Connect with us

Röportaj

Nur Coşkun: Klasik Anlamda Bir Medyadan Artık Bahsedemeyiz

nur coşkun istanbulluoğlu

K2 Haber olarak halkla ilişkiler alanında önemli tecrübelere sahip, Net İletişim Kurucusu Nur Coşkun İstanbulluoğlu ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar dileriz.

Röportajı Gerçekleştiren: K2 Haber (K2 olarak anılacaktır)

Röportaj Yapılan: Nur Coşkun İstanbulluoğlu (N.C. olarak anılacaktır)

 nur coşkun istanbulluoğlu

K2: Kendinizden biraz bahseder misiniz? Nur Coşkun neler yapar?

İletişim Sektörü, Her Sektöre Hakim Bir Konumda

N.C: İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Fizik Bölümü mezunuyum. Meslek hayatıma Alarko Şirketler Topluluğu’nda 1987 yılında başladım ve aynı kurumda uzun yıllar Reklam Müdürlüğü yaptım. 2004 yılında Net İletişim Danışmanlık Limited Şirketini kurdum. Şirket olarak ulusal ve uluslararası firmalar, dernekler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ile çalışıyoruz. Sağlık, gıda, ticaret, finans, insan kaynakları, eğitim konuları başta olmak üzere, farklı sektörlere yönelik iletişim danışmanlığı hizmeti veriyoruz. Sosyal sorumluluk odaklı projelerde yer almak ayrı bir ilgi alanım. Periyodik yayınlara, sosyal sorumlulukla ilgili farkındalığı arttırmaya yönelik yazılar da hazırlıyorum. Seyahat etmeyi ve gezgin olmayı seviyorum. Seyahatlerde yeni yerleri keşfe çıkmanın kişisel gelişime ve dolayısıyla mesleki başarıya önemli bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Seyahat, spor, sanat gibi ilgi alanlarımızı zenginleştirmek, ufkumuzu genişletmeye ve yeni ilhamlara ışık tutuyor. Meslek hayatında verimli işler yapabilmek için zamanı iyi yönetmek kadar vizyonu da genişletecek kaynaklara her zaman ihtiyaç var.

Bildiğiniz gibi matematik, müzikten edebiyata, sanata, yönetime kadar hayatın her alanına işlemiş bir bilim. Böyle bir eğitimin iletişim alanında çok faydasını gördüğümü düşünüyorum. Matematik eğitimi analitik düşünmenin yanı sıra iletişimde farklı konular arasında bilgi transferi yapabilme yeteneğini güçlendiren bir performans sağlıyor. Toplumsal açıdan bakıldığında iletişim ya da halkla ilişkiler, siyasetten bilime, ticarete kadar her alanda kişiler ve kurumlar arasındaki etkileşimin yürütülmesinde en güçlü enstrümanların başında geliyor.

Halkla İlişkiler, Merkezinde İletişim Olan Bir Kavram

K2: Halkla İlişkileri Nasıl Tarif Ediyorsunuz? Nedir, Ne Değildir?

N.C: Halkla ilişkiler, merkezine iletişimi alan, faaliyet yelpazesi çok geniş bir alan. İletişim; insanın insanla, insanın makinayla, toplumla, dünyayla diyaloğu aslında. Bu diyalog ne kadar sağlıklı kurulursa, iletilmek istenen mesajlar o kadar doğru hedefi bulur.

Halkla ilişkilere, insanın insanı yönetip, yönlendirebilme yeteneğini en yetkin şekilde kullanabilme sanatıdır, da diyebiliriz. İlişkiler silsilesini düzenleyebilme becerisidir. Örneğin toplumun devletle ilişkisi, devletin vatandaşı ile ilişkisi, ülkelerin birbiriyle ilişkisi ya da bir şirketin çalışanları ile ilişkisi, çalışanların müşterisi ile ilişkisi gibi çok boyutlu ilişki katmanlarını yönetebilme rehberidir. İş hayatına baktığınızda bir işin, sadece iş olarak sonuca ulaşması sırasında harcanacak zaman, o işi yapanların iletişimi ile geçen zamanın yarısından azdır aslında. Bazen on dakikada sonuçlanabilecek bir işin on günde bitmediğine ya da büyük bir krize dönüşebildiğine tanık olanlarımız az değildir.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Cengiz Özek: Kukla Sadece Çocuklara Yönelik Bir Sanat Değil

En Yalın Şekliyle Kendinizi Karşı Tarafa İfade Etmeniz Gerekiyor

K2: Başarılı Bir Halkla İlişkilerin Temel Gereksinimlerinin Neler Olduğunu Düşünüyorsunuz? Başarılı Bir Halkla İlişkiler Nasıl Yapılmalı Sizce?

 N.C: Öncelikle iletişimini yapacağınız şeyi (ki bu ürün ya da proje olabilir) çok iyi tanımalı ve istenen hedefi iyi teşhis etmelisiniz. Sonrasında hedeflenen kitlenin verdiğiniz mesajı en doğru ve en yalın haliyle anlamasını sağlamalısınız. Yani küçük bir çocuğun anlayabileceği basitlikte anlatılabilmeli her şey. Çünkü “İletişimin gücü yalın ve net anlatımda gizlidir.” Onun için şirketimizin adı da Net İletişim. İşimizi en net şekilde yapmaya çalışıyoruz. Anlatmak istediğinizi çok komplike, süslü cümlelerle karmaşık hale getirdiğinizde, mesajın kolay kavraması tehlikeye girebilir. Karmaşık kurgudaki ağdalı mesajlarla yaklaşımlar, çoğu zaman karmaşa da yaratır. En yalın ve en doğru şekliyle kendinizi karşı tarafa ifade edebilmeniz, sizi bir adım öne taşır. En temel gereksinim mesajı, anlamasını istediğiniz biçimiyle karşı tarafa algılatabilmektir. İletişimin başarısı tam da buradadır.

K2: Peki Halkla İlişkiler ile uğraşan bu sektörde çalışan birinde hangi özellikler olmalı?

N.C: Analitik düşünebilme becerisi güçlü, olaylara duyarlı, vizyoner, her konuda bilgi edinmeye iştahlı, meraklı ve sorgulayıcı olmalı. Sosyalleşmesi dozunda olmalı ve gerektiğinde ketum olabilmeli. Güçlü muhakeme yeteneğini ve takipçiliği de unutmamak gerek.

Günümüzde Klasik Anlamda Bir Medyadan Bahsetmek Fazlasıyla Zor

K2: Klasik anlamda bir medya ilişkisinden bahsetmek artık zor. Günümüz iletişim teknolojileri kapsamında medya ilişkilerini yeniden tanımlanmalı mıyız?

N.C: Teknolojik değişimlere hızla ayak uyduran medya kanallarını göz önüne aldığımızda, medya ilişkilerinin de bu yapıya ayak uydurabilecek bir yapıya adapte olması kaçınılmaz. Artık klasik anlamda bir medyadan bahsetmek mümkün değil. Hızın ve sıradışılığın çok önemli olduğu bir dönemdeyiz. Yani saniyeler içinde bilgilerin eskiyebildiği ve sıradanlaştığı bir döngüde adeta bilgi sarhoşu olduk. Her an en taze bilgiye ulaşabilmek bir lüks olmaktan çıktı. Medyaya bilgiyi en taze ve en çekici haliyle verebildiğiniz oranda en iyi etkileşimi alabilir olursunuz. Onlarca haber arasından fark edilebilir olmak ve bilgi akışını güncel tutabilmek için güçlü stratejik formüller gerektiriyor. Dijital medyada var olabilmek için içerik zenginliği ve sürdürülebilir bilgi akışını sağlamak temel şartlardan. Yani o mecradaki tüm kanalları en efektif şekilde kullanabilmek gerek şart. Bugün en popüler kanallar LinkedIn, Twitter, Facebook, Instagram ve Youtube gibi kanallarsa; bu kanalları en etkin şekilde kullanmak gerekiyor. Yarın belki yeni bir kanal çıkacak, o zaman o kanalda var olmanız gerekecek. Varlığınızı sürdürebilmek için değişime ayak uydurmaktan başka çareniz yok. Bu bilinen bir gerçek.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Barış Şengün: Hayvana Şiddet, Mevcut Yasalar İle Meşrulaştırılıyor

Günümüzde artık hiç kimsenin uzun metinleri okuyacak sabrı ve vakti yok. Anlatacağınız mesajları hap haline getirmeniz gerekiyor. Bir şeyi çok kısa, net ve hızlı anlatmak zorundasınız. O kısa anda, vermek istediğiniz mesajı doğru şekilde aktarabilmelisiniz. Bugün gerçek beceri, tam olarak bu. İletişimde başarılı olmak isteyenler az vakitte en çarpıcı mesajı verebilme yeteneğini geliştirmeli. Tabi daha derinlemesine bilgi almak isteyen olursa da doğru kanallara yönlendirebilmek gerekiyor. Bir gün içinde o kadar çok mesaja maruz kalıyoruz ki, o mesajların arasından sıyrılabilenler, farkındalık yaratabilenler hedefine ulaşabiliyor. Bunun için yaratıcı zeka devreye giriyor. Medya ilişkilerinde içerikte yaratıcılık her geçen gün çok daha fazla önem arz ediyor.

Teknolojinin Nimetlerinden Üretimde daha fazla Faydalanmalıyız

 K2: Tarım sektörüne ilişkin çalışmalarınız var. İlginiz nereden kaynaklanıyor? Tarım sektörüne gelecekte nasıl görüyorsunuz?

 N.C: Aslında uzun yıllarıdır gıda ile ilgili iletişim projeler içinde yer alıyorum. Yaklaşık üç senedir  de Dünya Gıda Dergisi’ne bu alanda yazılar hazırlıyorum. Tarım ve inovasyon ile ilgili çalıştığım projeler de var ve bu konularla ilgili araştırma yapmayı ve farkındalığı artırıcı yazılar yazmayı seviyorum.

Farklı kanal ve kaynakları araştırdıkça dikkatimi çeken konular ortaya çıkıyor. Büyük Veriyi (Big Data) yenilikçi ürünler geliştirmede kullanabilmek çok önemli. Dijital yenilikler tarımda çok büyük kolaylıklar ve modern uygulamalara olanak sağlıyor. Örneğin Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı – TİKA tarafından tasarlanan kentsel ve kırsal yoksulluğa çözüm olabilecek topraksız dikey tarım uygulamaları projeleri bunlardan bir kaçı. TİKA’nın pilot projelerinden birinde şehir merkezlerinde yaşayanlar için topraksız dikey tarım sistemleri kurulmuş. Çilek, renkli yapraklı marul, ıspanak, fesleğen, domates, kereviz gibi 10 çeşit meyve ve sebze yetiştirilmesi süreci devam ediyor. Üstelik dikey tarım sistemi engelli veya az hareketli olan kişilerin üretimde bulunmasına da uygun. Dolayısıyla bu uygulamanın sosyal açıdan, şehir ortamlarında ve apartmanlarda kurulacak bir nevi şehir bahçelerinin çevre kirliliğini azaltma, çeşitli biyolojik habitatlar oluşturma, doğal izolasyon görevini üstlenmesi de mümkün. Ülkemizdeki kentlerde de bu tür projelerin yaygınlaşması uygulandığı çevreye taze bir nefes getirecek. Tarım sektöründe bu tür yenilikçi uygulamalar evrildikçe genç kuşakların sektörü sahiplenmesi ve daha ilerilere taşıması mümkün görünüyor.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Yeşim Gürsucu: Hikayeleştirme, Ürün ve Hizmet Pazarlamanın En Etkili Yolu

Türkiye’den Dünya Markası Çıkarmak İle İlgili Bir Sıkıntımız Var

K2: Türkiye’de girişimcilik ekosistemi gün geçtikçe büyüyor. Özellikle gençler tarafından girişimler kuruluyor. Bu anlamda global bir marka yaratma hedefi olan girişimcilere tavsiyeleriniz nelerdir? Nelere dikkat etmeliler?

N.C: Girişimcilik ekosiseminde inovatif bir fikir yakalamak çok önemli. Çünkü dünya çok küçük ve bir şeyin benzerini yapıp onunla var olmaya çalışmak, bir süre sonra hüsranla sonuçlanabiliyor. Ülke olarak dünya markası çıkarmakla ilgili bir sıkıntımız var gibi görünüyor. Markalaşamama sorunumuz var. Markalaşabilmenin kodlarını iyi çözebilmek gerek. Dünya markaları arasında girme çabaları içinde olan bir kaç marka var ama daha fazlası neden olmasın. Markalaşma potansiyeli güçlü bir ülkeyiz. Markalaşmada pek çok şartın yanısıra üretimde iyi olmak, ürünün dünya standartlarında tanıtımını yapabilmek gibi temel şartları sağlayabilmek gerek. Her sektörün farklı kodları var ve o kodlara uygun süreçlerin uygulanabilmesi kaçınılmaz. Markalaşmak için ürünlerin global pazarların radarına girebilmesi, vitrininde yer alabilecek prestiji yakalayabilmesi şart. Bunu başarabilenler yok değil ama bu örnekler çoğalıp, yaygınlaşabilmeli.

Markalaşabilmenin yolu şirketlerin kurumsallaşmasından geçiyor. Bu süreci tamamlayamadan üretime geçenler sistemsizlik nedeniyle ya kısa sürede bozguna uğruyor ya da iç pazara sıkışıp kalıyor. Hedeflerini büyütemeden küçük bir çarkın içinde döngüsünü tamamlıyor. Ancak, kurumun anayasasını oluşturup, üretim, tanıtım, pazarlama ve satış ağının stratejisini kurgulayarak, dünya pazarlarının kapılarını zorlayabilme cesaretini gösterebilenler markalaşma ipini göğüsleyebilecek.

Dünya sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Ancak krizlerin fırsat olabileceği yaygın bilinen gerçeklerden. Kaliteli üretim kadar prestijli tanıtıma yatırım yapmak da markalaşmanın temel adımlarından. Dijital platformalar dünyanın her köşesini ulaşılabilir hale getiriyor. Üstelik bilişim teknolojisi çok daha efektif tanıtım olanaklarını girişimcinin ve yatırımcının kapısına kadar getiriyor. İş, markalaşma hedefinde olanların, bu kapıları açabilecek tanıtım anahtarına sahip olup, kilitleri açabilmesine kalıyor.

***

Sayın Nur Coşkun İstanbulluoğlu’na röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer röportajlar için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Röportaj

Kazım İsyandır: Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

kazım isyandır kazım koyuncu

K2 Haber olarak Kazım Koyuncu’nun aramızdan ayrılışının 14. yıl dönümünde Kazım’ın dostları ve sevenlerinin oluşturduğu “Kazım İsyandır” ile bir röportaj gerçekleştirdik. Kazım Koyuncu’yu sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz. Keyifli okumalar dileriz.

Kazım İsyandır tüm Kazım sevenlere ait olduğu için, röportajı verenler isimlerinin etkinliğin önüne geçmemesi için, kendi istekleri ile röportajda isimleri ile anılmamaktadır.

Röportajı Gerçekleştiren: Murat Büyükyılmaz 

Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

Öncelikle ‘Kazım İsyandır’ kimlerden oluşmaktadır, sizi bir araya getiren amaç nedir? Bize biraz hikâyenizi anlatır mısınız?

2015 yılında Kazım ile ilgili bir anma etkinliği yapıldı ve bu ne yazık ki biletli bir etkinlikti. Kazım’ın adının geçtiği bir yerde, bir etkinliğin biletli yapılması bizi açıkçası çok rahatsız etti. Anma denilen şeyin para karşılığında yapılması doğru değildir. Bu ücretli duruma tepki olarak, Kazım’ın sevenleri olarak bir araya geldik ve etkinliğin ismine de ‘Kazım İsyandır’ dedik. Yani işin özünde Kazım anmasının ticarileştirilmesine tepki vardı. Bu yıl bizim beşinci anmamız olacak. Biz bu işi yapalım dediğimizde, yani ilk başladığımızda 3 kişiydik. 10, 20, 40 kişi derken, bugün ‘Kazım İsyandır’ olarak alanda 10 binlerle buluşuyoruz.

Aslında kendilerine bir yandan da teşekkür ediyoruz. Bir nevi vesile olmuş oldular. Çünkü bu etkinlikler, Kazım öldükten tam 10 yıl sonra başladı. Kazım’ın şoku hala üzerimizdeydi, üzerimizden atamamıştık. Böyle bir anma ile bizi kendimize getirdiler. Bizim amacımız hep şuydu, biz başlatalım ama bu iş tüm Kazım sevenlerine ait olsun. Yani nerede anma yapıyorsak, orası kime aitse, kim üstlenebiliyorsa, kim devam ettirebiliyorsa o yapsın, hatta mahalleli yapsın istedik. Tabi yerin de önemi vardı. Bugün Abbasağa demek, Çarşı demek. Bu anlamda Çarşı ile de yakınlığımız oldu. Bu bazen diğer taraftar grupları tarafından ne yazık ki yanlış anlaşılabiliyor. Kazım’ın ölümünden sonra, Çarşı tüm sosyal medya hesaplarından Kazım’ı her zaman anmıştır. Çarşı grubu Kazım’a sahip çıktığı için, samimi olduğu için, yakınlığımız oldu. Çarşı da böyle bir organizasyonda yer almaktan dolayı her zaman onur duyduğunu ifade ediyor ve Kazım’ı her şeyden önce duruşu ile sevdiklerini belirtiyorlar.

Kazım’ın Hayali Sahnelerin Olmadığı, Herkesin Şarkı Söylediği Bir Dünyaydı

– Kazım Koyuncu’nun dünyasını ele alalım. Onun dünyasında ne vardı, ne yoktu? Kazım Koyuncu’yu siz nasıl anlatıyorsunuz?

Kazım’ı ne kadar tanıdığımız bize hep soruluyor. Onlara hep şu cevabı veriyoruz. Siz ne kadar tanıyorsanız, biz de o kadar tanıyoruz. Çünkü Kazım kimseye farklı bir şey vermedi. Eksik veya fazla tanımıyoruz. Çünkü onu tanımak için illa birlikte oturmak gerekmiyor. Bu toplumun her kesimine sesi ile müziği ile enerjisi ile duruşu ile ulaşmış bir insandan bahsediyoruz. Kazım önce müzisyen, biraz Karadenizli ama hepsinden önemlisi bir devrimciydi. Hayatını da hep böyle yaşadı.

Kazım, Laz kimliğini de pek öne çıkarmadı. Aslında devrimci kimliğini de ön plana çıkarmadı. Bu özelliklerini müziğine de yansıtmadı. Kazım sahnelerin olmadığı, herkesin şarkı söylediği bir dünya hayal ediyordu. Söz sözü açıyor, mesela geçen sene kaymakamlık tarafından yasaklandık, bize sahne verilmedi. Bu Kazım’ın isteğinin yerine gelmesiydi aslında. İnsanlar parka geldi ve küçük bir kolonla, sahne olmadan Kazım şarkılarını söyledik. İşte onun hayal ettiği şey tam da buydu.

Kazım’ın şarkılarında, sözlerinde bir devrim yoktur. Kazım da ‘ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim’ dedi. Gelevera deresi, ella ella dedi. O yörenin şarkılarını söyledi. Ama devrimciliğini, arka planda duran müziğinde yaptı. Alt yapıda duyduğumuz müzikler bize, onun devrimci olduğunu, müzik üzerinden devrimi anlatmak istediğini gösterdi. Sözle bunu yapmadı. Rock motifleri geldi, bir anda Rock’n Roll içerisinde bulduk kendimizi. Has Karadeniz müziği de var. Sonraki bütün gruplara bakın, kemençenin yanına gitar koymuştur. İşte bu yolu açan Kazım’dı.

Diyarbakır’da Hopalı Demek, ‘Kazım’ın Memleketi’ Demek

– Kazım’ın sanatı nasıl şekillendi? Koşulları nasıldı? Kazım’ı Türkiye’nin bu kadar sahiplenmesinde, bu koşulların etkisi nedir?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Cengiz Özek: Kukla Sadece Çocuklara Yönelik Bir Sanat Değil

Kazımın çok güzel bir sesi vardı. Biri o sesi duyduğunda, asla kayıtsız kalamıyordu. Bu sesi devamlılık haline nasıl getirebilirsiniz? Burada da Kazım’ın enerjisi ve duruşu devreye giriyordu. Şunu da söyleyeyim, Kazım bizi hayal kırıklığına hiç uğratmadı. Bir insan dört dörtlük olur mu, Kazım oldu.

Bir kısa diyalogu anlatayım size. Kazım İstanbul’a ilk geldiği zamanlarda, babası çok tedirgindi. Kazım, Beyoğlu’nda yaşıyor. Babası tinerci çocuklar için Kazım’ı bir gün uyarıyor. Kazım’ın babasına verdiği cevap, onun neden hala yaşatıldığının örneğidir. Kazım, “Onlar benim sevgilim, sen merak etme onlardan bana zarar gelmez, param varsa paylaşıyorum” demiş. Yani Kazım hiçbir insanı ayırt etmeden seven bir insandı.

Mesela başka bir örnek vereyim. Ben bir Hopalıyım. Diyarbakır’a gittiğimde, ben Hopalıyım dediğimde, herkes Kazım’ın memleketi diyor. Hopalı demek, Kazım’ın memleketi demek orada. Genelde şöyle bilinir ya Karadenizliler Kürtleri sevmez diye ama inanın Kürtler sırf Kazım Koyuncu’dan sebep, tüm Karadeniz’i seviyor.

Kazım’ı Her Kesim Açık Açık Dinliyor

– Memleketi, dili, kültürü, Trabzonspor onun sanatını ve kişiliğini şekillendiren unsurlardan birkaçı. Kazım’ın memleketi ile memleketinin de Kazım ile kurduğu bağı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bazı kesimler Ahmet Kaya’yı gizli gizli dinliyor, hepimiz biliyoruz. Ama Kazım’ı her kesim açık açık dinliyor. Kazım’ın solo albümü pek bilinmiyordu. Herkes neredeyse sadece Dido’yu biliyordu. Bir ses var, etkiliyor diyorduk ya. Biz biraz da popüler seviciyiz. Karadeniz’in Kazım Koyuncu ile ilgili bir özeleştiri vermesi mutlaka gerekiyor. Kazım’ın ilk parlamasının sebebi Gülbeyaz dizisi ile oldu. Diziyi sürükleyen isim de Kazım’dı. Gülbeyaz dizisi bitmek üzereyken, ‘Hayde’ albümü çıkacaktı. Sırf bu diziden kaynaklı satılmasın diye, 1,5 yıl beklendi. Öyle bir duyarlılığı vardı. O diziyi unutsunlar, yeni bir şey olduğunu anlasınlar istiyordu. O dizi ve Kazım’ın kanser oluşu ve her şeyin çok hızlı oluşu, bütün Karadenizlileri Kazım sevdalısı yaptı. Solcudur, komünisttir, onun burada ne işi var diyenler bile, kendi dünyasında Kazım’ı yaratmaya başladı. Bu güzeldir, bu doğrudur ama bunu anlamak için birinin ölmesine gerek yok. Yaşarken sevemiyoruz. Ne yazık ki öyle bir toplumuz.

kazım isyandır

Bu seneki Abbasağa Parkı’nın Boyanmasından Bir Görüntü

Karadeniz’de Denize Girilecek Alan Kalmadı, Karadenizli Yüzme Bilmiyor

– Kazım ülkenin sorunlarına nasıl yaklaşıyordu? Nasıl bir Türkiye hayali kuruyordu?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Dilek Türker: Türkiye’nin En Zengin ve En Fakir Patroniçesiyim

Kazım ekstra hiçbir şey istemiyordu. Herkese ulaşma nedeni de buydu. Filozof değildi. Senden benden ayrı bir düşüncesi de yoktu. Çok basit düşünen ama doğru düşünüp, doğru söz söyleyen bir insandı. Bu basitlikten de kaçınmıyordu. Sahillerin yok olmaması, HES’lerin kurulmaması, su, hava, toprak, bunlar insanın temel kaynakları yahu. Bunları savunmak için öyle bir büyük birikime de gerek yok ki. O temel kaynakların savunucusu durumunda oluyorsunuz, Kazım da onlardan bir tanesi. Düşünsenize bir dereyi kapatmayın diye bu ülkede eylem yapmak zorunda kalıyorsunuz. O dereyi kestiğin an, o bölgedeki ağaçlar kuruyacak, hayvanlar ölecek yani kısacası yaşam ölecek. Bunu bilmek için doktora yapmaya gerek var mı? Bunu Kazım ve birçok insan böyle net ve basit bir dille anlattı. Kazım müziği üzerinden de her gittiği yerde bunlara vurgu yaptı. Bunun içerisinde bir sosyalizm, kapitalizm vurgusu yani herhangi bir ‘izm’ yoktu, sadece ortak yaşam alanımızı korumak vardı. Kazım kimseye yol yapmayın demiyordu, bilim insanları gelsin Karadeniz’e nasıl daha az zarar verilebilir bunu bulalım istiyordu. Dere yataklarının denize kavuşma alanlarını daralttılar ve birçok sel yaşandı, yaşanıyor ve de yaşanacak. Bunu yıllar önce insanlar söyledi. Bir yol yapılmalı mıydı evet ama bu şekilde olmamalıydı. Bugün Karadeniz’de denize girilebilecek bir alan kalmadı. Yüzme bilmiyor Karadeniz insanı.

Müziğiyle, Sözüyle, Duruşuyla Lokal Olmadığını Kanıtlıyordu

– Kazım’ı 33 yaşında kanserden kaybettik. Bugün birçok yaşam alanı mücadelesinde, doğa mücadelesinde, nükleer mevzusunda bile Kazım Koyuncu ismi bir sembol, bir direnç noktası olarak sunuluyor. Bunu nasıl anlamlandırıyorsunuz?

Seni yönlendirmeden, kimseyi taraf yapmadan, kafa karıştıracak hiçbir söz söylemeden, sadece ve sadece tüm canlıların yararına olan düşünceleri ve amaçları vardı. Müzikle ilgili bir söz söylediğinde bile bunu Karadeniz müziği ile ilgili söylemiyordu, dünya müziği ile ilgili söylüyordu. Çünkü Karadeniz müziği, Türk müziği ya da başka müzik diye bir şey yoktur. Sadece müzik vardır, nota vardır. Müziğin türleri vardır yani demek istediğimiz müzik birdir. Kazım Koyuncu’nun Diyarbakır konserinde yaşanılanları anlatmak çok zordur ama çok da iyi bir örnektir. Konserde 1 milyondan fazla insan vardı ve oradaki 1 milyon insan hep bir ağızdan, kendilerine ait olmayan bir dilde Dido’yu söyledi. Yani Kazım müziğiyle, sözüyle, duruşuyla lokal olmadığını kanıtlıyordu.

Kazım isteseydi belki çok farklı bir dünya yaratabilirdi kendine. Müziği, birikimi, doğallığı, sahnesi. Mesela herkes sahneye çıkar ama Kazım’ın sahnesi çok başkaydı. Etkilenmemek mümkün değildir. Bugün Karadeniz’de, o dönemi yaşayanlar, Kazım’ı bilenler, kendi çocuklarına Kazım’dan mutlaka bir şeyler anlatmıştır. Yani her evde Kazım’dan iyi bir şekilde bahsedilmiştir. Bu işte, kuşaklara aktarıldı, aktarılıyor. Bu da bir ölümsüzleşme halini meydana getiriyor. Bugün herhangi bir toplumsal harekette Kazım Koyuncu isminin öne çıkması, buradan kaynaklanıyor. Kazım bu şekilde yaşatılmış oldu.

kazım isyandır

‘Kazım İsyandır’ anmasına her yıl on binlerce insan katılıyor.

Bu Etkinliği Kazım’ı Sevenler Yapıyor, Bu Kadar

– Bu seneki etkinlikleriniz 3 gün sürecek. Geçen yıllardan farklı olarak, bu sene Kazım dostlarını neler bekliyor? Hazırlıklarınızdan, programdan bahseder misiniz?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  İbrahim Yılmaz: Yapay Zeka, Güvenlik Sektörünü Doğrudan Etkileyecektir

İki türlü etkinliklerimiz oluyor. Gündüzleri atölye ve geceleri konser ya da sinema gösterimlerimiz oluyor. Konser dinlemek istemeyenler için alternatifler yaratıyoruz. Kazım’ın röportajları, ya da iyi bir Kazım belgeseli, HES’lerle ilgili ya da gündeme uygun bir film mutlaka ayarlıyoruz. Çocuk atölyelerimiz de var. Boyama yapıyoruz ya da atık malzemelerden bir takım etkinlikler. Bu sene yoga da eklendi. Kazım’ın müzik üzerinden dillere ne kattığı üzerine de atölyeler düzenliyoruz. Yani Kazım’ın müziğinin Hemşinceye, Lazcaya, Türkçeye, Kürtçeye ne kattığı anlatılıyor.

Bu seneki etkinlik 3 gün olacak. Çok fazla talep oldu. Program baya yoğun. Herkese de bir söz vermek istedik açıkçası. İnsanlar hep soruyor, kim yapıyor bunu? Yok! Sadece Kazım’ı sevenler var. Başka bir amacımız da yok. Kazım’ı sevenler yapıyor, bu kadar.

Bir Kazım pankartımız var mesela, her yıl aynı pankartı aynı duygularla açıyoruz. Bu uzun yıllar da böyle devam edecek. Çünkü burada, beş yılda bir birliktelik kültürü oluşturuldu. Bu yıl ile şöyle bir ayrıntı belirteyim, çok ismi bilinmeyen ama iyi müzik yapan alternatif bir sahnemiz olacak. Kendilerine çok yer bulamayan, sadece ekonomi ile dönen yerlerden uzak duran grupları, aslında tam da Kazım’ın da istediği gibi, katmak istedik. Çünkü bu yolu açan Kazım’dı ve Kazım’ın bu açtığı yol anmasında da hayat bulmaya devam edecek. Kısaca herkese şarkı söyleyebilecek bir sahne sunmak istedik. Çünkü biliyorsunuz bir ana sahne vardır bir de alternatif sahne vardır. Biz de böyle bir şey olamaz, bizim tek bir sahnemiz var o da dost sahnesidir. Her grup 4’er şarkı söyleyecek ve bu 4 şarkıdan biri Kazım’ın bir şarkısı olacak. Buraya da gruplar baya hazırlanarak geliyor çünkü müzikten anlayan bir kitlemiz oluyor. Tüm Kazım sevenlerle, Kazım’ı anacağız. Herkesi anmamıza bekliyoruz.

‘Kazım İsyandır’ gönüllülerine bu röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer haberler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

Okumaya devam et