Bizi Takip Edin

Ekoloji

‘Marmara Denizi, ‘Hayalet Deniz’ Olabilir!’

deniz salyası müsilaj k2 haber marmara

Marmara Denizi’nde görülen müsilaj (deniz salyası) tehlikesi giderek büyüyor. Kamuoyu bu doğa felaketini endişe ile takip ederken, yetkililerin hiçbir şey yapmaması tepki çekiyor.

Deniz suyu sıcaklık farkları, kıyılardaki insan faaliyetleri, küresel iklim krizi, evsel ve endüstriyel atıklar ve en önemlisi de suyun doğal hareketliliğini ve döngüsünü bozan yapılaşma gibi birçok sebebe dayandırılan bu durum, deniz kirliliğini ve deniz ekosisteminin büyük tahrip altında olduğunu gözler önüne seriyor.

K2 HABER | DOSYA HABER | DİLAN KARACAN | Müsilaj için Karadeniz’deki kirliliğin akıntılar yoluyla Marmara’ya taşınması ile katlanan kirlilik değerleri sonucu, denizin kendini savunmaya alarak ürettiği bir madde olduğu görüşü de dillendirilen bir görüş. Ötrofikasyon*, yani sucul bir ortamın besin miktarı açısından aşırı derecede zenginleşmesi sonucu ortaya çıktığı da belirtiliyor. Şehirlerin atık su kaynaklarının içinde bulunan besin maddelerindeki fazlalık, atık suların denize dökülmesiyle böyle sonuçlara sebep olabiliyor. Ölmüş mercanların, yengeçlerin fotoğrafları ve azalan balık türleri derken Marmara Denizi’nin ‘hayalet deniz’ olması işten bile değil.

Fitoplankton türünün aşırı artışı sonucu oluşan müsilaj doğal bir durum fakat Marmara Denizi için kirlilik, özellikle atık sistemi ve yapılaşmanın bir sonucu olarak bu raddeye gelip kıyısal ekosistemi adeta boğarak yok ettiği de özel bir sonuç olarak göze çarpıyor. Bir süre sonra müsilaj dibe çökerek parçalanmak için deniz suyundaki oksijeni tüketecek ve bu sırada oksijensiz kalan canlılar da ölümle karşılaşacak. Deniz suyuna giren ışığın azalması fotosentezi engelleyeceğinden, mercanlar gibi dip canlılarının ve hareket etmeyen deniz canlılarının da ölmesine neden olacaktır.

Dosya Haber | Mevzu Biraz ‘Pis’: Türkiye, Neden Avrupa’nın Çöpünü Topluyor?

Müsilaj / Deniz Salyası Nedir? Marmara Denizi Nasıl Kurtulur?

müsilaj çevre mühendisleri odası

Ahsen Yüksek: ‘Bunun Sebebini Sadece Kirliliğe Bağlamak Doğru Değil’

İstanbul Üniversitesi Deniz Biyolojisi Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Ahsen Yüksek yaşanan durumun sebebini açıklarken bölgedeki kirlilikten çok, denizde yaşanan besin zinciri kırılmasına dikkat çekiyor: “Marmara Denizi’nde son günlerde yaşadığımız olayları tek bir cümle ile özetlemek istersek, deniz besin zincirindeki kırılmadır. Bunun sebebini sadece kirliliğe bağlamak doğru değildir. Evet yoğun karasal girdilere bağlı yüksek besin girdisi, Marmara Denizi ekosisteminde çok önemli rol oynamaktadır. Özellikle körfez bölgelerinde. Bunun yanında balıkçılık da önemli bir baskıdır. Özellikle küçük boy balıkların aşırı avcılığı ve deniz suyu sıcaklığı ve tuzluluğunda değişimler, besin ağına önemli ölçüde zarar vermektedir.

Benzer olaylara zaman zaman yabancı ve istilacı türler de sebep olabilir. Örneğin taraklı medüz türü olan Mnemiopsis leidyi türü, 1980’li yılların sonunda Karadeniz’de, 1994’de Marmara’da ekosistemin ve balıkçılığın çökmesine neden olmuştur.”

‘Balıkların solungaçlarının tıkanmasına ve solunum olayının durmasına neden oluyor’

Deniz salyası adıyla da anılan müsilajın denizde yaşayan bütün canlılar için oldukça olumsuz koşullar oluşturduğunu belirten Yüksek, su altı ekosistemine dair çarpıcı yorumlarda bulunuyor: “Hem su kütlesinde hem de deniz tabanında yaşayan tüm canlılar bu olumsuz koşullardan etkileniyor. Öncellikle su kütlesinde hareket eden balıkların besinleri olan planktonların bu salyamsı ağlar tarafından tutulmasına ve bünyesine katılmasına neden oluyor. Böylece balıkların plankton üzerinden beslenmesi engelleniyor, aynı zamanda bu dönemde ortama bırakılmış, gelecek senenin stoğuna katılacak pek çok tür balık yumurta ve larvasının da müsilaj-salya tarafından tutulup yok olmasına neden oluyor. Balıkların solungaçlarının tıkanmasına ve solunum olayının durmasına neden oluyor. Deniz tabanına oturduğunda ise deniz tabanında yaşayan tüm canlıların yaşam koşullarını etkiliyor. Solunumları duruyor. Sediman ve deniz suyu etkileşimini durduruyor. Patojenik canlılar artıyor. Biyolojik çeşitlilik yok oluyor. Tabi ki buna bağlı olarak bu canlı grupları üstünden beslenen pek çok canlı grubu da etkileniyor. Diğer taraftan hem su kütlesinde hem de deniz tabanında bakteriyel faaliyetlerin artması, su kalitesini de olumsuz yönde etkiliyor.”

Marmara’daki ‘Deniz Salyası’ Sorunu Meclis Gündemine Taşındı

‘Deniz artık beni görün duyun, “Yeter beni baskıladığınız” diyor!’

Marmara Denizi özelinde değerlendirme yapan Yüksek, denizin yıllar içinde geldiği noktayı özetliyor: “Tekstil diye sınırlandırmak bu olayın meydana gelme kapasitesini sınırlandırmak demek. Marmara’da ki her türlü deşarj, ekosistemi olumsuz yönde etkilemektir. Artık Marmara’nın yük taşıyacak hali kalmamıştır. Basına baktığınızda eskiden balık bolluğu resimleri ile tanınan Marmara’da bugün deniz anası istilası, salpa istilası, alglerin karaya vurması, deniz renginin değişmesi, toplu balık ölümleri gibi olaylardan bahsediliyor. Her yıl bir sorun yaşanıyor. Deniz artık beni görün, duyun, “Yeter beni baskıladığınız” diyor.”

‘Marmara’da sorunları daha derin yaşamamızın ana sebebi, iki dar boğaz ile geniş denizlere bağlanması’

Yüksek, diğer denizlerimize oranla Marmara’da durumun daha kötü olmasının nedenini şu sözlerle açıklıyor: “Ege-Akdeniz ve Karadeniz’i başka ülkeler ile birlikte kullanıyoruz. Marmara’da sorunları daha derin yaşamamızın ana sebebi, iki dar boğaz ile geniş denizlere bağlanması. Belirli bir kirlilik yükünü ve avcılık baskısını kaldırma kapasitesi var. Biz bu sınırları tükettik artık.”

İklim değişikliği etkisine de değinen Yüksek, “Tabi ki her türlü baskı Marmara Denizi’nin isyanını artırıyor. Ötrafikasyonun ve avcılık baskısının yüksek olduğu alanlarda iklimsel değişim etkisi daha yıkıcı olmaktadır.” diyor.

Ahsen Yüksek Müsilaj deniz salyası

İstanbul Üniversitesi Deniz Biyolojisi Ana Bilim Dalı Doç. Dr. Ahsen Yüksek

‘Tüm bakanlıklar ve belediyeler bir arada sorunun çözümüne odaklanmalı’

Ahsen Yüksek, Marmara Denizi’ni bu durumdan çıkarmak için neler yapılması gerektiğini teker teker anlatıyor: “Marmara bizim denizimiz, yönetimi bize ait. Tüm bakanlıklar ve belediyeler bir arada sorunun çözümüne odaklanmalı. Aslında Marmara’nın tüm sorunları biliniyor. Nüfüs ve sanayi, liman faaliyetleri bu bölgede yoğunlaştırılmış. Türkiye’nin büyük yükünü taşıyor. Bu dağıtılmalı. Körfezlerdeki baskılar azaltılmalı. Susurluk ve Gönen gibi önemli havzalara verilen deşarjlar kontrol altına alınmalı.

Tüm alt yapı ve kaçak deşarjları kesilmeli. Özellikle küçük pelajik av baskısı durdurulmalı. Üst düzey denetim uygulanmalı. Koruma alanları oluşturulmalı. Temiz üretim teknikleri ile yetiştiriciliğe ağırlık verilmeli ve doğal stoklar korunmalı.

Her belediye deşarj noktalarını sürekli izlemeli ve sorunlara anlık çözümler üretmeli. Atık sular sanayi ve tarımda veya peyzajda kullanılır hale getirilmeli. Kıyı dolgu alanları doğal hallerine çevrilmeli. Yapay resif ve dolgu alanları deniz anası artışlarına sebep olmaktadır.”

Kanal İstanbul projesine de değinen Yüksek, “Yukarda da belirttiğim gibi Marmara Bölgesi’nin, nüfusu azaltacak projeler ihtiyacı var.” diyor.

‘Patolojik canlı gruplarının artmasına ve hastalık bulaş riskinin artmasına neden olabilir’

İnsan sağlığı ve su altı ekosistemi için riskleri de değerlendiren Yüksek, her iki taraf içinde bu gibi durumların ciddi derecede sorunlara yol açabileceğini belirtiyor: “Riskleri iki başlık altında değerlendirmemiz gerek. Çünkü insan hep kendini risk altında görüyor ve kendi açısından değerlendiriyor.

Denizsel ortam için riskler; artık kendini düzeltmekte zorlanıyor, birini düzeltemeden başka bir baskı üzerine yük getiriyor ve bunun sonucunda Marmara’nın derin suları organik yükçe daha zengin ortam koşulları oluyor. Bu demektir ki derin sularda oksijenin azalması bakteriyel faaliyetlerin artması ve deniz tabanına bağlı yaşayan veya onlar üzerinden beslenen canlıların azalmasıdır.

İnsan için riskler, önemli besin kaynaklarımızın azalması veya yok olması anlamına gelir. Diğer yandan yüksek oranda organik maddenin deniz ortamında olması, patolojik canlı gruplarının artmasına ve hastalık bulaş riskinin artmasına neden olabilir. Deniz bize sadece gıda sağlamaz, havamızdaki toksik maddelerin arındırılmasına katkı sağlar. Eğer denizde yüksek oranda karbon birikimi varsa, havadaki karbonun temizlenmesine katkısı da düşecektir.”

Marmara’da Deniz Salyasına Karşı Ortak Mücadele Başlıyor

Yelda Aktan Turan: ‘Nüfus yoğunluğuna paralel olarak endüstriyel faaliyetlerinde artması’

Prof. Dr. Yelda Aktan Turan müsilaj oluşumunun sebeplerini ve müsilajın ne olduğunu detaylı bir şekilde anlatıyor ve Marmara Denizi’nin maruz kaldığı çevresel etkilere dikkat çekiyor: “Müsilaj, sucul ortamların doğal florasında bulunan tek hücreli, mikroskobik, bitkisel organizmaların aşırı artışı sonucunda meydana gelen bir olaydır. Uygun ortam bulduğunda aşırı artış gösteren bu kısa ömürlü canlılar, bir süre sonra ölüp bakteriyel ayrışma sırasında bu sarımsı, kahverengimsi yığınları oluşturmakta ve meteorolojik şartlarında etkisiyle tüm kıyılarımızı etkisi altına almaktadır.

Fitoplankton olarak adlandırılan bu canlılar tüm sucul alanlarda, okyanuslarda, denizlerde, göllerde doğal olarak bulunurlar. Karasal ekosistemdeki ağaçlar gibi fotosentez yaparak ortamdaki karbondioksit ve bazı besinleri alıp ışık enerjisini kullanarak şeker ve diğer organik molekülleri üretirler ve suyu oksijen bakımından zenginleştir. Besin zincirinin birinci basamağını oluşturan bu canlılar suda bulunan diğer mikroskobik canlıların (zooplankton), omurgasız ve küçük balıkların besinini oluştururlar ve bulundukları ortamı daha verimli hale getirirler. Sudaki hayatın devam etmesini sağlayan birincil üreticilerdir. Sağlıklı ekosistemlerde bu doğal bir döngü olarak devam eder. Ancak Marmara Denizi gibi çevresinde birçok büyük şehrin bulunduğu kıyısal alanlar, maalesef çevresel baskı altındadır. Nüfus yoğunluğuna paralel olarak endüstriyel faaliyetlerinde artması kıyısal alanlar üzerindeki baskıyı da yıldan yıla arttırmaktadır. Suya giren besin tuzunca zengin atıklar bu canlılar için besin görevini görmekte ve aşırı artışlarını tetiklemektedir. “

‘Marmara Denizi’ndeki tüm canlı hayat için bir tehdit’

Su altı ekosisteminin karşı karşıya kaldığı bu müsilaj problemini değerlendiren Turan’ın açıklamaları durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor: “Sadece balık türleri için değil, Marmara Denizi’nde ki tüm canlı hayat için bir tehdit haline gelmiştir. Yüzeyde yoğun bir tabaka oluşturan bu müsilajlı yığınlar, suya atmosferik oksijen girişini engellemekte ve parçalanma esnasında sudaki mevcut çözünmüş oksijeni de tüketmektedir. Ayrıca güneş ışığının dip tabakalara ulaşmasını da engelleyerek fotosentezi de kısıtlamaktadır. Organik madde yönünden zengin olan bu oluşum zamanla dibe çöktüğünde kıyısal alanlarda habitat kaybına neden olmaktadır. Ayrıca ayrışma esnasında Marmara Denizi’nin dip sularında zaten sınırda olan çözünmüş oksijen değerlerinin daha da düşmesine ve oksijensiz ortam oluşmasına sebep olmaktadır. Akdeniz ve Karadeniz arasında iki farklı yoğunlukta su tabakasını barındıran özel bir ekosisteme sahip olan Marmara Denizi sadece boğazlar yolu ile kendini yenilenme şansına sahiptir. Çevresindeki yoğun nüfus, şehirleşme, endüstriyel baskı altında kalan Marmara Denizi’nde bu sürecin bu kadar “yoğun ve uzun süreli ” olması bu hassas ekosistemde ciddi tahribata yol açacaktır.”

‘En büyük etken bölgedeki yoğun nüfustur’

Marmara denizi çevresindeki olumsuz koşullara dikkat çeken Turan, denizin maruz kaldığı bütün durumları sıralıyor: “Aslında bu oluşumda Marmara Denizi çevresindeki tüm faaliyetlerin etkisi vardır. En büyük etken bölgedeki yoğun nüfustur. İleri arıtım yapılmadan denize verilen tüm deşarjlar (azot ve fosfor yükü), Marmara Denizi’ne kıyısı olan belediyeler dışında dereler yoluyla giren evsel atıklar, endüstriyel faaliyetlerin atıkları, tarımsal arazilerden sızan sular, kıyılardaki dolgu alanlar, endüstriyel balıkçılık, İstanbul Boğazı yoluyla gelen Karadeniz sularının etkisi, hepsi Marmara Denizi üzerinde baskı oluşturmaktadır.”

‘Şimdi Harekete Geçmezsek, Marmara Denizi’nin Ölmesine Engel Olamayız’

Ömer fethi gürer müsilaj deniz salyası

‘Akdeniz ve Kuzey Ege’de’

Turan, müsilaj oluşumunun yalnızca Marmara Denizi’nde gerçekleşmediğine dikkat çekiyor: “Farklı fitoplankton türlerinin sebep olduğu bu tip aşırı artışlar insan baskısının olduğu tüm kıyısal alanlarda renk değişimleri, müsilaj gibi oluşumlarla kendini göstermektedir. Akdeniz’de birçok bölgede bu oluşum gözlenmektedir. Kıyılarımızda ise sadece Marmara Denizi değil Kuzey Ege Denizi de bu oluşumdan etkilenmektedir. Ancak daha dinamik yapıya sahip olan bu bölgede (şimdilik) müsilajın etkisi Marmara Denizi’nde ki kadar uzun süreli ve yıkıcı olmamaktadır.”

Deniz Salyası Kuzey Ege Kıyılarını Tehdit Etmeye Başladı

‘Marmara Denizi’nin tüm paydaşları bir araya gelerek acil eylem planı hazırlamalıdır’

Marmara denizinin karşı karşıya kaldığı bu durum için bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini vurgulayan Turan, çevredeki bütün paydaşların katılımının önemine dikkat çekiyor: “Sağlıklı ekosistemlerde mevsimsel ve kısa süreli olarak görülebilen bu aşırı artış olayları yoğun baskı altındaki Marmara Denizi için çevre felaketine dönüşmüştür. İlgili bakanlıklar ve belediyeler yönetiminde, Marmara Denizi’nin tüm paydaşları bir araya gelerek acil eylem planı hazırlamalıdır. Sağlıklı ekosistemi dikkate alan uzun süreli bakış açısına sahip çevresel yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Marmara Denizi bir bütün olarak düşünülmeli ve alınacak tedbirlerde, uygulamalarda yerel yönetimlerin ortak planlama yapması gerekmektedir. Doğru veriye ulaşıp bilgiye dönüştürebilmek için bu tip baskı altındaki alanlarda izleme çalışmalarının sürekliliği önemlidir. Elde edilen veriler kıyısal yönetim planlarının bilime dayalı olarak oluşturulmasına ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayacaktır.”

‘Bölgenin doğal yapısını bozacak, su dengesini değiştirebilecek’

Kanal İstanbul projesi hakkında konuşan Turan, projenin bölgeye olası etkilerini değerlendiriyor: “Marmara Denizi yoğun insan baskısı kaynaklı çok ciddi bir çevre felaketi yaşarken bölgenin doğal yapısını bozacak, su dengesini değiştirebilecek bununla birlikte nüfus yoğunluğunun artmasına sebep olacak uygulamalar bölge üzerindeki baskıyı daha da arttıracaktır.”   

‘Suyla temas cilt hastalıklarına ya da ortamdan toplanan su ürünlerinin tüketilmesi, sinir sistemi, sindirim sistemi rahatsızlıklarına sebep olabilir’

Turan, müsilaj durumunun zamanla insan sağlığı için oluşturabileceği risklere değiniyor: “Oluşan yoğun organik madde görsel bir kirlilik oluşturmakta bakteriyel ayrışma esnasında da kokuşma meydana gelmektedir. Bu nedenle müsilaj kıyısal alanların rekreasyonel kullanımını sınırlandırmaktadır. Bu tip aşırı artışlarda bazen toksik etkisi olan bazı fırsatçı fitoplankton türleri de üreyebilir. Bu durumda suyla temas cilt hastalıklarına ya da ortamdan toplanan su ürünlerinin tüketilmesi, sinir sistemi, sindirim sistemi rahatsızlıklarına sebep olabilir.”

Marmara Denizi’nde Deniz Salyası Sorunu: Ekolojik Yıkıma Doğru

levent artiz marmara deniz salyası müsilaj

Murat Demir: ‘Kirlilik Artık Marmara Denizi Tarafından Tolere Edilemediğinden Dolayı Bu Sonuçla Karşı Karşıya Kalıyoruz’

DOĞADER kurucu üyesi Murat Demir yaşanan müsilaj sorunu için en büyük etkenin çevresel kirlilik olduğuna vurgu yapıyor: “Son birkaç aydır Marmara Denizi’ni etkileyen salya (müsilaj) yetkililer tarafından doğal bir olay olarak ifade edilse de bu aslında deniz kirliliğinin bir soncudur.  Marmara Bölgesi’nin nüfus ve sanayi yoğunluğunun tüm kirliliği yıllardır Marmara Denizi’ne boşalmaktadır. Bu kirlilik artık Marmara Denizi tarafından tolere edilemediğinden dolayı bu sonuçla karşı karşıya kalıyoruz.”

‘Balıklarda ölümler başlar’

Müsilajın etkilerine değinen Demir, su altı ekosisteminin durumdan ne derece etkilendiğini anlatıyor: “Salya yoğunluğu  nedeniyle denizde oksijen seviyesi düşmekte, bu da balıkları ve hareket kabiliyeti az olan diğer canlıları da etkilemektedir. Salyanın kıyılarda var olması ve zamanla deniz tabanına çökmesi balıkların ve diğer canlıların besin ağı üzerinde de olumsuz etkiler yaratıyor. Aynı zamanda salyanın deniz tabanındaki hali, kıyılarda yuva yapan balıkların yuva yapamamasına neden olur. Salyanın solungaçlarına yapışması nedeniyle de balıklarda ölümler başlar.

Deniz kirliliğinin etkisiyle artarak çoğalan müsilaj deniz ekosistemini ciddİ bir şekilde etkilemektedir. Hem deniz bitki yapısını hem de bu yapıdan beslenen diğer canlıları olumsuz etkiler.”

‘Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Sessizliği Endişe Vericidir’

‘Kimyasal kirlilik yıllardır Marmara Denizi’nde birikmekte ve sonucunda da deniz ekosistemini bozmaktadır’

Bölgedeki tekstil firmalarından yapılan kimyasal atıkların yarattığı etkiye dikkat çeken Demir bu gibi atıklar yüzünden ekosistemin bozulduğunu belirtiyor: “Marmara Bölgesi aynı zamanda ülkemizin sanayi bakımından en yoğun olduğu yerdir. Tekstil sanayi de bu yoğunlukta büyük bir paya sahiptir. Tekstil sanayi tamamen su tüketimine bağlıdır. Özellikle de kumaş ve iplik boyama fabrikaları bölgede faaliyet gösteren diğer sanayilerde olduğu gibi tekstil sanayide kullanıp kirlettiği suyu hiçbir kimyasal arıtmaya tabi tutmadan Marmara Denizi’ne göndermektedir. Sanayide kullanılan su, sanayiden çıktıktan sonra su olmaktan çıkıp tamamen kimyasal bir atığa dönüşmektedir. Bu kimyasal kirlilik de yıllardır Marmara Denizi’nde birikmekte ve sonucunda da deniz ekosistemini bozmaktadır.”

Murat Demir doğader deniz salyası

“Alg patlaması veya alg çiçeği (Algal bloom)”

İklim değişikliğinin de etkilerine değinen Demir, sıcaklık farklılıklarının deniz içindeki canlılarda yarattığı değişimleri anlatıyor: “Küresel ısınma nedeniyle deniz  suyu sıcaklığının geçmiş yıllara göre 2-3 derece daha sıcak olması ve daha erken ısınmasıyla dolayısıyla artan kirlilik, özellikle sulardaki azot ve fosfor yükü ile uygun su sıcaklıkları buluşunca beslenme ve çoğalma koşulları oluşan bitki gibi davranan tek hücreli canlı olan algler çok hızlı ve aşırı çoğalarak alg patlaması veya alg çiçeği (Algal bloom) olarak adlandırılan olaya neden olurlar. 15-20 yıldır mayıs ayı ortaları ile haziran ayının başları arasında deniz suyunun ısınmasıyla oluşan bu alg patlaması kırmızı bir renk halinde şimdiki gibi katı (salya) olmadan varlık gösterip, bir hafta içinde yok olurkeni şimdi küresel ısınma nedeniyle mart ayından beri deniz suyunun erken ısınmasıyla denizlerimizde yoğun bir şekilde görülmektedir.”

‘Nüfus yoğunluğunu artıracak yeni planlardan bir önce vazgeçilmelidir’

Marmara denizi için sosyal ve kamusal her kurumun eyleme geçmesi gerektiğini savunan Demir, acil eylem planlarının uygulanması gerektiğini düşünüyor: “Bu sorun bütüncül bir mücadele gerektiriyor. Belediyeler, ilgili bakanlıklar, üniversiteler, balıkçılar, sivil toplum ve diğer tüp paydaşlarla işbirliği yapılmalıdır. Acil eylem planları hayata geçirimelidir. Radikal tedbirler alınarak, Marmara Denizi’ne arıtılmadan tek bir damla suyun ve kirletici hiçbir etmenin girmemesine önem verilmelidir. Kirliliğe neden olan, eski teknoloji ile üretim yapan sanayi ve nüfus yoğunluğunu artıracak yeni planlardan bir önce vazgeçilmelidir.”

Tahsin Ceylan: ‘Marmara Denizi’nin Altındaki Kirlilik ‘Trajedi’ Boyutunda’

‘Kanal İstanbul: Marmara Denizi’nin bu çılgın projeyi kaldırma ihtimali bile yoktur’

Murat Demir, Kanal İstanbul projesinin Marmara Denizi’ne olası etkilerine dikkat çekiyor: “Zaten kirletici etmenler ve iklim değişikliği nedeniyle can çekişen Marmara Denizi’nin su akış dengesini bozacak olan bu proje, Tuna Nehri ile Karadeniz’e tüm kirliliğini boşaltan Balkanlar’ın kirliliğinin Marmara Denizi’ne daha hızlı ve yoğun olarak ulaşmasını sağlayacaktır. Var olan durumu kaldıramayan Marmara Denizi’nin, bu çılgın projeyi kaldırma ihtimali bile yoktur.”

yeşiller partisi deniz salyası Marmara Denizi

‘Ağır cilt hastalıkları ve kanser riski’

Durumun insan sağlığı açısından risklerine de değinen Demir çarpıcı ifadeler kullanıyor: “En basitinden söylersek bu kirlilik yüzünden Marmara Denizi’ne girdiğimizde, başta cilt hastalıkları olmak üzere bir çok hastalığa maruz kalacağız. Marmara Denizi’nden yediğimiz balıklarda ağır metal olduğundan, buna bağlı başta kanser olmak üzere çok ciddi hastalıklara yakalanabiliriz.”

‘Marmara Denizi, Marmara Bölgesi’nin Foseptik Kuyusuna Döndü’

(*Ötrafikasyon: Herhangi bir büyük su ekosisteminde, başta karalardan gelenler olmak üzere, çeşitli nedenlerle besin maddelerinin büyük oranda artması sonucu, plankton ve alg varlığının aşırı şekilde çoğalmasıdır.)