Bizi Takip Edin

Yazarlar

Biri Normalleştirme Mi Dedi?

barış bayram normalleştirme

Politik gündem yorumları başta olmak üzere çeşitli savunuculuk argümanları dahil her tür eleştirel söylem iletişilirken Türkiye’de anormal bir fazlalık oranında tesadüf ettiğim kavramsallaştırmalardan biri de “normalleştirme” ki bu sözcüğe her kesimin birbirini yanlışlama ve suçlama girişimlerinde çok fazla rağbet göstermesi de maalesef onu uzun yıllardır toplumumuzun düşünsel normallerinden biri kılmakta: “Onların söylemi aslında kabul edilemez olan bu davranışı normalleştirmekte.” “Hayır, bunu normalleştiremezsiniz! Size izin vermeyeceğiz.” “Ülke böyle sorunlu normalleştirmeleriniz yüzünden bu hale geldi…”

BARIŞ BAYRAM | Elbette, bu gibi itiraz ifadelerinin kısmen de olsa yerinde bulduğum cephesine de değinmek isterim. Bir yanlışın sık ve yaygın olarak tekrarlanması ve/veya söylem alanlarında olumlu karşılıklarının üretilmesi ve iletişimi -özellikle de failler kendilerine en/daha çok sevgi, hayranlık, ilgi, yakınlık, saygı veya güven duyduğumuz ve görece yüksek yetki, sosyal statü, etki kitlesi ve ilintili uzmanlıkları bulunan bireyler ise- bizim de söz konusu yanlışlardan kaçınma örüntülerimizin zayıflamasında faktör olabiliyor.

Dolayısıyla, zorunlu olmayan bu sorunlu etkilerin neden ve nasıl gerçekleştiğini anlayabilmemiz için dikkatimizi yöneltmemiz gereken üç kritik öge var: Bir yanlışın icrasını tam da bizim yakınsadığımız ve yücelttiğimiz/önemsediğimiz bireylerde görmemiz; böylesi yaygın eğilimler söz konusu bireylerin toplumsallaşma tarzlarında belirdiğinde kendi entelektüel özerkliğimizdeki yetersizliklerimiz yüzünden gördüklerimiz karşısında eleştirel bir mesafe ve yanıt yaratma kabiliyetimiz anlamında performans düşüklüğümüz; son olarak da, değindiğim tarzlarda ilgimizi çeken ağlarda sosyal baskınlığımızı ve bireysel çıkarlarımızı ilerletmek gibi sorunlu bir motivasyon önceliğimiz bulunması halinde bahse konu bireylerdeki davranış ve söylemlerdeki yanlışları kısmen fark etsek bile onların oluşturduğu normlara özgü sorunlu beklentilere göre kendi varoluşumuzu modifiye etmemiz.

Barış Bayram: ‘Normalleştirme Eleştirisinin Aşırı Kullanımı Yanıltıcı’

Demek istediğim şey, kendilerinde görülen faillere ilişkin olarak rastlantısal örüntüler olmaları ölçüsünde yüksek bir sıklık ve yaygınlık kendi başına “normalleştirme etkisi” yapmaya yetmiyor. Ancak yine de, sosyal olarak baskın olma peşinde olup kabilecilik vesaire yapan ve/veya bağımsız düşünme kabiliyetlerini kendi ağ ve elitlerinden kaynaklanan “normalleştirmeler” ile karşılaştığında kaybedecek ölçüde kendi entelektüel özerkliği az gelişmiş bir birey söz konusu olduğunda aidiyeti ve tekil ilişkileri bilinmeyen veya anlamlandırılamayan sıklık ve yaygınlıklar bile olası/örtük yakınsama ve yüceltme/önemseme olanakları hesaba katıldığında -tanıdık olana kıyasla daha az da olsa- “normalleştirme etkisi çemberlerine” dahil edilebilir.

Sonuçta, her halükarda, yanlış olan bir şeyin sıklık ve yaygınlık kazanması ona karşı mücadele, önleme, cezalandırma ve hak arama araçlarını ve örüntülerini olumsuz şekilde belirleyen gerçeklikler ve somutlaşmalar anlamına geliyor ki böylece adalet ile politikanın kesişim kümesinin daraltılması felsefece son derece arzu edilmez bir durum. Öte yandan, açımladığım versiyonuyla “normalleştirme” eleştirisinin aşırı kullanımı indirgeyici ve yanıltıcı olduğu gibi, asıl nedensellikleri düşünmemizi olanaksızlaştıran bir entelektüel kapatma etkisi üreten hatalı ve kolaycı bir yanlılıktan ibaret olmasıyla daha derinde yatan sorunlarımızın bir göstergesi ve hatta tekrar üreticilerinden biri!

Barış Bayram: ‘Politik Olan Her Şey Sosyokültüreldir’

‘Toplumsal ve Akademik Geri Kalmışlığımızın Manidar Bir Belirtisidir’

Kısacası, toplumsal cezalandırma ve ödüllendirme mekanizmalarındaki adaletsizlikleri ve sorunlu inşaları ele almak ve bunlar tarafından ciddi ölçüde belirlenen bireysel, sosyal ve varoluşsal maliyet hesabı dinamiklerini analiz etmek ve böylece sorunlarımızın asıl kaynakları olan sosyokültürel örüntü ve zihniyetleri incelemek yerine, “bazı insanları” (bir kez daha “onlar” gördüklerimizi) beyinleri propaganda ile yıkanabilen ve içi hep başkalarınca doldurulup boşaltılan “kandırılmışlar” olarak saymak politik meseleleri neden hiçbir zaman temelden sorgulamaya başlayamadığımızın ve sosyal adaletsizliklere çözüm üretmede toplumsal ve akademik geri kalmışlığımızın manidar bir belirtisidir düşüncesindeyim.

Dahası, “normalleştirme etkisi” yaptığını ileri sürerek birilerini suçlayan taraflar eleştirdikleri bireylerin normalleştirici propagandalarından kendileri etkilenmedikleri ve bu “normalleştirme” söylemlerine rağmen bunlardan bağımsız bir söylem ve varoluşa evrilebildiklerini veya dönüşüm denebilecek ölçüde büyük değişimler geçirmiş olduklarını da unutmuş gibi yaşamaktadır. Birbiriyle çatışanlar kendilerinde varsaydıkları bu “normalleşmeye karşı bağışıklık kazanmışlık” hayali kapasitesini unutmuş gibi yaparak birbirinin elinden “normalleştirme” eleştirisi aracını almamak üzere bir nevi sessiz ve son derece gizli bir stratejik ortaklık -öyle ki “suçta duygudaşlık” ile kolektif bir suçluluk duymazlık- içerisinde hareket etmekte, sözüm ona “çatışmaktadır”.

‘Normallerin Tiranlığında Anormalliğin Anlamını Yeniden Düşünmek…’

Denebilir ki, kendi sosyal ağlarının normları bağlamında hep “daha normal” algılanabilmek için vicdani özerkliğini yitirerek “anormallere” adaletsizlik yapan, ancak bir yandan da “normalleştirmeye” karşı savaşırken erdem satan sesi coşkuyla yükselen “normallerin” tiranlığında anormalliğin anlamını yeniden düşünmek zengin bir çatışma kültürünün ve bireysel özgürleşmenin imkan şartlarındandır.

Türkiye Paris İklim Anlaşması’nı Neden Onaylamıyor?