Connect with us

Yazarlar

Betona Gömülmek…

Cengiz Erdil karadeniz

Antik çağlardan Osmanlı’ya kadar Anadolu uygarlıklarına hayran olmamak elde değil. Kaleleri, tapınakları ve konutlarını yüksek veya düz alanda korunaklı sayılabilecek yerlere kurmuşlardı. Dış düşmandan çok, doğanın hiddetinden uzak olma ilkesine dayanan kent planları vardı. Su kaynaklarından yararlanmayı ama uzak durmayı da yaşadıkları felaketlerle öğrenmişlerdi. Mitolojide ve kutsal kitaplardaki ‘Tufan’ su kaynaklıydı.

CENGİZ ERDİL | Bilim ve teknoloji gelişti, insanoğlu ‘doğadan daha güçlüyüz’ havasını atıyordu ama gözü doymuyordu. Toprak ve su artık para getiriyorsa değerliydi, alınır, satılır, taşınır kısacası kazanç uğruna yok edilir hale geliverdi.

Küresel ısınmanın sadece bir derecelik artışının bile dünyayı ne hale getirdiğini gördük, doğasına saygı duyanlar bu felaketleri daha az hasarla atlatabiliyorlar ve ‘Ne yapmalı?’ sorusuna yanıtı daha hızlı arıyorlar.

Cengiz Erdil Yazdı: ‘Ormanları Yediniz, Bitirdiniz…’

Ve Bizdeki Durum…

Öncelikle şunu belirtmek lazım… Ülkemizde çarpık kentleşme, hayatın can damarı akarsu havzalarında büyük tehdide yol açtı. Anadolu topraklarında çevresel sorun yaşamayan akarsu ve göl kalmadı desek yeridir.

Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde çöken apartmanları yapan beton dökücü ‘hepsini onay alarak yaptım’ demiş… Her halde belediye başkanları, siyasetçiler bunlar yapılırken kafalarını dere kumuna sokmamışlardı. Elbette o apartmanlardan konut alanlar da…

Ülkemizde son 40 yılda yaşanan sel afetlerinin yüzde 60’ı Karadeniz Bölgesi’nde olmuş. Anadolu Ajansı’nın araştırma haberine göre, 1989-2019 yılları arasında sellerde bin 242 yurttaşımız hayatını kaybetmiş.

İnterneti tararsanız göreceksiniz, her selden sonra suçluyu kolayca yakalamışız, haberler her yıl kopyalanabilir(!) hale gelmiş. Dere yataklarına yapılan binalar (bazıları devlete ait) ve suyun akışının bilerek değiştirilmesi, kaynaklarına plansız HES’ler yapılması…

Anadolu’nun Kuzeyi diğer bölgelere oranla su baskınlarını bundan böyle daha çok yaşayacak. Güneyde ise kuraklık tehlikesini geçtik; artık alarm veriyor. Bilim dünyası bu görüşte.

Konunun uzmanları öncelikle neler yapılması gerektiğini şöyle özetliyorlar;

  • Dereler artık derelere bırakılmalı. Bu söz derelerin yalnız başına bırakılması anlamına gelmemeli. Dere ıslah projelerine ağırlık verilmeli. Dere yataklarında 200 metrelik alanlar tüm yapılaşmaya kapatılmalı. Dere kenarlarında özellikle kent ve kasaba geçişlerinde setler yapılmalı.
  • Yeraltı barajları kurulmalı. HES’lere göre pahalı ama gelişmiş ülkelerin kuraklığa ve su taşkınlarının önlenmesi için yeni geliştirilen bir sistem. Yeni dersek; Romalılara ayıp etmiş oluruz. Bunun ilk örnekleri neredeyse 2 bin yıl öncesine dayanıyor.
  • Karadeniz Bölgesi için kapsamlı bir tarım ve turizm planlaması yapılmalı. Bölgede maden aramalar sonlandırılmalı, küçük ölçekli sanayi için kafa patlatılmalı.  Dağın başında silah ve hassas kuyumcu terazisi yapımını beceren Karadeniz insanının zekasına bizzat şahidim. İmkan verilirse küçücük atölyelerde neler yapacağına şaşırırsınız. Tarım ve turizm ise ayrıntıya girmeye gerek yok, yaylalarda, vadilerde hayvancılık, arıcılık, küçük otel ve pansiyonculuğun yaygın olduğu eko turizm herkese bir fikir verebilir sanırım.

Daha pek çok başlık var ama önemli olan bunlar bence…

Karadeniz’i sel vuruyor dedik. Ege’yi ise kuraklık… Ege’yi bu yaz kavuran kuraklıkla ilgili izlenimlerim de haftaya…

* Bu yazı 04.09.2021 tarihinde Gazete Pencere’de yayınlanmıştır.

Genel

Gençliğin Umudu Kılıçdaroğlu Mu?

deniz kılıç z kuşağı

2023 Genel seçiminde 2000 sonrasında doğan 5 milyon 940 bin 916 genç seçmen oy kullanacak. Bu oran toplam seçmende yüzde 11.8 oy dilimine denk geliyor. Türkiye’de siyasetin gündeminde artık Z kuşağı var.

DENİZ KILIÇ | Z kuşağını önceki kuşaklardan ayıran en belirgin özelliklerden biri de kendilerine dayatılan görüşleri kabullenmemesidir. Sorgulayıcı, araştıran, kendine yakın olanı seçen ve kendine göre bir görüşü yorumlayandır. Biraz detaylandırmak gerekirse gelişen teknolojinin içerisinde dijital çağın araçlarını etkin kullanan, kendisinden önceki kuşağa göre sokak yerine bilgisayarla oynayan, içe kapanık, bilgiye erişimi yüksek, diğer jenerasyonlar ile iletişimi zayıf olan bir görüşler bulunmaktadır.

Özellikle internetin tüm nimetlerinden yararlanan Z kuşağı, her türlü bilgiye kolay ulaşabiliyor. Siyasi tercihleri sürekli sorgulanan Z kuşağı, politik bakış açılarıyla da gündeme geliyor. Onların politik bakışlarını sadece Türkiye’deki olup biteni görmek üzerine kanaat oluşturmuyor. Z kuşağı Türkiye ile dünyayı kolayca karşılaştırabiliyor.

Ebeveynlerinin doğrularını kabullenmek yerine kendi doğrularını oluşturan ve buna göre yaşamsal standartlarını yakalayan ve en önemlisi de özgürlüğünden taviz vermek istemeyen bu kuşağın Türkiye siyasetindeki siyasi tercihleri partilerin kendisinden daha çok izledikleri politikalardan oluşuyor. Bu bakış açısında bulunan Z kuşağının siyasete bakış açısı da kendinden önceki kuşaklara benzemiyor. Kendi normlarını oluşturan Z kuşağı kendine göre siyasi eğilimlerini oluşturuyor.

CHP’nin İktidar Manifestosu: İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi

Siyasetin Odağı Z Kuşağı

2021 yılını birçok tartışmayla birlikte geride bıraktık. Ancak siyasi ve ekonomik tartışmaları yeni yıla da taşıyacağımız ortada. 2022 yılında erken seçim olur mu, olmaz mı? Bu sorunun cevabı şu an için bilinmiyor. Seçim konusundaki tek bilinen şey erken veya zamanında bir seçim için en kısa süre her gün itibariyle önümüzdeki 60 gün! Seçim için en uzun süre de 1 buçuk yıl! Yani Haziran 2023.

Türkiye aslında uzun süredir seçim atmosferini yaşıyor, iktidar her ne kadar seçim yok dese de muhalefet partileri seçim kampanyası gibi siyasi çalışmalarını sürdürüyor. Ana muhalefet partisi CHP, genel merkezden il ve ilçe örgütlerine kadar daha önce görülmemiş bir şekilde titiz bir çalışma yürütüyor. CHP, tüm sandık görevlilerini şimdiden belirlemiş durumda. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu il il dolaşıyor, basın toplantıları düzenliyor, akşam eve gittiğinde de video çekip Twitter’dan paylaşıyor. Kılıçdaroğlu son dönemde özellikle gençlere yönelik söylemlerde bulunuyor. Sosyal medyayı önemsiyor, kendi Twitter profil hesabında “CHP Genel Başkanı / Gençlerin Demokrat Amcası” yazıyor.

Yürüyüş: Kılıçdaroğlu Ne Söyledi, Ne Yaptı ve Şimdi Ne Yapmak İstiyor?

Kılıçdaroğlu, Gençlerle Diyalog İçin Samimi Çaba İçerisinde

Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde iktidara geldikleri ilk 6 ay içerisinde gençler için yapacakları 6 maddeyi açıkladı. Bu vaatler arasında gençlerin ilk cep telefonundan ve ilk arabasından ÖTV’nin sıfırlanacağı, internet paketlerinden vergi alınmayacağı ve indirimli paketlerden yararlanabileceği yer alıyordu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Z kuşağıyla ile de yakın ilişki kurma gayretinde. Jahrein kullanıcı adıyla bilinen Ahmet Sonuç’un Twitch kanalındaki canlı yayınına katılan ilk siyasi lider olan Kılıçdaroğlu’nun konuk olduğu programı 320 bin kişi izledi. Katıldığı bu yayında gençlere seslenen Kılıçdaroğlu “Size sözüm söz beraber bu ülkeyi aydınlığa çıkaracağız. 6 ay içinde göreceksiniz başka bir Türkiye… Ben Kılıçdaroğlu’nu istediğim gibi eleştiririm başıma hiçbir felaket gelmez… Hepsini göreceksiniz. Özgürlüğü göreceksiniz. Konsollarınızı daha ucuza alacaksınız. İnternet erişiminiz çok daha rahat olacak” dedi. Her şeyden önemlisi Kılıçdaroğlu’nun gençlerle iletişim kurma çabası, gençlerin sempatisini kazanıyor.

Bu arada Kılıçdaroğlu’nun Jahrein’e konuk olduğu programda, yayını izleyen 320 bin kişinin tamamına yakınının gençlerden oluştuğunu belirtmek istiyorum. Mitinglerde toplanamayacak kişi sayısına sosyal medyanın gücü sayesinde ulaşılabiliyorsunuz. Siyasi propaganda da artık klasik yöntemlerin bittiğini görüyoruz.

Yılbaşı öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni yıl reklam filmi yayınlandı. Reklamdaki detay da yine gençlik üzerine kurgulanmış. Babasının 19 yıllık oltasının iş yapmadığını gören genç kız, babasına artık oltasını değiştirmesi yönünde uyarıda bulunuyor. Oltada ısrarcı olan baba, genç kızın ısrarı neticesinde oltasını değiştiriyor ve bir kova balık tutuyor. Reklam filminde verilen mesajın gençler üzerinden verilmesi dikkat çekici. Türkiye sosyolojisi değişiyor, eskiden aile büyükleri siyasi tercihlerini gençlere empoze ederken şimdi ise durum tam tersi. Yani Türkiye’de siyaset sosyolojisi artık tamamen değişiyor. Bu değişimin ilk seçimlere yansıyıp yansımayacağını hep birlikte göreceğiz.

Okumak için tıklayın

Yazarlar

İstanbul’un Sahibi Meselesi

cengiz Erdil İstanbul'un sahibi

İstanbul’un sahibi meselesi… Bu kadim kentin böyle bir derdi yok. Sahibini hiç aramadı, istediği sadece sevgi ve saygı oldu. Doğasını ve tarihini emanet olarak görenlerin yolunu gözledi hep.

CENGİZ ERDİL | ‘İstanbul kimin malı?’ sorusuna birden fazla yanıt verilebilir. Solcusu ‘halkın kenti’, sağcısı ‘sahip çıkanın kenti’, ortada gezinenler ‘bana faydası olanın kenti’ diyebilirler mesela…

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu yılın son günlerinde sahipliğin kendilerine ait olduğu söyledi ve “İstanbul’un yeniden sahibini bulması lazım, bu da AK Parti’dir” diyerek, kenti babasının tapulu malı olarak görenlerin yüreğine su serpti!

Erdoğan, 2019 seçimlerinde de kazanan muhalefetin adayı olunca da yeni başkan İmamoğlu için ‘Topal Ördek’ tanımlamasını yapmıştı.

Belediye Başkanlığı sırasında yetki azlığından şikayetçiydi Erdoğan. Siyasi hayatında ağır bir seçim yenilgisi alınca Belediye Başkanlarının yetkilerini kısıtlamayı hedefe koymuştu. Kayyumlarla başladı, kentlerin rant getirecek planlarına belediyelerin müdahalesini engelleyecek her şeyi yaptı.

İstanbul’un onlar için ne anlama geldiği artık herkesin malumu… Burası büyük bir rant kapısıdır. Cumhuriyet tarihimiz kendisiyle bu kadar uğraşılan bir belediye başkanı görmedi. Elini kolunu bağlamada ipin uzunluğu boğaz köprülerini bir gider bir gelir; o derece yani… İmamoğlu’nun başına gelenler topal ördeği falan geçti, tüyleri yolunmuş tavuğa döndürmeye çalışıyorlar.

Kentte 10 metronun yapımını sürdüren İstanbul Belediyesi’nin para kaynaklarını kesiyorlar, belediye kadrolarına teröristleri aldığı yalanını atıyorlar.

Şaşırıyor muyuz? Hayır… Demokrasiyi tramvay durağı olarak gördüğünü, zaten yıllar önce söylemişti.

Bu sahiplik egosu acayip bir şey. İnsana psikolojik dengesini kaybettiriyor bir anda…

Neyse; buradan geçelim sahipsiz(!) İstanbul’un can yakıcı sorunlarına…

Cengiz Erdil yazdı: ‘Kanal İstanbul ile Bir Coğrafya Alt Üst Olacak’

Melen Barajı Ne Zaman Bitecek?

İstanbul’un yakın gelecekte en büyük sorunu ‘su’ olacak. Kaçağıyla, ziyaretçisiyle nüfusu 20 milyonu bulan bu kente nehirler yetmiyor artık.

Melen Projesinin biteceği tarih bile verildi ama inşaatın sorunlu olduğu ortaya çıktı.

Melen Barajı bitebilseydi, İstanbul’a yılda 1 milyar 77 milyon metreküp su ulaştıracaktı. Melen projesi artık umutsuz bir vakaya dönüştü. Henüz su toplamayan gövdesindeki çatlaklar nedeniyle mahkemelik oldu. Merkezi yönetim, İSKİ’den de aldığı paralara rağmen bu projeyi bitirmiyor. Barajın anahtarını İstanbul’a vermeyecek.

ÖZEL HABER |‘Marmara Denizi, ‘Hayalet Deniz’ Olabilir!’

Metroların Yapımı, Kentsel Dönüşüm ve Marmara’nın Temizliği

İstanbul’un can alıcı sorunları bunlardır.

Ulaştırma Bakanlığı Belediye ile iş birliği yapacağı yerde rekabet ediyor, ‘Benim metrom senin metronu geçer’ türünden tartışmalara giriyor. Bu kentin 10 yıl içinde yeraltına inmesi lazım, ulaşım başka şekilde çözülemez. Konunun uzmanlarının yıllardan beri söylediği raylı sistem projelerinde bile siyasi çıkar hesabı içindeler.

Deprem bekleyen İstanbul’da kapsamlı kentsel dönüşüm projeleri üretilemiyor. Herkes para hesabının içinde olunca, sorun çözülemiyor. Büyük depremin sonuçlarını çok acı hissedeceğiz.

Marmara’nın temizliği ise rüzgar ve akıntılara, kısacası doğanın iyi niyetine bağlandı! TBMM Müsilajı Araştırma Komisyonu değerlendirmesine göre, Marmara’da kirliliğin yüzde 77’si İstanbul’dan kaynaklanıyor. Bunu yerel yönetim tek başına önleyebilir mi? İstanbul’a 10’dan fazla mikro biyolojik arıtma tesisi lazım. Ülkeyi yönetenler, bir kuruş para vermezler bu işlere…

Yıllardır kentlerin çöp deposu olarak görülen Marmara’yı bir de Kanal İstanbul ile birlikte düşünün.

Çok parçalı hale gelecek İstanbul’un tapusu, işte o zaman serbest piyasa maceracılarının elini yakacak.

* Bu yazı 25.12.2021 tarihinde Gazete Pencere’de yayımlanmıştır.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Kazdağları’nda Atık Dağları

cengiz Erdil Kazdağları ayvalık

Geçen haftaki yazımızda Anadolu’nun birçok yerine kazılan atık havuzları ve barajlarından bahsetmiştik. Az söylemişiz; bir de atık dağları çıktı karşımıza. Kazdağları çevresinde vahşi depolama sonucu ortaya çıkan atık dağları sorunumuz var. Giresun Şebinkarahisar’dan sonra ikinci havuz faciası haberi Balıkesir’in Ayvalık ilçesinden geldi. 

CENGİZ ERDİL | Karaayıt Köyü yakınlarındaki demir madeni ve zenginleştirme tesisisin atık depolama alanı çöktü. Atıklar hemen yakındaki dereye karıştı. Dereden de doğrudan tarım alanlarının sulanmasında büyük önemi olan Madra Barajı’na…

Şirket yetkililerine göre bir tehlike yok. Kazdağları Doğa ve Kültürü Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan’a göre ise yörede tarım alanlarını, içme sularını kemiren sinsi bir tehlike yıllardan beri devam ediyor.

Söz konusu şirketin neredeyse 60 yıllık bir mazisi var. Maden ocağı faaliyete geçtiğinde, Çevre Mevzuatı yani ÇED raporu falan yoktu. Devlet, şirketin vahşi depolamayla atık dağları oluşturmasına ‘kazanılmış hakkı var’ diyerek göz yumdu. Şirket sadece atıklarla dere arasına beton bariyerler kurdu, hepsi o… Bariyerler çökmek için adeta gün sayıyordu. O gün gelince de tarım alanları için iş işten geçmiş oldu.

Ayvalık’ta Yaşam Savunucuları İsyanda: ‘Madra Barajı Ölmüştür’

Ekoloji Birliği Uyarıyor

Ekoloji Birliği açıklamasına göre, madenin başına gelen bu kaza ilk değil. Daha önce de olmuş böyle şeyler ama kimin umurunda. Demir cevherini zenginleştirme tesisine ÇED raporu verilmiş ancak hem çevreciler hem de Ayvalık Belediyesi dava açmış.

Ekoloji Birliği şimdi bakanlıkları, yerel yönetimleri ve de savcılığı göreve çağırıyor: “Felaketin boyutları incelensin, Madra Barajı, dere ve civar sularda ağır metal ve kirlilik tahlilleri yapılarak sonuçlar kamuoyu ile paylaşılsın ve gerekli önlemler alınsın.”

Amasya ve Tokat’ta Mesaj Var

Şebinkarahisar’daki atık havuzunun patlamasının ardından Kılıçkaya Barajı, Yeşilırmak ve Kelkit Çayı’nın tehlike altında olduğu ortaya çıkmıştı. Tahlil sonuçlarından da henüz ses seda yok.

Amasya Tokat Çevre Platformları yaptıkları açıklamada bölge için yaşanan veya yaşanacak tehlikelere işaret ediyor: “519 kilometre uzunluğundaki Yeşilırmak’ın kolu olan Kelkit Irmağı üzerinde bulunan Kılıçkaya Barajı’nın kirlenmesi, tüm Kelkit Vadisini, Erbaa ve Taşova’sını, Hasan ve Suat Uğurlu Barajlarını, Samsun-Çarşamba Ovasını olumsuz yönde etkileyecektir. Bu bölgeler tarım ve hayvancılık açısından çok önemlidir, Bölgenin ve ülkemizin gıda ambarıdır. Kelkit Irmağı bölgemizin can damarıdır. Kelkit Vadisi’nin ve Yeşilırmak Havzası’nın doğal ekosistem, HES’lerle bozulmuşken, şimdi de madenlerle zehirlenmektedir”

Amasya ve Tokat’ta son yıllarda çok sayıda maden ruhsatı verildiği belirtilen açıklamada, toprakları bereketli bu iki ilimizin yüzde 54’nde maden arama ve işletme ruhsatı işleme konulmuş durumda.

Tarım yatırımlarının dünyada giderek önem kazandığını görüyoruz. Tarım ürünlerinden daha değerli maden bulmak zor olacak.

Amasya ve Tokat Çevre Platformu’nun açıklamasındaki son söz de bu nedenle anlamlı: “Tokat’ın yaprağı, Amasya’nın elması bizim altınlarımızdır.”

* Bu yazı, 18.12.2021 tarihinde Gazete Pencere’de yayımlanmıştır.

Av. İsmail Hakkı Atal :’Bakan Pakdemirli, Yüce Divan’da Yargılanmalıdır’

Okumak için tıklayın

Yazarlar

Ormanlarda Sürdürülebilir Olmayan Kullanım Sorunu

orman ormancılık Ayhan küyük

Sağlıklı bir ormanın kendini yenilemesiyle, o ormandan sürdürülebilir bir şekilde süresiz olarak hasat yapılması mümkün olmalıdır. Ne yazık ki tüm dünya ormanlarında bu nadiren yapılıyor.

Ormanlar, hasat edilmek için insanlar tarafından o kadar hızlı kesiyor ki, kısa sürede birçok bölgede yok olmuş olacak. Yağmur ormanları buna en iyi örnektir. Her yıl 13 milyon Ha’nın üzerinde orman traşlanmaktadır.

AYHAN KÜYÜK | Ormanda ağaçlar birçok nedenden dolayı kesilir. Geçmişte, bahçe yapmak için arazi temizlenerek ağaçlar kesildi. Günümüzde modern büyük ölçekli tarım ile ormanlar her zamankinden daha hızlı temizleniyor. Soya tarımı ve palmiye ağaçlandırmaları buna en iyi örnektir. Ayrıca eskisi gibi olmasa da yerel halka yakacak odun sağlamak için de ağaçlar kesiliyor. İnsan sayısı arttıkça ormanlar daha hızlı yok oluyor.

Ancak birçok orman için belki de en büyük sorun kereste ve lif yonga endüstrisidir. Ağaçlar başka ülkelere ihraç edilmek üzere çok kolayca satılabilir. Ağaçlar eskiden yerel kullanım için kesildiği sürece, odun talebi yerel halkın ihtiyaç duyduğu ve kullanabileceği şeylerle sınırlıydı. Çoğu orman, bu yerel ihtiyaçları karşılayacak kadar büyümekte, ancak ihracat pazarı asla tatmin edilemez boyuttadır.

Küresel İklim Değişikliği İle Mücadelede Çözümün Merkezi: Ormanlar

Ormanlara Yönelik En Tehlikeli Tehdit: Sınırsız İhracat Pazarı

Özellikle pandemi koşullarında AB Ülkeleri orman kesimleri büyük ölçüde durdurmuş durumdalar. Böyle bir ortamda kereste ve lif yonga şirketleri, taleplerini bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin ormanlık alanlarından karşılamaktadırlar. Çok kolayca ve hızlı bir şekilde taleplerin bir kısmını karşılasa da yine de dünyanın odun arzı bu taleplerin sadece küçük bir kısmını karşılayabilir.

Böylece dikkatli bir şekilde yönetilirse yerel halkın ihtiyaçlarını sonsuza kadar karşılayabilecek bir orman kaynağı tüm dünyada hızla yok ediliyor. Bu bağlamda ormanlara yönelik en acil ve tehlikeli tehdit, ihracat pazarının asla doldurulamayacak açık ve sınırsız arzusudur. Modern ormancılık ekipmanları o kadar çok hızlı gelişiyor ve o kadar verimli ki devasa ormanları çok hızlı bir şekilde kesiyorlar. Birçok ülke özellikle tropikal ormanlara komşu ülkeler, ormanlarının çoğunu ihracat pazarı için kereste şirketlerine satmıştır.

Büyük ölçekli tarım için ormanı temizlemek veya hayvancılık için mera yapmak ikinci en tehlikeli tehdittir. Ormanı yerel halkın yakacak odun için temizlemek de yerel nüfusun hızla arttığı büyük bir tehlikedir.

İklim Değişikliği, Sel ve Taşkınların Olumsuz Etkisini Artıracaktır!

Biyokütle Enerji Santralleri Ormanlar Üzerindeki Baskıyı Artıracaktır

Dünya ormanlarını bekleyen en yenilikçi başka bir tehdit de biyokütleye dayalı enerji santrallerinin varlığıdır. Son yıllarda mantar gibi çoğalan sözüm ona yenilenebilir bir enerji kaynağı olan odunun yeşil enerji olduğunu savunan biyokütle enerji santralleri her ne kadar atık odunları kullandıklarını söyleselerde ileride çıkabilecek odun ihtiyacı dar boğazlarını ormanlardan karşılamak isteyeceklerdir. Bu durum ormanlar üzerindeki baskıyı artıracaktır.

Glasgow’da yapılan COP26’nın anlaşma metninde belirtildiği üzere, iklim eylemi ve dayanıklılık konusunda ormanlarının sağlam bir role sahip olduğu vurgulanarak, ülkelerin 2030 yılına kadar ormansızlaşmayı sona erdirecek tedbir almaları istenmiştir.

Ormansızlaşmayı durdurmak için kereste, lif yonga, biyokütle enerji şirketleri ile tarımdan kaynaklanan orman tehditleri ve artan insan sayısı, dikkatli, sürdürülebilir orman yönetimi politika, plan ve programlarını gerektiriyor.

Okumak için tıklayın

Yazarlar

Bir Toprak Adamı: Yunus Gökduman

yunus gökduman Cengiz Erdil

Kemalpaşa, İzmir’in kirazıyla ünlü şirin ilçesidir. Kirazını dünya bilir. Yıllık ortalama 50-60 ton olan kiraz üretiminin büyük bölümü Avrupa’ya ihraç edilir. Daha kiraz dalları sarmaya başlarken müşterisi hazırdır. Bu yüzden Avrupa Perakendeciler Birliği İyi Tarım Uygulamaları sertifikası almış bir ilçemizdir Kemalpaşa.

CENGİZ ERDİL | Kemalpaşa’da babadan, atadan bahçeciliği öğrenen zeytin ve kiraz üreticisi Yunus Gökduman’a kulak verelim. Yunus Gökduman emekli bir öğretmen. 34 yıllık öğretmenliğinin yanı sıra  beldesinde kirazın duayeni olarak bilinir. 45 kiraz, 25 de zeytin ağacının olduğu küçük bir bahçesi var. ‘Toprak versin karnım doysun’ diyenlerden değil; Yunus öğretmen bilinçli bir üretici.

Belediyelerin Tarıma Olan Desteği

Mesela Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne telefon açıp Başkan Mansur Yavaş’a tarıma verdiği destek için teşekkür ederken, küçük üreticinin neden desteklenmesi gerektiğini anlatan, dağarcığı geniş bir öğretmen Yunus Gökduman…

Mansur Yavaş’a ‘Neden teşekkür ettiniz?’ diye sorduğumda, şöyle derin ahh çekip başladı anlatmaya: “Çünkü Ankara Büyükşehir Belediyesi küçük üreticiye uzmanlarıyla yol gösteriyor, çapasına, ilaçlamasına, hasadına yardımcı oluyor. Küçük üreticinin aydınlatılmaya, makine desteğine ihtiyacı var. Mansur Bey kısıtlı imkanlarıyla bunu başarıyor.”

Daha sormadan sözü, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üreticilere olan fidan desteğine getiriyor Yunus Gökduman, “Belediyenin fidan dağıtımındaki sorun bilgisizlikten kaynaklanıyor. Bana da 25 fidan verdiler, ancak fidanın menşei hakkında bir bilgi yok. 3-5 yıl sonra bana nasıl bir ürün verecek? Bu konuda bilgiler yok.”, ‘Ne yapılmalı?’ sorusuna yanıtı şöyle Yunus Hocanın:

“Tarımı desteklemek belediyelerin ilk görevi değil. Son yıllarda belediyeler iyi niyetle üreticinin yanında yer alıyorlar. İzmir Bölgesi’nin bence sorunu şu; belediye her yıl yöre tespiti yapıp oraya ağırlık vermeli. Fidan topraktan sökülüp kısa sürede dikilirse verimli olur. Fidanları kamyonlara doldurup köy köy gezdiremezsin. Belediye, uzmanlarıyla gelip geleneksel yöntemlere alışmış köylüye yol gösterecek. Tüm mesele bu…”

Yahu! diyorum. Bunlar Tarım Bakanlığı’nın görevleri değil mi? “Bakanlık bu bürokratik yapısıyla artık sorunların üstesinden gelemez. Dertleri zaten büyük üretici, ‘daha çok ihracat’ diye bazı uygulamalar peşindeler.” diyor.

Zeytin Hasadında Yüzler Gülmüyor

Ülke Kalkınmasının Temeli: Küçük Üretici

Yunus Gökduman’a göre; genç nüfusun tarıma kazandırılması, işsizliğin azalması, göçün önlenmesi, sağlıklı ürünler alınması, hepsi küçük üreticinin desteklenmesinden geçiyor. Aile tarımı desteklenirken, sosyal güvence altına alınmalı, kooperatifleşmeye rehber olmalı, desteklemelerdeki kırtasiye azaltılmalı ve kolaylaştırılmalı, sanayi ve şehirleşmede verimsiz araziler tercih edilmeli. Tarım arazileri gözümüz gibi korunmalı.

Yunus hocaya zeytin hasadını soruyorum. Şöyle yanıtlıyor: “Ben bu yıl fazla verim alamadım. Kuraklığın etkisi oldu ama zeytin ağacı bir yıl durur, bir yıl verir. Yeter ki don olmasın. Devlet dökme yağ ihracını yasakladı ama arkasında duramadı. Hala dökme yağ ihracı yapılıyor. İtalya bizden dökme alıyor, kutulayıp dünyaya satıyor. Zeytinyağını mutlaka asit oranlara göre, şişeleyip veya kutulayarak ihraç etmeliyiz.  

Yunus hoca tarıma dair çok konuştu, son sözünü şöyle bağlayayım; “Tarımda destek için komşuya bak. Yunanistan üreticisine ne veriyorsa, devlet de o’nu verecek. Gübre fabrikasını kapatan bizi ithal gübreye bağımlı kılan devletin yeniden tarımla barışması lazım.”

Kanal İstanbul ile Bir Coğrafya Alt Üst Olacak

* Bu yazı 04.12.2021 tarihinde Gazete Pencere’de yayımlanmıştır.

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

İklim Krizi’ni Yaşıyoruz: ‘Yok Oluş Hikayesinin Parçası Olmayın’

Deniz Kılıç iklim krizi

Son günlerde yaşadığımız aşırı lodos yüzünden maalesef can ve mal kayıpları yaşadık. Türkiye, dünya üzerindeki konumu itibariyle dört mevsimi yaşayan bir ülkeydi. Ancak son yıllarda iklim krizinin etkisiyle, sadece yaz ve kış mevsimlerini hissedebiliyoruz. Artık sonbahar ve ilkbahar mevsimleri eskisi gibi hissedilmiyor.

DENİZ KILIÇ | İklim, bir yerde uzun yıllar boyunca sürekli olarak aynı ortalamada devam eden hava sıcaklığıdır. İklim değişikliği ise bu ortalamalardaki değişikliğin yaşanmasıdır.

İklim krizinin nedenleri tabi ki insanlara dayanıyor. Kişisel bakımda kullanılan kozmetik ürünlerinden, günlük yaşamda tüketilen birçok ürüne, santraller, fabrikalar, fosil yakıtlar, yani akaryakıttan kömüre kadar neredeyse Sanayi Devrimi sonrası kullandığımız ya da tükettiğimiz hemen hemen her şey, iklim krizine sebep olmaya devam ediyor.

En basit haliyle özetlemek gerekirse, fosil yakıtlar yanıcıdır. Yanan bu fosil yakıtlar havaya sera gazı adı verilen karbondioksitten oluşan gaz salımı yayıyor. Bu gazlar güneş ışınlarıyla ısıyı emerek, gezegenimizin sıcaklık seviyesini yükseltiyor.

Bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre dünyada sıcaklık artışı oldukça belirgin. Bunun önüne geçilmezse gelecekte endişe verici sonuçlarla karşılaşılması kaçınılmaz bir gerçek. Örneğin 19. yüzyıl ile günümüzü kıyaslayan bilim insanları, ortalama 1,2 santigrat derece havanın daha da ısındığını belirtiyor. Artan sıcaklık miktarı ile aynı döneme göre karbondioksit gazlarının artış miktarı ise yüzde 50’den daha fazla. Böyle devam ederse yakın gelecekte insanlığın geleceği tehdit altında olacaktır.

İklim  krizinin olumsuz sonuçlarının daha da artmaması veya azaltılması için ‘ortak mücadele’ sergilenmesi gerekiyor. Eğer ki ortak mücadele sergilenmezse, bilim insanları bu ısınmanın 4 derece kadar artacağını ifade ediyor. Bu da milyonlarca insanın iklim göçüne sebep olması, tarımsal üretimin çökmesi, kuraklığın her yere yayılması ve birçok bitki ve hayvan türünün yok olması demek.

İklim Krizi Etkisini Artırıyor: ‘Ekolojik Yok Oluşa Sürükleniyoruz’

2100 Yılına Kadar Dünyanın 1,5 Derece Artarsa Neler Yaşanabilir?

  • İngiltere ve Avrupa aşırı yağışlar nedeniyle, artan sel felaketleriyle karşılaşacak.
  • Orta Doğu ülkelerinde aşırı sıcak hava dalgaları yaşanacak ve tarım alanları çölleşecek.
  • Pasifik bölgesindeki ada ülkeleri, denizlerin yükselmesiyle tamamen sular altında kalacak.
  • Birçok Afrika ülkesinde kuraklık ve gıda sıkıntısı riski artacak.
  • ABD’nin batısında kuraklık ihtimali yükselirken, diğer bölgelerinde şiddetli fırtınalar yaşanacak.
  • Avustralya aşırı sıcaklık ve kuraklık dönemi yaşayacak.

Hükümetlere ve Bireylere Düşen Görevler Var!

2015 yılında Paris’te tarihi bir anlaşmaya varıldı. Ülkeler, iklim değişikliği gibi küresel öneme sahip bir konuda ancak bir arada ve birlikte eylem planı geliştirdikleri takdirde başarılı olunabileceği fikrine vardı. Paris Anlaşması ile yüzyıl sonuna kadar, yani 2100 yılına kadar dünyadaki sıcaklık artışının 1,5 santigrat dereceyle sınırlamak için eylem planı hazırlandı. Buna göre birçok ülke 2050 yılına kadar ulusal karbon salımını sıfırlamayı vadetti. Ancak bunu hükümetlerin tek bir eylem planı içerisinde, aynı anda hayata geçirmesi gerekmektedir.

Hükümetlerin aldığı kararların yanı sıra bireylerin de iklim değişikliğine yönelik yapabileceği şeyler var. Örneğin enerjinin daha verimli kullanılması, israf ve aşırı tüketimden kaçınılması, yenilenebilir ürünlerin tercih edilmesi, otomobilsiz bir hayatın yaşanması ya da elektrikli araçlara yönelinmesi, daha az hava yolculuğunun yapılması gibi…

CHP Gençlik Kolları Başkanı’na 11 Ay Hapis Cezası

Yok Oluş Hikayesinin Parçası Olma!

Dünya üzerinde her geçen gün kendini hissettiren iklim krizi, adım adım dünyamızı bir yok oluşa sürüklüyor. İklim krizi için bugün yapılmayan her şey, yarın daha kötü sonuçların yaşanmasına sebep olacak. O yüzden her bir bireyin, yapacağı şeyler küçük gibi gözükse de gezegen için büyük önem taşıyor.

Paris Anlaşması’nı imzalayan hükümetlere baskı yapmak, buradaki maddelerin uygulanmasını takip etmek de hepimiz için sorumluluk. Özellikle Türkiye’de yaşanan çevre felaketlerini düşününce, hepimizin sorumluluğu artıyor.

Okumak için tıklayın

Yazarlar

Kanal İstanbul ile Bir Coğrafya Alt Üst Olacak

Cengiz Erdil iklim zirvesi kanal istanbul

İklim Zirvesi geldi, geçti. Bazı bilim insanları ‘havanda su dövüldü’ derken, çoğunluğu ‘iyi bir zirve oldu, en azından siyasetçiler dünyanın fazla zamanının kalmadığını anladılar’ şeklinde düşüncelerini belirttiler.

CENGİZ ERDİL | Dünya medyası da daha çok liderlerin katıldığı oturumlara ilgi gösterdi, bilim insanları kürsüde konuşurken uyuklayan lider fotoları medyada yer aldı.

İklim Zirvesi’nin şiarı ‘çok alametler belirdi, kıyamet yakındır’ oldu desek yeridir. Dünya atmosferindeki ısınmanın birazcık düşürülmesi bile insanlık tarihi için başarı olacak. Zirvenin sonuçlarını göreceğiz, çünkü dünyanın uygar ülkelerinde bu işin ciddi gözlemcileri olacak artık. Devletler, şirketler halka hesap verecek.

Darısı ülkemizin başına…

Şimdi zirvenin altını çizdiği önemli bir konuya geçelim.

Sezin Öney: ‘COP26’da Taahhüt Var, Yaptırım Yok’

Orman ve Verimi Araziler Yok Oluyor

Hava sıcaklığındaki olağanüstü değişim insan kaynaklı… Çok nedeni var da, en önemlileri olan iki maddenin altı bu zirvede üstüne bastıra bastıra çizildi.

Şöyle deniyor zirvenin sonuç bildirisinde; “İklim Zirvesi ile bir dizi ülke 2030 yılına kadar orman kaybını ve arazi bozulmasını durdurmak için birlikte çalışma taahhüdünde bulundular.”

Orman kaybı ve arazi bozulması… Doğru teşhis, tam isabet… Ancak farklı uygulamalarının farklı yorumlarla hayata geçirildiği bir dönem yaşayacak bu dünya. Söz konusu taahhüde imza koyan ülkeler arasında Türkiye de var. Ancak bizim durumumuz vukuatlı.

Zirve öncesi yapılan sanal hazırlık toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Millet Bahçeleri’ üzerinde durdu. O toplantıya katılan liderler ‘bahçelerden orman çıkmaz’ diye düşünmüş olacaklar ki; sonunda Paris Anlaşması‘nı imzaladık.

Kentlerdeki yeşil alanların yaygınlaşmasına kim katkına bulunuyorsa sağ olsun, var olsun ama orman farklı bir hayata alanı.

Ülkemizin son 20 yılda orman, mera ve tarım alanı kaybı çok arttı. Türkiye 30 yılda 40 milyon dekar tarım alanını kaybetti. Uzmanlara göre, her gün bir futbol sahası alan yok olup gidiyor. Orman alanlarında maden aramalarına, taş ocaklarına, santral yapımlarına izin veriliyor. Sahiller  ‘kalkınma’ adı altında dev turizm işletmelerine açılıyor. Betonun yeşili yuttuğu bir tarihsel süreci yaşadık, yaşıyoruz. Köylerin mahalle olduğu bir sistemi, seçim hesapları için dayattıklarında; Türkiye tarım trenini kaçırmıştı, çoğunluk farkına varamadı. AKP iktidarının gözlerini kupon arazi ve beton bürümüş. Hazine arazileri yangından mal kaçırırcasına yandaşlara satılıyor.

COP26 Türkiye Koalisyonu Tutum Belgesi: ‘Halkların Öz Gücüne Güveniyoruz’

Şimdi Geliyor Gelmekte Olan! Kanal İstanbul…

Kanal İstanbul, Trakya bölgemizin şeklini değiştirecek, bir coğrafya alt üst olacak.

Buradaki arazi bozulmasını ve kaybını anlatmak için yazıyı sayılara boğmaya gerek yok. Şunu yazalım; kanal yapımıyla bölgenin iklimi, iki denizin su sıcaklığı ve akıntıları bile değişecek.

Trakya’da artık tarımı unutacağız. Peki; bu projede ortaya çıkan, arazi bozulmasını, orman kayıplarını, su kaynaklarının yok olmasını nasıl anlatacağız? Ormansızlaştırmaya ve arazi bozulmasına engel olduğumuzu nasıl ispatlayacağız?

Dünya tarihine en büyük arazi bozulması kaydıyla geçecek Kanal İstanbul, bundan böyle yapılacak iklim ve çevre zirvelerinin başlıca konusu olacak herhalde.

* Bu yazı 20.11.2021 tarihinde Gazete Pencere’de yayımlanmıştır.

Okumak için tıklayın

Yazarlar

Rakamlar Korkunç: Türkiye’de 720 Bin Çocuk İşçi Var

Dünya çocuk hakları günü

Bugün 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü. Geleceğimizin teminatı olan çocuklar maalesef ki dünyanın her yerinde eşit olanaklara sahip olarak büyümüyor. Gıdadan eğitime kadar olan eşitsizlik zinciri çocukların her türlü gelişim süreçlerini etkiliyor.Kimi zaman gıdaya ulaşamayan kimi zaman eğitimden uzak kalan kimi zaman da çalışmak zorunda bırakılan çocuklara karşı tüm dünya ülkelerinin sorumluluk alması gerekmektedir.

DENİZ KILIÇ | 20 Kasım 1989 tarihinde toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu özellikle savaş ve yoksulluğun hüküm sürdüğü coğrafyalarda yaşam mücadelesi veren çocukları korumak ve yaşam koşullarını iyileştirmek adına, ‘Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” imzalanmıştır. Sözleşmenin imzalandığı bu tarihten itibaren her yıl 20 Kasım tarihi “Dünya Çocuk Hakları Günü” olarak bilinmektedir.

Toplamda 54 maddeden oluşan Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 45 maddesi uluslararası geçerliliğe sahip, diğer maddeleri ise devletler tarafından nasıl imzalanıp, onaylanacağı ve yürütüleceği ile ilgilidir.

Çocuk Hakları Sözleşmesinin “Her birey on sekiz yaşına kadar çocuk olarak kabul edilir. Her çocuk vazgeçilmez haklara sahiptir” ibaresinin yer aldığı 1.maddesinde çocukluğun tanımı yapılmıştır. Net bir şekilde ifade etmek gerekirse 18 yaşın altındaki herkes çocuktur ve her çocuğun vazgeçilmez haklarının olduğu belirtilmiştir.

Dünya üzerinde dini, dili, rengi, ırkı ne olursa olsun bütün ayrımcılığı ortadan kaldıran Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesinde; “Çocuk Hakları, bütün çocuklar içindir. Doğum yerleri, konuştukları dil ne olursa olsun fark etmez. Büyüklerinin inançları ya da görüşleri nedeniyle hiçbir çocuğa ayrım yapılmaz” ifadesi yer almaktadır. Evrensel nitelikte olan sözleşmenin bu maddesi aynı zamanda hangi coğrafyada dünyaya gelirse gelsin, her çocuğa eşit davranılması gerektiğini belirtmekle beraber bir çocuk hangi ailenin bireyi olursa olsun, ona göre muamele yapılmamasının önüne geçmiştir.

Sözleşmenin 3. Maddesi; “Çocuklarla ilgili bütün yasa ve uygulamaları oluşturanlar, önce çocukların yararını düşünmek zorundadır. Devlet, çocukların koruma ve bakımını üstlenenlerin sorumluluklarını yerine getirmeleri için önlemleri alır ve onların sorumluluklarını yerine getirip getirmediklerine bakar” ifadesi devletlerin çocuklara bakış açısının nasıl olması gerektiğini açıkça belirtmiştir.

Demokrasiye Sahip Çıkmak, Cumhuriyet’e Sahip Çıkmakla Başlar

Çocuk Hakları Kağıt Üzerinde: Çocuk İşçi Sayısı Artıyor

Toplamda 54 maddeden oluşan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, günümüzde çocukların haklarını korumak için en geniş kapsamlı hukukî metin durumundadır. Peki ya dünya üzerindeki çocuklar ne kadar mutlu? Gıdandan eğitime kadar hangi haklardan yararlanabiliyor? Aslında konuyu detaylı bir şekilde ele aldığımızda araştırmaların iç açıcı olduğunu göremiyoruz.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve UNICEF tarafından Haziran 2021’de yayımlanan rapora göre, çocuk işçi olarak çalıştırılan çocukların sayısı dünya genelinde son dört yılda 8,4 milyon artış göstermiştir. Böylelikle dünya genelindeki çocuk işçi sayısı 160 milyona yükseldiği görülüyor.

Bu rakamlara COVİD-19’un da etkili olduğu belirtiliyor. Raporda çocuk işçiliğinin son dönemde ciddi artış gösterdiği görülüyor. Ayrıca, raporda çocuk işçilerinin toplam rakamın yarısından fazlasını 5-11 yaşları arasındaki çocuklar oluşturduğu görülmekte. Sağlıklarına, güvenliklerine ve ahlaklarına zarar verebilecek tehlikeli işlerde çalışan 5-17 yaş arası çocukların sayısının 2016 yılından bu yana 6,5 milyon artarak 79 milyona yükselmesi de dikkat edilmesi gereken bir başka veridir.

En Çok Çocuk İşçi Tarım Sektöründe

Raporu incelediğimizde öne çıkan bazı bulgular:

Çocuk işçi olarak çalışan çocukların yüzde 70’i (112 milyon) tarım sektöründe çalışıyor. Ardından yüzde 20 ile hizmet (31,4 milyon) ve yüzde 10 ile sanayi (16,5 milyon) sektörleri geliyor.

Çocuk işçi olarak çalışan  5-11 yaşları arasındaki çocukların yaklaşık yüzde 28’i ve 12-14 yaş arasındaki çocukların yüzde 35’i okula gitmediğini görüyoruz.

Siyasi Parti Üye Sayıları: İşte Son Güncel Rakamlar

Türkiye’de 720 Bin Çocuk İşçi Var

Ülkemizdeki durumu incelediğimizde; Türkiye’de 5-17 yaş arasında 720 bin çocuk işçinin olduğu göze çarpıyor. 720 bin çocuktan yüzde 31’i tarım, yüzde 24’ü sanayi, yüzde 45’inin de hizmet sektöründe çalıştığını görüyoruz.

Tüm bu verilerin gölgesinde 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nü yaşıyoruz. “Kutluyoruz” diyemeyeceğimiz kadar tablonun kaygı verici olmasından dolayı bugünü “yaşıyoruz” diyebiliyoruz.

Özellikle kırsalda tarım sektörüne, kentlerde sanayi ve hizmet sektörüne yönlendirilen çocukların eğitimden uzak kalması geleceğimiz açısından endişe verici. Aynı zamanda çocuklara işgücü olarak bakılması, onların fiziksel ve ruhsal olarak zarar görme riskini fazlalaştırmaktadır.

Okumak için tıklayın

Yazarlar

Marmara’nın Türlü Türlü Halleri…

Cengiz Erdil k2 haber müsilaj

Salgındı, işsizlikti, açlıktı falan derken bu yıl bir de Marmara Denizi’ni kaplayan sümüksü tabakayı yani müsilajı konuştuk.

CENGİZ ERDİL | TBMM’de bu yakıcı çevre sorunu için komisyon bile kuruldu. Memleketin hayati sorunları için ‘komisyon kuralım, araştıralım’ önerilerine kulak tıkayan iktidar partileri de bu kez müsilajı masaya yatırdılar. Müsilaj Araştırma Komisyonu’nda, deniz salyasının daha çok hava sıcaklığı artışına yani iklim değişikliğine bağlandı. Yıllardan beri asıl suçlunun, devlet ve yerel yönetimler olduğu gözlerden kaçırıldı.

Müsilaj sadece bizim sorunumuz değil, deniz kirliliğinin başka boyutları da var. Glasgow’daki zirvede ‘Okyanus ve denizlere atılan yılda sekiz dokuz milyon ton plastiği ne yapacağız?’ sorunu ele alınmış. Ele alındığıyla kalmış, bir ‘İşbirliği Komisyonu’ kararı çıkmış.

Sizin anlayacağınız uluslararası bürokrasi(!) bu konuyu komisyona havale etmiş. Bilim insanlarının ‘geri dönüşümü hızlandıralım, cam imalatına ağırlık verilsin’ önerisine verilen yanıt şu olmuŞ: ’Zaten onları yapıyoruz, milyarlarca litre suyu, meşrubatı sadece cam şişeye sığdıramayız!’

İşte bu kadar…

Sizin anlayacağınız, dünyanın hali hiç iyi değil.

ÖZEL HABER |‘Marmara Denizi, ‘Hayalet Deniz’ Olabilir!’

Marmara’nın Kurtarılması Kentlerden Geçer

Marmara Denizi’ne dönersek; denizi saran bölge ülke nüfusunun en yoğun olduğu coğrafya parçası. Her dört kişiden biri bu bölgede yaşıyor. Marmara’ya bir günde iki buçuk milyon ton atık su dökülüyor. Uzmanlara göre, Ergene Nehri’nde ‘kirliliği önleyeceğiz’ diye buranın atıklarını da derin deniz deşarjı ile Marmara’ya boca ettiler. Tıpkı İstanbul Haliç’te yapıldığı gibi. Yıllardır çöplük olarak görülen Marmara’nın dibine 500 bin ton daha atık su eklendi.

Tertemiz bir akvaryuma bir bardak kirli su dökün; sonucu görürsünüz. Marmara’nın başına gelen budur.

Meclis Müsilajı Araştırma Komisyonu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u dinledikten sonra raporunu verecek. Komisyon raporunda Marmara’yı tamamen elden çıkarma projesi olan Kanal İstanbul konusunda acaba neler yazılacak? Tarihimize nasıl bir belge eklenecek?

Yine de bu komisyonda iyi laflar edildi. AKP ve MHP’liler bile Marmara’nın kent ve kasabaların yükünü taşıyamadığını itiraf etmişler. Gerçi nehirlerin, derelerin kirliliğinde topu belediyelere atmışlar. Muhalefet milletvekilleri ise ileri seviyede arıtma tesisleri kurulmasını, gri su kullanımının teşvik edilmesini, bölgeye göçün azaltılmasını ve asıl önemlisi Kanal İstanbul projesinin iptalini istemişler.

Ergene Derin Deşarjı Acilen Durdurulmalı: ‘Karadeniz ve Akdeniz De Tehlike Altında’

Müsilaj Pusuya Yattı

Marmara’nın kurtarılması önce devletin sonra çevresini saran kent ve ilçelerin sorumluluğunda. Vatandaş olarak bizlere düşen görevler de var.

Marmara’daki müsilajı halının altına süpürmekle iş bitmiyor. Bilim insanlarına göre, halının altı çok kötü durumda ve müsilaj sadece pusuya yattı, önümüzdeki ilkbaharı bekliyor.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

COP26 İklim Zirvesi’nde Neyi Tartışıyoruz?

Ayhan Küyük COP26 İklim Zirvesi Ormansızlaşma

Dünya iklim değişikliğinin hızını yavaşlatmaya, vahşi yaşamı korumaya ve milyarlarca insanı desteklemeye çalışırken, ağaçlar kaçınılmaz olarak cevabın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Ancak yine de bir yandan yağmur ormanlarının diğer yandan da biyokütleye dayanan enerji santrallerin hammadde ihtiyacı için ağaçların kitlesel imhası (ormansızlaşma) devam ediyor. Maalesef kısa vadeli kazanç için ağaçların uzun vadeli faydalarını feda ediyor.

AYHAN KÜYÜK | Ormanlar hala dünyadaki kara alanının yaklaşık yüzde 30’unu kaplıyor, ancak endişe verici bir oranda yok oluyorlar. Dünya Bankası’na göre; 1990 ve 2016 yılları arasında dünya, Güney Afrika’dan daha büyük bir alan olan 1,3 milyon kilometre kare orman kaybetti. Nature Dergisi’nde 2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre, insanlar ormanları kesmeye başladığından beri ağaçların yüzde 46’sı kesildi. Amazon yağmur ormanlarının yaklaşık yüzde 17’si son 50 yılda yok edildi ve son zamanlarda kayıplar hızla artıyor .

Ağaçların yalnızca soluduğumuz karbondioksiti değil, aynı zamanda insan faaliyetlerinin yaydığı ısıyı hapseden sera gazlarını da emmeleri başta olmak üzere ağaçlara büyük ihtiyacımız var. Bu gazlar atmosfere girdikçe, küresel ısınma artar, bilim insanlarının artık iklim değişikliği demeyi tercih ettikleri bir eğilim. Bir tahmine göre tek başına tropikal ağaç örtüsü, 2015 yılında Paris Anlaşması’nda belirlenen hedeflere ulaşmak için önümüzdeki on yılda ihtiyaç duyulan iklim azaltımının yüzde 23’ünü sağlayabilir.

‘COP26’nın Ana Gündemi Kömürden Çıkış, Türkiye Sessiz’

Ormansızlaşma Nedenleri

Dünya’da ormansızlaşma nedenleri arasında tarımsal faaliyetler, palmiye ağaçlandırmaları, hayvan otlatma, madencilik ve sondaj çalışmaları birlikte tüm ormansızlaşmanın yarısından fazlasını oluşturuyor. Özellikle soya tarlaları ile palmiye ve kahve plantasyonları bunda büyük rol oynuyor. Ormancılık uygulamaları, orman yangınları ve küçük bir oranda kentleşme geri kalanını oluşturmaktadır. Tüm bunlara birde odun yakımına dayalı biyokütle enerji santralleri ihtiyaçlarının devreye girmesiyle ormansızlaşma daha da yoğunlaşacaktır.

Orman içi ve kenarında yaşayan yaklaşık 250 milyon insan, geçim ve gelir için ormanlara bağımlıdır. Dünyadaki kara hayvanlarının ve bitkilerinin yüzde sekseni ormanlarda yaşıyor ve ormansızlaşma birçok memeli ve birçok kuş türü de dahil olmak üzere türleri tehdit ediyor. Ağaçların sökülmesi, ormanı gün boyunca güneş ışınlarını engelleyen ve geceleri ısıyı koruyan gölgelik kısımlarından mahrum bırakır. Bu bozulma, bitkiler ve hayvanlar için zararlı olabilecek daha aşırı sıcaklık dalgalanmalarına yol açar.

Ormansızlaşmanın etkileri sadece yöresel olmayıp çok daha uzaklara ulaşıyor. Örneğin Güney Amerika yağmur ormanları, Güney Amerika ülkelerindeki su tedarikinin anahtarı olup bölgesel ve küresel su döngülerini etkiler.

Tüm ormanlardan temiz su ve biyoçeşitliliğin kaybı, sabah kahvenize bile dokunarak öngöremediğimiz birçok başka etkiye sahip olabilir. İklim değişikliği açısından ağaçların kesilmesi hem havaya karbondioksit katıyor hem de mevcut karbondioksiti emme kabiliyetini ortadan kaldırıyor.

COP26 |‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

COP26’da Tüm Ekosistemi Savunan Çözümler Bekliyoruz

Dünya Kaynakları Enstitüsü’ne göre tropikal ormansızlaşma bir ülke olsaydı, karbondioksit eşdeğeri emisyonlarda Çin ve ABD’nin ardından üçüncü sırada yer alırdı. Rakamlar çok korkunç. Ancak İskoçya’nın Glasgow kentinde 31 Ekim Pazar günü başlayan ve 12 Kasım’a kadar devam edecek olan 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) öncesi 30 ve 31 Ekim’de G20 zirvesi için Roma’da buluşan liderler yaygın olarak en aşırı hava olaylarını önlemek için ön koşul olarak görülen, karbon emisyonlarını 2050’ye kadar durdurma taahhüdünde bulunmakta başarısız oldu. Roma’daki zirvede sadece salınımları yüzyıl ortasına kadar veya o civarda sadece durdurmanın öneminden bahsedildi. Daha doğrusu dilek ve temennilerde bulunuldu. Kısacası havanda su dövüldü.

COP26’da gezegenin yok oluşunda büyük rolü olan gelişmiş ülke liderlerden bizi oyalayan vaatler değil, ormanlar başta olmak üzere tüm ekosistemleri bir bütün olarak gören ve bunu savunan çözümler bekliyoruz.

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler