Connect with us

Röportaj

Dursun Çiçek: Beyoğlu’nu Kazanırsak, İstanbul’un Kaderini Değiştirebiliriz

dursun çiçek beyoğlu

K2 Haber olarak Ergenekon ve Balyoz kumpas davaları ile yıllarca mağdur edilen, 25. ve 26. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Dr. Dursun Çiçek ile Beyoğlu Belediye Başkan Adaylığı sürecine ilişkin konuştuk. Keyifli okumalar dileriz.

Röportajı Gerçekleştiren: K2 Haber (K2 olarak anılacaktır)

Röportaj Yapılan: Dursun Çiçek (D.Ç. olarak anılacaktır)

Beyoğlu , İstanbul’un Başkenti Diyebileceğimiz Bir İlçedir

K2: 25-26. Dönemde üç yıl süre ile TBMM’de mücadele ettiniz. Bugün geldiğimiz noktada, Beyoğlu gibi oldukça stratejik öneme sahip bir ilçeden Belediye Başkan Aday Adayı oldunuz. Beyoğlu’nu Sizin İçin Özel Kılan Nedir?

D.Ç: 07 Haziran 2015 genel seçimlerinde, ön seçimle ikinci sıradan aday oldum. Milletvekilliği seçimlerinden sonra üç yıl süre ile İstanbul İkinci Bölge’den 25. ve 26. Dönem Milletvekilliği yaptım. İki dönemi, yoğun geçen bir siyasi süreci, 24 Haziran’daki erken seçimler ile tamamlamış olduk.

Seçimlerle gelinen bütün görevlerde iki dönem sınırlamasını ve gençlerle kadınların seçmen oldukları oranda yönetimde görev almasını savunan bir sosyal demokrat siyasetçi olarak, üçüncü dönem yani 27. Dönem için Milletvekilliği adaylığı başvurusunda bulunmadım.

2015-2018 yılları arasındaki milletvekilliğim sürecinde Beyoğlu ilçesinde, örgütümüz ile birlikte birçok seçim ve referandum çalışmasında bulundum. Taksim’de yapılan resmi tören ve etkinliklere iştirak ettim. Bu çalışmalarda özellikle birlikte görev yaptığımız emekçi cumhuriyet kadınlarımızın ve gençlerimizin özverili ve başarılı çalışmalarının altını çizmek istiyorum. Beyoğlu’ndaki parti emekçilerimizin ve her şartta partisine sahip çıkan seçmenlerimizin aday olmam yönündeki isteklerine destek vermeyi, bir görev olarak kabul ettim. Beyoğlu’nda seçmen iradesinin hâkim olduğu, halkçı ve toplumcu belediye hizmet anlayışını yeniden etkin kılmak için de aday başvurumuzu gerçekleştirdik.

Beyoğlu’nda 1994 yılından beri AKP çizgisinde siyaset yapan, seçmenden ve demokrasi dâhil tüm evrensel değerlerden uzaklaşan bir belediyecilik anlayışı var. Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi, Gezi Parkı, Galata Kulesi, Karaköy ve Kasımpaşa gibi tarihi yerleri ile Beyoğlu, İstanbul’un en önemli tarihi ve turistik ilçesidir. İstanbul’daki resmi törenlerin Taksim Meydanı’nda yapıldığı da dikkate alındığında, aslında 39 ilçe arasında Beyoğlu, İstanbul’un Başkenti diyebileceğimiz bir ilçedir. Beyoğlu ilçesi sınırları içerisinde, İstanbul’un otel ve eğlence sektörünün üçte birine yakın kapasitesi bulunuyor. Bu sebeple Beyoğlu’nda işsizlik sorunu ile birlikte yoksulluk ve ekonomik sorunların çözülmüş olması gerekirdi. Ancak gerçeğin böyle olmadığını çok biliyoruz. Belediyeden sosyal yardım alan, işsizlik sorunu ile boğuşan binlerce Beyoğlu seçmeni var. 25 yıldır bu sorun çözülememiştir. Çözülemediği gibi geçim sıkıntısı nedeniyle sosyal yardıma muhtaç duruma düşürülen vatandaşlarımızın sayısı her yıl artmıştır.

Bunun sebebi nedir? Çünkü Beyoğlu’nun temel istihdam ve gelir kaynakları olan konaklama, sanat, eğlence ve kültür etkinlikleri ve hizmet sektörü çeyrek asırdır siyasi iktidarın açık veya örtülü baskısı altındadır. İktidar her yerde olduğu gibi Beyoğlu ilçesinde de seçmenlerin ve iş yeri sahiplerinin sosyal yaşantısına veya yaşam tarzına doğrudan veya dolaylı olarak müdahale etmektedir. Beyoğlu esnafının yaşadığı sorunlar herkesin malumu. Bugün yaşanılan bu tabloyu, Beyoğlu hak etmemektedir.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Barış Şengün: Hayvana Şiddet, Mevcut Yasalar İle Meşrulaştırılıyor

Yerel seçimlerde demokratik değişimi gerçekleştirmek, Beyoğlu ilçesini ve seçmenini tarihi ile buluşturmak ve refahlarını arttırmak için mücadele edeceğiz. Sonunda doğru olan, hak ve özgürlükleri savunan, seçmeni ve çevreyi esas alan, halkçı ve toplumcu bir anlayışla yönetmeye hazır olan bizler kazanacağız. Bu noktada seçimlerden sonra Beyoğlu özelinde muhtarlıklar, eğitim ve inanç merkezleri, başta meslek örgütleri ve hemşehri dernekleri olmak üzere sivil toplum örgütleri, sanat ve kültür alanında öne çıkan kanaat önderleri ile birlikte Beyoğlu’nu yöneteceğiz. Yerel yönetimde demokrasi ve dayanışmanın en güzel örneklerini vereceğiz. Kaynakları verimli ve etkin bir şekilde kullanacağız.

dursun çiçek beyoğlu

Dr. Dursun Çiçek Sivas-Yıldızeli Pamukpınar Öğretmen Okulu mezunudur.

Kadınlarımızı ve Gençlerimizi Yönetime Taşıyacağız

K2: Önemli Bir Eğitim Geçmişiniz Bulunuyor. İşletme Alanında Doktoranız Var. Dursun Çiçek Olarak Bu Özellikleriniz Pek Bilinmiyor.

D.Ç: Aslında Tokat-Reşadiye Umurca Köyünde tamamladığım ilkokuldan sonra Köy Enstitülerinin devamı olan Sivas-Yıldızeli Pamukpınar Öğretmen Okulunda altı yıl yatılı okuduktan sonra Harbiye sınavlarını kazanarak eğitimimi sürdürdüm. Çağdaş Türkiye Cumhuriyetini kuran, kadınlarımıza seçme ve seçilme haklarını dünyadaki birçok ülkeden önce veren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve mücadele arkadaşlarının önemli bir bölümünün eğitim gördüğü okullarda, Harbiye’de ve Harp Akademilerinde yıllarca eğim aldım. 35 yıl vatanımıza ve milletimize sadakatle hizmet ettim. Binlerce Mehmetçiğe komutanlık yaptım. Onların eğitimine ve hayata hazırlanmasına destek verdim. Lisans eğitimim İşletme Yönetimi, Yüksek Lisans Eğitimim Stratejik Planlama ve Doktora Eğitimim ise Yönetim ve Organizasyon üzerinedir. “Örgütlerde motivasyon ve iş yaşam kalitesi” konusu üzerine doktora tezim bulunmaktadır. Bu eğitim süreçlerinin tamamında da derecelerim mevcuttur. Görev döneminde demokratik liderlik, toplam kalite yönetimi, müzakere teknikleri ve sorunların tespiti ile çözüm analizleri konularında ilave eğitim ve kurslar ile yönetim konusundaki bilgi ve tecrübelerimizi geliştirme fırsatlarımız oldu.

Sonuç olarak 35 yıllık devlet yönetim tecrübesi, aldığımız eğitimler ve başta kumpas davaları olmak üzere milletimizin bizzat şahit olduğu hukuk ve adalet mücadelemiz ile Beyoğlu’nu yönetmeye hazırız. Bu arada halen İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrencisiyim. Son on yılda bizzat yaşayarak ve yıllarca mağdur olarak, Sevgili Avukatım ve Kızım İrem Çiçek ile birlikte verdiğimiz, hak, hukuk, adalet mücadelesini başarıya ulaştırmanın gayreti içindeyiz. Hayatın her alanında da bu mücadeleyi sürdürmeye kararlıyız. Beyoğlu’nun yönetiminde hukuk ve adaleti, eşitlik ve demokrasiyi etkin kılacağız, kadınlarımızı ve gençlerimizi seçmen oldukları oranda mutlaka yönetime taşıyacağız.

Kasımpaşalılar İle Birlikte Hesap Soracağız

K2: Uzun Zamandır Saha Çalışmaları Gerçekleştiriyorsunuz. İzlenimlerinizi Aktarır Mısınız?

D.Ç: Beyoğlu sınırları içinde yer alan mahalleleri, muhtarlarımızı, başta meslek örgütleri ve hemşeri dernekleri olmak üzere sivil toplum örgütlerini ve işyerlerini ziyaret ediyoruz. Beyoğlu seçmeninin sorunlarını ve çözüm önerilerimizi konuşuyoruz. En öncelikli sorunun Kentsel Dönüşüm ile birlikte sosyal yardımlar ve işsizlik olmak üzere geçim sıkıntısı olduğunu görüyoruz. Bu sorunların çözümü maksadıyla yaptığımız taslak çalışmaları, projelerimizi ve çözüm önerilerimizi paylaşıyoruz.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Blockchain Türkiye Zirvesi Başlıyor: 18 - 20 Kasım Tarihlerinde Ankara'da

Bir dönem sonra, yani 2024 yılına kadar, Beyoğlu bölgesindeki işsizlik ve kentsel dönüşüm sorunu ile birlikte tapu ve mülkiyet sorununu birlikte çözeceğimizin sözünü veriyoruz. Beyoğlu seçmeni bizi yakından tanıyor ve samimi olarak sevgi ve saygı gösteriyor. Son on yılda verdiğimiz hukuk ve adalet mücadelesini yakından takip ettiğini ve yaşadığımız mağduriyete rağmen devletin ve milletin yanındaki dik duruşumuzu takdir ediyor. Onların bizleri adalet ve mücadele kavramlarını sembolleştiren bir asker ve aydın olarak görmelerinden büyük onur duyuyoruz. Bu güven ve samimiyetin seçimlerde bizi başarıya taşıyacağına inanıyoruz.

Beyoğlu ilçesi sınırları içinde bulunan, yüzyıllardır Bahriye’nin merkezi olmuş Kasımpaşa bölgesinde konuşlu Kuzey Deniz Saha Komutanlığı, Askeri Taşkızak Tersanesi, Deniz Hastanesi, İkmal ve Lojistik birimleri var. Yani Beyoğlu halkının denizci bir yapısı vardır, Deniz kuvvetlerinde başarı ile hizmet etmiş Bahriyeli kardeşlerine de seçimlerde samimi destek vereceklerdir.

Ergenekon ve Balyoz gibi sözde darbe davalarında emperyalizmin uşaklığını yapan FETÖ suç örgütü ve ortaklarının Türk Deniz Kuvvetlerini hedef aldığını biliyoruz. Bahriyelileri yıllarca mağdur eden bu şer güçlerinden Kasımpaşalılar ile birlikte hesap soracağız.

İnsanımızın Mahallesinden, Komşusundan Ayrılmamasını İstiyoruz

K2: Beyoğlu’nun Önemli Sorunları Nelerdir? Bu Kapsamda Bazı Projeleriniz Var. Biraz Bahseder Misiniz?

D.Ç: Kentsel dönüşüm en önemli sorun. Sağlıklı bir konut, sosyal çevre, trafik ve otopark sorunu ile yeşil alan ve güvenlik sorunlarının hepsi birbiri ile ilintili. Biz rantsal değil, yerinde dönüşüm için çabalıyoruz. Bir dönüşüme gerçekten ihtiyaç var. Fakat biz insanımızın mahallesinden, komşusundan ayrılmamasını istiyoruz. Ne yazık ki geçmiş uygulamalara baktığımızda, tedirgin olmamak elde değil. Tarlabaşı’nı gördük, görüyoruz. Oranın insanı, dönüşüm denilerek sürgün edildi.

Yerinde dönüşüm ile birlikte tapu ve mülkiyet sorunu çözülecek, trafik ve otopark sorununun çözümü sağlanacak. Gençlerimiz için büyük bir sorun olan uyuşturucu ile mücadeleye önemli bir katkı sağlanmış olacak. Güvenlik noktasında da iyi bir dönüşüm ile hırsızlık vb. suçların önüne geçebiliriz. Biz hak sahipleri ile inşaat firmalarını baş başa bırakmayacağız. Biz de belediye olarak hak sahiplerinin arasında yer alacağız. İyi uygulama örneği olarak Beyoğlu’nda yerinde dönüşümü sağlayacağız. Beyoğlu sokaklarını beş yıl içerisinde mutlaka daha çağdaş, yaşanabilir ve güvenlikli bir hale getireceğiz.

Beyoğlu seçmeninin diğer temel sorunu ise geçim sıkıntıdır. Bunu temelinde de işsizlik yatmaktadır. Hizmet sektörü olan konaklama, sanat, kültür ve eğlence sektöründe İstanbul için çok önemli bir konumu olan Beyoğlu’ndaki iş yerlerinde, en az % 51 oranında Beyoğlu seçmeninin istihdam edilmesi için işverenleri teşvik edeceğiz. Herkese iş ve aş bulma adına, öncelikle sosyal yardımlara muhtaç olan ailelerdeki gençleri ve kadınları iş sahibi yapacağız. Belediyenin eğitim imkânlarını kullanarak meslek edindirme kursları ile işverenlerin ihtiyacını karşılayacak nitelikte ve liyakatte iş gücü yetiştireceğiz. Özellikle gençlere yazılım ve kodlama eğitimleri vereceğiz. Gençlerimizi geleceğe hazırlayacağız.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Nur Coşkun: Klasik Anlamda Bir Medyadan Artık Bahsedemeyiz

Sosyal yardımları “Vatandaşlık Temel Geliri Konsepti” esasında net olarak %50 artıracağız. Bu yıl enflasyonun özellikle mutfakta % 25’leri aştığı gerçeğinin farkındayız. Bu yardımları da vatandaşlarımızı rahatsız edecek, gururlarını kıracak şekilde yapmayacağız. Yolsuzluklara ortam hazırlayacak yöntemler yerine, Aile Sigortası kapsamında akıllı kart sistemi ile yardımlarımızı şeffaf bir şekilde gerçekleştireceğiz.

Bir de şu konuyu vurgulamak istiyorum. Belediye emekçileri için asgari ücreti 01 Nisan 2019 tarihinden itibaren 2.200 TL olarak uygulayacağız. Tüm CHP’li belediyelerde asgari ücret net 2200 TL olacak ve hiç kimse işinden edilmeyecek. Bilerek insanları korkutuyorlar, biz kimsenin ekmeği ile oynamayız.

dursun çiçek beyoğlu

Dr. Dursun Çiçek TBMM’de 25. VE 26. Dönem İstanbul Milletvekili olarak görev yapmıştır.

Siyasi Görüş Ayrımı Yapmayacağız

K2: Beyoğlu Seçmeni Size Niçin Oy Vermeli?

D.Ç: Tarihi yapısı ile öne çıkan Beyoğlu farklı değerlerin birleştiği çok önemli bir kültür, turizm ve ticaret merkezi. Bu ayrıştırmanın ve ötekileştirmenin, nefret dilinin yerine demokrasi ve adaletin, barışın ve hoşgörünün hâkim olmasını amaçlıyoruz. Beyoğlu’nda hiçbir siyasi görüş ayrımı yapmadan, herkesi kucaklayan bir yerel seçim modeli, yeni bir yönetim tarzı oluşturacağız.

Kentsel dönüşüm ve sosyal yardım ve işsizlik sorunlarının çözümüne yönelik olarak paylaştığımız ilkeler dikkate alındığında, halkımızın samimi desteğini göreceğimizi düşünüyorum. Bu ilkeleri de yine katılımcı bir anlayış ile hazırlıyoruz. Katkı sunmak isteyen vatandaşlarımızın, sosyal medya hesaplarımızdan bizlere ulaşmasını rica ediyorum. Bu ilkeleri hep birlikte daha da geliştirebiliriz.

Birlikte yöneteceğiz, birlikte sorunları çözeceğiz diyoruz. Halkımız şunu mutlaka sorgulamalıdır. 25 yıldır Beyoğlu’nu yönetiyorlar. Hangi soruna çözdüler? 25 yıl önce hangi sorun varsa, bugün de aynı sorunlar mevcut. Ne yazık ki iktidar oy için insanımızı kutuplaştırıyor. Kimse kimsenin düşmanı değil. Hep birlikte bu ülkede kardeşçe yaşıyoruz. Bu bir hizmet yarışıdır. Halkımız bu gerçeği, mutlaka değerlendirecektir.

Son olarak şunları belirtmek istiyorum. Türkiye’de iktidar olabilmek için İstanbul’u, İstanbul’da iktidar olabilmek için de Beyoğlu’nu kazanmamız gerekiyor. Sonuçta Beyoğlu’nda elde edilecek bir yerel seçim başarısının, İstanbul’un da Türkiye’nin de kaderini değiştireceğine inanıyorum. Bunun için de var gücümüzle çalışacağız.

Sayın Dr. Dursun Çiçek ’e röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer haberler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekoloji

Zülal Kalkandelen: Bilimin, Aklın ve Vicdanın Sesini Dinleyip Vegan Olun

zülal kalkandelen

K2 Haber olarak 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde, Vegan Aktivist / Gazeteci Zülal Kalkandelen ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.

Veganizm İnsanlığın 21. Yüzyılda Etik Açıdan Geçirmek Zorunda Olduğu Bir Devrimdir

Siz her zaman veganlığın doğru bir dil ile ifade edilmesi gerektiğini belirtiyorsunuz. Zülal Kalkandelen veganlığı nasıl tarif ediyor?

Evet, çünkü yanlış tanımlanınca yerleşik algıyı düzeltmek çok daha zor oluyor. Veganizm, insan dışı hayvanların da insan olan hayvanlar gibi bilinç sahibi duyarlı bir canlı olduğu gerçeğinden hareketle, onlara uygulanan meta statüsünü ve her türlü sömürüyü reddeden özgürleştirici bir etik tutumdur. Bu nedenle veganlık, toplumsal adalet mücadelesinin gereğidir. Veganlık çoğu kez medyada sadece bir beslenme şekli, yaşam tarzı ya da diyet olarak gösteriliyor. Oysa beslenme, veganlığın sadece tek bir pratiğidir. Evet, veganlar hayvan bedeni ve onun çıktıları kullanılarak elde edilen hiçbir şeyi yemezler ama onunla kalmazlar, hayvan sömürüsü içeren ya da hayvanlar üzerinde denenen hiçbir ürünü de kullanmazlar. Veganlar hayvanların eğlence, turizm, spor, kültür, gelenek vs. adı altında kullanılmasına ve sömürülmesine de karşıdır. Temel nokta, hayvanların yaşam hakkını tanıma ve onların hayatlarını sömürüden ve zulümden uzak sürdürme hakları bulunduğunu kabul etmektir. İnsanlığın 21. yüzyılda etik açıdan geçirmek zorunda olduğu bir devrimdir bu. Hayvanın bedenini ve o bedenden salgılanan sıvıları, çıktıları yemenin insan sağlığına olumsuz etkileri de bugün artık daha fazla bilim insanı tarafından dile getiriliyor. Aynı zamanda iklim krizinin ardındaki en büyük etkenlerden birisi hayvancılık sektörü. Dolayısıyla vegan bir insan, hem kişisel  etik devrimini gerçekleştirip hayvan katliamını reddediyor hem de sağlığı ve üzerinde yaşadığımız tek gezegen için bilinçli yaşıyor.

İnsan/Hayvan Özgürlüğü ile Yeryüzünün Özgürlüğü Birbirine Bağlı

Veganizmi “Etik Bir Devrimin Yaklaşımı” olarak nitelendiriyorsunuz. Bu devrimin Türkiye’deki yansımaları nelerdir? Bugün Türkiye’de bu mücadeleyi hangi aşamada görüyorsunuz?

Ben çok uzun zamandır hayvan özgürlüğü mücadelesinin içindeyim. O nedenle geçmiş yıllarla kıyasladığımda bugün vardığımız noktadaki gelişmeleri en yakından fark edebilecek durumdayım. Uzun süre bu ülkedeki tek vegan benim galiba diye düşünmüştüm, Oysa şimdi toplumda bilinirliği epey arttı. Üniversitelerde öğrencilerin vegan kulüpleri var. Birçok ilde vegan oluşumlar kuruldu. Veganizm üzerine literatür genişliyor. Vegan mekanlar arttı. Ancak bunlar yeterli mi derseniz, yetmez. Dünyaya baktığımızda, nüfusu Türkiye’den çok daha az olan bazı ülkelerin bu alanda da bizden daha ileri durumda olduğunu görebiliyoruz. Türkiye’de eğitim düzeyi genel olarak düşük ve  özellikle hayvanlar konusunda bilinç gelişmemiş. Ama yazarak, konuşarak ve eylemlerimizle mümkün olan en çok sayıda kişiye ulaşıp bu mücadelenin bir adalet ve özgürlük mücadelesi olduğunu, insan/hayvan özgürlüğünün yeryüzünün özgürlüğü ile birbirine bağlı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Daha çok yolumuz var. Hayvanlar tutsak olduğu sürece biz de mücadeleye devam edeceğiz.

zülal kalkandelen veganizm hayvan özgürlüğü

Zülal Kalkandelen: “Hayvan Haklarını Savunmak Veganlıktır”

Bazı Hayvanları Savunup Diğerlerini Yemek ve Sömürmek, Kabul Edilecek Bir Tezat Değil

Türcülük, hayvanseverler arasında da oldukça yaygın. Sizce hayvansever olup, hayvan sömürüsüne karşı çıkmamak nasıl bir çelişkidir? Hayvan hakları savunucusu dediğimizde ne anlamalıyız?

Hayvan hakları savunucusu, hiçbir ayırım yapmadan tüm hayvanların öncelikle en temel hakkı olan yaşam hakkını savunan ve onların hiçbir şekilde köleleştirilmesini/sömürülmesini kabul etmeyen, toplumsal şiddetin en yoğun olarak yöneldiği bu canların sesi olan kişidir. Bahsettiğiniz şekilde bazı hayvanları savunup diğerlerini yemek ve sömürmek, kabul edilebilecek bir tezat değil. Ben bu türdeki kişilere hayvanseÇer diyorum. Bunu söyleyince kızıyorlar ama kızmalarına gerek yok. Bu bir gerçeğin tespiti. Hayvansever kavramının içi öyle boşaltıldı ki sokak hayvanları için yapılan eyleme gelip, eylemden sonra soluğu kebapçıda alanları ya da üzerinde derilerle eyleme gelenleri gördük. Başkalarına “hayvana şiddet suçtur!” derken, kendiniz hayvan katliamına destek olursanız, bu trajik durum, çok çarpıcı bir çelişki yaratır. Bu nedenle “Hayvan Haklarını Savunmak Veganlıktır” diyoruz. Bu yıl da vegan aktivistler olarak bu ana sloganla  İstanbul’da Türkiye’nin ilk Resmi Hayvan Hakları Yürüyüşü’nü yaptık. Nasıl ki insan hakları dendiğinde işin içine hiçbir ayırım yapmadan tüm insanlar giriyorsa, burada da aynı yaklaşım geçerli. Kuzu, koyun, inek, dana, boğa, öküz, tavuk, hindi, civciv, hepsi hayvandır.

İnsanlar Tek Taraflı Dezenformasyona Tabi Tutuluyor

Hayvansal gıdaların tüketilmesinin insan sağlığına zararlı olduğuna dair pek çok bilimsel makale mevcut. Vegan aktiviziminde bilimsel verilerden ne kadar yararlanılıyor?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Girişimciye Dönüş: 13 Adımda Kendi Girişiminizi Kurmanızı Sağlıyoruz

Bilimsel verilerden her zaman yararlanıyoruz. Çünkü toplumda değişim yaratmak istiyorsanız insanlara gerçekleri göstermeniz gerek. Gerçekleri de ortaya çıkaran bilim. Sağlık konusunda çelişkili bazı araştırmalar mevcut olabiliyor, bu nedenle güvenilir kaynaklara ulaşmak gerek. Bugüne kadar hayvan yemenin, hayvan sütü ve yumurta tüketmenin yararlı olduğu söylendi hep insanlara. Bir zamanlar toplumun sigaranın insan sağlığına zararları hakkında bilgi sahibi olmadığı gibi bu konularda da durum aynı. Ana akım medyanın sağlık haberleri de ajanslardan aldıkları basın bültenlerine dayanıyor. Gerçekten sağlık haberciliği son derece kötü durumda. İnsanlar tek taraflı dezenformasyona tabi tutuluyor. Biz bitkisel beslenme konusunda güncel araştırmaları takip eden doktorların, uzmanların, diyetisyenlerin verdiği bilgileri takip ediyoruz. Bunlar aradığınız taktirde ulaşılabilir halde. Ayrıca kendileri vegan olan doktorlar ve uzmanlar var. Onlar da sürekli sosyal medyada bilgilendirme yapıyor. Bu konuda Dr. Murat Kınıkoğlu, iki kitap yazdı. Türkçe olarak da kaynaklar mevcut.

Yapay Et Üretimi İçin Hayvan Hücresi Kullanılıyorsa, Ben Onu Desteklemem

Teknoloji firmaları yapay et ya da bitkisel ete yatırım yapmaya başladı. Bunun hayvan sömürüsü üzerindeki etkisi nasıl olacaktır? Bu gelişmeler desteklenmeli midir?

Ben şahsen bu ürünler olmadan yaşarım; uzun yıllar da yoktu zaten, benim meraklı olduğum bir şey değil ama birileri etten vazgeçmemek için bunu bahane etmesin diye bence bitkisel et seçenekleri olmalı. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var. Yapay et üretimi için hayvan hücresi kullanılıyorsa, ben onu desteklemem. Bu yönde bazı çalışmalar var dünyada. Sonuçta bu tür yapay et, öldürülen hayvan sayısını azaltır diye birileri bunu pompalıyor ama buna gerek yok ki… Halihazırda % 100 bitkisel et alternatifleri var. Türkiye’de de vegan döner, köfte, hamburger köftesi, sucuk, sosis gibi ürünler üretildi. Hayvanların hiçbir şekilde insan kullanımı için sömürülmesine razı değilim. Tamamen bitkiselse sorun yok ama en ufak bir hayvan kullanımı varsa hayır diyorum.

Ahlaken Nasıl Bir Yozlaşmanın İçinde Bulunduğumuzun Kanıtı

Hayvanlara yönelik şiddet ve istismara hala ciddi bir ceza yaptırımı getirilmiyor. Bu anlamda birçok sivil toplum kuruluşu çalışma yürütüyor. Neden bir aşama elde edilemiyor?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Cengiz Özek: Kukla Sadece Çocuklara Yönelik Bir Sanat Değil

Yıllardır sürüncemede bırakıldı bu konu. Bu arada hayvanlar dehşet verici şiddet olayları sonucunda acı içinde can veriyor. Suçlular en fazla sembolik bir para cezası alıp elini kolunu sallaya sallaya geziyor. Ben gazetedeki köşemde neden yasanın bir türlü çıkmadığı hakkında da yazdım. Şöyle bir düşüncenin engel yarattığı biliniyor: “İnsanlara yönelik şiddet olaylarının bazılarında bile hapis cezası yok. Hayvanlara uygulanan şiddete hapis cezası verilirse olmaz.” Bu inanılır gibi değil! Oradaki “bile” ifadesi zaten türcülüğün kanıtı. Hem insana hem de hayvana yönelik şiddet suçlarına caydırıcı hapis cezaları vermeyi akıl edemiyorlar demek ki! Bir diğer neden de büyük bir utancı gündeme getiriyor… Anadolu’da hayvana tecavüz yaygın olduğundan o kadar çok kişiye nasıl hapis cezası verileceğini hesap ediyorlar! Hayvana şiddet suçunu işleyen herkesi hapse atarsak nasıl olacak, hapishanelerde yer yok diye düşünüyorlar… Bütün bunlar toplum olarak ne kadar geri kalmış olduğumuzun, ahlaken nasıl bir yozlaşmanın içinde bulunduğumuzun kanıtı.

Pek Çok Kişi Öfkesini Hayvanlara Yöneltip Hırsını Onlardan Çıkarıyor

Hayvanlara yönelik şiddet ile toplumsal şiddet arasındaki bağı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Toplumsal şiddetin en yoğun olarak yöneldiği kesim hayvanlar. Çünkü bu suçlar Kabahatlar Kanunu’na tabi, TCK kapsamında değerlendirilmiyor. Türkiye gibi son derece keskin bir kutuplaşmanın yaşandığı, ekonomik zorlukların dayanılmaz boyutlara vardığı, işsizliğin tavan yaptığı bir ülkede insanlar huzursuz ve umutsuz. Bu durumda pek çok kişi, öfkesini hayvanlara yöneltip hırsını onlardan çıkarıyor. Toplumsal şiddet katlanarak artarken, en çok hukuk tarafından korunamayan hayvanlar, çocuklar ve kadınlar zarar görüyor. Ataerkil toplum yapısının, giderek palazlanan yobazlığın ve artan cehaletin de etkisi çok elbette…

zülal kalkandelen veganizm hayvan özgürlüğü

Zülal Kalkandelen: “Bu mücadele Adalar’da tek bir fayton atı kalmayana kadar sürecek”

Hayvanların Sırtında Şaklayan Her Kamçının İnsanlık İçin Bir Utanç Olduğunu Hiç Durmadan Söyleyeceğiz

Adalar’daki atlı faytonların kaldırılması konusunda pek umut verici gelişmeler olmuyor. Bu anlamda ismi büyük kişi ve kurumlar, atlı faytonların kaldırılmaması için bir kampanya yapıyor. Buradaki faytonların kaldırılmamasındaki ana sebepler nelerdir? Bu direnç nereden kaynaklanıyor?

Birkaç direnç noktası var. Yerel yöneticiler, atlı faytonların orada ulaşım aracı olduğunu ve bu nedenle hepsinin kaldırılamayacağını iddia ediyor. Oysa 21. yüzyılda uzaya insan gönderilen bir çağda bir hayvanı arabaya bağlayıp sırtına kamçı vurarak yük taşıtmak hayvana şiddettir, sömürüdür. Bunun birçok çevreci, çağdaş alternatifi var. Tümünü kaldırmak istememelerinin bir nedeni, dönüşümün belediyeye maliyeti olabilir ama can karşısında paranın önemi yoktur, olmamalı! Koca belediye, buna bir kaynak yaratmak durumundadır. Tahmin edilebileceği gibi faytoncular, bu bizim ekmek kapımız diyor. Onlara diyoruz ki, atlı fayton yerine aynı şekilde elektrikli/güneş enerjili fayton gelsin, onları da yine siz çalıştırın. Bir diğer direnç noktası, atlı faytonların turistik bir etkinlik olarak görülmesi ve özellikle yazın tur kapsamında fayton gezilerine yer verilmesi. Bunu savunanlara da diyoruz ki; atsız faytonlarla da bu geziler yapılabilir. En önemli direnç noktası, atlı faytonların Adalar ile özdeşleştiğini, oranın simgesi olduğunu ve bu nedenle kaldırılamayacağını söyleyen Adalılardan geliyor… Her yıl yüzlerce atın zulüm sonucunda acı içinde can verdiğini görüp bunu söyleyebilmeleri gerçekten inanılmaz! Birinin cefasının diğerinin sefası olamayacağını anlamak istemiyorlar. Bu mücadele Adalar’da tek bir fayton atı kalmayana kadar sürecek. Hayvanların sırtında şaklayan her kamçının insanlık için bir utanç olduğunu hiç durmadan söyleyeceğiz.

Hayvanlar Arasında Ayırım Yapmayın, Yaşam Haklarına Saygı Duyun, Onları Sömürmeyin

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’ndeki mesajınız nedir?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Kazdağları Kardeşliği: Derelerimiz, Ormanlarımız Yok Olma Tehlikesi Altında

Yüzyıllardır insan algısını yöneten türcülük öyle iliklere işlemiş ki, hayvanların mal, eşya ve köle olmadığını eğitimli insanlar bile anlamıyor, anlamak için çaba göstermemekte direniyor. İnsanlara diyorum ki; toplumsal adaleti insanla sınırlamayın, hayvanlar da bu toplumun bir unsuru ve bu gezegende bizim için değil bizimle birlikte var. Hayvanlar arasında ayırım yapmayın, hepsinin sizin gibi bilinç sahibi duyarlı canlı olduğunu bilin ve yaşam haklarına saygı duyun, onları sömürmeyin. 21. yüzyılı etik açıdan 12. yüzyılda gibi yaşamayın; bilimin, aklın ve vicdanın sesini dinleyip vegan olun. Hayvanlarla aranızda köle-sahip ilişkisi değil, dost ilişkisi kurun. Onları tanıyın, hislerini anlamak için gözlerine bakın, sizin olmayan bedenler üzerinde hak iddia etmeyin. Her bedenin tek sahibi olduğunu, onun da o bedene hayat veren içindeki ruh olduğunu anlayın. Yaşarken yaşatın!

Röportaj için Sayın Zülal Kalkandelen ‘e şükranlarımızı sunuyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer içerikler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

***

Zülal Kalkandelen Kimdir?

Gazeteci/Yazar Ankara’da doğdu. Ankara Üniv. İletişim Fak. Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fak. Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi dalında yüksek lisans derecesini aldı. 1996-2000 NTV ve CNBC-e’de program koordinatörü/yapımcı/program sorumlusu olarak çalıştı. Yapımcısı olduğu INFO adlı program büyük müzik firmalarının Türkiye temsilcilikleri tarafından “En İyi Müzik Programı” seçildi. Aynı yıllarda NTVMSNBC haber sitesine yazılar yazdı. 2001’de New York’a yerleşti. Aynı yıl Cumhuriyet gazetesine New York yazıları yazmaya başladı. Aynı zamanda Roll, Aktüel, Tempo vb. dergiler için müzik yazıları yazdı. 2003- İlk kitabı New York’u Yaşamak, Remzi Kitabevi tarafından yayımlandı. Deneme tarzındaki kitap, dünyanın en büyük metropollerinden New York’un kültürel ve sosyal yaşamına ışık tutmaktadır.

Eserleri
  • 2004-30 Saniyede Bush (Amerika’da Medya ve Siyaset) adlı çalışması yayımlandı.
  • 2005- İlk romanı Utanmış Sessizlik yayımlandı.
  • 2011- Prof. İdris Küçükömer’in tezlerinin eleştirisi olarak yazdığı ‘İkinci Cumhuriyetçiliğin Temelleri’ adlı kitabı çıktı.
  • 2013 – Zülal Kalkandelen ile Can Başkent’in “Veganizm: Ahlakı, Siyaseti ve Mücadelesi” adlı kitabı çıktı. (Veganizm hakkındaki ilk Türkçe kitaptır.)
  • 2018 – ‘Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü’ adlı kitabı yayınlandı.

2005-2013 arasında Cumhuriyet Gazetesi’nde müzik ve Cumhuriyet Pazar’da “Dünyalı Yazılar” adlı köşesinde siyaset yazıları yazdı. 2018’de Cumhuriyet’te yeniden yazmaya başladı. Kalkandelen, halen Cumhuriyet’te yazmaktadır.

Okumaya devam et