Connect with us

Yeşil Ekonomi

DİSK’ten Acil Önlem Çağrısı: Devlet İşten Çıkarmaları Yasaklamalı

DİSK Başkanı Çerkezoğlu, "devlet işten çıkarmaları yasaklamalı" açıklamasında bulundu.

DİSK Başkanı Çerkezoğlu, “devlet işten çıkarmaları yasaklamalı” açıklamasında bulundu.

Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) göre, koronavirüs salgınının ekonomiye etkisiyle dünya genelinde 195 milyon kişi tam zamanlı işini kaybedeceğini açıkladı. Konu hakkında açıklamalarda bulunan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, salgının tetiklediği ekonomik krizin Türkiye’ye etkisini değerlendirdi.

Devlet işten çıkarmaları yasaklamalı

Sputnik‘te yer alan habere göre Çerkezoğlu, “Devlet işten çıkarmaları yasaklayarak acil önlem almalı yoksa tahribat büyük olur” açıklamasında bulundu.

‘2018 ortasında başlayan krize bir de Kovid-19 krizi eklendi’

Çerkezoğlu’na göre 2018 ortasından bu yana ‘ciddi bir ekonomik krizin yaşandığı’ Türkiye şimdi de salgının getirdiği kriz sebebiyle ciddi riskle karşı karşıya:

“Bütün dünyada ekonomilerin çok ciddi resesyona girdiği, neredeyse durma noktasına geldiği bir süreçte bu salgının çok ciddi etkileri olacağına sürecin en başından beri dikkat çekiyor ve bu etkinin önüne geçmek için atılması gereken adımları, hem kamuoyu, ilgili bakanlıklar ve ülkeyi yönetenlerle paylaşıyoruz. ILO raporu hakikaten çarpıcı ve işini kaybetmesi olası işçi sayısı çok yüksek. Türkiye ekonomisi 2018’in ortası itibariyle çok ciddi bir krize girdi ve bu krizin işsizlik dahil bütün yıkıcı etkilerini zaten uzun süredir yaşıyorduk. Şimdi bunun üstün ne bir de Kovid-19’un oluşturduğu tablo eklendi” diyor.

‘Türkiye tarihinin en büyük işsizlik tablosuyla karşı karşıyayız’

Çerkezoğlu “Zaten bugün Türkiye’nin en önemli sorunu işsizlik. 2019’da açıklanan işsizlik yüzde 13.7. Hükümetin yeni ekonomik programda 2019 yılı için hedefi 12.9’du. Ama bunun çok üzerinde bir işsizlik gerçekleşti. Hatta yine hükümet yeni ekonomik programda 2019 yılında 1 milyon yeni istihdam yaratacağını söylemişti. Bırakın 1 milyon yeni istihdam yaratılmasını, istihdam da daraldı. Bir önceki yıla göre 2019 yılında istihdam 658 bin kişi azaldı. Bu kadar ciddi işsizliğin üzerine bir de koronavirüs salgını nedeniyle çok ciddi bir işten çıkartma dalgasının yaşandığı açık. Dolayısıyla Türkiye tarihinin en büyük işsizlik dalgasıyla karşı karşıyayız” dedi.

‘Devlet işten çıkarmaları yasaklayarak acil önlem almalı’

Devletin işten çıkarmaları yasaklayarak acil önlem alması gerektiğine işaret eden Çerkezoğlu “Biz ilk günden itibaren devletin ve devleti yöneten siyasi iktidarın salgın süresince işten çıkarmaların yasaklanması, zorunlu ve acil temel işler dışındaki diğer işlerde çalışmanın durdurulmasını ve bütün çalışanların gelirinin devlet tarafından güvence altına alınması gerektiğini söyledik. Eğer bu adımlar atılmazsa, salgın süresince işten çıkarmalar yasaklanmazsa ve bütün çalışanların geliri devlet tarafından güvence altına alınmazsa gerçekten Türkiye tarihinin en büyük işsizlik dalgalarından bir tanesini karşılayabilmek mümkün olmayacak. Bununla ilgili gerekli düzenlemeleri yapmak son derece mümkündür. Biz özellikle işten çıkartmaların yasaklanması gerektiğini Türkiye’de ilk vaka görüldüğü itibariyle her platformda ifade ediyoruz. 17 Mart’ta Çalışma Bakanlığı tarafından yapılan işçi ve işveren örgütlerinin ve bakanlığın katıldığı toplantıda bu önerimizi ayrıntılarıyla çalışma bakanına da anlattık, ilettik. Eğer bu konuda bir devlet kararı olmazsa, yani bu süreç işverenlerin insafına bırakılırsa binlerce, milyonlarca insanın işini kaybedeceği ve kaybettiği açık. Bu konuda bir devlet kararı alınmalı, bir kamu iradesi ortaya konulmalı ve bunun gereği yapılmalıdır”diyor ve şöyle devam ediyor:

‘Tedbir alınmazsa toplumsal tahribat büyük olur’

“İşten çıkartmaların yasaklanması ve bu konuda bir irade konması son derece yaşamsal. Bazı büyük firmalar işten çıkartma yapmayacağını açıkladılar ama bunlar çok sınırlı örnekler. Günübirlik çalışan, güvencesiz çalışan, taşeron şirketlerde çalışan binlerce, yüzbinlerce insan var. Bugün çalışmazsa yarın evine ekmek götüremeyecek yüzbinlerce insan var Türkiye’de. Dolayısıyla bu önlem alınmazsa ve işten çıkartmaları yasaklayıp, bütün çalışanların gelirin devlet tarafından güvence altına alınmazsa, başta işsizlik sigortası fonu kaynaklarını kullanmak olmak üzere, bu konuda çok olumsuz bir tablo yaşanacağı ve çok ciddi toplumsal tahribat ortaya çıkacağı açık.”

‘SGK ve İŞ-KUR bizimle rakamları paylaşmalı’

Çerkezoğlu “Türkiye’de işyerlerinin çok önemli bir kısmının sendikasız bırakıldığıdüşünülürse şu anda bir rakam söylemek kimse açısından çok mümkün değil. Aynı zamanda ciddi bir işsizlik dalgasının yaşanacağını öngörmek zor değil. Özellikle bu konuda biz SGK ve İŞ-KUR’un verilerinin bizlerle, kamuoyuyla paylaşması gerektiğinin altını çizmek isteriz. Çünkü özellikle SGK verileri ve İŞ-KUR’daki işsizlik sigortasına başvuru sayıları, kısa çalışma ödeneğine başvuru sayıları bütün bunlar işsizlikle ilgili bize önemli veriler sunar. Eğer SGK ve İŞ-KUR bu bilgileri, rakamları gecikmeden bizlerle paylaşırsa bizim de işsizlik konusunda daha net öngörüler söyleyebilmemiz mümkün olur” diye ekledi.

Yeşil Ekonomi

Elektrikli Araçlara Geçiş Kaçınılmaz

elektrikli araç

Endüstri, sivil toplum ve kent yönetimlerini kapsayan 45’i aşkın kuruluşun temsil ettiği Elektrikli Ulaşım Platformu (Platform for Electromobility), bugün kamuoyuyla paylaştığı raporunda, tüketicilerin elektrikli araçlara (EV) geçişini değerlendiriyor. Element Energy tarafından yürütülen ve Avrupa genelinde yeni otomobil satın alan 14.000 tüketiciyle gerçekleştirilen algı araştırması, tüketicilerin elektrikli araçlara hazır olduğunu gösteriyor.

Bugün yayınlanan araştırma, 2025 yılına kadar elektrikli araçların Avrupa’da en çok talep edilen ulaşım biçimi olacağını gösteriyor. Tüketicilerin tercihlerinde önemli değişiklik olduğunu kaydeden araştırma, katılımcıların üçte ikisinin günümüzde bir elektrikli araca sahip olduğunu ya da satın almayı düşündüğünü ortaya koyuyor.

Tüketicilerin satın alma kararında en önemli etkenin ilk maliyet olduğu görülüyor. Raporda aynı zamanda, elektrikli araçların fiyat paritesi içten yanmalı motorla çalışan araçlara ulaştığında, piyasanın hızla elektrikli araçlar lehine evirileceği belirtiliyor. Bu bulgular, Avrupa’daki otomobiller ve kamyonetleri kapsayan CO2 standartlarına ilişkin yeni düzenlemelerin önemini doğruluyor. Yeni binek otomobillerin ve minibüslerin saldığı CO2 emisyonlarına yönelik hazırlanan ve önemli değişiklikler öngören bu yeni düzenlemenin, elektrikli araçların piyasadaki alımını desteklemesi öngörülüyor. Elektrikli Ulaşım Platformu, revize edilen mevzuatın, önemli ölçüde daha iddialı hedefler koyması ve tüketici talebini karşılamak üzere geçici hedefler belirlemesi gerektiğini belirtiyor.

Elektrikli Ulaşım Platformu’nun yeni yönetim kurulu başkanı Amélie Pans, “Elektrikli araçlara geçiş, endüstrinin ve karar vericilerin beklentisinden daha hızlı gerçekleşiyor. Tüketicilerin taleplerini karşıladığımızdan emin olmak için hepimizin uygun şekilde yanıt vermemiz gerekiyor. Avrupa’nın neresinde yaşarsa yaşasın herkesin, elektrikli araçlara dilediği zaman geçmesini sağlamak hepimizin ortak sorumluluğu” diyor.

Son 7 Yıl, Dünya Genelinde Kayıtlara Geçen En Sıcak 7 Yıl Oldu

Tüketiciler e-Yakıtları Tercih Etmiyor

Çalışma, tüketicilerin elektrikli araçları e-yakıtlarla çalışanlara kıyasla tercih edeceğini gösteriyor. E-yakıtların maliyetine ilişkin iyimser senaryolarda dahi, bu yakıtların piyasaya sürülmesi halinde araçların kullanım maliyeti artıyor. Bu durumun, yeni otomobil alıcılarının elektrikli araçlara geçmesi için teşvik sağlayacağı öngörülüyor.

Pans, “Bu raporda e-yakıtların tüketicilere fayda sağlamadığını ve tüketicilerin bunu istemediklerini görüyoruz. Hükümetlerin, yatırımlarını bu yakıtlar yerine, piyasadaki elektrikli araçların kısa vadede artmasına yönelik ve bu araçların satın alma fiyatını içten yanmalı motorla çalışan araçların paritesine çekmeye odaklamalıdır” diyor.

Av. Arif Ali Cangı: ‘Hukuku Ekolojiye Uygun Bir Mekanizma Haline Getirmeli’

Elektrikli Araçların Şarj Ağıyla Desteklenmesi Gerekiyor

Günümüzde şarj istasyonlarına erişim algısı, elektrikli araç talebine engel oluşturmuyor. Ancak çalışma, kamu şarj noktalarının devreye alınmasının hızla gerçekleşmemesi durumunda, elektrikli ulaşıma geçişin baltalanabileceğini gösteriyor.

Pans sözlerini, “Avrupa Birliği’nin Alternatif Yakıtlar Altyapısı ve Binalarda Enerji Performansı direktifleri doğru zamanda revize ediliyor. Kamu ve özel sektör şarj istasyonlarına erişimin kolaylaştırılmasını da içeren güçlü bir şarj ağı, herkesin elektrikli ulaşımdan fayda sağlaması için önem taşıyor” şeklinde tamamlıyor.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

İklim Değişikliği Artık Geleceğin Sorunu Değil!

egiad

Dünyanın dört bir yanından orman yangınları, aşırı sıcaklar ve ani sağanakların yol açtığı sel haberleri gelirken, hava olaylarıyla ilgili de üst üste yeni rekorlar kırılıyor.

Son iklim değişiklikleri gölgesinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) önceki gün yayımlanan raporu ise dikkatleri bu noktaya çevirdi. 66 ülkeden 234 bilim insanı tarafından hazırlanan raporda, iklimin insan faaliyetleri sonucu değiştiği ve bu faaliyetlerin küresel ısınmayı, en azından son 2 bin yıldır görülmemiş bir seviyeye çıkarttığının altı çizildi.

Küresel ısınmanın önüne geçilemezse bazı bölgelerin yaşanılamaz hale gelebileceği uyarısı, AB Yeşil Mutabakat konusunda sıklıkla uyarıda bulunan ve çalışmalar yürüten EGİAD’ın bir kez daha haklılığını gösterdi. Rapordaki bulgulara göre insanlığın iklim üzerindeki zararlı etkisinin “gerçek” olduğuna işaret edilirken, sera gazlarının atmosfere salınımının devam etmesi sonucu yaklaşık 15 yıl içinde önemli bir sıcaklık sınırı aşılarak dünya yaşanmaz bir hale gelecek. Raporun sonuçlarını değerlendiren EGİAD Ege Genç İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, kömürden vazgeçerek temiz enerji kaynaklarına dönmenin, doğayı korumanın önemine dikkat çekerek, iş dünyasına yönelik önemli açıklamalarda bulundu.

İklim Krizini Hissetmeyen Hiçbir Bölge Kalmadı

Benzersiz Bir İklim Krizi İle Karşı Karşıyayız

2015’te imzalanan Paris Anlaşması’nın önemini hatırlatan EGİAD Başkanı Yelkenbiçer, şu ana dek 190’dan fazla devletin onayladığı anlaşmanın, küresel sıcaklık artışını 2 santigrat derece, hatta sanayileşme öncesi seviye olan 1,5 derecenin altında tutmayı hedeflediğine vurgu yaparak, “Bu hedeflere ulaşmak için dünya ülkelerinin acilen ekonomilerinde değişikliklere gitmesi gerekmekte. Önümüzdeki 10 yıl, gezegenimizin geleceğini güvence altına almak için çok kritik bir süreç. İklim değişikliği artık geleceğin sorunu değil, bugünü ve her bölgeyi etkileyen bir sorun haline geldi. İnsan kaynaklı iklim değişikliği şimdiden dünyanın her bölgesinde birçok aşırı hava ve iklim hareketine yol açıyor. Eşi benzeri görülmemiş seviyede gerçekleşen iklim değişikliği, deniz seviyesinin yükselmesi gibi bazı gelişmeleri geri döndürülemez seviyeye getirmekte. Karbondioksit (CO2) ve diğer sera etkisi yapan gazların salınımlarında güçlü ve sürekli azalma sağlayabilirsek, hava kalitesini iyileştirip 20 ila 30 yıl içinde küresel sıcaklıkların dengelenmesini sağlayabiliriz” diye belirtti.

‘Avrupa Yeşil Mutabakatı Türkçe’ye Çevrildi

“Yeşil Mutabakat Türkiye için zaruri bir adımdır”

Küresel ısınmanın 2100 yılı sonrasında da süreceğini belirten Yelkenbiçer, yaz aylarında görülecek ısınma miktarının orta ve kötümser senaryolara göre 80 yıl içinde 3,5 – 6,5 derece arasında değişim göstereceğini ifade etti. Avrupa Birliği tarafından açıklanan Avrupa Yeşil Mutabakat Çağrısı (European Green Deal) ile 2030’a kadar karbon salınımının yüzde 50 azaltılacağı, 2050 yılına kadar ise sıfır karbon salım hedefine ulaşılmasının hedeflendiğini belirten EGİAD Başkanı Yelkenbiçer, “Avrupa Birliğinin ‘Yeşil Mutabakat’ adını verdiği bu yeni büyüme stratejisi, sanayiden tarıma, ulaşımdan enerjiye ‘karbonsuz bir ekonomi’ modeli getirirken, ticareti de yeniden şekillendirecek. Avrupa Komisyonu, bu hedefe yönelik 1 trilyon Euro’luk bir yatırım planı açıkladı. AB’nin bu süreçteki öncelikleri; çevre dostu teknolojilere yatırım yapılması, sanayide inovasyonun desteklenmesi, özel ve toplu taşıma sektörlerinde ulaşımın temiz, ucuz ve sağlıklı alternatifler ile sunulması, enerji sektörünün karbonsuzlaşması ve yüzde 100 yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş, binaların yeşil enerjiye duyarlı hale getirilmesi olarak sıralanmakta. Bu bağlamda Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusu da gündeme gelmekte. Avrupa Birliği, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı. Bu bağlamda Ticaret Bakanlığının öncü rol üstlenip, atılacak adımları belirlemek hedefiyle, ilgili tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarıyla iş birliği halinde ‘Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nı hazırlamasını da çok olumlu buluyoruz” ifadelerini kullandı. (İHA)

Cezayir’de 41 Noktada Orman Yangını: 42 Kişi Yaşamını Yitirdi

Okumak için tıklayın

Yeşil Ekonomi

Peker’in İddiaları Ziraat’i Vurdu: Marka Değeri Yüzde 41 Düştü

Ziraat Bankası marka değeri

Organize suç örgütü lideri Peker’in Ziraat Bankası ile ilgili iddialarının ardından Ziraat Bankası marka değerinde ciddi düşüş yaşandı. Brand Finance’in raporuna göre, Demirören Grubu’na verdiği 750 milyon dolarlık kredinin ödenmemesi ile gündeme gelen Ziraat’in marka değeri, yüzde 41’lik rekor düşüşle 1 milyar 616 milyon dolardan 952 milyon dolara geriledi.

Sedat Peker yayınladığı 9. videoda Demirören’in Doğan Medya Grubu’nu satın almak için Ziraat Bankası’ndan aldığı 750 milyon dolarlık krediyi ödemeye başlamadığını iddia etmişti. Uluslararası marka değerleme ve strateji danışmanlığı kuruluşlarından olan Brand Finance’in yayımladığı “Brand Finance Turkey 100 – 2021” raporunda marka değeri en çok düşen şirket Ziraat Bankası oldu.

2020’de marka değeri 1 milyar 616 milyon dolar olan Ziraat’in marka değeri 952 milyon dolara geldi. Bankanın yüzde 100 hissesi Türkiye Varlık Fonu (TVF) portföyünde yer alıyor.

2020 yılı verileri esas alınarak yapılan ve bu yıl 15’incisi yayımlanan çalışmaya göre; 2020 yılının salgının da etkisiyle en değerli 100 markanın toplam değerinin bir önceki yıla göre yüzde 12,7 azalarak 21,45 milyar dolara düştüğü belirtildi. Toplam marka değeri içerisinde sanayi sektörü markalarının payı yüzde 30, hizmet sektörü markalarının payı ise yüzde 70 oldu.

Ekonomist Eğilmez’den Erdoğan’a ‘Rezerv’ Yanıtı: ‘Eksi 56 Milyar Dolar’

Varlık Fonu Şirketlerinin Marka Değerleri Düştü

Raporunun “en değerli 100 Türk markası” listesinde birinci olan Türk Hava Yolları’nın (THY) bir önceki yıla göre marka değeri yüzde 18,7 düştü. Türk Hava Yolları’nın yüzde 49,12’si hissesi Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) portföyünde bulunuyor.

Listede yer alan ve Varlık Fonu’na ait hisseleri bulunan şirketlerin ise marka değerlerinin düşmesi dikkat çekti. Varlık Fonu şirketlerinden Türk Telekom ve Turkcell de marka değeri düşen şirketler içinde bulunuyor.

Geçen yıl listede 6’ncı olan ancak bu yıl 9’uncu sıraya gerileyen Türk Telekom’un marka değeri yüzde 27,4 düştü. Turkcell ise geçen yıl listede 4’üncü sıradaydı. Bu yıl marka değeri yüzde 22,1 düşen marka 5’inci sıraya geriledi. Turkcell’in yüzde 26,2’si, Türk Telekom’un yüzde 6.68’si Varlık Fonu’nun elinde yer alıyor.

Çöken Çökene: Cennet Koyu’na ‘Usulsüz’ Ziraat Bankası Kredisiyle Çökmüşler

Okumak için tıklayın

Yeşil Ekonomi

Ekonomist Eğilmez’den Erdoğan’a ‘Rezerv’ Yanıtı: ‘Eksi 56 Milyar Dolar’

Mustafa sönmez dolar döviz kuru

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Merkez Bankası rezervlerimiz 100 milyar dolar seviyesine ulaştı” açıklamasına ekonomist Mahfi Eğilmez’den yanıt geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Brüksel ziyareti öncesi yaptığı açıklamalarda, Merkez Bankası rezervlerinin 100 milyar dolara yaklaştığını öne sürmüştü. Ekonomist Mahfi Eğilmez, Twitter hesabından TCMB döviz rezervleri hakkında paylaşımda bulundu. Ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre net rezervler eksi 56 milyar dolar.

Çöken Çökene: Cennet Koyu’na ‘Usulsüz’ Ziraat Bankası Kredisiyle Çökmüşler

Mahfi Eğilmez: ‘Net Rezervler – 56 Milyar Dolar’

Bu açıklamanın ardından Ekonomist Mahfi Eğilmez, Twitter hesabından TCMB döviz rezervleri hakkında paylaşımda bulundu. Ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre ise net rezervler eksi 56 milyar dolar.

Eğilmez, “28 Mayıs 2021 itibarıyla TCMB’nin brüt rezervleri 93,7 milyar dolar, net rezervleri 13,6 milyar dolar, swap hariç net rezervleri eksi 56 milyar dolardır” ifadelerini kullandı.

Erdoğan Ne Demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Brüksel ziyareti öncesi yaptığı açıklamalarda, “Bu çerçevede yakın zamanda en büyük ticaret ortaklarımızın başında gelen Çin’le çok önemli bir anlaşmayı yaptık. Daha önce Çin’le 2,4 milyar dolarlık bir swap anlaşmamız zaten vardı. Şimdi bu rakamı 3,6 milyar dolarlık yeni bir swap anlaşmasıyla toplamda 6 milyar dolara çıkarmış olduk. Tabii bu, 46 milyar Türk lirası, Çin olarak da 35 milyar yuana karşılık gelen 6 milyar dolarlık bir anlaşmayı böylece gerçekleştirmiş olduk.Bazı, malum kendilerine göre Merkez Bankasının döviz rezervi düşüyor. Bundan dolayı zil takıp oynayanlar var. Onların bu oyunlarını da bozmuş oldu. Zira 100 milyar dolarla inşallah şimdi başbakanlığım döneminde 135 milyar dolara kadar çıkmıştık. İnşallah bu tırmanış şimdi yeniden başlıyor ve bu tırmanışı da devam ettireceğiz.” ifadelerini kullanmıştı.

Okumak için tıklayın

Yeşil Ekonomi

SODEV Raporu: Gençler Daha Eğitimli Ancak Daha Yoksul

SODEV Raporu

Sosyal Demokrasi Vakfı’nın (SODEV) kamuoyuna sunduğu “Gençlik Araştırması Raporu”, gençlerin geleceğe dair karamsar olduklarını ve gitgide yoksullaştıklarını gösteriyor.

Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) tarafından hazırlanan “Gençlik Araştırması Raporu”na göre gençlerin %53,8’i anne ve babasından daha eğitimli olmasına rağmen daha düşük gelire sahip. Gençlerin %51,7’si ekonomik olarak ailesine bağımlı yaşıyor ve yakın geleceğe dair umutlu değil. Konut ve araç sahibi olmak bir tarafa, gençler arasında tatile çıkabilecek maddi yeterliliğinin olduğunu söyleyenlerin oranı sadece %27,8.

Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) tarafından gerçekleştirilen “Gençlik Araştırması Raporu” ZOOM üzerinden düzenlenen online basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı. Eğitimli gençlerin ekonomik durumlarının tespiti ve beklentilerinin ölçülmesi amacıyla gerçekleştirilen araştırmada, 1.067 ön lisans, lisans ve yüksek lisans mezunu 20-30 yaş arasındaki gençlerle görüşüldü.

Dünya Ekonomisi İklim Değişikliği Sebebiyle %18 Küçülebilir

“Sosyal Geçiş Ortadan Kalktı”

Sosyal Demokrasi Vakfı Başkanı Ertan Aksoy, söz konusu araştırmaya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Araştırma özetle, AKP iktidarının öncesindeki Cumhuriyetin önemli başarılarından birisi olan eğitim sayesinde gerçekleştirilebilen sosyal geçişin ortadan kalktığını gösteriyor. Bu araştırmayla, düşük gelirli ailelerin çocuklarının eğitim alması halinde, orta ve üst gelirli ailelere dönüşebilmesinin bir gerçekliğinin kalmadığını görüyoruz. Bunun en temel nedenlerinden birisi yaratılan üniversite popülizmiyle, ihtiyaç fazlası ön lisans ve lisans mezunun verilmesi”

SODEV Raporu: Ailesinden Daha Eğitimli, Daha Düşük Gelirli

Araştırmaya katılan gençlerin %53,8’i hem anne hem babasından daha eğitimli olmasına rağmen ebeveynlerinden daha düşük gelire sahip. Her iki ebeveyninden daha eğitimli olup, anne ve babasından daha yüksek gelire sahip olanların oranı %31,4. Eğitim durumu en az bir ebeveyninden daha yüksek olan gençlerin, gelir durumu anne ve babaları ile karşılaştırıldığında, araştırmaya katılanların %53,9’u anne ve babalarından daha düşük gelire sahip.

Eğitimli Gençlerin Gelir Durumu

Grafik: SODEV

Araştırmada, “Sizce eğitimli bir gencin gelir durumu nasıldır?” sorusuna katılımcıların %39’u “düşük gelirli” yanıtını verirken, %53,3’ü “orta gelirli” demektedir. “Yüksek gelirli” diyenlerin oranı %5,3 ve “zengin” diyenlerin oranı ise sadece %2,3 olmuştur. Cumhur İttifakına oy veren gençler bu soruya %29,1 ile “düşük gelirlidir” yanıtını verirken, Millet İttifakına oy veren gençlerin %50,8’i “düşük gelirlidir” demektedir. Bu soruya yanıt veren kadınların %41,7’si “düşük gelirlidir” yanıtını verirken, erkeklerde bu oran %36,3 seviyesindedir.

Gençler Ekonomik Olarak Bağımsızlığını Kazanamıyor

Grafik: SODEV

Raporda, gençlerin ailelerinden ekonomik olarak bağımsızlıklarını kazanamadıklarını görüşü öne çıkıyor. “Ekonomik olarak ailenizden bağımsızlığınızı kazanabildiniz mi?” sorusuna gençlerin %51,7’si “hayır kazanamadım” yanıtını verirken, %48,3’ü “evet kazanabildim” demekte. Millet İttifakına oy veren gençlerin %61,7’si ekonomik olarak ailemden bağımsızlığımı “kazanamadım” derken, bu oran Cumhur İttifakına oy veren gençlerde %44’e düşüyor. Raporda yer alan verilere göre bu soruya yanıt veren kadınlar, erkeklere göre ailelerinden ekonomik bağımsızlığını kazanma konusunda daha dezavantajlı görünüyor. Kadınların %55,3’ü ekonomik bağımsızlığını kazanamadığını söylerken, bu oran erkeklerde %48’e geriliyor.

Rapordaki sonuçlara göre, gençler “ailemin maddi imkanları daha iyi olsaydı, daha iyi eğitim alabilirdim” görüşünde birleşiyor. Araştırmaya katılanların, %65’i “ailemin maddi imkanları daha iyi olsaydı, daha iyi eğitim alabilirdim” derken, bu görüşe katılmayanların oranı %15,7 seviyesinde kaldı.

Araştırmaya katılan gençlerin %63,9’u, “arkadaşlarım içerisinde benden daha az yetenekli ama aileleri zengin olduğu için daha iyi eğitim alanlar var” derken, bu görüşün aksinde fikir beyan edenlerin oranı sadece %13,1 seviyesinde gerçekleşti.

Araştırma raporundaki en çarpıcı sonuçlardan bir tanesi de gençler kendilerini ailelerinin genç olduğu dönemle kıyasladıklarında ailelerinin daha avantajlı olduğu görüşüne sahip olması. Raporda yer alan sonuçlara göre, “ailemin benim yaşımdayken kazandığından daha az kazanıyorum” diyen gençlerin oranı %57 seviyesindeyken, “ailemin benim yaşımdayken kazandığından daha çok kazanıyorum” diyenlerin oranı ise sadece %23,7.

Türkiye’de Gıda İsrafı Araştırması Acı Tabloyu Gözler Önüne Serdi

Gençler Geleceğe Dair Karamsar

Grafik: SODEV

Araştırmaya katılan gençler “5 yıl sonra gelirinizin nasıl olacağını düşünüyorsunuz?” sorusuna büyük ölçüde karamsar cevaplar veriyor. Bu soruya gençlerin sadece %36,5’i “bugünkünden daha iyi olacak” yanıtını verirken, “daha kötü olacak” olacak diyenlerin oranı %26,7 olarak açıklandı. “Bugünkü ile aynı kalacaktır” diyen gençlerin oranı ise %36,8. Millet İttifakına oy veren gençlerde geleceğe dair karamsarlık daha yüksek seviyede. Millet İttifakına oy verdiğini belirten gençlerin sadece %28’i 5 yıl sonra gelirinin daha iyi olacağını düşünürken, bu oran Cumhur İttifakına oy verdiğini belirten gençlerde %40,7’ye yükseliyor.

Araştırmaya katılan gençlerin %48,7’si 5 yıl sonra “giderim gelirimden daha çok olacak” görüşünü paylaşıyor. “Gelirim giderimden daha çok olacak” diyenlerin oranı ise sadece %16,3 seviyesinde kalıyor.

Ev Geçindirme

Grafik: SODEV

Rapora göre gençler, çocuk sahibi olmak ve çocukları için yeterli eğitim imkanlarının sağlanması konusunda yeterli maddi güce sahip olmadığı görüşünde. Araştırmaya katılan gençlerin, %81’i “sizce bugünkü geliriniz çocuk yapmak ve çocuğunuza yeterli eğitimi sunmak için yeterli midir?” sorusuna “yeterli değildir” yanıtını veriyor.

Araştırmaya katılan gençler arasında, ailelerinden bağımsız olarak bir ev geçindiremeyeceği görüşü hâkim durumda. “Mevcut geliriniz ile ailenizden bağımsız olarak bir evi geçindirebilir misiniz?” sorusuna gençlerin %70’i “hayır geçindiremem” diyor. Ailelerinden bağımsız ev geçindirebileceğini düşünen gençlerin oranı ise %30 seviyesinde kalıyor.

Araştırmadaki en çarpıcı sonuçlardan bir tanesi de eğitimli bir gencin elde etmesi düşünülebilecek konut, araç, özel sağlık sigortası sahibi olmak, tatile gidebilmek ve tasarruf edebilmek gibi özelliklerin tamamında tablonun karamsar olması.

Gençlerin %71,2’si tasarruf yapamadığını, %93,8’i mevcut gelirinin konut almak için yeterli olmadığını, %87,7’si araç sahibi olmak için yeterli gelire sahip olmadığını belirtiyor.

Raporda gençlerin, %79,8’i özel sağlık sigortası yaptırmak için yeterli gelir seviyesine sahip olmadığını dile belirtirken, “Sizce mevcut geliriniz tatile gitmek için yeterli midir?” sorusuna gençlerin %72,2’si “hayır yeterli değildir” diyor.

Türkiye, Küresel İklim Gündeminin Bir Parçası Olma Fırsatını Kaçırıyor

Öğrencilik Döneminde Alınan Borçlar Bile Ödenemiyor

Araştırmada öne çıkan bir diğer çarpıcı sonuç ise, gençlerin sadece %25,2’si “borcum yok” diyor. Borçlu olduğunu dile getiren gençlerin ise, kredi kartı, KYK, ihtiyaç kredisi, konut kredisi ve taşıt kredisi gibi çeşitli borçları var.

Gençler için %43,3 ile kredi karı borcu en büyük borçluluk kalemini oluştururken, %34,2 ile KYK borcu en fazla borçluluğun olduğu ikinci başlık olarak dikkat çekiyor.

SODEV’in “Gençlik Araştırması Raporu”nun tamamına ulaşmak için tıklayın

Okumak için tıklayın

Yazarlar

Kısa Çalışma Ödeneği ve Ücretsiz İzin Emekliliği Etkiler Mi?

ücretsiz izin emekliliği etkiler mi

Kısa Çalışma Ödeneği ve Ücretsiz İzin Emekliliği Etkiler Mi? | Dünyada ve Ülkemizde son bir yılı aşkın süredir pandemi etkisini devam ettirmekle birlikte, hemen hemen tüm sektörlerde özellikle de ekonomik anlamda zor günlerin devam edeceği öngörülmektedir.

Av. YUNUS EMİRE Bu itibarla birçok düzenleme hayatımıza dahil oldu. Özellikle ‘Kısa Çalışma Ödeneği ve Ücretsiz İzin’ kavramları iş hayatının bu dönemde ayrılmaz parçası oldular. Kaldı ki pandemi döneminde sık sık yeni getirilen kanunlarda boşluk bulunması beraberinde birçok soru işaretini getirdi.

İş Yerinde Koronavirüs Vakası Çıkan İşçi Ne Yapabilir?

Ücretsiz İzin Emekliliği Etkiler Mi? Emekliliğe Esas Alınan Günleri Etkileyecek mi?

Bilindiği üzere Kısa Çalışma Ödeneği 18 Şubat 2021 tarihli 3556 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile uzatılan süreden sonra başlamak üzere 30 Haziran 2021’e kadar uzatıldı.

İşyeri faaliyetini tamamen durdurmuşsa ve kısa çalışma ödeneğine başvurmuşsa, kısa çalışma ödeneği süresince çalışanların primleri yatırılmamaktadır. Yine aynı şekilde Ücretsiz izin, işçinin iş sözleşmesinin askıda olduğu ve işten çıkışının da yapılmadığı bir süreç olduğundan işveren SGK’na prim ödemeyecektir. Tüm bu sebeplerle gerek Kısa Çalışma Ödeneği alan ya da Ücretsiz İzne çıkarılan işçinin bu dönem zarfında sigorta primleri yatırılmadığından, bu günler emekliliğe esas alınan sürelere eklenemez.

İşçi Ücretsiz İzni Reddetme Hakkına Sahip

Geriye Dönük Borçlanma Mümkün mü?

Emeklilik yaşını doldurmuş ve fakat sigorta prim gününü tamamlamamış olan kişilere bazı şartları sağlanması durumunda geriye dönük borçlanma yaparak emeklilik hakkı tanınmaktadır.

Bu konuyla ilgili mevcut düzenleme 5510 sayılı kanunun 41. maddesi olmakla birlikte, pandemi dönemi için Kısa Çalışma Ödeneğine başvurmuş ya da Ücretsiz İzne çıkarılmış işçilerin bu dönemi kapsayan günleri geriye dönük borçlanma yoluyla ödeyerek prim gün sayılarını tamamlamaları mümkün değildir.

Bu konuda sigortalıların elinde olmayan sebeplerle hak kaybına uğradıkları ortadayken, bu süreleri borçlanma yaparak emekliliklerini tamamlamaları için yasal düzenleme yapılması gerekmektedir.

* Tüm hukuki konular için lütfen yazınız: [email protected]

Okumak için tıklayın

Yeşil Ekonomi

Enflasyon Rakamları Açıklandı: Nisanda Zam Şampiyonu Domates

tuik mayıs tüfe fiyat endeksi tüik nisan ayı enflasyon

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) taradından Nisan ayına ilişkin enflasyon rakamları yayımlandı.
TÜİK, martta yıllık yüzde 16,19 olan tüketici enflasyonunun nisanda yüzde 17,14 seviyesine yükseldiğini açıkladı. Mayıs 2019 sonrasındaki en yüksek enflasyona oranına ulaşıldı. Nisanda zam şampiyonu, yüzde 24,91’lik fiyat artışıyla domates oldu.

Verilere göre Nisan’da tüketici fiyatları endeksi bir önceki aya göre yüzde 1,68 arttı. Yıllık çekirdek enflasyon ise Nisan’da yüzde 17,77 olarak kaydedildi. Gıda fiyatlarında ise yıllık artış yüzde 16,98 oldu. Martta yüzde 16,19 olan yıllık enflasyon, nisanda yüzde 17,14’e yükselirken, Mayıs 2019 sonrasındaki 23 ayın en yüksek enflasyonu kaydedildi.

Üretici fiyatları tarafındaki yükseliş ivmesinin de devam ettiği izlendi. Buna göre üretici fiyat endeksi Nisan’da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35,17 arttı. Aylık bazdaki artış ise yüzde 4,34 oldu.

Türkiye’de Gıda İsrafı Araştırması Acı Tabloyu Gözler Önüne Serdi

Enflasyon Rakamları: Yıllık En Yüksek Artış Ulaştırmada

TÜİK verilerine göre Nisan’da bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu grup yüzde 29,31 ile ulaştırma oldu. Ulaştırmayı yüzde 22,27 ile ev eşyası ve yüzde 19,20 ile sağlık izledi.

Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 9,05 ile haberleşme, yüzde 10,21 ile eğitim ve yüzde 11,03 ile giyim ve ayakkabı oldu.

2021 yılı Nisan ayında aylık artışın en yüksek olduğu gruplar ise sırasıyla, yüzde 7,57 ile giyim ve ayakkabı, yüzde 2,13 ile gıda ve alkolsüz içecekler ve yüzde 2,09 ile eğitim oldu.

Verilere göre Nisan’da en yüksek artış gösteren madde yüzde 24,91 ile domates oldu. Domatesi yüzde 15,76 ile çocuk gömleği, yüzde 14,95 ile kadın elbisesi takip etti.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Dünya Ekonomisi İklim Değişikliği Sebebiyle %18 Küçülebilir

Reasürans devi Swiss Re, önümüzdeki 30 yıl boyunca dünya ekonomisi için iklim değişikliğinin sebep olacağı tehditlerin çığır açan bir analizini yayınladı.

Swiss Re’nin Yeni İklim Ekonomisi Endeksi, stres testi analizi gerçekleştirerek, iklim değişikliğinin dünya ekonomisinin %90’ını oluşturan 48 ülkeyi ne şekilde etkileyeceğini değerlendiriyor ve bu ekonomilerin iklime karşı dirençliliklerini sıralıyor.

Ekrem İmamoğlu: ‘Dünyanın En Büyük Sorunu İklim Değişikliği’

Dünya Ekonomisi Önlem Alınmadığı Takdirde Olumsuz Etkileniyor

Endekste iklim değişikliğinin yaşanmadığı bir dünya senaryosuyla farklı senaryolar karşılaştırılarak, 2050 yılına gelindiğinde iklim değişikliğinin küresel ölçekte GSYİH’ye etkisini değerlendiriyor:

– Herhangi bir hafifletici önlem alınmadığı durumda %18 GSYİH kaybı
– Paris Anlaşması hedeflerine ulaşıldığı durumda %4 GSYİH kaybı

Araştırmaya göre en çok Asya’da yer alan ülkelerin ekonomileri etkileniyor. İklim değişikliğinin etkilerinin en şiddetli yaşanacağı senaryoda Çin, GSYİH’sinin yaklaşık %24’ünü kaybetme riski taşırken, dünyanın en büyük ekonomisi ABD’nin GSYİH’sinin yaklaşık %10’u, Avrupa’nın ise yaklaşık %11’i risk altında bulunuyor.

Türkiye ise Paris Anlaşması’na uyumlu hedefler benimsemesi halinde GSYİH’de kayıp riskini %2,5 ile sınırlandırabilirken, önlem alınmadığı takdirde, GSHİY’nin yaklaşık %10,3’ünü kaybetme riski taşıyor.

En Büyük Tehdit: İklim Değişikliği

Küresel ekonominin karşılaştığı uzun vadeli tehditlerin en büyüğünü iklim değişikliği oluşturuyor. Herhangi bir hafifletici önlem alınmadığı durumda, küresel sıcaklıkların 3°C’nin üzerinde artması mümkün görünüyor. Bu durum, dünya ekonomisinin önümüzdeki 30 yıl içerisinde %18 küçülmesi anlamına geliyor. Swiss Re Enstitüsü tarafından oluşturulan İklim Ekonomisi Endeksi, Paris Anlaşması’nda belirlenen hedeflere ulaşmak amacıyla kararlı adımların atılması durumunda küresel ekonomi üzerindeki baskının azalabileceğini gösteriyor. Bu senaryo, günümüzde sunulan taahhütlerin güçlendirilmesini gerektiriyor. Net sıfır emisyonlu ekonomiye geçişin hızlandırılmasında kamu kurumları ve özel sektörün önemli rol oynaması gerekiyor.

Swiss Re Enstitüsü, dört farklı sıcaklık artışı senaryosu uyarınca, 48 ülkenin ekonomisinin iklim değişikliğinin süregelen etkilerinden ne şekilde etkileneceğini değerlendirmek üzere stres testi yöntemini uyguluyor. Küresel ısınma, hava koşullarına bağlı doğal afetlerin etkisini şiddetlendirdiği için, ciddi gelir ve verimlilik kayıplarına yol açabiliyor.  Örneğin, deniz seviyesinin yükselmesi, verimli şekilde kullanılabilecek arazilerin kaybına neden oluyor ya da ısı artışı ürün kaybına sebep olabiliyor. artan sıcaklıklardan en fazla Ekvatoral bölgelerdeki gelişmekte olan ülkelerin etkileneceği öngörülüyor.

Dünyanın en büyük ekonomilerinin GSYİH’si 30 yıl içerisinde %10’luk kayıp yaşayabilir

Küresel ısınmanın 3,2°C artış gösterdiği olumsuz senaryoda Çin’in, yüzyılın ortasına kadar GSYİH’sinin yaklaşık dörtte birini (%24) kaybetmesi öngörülüyor. ABD, Kanada ve İngiltere ekonomilerinin hepsinin yaklaşık %10’luk kayıp yaşaması bekleniyor. Isı artışından Avrupa biraz daha fazla etkileniyor (%11).  Finlandiya veya İsviçre gibi ülkelerin ekonomileri daha az etkilenirken (%6), Fransa veya Yunanistan gibi ülkelerin ekonomilerinde ise daha fazla (%13) etkili olacağı öne sürülüyor.

Swiss Re Enstitü’sünün Yönetim Kurulu Başkanı Thierry Léger, “İklim riskleri; toplumların, şirketlerin ve bireylerin tamamını olumsuz etkiliyor. 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunun, özellikle iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerde artış göstererek, yaklaşık 10 milyara ulaşması bekleniyor. Bu durum, risklerin azaltılması ve net sıfır hedefine ulaşılması amacıyla hemen harekete geçmemizi gerektiriyor. Kısa zaman önce yayınladığımız biyolojik çeşitlilik endeksimizde, doğa ve ekosistem hizmetlerinin ekonomiye önemli fayda sağladığını ortaya koyuyoruz. Ancak bu kaynaklar aynı zamanda yoğun tehdit altında bulunuyor. Bu nedenle iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı, sağlıklı bir ekonomi ve sürdürülebilir geleceğin sağlanması için bir arada ele almamız gereken zorluklar” diyor.

EMO: ‘İklim Değişikliği ile Mücadele İçin Rant Düzeninden Vazgeçilmeli’

İklim Ekonomisi Endeksi, iklim değişikliğine karşı dirençlilik bakımından ülkeleri sıralıyor

Swiss Re Enstitüsü, her bir ülkenin iklim risklerinden kaynaklanan ekonomik etkisini değerlendirmenin yanı sıra, bu ülkeleri aşırı kuru ve yağışlı hava koşullarına karşı savunmasızlığına göre sıralandırıyor. Enstitü aynı zamanda ülkelerin, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etme kapasitesini de değerlendiriyor. Bu bulgular bir araya getirilerek, ülkelerin iklim değişikliğinin etkilerine karşı direncinin sıralaması oluşturuluyor.

Dünya Ekonomisi

Sıralama, GSYİH etki analiziyle benzer bulgular sunuyor. Analiz, iklim değişikliğinin etkilerinden en fazla etkilenen ülkelerin, genellikle, artan küresel sıcaklıkların etkilerine uyum sağlamak ya da etkilerini azaltmak üzere en az finansal kaynağa sahip ülkelerle aynı olduğunu ortaya koyuyor. Bu bağlamda en kırılgan ülkeler arasında Malezya, Tayland, Hindistan, Filipinler ve Endonezya yer alıyor. ABD, Kanada, İsviçre ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu kuzey yarımkürede yer alan gelişmiş ülkeler, en az kırılganlık gösteren ekonomiler olarak öne çıkıyor.

Kamu ve özel sektör, iklim değişikliğiyle mücadelenin hızlandırılmasında önemli rol oynuyor

Swiss Re Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen analizinin öne çıkan bulguları göz önünde bulundurulduğunda, iklim değişikliğiyle mücadelenin gerekliliği tartışılmaz. Atmosfere en fazla karbon salan ülkeler tarafından atılan adımlar, iklim hedeflerine ulaşma yolunda önem taşıyor. Kamu ve özel sektör, özellikle küresel ısı artışını 2°C ile sınırlamak için hayati önem taşıyan sürdürülebilir altyapı yatırımlarına yönelik dönüşümde kolaylaştırıcı rol oynayarak bu dönüşümü hızlandırabilir. Uzun vadeli yükümlülükler ve taahhüt edilen uzun vadeli sermayeler göz önüne alındığında, emeklilik fonları ve sigorta şirketleri gibi kurumsal yatırımcıların oynayacağı rol öne çıkıyor.

Swiss Re Enstitüsü’nün Baş Ekonomisti Jérôme Haegeli, “İklim değişikliği sistemik bir risk ve yalnızca küresel ölçekte ele alınabilir. Şimdiye kadar çok az ilerleme kaydedildi. Hükümetlerin ve özel sektörün net sıfır emisyon hedefleri kapsamında şeffaflık ve saydamlık konuları önem taşıyor. Düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş, ancak kamu ve özel sektörün bir arada hareket etmesiyle mümkün olabilir. Kırılgan ekonomilere finansal akışların yönlendirilmesinde kolaylık sağlamak amacıyla küresel işbirliği önem taşıyor. Bugün rotamızı doğru tarafa çevirerek; daha yeşil, daha sürdürülebilir ve daha dirençli bir dünya inşa etme fırsatımız bulunuyor.” diyor.

Haegeli, “Gerçekleştirdiğimiz analiz, net sıfır emisyonlu ekonomilere yatırım yapmanın faydalarını gösteriyor. Örneğin, yıllık 6,3 trilyon dolar değerindeki küresel altyapı yatırımlarının yalnızca %10 artırıldığı durumda, ortalama sıcaklık artışının 2°C ile sınırlandırılması mümkün. Bu miktar, gerekli önlemin alınmadığı durumda karşılaşacağımız küresel GSYİH kaybının yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor” diyor.

İklim değişikliğini hafifletmek, bir dizi önlemin hayata geçirilmesini gerektiriyor. Doğa temelli çözümlerin ve karbon dengeleme çözümlerinin, teşviklerle ve karbon fiyatlandırma politikalarıyla desteklenmeleri gerekiyor. Bu önlemlerin yanı sıra, yeşil ve sürdürülebilir yatırımların taksonomisi için uluslararası bir dil birliğine ihtiyaç duyuluyor. Finansal raporlama kapsamında kurumların, Paris Anlaşması ve net sıfır emisyon hedeflerine ne şekilde ulaşmayı planladıklarını düzenli olarak kamuoyuyla paylaşmaları gerekiyor. Sigorta kurumları; hane halklarının, şirketlerin ve toplumların iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum süreçlerindeki birikimleri sayesinde, risk transfer kapasitesi, risk bilgisi ve uzun vadeli yatırımlarda önemli rol oynuyor.

Son 6 Ayda İklim Değişikliği Yüzünden 8 Milyon İnsan Göç Etti

İklim Ekonomisi Endeksi

İklim Ekonomisi Endeksi, hangi ülkelerin iklim değişikliğinden en fazla etkileneceğine, en fazla maruz kalacağına ve iklim risklerine uyum sağlamak üzere en iyi konumda yer alacağını değerlendiriyor. Endekste ülkeler; kademeli sıcaklık artışıyla bağlantılı “kronik” iklim risklerinden kaynaklanan ekonomik etkilere; aşırı hava olaylarına, şiddetli sıcaklık/yağış koşullarına karşı kırılganlık derecesine ve ülkelerdeki mevcut uyum kapasitesine göre sıralanıyor.

Okumak için tıklayın

Yeşil Ekonomi

Türkiye’de Gıda İsrafı Araştırması Acı Tabloyu Gözler Önüne Serdi

Gıda israfı tüm dünyada tartışılan ve önlenmeye çalışılan çok önemli bir konu. Birçok ülke bu konuda insanları bilgilendirmeye ve önlem almaya çalışıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Çevre Programı tarafından hazırlanan 2021 BM Gıda İsrafı Endeksi Raporu’na göre:

  • Türkiye’de her yıl 11,3 milyon tondan fazla gıda israf ediliyor.
  • Türkiye’de her yıl kişi başına evlerde 93 kilogram (kg), restoranlarda 28 kg ve satış noktalarında 16 kg yiyecek çöpe atılıyor.
  • Türkiye, dünya genelinde en fazla gıdanın israf edildiği ülkeler arasında yer alıyor.

Aynı rapora göre dünyada gıda israfının durumu ise şöyle:

  • Dünya genelinde her yıl toplam 931 milyon ton gıda israf ediliyor. Bu, küresel çapta perakende satış noktaları, evler ve restoranlarda tüketime hazır gıdanın yüzde 17’sinin doğrudan çöpe gitmesi anlamına geliyor.
  • İsrafın yüzde 61’i evlerde yapılıyor.
  • Dünya genelinde israf edilen gıdanın toplamı, 40 tonluk 23 milyon kamyon dolusu yiyeceğe karşılık geliyor. Uzmanlar, “Bu kadar kamyonun uzunluğu dünyanın çevresinin yedi katı” diyor.

CHP’li Toprak: ‘Erdoğan, Beceriksizliğinin Faturasını Millete Ödetiyor’

Ülkemizde İnsanlar Gıda İsrafı Hakkında Ne Düşünüyor?

NG Araştırma 22 Mart – 1 Nisan 2021 tarihleri arasında, Türkiye geneli, 15 yaş üzeri, 2178 kişinin katılımı ile online araştırma platformu benderimki.com üzerinde kamuoyu araştırması gerçekleştirdi.

Katılımcılara ülkemizde gıda israfının ne boyutta olduğu soruldu. %81’i israf olduğunu düşündüklerini belirtti.

Bu konuda Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof Dr. Aziz Akgül’ün 2019 yılında yaptığı açıklamaya göre; Türkiye’de 1 yılda israf edilen gıda miktarı 26 milyon tondur. Bunun karşılığı 214 milyar lira.

Evinde Gıda İsrafı Var mı?

Katılımcılara evlerinde gıda israfı olup olmadığı soruldu. %27’s evinde gıda israfı olduğunu söyledi. Bu sonuca bakıldığında insanların gıda israfı konusunda genel olarak başkalarını sorumlu tuttuğu görüldü. Ama Türkiye’de evlerde kişi başı yılda 93 kg gıda israfı yapılıyor.

İsraf etmek için çöpe kiloyla atmak gerekmiyor. Bir domatesi yiyemeden yarısını bile çürütüp çöpe atmak ya da bir kısmı çürüdü diye sağlam kısmını kurtarmadan tümünü çöpe atmak, ne kadar masum görünse de israf oluyor.

Yiyecekler Bitmeden Alışveriş Yapar Mısın?

Günlük yaşantımızda evdeki yiyeceklerin hepsini tüketmeyi bekliyor muyuz yoksa bitmeden tekrar alışverişe çıkıyor muyuz? Gıda israfının yüksek olmasında alışveriş tutumumuz da rol oynuyor olabilir mi? Ülkemizdeki gıda alışveriş alışkanlıkları da şöyle:

Evindeki yiyecekleri bitirmeden nadiren veya hiçbir zaman alışverişe çıkmayanlar yalnızca her 5 kişiden 1’i. Geriye kalan her 5 kişiden 4’ü ise evindeki yiyecekleri bitirmeye pek de dikkat etmiyor.

Alışverişte Fazladan Yiyecek Alır Mısın?

Markete gittiğimizde, ihtiyaç olmadan da bazı şeyler alınabiliyor. Marketteyken gerek sunumu, gerek fiyatı olsun o an almakta gerekli görülen ürünler bazen eve gelindiğinde gereksiz gelebiliyor. Bazen de yapılan alışverişin uzun süre idare etmesi için fazla fazla alışveriş yapılabiliyor. Özellikle pandemi döneminde daha fazla izole olabilmek için gıda alışverişi yapıldığı görüldü.

Sonuçlara bakıldığında insanların yaklaşık yarısı gıda alışverişlerinde ihtiyacından fazla aldığını belirtiyor. Evdeki yiyeceklerin bitmesini beklemeden alışverişe çıkıp ayrıca fazladan da yiyecek almak belki yaşam konforu açısından faydalı olabilir. Ama çevresel ekosisteme, ekonomiye ve diğer insanlara verilen zarar düşünüldüğünde ortaya çıkan tablo, bu davranışların sorgulanması gerektiğini gösteriyor.

Tabağında Yiyecek Bırakır Mısın?

Yiyilebilecek olandan fazla yemeğin tabağa alınması, israfı arttıran unsurlardan sadece bir tanesi. Bunun yanı sıra geleneksel misafirperverlik adetleri de israfa neden olabiliyor. Dışarıda yemeğe çıkıldığında bazı restoranlar müşterilerini iyi hissettirebilmek adına mezeleri, ekmekleri bol bol, bitmeden daha da fazla getiriyor. Günün sonunda gözler boyanıyor, belki iyi para da kazanılıyor. Ama küçük bir kesim tatmin olurken yapılan israfla hep birlikte kaybediliyor. Türkiye’de restoranlarda yılda kişi başı 28 kg gıda israfı yapılıyor.

Bu soruya verilen cevaplar, diğer durumlara göre daha olumlu bir noktada. Yenilebilecek olandan fazlasının tabaklara alınmamasına özen gösteriliyor. Yalnızca her 5 kişiden 1’inin tabağında bıraktığı yiyeceklerle israfa meyilli olduğu görülüyor.

Sedef Kabaş Sordu, Mahfi Eğilmez Yanıtladı: ‘Türkiye, IMF ile Anlaşır Mı?’

Ya Bugünden Sonra?

Bu çalışmada, BM raporundaki bilgiler katılımcılarla paylaşılarak kişisel olarak yapılan israfın toplamda nasıl bir tablo ortaya çıkardığı bilmeleri sağlandı. Bu bilgilendirmeden sonra katılımcıların %56’sı artık israf etmeyeceğini söyledi. %40’ı ise zaten israf etmediğini ve bundan sonra da etmeyeceğini belirtti.

Okumak için tıklayın

Yeşil Ekonomi

TÜİK, Mart Ayı Enflasyon Rakamlarını Açıkladı

Enflasyon Rakamları

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Mart ayına ilişkin tüketici ve üretici fiyat endekslerini açıkladı.

Verilere göre tüketici fiyatlarında yıllık enflasyon 6. ayda da yükselişini sürdürdü ve 2019 Temmuz ayından bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Türk Lirası’nın yüzde 10’a yakın değer kaybettiği Mart ayında üretici fiyatlarındaki yüksek enflasyon da dikkat çekti.

Enflasyon Rakamları Yükselmeye Devam Ediyor

Bloomberg HT’de yer alan habere göre; Mart’ta tüketici fiyatlarında yıllık enflasyon rakamları yükseliş ivmesine devam etti.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre Mart’ta tüketici fiyat endeksi yıllık yüzde 16,19 arttı. Verilere göre aylık enflasyon ise yüzde 1,08 olarak kaydedildi.

Çekirdek enflasyon Mart ayında yıllık yüzde 16,88 olarak gerçekleşti ve 2 yılın en yüksek seviyesine çıktı.

CHP’li Toprak: ‘Erdoğan, Beceriksizliğinin Faturasını Millete Ödetiyor’

En Fazla Artış Yaşanan Gruplar

Verilere göre yıllık olarak en fazla artış yaşanan grup yüzde 24,85 ile ulaştırma grubu oldu. Ulaştırmayı yüzde 23,64 ile ev eşyası ve yüzde 21,49 ile çeşitli mal ve hizmetler izledi.

Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla, yüzde 7,43 ile giyim ve ayakkabı, yüzde 8,01 ile haberleşme ve yüzde 8,33 ile eğitim oldu.

Aylık bazda bakıldığında ise 2021 yılı Mart ayında artışın yüksek olduğu gruplar ise sırasıyla, yüzde 3,70 ile sağlık, yüzde 2,77 ile eğitim ve yüzde 2,60 ile lokanta ve oteller oldu. Ana harcama grupları itibarıyla 2021 yılı Mart ayında ulaştırma grubunda değişim gerçekleşmedi. En az artış gösteren diğer ana gruplar yüzde 0,54 ile ev eşyası ve yüzde 0,70 ile konut oldu.

Gıda Fiyatlarında Yıllık Artış Enflasyonu Aştı

Mart ayında gıda fiyatlarında yıllık enflasyon yüzde 17,44 olarak kaydedildi. Bir önceki aya göre artış ise yüzde 1,13 oldu.

Seçilmiş maddeler arasında aylık bazda en fazla yükseliş kaydedenler arasında yüzde 61 ile karnıbahar ilk sırada yer aldı. Karnıbaharı yüzde 28 ile sivri biber, yüzde 10 ile tavuk eti izledi.

Üretici Fiyatlarında Hızlı Artış

Veriler üretici fiyatlarındaki yukarı ivmenin hızlandığına işaret etti. Buna göre Mart’ta üretici fiyat endeksi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 31,20 artış kaydetti. Böylelikle üretici fiyatlarında yıllık enflasyon Aralık 2018’den bu yana en yüksek seviyeyi gördü.

Mart ayında üretici fiyat endeksinde aylık artış ise yüzde 4,13 arttı.

Ekonomistlerin tüketici fiyatlarında yıllık enflasyon beklentisi %16,10 olmuştu
Bloomberg HT’nin 21 kurumla gerçekleştirdiği enflasyon anketine göre ekonomistlerin Mart ayına ilişkin beklentisi tüketici fiyat endeksinde yıllık artışın yüzde 16,10 artması yönünde olmuştu.

Ankete katılan kurumlar arasında en düşük beklentiyi paylaşan kurum Mart ayında aylık enflasyonun yüzde 0,8; yıllık enflasyonun ise yüzde 15,90 olarak gerçekleşmesini öngörmüştü. En yüksek beklentiyi paylaşan kurum ise Mart ayında tüketici enflasyonunun aylık bazda yüzde 1,75, yıllık bazda ise yüzde yüzde 16,97 olmasını tahmin etmişti.

Yabancılar Yüzde 16’nın Üzerini Öngörmüştü

Yabancı kurumlar da Mart ayında enflasyonda yüzde 16’nın üzerine çıkılacağını tahmin etmişti.

Unicredit, Türkiye’de Mart ayı için yüzde 16,3 manşet enflasyon beklerken, çekirdek enflasyonun da yüzde 16,9’a çıkacağını öngörmüştü.

Şubat ayında yüzde 15,6 olarak gerçekleşen enflasyonun, Mart ayında yüzde 16,3’e yükselmesini bekleyen Unicredit, gıda fiyatlarında aylık yüzde 1,4’lük bir artış beklediklerini belirtti. Unicredit, gıda Enflasyonunun Şubat ayına göre gerileyeceğini belirterek Mart ayında gıda enflasyonunun yıllık olarak ise yüzde 17,8 olarak geleceğini düşündüklerini söyledi.

ING de Mart ayında Türkiye’de enflasyonun yüzde 16,3 olacağını tahmin etmişti.

İktisatçı Mustafa Sönmez: ‘Döviz Fiyatlarının Patlama Riski Var’

Mart’ta kur yüzde 10 yükseldi

Mart ayının son döneminde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) başkanlığında yaşanan değişimin ardından kurda yükseliş kaydedilmişti. Ayın sonundaki fiyatlamaların etkisiyle Türk Lirası’nda yüzde 10’a yakın düşüş kaydedildi.

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler