Connect with us

Röportaj

Yasemin Öney Cankurtaran: İthalat İle Tencere Kaynatan Bir Ülkeyiz

Yasemin Öney Cankurtaran Röportaj Yoksulluk

17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nde önceki dönem CHP Genel Başkan Yardımcısı / İş Kadını Yasemin Öney Cankurtaran ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar dileriz.

– Türkiye ekonomisini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Kısa vadede en büyük riskler nelerdir?

Biraz dünya ekonomisi ne durumda, buna bakmak lazım. Küreselleşmiş bir dünyada, Türkiye’yi tek başına değerlendirmek hem rasyonellikten uzak ve hem de biraz acımasızca olur. Dünya ekonomisi 2008’den sonra çok değişti. Gelir dağılımları, kişi başı düşen gelirden kar marjlarına kadar her şey değişti. Bunlar tabi faiz oranlarına da yansıdı. Özellikle az gelişmiş ülkeler bu paydan daha fazlasını aldı. Fakat Türkiye bu paydan, neredeyse dünyada en fazla olumsuz yönde etkilenen ülke oldu. Bu bağlamda değerlendirmek çok önemli. Burada Türkiye ekonomisi nereden nereye geldi ve ne olacak konusuna bakmak için bu kötü, olumsuz havadan neden daha fazla etkilendiğimizi araştırmak lazım.

Yatırımın Sevdiği İklimde En Önemli Parametre Hukuktur

Ben kötü, olumsuz ekonomi haberleri vermeyi uygun görmem. Ekonomide negatif enerji vermemek lazım. Çünkü ekonomi bir algı yönetimidir. Bugün çok güvendiğiniz bir ekonomist Türkiye’de çıkıp, yarın Dolar 8 lira olacak derse, olur. Ya da bir aya kadar Dolar 4 liraya düşecek derse, hakikaten ciddi bir satış gelebilir.

Türkiye ekonomisinin dünyadaki bu olumsuz havadan daha fazla etkilenmesinin en önemli sebebi, bütün dünyada Türkiye’de gerçekten demokrasinin olup olmadığının sorgulanması,  Türkiye’deki hukuk sisteminin artık eksik çalışıyor olması algısıdır. Türkiye’de demokrasi var mı, yargı bağımsız mı, hukuk sistemi düzgün işliyor mu? Yatırım yapılabilir mi bu ülkeye? Bizim maalesef en büyük handikabımız Türkiye’nin artık yatırım yapılabilir bir ülke olma görünümünden çıkmasıdır. Bunun sebebi de yatırımın sevdiği iklimde en önemli parametre hukuktur. Eğer siz hukuk sisteminize, kendi insanınızı, dünya insanlarını, kurumsal yapıları inandıramazsanız o ülkede yatırım yapılamaz. Bir ülkede yatırım yapılamadığı zaman da, ekonominin gidişatı konusunda hiçbir zaman olumlu bir şeyler söyleyemezsiniz.

Kısa vadede tabi bu içinde bulunduğumuz durum, sınır ötesi operasyonların bir anda doları fazla etkileyeceği düşünülürken, farkındaysanız beklendiği kadar da etkilemedi. Herkes 8’i, 10’u bulur derken, ben o zaman da aynı şeyi söylüyordum. Dövizde bu kadar fevri bir çıkış artık Türkiye’de olmaz. Hatta şunu da söylüyorlardı dolar 2 TL olacak diye, asla öyle bir şey de olmayacağını söylüyorum. Teknik olarak bakarsanız dolar hala çok pahalı değil. O kadar kötü yönetildik ki biz 2005-2006’dan itibaren. Her seferinde enflasyon biraz düştüğünde, biz onu karşılayamayacak kadar, o zaman aralığını dengeleyemeyecek kadar hızlı hareket edip orantısız bir şekilde faizleri düşürdük. Bundan dolayı da dolar hep baskılandı. Cari rakamları 1994’ten itibaren incelediğimizde, teknik olarak doların zaten 7 TL seviyesinde olması gerekiyor. Siz hep baskı altında tuttunuz. Bunun üzerine yatırım olanaklarını açamadınız Türkiye’de. Bunun üzerine sağlam bir hukuk sistemi kurup, dışarıdan yatırım için para gelmesi için uygun iklimi yaratamadınız. Faizleri her zaman siyasi sebeplerle kendi dengesinde tutmaktan ziyade, müdahale altında tuttunuz. Sonuçta da gelinen nokta, bugün Türkiye yatırım yapılamayan, kendi iç dinamiklerinde bile insanların yatırım yapmak istemedikleri, bırakın dış piyasalardan yatırım gelmesini, bizim kendi vatandaşımız bile yatırım yapmaz hale geldi.

Kendi Vatandaşımızın Yatırım Yapmadığı Bir Ülkedeyiz

Türkiye’de ne kadar çok özelleştirme yapıldı. Birçok yabancıya şirketler satıldı. Yerli iş insanımız, şirketlerini sattı. Neden yeni yatırım yapmadı? Bunun iyi düşünülmesi gerekiyor. Aynı kişiler tarafından bu paralar yatırıma dönüştürüldü mü? Dönüştürülmedi. Demek ki kendi vatandaşımızın bile yatırım yapmadığı bir ülkedeyiz. Eğer siz yatırım yapmazsanız, hukuk sistemini sağlayıp güvence vermezseniz, hukuk sistemini sağlayamadığınız için bırak yatırımı sıcak para girişini bile sağlayamazken ki tercih ettiğimiz bir şey değildir sıcak para girer ve çıkar, ama onu bile sağlayamazken elbette ülkeyi bekleyecek sonu,  işsizlik, yüksek enflasyon, faizler ve tutulamayan döviz kurları olacaktır.

Bu şartlar altında bizim şu anda bu operasyonu yapıyor olmamız belki çok daha olumsuz sonuçlara sebep olacak diye düşünülüyordu ama bu noktada şunu vatandaşa sormamız lazım. Yani doların yükselmesi için dışarıdan gelecek negatif etkiyi, saldırıyı  sıfırlama durumunda dolar nasıl yükselecek? Yurt içindeki TL’nin dolara dönüşmesiyle elbette. Peki şu anda doları yükseltecek TL var mı Türkiye’de? Hangi vatandaşın cebinde dolara dönüştürülecek TL var? Tasarrufu kaldı mı ki insanların, kurumların TL’den dolara dönüş yapsın!

Enflasyonun Tek Haneli Çıkması Sürreal Bir Durumdur

– Her gün zam haberleri gelmesine rağmen, enflasyon 9.5 olarak açıklandı. Siz bu istatistiği gerçekçi buluyor musunuz?

Buna ancak gülümseyerek cevap vermek durumundayım. Bütün zamların yüzde 20’nin üzerinde olduğu bir yerde, enflasyon rakamının tek haneli açıklanması sürreal bir durumdur. Mülkiye’de ekonomi okurken bütün üretim ve tüketim araçlarındaki zam oranının, fiyat artışını oran olarak verip, enflasyonu da onun neredeyse yarısı kadar çıkartsaydım ki (enflasyon bugün yüzde 20’lerden çok daha fazladır, doğalgaza, elektriğe, otoyola yapılan zamlar yüzde 50’lere yakındır) hayatım boyunca mülkiyeden mezun olamazdım. Maalesef bugün TÜİK’in verdiği veriler hem Türkiye’deki vatandaş açısından hem de yurtdışındaki kurumsal çevreler açısından gerçekçi bulunmuyor. Orada da bir müdahale var. Herkes yazdı çizdi TÜİK’in başına bunu getirirsen, elbet böyle çıkacak diye, kurum tarafsız ve bilimsel açıklama yapmıyor diye. Ama bu verilere kamuoyunu koşulsuz şartsız inandırmak bu kadar da basit değil. Enflasyon belli ki Türkiye’de çok daha yüksek. Vatandaşın aybaşından ay ortasına kadar cebinde kalan paraya, emeklinin maaşına, öğrencinin ailesinden aldığı harçlığa bakıp, zaten enflasyonun ne durumda olduğu görülebiliyor. Çok merak ediyorum, TÜİK enflasyonu hesaplamak için hangi verileri aldı? Çok inandırıcılıktan uzak sonuçlar bunlar. Yüzde 20 zam ortalamasının olduğu bir yerde, enflasyonun tek haneli çıkması imkansızdır.

Kalkınmış Düzeyi Çok Daha Önemlidir

– Yoksulluk ve işsizliğin artış sebebi nelerden kaynaklanıyor? Bunları engelleyebilecek politikalar nelerdir?

Bir ülkede yatırım olmazsa, işsizlik mutlaka olacaktır. İstihdam alanı açılacak ki işsizlik oranınız düşsün. İşsizlik oranı yükseldikçe, yoksul sayısı da artacak. Yoksullukla kalkınmışlık oranını karıştırmamak lazım. Kalkınmışlık düzeyi çok daha önemlidir. Nedir kalkınmışlık düzeyi? Yani kişi başına milli gelir veriyoruz, bakıyorsunuz yüksek. Vatandaşa bakıyorsunuz, kişi başı milli gelirden payını hiç alamıyor. Bir aile, bir anne, bir baba çocuğunu haftada kaç kez dışarıya yemeğe götürebiliyor? Çocuğunu yabancı dil eğitimi için kurslara gönderebiliyor mu? Bir aile ayda kaç kez sinemaya gidiyor? Çocuğuna alışveriş yapabiliyor mu? Senede bir kez olsun tatile gidebiliyor mu? İstediği bir yaşam şekli için, kendini geliştirmek, işini geliştirmek için kurslara gidebiliyor mu? Kalkınmışlık düzeyi bu demektir. Siz istediğiniz kadar kişi başına düşen milli geliri yüksek gösterin, burayı kurtaramadığınız sürece, yoksulluk rakamı olarak hiçbir şey açıklayamazsınız. Türkiye bugün maalesef kalkınmışlık düzeyi açısından bakıldığında, oldukça yoksul ve yoksun bir ülkedir. Büyüme oranı da bir şey ifade etmez. Çin dünyanın en yüksek büyüme oranı olan ülkelerinden biridir ama en yüksek evsizin olduğu ülkedir. Önemli olan büyüme oranı değildir, kalkınmış düzeyidir.

yasemin öney cankurtaran

Serbest Piyasa Ekonomisi, Serbest Yandaş Yaratma Sistemi Olmuşsa Yoksulluk Artar

– Yoksulluğu piyasa ekonomisinin doğal bir sonucu olarak görmeli miyiz?

Eğer bir ülkede piyasa ekonomisi ile beraber, demokrasi ve hukuk sistemi iyi çalışırsa, yargının bağımsız işlediği, hukuk sisteminin ileri demokrasi düzeyinde çalıştığı görülürse, serbest piyasa ekonomisi her zaman yoksulluk getirmez. Evet, gelir dağılımında eşitsizlik getirir ama eşitsizlik her zaman yoksulluk demek değildir. Eğer sizin sermaye piyasalarınız tanımında olduğu gibi sermayeyi tabana yaymaya çalışırsa, belli bir hukuk ve adalet sistemi içerisinde, bilakis yoksulluğu arttırmaz, yoksulluğu azaltır. Fakat siz adalet sistemini oturtamazsanız, yandaş sektörler ve kurumlar ortaya çıkarırsanız, elbette ki yoksulluğun önünü açarsınız. Sizin serbest piyasa ekonominiz, serbest yandaş yaratma sistemini oluşturur. Bu da anlamından sapar ve yoksulluğu tetikler. Yani demek istiyorum ki serbest piyasa ekonomisi kendi başına, demokrasi ve hukuk sistemi içinde işlerse yoksul yaratmaz. Ama hükümetler serbest piyasa ekonomisini kendi yandaşını yaratmak için bir sistem olarak kurarsa, hukuksuzluk yaratır, adaleti göz ardı ederse yoksulluğu tabi ki artırır.

Tarımda Bile İthalat İle Tencere Kaynatan Ülkeyiz

– Trump’ın ‘Ekonominizi mahvederim’ sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye ekonomisi bu kadar kırılgan mı?

Evet, Türkiye ekonomisi bu kadar kırılgan. Bugün sizin sermaye piyasası araçlarınızın yüzde 65’i yabancı yatırımcıların elinde. Yerli ve milli dediğiniz hiçbir şeyiniz kalmamış. Tarımda bile ithalat ile tencere kaynatan bir ülke haline gelmişseniz, elbette ki dışarıdan tehdit almaya hazır olmalısınız. Ne enerji üretebiliyorsunuz, ne tarım ürünü üretebiliyorsunuz. Bırakın yeni bir kaynak açmayı, Türkiye dünyadaki kendi kendine tarımsal olarak yeten 7 ülkeden biriyken, siz bizi arpayı, buğdayı dışarıdan ithal eden bir ülke haline getirmişsiniz. Tabi ki kırılgan olursunuz. Üretim yapmazsan, başkasına muhtaç olursan her alanda tabi ki seni tehdit ederler. İş o ki o tehdidi yaptırtmayacak o güçlü bünyeye sahip olmak.

Ama buna rağmen yine ısrarla söylüyorum, Türkiye’yi kimse tehdit edemez. Bu benim canımı çok acıtır, hepimizin canını acıtır. Türkiye zannedildiğinden yine de çok güçlü bir devlettir. Hem ekonomik olarak, hem sosyolojik olarak. Türkiye bir tehdit karşısında bir bütün olmayı her zaman başaracaktır. Yeter ki bizi yönetenler, bir bütün olmamızı engellemesinler. Hiçbir zaman dış politika, iç politikaya malzeme yapılmamalıdır.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Muharrem İnce: Bu Kumpası Ancak Kılıçdaroğlu İle Birlikte Bozarız

Üretim Yaparak IMF’ye Borcu Kapattıysak, Yabancılara Yapılan Özelleştirme Paraları Nerede?

– IMF mevzusu çoğu zaman siyasetçiler tarafından politik bir argüman olarak kullanılıyor. Bunun böyle olmasının sebebi nedir? Türkiye’nin IMF’ye borcu bitti mi?

25 Mayıs 1954 itibariyle bizim Osmanlı’dan kalan bütün düyun-i umumiye borçları bitmiştir. Borçların ödenip bitirilmesi hususunda o dönem CHP’nin başarısını da takdir etmemiz gerekir.  O dönemden sonra tekrar IMF’ye borçlanıldı. Son 16-17 yılda ise IMF’ye olan borcumuzdan, çok daha fazla yabancılara özelleştirme yaptık. Peki, o zaman IMF’ye borcumuzu kapatmamızdaki başarımız neydi? Madem üretim yaparak IMF’ye borcu kapattık, özelleştirme için almış olduğumuz paralar nerede? IMF’ye borcu kapatmak, bir başarı hikâyesi olarak sunulmamalıdır.

IMF şeffaf bir yapıdır. Maalesef hükümet bu şeffaf yapıyı, şüpheli ve puslu bir pencere haline çevirmeye çalışıyor. Ekonomide algı yaratmaya çalışıyorlar. Her şey ortada aslında. IMF ile tekrar masaya oturulup oturulmaması konusunda, bir algı hazırlığı yapıldığı düşüncesindeyim. Tüm bu yapılan tartışmalar, bence bunun hazırlığı olabilir.

Yasemin Öney Cankurtaran ’a değerli görüşlerini bizlerle paylaştığı için teşekkür ediyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer içerikler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

***

Yasemin Öney Cankurtaran Kimdir?

Yasemin Öney Cankurtaran

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olan Yasemin Öney Cankurtaran, ODTÜ, Marmara Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi ve Gelişim Üniversitesi’nde; ekonomi, yönetim ve bilişim sistemleri, siyaset bilimi, küresel siyaset ve uluslararası ilişkiler, dinler tarihi ve din felsefesi gibi farklı konularda yüksek lisans ve doktora eğitimi almıştır.

Sermaye Piyasaları ve Finans sektöründe profesyonel olarak çalışmıştır. Şekerbank, Finansbank ve çeşitli aracı kurumlarda çalıştı. Bir Yatırım Bankası’nda genel müdür ve büyük hissedar olarak görev yaptı. Takasbank, TBB Sermaye Piyasaları Birliği, Borsaİstanbul gibi özdüzenleyici kurumlarda yöneticilik ve yönetim kurulu üyeliği yapmış, İMKB’de uzun yıllar tahkim-uyuşmazlık komitesi başkanlığını üstlenmiştir.

Çocuk ve kadın hakları üzerine birçok projeye imza atmıştır. Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı Mütevelli ve Yönetim Kurulu üyesi, Uyuşturucu ve Bağımlılıkla Mücadele Platformu Başkanlığı gibi STK görevlerini üstlenen, Bağımlılıkla mücadele konusunda C4 Recovery Solutions Vakfı’nın Türkiye’deki yerel yönetimler temsilciğini yapan Cankurtaran, bu alanda yaptığı çalışmalar ve belediyelerde açtığı rehabilitasyon merkezleri ile de tanınmaktadır.

Değişik kurumlar tarafından birkaç kez “Yılın İş Kadını” ve “Yılın Akademisyeni” olarak ödüllerini almıştır. Yasemin Öney Cankurtaran’ın kadın ve siyaset, kimlik üzerine siyaset, özelleştirme yöntemleri, kamu-özel sektör iş birliği modelleri, din ve siyaset, çağdaş yönetim sistemlerinde sosyal politikalar, sosyal demokrat sözlüğü, terörle mücadele, sosyal projeler ve siyasi politikalarda algı yönetimi üzerine yazdığı tez, kitap ve birçok makalesi bulunmaktadır.

İyi derecede İngilizce bilen Cankurtaran, ailesinin devlet memuriyeti görevinden dolayı birçok şehir ve ülkede eğitimini sürdürmüş, Almanya’da Almancayı, Irak’ta Arapçayı, İsrail’de İbraniceyi öğrenmiştir. Liseyi Diyarbakır’da okuması sebebiyle de az da olsa Kürtçe bilmektedir.

Yasemin Öney Cankurtaran siyasete 2009 yılında Abdüllatif Şener’in kurduğu Türkiye Partisi’nde kurucu üye olarak başlamıştır. 2011 yılında CHP’den İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayı olmuştur. 2012-2014 yılları arasında CHP İstanbul İl Başkanlığı Danışmanı olmuştur. 2014 yılında CHP Parti Meclisi’ne seçilmiştir. 2016 yılında yeniden Parti Meclisi üyeliğine seçilmiştir. 2016 – 2018 arasında CHP Tanıtım ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmiştir.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Muharrem İnce'den İlk Açıklama: Taksim'de Kendimi Yakarım!
reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

Ayşem Özleyiş Oğuz: Veganlık ve Hayvanseverlik Ayrılmaz Bir Bütündür

ayşem özleyiş oğuz

K2 Haber olarak Vegan Aktivist / PADER Patili Canlar İstanbul Temsilcisi Ayşem Özleyiş Oğuz ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.

Hayvan özgürlüğü için mücadele eden bir insansınız. Çok zor ama çok da vicdani bir mücadele veriyorsunuz. Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle bu şekilde değerlendirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Büyük bir üzüntü yaşadığımızı ve halen etkisinde olduğumu söylemeden sözlerime başlamak istemiyorum. Beni ve onlarca Hayvan Özgürlüğü aktivisti arkadaşımı şaşkına çeviren ve derinden üzen, çok önemli bir kayıptan bahsetmeden geçmek imkânsız… Sevgili Burak Özgüner’i kaybettik…

Kendisini şahsen tanımadan önce, uzun zamandır takip ediyordum. Örnek aldığım, saygı duyduğum çok değerli bir kişiydi. Arkadaşımdı. Kendimizi zor toparlayacağız. Tüm yaşam hakkı savunucusu, özgürlükçü arkadaşlarımın üzüntüsünü paylaşıyorum.

İstanbul doğumluyum, lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde aldım. Lisede edebiyat bölümü mezunu olduğumdan yazmayı, şiir dâhil olmak üzere okumayı severim. Kendime ait şiirlerim var, belki bir gün bir şiir kitabı çıkartabilirim. Fotoğraf çekmek, müzik dinlemek ve resim çizmek hobilerim arasında.

Tüm doğayı, doğanın parçası her canlıyı yaşama kattıkları değer açısından çok ama çok seviyorum. Hiçbirinin birbirinden eksik yanı olmadığı gibi kocaman bir döngünün parçası olarak her biri apayrı bir değer ve yaşam zincirinin parçası benim için.

İnsanların Hayvan İstismarında 3 Ana Etken: Aile, Taraflı Eğitim, Maddi Kazanımlar

– Sokaklardaki hayvanlar ne yazık ki çok zor şartlar altında. Açlık, hastalık, şiddet ve her türlü insan istismarı… Peki, bizi umutlandırabilecek iyi örnek diyebileceğiniz uygulamalar ya da yerler var mı?

Sokak hayvanlarının içinde bulunduğu çıkmaz maalesef ki devletin gerekeni yapmamasından kaynaklanmaktadır. 2004 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu eksik uygulanmakta veya hiç uygulanmamaktadır. Sözü geçen eksik sıfatını açarsak ana hatlarıyla zamanı gelmiş, mecburi yapılması gereken kuralların yerine getirilmesi gerekirken, göz ardı edilip topluma zorla bu durumun kabul ettirilmesi diyebiliriz. İnsan istismarına gelince bu ciddi durumun altında yatan birçok unsur var. 3 ana etkenin önemine inanıyorum: Aile, taraflı eğitim, maddi kazanımlar.

Toplumun yapı taşı insan olduğu için sağlıklı insan yapısının, sağlıklı bir topluma neden olacağı kanaatindeyim. Son zamanlarda dış ülkelerden göç alınması, erkil baskının varlığı ve önceden saydığımız etkenler, toplumda değişimlere neden oldu. Değişen yaşam şartları, yanlış öğretiler ve en küçük birim ailenin bunların etkisi altında kalması…

Bizleri umutlandıran iyi örnekler tabi ki çıkıyor, bölgelerdeki Tarım ve Orman Bakanlığına ait müdürlükler bu yerlerin başında geliyor. Örnek vermek gerekirse Siirt, Mardin, Mersin Milli Parkları. Aslında Milli Parklar yerel yönetimlerden çok daha iyi bir performans gösteriyor. Bu performans için de haberleri olması gerekiyor ve duyarlı vatandaşlara ihtiyacımız oluyor.

Yerel yönetim olarak ise tam anlamıyla henüz maalesef ki örnek gösterilecek bir yerel yönetime rastlamadım. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bir takım atılımlar var. Dilerim çok daha iyi işlere imza atarlar. Keşke örnekleri çoğaltabilseydik…

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz: Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka alternatif bilmiyorduk.

Veganlık Bir Felsefe, Bir Terbiyedir

– Türkiye’de vegan olan insan sayısı hızla artıyor. Vegan olmaya siz nasıl karar verdiniz? Veganlık ve hayvanseverlik arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Yeşim Gürsucu: Hikayeleştirme, Ürün ve Hizmet Pazarlamanın En Etkili Yolu

2017 sonlarına doğru Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü’nün (BUHAY) düzenlediği bir panele katıldım. Panelin konusu sokak hayvanları ve katılımcılar da Hayvanlara Adalet Derneği ve Zülal Kalkandelen’di. Dikkatle takip ediyordum konuları, sıra Zülal Hanım’a geldiğinde çok ciddi bir sorgulama içine girdim. O konuşurken ben cevap veriyordum içimden ve tuhaf bir ruh haliyle okuldan ayrıldım. Okuldan ayrılmadan kendisine “İnanıyor musunuz?” diye sordum. Aldığım cevap netti. Bir hafta içinde et yemeği bıraktım ve vegan olmanın benim için en doğru yol olacağına karar verdim. İyi ki Zülal Hanım’ı tanıdım. Onu çok seviyorum…

Veganlık ve hayvanseverlik ayrılmaz bir bütündür. Vegan olmak mutluluk verici çünkü benim için bir canlı acı çekmiyor, katledilmiyor, sömürülmüyor. Öyle büyük bir huzur ki kelimelerle anlatamam… O gün Zülal Hanım sizler ‘Hayvanseçersiniz’ dediğinde, ilk olarak inkâr ettim içimden. Hayır dedim, ben tümünü seviyorum ama gerçek bu değildi. Birini severken diğerini yemek veya sömürmek normaldi. Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka bir alternatifi de bilmiyorduk. Her şey bize çok normal anlatıldı, sanki böyle olmalıydı ama gerçekler çok farklı ve acı dolu. Öğrendikten sonra değişmek zor olmadı. Yaşama değer vermek, benim için damak zevki ve alışkanlıklardan çok daha önemli.

Veganlık bir felsefe, bir terbiye, keşke herkes biraz düşünse, biraz öğrense ve sorgulasa…

Hukuk Değişim İstiyor Ama Bu Değişimi Kabul Edecek Olan Devlet

– Hayvanlara yönelik şiddet ve istismara hala ciddi bir ceza yaptırımı getirilmiyor. Bu anlamda birçok sivil toplum kuruluşu uzun yıllardır bir çalışma yürütüyor. Neden bir aşama sağlanamıyor?

Evet, maalesef öyle… Birçok STK bu konu üzerinde çalışma yaptı, yapıyor. Aşama sağlanamamasının en önemli nedeni hukuki yaptırımların hala bir değişime uğramaması. Konu ile ilgili birçok panele ve söyleşiye katıldım. Hukuk bir değişim istiyor ama bu değişimi kabul edecek olan devlet.

Türkiye’nin taraf olduğu 18 tane uluslararası sözleşme var bunlar bile tam anlamıyla uygulanmıyor. 5199 gibi 2004 yılında çıkarılmış bir yasa var, peki o uygulanıyor mu? Cevap açık, yaşanılanlar ne derece uygulandığını gösteriyor.

Uygulamaların, kontrolün olmadığı bir düzende yaşam hakkının korunması ne derece başarılı olur? Başarılı olamaz tabi ki…

 

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Dr. Selim Erdoğan: Sakarya Meydan Muharebesi Baştan Sona Bir Dehanın Ürünüdür

Taslak Rapor Bazı Yönlerden Asla Kabul Edilemez

– Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu’nun meclise göndermeyi planladığı taslak raporu nasıl buldunuz? En önemli eksiklikler neler? Bu raporun yasalaşması durumunda, ciddi bir iyileşmeden söz edebilir miyiz?

Taslak raporu bazı yönlerden olumlu bazı yönlerden asla kabul edilemez bulduğumu belirtmeliyim. Komisyonda biliyorsunuz, çok yeni kaybettiğimiz Burak Özgüner arkadaşımız da vardı ve rapordan sonraki açıklaması istenildiği gibi olmadığının göstergesidir.

En önemli eksikler; türcülük yapılması, avcılığın, deney hayvanı kullanımının, faytonun kullanımına devamlılık sağlanması, kürk hayvanı üretimi hakkında açıklık olmaması yani bir şekilde varlığın kabulü ve su parklarıyla, sirklerin kapatılmaması.

Bu tasarı yasalaşırsa doğru ve iyi bulunan maddeler açısından kazanım diğer büyük eksiklikler açısından büyük bir kayıp olacaktır.

Yasanın Eksikliği ve Toplumun Erkil Yapısı Hayvanlara Yönelik İstismarı Körüklüyor

– Türkiye’de hayvanlara yönelik istismarın son dönemde oldukça arttığını görüyoruz. Bunun sebeplerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-psikolojik yapının bozulduğu kanaatindeyim. Üç ana etkenden bahsetmiştim toplumun şiddetten uzaklaşması için: Aile, eğitim ve ekonomi. Bu ana etkenler doğru ve düzgünce yerleştiği zaman sorunlar gittikçe azalacaktır. Ama görüyoruz ki kimse bu etkenlerin varlığından haberdar değil, daha doğrusu böyle olmayı tercih ediyorlar.

Ruh sağlığı korunmayan bir toplumun içinden nasıl bireyler çıkacağı açıktır. Üstelik bu bireyler ile iç içe yaşamak zorunda bırakılıyoruz. İşte burada daha önce bahsettiğimiz yasa değişiminin gerekliliği ortaya çıkıyor. Kozmopolit bir toplum yapısı içine girdik. Dış ülkelerden gelen göçler, iletişim araçlarının kullanımı, bilgi kirliliği negatif etmenler olarak yaşantımızı etkiliyor. Hayvan istismarının kırsal kesimde var olan devamlılığı meşru kılınırmışçasına yapılan yorumlar, bu şiddetin zeminini hazırlamaktadır. Yasanın eksikliği ve toplumun erkil yapısı bu kabul edilemez durumu körüklemektedir.

Bölgedeki Hayvanlar İçin Acil Çözüm ve Kamuoyu Desteği Rica Ediyoruz

– Ilısu Barajı’nın açılmasına çok az bir zaman kaldı. Sosyal medya hesabınızda Dicle ve Botan Vadisi’ndeki hayvanların güvenli yerlere taşınmadığını belirttiniz. Hayvanların baraj suları altında kalması söz konusu. Bu durumu anlatır mısınız?

Siirt Hayvan Hakları Topluluğu İle tanışıklığımız 2 seneye yakındır devam ediyor. Her zaman dirsek teması halindeyiz. Bir hafta önce topluluktan genç arkadaşım, beni arayarak oluşan bu son durumdan bahsetti. Ilısu barajının suları açıldığı zaman, maalesef ki Botan vadisi de sular altında kalacak. Uzun zamandır bilinen bir gerçek ki Siirt Belediyesi şehir merkezindeki köpekleri toplayarak bu vadiye atıyor.

Kayyum döneminde yapılan geçici bakımevi ne yazık ki halen işletmeye açılmış değil. Tam anlamıyla çözüm üretemiyor. Personeli de yok.

Bu vadi içinde 80-90 köpek nüfusundan bahsediyoruz. Bulundukları yer suya 4-5 km uzaklıkta ve yemek bulmaları imkânsız. Bir dönem belediye mama vermiş ama şimdi böyle bir durumdan bahsedemiyoruz. Açıkça görülüyor ki oradan kurtarılmaları gerekli. Şahsen Belediye Başkan Yardımcısı ve Milli Parklar ile görüştüm. Valilik de konuya vakıf ve bu konu hakkında bir toplantı düzenledi. Üzülerek ifade ederim ki kurumlar arası anlaşmazlık yüzünden, bu canlar boğularak ölecek. Valiliğin en üst resmi kurum olarak gerekli hassasiyeti göstereceğini ümit ediyorum. Milli Parklar da her zaman destek olacağını bana iletti. Sorunun hemen çözülmesi, köpeklerin alınıp, yenilenen geçici bakımevinin göreve başlaması gerekiyor. Kısırlaştırma, aşılama ve takip ile yaşanılan sorunlar en aza indirilmeli. Acil çözüm bekliyoruz ve kamuoyunun desteğini rica ediyoruz.

Diğer bir konuda bölgedeki ekolojinin sular altında kalarak yok olması. Sadece köpekler değil kocaman bir ekoloji yok olacak bu gidişle. Vadideki yaşam, kocaman bir tarihsel geçmiş silinip gidecek. En başından beri yapılan uyarılar neden dikkate alınmıyor, bu gerçekten çok düşündürücü. Aklın, vicdanın dikkate alınmasını istiyoruz.

Geleceğin Devamlılığı İçin Veganlık Şarttır

– İnsanlara son olarak neler söylemek istersiniz?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Yerel Seçimler: CHP'nin Beyoğlu Adayı Alper Taş Oldu

Kendini her şeyin sahibi olarak gören insanlık; dilerim ki pozitif bilimin ışığında gerçekleri görerek, vegan bir yaşama adım atar. Küresel iklim krizi ile karşı karşıya kaldığımız bu günlerde, endüstriyel hayvancılık bu krizi körükleyen en baş nedenlerden biridir. Yani, geleceğin devamlılığı için veganlık şart.

Su tüketimi, yeşil alanların azalması, karbon salınımı artık bizi zorluyor. İnsanın üstün (!) öngörüsü artık bu gerçekleri görmeli ve dürüstçe çözüm aranmalı.

Doğayı rahat bırakalım, bizim malımız değil. Biz sadece doğanın bir parçasıyız ve hayvanların özelliklerine bakarsak da çok savunmasız bir türüz. Hayvanlarla aramızda 1,7 DNA farkı var ki bu bir hiç. Buradan yola çıkarak; yaşama saygı duyalım, yaşam hakkı kutsaldır!

Röportaj için Sayın Ayşem Özleyiş Oğuz ‘a şükranlarımızı sunuyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer içerikler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

***

Ayşem Özleyiş Oğuz Kimdir?

Hayvan hakları mücadelesine çok küçük yaşlarda başlamıştır. Alper Karmış ile birlikte Sokaktaki Patili Canları Yaşatma Derneği – PADER’i kurmuştur. Oğuz, merkezi Ankara’da bulunan dernek ile Çorum, Kırıkkale, Yozgat, Bilecik ve Kastamonu gibi civar illerde ciddi çalışmalar yürütmüştür. 2 yıldır PADER’in İstanbul temsilcisidir. Deneye Hayır Derneği üyesi ve Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’nun (BHH) bir aktivistidir. Oğuz aynı zamanda CHP Beşiktaş İlçe Başkanlığı’na bağlı Doğa ve Hayvan Hakları komisyonu başkanıdır.

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz

Okumaya devam et