Bizi Takip Edin

Ekoloji

Ekoloji Birliği: ‘Yeterli Ve Temiz Suya Erişim En Temel İnsan Hakkı’

Ekoloji Birliği: 'Yeterli Ve Temiz Suya Erişim En Temel İnsan Hakkı'

Ekoloji Birliği, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı.

Ekoloji Birliği, 2 milyara yakın insanın suya erişimde sıkıntı çektiği 22 Mart Dünya Su Günü’nde yeterli ve temiz suya erişimin en temel insan haklarından birisi olduğunu vurgulayarak bir açıklama yaptı.

‘Su Krizi Kapıda, Doğayı Koru, Suyuna Sahip Çık’

Ekoloji Birliği: “İklimi Değil Düzeni Değiştir”

Açıklamanın tamamı şöyle:

Kapitalist düzenin doğayı metalaştırma konusundaki yoğun çabaları nedeniyle sürekli tartıştığımız birçok çevre sorunu olmakla beraber, içlerinden birbiriyle çok sıkı ilişkili olan ikisi açık ara öne çıkmaktadır. Birincisi Covid-19 pandemisi diğeri ise iklim krizi. Dünya sağlık örgütünün raporlarında da vurgulandığı gibi salgınlarla ekolojik yıkımlar arasında ciddi ilişki bulunmakta ve 1900’lü yılların ikinci yarısından bu yana yaşanan salgınların neredeyse tamamında bu ilişki rahatlıkla görülebilmektedir. Son dönem araştırmalarında iklim krizi ile de salgınlar arasında ilişki bulunduğu rapor edilmektedir. Hem ekolojik yıkımların hem de iklim krizinin kapitalist düzenin sonucu (insan kaynaklı) olduğu göz önünde bulundurulduğunda geleceğe dair umutlarımız iklim krizi eylemlerinde haykırdığımız bir sloganda somutlaşmaktadır “iklimi değil düzeni değiştir”.

Yukarıda bahsettiğimiz iki sorun nedeniyle yaşadığımız sıkıntılar bize doğanın üç alıcı ortamı olan su, hava ve toprağın temiz kalmasının, su ve toprağın hoyratça kullanılmamasının, gezegenimizin geleceği açısından ne denli önemli olduğunu gösterdi. Elbette bunu görebilen gözler algıladı ve bu gözlerin sahipleri gereğini yapmak, bu üç alıcı ortamı olabildiğince korumak için yoğun emek harcamakta.

‘Kanal İstanbul, Su Toplama Havzalarının Yok Olması Demektir’

“Dünyadaki Tüm Canlıların Suya Erişim Hakkı Vardır”

Evet, bugün Dünya Su Günü. Kapitalizmin doymak bilmez kar hırsına karşı ekosistemi oluşturan tüm canlı ve cansız varlıkların, yaşamın hakkını savunan bizler için bu mücadele asla tek bir günle ya da bir haftayla sınırlı kalamaz. Gündelik yaşamın akışında da böyle olmakta, her ne kadar 22 Mart günü konuya yönelik açıklamalar yapsak da, bugünün dışında da suyun, havanın, toprağın ne denli önemli olduğunun ayırdında olarak mücadelemizi sürdürüyoruz.

Su, yaşamsal molekül.

Hiçbir canlının onsuz hayatta kalabilmesi olası değil.

Yani su yoksa yaşam da yok.

Bir insanın susuz hayatta kalabileceği süre 5-7 gün, dahası ölüm.

Suyun yaşam için bu denli önemli olduğu bilindiği halde, onu korumak için gereken önlemlerin alınmaması anlaşılabilir değil.

Dünyadaki tüm canlıların suya erişim hakkı vardır. Yeterli miktarda ve temiz suya erişim bir insan hakkıdır. Ancak kapitalist düzen, dünyadaki suyun giderek azaldığını, bunun meta olarak çok kar getireceğini gördüğünden Dünya Su Konseyini ve Dünya Su Forumunu kurdu. İşbirlikçi hükümetleri de yanına alarak birçok ülkede suyun özelleştirilmesini sağladı. Böylece suyun bir insan hakkı olması gerçeği bir cümleye dönüştürülmüş oldu.

Su Varlıklarımız Sermayeye Peşkeş Çekiliyor

Ne yazık ki ülkemizde de su varlıklarımız havza bazında sermayeye peşkeş çekilmektedir. Bunun anlamının her ne amaçla olursa olsun suya erişimin artık sermayenin denetimine bağlı olması ve ücreti ödenmeden suya erişilemeyecek olmasıdır.

Küresel iklim krizi nedeniyle suya erişim bağlamında dünya giderek bir kısırdöngüye girmektedir. İklim krizi nedeniyle gezegenimizin bilinen su döngüleri giderek bozulmakta ve su sıkıntısı çeken insan sayısı giderek artmaktadır.

İstanbul Da Dahil, Büyük Kentler Su Sıkıntısı Yaşayacak

2 Milyar İnsan Sıkıntı Çekiyor

Günümüzde suya erişim anlamında sıkıntı çeken insan sayısı neredeyse 2 milyara ulaşmış durumda. Bu sayının iklim krizini durdurmak için gerekli önlemler acilen alınmadığı koşullarda hızla artacağını söylemek hiç zor olmasa gerek. World Resources Institude raporuna göre 2040 yılında en çok su sıkıntısı çekecek 33 ülke arasında Türkiye de bulunmaktadır.

Tüm bu sıkıntılı tabloya karşın ülkemizde, yetkililerin gerekli önlemleri aldığına dair somut veriler ne yazık ki bulunmamaktadır. Tam tersine büyük bir titizlikle korumamız gereken sulak alanlarımız, akarsularımız, göllerimiz, tarım alanlarımız, ormanlarımız, özgün ekosistem alanlarımız hızla yok edilmektedir. En temel su kaynağı konumundaki Kazdağları’nın %79’unun maden şirketlerine ruhsatlanmış olması durumun ne denli vahim olduğunu gösteren bir örnektir ve ülkemizin diğer bölgelerinde de benzer çok sayıda örnek bulunmaktadır.

Zaten kıt olan su kaynaklarımız bir yandan da Katar gibi ülkelere peşkeş çekilmektedir.

Sonuç olarak suya erişim doğadaki tüm varlıklar için bir haktır.

SU YAŞAMDIR, SATILAMAZ!

EKOLOJİ BİRLİĞİ