Bizi Takip Edin

Yazarlar

Kabilecilik: Karanlıkların En Güçlü Kaynağı

kabilecilik barış bayram

Adaletsizlik, kötülük, hakikatsizlik, kabiliyetsizlik ve her tür vasatlığın birincil ve en sorunlu kaynağı olduğunu düşündüğüm ve “Yanlış Toplumda Doğru Politikacı Yükselemez” başlıklı yazımda bu yönüyle ele aldığım “güç yöneltimli” (power-oriented) tarzdaki ayrımcı ilişkilere özgü yanlışlar sadece hiyerarşik örüntülerden değil, denklik örüntülerinden de kaynaklanabilmektedir.

BARIŞ BAYRAM | Özellikle kendimiz de geçerli saydığımız ilintili itibarları (reputation) sebebiyle düşünsel kabiliyetlerine belli alanlarda tam belirleyiciliği için başvurulabilirlik, eleştirilemezlik ve üstünlükler atfettiğimiz bireylere düşünsel olarak teslim olduğumuzda, onlardan etkilenerek devraldığımız yanlışlarının benliğimizde daha kalıcı ve düzel(t)memizin daha maliyetli hale geleceği bir kopyalamaya yol açtığı, daha körlemesine ve temel alarak benimsememizle sonuçlanan, daha fazla adaletsizlik ve kötülük yapmamıza ve düşünsel olarak yanlışlaşıp kabiliyetsizleşmemize neden olduğu “çağlayan etkileri” (cascading effects) gibi durumlarda söz konusu olan ve içine düştüğümüzde tercih ettiğimize inandığımız hiyerarşik ilişkilerin karanlıklarının yanı sıra, böylesi yanıltıcı “bilgisel çağlayanlar” (informational cascades) kendimize denk gördüğümüz bireylerin davranış ve tercihlerine de son derece sorunlu etkiler borçludur.

Bu etkileri bireylerin “kabilecilik” (tribalism) yapma örüntüleri çerçevesinde incelemeye geçmeden önce, kabilecilikle temelden bağlantısı dolayısıyla, “Otoriteryenliğin Dayanılmaz Pasifliği” başlıklı yazımda kendi yaklaşımımla açımladığım “otoriteryenlik” meselesine eklemleyici nitelikte birkaç değinide bulunmak istiyorum.

Barış Bayram: ‘Türkiye’de Durumun Ne Kadar Vahim Olabileceğini Düşünmeyi ve Keşfetmeyi Size Bırakıyorum’

Güçlenmek veya yükselmek için politik liderlerinin veya hocalarının (herhangi bir dışsal otoritesinin) temel ve yaklaşımlarını devralan ve kendileriyle özellikle de temelden (ve dolayısıyla maliyetli biçimlerde) ters düşmekten kaçınan bireyler akademik veya politik kariyerleri dahil her tür sosyal ilişki ve süreçlerinde en çok da böyle adaletsiz ve kabiliyetsiz tarzlarda uyum gösterdikleri (konformist davrandıkları) için yükselmekte ve daha sağlam, adil ve kabiliyetli olarak yükselmeyi gerçekte en çok hak eden bireyler ise içinde bulundukları ilişkiler ağında üretilen sosyokültürel bileşenler etik açıdan doğru olan özerk, kabiliyetli ve meydan okuyucu örüntüleri ödüllendirmediği ve cezalandırdığı ölçüde yükselememekte ve hatta gitgide güçsüzleştirilmektedir.

Dolayısıyla, “tevazu” ve “haddini bilmek” kavramlarıyla yanıltıcı bir biçimde çerçevelenerek pekiştirilen mezkur karanlık güç ilişkilerinde yüksek statü sahibi üst’ünün (hocası ya da lideri konumundaki otoritesinin) temel, yaklaşım ve hatta beklenti ve bunların içerimleri anlamında sorunlu bir pasiflik içerisinde devralıcı, kopyalayıcı, eleştirmeyici, çatışmayıcı ve ters düşmeyici olan bireyler yükselebildiğinden kendileri de yükselip en yüksek statüleri elde ettiklerinde sadece benzer bir otoriteryen pasiflik ile kendilerine tabi olan daha sorunlu zihniyetteki ve daha kabiliyetsiz bireylerin akademik, politik ve benzeri alanlarda yükselmesine destek ve hatta izin vermektedir.

Kısacası, “otoriteryenlik” aslında ortada net bir sinyal olmadığı durumlarda bile onun otoritesine teslim olunmak istenen bireye teslim olmak isteyen birey tarafından isteklilikle uyma (conformity) davranışlarının düşünsel ve varoluşsal bir örüntüsüdür. Zorlama veya baskı olsun olmasın, gönüllü, güven duyan, inanan ve keyif alan bir mutlak uyma davranışı performansı ve bu performansın altındaki sorunlu otonomisiz zihniyetin kendi akıl yürütme süreçlerini otoritesine devretmesi ve otoritesi konumundaki bireyin düşünce, öneri, seçim, davranış, kuram, beklenti ve hatta içerimlerini devralması, kopyalaması ve(ya) kendi anlayış ve varoluşuna bazı modifikasyonlarla da olsa eklemlemesidir.

Öyle ki, otorite saydıklarımız ile ters düşen ve(ya) tarafından sevilmeyen bireylere karşı otoritelerimizin yaptığı olumsuzlukları, değersizleştirmeleri, ayrımcılıkları, değerbilmezlikleri, yok saymaları, dışlamaları, adaletsizlikleri, yanlış yaklaşımları ve diğer kötülükleri de otoriteryen bir pasiflikle benimseyip biz de aynı sorunlu yaklaşım ve davranışları -otoritelerimizin düşman veya değersiz gördüğü- söz konusu bireylere, çalışmalara, örgütlere, yaklaşımlara vesaireye karşı sergilemeye ve hatta hissetmeye ve ilgili yanılgılar içerisinde kalarak düşünmeye başlarız. Yücelttiklerine ve olumlu davrandıklarına da yanlış ve adaletsiz bile olsa biz de aynı şekilde devralarak yüceltici ve olumlu biçimlerde davranmaya ve hissetmeye ve hatta düşünmeye başlarız. Öyle ki otoriteryenliğimiz yüzünden otoritesine kapıldığımız bireyler (hocalarımız, liderlerimiz vesaire) yaklaşımlarını ters yönde değiştirdiklerinde biz de düne kadar tersini yaptığını unutmuşuz gibi ters yöndeki değişimini hemen devralıp yine yeni davranışı benimseyip otoritemize akıl almaz bir hızla uyum gösteririz. Bu gülünç derecedeki entelektüel otonomisizlik maalesef en iyi eğitimli sayılan ve akademik kariyeri en iyi seviyelerdeki bireylerde ve hatta Batıda bile oldukça yaygındır ki Türkiye’de durumun ne kadar vahim olabileceğini düşünmeyi ve keşfetmeyi size bırakıyorum.

Kabilecilik Toplumu Nasıl Biçimlendiriyor?

Yukarıda dile getirdiklerimi kabileciliğin hiyerarşik de olabilen bir yarısını anlatmak için ifade ettim. Böylece artık ikinci yarısıyla birlikte kavramsallaştırmamızı tamamlayabilmek üzere işlevsel bir düşünce bağlantısını önceden olanaklı kılmış olduğumuzdan, kabileciliğin toplumu nasıl biçimlendirdiğine daha nüfuz edici bir bakışla bakabiliriz.

Herhangi bir ortak paydada her bir üyesinin ortaklaşması, içerisinde hiyerarşiler bulunması, kimlik ve ideoloji temelli olması ve(ya) formel bir yapıya ve belirgin kurallara sahip olması ne zorunlu ne de belirleyici olan, genellikle az sayıda bireyden oluşsa da üye sayısı 2’den milyonlara nicel olarak son derece değişkenlik gösteren, üye giriş çıkışlarının özel olarak yaygınca bilinen gruplara kıyasla çok daha akışkan seyrettiği ve esasen bireylerin kendi çıkarlarını ilerletmek amacıyla dahil oldukları ve bu doğrultuda kabile üyelerinin “işlerine gelen” kötülük ve adaletsizlikleri yapacak biçimde her tür ortaklık, araç, strateji ve iş birliği süreçlerini -bilinçli ya da değil- kabile dışındaki -özellikle de ters düşülen- bireylere karşı kullandıkları ve söz konusu sosyal ilişkiler ağının varlık nedeninin böylesi sorunlu ve ancak her tür etik müdahaleye karşı korunma katkıları yoluyla hileli avantajlar elde edildiği bir araya gelme ve ilişkilenmelere “kabilecilik” diyebiliriz.

Öyleyse, otoriteryenliklerimiz yüzünden otoritelerimize gösterdiğimiz her tür güç-yöneltimli sorunlu uyum dinamiğini kabilelerimizdeki otoritelerimiz dışında kalan bireylere de genişleten bir anlamlandırma zemininde kabileciliğin ne demek olduğunu, nedenlerini, nasıllarını ve aklın alabileceği her tür karanlığın en güçlü kaynağı niteliğinde bir sosyokültürel örüntü olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

İlginçtir ki bir birey yalnızca bir kabilenin değil aynı anda çok sayıda kabilenin üyesi olup her birindeki sorunlu uyum ve destek davranışlarını (kendi yaptığı kabilecilikleri) optimize edebilir ki çoğunlukla olan şey budur. Olması gereken ve nadiren olan şey ise başkalarının yaptığı kabileciliklere karşı mücadele etmek ve elbette kendin de kabilecilik yapmaktan kaçınmak.

‘Politik Olan Her Şey Sosyokültüreldir’

Statü Koruma ve İlerletme Kaygısı

İdeolojik yanılgılar ve dünya görüşünde değişime kapalılık dahil her tür büyük, köklü, makro, yapısal, sistemik ve majör sorun, ayrımcılık, yanlış ve adaletsizlik en çok da aşağıdan yukarıya minör etkileşimler düzeyinde işte bu kabileci örüntülerle yaşayan bireylerin her bir kabileci düşüncesi ve(ya) seçiminden kaynaklanmakta, kabileci davranışlarıyla pekiştirilmekte ve yine böyle sorunlu örüntülerle etik değişime karşı direnç kazanmaktadır.

Statü koruma ve ilerletme kaygısı ve statüye üstünlük ve meşruiyet atfeden yanılsamalar yüzünden statücülük ve hatta statükoculuk yapılması da kabilecilikten ciddi ölçüde nedensel olarak kaynak bulmaktadır. Zira statüler en çok da ilgili kabileler içerisinde edinilir ve tanınır ve böylece güç veya çıkarlar sağlar. Kabile üyeleri ve otoriteleri -hakikat ve adalet uyarınca da olsa- yanlışlandığı ve zayıflatıldığı ölçüde bu bireylere ve ilişkilere yapılan yatırımlar ve arzulanan sonuçlar -söz konusu bireylerin sağlayabilecekleri desteklerin gücü azaldığından- kaybedilir. Bu saptama da kabileci uyum gösterme örüntüsünün kendi statülerini korumak için de olsa kendi statülerini destekleyen kabilelerindeki statükoları her tür sorunluluklarına rağmen ve bu statü ve statükolarını destekleyen ve eleştirilesi adaletsiz bileşenlerini de meşruymuş gibi gösteren ve somut olarak koruyan daha büyük statükoları da destekleme eğilimi getirdiğini anlamak için çok kritik bir nedensellik bilgisini sağlamaktadır.

“Neyi yaparsam ya da yapmazsam veya neyi doğru bulursam ya da bulmazsam kabilemdeki denklerim ya da otoritelerim ne kadar olumsuz ve olumlu biçimlerde etkilenirler ve dolayısıyla bu etkilerden ben nasıl etkilenirim ve böylece kabileci çıkarlar(ım) gereği ilintili bakımlardan nasıl bir varoluşum olmalı?” sorusuyla yaşayan kabileci zihniyetin entelektüel otonomisini ve hatta varoluşsal özerkliğini nasıl da yitirdiğini ve adaletsizlik yapmakta ne kadar da istekli olabileceğini ve kendini etik, iyilik, kabiliyet, liyakat, merit, adalet ve bilgi konularında nasıl da kandırabileceğini yansıtan bir deşifre edicilikte görebiliriz, bu formülü.

Böylece hem eğitim hem iş kariyerinde en çok hak edenler kaybedilip elenmekte ve çok daha az hak edenler ise yükselebilmekte ve en liyakatliler oldukları zannedilebilmekte ve tersinin gerçek olduğu fazlasıyla ortaya çıktığı gerçek-dünya durumlarında bile kabileci bireyler kendi sorunlu temellerini ve varoluşlarını meşru gösteren sistemleri, kabileciliklerini, kabilelerini, kabile ilişkilerini, kabile statükolarını ve ilintili daha büyük statükoları bütünüyle koruyup güçlendirebilmek üzere sistemleri ve statükoları aklayan bir zihniyeti kendilerinde gitgide daha derin yanılgılarla inşa eden temeller ve eklemlemelerle yaşamaktadır (system justification & status quo justification) ki bu sayede bireysel güç maksimizasyonları, sosyal baskınlıkları, statüleri ve özçıkarları ilerleyebilsin ve maliyet üstlenmeden kendi yaşamlarını hakikatsiz kesinlikleriyle sürdürebilsinler.

Tüm bu adaletsiz kabilecilikleri gerçekleştiren kabileler örneğin 15 üyeden oluşan bir feminist kabile, 28 üyeden oluşan bir Hegelci akademisyenler kabilesi ya da Game of Thrones dizisini çok seven 4 bireyden oluşan bir dizi-severler kabilesi olabilir; hatta bunların 3’ünden 2’sinde ortaklaşıp 1’inde ortaklaşmayan -elbette üyelerden bazıları feminist olmayabilir, bazıları Hegelci akademisyen olmayabilir ve bazıları da Game of Thrones dizisini çok seviyor olmayabilir- ama ortaklaşmadıkları konularda da birbiriyle çatışmaktan kabileci bir tarzda kaçınan ve yine ortaklaştıkları konularda birbirini kabileci tarzda destekleyen ve bu sebeple kabilenin üyeleriyle sadece ortaklaşma konularında değil herhangi bir konuda ters düşen herhangi birine karşı kabile üyelerinden birinin güç ve çıkarlarını -bilhassa kabile çıkarları optimizasyonu temelinde, zira bazen kabile üyelerinden biri bile aniden kabilecilik yapılarak kabileden atılabilmektedir- en adaletsiz bir durumda bile destekleyip gözeten parçalılık ve değişkenlikte bir kabile de söz konusu olabilir.

Meseleleri Daha Temelden Kabilecik Üzerinden Yeniden Düşünmek Gerekmektedir

Demek istediğim şey, insanların adaletsiz davranışlarını, sorunlu toplumsallaşma örüntülerimizi ve hatta makro yapıları anlayabilmek ve bilimsel olarak ele alabilmek için, hem akademik çalışmalarda hem de gündelik yaşamlarımızda kimlik ve ideolojilere odaklanmak yanıltıcı olacaktır ve meseleleri daha temelden kabilecilik üzerinden bütün karmaşıklığıyla yeniden düşünmek gerekmektedir. Dolayısıyla, Marksist teori, kapitalizm ve sınıf analizleri, devlet ve büyük sermaye grupları vb. yapıları eleştirmek, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, dinsel ve diğer azınlıklara yapılan ayrımcılıklar, majör gruplar arası çatışmalar çoğu kez yanlış yaklaşımlar olduğu gibi, doğru ve işe yarar oldukları durumlarda da kabileciliğe ait dinamiklerden kaynaklanan örüntülerle beraber dikkate alınmaları şarttır. Aksi halde sorunların kaynağını ve çözüm olanaklarını önleyen yanıltıcı ve sorunlu indirgeyicilikler olarak düşünsel araçlarımızı kısıtlamış olurlar, zira kapsamları dışında kalan tüm minör adaletsizlik formlarını -öyle ki kapsadıklarından çok daha ciddiye alınası olduklarını ileri sürmüş olmaktayım- görünmez kılmakta, yok saymakta ve böylesi adaletsizliklere maruz bırakılanları da görmüş oldukları ve daha da fazla görecekleri zararlar ve adaletsizlikler içerisinde yok olmaya terk eden bir söylem ve formel zemin üretmeye yol açmaktadırlar.

Kabilecilik Yapmaktan Kaçınmak İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Çözüm? Kabilecilik yapmaktan kaçınmak için nelere dikkat etmeliyiz? Okuyup kağıt üstünde olumlamak ve “öğrenmek” ile hemen mucize etkiler yaratamayacağını bilsem de söz konusu kritik değişimi gerçekleştirme çabasında kararlılıkla varolmak isteyen bireyler için iyi bir tohum olabileceğini düşünerek birkaç örüntü önerebilirim: 1- En çok desteklediğin birey, örgüt ve grupların bile yanlışlarına yöneltilen sağlam eleştirileri destekle ve eleştiren bireyleri somutça -kamusal olarak da- takdir et. 2- Yine en çok desteklediğin birey, örgüt ve grupların bazı konularda çok çatıştığı veya kötülediği bireyleri takdir edilesi davranış ve çalışmalarında destekle. 3- Birinin entelektüel ve(ya) etik bakımdan bir şeyini çok desteklerken başka bir şeyini çok ciddi ölçüde eleştirebil. 4- Sadece davranışa ve düşünsel içeriğe bakarak meseleleri ele al ve etik, adalet, doğruluk ve kaliteyi değerlendir; bireyin statü, kimlik, karizma, kariyer, grup ve ideolojisini dikkate alma! 5- Bir kabiliyet, metin, davranış veya çalışmayı eleştirirken, kayıtsız kalırken, takdir ederken ve böylece söz konusu birey, örgüt veya grubu desteklerken veya karşı dururken böyle bir eyleminin ya da eylemsizliğinin seni (ilintili çatışma, işbirliği, fırsat, ağ, kabile ve ilişkilerini) bir (dez)avantaj sağlamak anlamında ne kadar etkileyebileceğini hiçbir zaman dikkate alma!

Kabileci örüntüleri kendi varoluşumuzdan çıkaramazsak ve kabilecilikten en olumsuz biçimlerde etkilenmiş bireyleri bu adaletsizce dezavantajlı kılınmış hallerinde çaresizliğe terk edersek içinde yaşadığımız toplum kabilecilikten uzak bir gelecekte bile kurtulamayacaktır. Kabileciliği ancak ve sadece kabileciliğe karşı ve kabileci olmayan tarzlarda somutlaştığımız ölçüde kültürel olarak etkisizleştirebiliriz.