Connect with us

Röportaj

Kazım İsyandır: Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

kazım isyandır kazım koyuncu

K2 Haber olarak Kazım Koyuncu’nun aramızdan ayrılışının 14. yıl dönümünde Kazım’ın dostları ve sevenlerinin oluşturduğu “Kazım İsyandır” ile bir röportaj gerçekleştirdik. Kazım Koyuncu’yu sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz. Keyifli okumalar dileriz.

Kazım İsyandır tüm Kazım sevenlere ait olduğu için, röportajı verenler isimlerinin etkinliğin önüne geçmemesi için, kendi istekleri ile röportajda isimleri ile anılmamaktadır.

Röportajı Gerçekleştiren: Murat Büyükyılmaz 

Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

Öncelikle ‘Kazım İsyandır’ kimlerden oluşmaktadır, sizi bir araya getiren amaç nedir? Bize biraz hikâyenizi anlatır mısınız?

2015 yılında Kazım ile ilgili bir anma etkinliği yapıldı ve bu ne yazık ki biletli bir etkinlikti. Kazım’ın adının geçtiği bir yerde, bir etkinliğin biletli yapılması bizi açıkçası çok rahatsız etti. Anma denilen şeyin para karşılığında yapılması doğru değildir. Bu ücretli duruma tepki olarak, Kazım’ın sevenleri olarak bir araya geldik ve etkinliğin ismine de ‘Kazım İsyandır’ dedik. Yani işin özünde Kazım anmasının ticarileştirilmesine tepki vardı. Bu yıl bizim beşinci anmamız olacak. Biz bu işi yapalım dediğimizde, yani ilk başladığımızda 3 kişiydik. 10, 20, 40 kişi derken, bugün ‘Kazım İsyandır’ olarak alanda 10 binlerle buluşuyoruz.

Aslında kendilerine bir yandan da teşekkür ediyoruz. Bir nevi vesile olmuş oldular. Çünkü bu etkinlikler, Kazım öldükten tam 10 yıl sonra başladı. Kazım’ın şoku hala üzerimizdeydi, üzerimizden atamamıştık. Böyle bir anma ile bizi kendimize getirdiler. Bizim amacımız hep şuydu, biz başlatalım ama bu iş tüm Kazım sevenlerine ait olsun. Yani nerede anma yapıyorsak, orası kime aitse, kim üstlenebiliyorsa, kim devam ettirebiliyorsa o yapsın, hatta mahalleli yapsın istedik. Tabi yerin de önemi vardı. Bugün Abbasağa demek, Çarşı demek. Bu anlamda Çarşı ile de yakınlığımız oldu. Bu bazen diğer taraftar grupları tarafından ne yazık ki yanlış anlaşılabiliyor. Kazım’ın ölümünden sonra, Çarşı tüm sosyal medya hesaplarından Kazım’ı her zaman anmıştır. Çarşı grubu Kazım’a sahip çıktığı için, samimi olduğu için, yakınlığımız oldu. Çarşı da böyle bir organizasyonda yer almaktan dolayı her zaman onur duyduğunu ifade ediyor ve Kazım’ı her şeyden önce duruşu ile sevdiklerini belirtiyorlar.

Kazım’ın Hayali Sahnelerin Olmadığı, Herkesin Şarkı Söylediği Bir Dünyaydı

– Kazım Koyuncu’nun dünyasını ele alalım. Onun dünyasında ne vardı, ne yoktu? Kazım Koyuncu’yu siz nasıl anlatıyorsunuz?

Kazım’ı ne kadar tanıdığımız bize hep soruluyor. Onlara hep şu cevabı veriyoruz. Siz ne kadar tanıyorsanız, biz de o kadar tanıyoruz. Çünkü Kazım kimseye farklı bir şey vermedi. Eksik veya fazla tanımıyoruz. Çünkü onu tanımak için illa birlikte oturmak gerekmiyor. Bu toplumun her kesimine sesi ile müziği ile enerjisi ile duruşu ile ulaşmış bir insandan bahsediyoruz. Kazım önce müzisyen, biraz Karadenizli ama hepsinden önemlisi bir devrimciydi. Hayatını da hep böyle yaşadı.

Kazım, Laz kimliğini de pek öne çıkarmadı. Aslında devrimci kimliğini de ön plana çıkarmadı. Bu özelliklerini müziğine de yansıtmadı. Kazım sahnelerin olmadığı, herkesin şarkı söylediği bir dünya hayal ediyordu. Söz sözü açıyor, mesela geçen sene kaymakamlık tarafından yasaklandık, bize sahne verilmedi. Bu Kazım’ın isteğinin yerine gelmesiydi aslında. İnsanlar parka geldi ve küçük bir kolonla, sahne olmadan Kazım şarkılarını söyledik. İşte onun hayal ettiği şey tam da buydu.

Kazım’ın şarkılarında, sözlerinde bir devrim yoktur. Kazım da ‘ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim’ dedi. Gelevera deresi, ella ella dedi. O yörenin şarkılarını söyledi. Ama devrimciliğini, arka planda duran müziğinde yaptı. Alt yapıda duyduğumuz müzikler bize, onun devrimci olduğunu, müzik üzerinden devrimi anlatmak istediğini gösterdi. Sözle bunu yapmadı. Rock motifleri geldi, bir anda Rock’n Roll içerisinde bulduk kendimizi. Has Karadeniz müziği de var. Sonraki bütün gruplara bakın, kemençenin yanına gitar koymuştur. İşte bu yolu açan Kazım’dı.

Diyarbakır’da Hopalı Demek, ‘Kazım’ın Memleketi’ Demek

– Kazım’ın sanatı nasıl şekillendi? Koşulları nasıldı? Kazım’ı Türkiye’nin bu kadar sahiplenmesinde, bu koşulların etkisi nedir?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Murat Erdör: Dijital Dönüşüm Sadece Teknolojik Değişim Değildir

Kazımın çok güzel bir sesi vardı. Biri o sesi duyduğunda, asla kayıtsız kalamıyordu. Bu sesi devamlılık haline nasıl getirebilirsiniz? Burada da Kazım’ın enerjisi ve duruşu devreye giriyordu. Şunu da söyleyeyim, Kazım bizi hayal kırıklığına hiç uğratmadı. Bir insan dört dörtlük olur mu, Kazım oldu.

Bir kısa diyalogu anlatayım size. Kazım İstanbul’a ilk geldiği zamanlarda, babası çok tedirgindi. Kazım, Beyoğlu’nda yaşıyor. Babası tinerci çocuklar için Kazım’ı bir gün uyarıyor. Kazım’ın babasına verdiği cevap, onun neden hala yaşatıldığının örneğidir. Kazım, “Onlar benim sevgilim, sen merak etme onlardan bana zarar gelmez, param varsa paylaşıyorum” demiş. Yani Kazım hiçbir insanı ayırt etmeden seven bir insandı.

Mesela başka bir örnek vereyim. Ben bir Hopalıyım. Diyarbakır’a gittiğimde, ben Hopalıyım dediğimde, herkes Kazım’ın memleketi diyor. Hopalı demek, Kazım’ın memleketi demek orada. Genelde şöyle bilinir ya Karadenizliler Kürtleri sevmez diye ama inanın Kürtler sırf Kazım Koyuncu’dan sebep, tüm Karadeniz’i seviyor.

Kazım’ı Her Kesim Açık Açık Dinliyor

– Memleketi, dili, kültürü, Trabzonspor onun sanatını ve kişiliğini şekillendiren unsurlardan birkaçı. Kazım’ın memleketi ile memleketinin de Kazım ile kurduğu bağı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bazı kesimler Ahmet Kaya’yı gizli gizli dinliyor, hepimiz biliyoruz. Ama Kazım’ı her kesim açık açık dinliyor. Kazım’ın solo albümü pek bilinmiyordu. Herkes neredeyse sadece Dido’yu biliyordu. Bir ses var, etkiliyor diyorduk ya. Biz biraz da popüler seviciyiz. Karadeniz’in Kazım Koyuncu ile ilgili bir özeleştiri vermesi mutlaka gerekiyor. Kazım’ın ilk parlamasının sebebi Gülbeyaz dizisi ile oldu. Diziyi sürükleyen isim de Kazım’dı. Gülbeyaz dizisi bitmek üzereyken, ‘Hayde’ albümü çıkacaktı. Sırf bu diziden kaynaklı satılmasın diye, 1,5 yıl beklendi. Öyle bir duyarlılığı vardı. O diziyi unutsunlar, yeni bir şey olduğunu anlasınlar istiyordu. O dizi ve Kazım’ın kanser oluşu ve her şeyin çok hızlı oluşu, bütün Karadenizlileri Kazım sevdalısı yaptı. Solcudur, komünisttir, onun burada ne işi var diyenler bile, kendi dünyasında Kazım’ı yaratmaya başladı. Bu güzeldir, bu doğrudur ama bunu anlamak için birinin ölmesine gerek yok. Yaşarken sevemiyoruz. Ne yazık ki öyle bir toplumuz.

kazım isyandır

Bu seneki Abbasağa Parkı’nın Boyanmasından Bir Görüntü

Karadeniz’de Denize Girilecek Alan Kalmadı, Karadenizli Yüzme Bilmiyor

– Kazım ülkenin sorunlarına nasıl yaklaşıyordu? Nasıl bir Türkiye hayali kuruyordu?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Artvin Borçka'da Aşırı Yağış Sonucu Sel ve Heyelanlar Meydana Geldi

Kazım ekstra hiçbir şey istemiyordu. Herkese ulaşma nedeni de buydu. Filozof değildi. Senden benden ayrı bir düşüncesi de yoktu. Çok basit düşünen ama doğru düşünüp, doğru söz söyleyen bir insandı. Bu basitlikten de kaçınmıyordu. Sahillerin yok olmaması, HES’lerin kurulmaması, su, hava, toprak, bunlar insanın temel kaynakları yahu. Bunları savunmak için öyle bir büyük birikime de gerek yok ki. O temel kaynakların savunucusu durumunda oluyorsunuz, Kazım da onlardan bir tanesi. Düşünsenize bir dereyi kapatmayın diye bu ülkede eylem yapmak zorunda kalıyorsunuz. O dereyi kestiğin an, o bölgedeki ağaçlar kuruyacak, hayvanlar ölecek yani kısacası yaşam ölecek. Bunu bilmek için doktora yapmaya gerek var mı? Bunu Kazım ve birçok insan böyle net ve basit bir dille anlattı. Kazım müziği üzerinden de her gittiği yerde bunlara vurgu yaptı. Bunun içerisinde bir sosyalizm, kapitalizm vurgusu yani herhangi bir ‘izm’ yoktu, sadece ortak yaşam alanımızı korumak vardı. Kazım kimseye yol yapmayın demiyordu, bilim insanları gelsin Karadeniz’e nasıl daha az zarar verilebilir bunu bulalım istiyordu. Dere yataklarının denize kavuşma alanlarını daralttılar ve birçok sel yaşandı, yaşanıyor ve de yaşanacak. Bunu yıllar önce insanlar söyledi. Bir yol yapılmalı mıydı evet ama bu şekilde olmamalıydı. Bugün Karadeniz’de denize girilebilecek bir alan kalmadı. Yüzme bilmiyor Karadeniz insanı.

Müziğiyle, Sözüyle, Duruşuyla Lokal Olmadığını Kanıtlıyordu

– Kazım’ı 33 yaşında kanserden kaybettik. Bugün birçok yaşam alanı mücadelesinde, doğa mücadelesinde, nükleer mevzusunda bile Kazım Koyuncu ismi bir sembol, bir direnç noktası olarak sunuluyor. Bunu nasıl anlamlandırıyorsunuz?

Seni yönlendirmeden, kimseyi taraf yapmadan, kafa karıştıracak hiçbir söz söylemeden, sadece ve sadece tüm canlıların yararına olan düşünceleri ve amaçları vardı. Müzikle ilgili bir söz söylediğinde bile bunu Karadeniz müziği ile ilgili söylemiyordu, dünya müziği ile ilgili söylüyordu. Çünkü Karadeniz müziği, Türk müziği ya da başka müzik diye bir şey yoktur. Sadece müzik vardır, nota vardır. Müziğin türleri vardır yani demek istediğimiz müzik birdir. Kazım Koyuncu’nun Diyarbakır konserinde yaşanılanları anlatmak çok zordur ama çok da iyi bir örnektir. Konserde 1 milyondan fazla insan vardı ve oradaki 1 milyon insan hep bir ağızdan, kendilerine ait olmayan bir dilde Dido’yu söyledi. Yani Kazım müziğiyle, sözüyle, duruşuyla lokal olmadığını kanıtlıyordu.

Kazım isteseydi belki çok farklı bir dünya yaratabilirdi kendine. Müziği, birikimi, doğallığı, sahnesi. Mesela herkes sahneye çıkar ama Kazım’ın sahnesi çok başkaydı. Etkilenmemek mümkün değildir. Bugün Karadeniz’de, o dönemi yaşayanlar, Kazım’ı bilenler, kendi çocuklarına Kazım’dan mutlaka bir şeyler anlatmıştır. Yani her evde Kazım’dan iyi bir şekilde bahsedilmiştir. Bu işte, kuşaklara aktarıldı, aktarılıyor. Bu da bir ölümsüzleşme halini meydana getiriyor. Bugün herhangi bir toplumsal harekette Kazım Koyuncu isminin öne çıkması, buradan kaynaklanıyor. Kazım bu şekilde yaşatılmış oldu.

kazım isyandır

‘Kazım İsyandır’ anmasına her yıl on binlerce insan katılıyor.

Bu Etkinliği Kazım’ı Sevenler Yapıyor, Bu Kadar

– Bu seneki etkinlikleriniz 3 gün sürecek. Geçen yıllardan farklı olarak, bu sene Kazım dostlarını neler bekliyor? Hazırlıklarınızdan, programdan bahseder misiniz?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Nur Coşkun: Klasik Anlamda Bir Medyadan Artık Bahsedemeyiz

İki türlü etkinliklerimiz oluyor. Gündüzleri atölye ve geceleri konser ya da sinema gösterimlerimiz oluyor. Konser dinlemek istemeyenler için alternatifler yaratıyoruz. Kazım’ın röportajları, ya da iyi bir Kazım belgeseli, HES’lerle ilgili ya da gündeme uygun bir film mutlaka ayarlıyoruz. Çocuk atölyelerimiz de var. Boyama yapıyoruz ya da atık malzemelerden bir takım etkinlikler. Bu sene yoga da eklendi. Kazım’ın müzik üzerinden dillere ne kattığı üzerine de atölyeler düzenliyoruz. Yani Kazım’ın müziğinin Hemşinceye, Lazcaya, Türkçeye, Kürtçeye ne kattığı anlatılıyor.

Bu seneki etkinlik 3 gün olacak. Çok fazla talep oldu. Program baya yoğun. Herkese de bir söz vermek istedik açıkçası. İnsanlar hep soruyor, kim yapıyor bunu? Yok! Sadece Kazım’ı sevenler var. Başka bir amacımız da yok. Kazım’ı sevenler yapıyor, bu kadar.

Bir Kazım pankartımız var mesela, her yıl aynı pankartı aynı duygularla açıyoruz. Bu uzun yıllar da böyle devam edecek. Çünkü burada, beş yılda bir birliktelik kültürü oluşturuldu. Bu yıl ile şöyle bir ayrıntı belirteyim, çok ismi bilinmeyen ama iyi müzik yapan alternatif bir sahnemiz olacak. Kendilerine çok yer bulamayan, sadece ekonomi ile dönen yerlerden uzak duran grupları, aslında tam da Kazım’ın da istediği gibi, katmak istedik. Çünkü bu yolu açan Kazım’dı ve Kazım’ın bu açtığı yol anmasında da hayat bulmaya devam edecek. Kısaca herkese şarkı söyleyebilecek bir sahne sunmak istedik. Çünkü biliyorsunuz bir ana sahne vardır bir de alternatif sahne vardır. Biz de böyle bir şey olamaz, bizim tek bir sahnemiz var o da dost sahnesidir. Her grup 4’er şarkı söyleyecek ve bu 4 şarkıdan biri Kazım’ın bir şarkısı olacak. Buraya da gruplar baya hazırlanarak geliyor çünkü müzikten anlayan bir kitlemiz oluyor. Tüm Kazım sevenlerle, Kazım’ı anacağız. Herkesi anmamıza bekliyoruz.

‘Kazım İsyandır’ gönüllülerine bu röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer haberler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekoloji

Zülal Kalkandelen: Bilimin, Aklın ve Vicdanın Sesini Dinleyip Vegan Olun

zülal kalkandelen

K2 Haber olarak 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde, Vegan Aktivist / Gazeteci Zülal Kalkandelen ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.

Veganizm İnsanlığın 21. Yüzyılda Etik Açıdan Geçirmek Zorunda Olduğu Bir Devrimdir

Siz her zaman veganlığın doğru bir dil ile ifade edilmesi gerektiğini belirtiyorsunuz. Zülal Kalkandelen veganlığı nasıl tarif ediyor?

Evet, çünkü yanlış tanımlanınca yerleşik algıyı düzeltmek çok daha zor oluyor. Veganizm, insan dışı hayvanların da insan olan hayvanlar gibi bilinç sahibi duyarlı bir canlı olduğu gerçeğinden hareketle, onlara uygulanan meta statüsünü ve her türlü sömürüyü reddeden özgürleştirici bir etik tutumdur. Bu nedenle veganlık, toplumsal adalet mücadelesinin gereğidir. Veganlık çoğu kez medyada sadece bir beslenme şekli, yaşam tarzı ya da diyet olarak gösteriliyor. Oysa beslenme, veganlığın sadece tek bir pratiğidir. Evet, veganlar hayvan bedeni ve onun çıktıları kullanılarak elde edilen hiçbir şeyi yemezler ama onunla kalmazlar, hayvan sömürüsü içeren ya da hayvanlar üzerinde denenen hiçbir ürünü de kullanmazlar. Veganlar hayvanların eğlence, turizm, spor, kültür, gelenek vs. adı altında kullanılmasına ve sömürülmesine de karşıdır. Temel nokta, hayvanların yaşam hakkını tanıma ve onların hayatlarını sömürüden ve zulümden uzak sürdürme hakları bulunduğunu kabul etmektir. İnsanlığın 21. yüzyılda etik açıdan geçirmek zorunda olduğu bir devrimdir bu. Hayvanın bedenini ve o bedenden salgılanan sıvıları, çıktıları yemenin insan sağlığına olumsuz etkileri de bugün artık daha fazla bilim insanı tarafından dile getiriliyor. Aynı zamanda iklim krizinin ardındaki en büyük etkenlerden birisi hayvancılık sektörü. Dolayısıyla vegan bir insan, hem kişisel  etik devrimini gerçekleştirip hayvan katliamını reddediyor hem de sağlığı ve üzerinde yaşadığımız tek gezegen için bilinçli yaşıyor.

İnsan/Hayvan Özgürlüğü ile Yeryüzünün Özgürlüğü Birbirine Bağlı

Veganizmi “Etik Bir Devrimin Yaklaşımı” olarak nitelendiriyorsunuz. Bu devrimin Türkiye’deki yansımaları nelerdir? Bugün Türkiye’de bu mücadeleyi hangi aşamada görüyorsunuz?

Ben çok uzun zamandır hayvan özgürlüğü mücadelesinin içindeyim. O nedenle geçmiş yıllarla kıyasladığımda bugün vardığımız noktadaki gelişmeleri en yakından fark edebilecek durumdayım. Uzun süre bu ülkedeki tek vegan benim galiba diye düşünmüştüm, Oysa şimdi toplumda bilinirliği epey arttı. Üniversitelerde öğrencilerin vegan kulüpleri var. Birçok ilde vegan oluşumlar kuruldu. Veganizm üzerine literatür genişliyor. Vegan mekanlar arttı. Ancak bunlar yeterli mi derseniz, yetmez. Dünyaya baktığımızda, nüfusu Türkiye’den çok daha az olan bazı ülkelerin bu alanda da bizden daha ileri durumda olduğunu görebiliyoruz. Türkiye’de eğitim düzeyi genel olarak düşük ve  özellikle hayvanlar konusunda bilinç gelişmemiş. Ama yazarak, konuşarak ve eylemlerimizle mümkün olan en çok sayıda kişiye ulaşıp bu mücadelenin bir adalet ve özgürlük mücadelesi olduğunu, insan/hayvan özgürlüğünün yeryüzünün özgürlüğü ile birbirine bağlı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Daha çok yolumuz var. Hayvanlar tutsak olduğu sürece biz de mücadeleye devam edeceğiz.

zülal kalkandelen veganizm hayvan özgürlüğü

Zülal Kalkandelen: “Hayvan Haklarını Savunmak Veganlıktır”

Bazı Hayvanları Savunup Diğerlerini Yemek ve Sömürmek, Kabul Edilecek Bir Tezat Değil

Türcülük, hayvanseverler arasında da oldukça yaygın. Sizce hayvansever olup, hayvan sömürüsüne karşı çıkmamak nasıl bir çelişkidir? Hayvan hakları savunucusu dediğimizde ne anlamalıyız?

Hayvan hakları savunucusu, hiçbir ayırım yapmadan tüm hayvanların öncelikle en temel hakkı olan yaşam hakkını savunan ve onların hiçbir şekilde köleleştirilmesini/sömürülmesini kabul etmeyen, toplumsal şiddetin en yoğun olarak yöneldiği bu canların sesi olan kişidir. Bahsettiğiniz şekilde bazı hayvanları savunup diğerlerini yemek ve sömürmek, kabul edilebilecek bir tezat değil. Ben bu türdeki kişilere hayvanseÇer diyorum. Bunu söyleyince kızıyorlar ama kızmalarına gerek yok. Bu bir gerçeğin tespiti. Hayvansever kavramının içi öyle boşaltıldı ki sokak hayvanları için yapılan eyleme gelip, eylemden sonra soluğu kebapçıda alanları ya da üzerinde derilerle eyleme gelenleri gördük. Başkalarına “hayvana şiddet suçtur!” derken, kendiniz hayvan katliamına destek olursanız, bu trajik durum, çok çarpıcı bir çelişki yaratır. Bu nedenle “Hayvan Haklarını Savunmak Veganlıktır” diyoruz. Bu yıl da vegan aktivistler olarak bu ana sloganla  İstanbul’da Türkiye’nin ilk Resmi Hayvan Hakları Yürüyüşü’nü yaptık. Nasıl ki insan hakları dendiğinde işin içine hiçbir ayırım yapmadan tüm insanlar giriyorsa, burada da aynı yaklaşım geçerli. Kuzu, koyun, inek, dana, boğa, öküz, tavuk, hindi, civciv, hepsi hayvandır.

İnsanlar Tek Taraflı Dezenformasyona Tabi Tutuluyor

Hayvansal gıdaların tüketilmesinin insan sağlığına zararlı olduğuna dair pek çok bilimsel makale mevcut. Vegan aktiviziminde bilimsel verilerden ne kadar yararlanılıyor?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Nur Coşkun: Klasik Anlamda Bir Medyadan Artık Bahsedemeyiz

Bilimsel verilerden her zaman yararlanıyoruz. Çünkü toplumda değişim yaratmak istiyorsanız insanlara gerçekleri göstermeniz gerek. Gerçekleri de ortaya çıkaran bilim. Sağlık konusunda çelişkili bazı araştırmalar mevcut olabiliyor, bu nedenle güvenilir kaynaklara ulaşmak gerek. Bugüne kadar hayvan yemenin, hayvan sütü ve yumurta tüketmenin yararlı olduğu söylendi hep insanlara. Bir zamanlar toplumun sigaranın insan sağlığına zararları hakkında bilgi sahibi olmadığı gibi bu konularda da durum aynı. Ana akım medyanın sağlık haberleri de ajanslardan aldıkları basın bültenlerine dayanıyor. Gerçekten sağlık haberciliği son derece kötü durumda. İnsanlar tek taraflı dezenformasyona tabi tutuluyor. Biz bitkisel beslenme konusunda güncel araştırmaları takip eden doktorların, uzmanların, diyetisyenlerin verdiği bilgileri takip ediyoruz. Bunlar aradığınız taktirde ulaşılabilir halde. Ayrıca kendileri vegan olan doktorlar ve uzmanlar var. Onlar da sürekli sosyal medyada bilgilendirme yapıyor. Bu konuda Dr. Murat Kınıkoğlu, iki kitap yazdı. Türkçe olarak da kaynaklar mevcut.

Yapay Et Üretimi İçin Hayvan Hücresi Kullanılıyorsa, Ben Onu Desteklemem

Teknoloji firmaları yapay et ya da bitkisel ete yatırım yapmaya başladı. Bunun hayvan sömürüsü üzerindeki etkisi nasıl olacaktır? Bu gelişmeler desteklenmeli midir?

Ben şahsen bu ürünler olmadan yaşarım; uzun yıllar da yoktu zaten, benim meraklı olduğum bir şey değil ama birileri etten vazgeçmemek için bunu bahane etmesin diye bence bitkisel et seçenekleri olmalı. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var. Yapay et üretimi için hayvan hücresi kullanılıyorsa, ben onu desteklemem. Bu yönde bazı çalışmalar var dünyada. Sonuçta bu tür yapay et, öldürülen hayvan sayısını azaltır diye birileri bunu pompalıyor ama buna gerek yok ki… Halihazırda % 100 bitkisel et alternatifleri var. Türkiye’de de vegan döner, köfte, hamburger köftesi, sucuk, sosis gibi ürünler üretildi. Hayvanların hiçbir şekilde insan kullanımı için sömürülmesine razı değilim. Tamamen bitkiselse sorun yok ama en ufak bir hayvan kullanımı varsa hayır diyorum.

Ahlaken Nasıl Bir Yozlaşmanın İçinde Bulunduğumuzun Kanıtı

Hayvanlara yönelik şiddet ve istismara hala ciddi bir ceza yaptırımı getirilmiyor. Bu anlamda birçok sivil toplum kuruluşu çalışma yürütüyor. Neden bir aşama elde edilemiyor?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Girişimciye Dönüş: 13 Adımda Kendi Girişiminizi Kurmanızı Sağlıyoruz

Yıllardır sürüncemede bırakıldı bu konu. Bu arada hayvanlar dehşet verici şiddet olayları sonucunda acı içinde can veriyor. Suçlular en fazla sembolik bir para cezası alıp elini kolunu sallaya sallaya geziyor. Ben gazetedeki köşemde neden yasanın bir türlü çıkmadığı hakkında da yazdım. Şöyle bir düşüncenin engel yarattığı biliniyor: “İnsanlara yönelik şiddet olaylarının bazılarında bile hapis cezası yok. Hayvanlara uygulanan şiddete hapis cezası verilirse olmaz.” Bu inanılır gibi değil! Oradaki “bile” ifadesi zaten türcülüğün kanıtı. Hem insana hem de hayvana yönelik şiddet suçlarına caydırıcı hapis cezaları vermeyi akıl edemiyorlar demek ki! Bir diğer neden de büyük bir utancı gündeme getiriyor… Anadolu’da hayvana tecavüz yaygın olduğundan o kadar çok kişiye nasıl hapis cezası verileceğini hesap ediyorlar! Hayvana şiddet suçunu işleyen herkesi hapse atarsak nasıl olacak, hapishanelerde yer yok diye düşünüyorlar… Bütün bunlar toplum olarak ne kadar geri kalmış olduğumuzun, ahlaken nasıl bir yozlaşmanın içinde bulunduğumuzun kanıtı.

Pek Çok Kişi Öfkesini Hayvanlara Yöneltip Hırsını Onlardan Çıkarıyor

Hayvanlara yönelik şiddet ile toplumsal şiddet arasındaki bağı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Toplumsal şiddetin en yoğun olarak yöneldiği kesim hayvanlar. Çünkü bu suçlar Kabahatlar Kanunu’na tabi, TCK kapsamında değerlendirilmiyor. Türkiye gibi son derece keskin bir kutuplaşmanın yaşandığı, ekonomik zorlukların dayanılmaz boyutlara vardığı, işsizliğin tavan yaptığı bir ülkede insanlar huzursuz ve umutsuz. Bu durumda pek çok kişi, öfkesini hayvanlara yöneltip hırsını onlardan çıkarıyor. Toplumsal şiddet katlanarak artarken, en çok hukuk tarafından korunamayan hayvanlar, çocuklar ve kadınlar zarar görüyor. Ataerkil toplum yapısının, giderek palazlanan yobazlığın ve artan cehaletin de etkisi çok elbette…

zülal kalkandelen veganizm hayvan özgürlüğü

Zülal Kalkandelen: “Bu mücadele Adalar’da tek bir fayton atı kalmayana kadar sürecek”

Hayvanların Sırtında Şaklayan Her Kamçının İnsanlık İçin Bir Utanç Olduğunu Hiç Durmadan Söyleyeceğiz

Adalar’daki atlı faytonların kaldırılması konusunda pek umut verici gelişmeler olmuyor. Bu anlamda ismi büyük kişi ve kurumlar, atlı faytonların kaldırılmaması için bir kampanya yapıyor. Buradaki faytonların kaldırılmamasındaki ana sebepler nelerdir? Bu direnç nereden kaynaklanıyor?

Birkaç direnç noktası var. Yerel yöneticiler, atlı faytonların orada ulaşım aracı olduğunu ve bu nedenle hepsinin kaldırılamayacağını iddia ediyor. Oysa 21. yüzyılda uzaya insan gönderilen bir çağda bir hayvanı arabaya bağlayıp sırtına kamçı vurarak yük taşıtmak hayvana şiddettir, sömürüdür. Bunun birçok çevreci, çağdaş alternatifi var. Tümünü kaldırmak istememelerinin bir nedeni, dönüşümün belediyeye maliyeti olabilir ama can karşısında paranın önemi yoktur, olmamalı! Koca belediye, buna bir kaynak yaratmak durumundadır. Tahmin edilebileceği gibi faytoncular, bu bizim ekmek kapımız diyor. Onlara diyoruz ki, atlı fayton yerine aynı şekilde elektrikli/güneş enerjili fayton gelsin, onları da yine siz çalıştırın. Bir diğer direnç noktası, atlı faytonların turistik bir etkinlik olarak görülmesi ve özellikle yazın tur kapsamında fayton gezilerine yer verilmesi. Bunu savunanlara da diyoruz ki; atsız faytonlarla da bu geziler yapılabilir. En önemli direnç noktası, atlı faytonların Adalar ile özdeşleştiğini, oranın simgesi olduğunu ve bu nedenle kaldırılamayacağını söyleyen Adalılardan geliyor… Her yıl yüzlerce atın zulüm sonucunda acı içinde can verdiğini görüp bunu söyleyebilmeleri gerçekten inanılmaz! Birinin cefasının diğerinin sefası olamayacağını anlamak istemiyorlar. Bu mücadele Adalar’da tek bir fayton atı kalmayana kadar sürecek. Hayvanların sırtında şaklayan her kamçının insanlık için bir utanç olduğunu hiç durmadan söyleyeceğiz.

Hayvanlar Arasında Ayırım Yapmayın, Yaşam Haklarına Saygı Duyun, Onları Sömürmeyin

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’ndeki mesajınız nedir?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Zülal Kalkandelen: Bilimin, Aklın ve Vicdanın Sesini Dinleyip Vegan Olun

Yüzyıllardır insan algısını yöneten türcülük öyle iliklere işlemiş ki, hayvanların mal, eşya ve köle olmadığını eğitimli insanlar bile anlamıyor, anlamak için çaba göstermemekte direniyor. İnsanlara diyorum ki; toplumsal adaleti insanla sınırlamayın, hayvanlar da bu toplumun bir unsuru ve bu gezegende bizim için değil bizimle birlikte var. Hayvanlar arasında ayırım yapmayın, hepsinin sizin gibi bilinç sahibi duyarlı canlı olduğunu bilin ve yaşam haklarına saygı duyun, onları sömürmeyin. 21. yüzyılı etik açıdan 12. yüzyılda gibi yaşamayın; bilimin, aklın ve vicdanın sesini dinleyip vegan olun. Hayvanlarla aranızda köle-sahip ilişkisi değil, dost ilişkisi kurun. Onları tanıyın, hislerini anlamak için gözlerine bakın, sizin olmayan bedenler üzerinde hak iddia etmeyin. Her bedenin tek sahibi olduğunu, onun da o bedene hayat veren içindeki ruh olduğunu anlayın. Yaşarken yaşatın!

Röportaj için Sayın Zülal Kalkandelen ‘e şükranlarımızı sunuyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer içerikler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

***

Zülal Kalkandelen Kimdir?

Gazeteci/Yazar Ankara’da doğdu. Ankara Üniv. İletişim Fak. Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fak. Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi dalında yüksek lisans derecesini aldı. 1996-2000 NTV ve CNBC-e’de program koordinatörü/yapımcı/program sorumlusu olarak çalıştı. Yapımcısı olduğu INFO adlı program büyük müzik firmalarının Türkiye temsilcilikleri tarafından “En İyi Müzik Programı” seçildi. Aynı yıllarda NTVMSNBC haber sitesine yazılar yazdı. 2001’de New York’a yerleşti. Aynı yıl Cumhuriyet gazetesine New York yazıları yazmaya başladı. Aynı zamanda Roll, Aktüel, Tempo vb. dergiler için müzik yazıları yazdı. 2003- İlk kitabı New York’u Yaşamak, Remzi Kitabevi tarafından yayımlandı. Deneme tarzındaki kitap, dünyanın en büyük metropollerinden New York’un kültürel ve sosyal yaşamına ışık tutmaktadır.

Eserleri
  • 2004-30 Saniyede Bush (Amerika’da Medya ve Siyaset) adlı çalışması yayımlandı.
  • 2005- İlk romanı Utanmış Sessizlik yayımlandı.
  • 2011- Prof. İdris Küçükömer’in tezlerinin eleştirisi olarak yazdığı ‘İkinci Cumhuriyetçiliğin Temelleri’ adlı kitabı çıktı.
  • 2013 – Zülal Kalkandelen ile Can Başkent’in “Veganizm: Ahlakı, Siyaseti ve Mücadelesi” adlı kitabı çıktı. (Veganizm hakkındaki ilk Türkçe kitaptır.)
  • 2018 – ‘Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü’ adlı kitabı yayınlandı.

2005-2013 arasında Cumhuriyet Gazetesi’nde müzik ve Cumhuriyet Pazar’da “Dünyalı Yazılar” adlı köşesinde siyaset yazıları yazdı. 2018’de Cumhuriyet’te yeniden yazmaya başladı. Kalkandelen, halen Cumhuriyet’te yazmaktadır.

Okumaya devam et