Connect with us

Röportaj

Nur Coşkun: Klasik Anlamda Bir Medyadan Artık Bahsedemeyiz

nur coşkun istanbulluoğlu

K2 Haber olarak halkla ilişkiler alanında önemli tecrübelere sahip, Net İletişim Kurucusu Nur Coşkun İstanbulluoğlu ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar dileriz.

Röportajı Gerçekleştiren: K2 Haber (K2 olarak anılacaktır)

Röportaj Yapılan: Nur Coşkun İstanbulluoğlu (N.C. olarak anılacaktır)

 nur coşkun istanbulluoğlu

K2: Kendinizden biraz bahseder misiniz? Nur Coşkun neler yapar?

İletişim Sektörü, Her Sektöre Hakim Bir Konumda

N.C: İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Fizik Bölümü mezunuyum. Meslek hayatıma Alarko Şirketler Topluluğu’nda 1987 yılında başladım ve aynı kurumda uzun yıllar Reklam Müdürlüğü yaptım. 2004 yılında Net İletişim Danışmanlık Limited Şirketini kurdum. Şirket olarak ulusal ve uluslararası firmalar, dernekler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ile çalışıyoruz. Sağlık, gıda, ticaret, finans, insan kaynakları, eğitim konuları başta olmak üzere, farklı sektörlere yönelik iletişim danışmanlığı hizmeti veriyoruz. Sosyal sorumluluk odaklı projelerde yer almak ayrı bir ilgi alanım. Periyodik yayınlara, sosyal sorumlulukla ilgili farkındalığı arttırmaya yönelik yazılar da hazırlıyorum. Seyahat etmeyi ve gezgin olmayı seviyorum. Seyahatlerde yeni yerleri keşfe çıkmanın kişisel gelişime ve dolayısıyla mesleki başarıya önemli bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Seyahat, spor, sanat gibi ilgi alanlarımızı zenginleştirmek, ufkumuzu genişletmeye ve yeni ilhamlara ışık tutuyor. Meslek hayatında verimli işler yapabilmek için zamanı iyi yönetmek kadar vizyonu da genişletecek kaynaklara her zaman ihtiyaç var.

Bildiğiniz gibi matematik, müzikten edebiyata, sanata, yönetime kadar hayatın her alanına işlemiş bir bilim. Böyle bir eğitimin iletişim alanında çok faydasını gördüğümü düşünüyorum. Matematik eğitimi analitik düşünmenin yanı sıra iletişimde farklı konular arasında bilgi transferi yapabilme yeteneğini güçlendiren bir performans sağlıyor. Toplumsal açıdan bakıldığında iletişim ya da halkla ilişkiler, siyasetten bilime, ticarete kadar her alanda kişiler ve kurumlar arasındaki etkileşimin yürütülmesinde en güçlü enstrümanların başında geliyor.

Halkla İlişkiler, Merkezinde İletişim Olan Bir Kavram

K2: Halkla İlişkileri Nasıl Tarif Ediyorsunuz? Nedir, Ne Değildir?

N.C: Halkla ilişkiler, merkezine iletişimi alan, faaliyet yelpazesi çok geniş bir alan. İletişim; insanın insanla, insanın makinayla, toplumla, dünyayla diyaloğu aslında. Bu diyalog ne kadar sağlıklı kurulursa, iletilmek istenen mesajlar o kadar doğru hedefi bulur.

Halkla ilişkilere, insanın insanı yönetip, yönlendirebilme yeteneğini en yetkin şekilde kullanabilme sanatıdır, da diyebiliriz. İlişkiler silsilesini düzenleyebilme becerisidir. Örneğin toplumun devletle ilişkisi, devletin vatandaşı ile ilişkisi, ülkelerin birbiriyle ilişkisi ya da bir şirketin çalışanları ile ilişkisi, çalışanların müşterisi ile ilişkisi gibi çok boyutlu ilişki katmanlarını yönetebilme rehberidir. İş hayatına baktığınızda bir işin, sadece iş olarak sonuca ulaşması sırasında harcanacak zaman, o işi yapanların iletişimi ile geçen zamanın yarısından azdır aslında. Bazen on dakikada sonuçlanabilecek bir işin on günde bitmediğine ya da büyük bir krize dönüşebildiğine tanık olanlarımız az değildir.

En Yalın Şekliyle Kendinizi Karşı Tarafa İfade Etmeniz Gerekiyor

K2: Başarılı Bir Halkla İlişkilerin Temel Gereksinimlerinin Neler Olduğunu Düşünüyorsunuz? Başarılı Bir Halkla İlişkiler Nasıl Yapılmalı Sizce?

 N.C: Öncelikle iletişimini yapacağınız şeyi (ki bu ürün ya da proje olabilir) çok iyi tanımalı ve istenen hedefi iyi teşhis etmelisiniz. Sonrasında hedeflenen kitlenin verdiğiniz mesajı en doğru ve en yalın haliyle anlamasını sağlamalısınız. Yani küçük bir çocuğun anlayabileceği basitlikte anlatılabilmeli her şey. Çünkü “İletişimin gücü yalın ve net anlatımda gizlidir.” Onun için şirketimizin adı da Net İletişim. İşimizi en net şekilde yapmaya çalışıyoruz. Anlatmak istediğinizi çok komplike, süslü cümlelerle karmaşık hale getirdiğinizde, mesajın kolay kavraması tehlikeye girebilir. Karmaşık kurgudaki ağdalı mesajlarla yaklaşımlar, çoğu zaman karmaşa da yaratır. En yalın ve en doğru şekliyle kendinizi karşı tarafa ifade edebilmeniz, sizi bir adım öne taşır. En temel gereksinim mesajı, anlamasını istediğiniz biçimiyle karşı tarafa algılatabilmektir. İletişimin başarısı tam da buradadır.

K2: Peki Halkla İlişkiler ile uğraşan bu sektörde çalışan birinde hangi özellikler olmalı?

N.C: Analitik düşünebilme becerisi güçlü, olaylara duyarlı, vizyoner, her konuda bilgi edinmeye iştahlı, meraklı ve sorgulayıcı olmalı. Sosyalleşmesi dozunda olmalı ve gerektiğinde ketum olabilmeli. Güçlü muhakeme yeteneğini ve takipçiliği de unutmamak gerek.

Günümüzde Klasik Anlamda Bir Medyadan Bahsetmek Fazlasıyla Zor

K2: Klasik anlamda bir medya ilişkisinden bahsetmek artık zor. Günümüz iletişim teknolojileri kapsamında medya ilişkilerini yeniden tanımlanmalı mıyız?

N.C: Teknolojik değişimlere hızla ayak uyduran medya kanallarını göz önüne aldığımızda, medya ilişkilerinin de bu yapıya ayak uydurabilecek bir yapıya adapte olması kaçınılmaz. Artık klasik anlamda bir medyadan bahsetmek mümkün değil. Hızın ve sıradışılığın çok önemli olduğu bir dönemdeyiz. Yani saniyeler içinde bilgilerin eskiyebildiği ve sıradanlaştığı bir döngüde adeta bilgi sarhoşu olduk. Her an en taze bilgiye ulaşabilmek bir lüks olmaktan çıktı. Medyaya bilgiyi en taze ve en çekici haliyle verebildiğiniz oranda en iyi etkileşimi alabilir olursunuz. Onlarca haber arasından fark edilebilir olmak ve bilgi akışını güncel tutabilmek için güçlü stratejik formüller gerektiriyor. Dijital medyada var olabilmek için içerik zenginliği ve sürdürülebilir bilgi akışını sağlamak temel şartlardan. Yani o mecradaki tüm kanalları en efektif şekilde kullanabilmek gerek şart. Bugün en popüler kanallar LinkedIn, Twitter, Facebook, Instagram ve Youtube gibi kanallarsa; bu kanalları en etkin şekilde kullanmak gerekiyor. Yarın belki yeni bir kanal çıkacak, o zaman o kanalda var olmanız gerekecek. Varlığınızı sürdürebilmek için değişime ayak uydurmaktan başka çareniz yok. Bu bilinen bir gerçek.

Günümüzde artık hiç kimsenin uzun metinleri okuyacak sabrı ve vakti yok. Anlatacağınız mesajları hap haline getirmeniz gerekiyor. Bir şeyi çok kısa, net ve hızlı anlatmak zorundasınız. O kısa anda, vermek istediğiniz mesajı doğru şekilde aktarabilmelisiniz. Bugün gerçek beceri, tam olarak bu. İletişimde başarılı olmak isteyenler az vakitte en çarpıcı mesajı verebilme yeteneğini geliştirmeli. Tabi daha derinlemesine bilgi almak isteyen olursa da doğru kanallara yönlendirebilmek gerekiyor. Bir gün içinde o kadar çok mesaja maruz kalıyoruz ki, o mesajların arasından sıyrılabilenler, farkındalık yaratabilenler hedefine ulaşabiliyor. Bunun için yaratıcı zeka devreye giriyor. Medya ilişkilerinde içerikte yaratıcılık her geçen gün çok daha fazla önem arz ediyor.

Teknolojinin Nimetlerinden Üretimde daha fazla Faydalanmalıyız

 K2: Tarım sektörüne ilişkin çalışmalarınız var. İlginiz nereden kaynaklanıyor? Tarım sektörüne gelecekte nasıl görüyorsunuz?

 N.C: Aslında uzun yıllarıdır gıda ile ilgili iletişim projeler içinde yer alıyorum. Yaklaşık üç senedir  de Dünya Gıda Dergisi’ne bu alanda yazılar hazırlıyorum. Tarım ve inovasyon ile ilgili çalıştığım projeler de var ve bu konularla ilgili araştırma yapmayı ve farkındalığı artırıcı yazılar yazmayı seviyorum.

Farklı kanal ve kaynakları araştırdıkça dikkatimi çeken konular ortaya çıkıyor. Büyük Veriyi (Big Data) yenilikçi ürünler geliştirmede kullanabilmek çok önemli. Dijital yenilikler tarımda çok büyük kolaylıklar ve modern uygulamalara olanak sağlıyor. Örneğin Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı – TİKA tarafından tasarlanan kentsel ve kırsal yoksulluğa çözüm olabilecek topraksız dikey tarım uygulamaları projeleri bunlardan bir kaçı. TİKA’nın pilot projelerinden birinde şehir merkezlerinde yaşayanlar için topraksız dikey tarım sistemleri kurulmuş. Çilek, renkli yapraklı marul, ıspanak, fesleğen, domates, kereviz gibi 10 çeşit meyve ve sebze yetiştirilmesi süreci devam ediyor. Üstelik dikey tarım sistemi engelli veya az hareketli olan kişilerin üretimde bulunmasına da uygun. Dolayısıyla bu uygulamanın sosyal açıdan, şehir ortamlarında ve apartmanlarda kurulacak bir nevi şehir bahçelerinin çevre kirliliğini azaltma, çeşitli biyolojik habitatlar oluşturma, doğal izolasyon görevini üstlenmesi de mümkün. Ülkemizdeki kentlerde de bu tür projelerin yaygınlaşması uygulandığı çevreye taze bir nefes getirecek. Tarım sektöründe bu tür yenilikçi uygulamalar evrildikçe genç kuşakların sektörü sahiplenmesi ve daha ilerilere taşıması mümkün görünüyor.

Türkiye’den Dünya Markası Çıkarmak İle İlgili Bir Sıkıntımız Var

K2: Türkiye’de girişimcilik ekosistemi gün geçtikçe büyüyor. Özellikle gençler tarafından girişimler kuruluyor. Bu anlamda global bir marka yaratma hedefi olan girişimcilere tavsiyeleriniz nelerdir? Nelere dikkat etmeliler?

N.C: Girişimcilik ekosiseminde inovatif bir fikir yakalamak çok önemli. Çünkü dünya çok küçük ve bir şeyin benzerini yapıp onunla var olmaya çalışmak, bir süre sonra hüsranla sonuçlanabiliyor. Ülke olarak dünya markası çıkarmakla ilgili bir sıkıntımız var gibi görünüyor. Markalaşamama sorunumuz var. Markalaşabilmenin kodlarını iyi çözebilmek gerek. Dünya markaları arasında girme çabaları içinde olan bir kaç marka var ama daha fazlası neden olmasın. Markalaşma potansiyeli güçlü bir ülkeyiz. Markalaşmada pek çok şartın yanısıra üretimde iyi olmak, ürünün dünya standartlarında tanıtımını yapabilmek gibi temel şartları sağlayabilmek gerek. Her sektörün farklı kodları var ve o kodlara uygun süreçlerin uygulanabilmesi kaçınılmaz. Markalaşmak için ürünlerin global pazarların radarına girebilmesi, vitrininde yer alabilecek prestiji yakalayabilmesi şart. Bunu başarabilenler yok değil ama bu örnekler çoğalıp, yaygınlaşabilmeli.

Markalaşabilmenin yolu şirketlerin kurumsallaşmasından geçiyor. Bu süreci tamamlayamadan üretime geçenler sistemsizlik nedeniyle ya kısa sürede bozguna uğruyor ya da iç pazara sıkışıp kalıyor. Hedeflerini büyütemeden küçük bir çarkın içinde döngüsünü tamamlıyor. Ancak, kurumun anayasasını oluşturup, üretim, tanıtım, pazarlama ve satış ağının stratejisini kurgulayarak, dünya pazarlarının kapılarını zorlayabilme cesaretini gösterebilenler markalaşma ipini göğüsleyebilecek.

Dünya sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Ancak krizlerin fırsat olabileceği yaygın bilinen gerçeklerden. Kaliteli üretim kadar prestijli tanıtıma yatırım yapmak da markalaşmanın temel adımlarından. Dijital platformalar dünyanın her köşesini ulaşılabilir hale getiriyor. Üstelik bilişim teknolojisi çok daha efektif tanıtım olanaklarını girişimcinin ve yatırımcının kapısına kadar getiriyor. İş, markalaşma hedefinde olanların, bu kapıları açabilecek tanıtım anahtarına sahip olup, kilitleri açabilmesine kalıyor.

***

Sayın Nur Coşkun İstanbulluoğlu’na röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer röportajlar için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

Ayşem Özleyiş Oğuz: Veganlık ve Hayvanseverlik Ayrılmaz Bir Bütündür

ayşem özleyiş oğuz

K2 Haber olarak Vegan Aktivist / PADER Patili Canlar İstanbul Temsilcisi Ayşem Özleyiş Oğuz ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.

Hayvan özgürlüğü için mücadele eden bir insansınız. Çok zor ama çok da vicdani bir mücadele veriyorsunuz. Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle bu şekilde değerlendirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Büyük bir üzüntü yaşadığımızı ve halen etkisinde olduğumu söylemeden sözlerime başlamak istemiyorum. Beni ve onlarca Hayvan Özgürlüğü aktivisti arkadaşımı şaşkına çeviren ve derinden üzen, çok önemli bir kayıptan bahsetmeden geçmek imkânsız… Sevgili Burak Özgüner’i kaybettik…

Kendisini şahsen tanımadan önce, uzun zamandır takip ediyordum. Örnek aldığım, saygı duyduğum çok değerli bir kişiydi. Arkadaşımdı. Kendimizi zor toparlayacağız. Tüm yaşam hakkı savunucusu, özgürlükçü arkadaşlarımın üzüntüsünü paylaşıyorum.

İstanbul doğumluyum, lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde aldım. Lisede edebiyat bölümü mezunu olduğumdan yazmayı, şiir dâhil olmak üzere okumayı severim. Kendime ait şiirlerim var, belki bir gün bir şiir kitabı çıkartabilirim. Fotoğraf çekmek, müzik dinlemek ve resim çizmek hobilerim arasında.

Tüm doğayı, doğanın parçası her canlıyı yaşama kattıkları değer açısından çok ama çok seviyorum. Hiçbirinin birbirinden eksik yanı olmadığı gibi kocaman bir döngünün parçası olarak her biri apayrı bir değer ve yaşam zincirinin parçası benim için.

İnsanların Hayvan İstismarında 3 Ana Etken: Aile, Taraflı Eğitim, Maddi Kazanımlar

– Sokaklardaki hayvanlar ne yazık ki çok zor şartlar altında. Açlık, hastalık, şiddet ve her türlü insan istismarı… Peki, bizi umutlandırabilecek iyi örnek diyebileceğiniz uygulamalar ya da yerler var mı?

Sokak hayvanlarının içinde bulunduğu çıkmaz maalesef ki devletin gerekeni yapmamasından kaynaklanmaktadır. 2004 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu eksik uygulanmakta veya hiç uygulanmamaktadır. Sözü geçen eksik sıfatını açarsak ana hatlarıyla zamanı gelmiş, mecburi yapılması gereken kuralların yerine getirilmesi gerekirken, göz ardı edilip topluma zorla bu durumun kabul ettirilmesi diyebiliriz. İnsan istismarına gelince bu ciddi durumun altında yatan birçok unsur var. 3 ana etkenin önemine inanıyorum: Aile, taraflı eğitim, maddi kazanımlar.

Toplumun yapı taşı insan olduğu için sağlıklı insan yapısının, sağlıklı bir topluma neden olacağı kanaatindeyim. Son zamanlarda dış ülkelerden göç alınması, erkil baskının varlığı ve önceden saydığımız etkenler, toplumda değişimlere neden oldu. Değişen yaşam şartları, yanlış öğretiler ve en küçük birim ailenin bunların etkisi altında kalması…

Bizleri umutlandıran iyi örnekler tabi ki çıkıyor, bölgelerdeki Tarım ve Orman Bakanlığına ait müdürlükler bu yerlerin başında geliyor. Örnek vermek gerekirse Siirt, Mardin, Mersin Milli Parkları. Aslında Milli Parklar yerel yönetimlerden çok daha iyi bir performans gösteriyor. Bu performans için de haberleri olması gerekiyor ve duyarlı vatandaşlara ihtiyacımız oluyor.

Yerel yönetim olarak ise tam anlamıyla henüz maalesef ki örnek gösterilecek bir yerel yönetime rastlamadım. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bir takım atılımlar var. Dilerim çok daha iyi işlere imza atarlar. Keşke örnekleri çoğaltabilseydik…

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz: Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka alternatif bilmiyorduk.

Veganlık Bir Felsefe, Bir Terbiyedir

– Türkiye’de vegan olan insan sayısı hızla artıyor. Vegan olmaya siz nasıl karar verdiniz? Veganlık ve hayvanseverlik arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

2017 sonlarına doğru Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü’nün (BUHAY) düzenlediği bir panele katıldım. Panelin konusu sokak hayvanları ve katılımcılar da Hayvanlara Adalet Derneği ve Zülal Kalkandelen’di. Dikkatle takip ediyordum konuları, sıra Zülal Hanım’a geldiğinde çok ciddi bir sorgulama içine girdim. O konuşurken ben cevap veriyordum içimden ve tuhaf bir ruh haliyle okuldan ayrıldım. Okuldan ayrılmadan kendisine “İnanıyor musunuz?” diye sordum. Aldığım cevap netti. Bir hafta içinde et yemeği bıraktım ve vegan olmanın benim için en doğru yol olacağına karar verdim. İyi ki Zülal Hanım’ı tanıdım. Onu çok seviyorum…

Veganlık ve hayvanseverlik ayrılmaz bir bütündür. Vegan olmak mutluluk verici çünkü benim için bir canlı acı çekmiyor, katledilmiyor, sömürülmüyor. Öyle büyük bir huzur ki kelimelerle anlatamam… O gün Zülal Hanım sizler ‘Hayvanseçersiniz’ dediğinde, ilk olarak inkâr ettim içimden. Hayır dedim, ben tümünü seviyorum ama gerçek bu değildi. Birini severken diğerini yemek veya sömürmek normaldi. Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka bir alternatifi de bilmiyorduk. Her şey bize çok normal anlatıldı, sanki böyle olmalıydı ama gerçekler çok farklı ve acı dolu. Öğrendikten sonra değişmek zor olmadı. Yaşama değer vermek, benim için damak zevki ve alışkanlıklardan çok daha önemli.

Veganlık bir felsefe, bir terbiye, keşke herkes biraz düşünse, biraz öğrense ve sorgulasa…

Hukuk Değişim İstiyor Ama Bu Değişimi Kabul Edecek Olan Devlet

– Hayvanlara yönelik şiddet ve istismara hala ciddi bir ceza yaptırımı getirilmiyor. Bu anlamda birçok sivil toplum kuruluşu uzun yıllardır bir çalışma yürütüyor. Neden bir aşama sağlanamıyor?

Evet, maalesef öyle… Birçok STK bu konu üzerinde çalışma yaptı, yapıyor. Aşama sağlanamamasının en önemli nedeni hukuki yaptırımların hala bir değişime uğramaması. Konu ile ilgili birçok panele ve söyleşiye katıldım. Hukuk bir değişim istiyor ama bu değişimi kabul edecek olan devlet.

Türkiye’nin taraf olduğu 18 tane uluslararası sözleşme var bunlar bile tam anlamıyla uygulanmıyor. 5199 gibi 2004 yılında çıkarılmış bir yasa var, peki o uygulanıyor mu? Cevap açık, yaşanılanlar ne derece uygulandığını gösteriyor.

Uygulamaların, kontrolün olmadığı bir düzende yaşam hakkının korunması ne derece başarılı olur? Başarılı olamaz tabi ki…

 

Taslak Rapor Bazı Yönlerden Asla Kabul Edilemez

– Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu’nun meclise göndermeyi planladığı taslak raporu nasıl buldunuz? En önemli eksiklikler neler? Bu raporun yasalaşması durumunda, ciddi bir iyileşmeden söz edebilir miyiz?

Taslak raporu bazı yönlerden olumlu bazı yönlerden asla kabul edilemez bulduğumu belirtmeliyim. Komisyonda biliyorsunuz, çok yeni kaybettiğimiz Burak Özgüner arkadaşımız da vardı ve rapordan sonraki açıklaması istenildiği gibi olmadığının göstergesidir.

En önemli eksikler; türcülük yapılması, avcılığın, deney hayvanı kullanımının, faytonun kullanımına devamlılık sağlanması, kürk hayvanı üretimi hakkında açıklık olmaması yani bir şekilde varlığın kabulü ve su parklarıyla, sirklerin kapatılmaması.

Bu tasarı yasalaşırsa doğru ve iyi bulunan maddeler açısından kazanım diğer büyük eksiklikler açısından büyük bir kayıp olacaktır.

Yasanın Eksikliği ve Toplumun Erkil Yapısı Hayvanlara Yönelik İstismarı Körüklüyor

– Türkiye’de hayvanlara yönelik istismarın son dönemde oldukça arttığını görüyoruz. Bunun sebeplerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-psikolojik yapının bozulduğu kanaatindeyim. Üç ana etkenden bahsetmiştim toplumun şiddetten uzaklaşması için: Aile, eğitim ve ekonomi. Bu ana etkenler doğru ve düzgünce yerleştiği zaman sorunlar gittikçe azalacaktır. Ama görüyoruz ki kimse bu etkenlerin varlığından haberdar değil, daha doğrusu böyle olmayı tercih ediyorlar.

Ruh sağlığı korunmayan bir toplumun içinden nasıl bireyler çıkacağı açıktır. Üstelik bu bireyler ile iç içe yaşamak zorunda bırakılıyoruz. İşte burada daha önce bahsettiğimiz yasa değişiminin gerekliliği ortaya çıkıyor. Kozmopolit bir toplum yapısı içine girdik. Dış ülkelerden gelen göçler, iletişim araçlarının kullanımı, bilgi kirliliği negatif etmenler olarak yaşantımızı etkiliyor. Hayvan istismarının kırsal kesimde var olan devamlılığı meşru kılınırmışçasına yapılan yorumlar, bu şiddetin zeminini hazırlamaktadır. Yasanın eksikliği ve toplumun erkil yapısı bu kabul edilemez durumu körüklemektedir.

Bölgedeki Hayvanlar İçin Acil Çözüm ve Kamuoyu Desteği Rica Ediyoruz

– Ilısu Barajı’nın açılmasına çok az bir zaman kaldı. Sosyal medya hesabınızda Dicle ve Botan Vadisi’ndeki hayvanların güvenli yerlere taşınmadığını belirttiniz. Hayvanların baraj suları altında kalması söz konusu. Bu durumu anlatır mısınız?

Siirt Hayvan Hakları Topluluğu İle tanışıklığımız 2 seneye yakındır devam ediyor. Her zaman dirsek teması halindeyiz. Bir hafta önce topluluktan genç arkadaşım, beni arayarak oluşan bu son durumdan bahsetti. Ilısu barajının suları açıldığı zaman, maalesef ki Botan vadisi de sular altında kalacak. Uzun zamandır bilinen bir gerçek ki Siirt Belediyesi şehir merkezindeki köpekleri toplayarak bu vadiye atıyor.

Kayyum döneminde yapılan geçici bakımevi ne yazık ki halen işletmeye açılmış değil. Tam anlamıyla çözüm üretemiyor. Personeli de yok.

Bu vadi içinde 80-90 köpek nüfusundan bahsediyoruz. Bulundukları yer suya 4-5 km uzaklıkta ve yemek bulmaları imkânsız. Bir dönem belediye mama vermiş ama şimdi böyle bir durumdan bahsedemiyoruz. Açıkça görülüyor ki oradan kurtarılmaları gerekli. Şahsen Belediye Başkan Yardımcısı ve Milli Parklar ile görüştüm. Valilik de konuya vakıf ve bu konu hakkında bir toplantı düzenledi. Üzülerek ifade ederim ki kurumlar arası anlaşmazlık yüzünden, bu canlar boğularak ölecek. Valiliğin en üst resmi kurum olarak gerekli hassasiyeti göstereceğini ümit ediyorum. Milli Parklar da her zaman destek olacağını bana iletti. Sorunun hemen çözülmesi, köpeklerin alınıp, yenilenen geçici bakımevinin göreve başlaması gerekiyor. Kısırlaştırma, aşılama ve takip ile yaşanılan sorunlar en aza indirilmeli. Acil çözüm bekliyoruz ve kamuoyunun desteğini rica ediyoruz.

Diğer bir konuda bölgedeki ekolojinin sular altında kalarak yok olması. Sadece köpekler değil kocaman bir ekoloji yok olacak bu gidişle. Vadideki yaşam, kocaman bir tarihsel geçmiş silinip gidecek. En başından beri yapılan uyarılar neden dikkate alınmıyor, bu gerçekten çok düşündürücü. Aklın, vicdanın dikkate alınmasını istiyoruz.

Geleceğin Devamlılığı İçin Veganlık Şarttır

– İnsanlara son olarak neler söylemek istersiniz?

Kendini her şeyin sahibi olarak gören insanlık; dilerim ki pozitif bilimin ışığında gerçekleri görerek, vegan bir yaşama adım atar. Küresel iklim krizi ile karşı karşıya kaldığımız bu günlerde, endüstriyel hayvancılık bu krizi körükleyen en baş nedenlerden biridir. Yani, geleceğin devamlılığı için veganlık şart.

Su tüketimi, yeşil alanların azalması, karbon salınımı artık bizi zorluyor. İnsanın üstün (!) öngörüsü artık bu gerçekleri görmeli ve dürüstçe çözüm aranmalı.

Doğayı rahat bırakalım, bizim malımız değil. Biz sadece doğanın bir parçasıyız ve hayvanların özelliklerine bakarsak da çok savunmasız bir türüz. Hayvanlarla aramızda 1,7 DNA farkı var ki bu bir hiç. Buradan yola çıkarak; yaşama saygı duyalım, yaşam hakkı kutsaldır!

Röportaj için Sayın Ayşem Özleyiş Oğuz ‘a şükranlarımızı sunuyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer içerikler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

***

Ayşem Özleyiş Oğuz Kimdir?

Hayvan hakları mücadelesine çok küçük yaşlarda başlamıştır. Alper Karmış ile birlikte Sokaktaki Patili Canları Yaşatma Derneği – PADER’i kurmuştur. Oğuz, merkezi Ankara’da bulunan dernek ile Çorum, Kırıkkale, Yozgat, Bilecik ve Kastamonu gibi civar illerde ciddi çalışmalar yürütmüştür. 2 yıldır PADER’in İstanbul temsilcisidir. Deneye Hayır Derneği üyesi ve Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’nun (BHH) bir aktivistidir. Oğuz aynı zamanda CHP Beşiktaş İlçe Başkanlığı’na bağlı Doğa ve Hayvan Hakları komisyonu başkanıdır.

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz

Okumaya devam et