Connect with us

Röportaj

Cengiz Özek: Kukla Sadece Çocuklara Yönelik Bir Sanat Değil

cengiz özek

K2 Haber olarak 24 Ekim’de başlayan ve 4 Kasım’a kadar sürecek olan Uluslararası Kukla Festivali Genel Sanat Yönetmeni Cengiz Özek ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Röportajı Gerçekleştiren: Gökay Genç (G.G. olarak anılacaktır)

Röportaj Yapılan: Cengiz Özek (C.Ö. olarak anılacaktır)

cengiz özek gökay genç

İlk Profesyonel Gösterimi Taksim’deki Atatürk Kitaplığı Açılışında Yaptım

G.G: 40 yıldır süre gelen bir serüven sanat yaşamınız…

C.Ö: Yıl 1983. Ortaokuldaki resim hocam Ali Kıyak. İlginçtir, kendisi İmam Hatip’te resim öğretmeniymiş ve orada Karagöz nasıl yapılır, değişik materyellerden karagöz yapımı gibi dersler veriyormuş. Hatta Sayın Cumhurbaşkanımızın ve İstanbul Belediye Eski Başkanı Sayın Kadir Topbaş’ın da öğretmenliğini yapmış. Biz de bunları Hocamızın cenazesinde öğrendik. Ali Hoca’nın bu öğretileri İmam Hatip’in müfredatına uymayınca bizim okula geldi ve aynı şeyleri bize öğretmeğe başladı. Benim de elim yatkın böyle şeylere. Hoca bir veriyor, ben beş yapıyorum. Bana bir müddet sonra deve diye hitap etmeğe başladı. Ben de diyorum böyle boylu poslu değilim, ufak tefek bir insanım. Eh.. Öyle eğri büğrü de sayılmam. Bu adam bana niye deve der ki, diye düşünür dururdum. Meğersem, Karagöz figürleri deve derisinden yapılırmış ve bir Karagöz sanatçısı için deve çok önemliymiş. Ve o gün bana deve dendiği için mutlu oldum. Aynı zamanda kökü saraya dayanan Şişman Ahmet, Hayalî Nazif ve Ragıp Tuğtekin zincirinin donanımıyla Karagöz eğitimi almış olan hocamız, beni de bu konuda eğitti.

Derken içimdeki girişimcilik ruhumun da katkısıyla İstiklal Caddesi’nde Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde (Bugünkü Galatasaray’daki Yapı Kredi Kültür Sanat’ın alt katı) 17 yaşında ilk sergimi açtım. Bu sergi olduğu gibi Hollanda Ulusal Müzesi tarafından satın alındı. Derken, 20 yaşında Topkapı Sarayı Müzesi’nde 2. sergimi açtım ve sonrasında Ayasofya Müzesi ve yurtiçi, yurtdışı onlarca sergi. İlk profesyonel gösterimi ise Taksim’deki Atatürk Kitaplığı’nın açılışında yaptım, yine 17 yaşındaydım. Derken Konservatuar Tiyatro Oyunculuk bölümünü bitirdim ve dünya kukla festivallerinde boy göstermeye başladım. Oynattığım Karagöz çok farklı, kendine özgü, dinamik, günümüzle buluşan bir gösteri olarak kabul edildi. Dünya festivallerinden sürekli davet almaya başladım. Bu kadar çok festivale davet edilince, ben de Karagöz’e armağan etmeyi düşündüğüm Uluslararası İstanbul Kukla Festivali’ni oluşturdum. Bugün 21.sini yapıyoruz ve Cengiz Özek 5 kıtada, elliye yakın ülkede, yüzden fazla şehirde Karagöz’e hizmet etti. İşte kırk yılın özeti.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Dilek Türker: Türkiye’nin En Zengin ve En Fakir Patroniçesiyim

Sıfır Liraya Bir Festival Ortaya Çıkaran Bir Çabayız

G.G: 21 yıldır  tek başına bir festivali sürdürmek oldukça zor olsa gerek…

C.Ö: Bizim festivalimiz özel bir festival. Yani belirli bir yerden düzenli bir ekonomik bir kaynağı yok. Keşke olsaydı. Ama bunun da başka bir güzelliği var. Kendi ayaklarımız üstünde durduğumuz için kimse bize ‘ben artık para vermiyorum, festival yapılmasın’ diyemez. Biz bilet satışıyla festivali ayakta tutabiliyoruz. Tabii ki, ülkemizdeki yabancı ülke kültür merkezlerini, dünyadaki çeşitli kültür fonlarını harekete geçirerek. Konuk ettiğimiz kukla gruplarının bazılarının masraflarını da bu şekilde karşılayabiliyoruz ama nereden bakarsanız bakın, kendi yağında kavrulan ve sıfır liraya bir festival ortaya çıkaran bir çabayız. Öyle ki, bu sistemi dünyada anlatarak para kazandığımı bile söyleyebilirim.

cengiz özek

Karagöz Aracılığıyla Ülkemi Temsil Etmekten Gurur Duyuyorum

G.G: Bu yıl festivalde hangi ülkeler, hangi oyunlar var?

C.Ö: Bu yıl festivalimize her yıl olduğu gibi yine butik gösteriler katılıyor. Geniş bir coğrafyadan seçki sunuyoruz: Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz, Tayvan, Hong Kong, Saray Bosna, İran, Çin ve Türkiye.

G.G: Siz de bir çok ülkeye gidiyorsunuz ve sanatınızı sergiliyorsunuz. Türkiye’ye ve size bakışları, ilgileri nasıl oluyor?

C.Ö: Sözlerimin başında da söylediğim gibi oynattığım Karagöz fevkalade denecek ilgiyi topluyor. Topluyor ki bunca ülkeye Karagöz gösterilerimi taşıyabildim. Bizim bilmediğimiz Karagöz’ü dünya kuklasıyla ilgilenen ve festivaller düzenleyen kukla sanatçıları her yönü ve boyutuyla biliyor. Karagöz hangi ülkeleri etkiledi? Balkanları, Yunanistanı, Macaristanı, Romanyayı, Kıbrısı, Kuzey Afrikayı, Orta doğuyu, Mısırı nasıl etkiledi, nasıl adını verdi, dünyadaki meslektaşlarımız bunları biliyor. Türkiye’ye nasıl bakıyorlar, onu bilemeyeceğim ama benim kişiliğimde Türkiye ile iyi ve beklentilerinin çok üstünde bir iletişim kurabildiklerini biliyorum. Nihayetinde Karagöz aracılığıyla ülkemi uluslararası platformda temsil etmekten ve pozitif algı yaratıyor olmaktan gurur duyuyorum.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  CHP'nin Yerel Yönetimlerde Temel İlkeleri - İlk Çerçeve İmamoğlu'na

G.G: Geçtiğimiz yıl ki festival beklentilerinizi karşıladı mı? Bu yıl için öngörüleriniz nelerdir?

C.Ö: Geçen yıl festivalimiz bize bu yıl da festival yapma enerjisini verdi dersem sanırım sorunuzun cevabını vermiş olurum.

cengiz özek kukla festivali

Murat Hüten İle Birlikte “Benim Karagözüm”ü Anlatacağız

 

G.G: Bu yıl geçtiğimiz yılllara göre farklılıklar, sürprizler var mı?

C.Ö: Bu yıl benim kukla sanatına başlamamın 40. yılı olması nedeniyle, beni Karagöz dünyasında farklı kılan oyunlarımın tamamını canlı olarak görebilmeniz mümkün olacak. Ayrıca perde önü ve perde arkasında nasıl hareket ettiğimi gösteren özel çekim videolarım da seyirciyle buluşacak. Söyleşi ayağında ‘Benim Karagözüm’ü anlatma imkanı bulacağım ve bu söyleşiyi beraber eğitim gördüğümüz ikinci bir mesleği olmasına rağmen, meslektaşım diye hitap edebileceğim, dostum Murat Hüten’le gerçekleştireceğiz. Öte yandan geleneksel bir kukladan, ki bu kukla Çin gölge kuklası, hareketle çağdaş bir film nasıl hazırlanır sorusuna cevap veren Çin’den gelen ekip, bizim Karagözümüzün de ilerlediği yola bir ışık tutacaktır. Öte yandan festivale katılan diğer oyunlarımız da, özenle seçilmiş, değişik kukla tekniklerini anımsatan, bizi kendi dünyasına çekip motive edecek gösterilerdir.

G.G: Kukla her türlü malzemeden yapabiliyor mu, size en enterasan gelen örnekler…

C.Ö: Siz kukla yapmak istiyorsanız ve derdinizi kuklayla ifade etmeyi arzu ediyorsanız, o zaman yolda yürürken karşılaştığınız bir çok malzeme kukla sınırları içinde size hizmet etmek istemeye can atıyordur inanın.

Kukla Sadece Çocuklara Yönelik Bir Sanat Değil

G.G: Kukla tiyatrosunun en çok geliştiği ülkeler hangileri?

C.Ö: Artık günümüzde o ülke bu ülke demek yanlış olur. Çünkü bir ülkeden birisi çıkıyor, müthiş bir şey yapıyor. Bu demek değilki o ülke bu sanatta başarılıdır. Artık globalleşen dünyamızda sanatçıların birbiriyle etkileşimlerinin yarattığı ortam hangi coğrafyada olursa olsun ilginç eserlerin çıkmasına her zaman izin veriyor.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  İzmir'de İlk Kez Düzenleniyor: Proje Yönetim Zirvesi

G.G: Kukla ve kukla tiyatrosunun çocukların yaratıcı dünyasına ne gibi faydası var ?

C.Ö: Kukla sadece çocuklara yönelik bir sanat değil. Büyüklerin de ilgi alanına giren bir çok gösteri mevcut. Fakat ana okulunda kukla yapan ve oynatan bir çocuk inanılmaz bir şekilde özgüven sahibi oluyor, el becerisi artıyor. Dünyayı bir kuklacı naifliği içinde algılıyor. Bunu hayat ilkesi olarak da sürdürürse dünya huzura kavuştu demektir.

G.G: Karagöz Vakfı’nın binasında bir kukla müzesi ve bir cafe de açıyorsunuz. Biraz da bu oluşumdan bahseder misiniz?

C.Ö: Bu ofis, atölye, kafe, müze kavramlarının iç içe girdiği minik bir mekan. Ama dünya kuklasından da bir çok örnekte görebiliyorsunuz. Amacımız biz ofiste otururken veya kukla yaparken seyircimizle canlı bir iletişim kurabilmek. Tiyatro o anda yapılan bir sanattır. Bundan hareket ettik ve seyircimizle o an bir kahve içerken iletişim kurmak istedik. 40 yıl hatırı olan bir kahveye hepinizi bekliyoruz.

Festivalle ilgili detaylı bilgiye www.kuklafestivali.com adresinden ulaşabilirsiniz.

***

Sayın Cengiz Özek’e röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Kukla sanatına ve ülkemizin tanıtımına sağladığı değerli katkılar için, K2 Haber olarak içten şükranlarımızı sunuyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer röportajlar için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

Ayşem Özleyiş Oğuz: Veganlık ve Hayvanseverlik Ayrılmaz Bir Bütündür

ayşem özleyiş oğuz

K2 Haber olarak Vegan Aktivist / PADER Patili Canlar İstanbul Temsilcisi Ayşem Özleyiş Oğuz ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.

Hayvan özgürlüğü için mücadele eden bir insansınız. Çok zor ama çok da vicdani bir mücadele veriyorsunuz. Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle bu şekilde değerlendirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Büyük bir üzüntü yaşadığımızı ve halen etkisinde olduğumu söylemeden sözlerime başlamak istemiyorum. Beni ve onlarca Hayvan Özgürlüğü aktivisti arkadaşımı şaşkına çeviren ve derinden üzen, çok önemli bir kayıptan bahsetmeden geçmek imkânsız… Sevgili Burak Özgüner’i kaybettik…

Kendisini şahsen tanımadan önce, uzun zamandır takip ediyordum. Örnek aldığım, saygı duyduğum çok değerli bir kişiydi. Arkadaşımdı. Kendimizi zor toparlayacağız. Tüm yaşam hakkı savunucusu, özgürlükçü arkadaşlarımın üzüntüsünü paylaşıyorum.

İstanbul doğumluyum, lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde aldım. Lisede edebiyat bölümü mezunu olduğumdan yazmayı, şiir dâhil olmak üzere okumayı severim. Kendime ait şiirlerim var, belki bir gün bir şiir kitabı çıkartabilirim. Fotoğraf çekmek, müzik dinlemek ve resim çizmek hobilerim arasında.

Tüm doğayı, doğanın parçası her canlıyı yaşama kattıkları değer açısından çok ama çok seviyorum. Hiçbirinin birbirinden eksik yanı olmadığı gibi kocaman bir döngünün parçası olarak her biri apayrı bir değer ve yaşam zincirinin parçası benim için.

İnsanların Hayvan İstismarında 3 Ana Etken: Aile, Taraflı Eğitim, Maddi Kazanımlar

– Sokaklardaki hayvanlar ne yazık ki çok zor şartlar altında. Açlık, hastalık, şiddet ve her türlü insan istismarı… Peki, bizi umutlandırabilecek iyi örnek diyebileceğiniz uygulamalar ya da yerler var mı?

Sokak hayvanlarının içinde bulunduğu çıkmaz maalesef ki devletin gerekeni yapmamasından kaynaklanmaktadır. 2004 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu eksik uygulanmakta veya hiç uygulanmamaktadır. Sözü geçen eksik sıfatını açarsak ana hatlarıyla zamanı gelmiş, mecburi yapılması gereken kuralların yerine getirilmesi gerekirken, göz ardı edilip topluma zorla bu durumun kabul ettirilmesi diyebiliriz. İnsan istismarına gelince bu ciddi durumun altında yatan birçok unsur var. 3 ana etkenin önemine inanıyorum: Aile, taraflı eğitim, maddi kazanımlar.

Toplumun yapı taşı insan olduğu için sağlıklı insan yapısının, sağlıklı bir topluma neden olacağı kanaatindeyim. Son zamanlarda dış ülkelerden göç alınması, erkil baskının varlığı ve önceden saydığımız etkenler, toplumda değişimlere neden oldu. Değişen yaşam şartları, yanlış öğretiler ve en küçük birim ailenin bunların etkisi altında kalması…

Bizleri umutlandıran iyi örnekler tabi ki çıkıyor, bölgelerdeki Tarım ve Orman Bakanlığına ait müdürlükler bu yerlerin başında geliyor. Örnek vermek gerekirse Siirt, Mardin, Mersin Milli Parkları. Aslında Milli Parklar yerel yönetimlerden çok daha iyi bir performans gösteriyor. Bu performans için de haberleri olması gerekiyor ve duyarlı vatandaşlara ihtiyacımız oluyor.

Yerel yönetim olarak ise tam anlamıyla henüz maalesef ki örnek gösterilecek bir yerel yönetime rastlamadım. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bir takım atılımlar var. Dilerim çok daha iyi işlere imza atarlar. Keşke örnekleri çoğaltabilseydik…

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz: Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka alternatif bilmiyorduk.

Veganlık Bir Felsefe, Bir Terbiyedir

– Türkiye’de vegan olan insan sayısı hızla artıyor. Vegan olmaya siz nasıl karar verdiniz? Veganlık ve hayvanseverlik arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Barış Şengün: Hayvana Şiddet, Mevcut Yasalar İle Meşrulaştırılıyor

2017 sonlarına doğru Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü’nün (BUHAY) düzenlediği bir panele katıldım. Panelin konusu sokak hayvanları ve katılımcılar da Hayvanlara Adalet Derneği ve Zülal Kalkandelen’di. Dikkatle takip ediyordum konuları, sıra Zülal Hanım’a geldiğinde çok ciddi bir sorgulama içine girdim. O konuşurken ben cevap veriyordum içimden ve tuhaf bir ruh haliyle okuldan ayrıldım. Okuldan ayrılmadan kendisine “İnanıyor musunuz?” diye sordum. Aldığım cevap netti. Bir hafta içinde et yemeği bıraktım ve vegan olmanın benim için en doğru yol olacağına karar verdim. İyi ki Zülal Hanım’ı tanıdım. Onu çok seviyorum…

Veganlık ve hayvanseverlik ayrılmaz bir bütündür. Vegan olmak mutluluk verici çünkü benim için bir canlı acı çekmiyor, katledilmiyor, sömürülmüyor. Öyle büyük bir huzur ki kelimelerle anlatamam… O gün Zülal Hanım sizler ‘Hayvanseçersiniz’ dediğinde, ilk olarak inkâr ettim içimden. Hayır dedim, ben tümünü seviyorum ama gerçek bu değildi. Birini severken diğerini yemek veya sömürmek normaldi. Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka bir alternatifi de bilmiyorduk. Her şey bize çok normal anlatıldı, sanki böyle olmalıydı ama gerçekler çok farklı ve acı dolu. Öğrendikten sonra değişmek zor olmadı. Yaşama değer vermek, benim için damak zevki ve alışkanlıklardan çok daha önemli.

Veganlık bir felsefe, bir terbiye, keşke herkes biraz düşünse, biraz öğrense ve sorgulasa…

Hukuk Değişim İstiyor Ama Bu Değişimi Kabul Edecek Olan Devlet

– Hayvanlara yönelik şiddet ve istismara hala ciddi bir ceza yaptırımı getirilmiyor. Bu anlamda birçok sivil toplum kuruluşu uzun yıllardır bir çalışma yürütüyor. Neden bir aşama sağlanamıyor?

Evet, maalesef öyle… Birçok STK bu konu üzerinde çalışma yaptı, yapıyor. Aşama sağlanamamasının en önemli nedeni hukuki yaptırımların hala bir değişime uğramaması. Konu ile ilgili birçok panele ve söyleşiye katıldım. Hukuk bir değişim istiyor ama bu değişimi kabul edecek olan devlet.

Türkiye’nin taraf olduğu 18 tane uluslararası sözleşme var bunlar bile tam anlamıyla uygulanmıyor. 5199 gibi 2004 yılında çıkarılmış bir yasa var, peki o uygulanıyor mu? Cevap açık, yaşanılanlar ne derece uygulandığını gösteriyor.

Uygulamaların, kontrolün olmadığı bir düzende yaşam hakkının korunması ne derece başarılı olur? Başarılı olamaz tabi ki…

 

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Girişimci Olmak İçin Ne Zaman Adım Atmalısınız?

Taslak Rapor Bazı Yönlerden Asla Kabul Edilemez

– Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu’nun meclise göndermeyi planladığı taslak raporu nasıl buldunuz? En önemli eksiklikler neler? Bu raporun yasalaşması durumunda, ciddi bir iyileşmeden söz edebilir miyiz?

Taslak raporu bazı yönlerden olumlu bazı yönlerden asla kabul edilemez bulduğumu belirtmeliyim. Komisyonda biliyorsunuz, çok yeni kaybettiğimiz Burak Özgüner arkadaşımız da vardı ve rapordan sonraki açıklaması istenildiği gibi olmadığının göstergesidir.

En önemli eksikler; türcülük yapılması, avcılığın, deney hayvanı kullanımının, faytonun kullanımına devamlılık sağlanması, kürk hayvanı üretimi hakkında açıklık olmaması yani bir şekilde varlığın kabulü ve su parklarıyla, sirklerin kapatılmaması.

Bu tasarı yasalaşırsa doğru ve iyi bulunan maddeler açısından kazanım diğer büyük eksiklikler açısından büyük bir kayıp olacaktır.

Yasanın Eksikliği ve Toplumun Erkil Yapısı Hayvanlara Yönelik İstismarı Körüklüyor

– Türkiye’de hayvanlara yönelik istismarın son dönemde oldukça arttığını görüyoruz. Bunun sebeplerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-psikolojik yapının bozulduğu kanaatindeyim. Üç ana etkenden bahsetmiştim toplumun şiddetten uzaklaşması için: Aile, eğitim ve ekonomi. Bu ana etkenler doğru ve düzgünce yerleştiği zaman sorunlar gittikçe azalacaktır. Ama görüyoruz ki kimse bu etkenlerin varlığından haberdar değil, daha doğrusu böyle olmayı tercih ediyorlar.

Ruh sağlığı korunmayan bir toplumun içinden nasıl bireyler çıkacağı açıktır. Üstelik bu bireyler ile iç içe yaşamak zorunda bırakılıyoruz. İşte burada daha önce bahsettiğimiz yasa değişiminin gerekliliği ortaya çıkıyor. Kozmopolit bir toplum yapısı içine girdik. Dış ülkelerden gelen göçler, iletişim araçlarının kullanımı, bilgi kirliliği negatif etmenler olarak yaşantımızı etkiliyor. Hayvan istismarının kırsal kesimde var olan devamlılığı meşru kılınırmışçasına yapılan yorumlar, bu şiddetin zeminini hazırlamaktadır. Yasanın eksikliği ve toplumun erkil yapısı bu kabul edilemez durumu körüklemektedir.

Bölgedeki Hayvanlar İçin Acil Çözüm ve Kamuoyu Desteği Rica Ediyoruz

– Ilısu Barajı’nın açılmasına çok az bir zaman kaldı. Sosyal medya hesabınızda Dicle ve Botan Vadisi’ndeki hayvanların güvenli yerlere taşınmadığını belirttiniz. Hayvanların baraj suları altında kalması söz konusu. Bu durumu anlatır mısınız?

Siirt Hayvan Hakları Topluluğu İle tanışıklığımız 2 seneye yakındır devam ediyor. Her zaman dirsek teması halindeyiz. Bir hafta önce topluluktan genç arkadaşım, beni arayarak oluşan bu son durumdan bahsetti. Ilısu barajının suları açıldığı zaman, maalesef ki Botan vadisi de sular altında kalacak. Uzun zamandır bilinen bir gerçek ki Siirt Belediyesi şehir merkezindeki köpekleri toplayarak bu vadiye atıyor.

Kayyum döneminde yapılan geçici bakımevi ne yazık ki halen işletmeye açılmış değil. Tam anlamıyla çözüm üretemiyor. Personeli de yok.

Bu vadi içinde 80-90 köpek nüfusundan bahsediyoruz. Bulundukları yer suya 4-5 km uzaklıkta ve yemek bulmaları imkânsız. Bir dönem belediye mama vermiş ama şimdi böyle bir durumdan bahsedemiyoruz. Açıkça görülüyor ki oradan kurtarılmaları gerekli. Şahsen Belediye Başkan Yardımcısı ve Milli Parklar ile görüştüm. Valilik de konuya vakıf ve bu konu hakkında bir toplantı düzenledi. Üzülerek ifade ederim ki kurumlar arası anlaşmazlık yüzünden, bu canlar boğularak ölecek. Valiliğin en üst resmi kurum olarak gerekli hassasiyeti göstereceğini ümit ediyorum. Milli Parklar da her zaman destek olacağını bana iletti. Sorunun hemen çözülmesi, köpeklerin alınıp, yenilenen geçici bakımevinin göreve başlaması gerekiyor. Kısırlaştırma, aşılama ve takip ile yaşanılan sorunlar en aza indirilmeli. Acil çözüm bekliyoruz ve kamuoyunun desteğini rica ediyoruz.

Diğer bir konuda bölgedeki ekolojinin sular altında kalarak yok olması. Sadece köpekler değil kocaman bir ekoloji yok olacak bu gidişle. Vadideki yaşam, kocaman bir tarihsel geçmiş silinip gidecek. En başından beri yapılan uyarılar neden dikkate alınmıyor, bu gerçekten çok düşündürücü. Aklın, vicdanın dikkate alınmasını istiyoruz.

Geleceğin Devamlılığı İçin Veganlık Şarttır

– İnsanlara son olarak neler söylemek istersiniz?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Ayşem Özleyiş Oğuz: Veganlık ve Hayvanseverlik Ayrılmaz Bir Bütündür

Kendini her şeyin sahibi olarak gören insanlık; dilerim ki pozitif bilimin ışığında gerçekleri görerek, vegan bir yaşama adım atar. Küresel iklim krizi ile karşı karşıya kaldığımız bu günlerde, endüstriyel hayvancılık bu krizi körükleyen en baş nedenlerden biridir. Yani, geleceğin devamlılığı için veganlık şart.

Su tüketimi, yeşil alanların azalması, karbon salınımı artık bizi zorluyor. İnsanın üstün (!) öngörüsü artık bu gerçekleri görmeli ve dürüstçe çözüm aranmalı.

Doğayı rahat bırakalım, bizim malımız değil. Biz sadece doğanın bir parçasıyız ve hayvanların özelliklerine bakarsak da çok savunmasız bir türüz. Hayvanlarla aramızda 1,7 DNA farkı var ki bu bir hiç. Buradan yola çıkarak; yaşama saygı duyalım, yaşam hakkı kutsaldır!

Röportaj için Sayın Ayşem Özleyiş Oğuz ‘a şükranlarımızı sunuyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer içerikler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

***

Ayşem Özleyiş Oğuz Kimdir?

Hayvan hakları mücadelesine çok küçük yaşlarda başlamıştır. Alper Karmış ile birlikte Sokaktaki Patili Canları Yaşatma Derneği – PADER’i kurmuştur. Oğuz, merkezi Ankara’da bulunan dernek ile Çorum, Kırıkkale, Yozgat, Bilecik ve Kastamonu gibi civar illerde ciddi çalışmalar yürütmüştür. 2 yıldır PADER’in İstanbul temsilcisidir. Deneye Hayır Derneği üyesi ve Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’nun (BHH) bir aktivistidir. Oğuz aynı zamanda CHP Beşiktaş İlçe Başkanlığı’na bağlı Doğa ve Hayvan Hakları komisyonu başkanıdır.

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz

Okumaya devam et