Bizi Takip Edin

Yazarlar

Erdem Sinyallemelerin Çölünde Kaybolmamak İçin Hakiki Değerbilirlik

erdem sinyalleme barış bayram

Erdem Sinyalleme | Demokrasi idealine bağlılık sinyalini bir süre veren bazı davranışlar sergileyip tam da bu yolla birtakım amaçlarına ulaştıkça demokratik yaklaşımlardan eylem(sizlik)lerinde ihlal edici boyutlarda uzaklaşan politikacıların örneklerine günümüzde halen rastlamak hiç de zor değil.

BARIŞ BAYRAM | İdeolojik çatışmalar böyle sinyallere “kanmamakta” bazı şanslı avantajlar getirebilse de (elbette kimileri açısından da “kanmakta” şanssız konumlanmalarla cereyan etse de), maalesef bu tür sinyallerin doğru analizi çoğu zaman ideolojik şanslı konumlarla gerçekleştirilemediği gibi böyle belirlemelerin görece çok zor olduğu ve dahası siyah veya beyaza indirgeyen bir gözlükle görülemeyecek gri tonlarda ayrımlar yapılması gereken karmaşıklıktaki durumlar aslında “karikatürize edilenlerden” katbekat fazla.

Birçok insan içerisinde yükselerek kendine statü/güç devşirmek istediği statükocu statükolara dahil olduğunda mezkur statükolardaki toplulukların talep ettiği etik-ilintili sinyalleri kendileriyle sahici bir ortaklaşması varmış gibi vermeye çalışır. Gündelik yaşamdan özel ilişkilere, iş dünyasından akademiye ve politik alanlara kadar her yerde hep zorunlulukla karşılaşılan bu sinyalleri değerlendirirken hangi kabiliyetlere güvenmek gerektiği konusunda seçimlerimizi nasıl yapmalıyız?

Kabilecilik: Karanlıkların En Güçlü Kaynağı

Erdem Sinyallemek Nedir?

Evrimsel psikoloji literatürüne temelden dayanarak oluşturduğum kendi tanımımla başlayacak olursam, “erdem sinyallemek” (“virtue signaling”) bir bireyin herhangi bir etik bakımdan yeterince güvenilir kabiliyetlere ve ilintili motivasyonlara sahip olacak ölçüde kendini inşa ettiğine ve dolayısıyla gelecekte de ilgili bağlamlarda kendisine güvenilebileceğine (böylece ödüllendirilmesi veya seçilmesi gerektiğine) ilişkin başka bireylere sağlamlık iddiasında kritik bilgiler sunmaya yönelen ve dolayısıyla “bahse konu etik eşiği aşamayanlara kıyasla” yüksek maliyetler üstlenen (taklit edilmesi ve daha ziyade sahici değilken yapılması güç olan) her tür performansıdır. Ne var ki insanlar “erdem sinyallemeyi” başkalarının gözünde ve özellikle de kendi kabileci kabilelerinde ve statükocu statükolarının değerlendirmesinde (kabileci/statükocu örüntülerdeki ortaklaşmaları sayesinde) çok daha kolay ve başarılı bir şekilde gerçekleştirebildikleri için etik ve adalet bakımlarından son derece yanıltıcı ve zarar verici yanılgılardan ibaret olan böylesi sinyallere de bahse konu topluluklarda -bilinçli olarak ya da değil- neredeyse “gönüllülükle” kanılmaktadır.

Dolayısıyla, bireyler kabileci ve statükocu örüntülerle yaşamayı seçtikleri ölçüde kendi kabile ve statükolarında etik anlamda yüksek değerde görülen ya da yeni belirip yükselen hangi örüntü ve yaklaşım varsa onu kendi varoluşlarına eklemleyerek “erdem sinyallemeye” yönelmektedir.

Yani statüko ve kabilelerin rağbet göstermediği, hatta olumsuz değerlendirdiği ve aslında etik açıdan çok daha temel, değerli ve ödüllendirilesi olan örüntü ya da yaklaşımlar ise statükocu/kabileci “erdem sinyallemelere” yönelen bireylerin ne performans tercihi ne de ödüllendirme tercihi olabilmektedir.

Öyle ki bu bireyler sadece kendilerine statüko ve kabilelerinde avantaj sağlayacak stratejik örüntü ve yaklaşımlar sergileyerek “erdem sinyalleme” yapmaları yoluyla kendi itibar (reputation) ve sosyal imajlarını yükseltmeyi sürdürürken bir yandan da bu iyi etik imajları sayesinde başkalarına yaptıkları adaletsizlik, kötülük vb. yanlışları statüko ve kabilelerinin değerlendirmesinde iyice görülemez/okunamaz (anlaşılamaz, fark edilemez) bir hale getirmeyi -bilinçli olarak ya da değil- amaçlamakta ve hatta maalesef çoğunlukla gerçekleştirmektedirler. Keza, yapmadıkları ama aslında etik açıdan kesinlikle yapmaları gereken şeyleri ve değerbilmezlik vb. daha temel adaletsizlik örüntülerini de böyle “erdem sinyallemeleri” yaparak gitgide gizlemekte, kendi asıl sorunlu varoluşsal örüntülerini örtbas etmekte ve güç kazanmayı sürdürmektedirler.

Yanlış Toplumda Doğru Politikacı Yükselemez

Toplumsal Adaletsizlik ve Eşitsizliklerin En Temel ve Sorunlu Kaynaklarından Biri

Böyle sorunlu tarzdaki “erdem sinyallemelerini” böyle olmayanlardan (yani hakikaten güvenilesi ve çok daha fazla ödüllendirilesi etik kabiliyet, örüntü ve yaklaşım gerçekleşmelerinden) nasıl ayırt edebiliriz ve böylece bu ayrımlardaki olumlu taraflara karşılık gelebilecek kriterler olarak toplumsal/bireysel değerlendirme ve ödüllendirmelerimizi sağlamlıkla gerçekleştirebiliriz?

Şöyle bir örnek üzerinden düşünmeyi deneyebiliriz, sanırım. Akademi, bilim, eğitim veya felsefeyi -güya- savunan ve dolayısıyla bu alanlarda kendine çok ciddi kazanç ve avantajlar sağlayacak etkililikte “erdem sinyallemeleri” yapan aktif bir profesör kendisine yüksek gelecek ölçüde varoluşsal, bilişsel ve sosyal maliyetler üstlenmesini gerektirecek bir durum söz konusu olduğunda akademi, bilim, eğitim ve felsefe alanları açısından çok üstün değerdeki katkıları (bırakın savunmayı ve desteklemeyi) yok etmeye çalışabilmektedir. Öyleyse söz konusu profesör “erdem sinyallemeleri” yaparken sadece kendi statükolarına ve kabilelerine uygun bilçimlerde olan ve ayrıca kendisini de pek zor duruma sokmayacak varoluşsal/bilişsel/sosyal maliyetleri olan durumlarda “erdem sinyallemesi” denebilecek doğru şeylere yönelebilmektedir. Dolayısıyla, söz konusu profesör doğru şeyler de yapabilmektedir, ancak ve sadece kabilecilik ve statükoculuklarıyla ters düşmediği ve çok zorlanacağı kadar maliyetli olmadığı ölçüde. Demek ki, olaylara aslında etik ve adalet açısından ve hatta savunuyor göründüğü değerler açısından en ciddi zararları vermek pahasına kendi çıkarlarını aşırı ölçüde fazla gözetebilmekte ve “erdem sinyallemesi” yapabildiği maliyeti düşük ve kabileci/statükocu örüntülerle uyumlu fırsatlardaysa ilgili savunuculuk ve gerçekleşmelerini büyük bir şov ve belli kesimler için inandırıcılıkla icra edebilmektedir. Böyle örüntülerdeki profesör vb. kimselerin statükolarda güçlü konumlarda bulunması halinde asıl kaybedenler aslında hem hak ettiği gibi çok yüksek değeri neredeyse hiç bilinmeyen kabiliyetli bireyler hem de akademi, bilim, eğitim ve felsefe ve böylece bütün toplum olmaktadır. Toplumsal adaletsizlik ve eşitsizliklerin en temel ve sorunlu kaynaklarından biri daha!

‘Stratejik ve Sahte Örüntülerle Erdem Sinyalleme Yapmaktan Kaçınmak’

Demek ki ödüllendirilmeyi hak eden biri de etmeyen biri de doğru bir örüntüyle de yanlış bir örüntüyle de ve hakiki bir etiği anlaşılır ve gerçekleşmiş (ve tercih edilesi) kılmak amacıyla da sahte bir etiği araçsal olarak satmak amacıyla da “erdem sinyalleme” yapabilir. Başka bir deyişle, “erdem sinyalleme” hakiki bir etiğin sonucu olarak da belirebilmektedir. Hatta bu bakımdan değeri bilinmeyen bireyler kendi hakiki etik örüntülerini “erdem sinyalleme” yaparak toplumla iletişmeye çalışabilmekte ve bu anlamda hak ettikleri değeri toplumdan talep edebilmekte, değersizleştirilmelerinin telafisi için müzakere edebilmekte ve kendi etik kabiliyetlerine yönelik bir değerbilirliğin sağlanması konusunda çabalayabilmekte ve bahse konu sorunlu muhataplarını eleştirebilmekte, onlara yanlışlarından dönmeleri konusunda çözümler ve farklı düzeltici yaklaşımlar önerebilmektedirler. Bu çabaları sahte ve araçsal “erdem sinyallemeler” ile karıştırmamanın ne kadar kritik önemde olduğu, zannediyorum, böylece yeterince anlaşılmıştır.

Toplumu oluşturan ve temelden dönüştüren asıl faktör olan bireysel varoluşlar olarak bizim yapmamız gereken şey ise şu: Statücülükten, kabilecilikten ve statükoculuktan kaçınarak her “erdem sinyalleme” bağlamında hakiki olanı sahte olana yeğlemek ve sosyokültürel bir dönüşümün olanaklı hale gelebilmesi üzere kendimiz de stratejik ve sahte örüntülerle “erdem sinyalleme” yapmaktan kaçınmak.

Peki, başka nereye dikkatle bakmalı? “Erdem sinyallemeleri” kolaylaştıran ya da zorlaştıran faktörlere de bakmalıyız: Durumunuz (maddi koşullarınız dahil olanaklarınız) iyiyken ya da statüko ve kabileleriniz zaten öyle istiyor ve onu yaparsanız sizi ödüllendirecek diye yapılan bir şey aslında etik açıdan pek de bir güvenilesilik anlamına gelmez ve bu gerçeğin farkına varıp alımlama/yorum ve değerlendirmelerimizin temeline koymamız çok temel bir gereklilik olarak karşımızda durmaktadır.

Meseleyi biraz daha derinleştirmek üzere değinecek olursam, acil olan seçimleri statükoya karşı(n) yapmak etiğin ve adaletin bireylerden beklediği en temel gerekliliklerdendir; aksi halde çoğu zaman iş işten geçer. Örneğin, ilk genel seçimlerde “erdem sinyallemeleri” aslında yanıltıcı olan ve dolayısıyla yanlış bir seçim olacak olan bir partiyi seçelim, nasıl olsa gelecekte “sinyallerinin yanlışlığı” bir gün ortaya çıkar, diyemeyeceğimiz gibi, çoğu acil durumda da kararlarımızı iş işten geçmeden vermemiz gerektiğinden “erdem sinyalleme” örüntülerini doğru analiz ederek kimleri ödüllendireceğimiz hayati bir öneme sahiptir. Telafisi olmadığı gibi, süreçler çok daha olumsuz yönde ilerleyebilir ve kısıtlı kaliteli birikim fırsatları da çoktan kaçırılmış olur. Gerçek dünya olaylarını değiştirmeye yönelik müdahale ve maliyet üstlenici davranışlarımız için süreçler bize genellikle çok fazla zaman tanımaz. Zaten trajikomik bir şekilde birçok kez bir bireye iki yüzyıl tanınmasının bile yeterli olmayacağı durumlar yaşanır, statükolar düzelmediği ve ilintili karmaşıklıkların hakiki anlamlarının açığa çıkarılmasının statükolar tarafından gerçekleştiril(e)mediği ölçüde.

Dayanışma ve Değerbilirlik Arasında Bağlantı Kurulabilir

Özetle, “erdem sinyallemeyi” etik açıdan hakikaten güvenilesi kılan kriter niteliğindeki asıl ayrımları şöyle ifade etmek isterim: 1- Erdem sinyalleyen birey (elbette bu performansı bağlamında bakacak olursak) kabilecilik ve statükoculuklardan kaçınıyor mu ve hatta bunlara karşı(n) mı erdem sinyallemekte? 2- İlgili değer ve meseleye dair başka ortam ve bireyler söz konusuyken kendisine ait diğer eylem(sizlik)ler de etik açıdan sağlam bir bütünlük sağlıyor mu? 3- Söz konusu bileşeni olanaklı kılacak ölçüde sağlam bir kuramsal zemin ve düşünsel kabiliyet inşasını da belli edebilmekte mi? 4- Geçmişinde bu bileşene ters yaklaşımları söz konusu ise bileşenle ilgili özeleştiri, özür ve telafi çabaları yeterli mi? 5- Bileşenin gerçekleşmeleri için kendi kaynaklarını zorlayacak ölçüde bireysel/bağımsız olarak varoluşsal, bilişsel ve sosyal maliyetler üstlenmiş/üstlenmekte mi? 6- Aynı şeyi başkalarına kıyasla yapmasını zorlaştıran koşullar (ekonomik/sosyal vb. dezavantajları) var mı?

Bulacağımız yanıtların sağlayacağı yeni yaklaşımlara yakınsayan bir diğer bağlantı da dayanışma ve değerbilirlik arasında kurulabilir. Hakiki etik dayanışmaların temeli nasıl ki kabilecilikten kaçınmak ise, toplumun etik ilerlemesi de stratejik “erdem sinyallemelerin” hak ettiğinden fazla ödüllendirilmemesine ve hakiki “etik örüntülerin” değerbilmezliğe maruz bırakılmamasına ve dolayısıyla hak ettiklerinden az ödüllendirilmemesine bağlıdır. Bu yüzden, “erdem sinyallemelerini” yeniden anlamlandırabilmek üzere kendi düşünsel araçlarımızı ve kriterlerimizi modifiye etmemiz çok önemli.

Çünkü bu yanlışları ve ilintili sistemleri sadece biz değiştirebilir ve düzeltebiliriz. Sorunları, nedenlerini ve çözümlerini böylesi asıl örüntüleri yerine hiçbir ilgisi olmayan ve çözüm üretme şansı da bulunmayan “kapitalizm, hükumet, küresel sermaye” vb. büyük güçlere atarak dışsallaştırmak yoluyla kendi asıl adaletsiz varoluş örüntülerimizi değiştirmekten kaçınmamız sayesinde dar çıkarlarımızı ilerleterek toplumsal eşitsizlik, adaletsizlik ve sorunları (ekolojik kriz dahil tüm meselelerimizi) gitgide daha kötü bir hale getirmek hiç değilse etik açıdan kabul edilemez, düşüncesindeyim.

Kötülüğün Sıradanlığı Her Kesimde Aynı: Statükoculuk

Her Tür yanlış Değerlendirme Örüntümüzü Kendimiz Aşmalıyız

Sonuç olarak dile getirirsem, politik erki aşan toplumsal adaletsizlik ve sorunlarla mücadele edebilmemiz için “erdem sinyalleme” dahil her tür yanlış değerlendirme örüntümüzü kendimiz aşmalıyız ve buna paralel olarak da örneğin şimdiye dek değerbilmezliğe daha az maruz kalmış bireyler daha çok maruz kalmış olanlara telafi, takdir ve destekler sunmalı (tersi değil) ve hasarlarını da tam onarmalı ki sahici eşitlik (etkililik) başlayabilsin. Adaletsizlikler yapılarak değeri daha az bilinmiş ve -bilhassa bu yüzden- daha zor durumda kalmış olan düşünce insanlarına diğer bireylerin değerbilir davranışları artık esas öncelikleri olmalı. Telafi, takdir ve destekler de en çok bu iki kritere göre bireysel çabalarla hayata geçirilmeli.

Statükoların olağan senaryo, kriter, genel kural, standart ve yaklaşımlarıyla hiçbir zaman statükoların neden olduğu sorunlar önemli ölçüde çözülemeyecektir. Geçmişten kalan farklı boyutlardaki ciddi hasarlar bazı bireylerde yokmuş gibi sıfırdan başlandığı/başlanacağı yanılgısında kaybolunan ve bazı bireylerin adaletsiz olarak dezavantajlı kılınmışlıklarıyla devam edilen süreçlerde her bireye aynı standart çözümleri sunmak adaletsizlikleri desteklemekten başka bir işe yaramaz. Telafi ve onarımları sağlamayı öncelik edinmeyen ve geçmişi düzeltmeye çalışmayan kurallar ve standartlar en çok da  stratejik olarak “erdem sinyalleme” yapan ve dolayısıyla kritik durumlarda etik açıdan kabiliyetleri yetmediğinden sorunlu performansları çok daha fazla olan bireyleri haksız bir biçimde ödüllendirerek kendini yeniden üreten statükoculuklardan ibaretir. Bu statükocu yanlışları aşmak tam da “erdem sinyallemelerinde” kandır(ıl)maya karşı örüntülerle tek tek özerkleşecek olan bireylerin nasıl toplumsallaşacaklarına bağlı.