Connect with us

Röportaj

Cengiz Özek: Kukla Sadece Çocuklara Yönelik Bir Sanat Değil

cengiz özek

K2 Haber olarak 24 Ekim’de başlayan ve 4 Kasım’a kadar sürecek olan Uluslararası Kukla Festivali Genel Sanat Yönetmeni Cengiz Özek ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Röportajı Gerçekleştiren: Gökay Genç (G.G. olarak anılacaktır)

Röportaj Yapılan: Cengiz Özek (C.Ö. olarak anılacaktır)

cengiz özek gökay genç

İlk Profesyonel Gösterimi Taksim’deki Atatürk Kitaplığı Açılışında Yaptım

G.G: 40 yıldır süre gelen bir serüven sanat yaşamınız…

C.Ö: Yıl 1983. Ortaokuldaki resim hocam Ali Kıyak. İlginçtir, kendisi İmam Hatip’te resim öğretmeniymiş ve orada Karagöz nasıl yapılır, değişik materyellerden karagöz yapımı gibi dersler veriyormuş. Hatta Sayın Cumhurbaşkanımızın ve İstanbul Belediye Eski Başkanı Sayın Kadir Topbaş’ın da öğretmenliğini yapmış. Biz de bunları Hocamızın cenazesinde öğrendik. Ali Hoca’nın bu öğretileri İmam Hatip’in müfredatına uymayınca bizim okula geldi ve aynı şeyleri bize öğretmeğe başladı. Benim de elim yatkın böyle şeylere. Hoca bir veriyor, ben beş yapıyorum. Bana bir müddet sonra deve diye hitap etmeğe başladı. Ben de diyorum böyle boylu poslu değilim, ufak tefek bir insanım. Eh.. Öyle eğri büğrü de sayılmam. Bu adam bana niye deve der ki, diye düşünür dururdum. Meğersem, Karagöz figürleri deve derisinden yapılırmış ve bir Karagöz sanatçısı için deve çok önemliymiş. Ve o gün bana deve dendiği için mutlu oldum. Aynı zamanda kökü saraya dayanan Şişman Ahmet, Hayalî Nazif ve Ragıp Tuğtekin zincirinin donanımıyla Karagöz eğitimi almış olan hocamız, beni de bu konuda eğitti.

Derken içimdeki girişimcilik ruhumun da katkısıyla İstiklal Caddesi’nde Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde (Bugünkü Galatasaray’daki Yapı Kredi Kültür Sanat’ın alt katı) 17 yaşında ilk sergimi açtım. Bu sergi olduğu gibi Hollanda Ulusal Müzesi tarafından satın alındı. Derken, 20 yaşında Topkapı Sarayı Müzesi’nde 2. sergimi açtım ve sonrasında Ayasofya Müzesi ve yurtiçi, yurtdışı onlarca sergi. İlk profesyonel gösterimi ise Taksim’deki Atatürk Kitaplığı’nın açılışında yaptım, yine 17 yaşındaydım. Derken Konservatuar Tiyatro Oyunculuk bölümünü bitirdim ve dünya kukla festivallerinde boy göstermeye başladım. Oynattığım Karagöz çok farklı, kendine özgü, dinamik, günümüzle buluşan bir gösteri olarak kabul edildi. Dünya festivallerinden sürekli davet almaya başladım. Bu kadar çok festivale davet edilince, ben de Karagöz’e armağan etmeyi düşündüğüm Uluslararası İstanbul Kukla Festivali’ni oluşturdum. Bugün 21.sini yapıyoruz ve Cengiz Özek 5 kıtada, elliye yakın ülkede, yüzden fazla şehirde Karagöz’e hizmet etti. İşte kırk yılın özeti.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Dilek Türker: Türkiye’nin En Zengin ve En Fakir Patroniçesiyim

Sıfır Liraya Bir Festival Ortaya Çıkaran Bir Çabayız

G.G: 21 yıldır  tek başına bir festivali sürdürmek oldukça zor olsa gerek…

C.Ö: Bizim festivalimiz özel bir festival. Yani belirli bir yerden düzenli bir ekonomik bir kaynağı yok. Keşke olsaydı. Ama bunun da başka bir güzelliği var. Kendi ayaklarımız üstünde durduğumuz için kimse bize ‘ben artık para vermiyorum, festival yapılmasın’ diyemez. Biz bilet satışıyla festivali ayakta tutabiliyoruz. Tabii ki, ülkemizdeki yabancı ülke kültür merkezlerini, dünyadaki çeşitli kültür fonlarını harekete geçirerek. Konuk ettiğimiz kukla gruplarının bazılarının masraflarını da bu şekilde karşılayabiliyoruz ama nereden bakarsanız bakın, kendi yağında kavrulan ve sıfır liraya bir festival ortaya çıkaran bir çabayız. Öyle ki, bu sistemi dünyada anlatarak para kazandığımı bile söyleyebilirim.

cengiz özek

Karagöz Aracılığıyla Ülkemi Temsil Etmekten Gurur Duyuyorum

G.G: Bu yıl festivalde hangi ülkeler, hangi oyunlar var?

C.Ö: Bu yıl festivalimize her yıl olduğu gibi yine butik gösteriler katılıyor. Geniş bir coğrafyadan seçki sunuyoruz: Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz, Tayvan, Hong Kong, Saray Bosna, İran, Çin ve Türkiye.

G.G: Siz de bir çok ülkeye gidiyorsunuz ve sanatınızı sergiliyorsunuz. Türkiye’ye ve size bakışları, ilgileri nasıl oluyor?

C.Ö: Sözlerimin başında da söylediğim gibi oynattığım Karagöz fevkalade denecek ilgiyi topluyor. Topluyor ki bunca ülkeye Karagöz gösterilerimi taşıyabildim. Bizim bilmediğimiz Karagöz’ü dünya kuklasıyla ilgilenen ve festivaller düzenleyen kukla sanatçıları her yönü ve boyutuyla biliyor. Karagöz hangi ülkeleri etkiledi? Balkanları, Yunanistanı, Macaristanı, Romanyayı, Kıbrısı, Kuzey Afrikayı, Orta doğuyu, Mısırı nasıl etkiledi, nasıl adını verdi, dünyadaki meslektaşlarımız bunları biliyor. Türkiye’ye nasıl bakıyorlar, onu bilemeyeceğim ama benim kişiliğimde Türkiye ile iyi ve beklentilerinin çok üstünde bir iletişim kurabildiklerini biliyorum. Nihayetinde Karagöz aracılığıyla ülkemi uluslararası platformda temsil etmekten ve pozitif algı yaratıyor olmaktan gurur duyuyorum.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Bakan Akar “Çanakkale Geçilmez” Yazılı Altın Madalya’yı Türk Bayrağı’na Taktı

G.G: Geçtiğimiz yıl ki festival beklentilerinizi karşıladı mı? Bu yıl için öngörüleriniz nelerdir?

C.Ö: Geçen yıl festivalimiz bize bu yıl da festival yapma enerjisini verdi dersem sanırım sorunuzun cevabını vermiş olurum.

cengiz özek kukla festivali

Murat Hüten İle Birlikte “Benim Karagözüm”ü Anlatacağız

 

G.G: Bu yıl geçtiğimiz yılllara göre farklılıklar, sürprizler var mı?

C.Ö: Bu yıl benim kukla sanatına başlamamın 40. yılı olması nedeniyle, beni Karagöz dünyasında farklı kılan oyunlarımın tamamını canlı olarak görebilmeniz mümkün olacak. Ayrıca perde önü ve perde arkasında nasıl hareket ettiğimi gösteren özel çekim videolarım da seyirciyle buluşacak. Söyleşi ayağında ‘Benim Karagözüm’ü anlatma imkanı bulacağım ve bu söyleşiyi beraber eğitim gördüğümüz ikinci bir mesleği olmasına rağmen, meslektaşım diye hitap edebileceğim, dostum Murat Hüten’le gerçekleştireceğiz. Öte yandan geleneksel bir kukladan, ki bu kukla Çin gölge kuklası, hareketle çağdaş bir film nasıl hazırlanır sorusuna cevap veren Çin’den gelen ekip, bizim Karagözümüzün de ilerlediği yola bir ışık tutacaktır. Öte yandan festivale katılan diğer oyunlarımız da, özenle seçilmiş, değişik kukla tekniklerini anımsatan, bizi kendi dünyasına çekip motive edecek gösterilerdir.

G.G: Kukla her türlü malzemeden yapabiliyor mu, size en enterasan gelen örnekler…

C.Ö: Siz kukla yapmak istiyorsanız ve derdinizi kuklayla ifade etmeyi arzu ediyorsanız, o zaman yolda yürürken karşılaştığınız bir çok malzeme kukla sınırları içinde size hizmet etmek istemeye can atıyordur inanın.

Kukla Sadece Çocuklara Yönelik Bir Sanat Değil

G.G: Kukla tiyatrosunun en çok geliştiği ülkeler hangileri?

C.Ö: Artık günümüzde o ülke bu ülke demek yanlış olur. Çünkü bir ülkeden birisi çıkıyor, müthiş bir şey yapıyor. Bu demek değilki o ülke bu sanatta başarılıdır. Artık globalleşen dünyamızda sanatçıların birbiriyle etkileşimlerinin yarattığı ortam hangi coğrafyada olursa olsun ilginç eserlerin çıkmasına her zaman izin veriyor.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Nur Coşkun: Klasik Anlamda Bir Medyadan Artık Bahsedemeyiz

G.G: Kukla ve kukla tiyatrosunun çocukların yaratıcı dünyasına ne gibi faydası var ?

C.Ö: Kukla sadece çocuklara yönelik bir sanat değil. Büyüklerin de ilgi alanına giren bir çok gösteri mevcut. Fakat ana okulunda kukla yapan ve oynatan bir çocuk inanılmaz bir şekilde özgüven sahibi oluyor, el becerisi artıyor. Dünyayı bir kuklacı naifliği içinde algılıyor. Bunu hayat ilkesi olarak da sürdürürse dünya huzura kavuştu demektir.

G.G: Karagöz Vakfı’nın binasında bir kukla müzesi ve bir cafe de açıyorsunuz. Biraz da bu oluşumdan bahseder misiniz?

C.Ö: Bu ofis, atölye, kafe, müze kavramlarının iç içe girdiği minik bir mekan. Ama dünya kuklasından da bir çok örnekte görebiliyorsunuz. Amacımız biz ofiste otururken veya kukla yaparken seyircimizle canlı bir iletişim kurabilmek. Tiyatro o anda yapılan bir sanattır. Bundan hareket ettik ve seyircimizle o an bir kahve içerken iletişim kurmak istedik. 40 yıl hatırı olan bir kahveye hepinizi bekliyoruz.

Festivalle ilgili detaylı bilgiye www.kuklafestivali.com adresinden ulaşabilirsiniz.

***

Sayın Cengiz Özek’e röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Kukla sanatına ve ülkemizin tanıtımına sağladığı değerli katkılar için, K2 Haber olarak içten şükranlarımızı sunuyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer röportajlar için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Röportaj

Kazım İsyandır: Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

kazım isyandır kazım koyuncu

K2 Haber olarak Kazım Koyuncu’nun aramızdan ayrılışının 14. yıl dönümünde Kazım’ın dostları ve sevenlerinin oluşturduğu “Kazım İsyandır” ile bir röportaj gerçekleştirdik. Kazım Koyuncu’yu sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz. Keyifli okumalar dileriz.

Kazım İsyandır tüm Kazım sevenlere ait olduğu için, röportajı verenler isimlerinin etkinliğin önüne geçmemesi için, kendi istekleri ile röportajda isimleri ile anılmamaktadır.

Röportajı Gerçekleştiren: Murat Büyükyılmaz 

Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

Öncelikle ‘Kazım İsyandır’ kimlerden oluşmaktadır, sizi bir araya getiren amaç nedir? Bize biraz hikâyenizi anlatır mısınız?

2015 yılında Kazım ile ilgili bir anma etkinliği yapıldı ve bu ne yazık ki biletli bir etkinlikti. Kazım’ın adının geçtiği bir yerde, bir etkinliğin biletli yapılması bizi açıkçası çok rahatsız etti. Anma denilen şeyin para karşılığında yapılması doğru değildir. Bu ücretli duruma tepki olarak, Kazım’ın sevenleri olarak bir araya geldik ve etkinliğin ismine de ‘Kazım İsyandır’ dedik. Yani işin özünde Kazım anmasının ticarileştirilmesine tepki vardı. Bu yıl bizim beşinci anmamız olacak. Biz bu işi yapalım dediğimizde, yani ilk başladığımızda 3 kişiydik. 10, 20, 40 kişi derken, bugün ‘Kazım İsyandır’ olarak alanda 10 binlerle buluşuyoruz.

Aslında kendilerine bir yandan da teşekkür ediyoruz. Bir nevi vesile olmuş oldular. Çünkü bu etkinlikler, Kazım öldükten tam 10 yıl sonra başladı. Kazım’ın şoku hala üzerimizdeydi, üzerimizden atamamıştık. Böyle bir anma ile bizi kendimize getirdiler. Bizim amacımız hep şuydu, biz başlatalım ama bu iş tüm Kazım sevenlerine ait olsun. Yani nerede anma yapıyorsak, orası kime aitse, kim üstlenebiliyorsa, kim devam ettirebiliyorsa o yapsın, hatta mahalleli yapsın istedik. Tabi yerin de önemi vardı. Bugün Abbasağa demek, Çarşı demek. Bu anlamda Çarşı ile de yakınlığımız oldu. Bu bazen diğer taraftar grupları tarafından ne yazık ki yanlış anlaşılabiliyor. Kazım’ın ölümünden sonra, Çarşı tüm sosyal medya hesaplarından Kazım’ı her zaman anmıştır. Çarşı grubu Kazım’a sahip çıktığı için, samimi olduğu için, yakınlığımız oldu. Çarşı da böyle bir organizasyonda yer almaktan dolayı her zaman onur duyduğunu ifade ediyor ve Kazım’ı her şeyden önce duruşu ile sevdiklerini belirtiyorlar.

Kazım’ın Hayali Sahnelerin Olmadığı, Herkesin Şarkı Söylediği Bir Dünyaydı

– Kazım Koyuncu’nun dünyasını ele alalım. Onun dünyasında ne vardı, ne yoktu? Kazım Koyuncu’yu siz nasıl anlatıyorsunuz?

Kazım’ı ne kadar tanıdığımız bize hep soruluyor. Onlara hep şu cevabı veriyoruz. Siz ne kadar tanıyorsanız, biz de o kadar tanıyoruz. Çünkü Kazım kimseye farklı bir şey vermedi. Eksik veya fazla tanımıyoruz. Çünkü onu tanımak için illa birlikte oturmak gerekmiyor. Bu toplumun her kesimine sesi ile müziği ile enerjisi ile duruşu ile ulaşmış bir insandan bahsediyoruz. Kazım önce müzisyen, biraz Karadenizli ama hepsinden önemlisi bir devrimciydi. Hayatını da hep böyle yaşadı.

Kazım, Laz kimliğini de pek öne çıkarmadı. Aslında devrimci kimliğini de ön plana çıkarmadı. Bu özelliklerini müziğine de yansıtmadı. Kazım sahnelerin olmadığı, herkesin şarkı söylediği bir dünya hayal ediyordu. Söz sözü açıyor, mesela geçen sene kaymakamlık tarafından yasaklandık, bize sahne verilmedi. Bu Kazım’ın isteğinin yerine gelmesiydi aslında. İnsanlar parka geldi ve küçük bir kolonla, sahne olmadan Kazım şarkılarını söyledik. İşte onun hayal ettiği şey tam da buydu.

Kazım’ın şarkılarında, sözlerinde bir devrim yoktur. Kazım da ‘ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim’ dedi. Gelevera deresi, ella ella dedi. O yörenin şarkılarını söyledi. Ama devrimciliğini, arka planda duran müziğinde yaptı. Alt yapıda duyduğumuz müzikler bize, onun devrimci olduğunu, müzik üzerinden devrimi anlatmak istediğini gösterdi. Sözle bunu yapmadı. Rock motifleri geldi, bir anda Rock’n Roll içerisinde bulduk kendimizi. Has Karadeniz müziği de var. Sonraki bütün gruplara bakın, kemençenin yanına gitar koymuştur. İşte bu yolu açan Kazım’dı.

Diyarbakır’da Hopalı Demek, ‘Kazım’ın Memleketi’ Demek

– Kazım’ın sanatı nasıl şekillendi? Koşulları nasıldı? Kazım’ı Türkiye’nin bu kadar sahiplenmesinde, bu koşulların etkisi nedir?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Mehmet Dilbaz: İstanbul'un Kültürel Kimliğini Kaybettik

Kazımın çok güzel bir sesi vardı. Biri o sesi duyduğunda, asla kayıtsız kalamıyordu. Bu sesi devamlılık haline nasıl getirebilirsiniz? Burada da Kazım’ın enerjisi ve duruşu devreye giriyordu. Şunu da söyleyeyim, Kazım bizi hayal kırıklığına hiç uğratmadı. Bir insan dört dörtlük olur mu, Kazım oldu.

Bir kısa diyalogu anlatayım size. Kazım İstanbul’a ilk geldiği zamanlarda, babası çok tedirgindi. Kazım, Beyoğlu’nda yaşıyor. Babası tinerci çocuklar için Kazım’ı bir gün uyarıyor. Kazım’ın babasına verdiği cevap, onun neden hala yaşatıldığının örneğidir. Kazım, “Onlar benim sevgilim, sen merak etme onlardan bana zarar gelmez, param varsa paylaşıyorum” demiş. Yani Kazım hiçbir insanı ayırt etmeden seven bir insandı.

Mesela başka bir örnek vereyim. Ben bir Hopalıyım. Diyarbakır’a gittiğimde, ben Hopalıyım dediğimde, herkes Kazım’ın memleketi diyor. Hopalı demek, Kazım’ın memleketi demek orada. Genelde şöyle bilinir ya Karadenizliler Kürtleri sevmez diye ama inanın Kürtler sırf Kazım Koyuncu’dan sebep, tüm Karadeniz’i seviyor.

Kazım’ı Her Kesim Açık Açık Dinliyor

– Memleketi, dili, kültürü, Trabzonspor onun sanatını ve kişiliğini şekillendiren unsurlardan birkaçı. Kazım’ın memleketi ile memleketinin de Kazım ile kurduğu bağı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bazı kesimler Ahmet Kaya’yı gizli gizli dinliyor, hepimiz biliyoruz. Ama Kazım’ı her kesim açık açık dinliyor. Kazım’ın solo albümü pek bilinmiyordu. Herkes neredeyse sadece Dido’yu biliyordu. Bir ses var, etkiliyor diyorduk ya. Biz biraz da popüler seviciyiz. Karadeniz’in Kazım Koyuncu ile ilgili bir özeleştiri vermesi mutlaka gerekiyor. Kazım’ın ilk parlamasının sebebi Gülbeyaz dizisi ile oldu. Diziyi sürükleyen isim de Kazım’dı. Gülbeyaz dizisi bitmek üzereyken, ‘Hayde’ albümü çıkacaktı. Sırf bu diziden kaynaklı satılmasın diye, 1,5 yıl beklendi. Öyle bir duyarlılığı vardı. O diziyi unutsunlar, yeni bir şey olduğunu anlasınlar istiyordu. O dizi ve Kazım’ın kanser oluşu ve her şeyin çok hızlı oluşu, bütün Karadenizlileri Kazım sevdalısı yaptı. Solcudur, komünisttir, onun burada ne işi var diyenler bile, kendi dünyasında Kazım’ı yaratmaya başladı. Bu güzeldir, bu doğrudur ama bunu anlamak için birinin ölmesine gerek yok. Yaşarken sevemiyoruz. Ne yazık ki öyle bir toplumuz.

kazım isyandır

Bu seneki Abbasağa Parkı’nın Boyanmasından Bir Görüntü

Karadeniz’de Denize Girilecek Alan Kalmadı, Karadenizli Yüzme Bilmiyor

– Kazım ülkenin sorunlarına nasıl yaklaşıyordu? Nasıl bir Türkiye hayali kuruyordu?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Dursun Çiçek: Beyoğlu’nu Kazanırsak, İstanbul'un Kaderini Değiştirebiliriz

Kazım ekstra hiçbir şey istemiyordu. Herkese ulaşma nedeni de buydu. Filozof değildi. Senden benden ayrı bir düşüncesi de yoktu. Çok basit düşünen ama doğru düşünüp, doğru söz söyleyen bir insandı. Bu basitlikten de kaçınmıyordu. Sahillerin yok olmaması, HES’lerin kurulmaması, su, hava, toprak, bunlar insanın temel kaynakları yahu. Bunları savunmak için öyle bir büyük birikime de gerek yok ki. O temel kaynakların savunucusu durumunda oluyorsunuz, Kazım da onlardan bir tanesi. Düşünsenize bir dereyi kapatmayın diye bu ülkede eylem yapmak zorunda kalıyorsunuz. O dereyi kestiğin an, o bölgedeki ağaçlar kuruyacak, hayvanlar ölecek yani kısacası yaşam ölecek. Bunu bilmek için doktora yapmaya gerek var mı? Bunu Kazım ve birçok insan böyle net ve basit bir dille anlattı. Kazım müziği üzerinden de her gittiği yerde bunlara vurgu yaptı. Bunun içerisinde bir sosyalizm, kapitalizm vurgusu yani herhangi bir ‘izm’ yoktu, sadece ortak yaşam alanımızı korumak vardı. Kazım kimseye yol yapmayın demiyordu, bilim insanları gelsin Karadeniz’e nasıl daha az zarar verilebilir bunu bulalım istiyordu. Dere yataklarının denize kavuşma alanlarını daralttılar ve birçok sel yaşandı, yaşanıyor ve de yaşanacak. Bunu yıllar önce insanlar söyledi. Bir yol yapılmalı mıydı evet ama bu şekilde olmamalıydı. Bugün Karadeniz’de denize girilebilecek bir alan kalmadı. Yüzme bilmiyor Karadeniz insanı.

Müziğiyle, Sözüyle, Duruşuyla Lokal Olmadığını Kanıtlıyordu

– Kazım’ı 33 yaşında kanserden kaybettik. Bugün birçok yaşam alanı mücadelesinde, doğa mücadelesinde, nükleer mevzusunda bile Kazım Koyuncu ismi bir sembol, bir direnç noktası olarak sunuluyor. Bunu nasıl anlamlandırıyorsunuz?

Seni yönlendirmeden, kimseyi taraf yapmadan, kafa karıştıracak hiçbir söz söylemeden, sadece ve sadece tüm canlıların yararına olan düşünceleri ve amaçları vardı. Müzikle ilgili bir söz söylediğinde bile bunu Karadeniz müziği ile ilgili söylemiyordu, dünya müziği ile ilgili söylüyordu. Çünkü Karadeniz müziği, Türk müziği ya da başka müzik diye bir şey yoktur. Sadece müzik vardır, nota vardır. Müziğin türleri vardır yani demek istediğimiz müzik birdir. Kazım Koyuncu’nun Diyarbakır konserinde yaşanılanları anlatmak çok zordur ama çok da iyi bir örnektir. Konserde 1 milyondan fazla insan vardı ve oradaki 1 milyon insan hep bir ağızdan, kendilerine ait olmayan bir dilde Dido’yu söyledi. Yani Kazım müziğiyle, sözüyle, duruşuyla lokal olmadığını kanıtlıyordu.

Kazım isteseydi belki çok farklı bir dünya yaratabilirdi kendine. Müziği, birikimi, doğallığı, sahnesi. Mesela herkes sahneye çıkar ama Kazım’ın sahnesi çok başkaydı. Etkilenmemek mümkün değildir. Bugün Karadeniz’de, o dönemi yaşayanlar, Kazım’ı bilenler, kendi çocuklarına Kazım’dan mutlaka bir şeyler anlatmıştır. Yani her evde Kazım’dan iyi bir şekilde bahsedilmiştir. Bu işte, kuşaklara aktarıldı, aktarılıyor. Bu da bir ölümsüzleşme halini meydana getiriyor. Bugün herhangi bir toplumsal harekette Kazım Koyuncu isminin öne çıkması, buradan kaynaklanıyor. Kazım bu şekilde yaşatılmış oldu.

kazım isyandır

‘Kazım İsyandır’ anmasına her yıl on binlerce insan katılıyor.

Bu Etkinliği Kazım’ı Sevenler Yapıyor, Bu Kadar

– Bu seneki etkinlikleriniz 3 gün sürecek. Geçen yıllardan farklı olarak, bu sene Kazım dostlarını neler bekliyor? Hazırlıklarınızdan, programdan bahseder misiniz?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Bilim İnsanları Zeka ile Bağlantılı 939 Yeni Gen Keşfetti

İki türlü etkinliklerimiz oluyor. Gündüzleri atölye ve geceleri konser ya da sinema gösterimlerimiz oluyor. Konser dinlemek istemeyenler için alternatifler yaratıyoruz. Kazım’ın röportajları, ya da iyi bir Kazım belgeseli, HES’lerle ilgili ya da gündeme uygun bir film mutlaka ayarlıyoruz. Çocuk atölyelerimiz de var. Boyama yapıyoruz ya da atık malzemelerden bir takım etkinlikler. Bu sene yoga da eklendi. Kazım’ın müzik üzerinden dillere ne kattığı üzerine de atölyeler düzenliyoruz. Yani Kazım’ın müziğinin Hemşinceye, Lazcaya, Türkçeye, Kürtçeye ne kattığı anlatılıyor.

Bu seneki etkinlik 3 gün olacak. Çok fazla talep oldu. Program baya yoğun. Herkese de bir söz vermek istedik açıkçası. İnsanlar hep soruyor, kim yapıyor bunu? Yok! Sadece Kazım’ı sevenler var. Başka bir amacımız da yok. Kazım’ı sevenler yapıyor, bu kadar.

Bir Kazım pankartımız var mesela, her yıl aynı pankartı aynı duygularla açıyoruz. Bu uzun yıllar da böyle devam edecek. Çünkü burada, beş yılda bir birliktelik kültürü oluşturuldu. Bu yıl ile şöyle bir ayrıntı belirteyim, çok ismi bilinmeyen ama iyi müzik yapan alternatif bir sahnemiz olacak. Kendilerine çok yer bulamayan, sadece ekonomi ile dönen yerlerden uzak duran grupları, aslında tam da Kazım’ın da istediği gibi, katmak istedik. Çünkü bu yolu açan Kazım’dı ve Kazım’ın bu açtığı yol anmasında da hayat bulmaya devam edecek. Kısaca herkese şarkı söyleyebilecek bir sahne sunmak istedik. Çünkü biliyorsunuz bir ana sahne vardır bir de alternatif sahne vardır. Biz de böyle bir şey olamaz, bizim tek bir sahnemiz var o da dost sahnesidir. Her grup 4’er şarkı söyleyecek ve bu 4 şarkıdan biri Kazım’ın bir şarkısı olacak. Buraya da gruplar baya hazırlanarak geliyor çünkü müzikten anlayan bir kitlemiz oluyor. Tüm Kazım sevenlerle, Kazım’ı anacağız. Herkesi anmamıza bekliyoruz.

‘Kazım İsyandır’ gönüllülerine bu röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer haberler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

Okumaya devam et