dahi yeni bir fikir ve çözümle tekrar deneyebilirsiniz. Fakat, müşterinin gerçek problemini tespit etmeden, doğrulamadan üreteceğiniz bu fikirler, kurulan girişimlerin %90’ının başarısız olduğunu ve battığını düşündüğümüzde, başarılı olan %10’luk dilime giremeyecektir. Şu anda hayatımızda vazgeçilmez durumda olan WhatsApp ve Facebook gibi girişimleri düşündüğümüzde, ortak özelliklerinin insanların çok önemli problemlerini çözmeye odaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. WhatsApp, hızlı, güvenli ve ücretsiz bir şekilde haberleşememe, Facebook ise anılarımızı dijital ortamda paylaşamama problemimizi çözüp hayatımızda çok önemli bir boşluğu doldurarak milyar dolarlık girişimler oldular.

Bir önceki yazıda, bir girişimi kurgulama aşamasında SCQA metodunun kullanımını detaylarıyla anlatmıştım. (http://k2haber.com.tr/2019/10/27/bir-problem-girisim-nasil-donusturebilirsiniz/)

Özet olarak bahsetmem gerekirse, bir problem üzerine girişim kurmaya karar verdiğimizde ilk başta problemin alt başlıklarını listeliyoruz; daha sonra bu alt problemleri şu an günlük hayatta potansiyel müşterilerimiz neler yaparak çözmeye çalıştığını yazıyoruz; daha sonra ilgili sektördeki olumlu/olumsuz trendleri listeliyoruz; son adımda ise her bir alt problem için ilk aklımıza gelen çözümleri yazıyoruz. Tüm bu işlemleri yaptığımızda elimizde aşağıdaki gibi bir tablo oluşuyor.

girişimcilik startup

Yapmak istediğimiz girişimi SCQA tekniği ile kurguladıktan sonra potansiyel müşterilerimizin karşısına çıkmaya hazırız artık! Tam da bu noktada hayatımıza “Persona” kavramı giriyor. Persona dediğimiz kavramı, şu an girişiminizi hayata geçirmiş olsanız, ürününüzü/hizmetinizi kullanmak için yanıp tutuşacak ve sizinle birlikte hayatında çok önemli iyileşmeler olacak olan kitleyi tanımlamak için kullanıyoruz. Girişimi kurma aşamanızda bu kitleyi belirlemek o kadar önemli ki, doğru bir hedefleme yapamazsanız ileride anlatacağım Google/Facebook gibi mecralardan reklam verme aşamasında cebinizden tonla para çıkar fakat sitenize istediğiniz kişileri getirememiş olursunuz.

PORTRE

 

NE YAPAR?

– Günde birkaç kez lokasyon değiştirir.

– İşlerini mobil uygulamayla halleder.

DURUM

– 25-40 Yaş aralığında, Beyaz yakalı

– Şehir merkezinde oturuyor.

NE İSTER?

– Mobil uygulamadan taksi çağırmak ister.

– Güvenli bir yolculuk ister.

Persona Oluşturmak

Persona’mızı oluştururken 4 ana başlıkta çalışıyoruz. “Portre” kısmında ürünümüzü/hizmetimizi hangi esnada kullanabilir diye düşünüp çizmeye çalışıyoruz. UBER üzerinden örnek vermek gerekirse, evden iş yerine gidecekken kapıda, ayakta ve elinde telefonla uygulamadan taksi çağıran bir kişiyi resmedebiliriz. “Durum” kısmında, tahmini persona’mızın demografik bilgilerini yazıyoruz. Örneğin, 25-40 yaş aralığında, beyaz yakalı ve şehir merkezinde oturuyor. “Ne Yapar?” kısmında günlük hayattaki alışkanlıklarını listeliyoruz. Örneğin, günde birkaç kez lokasyon değiştirir, işlerini mobil uygulamayla halleder gibi.”Ne İster?” de ise yine girişimimiz odağında neleri amaçladığını yazıyoruz. Örneğin, mobil uygulamadan taksi çağırmak ister, güvenli bir yolculuk ister gibi. Bu kısımda yaptığımız her şeyi tahmin ederek yapıyoruz ve hepsi bizim hipotezlerimiz oluyor. Daha sonrasında ise potansiyel müşterilerimizle görüşmeler yaparak bu hipotezlerimizin doğruluğunu test etmeye çalışacağız. Bu görüşmeleri yapacağımız kitle hiç tanışmadığımız insanlardan oluşmalı çünkü tanıştığımız kişilerle konuştuğumuzda objektif yorumlar alamıyor ve sonrasında belki de hiç yapmamamız gereken, kısa bir süre içerisinde batabilecek bir girişimi hayata geçirmiş oluyoruz.

PROBLEMİ DOĞRULAMA AŞAMASI

Persona Görüşmeleri

  • Persona ile Görüşebileceğimiz Mekanı Belirlemek

İlk adımda yukarıda tanımladığımız persona’nın en çok nerelerde bulunabileceğini düşünerek başlıyoruz. Kendi verdiğim örnek üzerinden gidecek olursak, UBER’in hedef kitlesi beyaz yakalı çalışanlar olduğu için Starbucks ve plaza çıkışlarında görebiliriz. Siz de kendi hedef kitlenizi düşünerek nerelerde görüşmeler yapacağınızı belirleyebilirsiniz. Örneğin, çiftçilere yönelik bir proje geliştiriyorsanız plaza çıkışında onları bulamayacağınız için görüşmelerinizi tarım yapılan yerlere giderek yapmanız daha sağlıklı olacaktır.

  • Müşteri Görüşme Haritası Çıkarmak

Görüşmelerden önce iyi bir hazırlık yapmak ve sizin için önemli olan konuları belirlemek çok önemli. İlk başta genelden özele doğru gidecek şekilde soru başlıklarını listeliyoruz. Daha sonra bu başlıkların altına sorularımızı listeleyip haritamızı oluşturmuş oluyoruz. Bu soruları yazarken dikkat edilmesi gereken şeyler:

  • Sorular açık uçlu olmalı
  • Ön yargılı ve karşı tarafın hassas olabileceği şeyler sorulmamalı
  • Evet/Hayır gibi kısa cevaplar verebileceği şekilde değil geçmiş deneyimleri anlattıracak sorular olmalı
  • Sorular “Bilgi Almak”, “Derine Gitmek” ve “Yeni Fikirleri Keşfetmek” şeklinde kurgulanmalı

girişimcilik startup

  • Müşteri Görüşmeleri Yapmak

Hedef kitlemizi nerede bulabileceğimizi belirleyip, soru haritamızı oluşturduktan sonra sıra geldi görüşme kısmına. Bu noktada şu soru işareti kafanızda belirmiş olabilir: Benimle görüşmekten rahatsız olurlar mı? Girişimcilikle ilgili ilk çalışmalarımı yaptığımda ben de bu şekilde düşünmüştüm fakat işin içine girince durumun öyle olmadığını farkettim. Bizim insanımızda her ne kadar anketörlere ve satışçılara karşı soğuk bir yaklaşım olsa da siz bu ikisinden biri olmadığınızı karşı tarafa kanıtladığınız an kendinizi samimi bir görüşme ortamında buluveriyorsunuz! Bu ortamı yakalamanın en iyi yolu ise görüşmeye başlarken teziniz için birkaç konu hakkında düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum demek. (Yaşınıza göre lisans, yüksek lisans veya doktora öğrencisi olduğunuzu belirtebilirsiniz.) Buradaki en önemli konu kesinlikle ve kesinlikle girişimci olduğumuzu ve fikrimizin ne olduğunu söylemiyoruz! Tamamen araştırma odaklı bir görüşme olacağını karşı tarafa aktarıyoruz. (Görüşme sonunda karşı taraf girişimci olduğunuzu tahmin ederse veya samimi olursanız anlatabilirsiniz.) Peki bu görüşmelerde nelere dikkat etmeniz gerekiyor:

  • Bir ekip arkadaşınızla görüşmeye birlikte katılmak. (Görüşmeyi 1 kişi yaparken, 2. kişi görüşmeyle ilgili notlar alacak.)
  • Karşınızdaki kişinin konuşmalarındaki tezatlığı fark ederseniz irdelemek (Örneğin, görüşmenin başında mobil uygulamaları çok kullanırım deyip, daha sonra telefon çok kullanmam demişse)
  • Konu daha önceden hazırladığınız görüşme haritasının dışına çıkarsa tekrar oralara döndürmeye çalışmak (Öylesine konuşmak için gitmediğiniz için görüşmenin projenizin odağında gittiğine dikkat etmeniz gerekir.)

Müşteri görüşmeleri bir girişimin belki de en önemli noktası ve ilk başta belirlediğiniz problemleri, bu yaptığınız görüşmelerde valide edemezseniz ilerde kuracağınız iş muhtemelen başarılı olmayacaktır. Bu validasyonu yapabilmek için ise B2B iş yapıyorsanız (kurumlara satış) en az 15, B2C (bireylere satış) için ise 40 görüşme yapmanız gerekiyor. Bu görüşmeleri yaptıktan sonra 6Pack adı verilen “Müşteri Görüşmelerini Yorumlama Haritası” na geçiyoruz.

  • 6Pack – Müşteri Görüşmelerini Yorumlamak

girişimcilik startup

Bu kısımda persona’mız ile görüşmemizde aldığımız notları üstteki formatta yerleştiriyoruz. Müşteri görüşmelerini yorumlarken dikkat edilmesi gereken noktalar:

  • Görüşme sonunda samimi bir ortam oluştuysa çalışmalarımızla ilgili size bilgi vermek istiyoruz diyip e-mail/telefon numarası istemek (Eğer kişi bu bilgisini size veriyorsa iyi bir görüşme geçirmişsiniz demektir. Girişiminizi ilerlettiğinizde tekrardan iletişime geçip desteğini isteyebilirsiniz.)
  • Sohbet ederken demografik bilgilerini, davranışlarını ve arzu/isteklerini anlamaya çalışıp notlara aktarmak
  • Özel bir cümle kullandıysa alıntılar kısmında aynı şekilde aktarmak (Örneğin, “Taksiyle ulaşım tam bir rezalet” Bu tarz cümleler yakalarsak ilerde sitemizi oluştururken taksiyle ulaşım tam bir rezalet diyenlerden misiniz? Artık çözüm biziz! gibi cümlelerle pazarlama yapmaya çalışacağız.)
  • İlk başta kurduğunuz hipotezlerden tamamen farklı şeyler duyarsanız şaşırtıcı sürprizler sütununa eklemek (Bu kısım oldukça önemli çünkü, ilk planladığımız SCQA matrisini duyduğumuz şaşırtıcı sürprizler doğrultusunda düzenliyoruz.)

6Pack’i doldurduktan sonra yazdığımız şeyleri tek tek kontrol edip, ilk başta oluşturduğumuz SCQA matrisine dönüyoruz ve eklemek/çıkarmak istediğimiz maddeler varsa düzenliyoruz. Bu aşama oluşturduğumuz SCQA içimize sinene ve problemimizi potansiyel müşterilerimizle valide edene kadar tekrarlanabilir. Daha sonra çözümümüzü doğrulama aşamasına geçiyoruz!

ÇÖZÜMÜ DOĞRULAMA AŞAMASI

  • Kullanıcı ürün ile hangi eylemleri yapabilir?

Bu kısımda SCQA matrisinde “Answer” kısmına yazdığımız çözümleri göz önünde bulundurarak oluşturacağımız girişimde kullanıcının hangi eylemleri yapabileceğini listeliyoruz. Yine UBER örneğinden gidecek olursak, kullanıcı UBER ile aşağıdakileri yapabilir:

  • A noktasından B noktasına gitmek için taksi çağırabilir.
  • Taksinin tahmini olarak kaç dakikaya geleceğini görebilir.
  • Taksi şoförünün kim olduğunu görebilir.
  • Taksi gelirken nerede olduğunu anlık olarak görebilir.
  • İsterse taksi gelmeden talebini iptal edebilir.
  • Yolculuk sonrası sürücüyü oylayabilir.

Bu yukarıda saydığım maddelerin her biri ayrı bir özellik ve girişimi ilk kurma aşamasında müşterinin en önemli ihtiyacı hangisiyse onu test etmekte fayda var çünkü ilk başta her şeyi aynı anda yapamazsınız. Buna girişimcilikte MVP (Minimum Viable Product) yani “çalışan en yalın ürün” diyoruz. Müşteride test edeceğimiz ilk özelliği belirledikten sonra bir sonraki aşamaya geçebiliriz!

  • Prototip Oluşturma

Prototip oluşturma aşaması yazılıma geçmeden önceki, çözümümüzü doğrulamaya çalıştığımız bir aşama, en çok kullanılan yöntem ise Landing Page. Landing Page Metodu daha çok B2C (son kullanıcıya yönelik) girişimlerde tercih ediliyor. Ana amaç yazılım olmadan ve çok az bir eforla, potansiyel müşterilerimizi web siteye çekmek ve ürün/hizmetimizle ilgilenip ilgilenmediklerini anlamaya çalışmak. Bu metodun teknik detaylarına girmeden önce bir girişim örneği vermek istiyorum. “Globalde çalışan, bir online restoran rezervasyon ve sipariş platformu olmayı hedefleyen bir girişim, çözümünü test etmek üzere bir “landing page” tasarlamış. Bu sayfaya gelen ziyaretçiler gerçekten site çalışıyormuş gibi restoranı, gidecekleri saati ve istedikleri yemekleri yazabiliyorlarmış. Daha sonra girişimciler gelen siparişlere manuel olarak bakıp seçilen restoranları arayıp müşterilerin istediği siparişleri iletiyormuş. Restorandan onay aldıktan sonra da geri müşteri arayıp rezervasyonunuz onaylandı, istediğiniz saatte restoranda masanız hazır diyormuş. Bu şekilde günde 15-20 tane rezervasyon işlemini tamamladığını farkeden girişimciler, çözümlerini valide ettiklerini farkedip yazılım aşamasına geçmişler ve platform hazır olduktan sonra hızla büyümüşler.” Bu girişimcilik hikayesiyle anlatmak istediğim, artık aklımıza bir fikir geldiğinde hadi bunu bir an önce yazılımını yapalım devri artık kapandı. Başarılı bir girişimcilik serüveni için ilk önce problemi, daha sonra ise çözümü valide etmek mecburiyetindeyiz! Hadi şimdi gelin, başarılı bir “landing page” için nelere dikkat etmemiz gerektiğine bakalım!

  • Landing Page tasarımı için Wix ve Unbounce platformları kullanılabilir.
  • Headline1: Siteye gelecek kişilerin ilgisini çekebilecek ve ürünü/hizmeti satın almasını sağlayabilecek bir değer önerisi yazılmalı. (11 kelimeden kısa, aksiyon ve emir içermeli)
  • Headline2: Headline1’de ilgi çeken değeri daha detaylı bir şekilde anlatma (Niye ve Nasıl sorularına cevap vermeli)
  • Call to Action: Kullanıcıların ürün/hizmetle gerçekten ilgilenip/ilgilenmediğini öğrenmek için mail/telefon numarası gibi bilgiler istenir. Kullanıcıyı burayı doldurmaya teşvik edecek şekilde canlı ve harekete geçiren kelimeler kullanılmalı (Hadi Başvur, Hadi Katıl vb.)
  • Key Visual: Sayfanın arka planında yaptığınız işi tanımlayabilecek görseller kullanılmalı
  • Yorum/Sponsorlar: Potansiyel müşterileri ikna edebilmek için sitenin aşağı tarafında daha önce ürün kullanılmış gibi referans yazıları veya firma isimleri yazılmalı.
  • Nasıl kullanılır? Kullanıcılar tarafından anlaşılması zor bir ürünse, nasıl kullanılabileceğine dair 4-5 adımlı bilgilendirici bir şema oluşturulmalı.

girişim startup enis erdem yurdatapan

“Shopify Landing Page” üzerinden yukarıda anlattıklarımı örneklendirmek istiyorum.

  • “Headline1” dediğimiz yerde “Sell Online with Shopify” gibi net ve ilgi çekici bir mesaj kullanılmış.
  • “Headline2” de “Trusted by over 400.000 business worldwide” ile dünyada çok fazla kişinin bu sistemi kullandığını anlatıp kullanıcıya güven verilmek istenmiş.
  • Hemen alt tarafta “Call to Action” için “Get Started” gibi kullanıcıyı harekete geçirici bir buton ile e-mail adresi istenmiş.
  • Sayfanın ortasına alışveriş yapmayı çağrıştıracak ve tüm mobil cihazlarda kullanılabildiğini de anlatan bir “Key Visual” kullanılmış.
  • En altta ise ürünle ilgili kullanıcının üye olmasını cezbettirecek ekstra özellikler detaylarıyla birlikte anlatılmış.

Siz de Shopify’ın Landing Page’i gibi kendi ürün/hizmetinizi tanımlayan ve çözümünüzü valide etmenizi sağlayacak bir sayfayı Wix ve Unbounce gibi sitelerde herhangi bir kodlama bilgisi gerektirmeden 2 saat içerisinde yapabilirsiniz. (Sayfalarınızı oluşturduktan sonra yorum almak için bana ulaşırsanız yardımcı olmak isterim.)

  • Siteye Trafik Çekme

Landing Page’imizi oluşturduktan sonra bir sonraki yapacağımız şey sitemize tanımadığmız kişileri çekmeye çalışıp “Call-to-Action” kısmında mail/telefon gibi bilgilerini verip vermeyeceklerini test etmek. Literatüre göre çözümümüzü valide edebilmek için en az 300 kişiyi siteye çekip en az %15’inin bilgisini bırakmış olması gerekir. İlk denemelerinizde kullanıcılarınızın ilgisi az olabilir fakat yukarıda bahsettiğim “Headline1” ve “Headline2” gibi yerlerde ufak tefek değişiklikler yapıp, onların bilgilerini alma ihtimalinizi arttırabilirsiniz. Peki bu süreçte nelere dikkat etmeliyiz, hemen sıralayalım:

  • Ürün/hizmetinizin kitlesine göre uygun sosyal medya uygulamalarında hesaplar açılıp, tanıtım yapmadan önce sayfanın fake bir görüntüsü olmaması adına ön paylaşımlar yapılmalı
  • Sosyal medya reklamları verirken hedef kitle çok iyi belirlenmeli ve ona göre tanıtım yapılmalı (Aksi takdirde Facebook ve Google sizi tabiri caizse soymak için elinde geleni yapıyor 🙂 )
  • Google’a reklam verirken “Long Tail Keyword” dediğimiz daha uzun kelimeler ile tanıtım yapılmalı. (AirBnb üzerinden örnek vermek gerekirse, “ev” kelimesine reklam vermek yerine, “kısa süreli kiralık ev” olarak reklam vermek hem ucuz hem de daha efektif olacaktır.)
  • Mail ile tanıtım yapılacaksa özellikle başlık kısmı çok ilgi çekici olmalı
  • Hedef kitle LinkedIn’de ise aylık premium deneme hesabı alınıp mesajlaşma yoluyla site tanıtımı yapılmalı.
  • Siteye trafik çekmek için ücretsiz gerilla pazarlama yöntemleri araştırılmalı. (Jason Evanish’in “95 Evanish” adlı bir blogundan araştırma yapılabilir.)
  • Form Dolduran Kullanıcılarla Görüşme

Sitemize gelip bilgilerini bırakan kişilerle görüşmek çok önemli. Mail topluyorsak mail ile, telefon numarası topluyorsak arama ile kullanıcıların sitemizle neden ilgilendiklerini öğrenmeye çalışıyoruz. Görüşmelerde yine açık uçlu sorularla kullanıcıların görüşlerini öğrenip ona göre sitemizi güncellemeye devam ediyoruz. İçimize sindiği anda ise “Tamamdır, hayalimdeki girişim bu” deyip yazılım aşamasına geçebiliriz!

Evet, şöyle bir geriye dönüp bakıyorum da epeyce uzun bir yazı olmuş sanırım. Bir önceki ve bu sayısında anlatmaya çalıştığım “Bir Problemi Girişime Nasıl Dönüştürebilirsiniz?”, benim İTÜ Ginova’nın düzenlediği ve ekibimle 1. olduğum Çetin Ceviz Girişimcilik Yarışması’nda öğrendiğim bir eğitimdi ve hayatımda oldukça önemli bir noktaya oturdu diyebilirim. Umarım sizin için de faydalı olmuştur. Ben her ay bu yazıda anlattığım her şeyin uygulamalı halini ING İnovasyon Merkezi’nde düzenliyorum. Eğer ilginizi çektiyse, ING İnovasyon Merkezi Instagram ve Meetup sayfalarımızdan etkinlik takvimini takip edip düzenlediğim workshop’lardan birine katılabilirsiniz. Her türlü sorunuz ve yorumunuz için bana ulaşabilirsiniz. Çok memnun olurum.

Potansiyel girişimcilik serüveninizde şimdiden başarılar diliyorum. Çok önemli problemleri tespit edip, harika çözümler ileterek kullanıcılarınıza büyük faydalar sağlamanız dileğiyle…

Enis Erdem YURDATAPAN

E-mail: yurdatapan.enis@gmail.com

https://www.linkedin.com/in/enisyurdatapan/

* Bu makale Proje Yönetim Dünyası dergisinin 21.sayısında yayınlanmıştır.

Startup kategorisindeki diğer haberler için: http://k2haber.com.tr/category/startup/

Enis Erdem Yurdatapan Kimdir?

Enis Erdem Yurdatapan, 6 Nisan 1993 İzmit doğumludur. 2011 yılında başladığı ODTÜ İstatistik Bölümü’nde akademik olarak başarılar yakalayamamasına ve çok zorlanmasına rağmen 2017’de mezun olmayı başarabilip, ING Bank Global Yeni Mezun Programı’nda IT Departmanı’nda çalışmaya başlamıştır. Yaklaşık 5 aydır ING İnovasyon Merkezi ile ING Bank’ın Startup ilişkilerini yöneten iki kişiden biri olan Enis Erdem Yurdatapan, girişimcilik kavramını üniversitede katıldığı kariyer kamplarıyla ve dinlediği seminerlerle benimsemeye başlamış olup, hem kurum içi hem de kurum dışı birçok proje yürütmüştür.

2018’in başlarında İTÜ Ginova’nın düzenlediği Çetin Ceviz Girişimcilik Yarışması’nı ekibiyle birlikte kazanmış ve Berlin Girişimcilik Ekosistemi’ni 5 gün boyunca keşfetme imkânı elde etmiştir. Yine aynı yarışmanın ödülüyle İTÜ Çekirdek Ön Kuluçka Programı’nda 7 hafta boyunca eğitim alıp 20’nin üzerinde mentor görüşmesine katılmıştır. Bunların haricinde dünyada 500’den fazla şehirde faaliyet gösteren Startup Grind’ın İstanbul Topluluk Yöneticisi’dir. Her ay ülkenin en başarılı girişimcileriyle ortalama 100 kişinin katıldığı söyleşiler düzenleyip, sosyal medyada da yine girişimcilerle yapılan röportajları ve güncel haberleri paylaşan hesapların başındadır. Bir diğer iş olarak ise Türkiye’deki üniversite öğrencilerine erken yaşta girişimcilik mantalitesi ve tecrübesi kazandırma hedefi olan ve bu doğrultuda Türkiye’nin dört bir yanındaki öğrencilere yönelik girişimcilik maratonları ve hızlandırma programı düzenleyen University4Society’de de topluluk yöneticisi olarak çalışmaktadır. Gönüllü olarak yaptığı son iş ise Facebook’un yazılımcıların teknik gelişimini ve networkünü arttırmayı amaçlayan Developer Circle İstanbul’u yönetmektir.

Girişimcilik ruhunu yaşayan ve bulunduğu ortamlara farklı bir yenilik getirmeyi alışkanlık haline getiren Enis’in en büyük hedefi global anlamda topluma büyük fayda sağlayacak Startup’lar kurmaktır.

Okumaya devam et