Connect with us

Ekoloji

1,5 Derece Neden Bu Kadar Önemli Bir Hedef?

COP26 1.5 Derece bir buçuk derece

Bir buçuk derece veya daha sıcak bir dünyada yaşamanın ne anlama geldiği hakkında gelin biraz daha bilgi edinelim.

K2 HABER | Şu anda sanayi öncesi seviyelerin 1,1 santigrat derece üzerindeyiz. Ortalama küresel sıcaklığı 1,5 derece ile sınırlamak elimizde ancak bu zor olacak ve zaman daralıyor. Küresel sıcaklık artışının feci bir düzeye ulaşmadan önce durdurulabileceğini herkesin bilmesi gerekiyor. Çünkü bunu yapmak ya da yapmamak, sadece hükümetlerin yaptığı bir seçimdir.

COP26’dan Güçlü Mesaj Çıkmalı: 1.5 Derece ile Nasıl Yaşarız?

Bir Buçuk Derece İle Neyi Kastediyoruz?

2015’te COP21’de Paris Anlaşması imzalandığından beri, bilim insanları, sanayi öncesi seviyelerin üzerinde 2 derecelik ortalama küresel sıcaklık artışının felaket olacağından ve 1,5 derecenin bile parkta yürünememesi anlamına geleceğini belirtiyor. 2021’de Kuzeybatı Pasifik’i kavuran rekor sıcaklık mı? BM Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin Ağustos 2021’de yayınlanan ‘Altıncı Değerlendirme Raporu’na göre, bu tür ısı dalgaları artık ‘yalnızca’ 1,1 derecelik sıcaklık artışından sonra beş kat daha sık yaşanıyor.

2 derecede, benzer sıcak hava dalgaları 14 kat daha sık meydana gelecek ve 2019’dan 2020’ye kadar Avustralya’yı kasıp kavuran tarihi ‘Kara Yaz’ yangınları dört kat daha sık meydana gelecek. 2 derecelik artış aynı zamanda, deniz besin zincirinin temeli olan mercan resiflerinin %99’unun kaybı anlamına gelir ve Batı Antarktika buz tabakasının geri döndürülemez bir şekilde kaybolmasını sağlar. Bunun sonunda deniz seviyesinin 5 metre (kabaca 16 fit) yükselmesine neden olur. Bu yükselme, Dünya’daki birçok kıyı kentinin büyük bölümlerini sular altında bırakmaya yetecek kadar yüksektir.

Bu nedenle, temel hedef 1.5 derecedir. Bununla birlikte, 1.5 derece bir uçurum değildir; sıcaklıklar bu eşiği aşarsa medeniyet otomatik olarak sona ermez. Aksine 1.5 derecenin üzerindeki her bir derecenin onda biri, iklim hasarlarını çok daha büyük ve genel krizin kontrol altına alınmasını zorlaştırıyor. Princeton Üniversitesi’nde Albert G. Milbank Yerbilimleri ve Uluslararası İlişkiler profesörü Michael Oppenheimer, “Bir buçuk derecenin üzerine çıktığınızda, bu etkiler doğrusal olmaya başlıyor” dedi. “İnsanların yetişmesi, uyum sağlaması çok ama çok zorlaşıyor. Ve temel olarak, iklimin bizim ona uyum sağlama ve uyum sağlama yeteneğimizin ötesinde kontrolden çıkması riski var.”

Küresel Sıcaklık Artışını 1,5 Derece ile Sınırlamak için Ne Gerekir?

Buraya nasıl geldik?

Emisyonları bilimin gerektirdiği kadar ve hızlı bir şekilde kesmek yadsınamaz bir şekilde zor olacaktır ve bunun temel nedeni insanlığın işe başlamak için bu kadar uzun süre beklemesidir. Bilim insanlarının ve iklim savunucularının ısrar ettiği gibi 30 yıl önce başlamış olsaydık, şimdiye kadar yolun büyük bir kısmını halletmiş olurduk. Ve bu kadar uzun süre beklememizin temel nedeni, bazı çok zengin ve güçlü ekonomik ve politik çıkarların, iklim eyleminin karlarına ve ayrıcalıklarına müdahale edeceğini bilmesiydi.

Araştırmacı gazetecilik, Exxon ve diğer fosil yakıt şirketlerinin 1970’lerin sonlarında – kendi bilim insanları onlara söylediği için – iklim değişikliğinin gerçek olduğunu, fosil yakıtların yakılmasından kaynaklandığını ve bildiğimiz şekliyle medeniyeti sona erdirmekle tehdit ettiğini belgeledi. Yine de şirketler, iklim eylemini engellemek için halka, politika yapıcılara ve basına yalan söylemeyi seçti.

Son zamanlarda, şirketler – bu kadar aşırı hava koşulları karşısında artık savunulamaz olan – doğrudan iklim inkarından, daha prezentabl kuzeni olan iklim gecikmesine geçtiler. Ancak iklim gecikmesi aynı derecede ölümcül, çünkü 40 yıl boyunca harekete geçmemek, daha fazla gecikme için sıfır zaman bıraktı.

Fosil yakıt şirketleri şimdi, şirketlerin yalanlarının yol açtığı iklim zararları için tazminat talep eden hükümetler ve sivil toplum gruplarından düzinelerce davayla karşı karşıya.

* Bu içerik iklim hikayesinin kapsamını güçlendiren küresel bir gazetecilik işbirliği olan Covering Climate Now’ın bir yayınının Türkçe çevirisidir. K2 Haber, Covering Climate Now’ın bir ortağıdır.

Ekoloji

HAKİM: ‘Genelge Çözüm Değil, Ölüm Getiriyor!

HAKİM tehlikeli ırk

HAKİM, ‘tehlikeli ırk’ diye belirtilen hayvanlar için genelgede belirtilen kısırlaştırma, çip takılması ve kayıt altına alınması işlemleri için belirtilen son tarihin uzatılması çağrısı yaptı. 

‘Tehlike Arz Eden Hayvanlar’ isimli genelgeye göre ‘tehlikeli ırk’ diye nitelendirilen köpeklerin 14 Ocak tarihine kadar kısırlaştırması, çip taktırılması ve kayıt altına alınması gerekiyor. Eğer bu işlemler yapılmadığı takdirde bu hayvanlardan sorumlu kişilere para cezası verilecek ve hayvanlar da ellerinden alınarak barınağa gönderilecek.

Hayvan hakları ve özgürlüğü savunucuları uzun zamandır bu uygulama için son tarihin uzatılması çağrısı yapıyor. Çünkü kısırlaştırma için küçük veya hasta olanlar için genelgede bir çözüm önerisi bulunmuyor.

Fatma Biltekin: ‘Barınak Dedikleri Yerler, Ölüm Kampı’

HAKİM: ‘Sürenin Uzatılması Şart!’

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) konuya ilişkin bir açıklama yayınladı:

“Hamile olan, yaşı kısırlaştırmaya uygun olmayan ya da hastalıktan dolayı kısırlaştırılamayan hayvanlara dair hiçbir düzenleme getirmeyen genelge ölüm demek! Genelgenin belirsizlikleri yüzünden mağdur olan sayısız yaşamdan biri de Apollo… Apollo 2 aylık, sokaktan kurtarıldı. Götürüldüğü veteriner kliniği tarafından çiplendi, kaydı yapıldı ama yaşı tutmadığından şu an için kısırlaştırılamadı. Veteriner kliniği tarafından “vakti gelince kısırlaştırılacaktır” şeklinde bir yazı da düzenlendi ama talep Tarım İl Müdürlüğü tarafından reddedildi, kısırlaştırılmadığı gerekçesiyle Apollo’nun barınağa gönderilmesi istendi.

HAKİM: ‘Sokaktaki Hayvanlar Bitmeyen Bir Soykırım Yaşıyor’

‘Kısırlatırılamayan Hayvanlar İçin Düzenleme Yok’

Apollo’nun hasta olduğu, barınakta yaşayamayacağı belirtilse de Tarım İl Müdürlüğü ‘barınak’ diye diretmeye devam ediyor. Bu da yetmezmiş gibi ilgili veteriner kliniğine ceza kesileceği belirtildi. Soruyoruz, ne istiyorsunuz bu hayvanlardan? Ne istiyorsunuz yardımcı olmaya çalışan veteriner hekimlerden, kliniklerden? Yaşı tutmayan, hamile, sağlık sorunları nedeniyle kısırlaştırılamayan hayvanlara dair hiçbir düzenlemeye yer vermediğiniz genelge çözüm değil ölüm getiriyor!

Sürenin dolmasına bir ay kala yeni ırklar dahil edildi. Hamile, yaşı kısırlaştırmaya uygun olmayan ya da hastalıktan dolayı kısırlaştırılamayan hayvanlar için hiçbir çözüm sunulmadı. Genelge bu haliyle hayvanları ölüme mahkûm ediyor ve sürenin uzatılması şart.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Dağyeni Köylülerine Sevindirici Haber: ‘Sondaj Makineleri Sökülüyor’

Dağyeni germencik

Germencik Dağyeni Köylülerinin kararlı direnişi sonuç getirdi. MTA köy yakınlarındaki sondaj makinelerini ve ekipmanları sökmeye başladı.

Evrensel’den gazeteci Özer Akdemir’in haberine göre; Dağyeni Köyü Muhtarı İbrahim Korkmaz MTA’nın sondaları söktüğü haberlerini doğrulayarak, “MTA Bölge müdürü geldi köyümüze. Arkadaşlar sondajları söküp köyünüzü terk edeceğiz dedi. Birlikte sondaj alanlarına gittik. Müdür bey orada çalışanlara ‘Ekipmanları toplayın, sondajları sökün’ köyü terk edeceğiz” dedi.

Öte yandan köylülerin sondaj alanı yakınlarına kurduğu çadırlar ve nöbet ise devam ediyor. Köy muhtarı Korkmaz, “Son ekipman da gidene kadar nöbet tutmaya devam edeceğiz” dedi.

İkizköy Direniyor: Yaşamı Savunanlar Nöbet Alanından Anlatıyor

İki Gün Süre Tanımıştık

Dağyeni köylülerinden Muammer Salık dün MTA’dan ve Ankara’dan kendilerini ikna için gelenlerin köylüler tarafından dinlenilmediğini. Köylülerin salonu terk ettiğini belirterek, “Ogün MTA müdürüne ne kadar kararlı olduğumuzu bir kez daha söyledik. Size iki gün mühlet, ya sondalarınızı sökün ya da biz gerekeni yapacağız dedik. Bugün sabah MTA müdürü gelerek sondajları sökeceklerini söyledi. “Biz çekiliyoruz, bu işin kazananı kaybedeni olmasın” dedi ancak biz biliyoruz ki bizim kararlılığımızdan korktukları için çekiliyorlar. Biz yine de tetikte duracağız. Yarın bir gün seçimden sonra gelebilirler yine” dedi.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Validebağ’da Bir Kazanım Daha: Üsküdar Belediyesi Sözleşmeyi Feshetti

Validebağ

Validebağ Korusu’nda talana karşı 200 gündür direniş nöbeti tutan doğa ve yaşam savunucularına bir güzel haber daha geldi. Üsküdar Belediyesi rehabilitasyon adı altında Validebağ’ı yok edecek sözleşmeyi feshetti.

İstanbul Anadolu yakasının en büyük ikinci yeşil alanı olan Validebağ Korusu’nda bugün yurttaşlar, nöbetin 200. günü sebebiyle bir araya geldi. Buluşmada kararlılık mesajı verilirken, ekoloji ve hak davalarının bilinen avukatı Onur Cingil tarafından da sevindirici haber paylaşıldı.

Cingil paylaştığı haberde, Üsküdar Belediyesi rehabilitasyon adı altında Validebağ’ı yok edecek sözleşmeyi feshettiğini evraklarıyla duyurdu.

Üsküdar Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne tahsis edilen 1’inci derece doğal sit alanı olan korunun ‘rehabilitasyonu’ için Bitki Dünya Sanayi adlı şirketle yapılan sözleşme, dün yapılan protokolle tasfiye edildi.

Kazdağı Koruma Derneği: ‘TÜMAD’ın Gözü Ne Zaman Doyacak?’

Ne Olmuştu?

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un “Validebağ Korusu projesine 21 Haziran Pazartesi günü başlıyoruz” açıklaması üzerine, Validebağ Gönüllüleri ve Validebağ Savunması koruda nöbete başlamıştı.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Zehirsiz Kentler Kampanyası Başladı

Zehirsiz Kentler

Zehirsiz Sofralar Platformu, ‘Zehirsiz Kentler’ kampanyasını başlattı. Platform belediyeleri, kentlerde insan ve çevre sağlığına zarar veren, biyoçeşitliliği tehdit eden pestisitlerin ve biyosidal* ürünlerin kullanımını azaltmaya, zararlı mücadelesinde zehirsiz uygulamalara geçerek sağlıklı bir gelecek için sorumluluk almaları için çağrıda bulunuyor.

Zehirsiz Sofralar Platformu yeni bir imza kampanyası başlattı. Bilindiği üzere pestisitlerin ve biyosidal ürünlerin kullanımı üreme sistemimiz başta olmak üzere tüm hormonal sistemimize zarar veriyor, pek çok kanser türüne sebep oluyor, kromozom bozukluklarına ve çocuklarda gelişim bozukluklarına yol açıyor. Aynı zamanda bu zehirler, tüm canlı ekosistemine de büyük zarar veriyor. Kampanya ile belediyelerin aynı etken/aktif maddeye sahip biyosidal ürünlerin yerine, zehirsiz alternatiflerinin kullanılması talep ediliyor.

Önemli Bir Küresel Sağlık Sorunu Daha: ‘Pestisit Kullanımı’

Zehirsiz Kentler Mümkün

İmza kampanyasın metninde bazı araştırmalara da yer verildi:

“İtalya’nın Güney Tirol bölgesindeki 19 çocuk oyun alanından, 4 okul bahçesinden ve 1 pazar yerinden alınan 96 çim örneğinin analiz sonuçlarına göre, tespit edilen 32 pestisit etken maddesinin %76’sının hormonal sistemi bozucu kimyasallar olduğu ortaya çıktı.

ABD’de yapılan bir incelemeye göre ise, okullarda en yaygın kullanılan 40 pestisitten 28’inin muhtemel veya olası kanserojen olduğu, 26’sının üreme sistemi etkileri yarattığı, 26’sının sinir sistemine hasar verdiği ve 13’ünün doğum kusurlarına neden olduğu tespit edildi.

İklim Değişikliği ve Su Yönetimi Sempozyumu’nda sunulan, Türkiye’de su kalitesine dair rapora göre, sularımızda tespit edilen 49 mikrokirleticinin 33’ü pestisitlerden oluşuyor. Bilimsel çevrelerce her geçen gün bu zehirlerin zararlarına dikkat çekiliyor ve kentlerde kullanımına yönelik yeni araştırmalar yayımlanıyor.”

Türkiye’de Çiftçilerin Saçında Bile Pestisit Kalıntısı Var

25 Tarım Zehiri Yasaklandı

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği öncülüğünde, 100’ü aşkın sivil toplum örgütü ve sivil inisiyatifin oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Pestisit Eylem Ağı tarafından başlatılan ve 165 binin üzerinde imzacının desteğini alan Zehirsiz Kampanya sayesinde, Tarım ve Orman Bakanlığı, 2020 yılında 25 tarım zehrinin yasaklanmasına ve 7’sinin de kullanımının sınırlandırılmasına karar vermişti.

* Biyosidal ürünler, içerdikleri aktif madde ya da maddeler sayesinde zararlı olarak kabul edilen bakteri, virüs, mantar gibi mikroorganizmalar, hamam böceği, kene, karasinek, sivrisinek gibi böcekler, fare ve sıçan gibi kemirgenler üzerinde zararlı organizmaların hareketlerini kısıtlayan, uzaklaştıran, zararsız kılan ya da yok eden kimyasal veya biyolojik etki gösteren ürünlerdir.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Kazdağı Koruma Derneği: ‘TÜMAD’ın Gözü Ne Zaman Doyacak?’

TÜMAD Madencilik Kazdağları

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği TÜMAD Madencilik şirketinin Lapseki’deki altın-gümüş madeni ocağı kapasite artış projesine karşı tüm doğa ve yaşam savunucularına dayanışma çağrısında bulundu.

TÜMAD Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından Çanakkale ili, Lapseki ilçesi, Şahinli Köyü mevkiinde 68955 Ruhsat Numaralı Sahada Altın-Gümüş Madeni Ocağı Kapasite Artışı Projesi planlanıyor.

Projenin ÇED süreci başladı ve 04.01.2022 tarihinde Lapseki’nin Şahinli Köyü’nde saat 10.30’da halkın katılımı toplantısı gerçekleştirilecek. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği bölge halkını ‘halkın katılımı toplantısı’na katılarak, projeye karşı durmaya çağırdı.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

Vahşi Bir Altın Madeni Projesine Razı Gelinemez

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nden yapılan açıklama şu şekilde:

“Projenin Ruhsat Alanı 2.766 hektar, İşletme İzin Alanı: 1.625 hektardır. Ruhsat tarihi 20.01.2020 olan projenin süresi ise 15 yıldır. TÜMAD, ESAN Eczacıbaşı’na ait olan ruhsatı 15.09.2021 tarihinde devir almış ve 01.12.2021 tarihinde de Altın+Gümüş İşletme iznini almış ve hemen ÇED sürecini başlatmıştır.

ESAN Eczacıbaşı söz konusu ruhsat kapsamında 5,33 hektarlık bir alan için “bentonit çıkaracağım” diye hazırladığı proje için 08.02.2013 tarihinde, “ÇED Gerekli Değildir” kararı almış bu izni de TÜMAD’a devrolmuştur. Ancak tabi ki konu bentonit değil, altın ve gümüş olduğu için TÜMAD bu proje için işletme iznini terketmiştir.

ESAN Eczacıbaşı söz konusu ruhsat kapsamında Altın-Gümüş Madeni Ocağı için 34 hektar ÇED alanında 11.02.2013 tarihinde “ÇED Olumlu” kararı almış bu izni de TÜMAD’a devrolmuştur. Şimdi bu projenin kapasite artışı yapılmak ve 34 hektar olan ÇED alanı 429 hektara çıkartılmak istenmektedir.

ESAN Eczacıbaşı, ÇED mevzuatına göre “ÇED Olumlu” kararından itibaren 7 yıl içinde üretime başlanılması gerektiğinden, karar yanmasın diye 2019’da sözde üretim gerçekleştirdiğini beyan etmektedir. Hem Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, hem de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu sözde üretimi doğrulamaktadır. Beyan edilen miktar 2.740 ton tuvenan malzeme, 1,4 ton pasadır. Bu beyanın doğruluğu bizce soru işaretidir ve araştırılması gerekir.  

Kazdağları Ekoloji Platformu: ‘Cengiz’e Geçit Vermeyeceğiz!’

‘Yeni ÇED Başvurusu Yapılması Gerekirdi’

Kapasite artışı projesinin üretim süresi 6 yıl üretim, rehabilitasyon süresi ise 2 yıl olarak belirtilmektedir.  Projenin sağlayacağı istihdam ise yalnızca 80 kişi olarak belirtilmektedir. Üretim miktarı yılda 3 adet açık ocaktan 950.000 ton ve yeraltı galerilerinden 250.000 ton olmak üzere toplam 1.200.000 tondur. Proje ömrü boyunca ise üretim miktarı 7,2 milyon ton cevher, 31,4 milyon ton pasa olmak üzere toplam kazı miktarı 38,6 milyon ton olacaktır.

Proje verilerine göre 1 ton cevherde 1,83 gram altın ve 1,85 gram gümüş var.  Bu durumda elde edilmesi beklenen altın miktarı 13 ton, gümüş miktarı ise 13,32 ton olacaktır. Cevher TÜMAD’ın yaklaşık 1,5 km mesafedeki mevcut Lapseki zenginleştirme tesisine götürülecektir.  Bu tesisin kapasitesi 1.200.000 tondur. Oysa yeni projeden çıkacak olan cevher de 1.200.000 ton. Mevcut zenginleştirme tesisinin her iki projeden elde edilecek cevhere yeterli gelmesi mümkün olmayıp bu durumda zenginleştirme tesisinin de kapasitesinin arttırılması zorunlu hale gelecektir. Bu durumda da yeni ÇED başvurusu yapılması gerekirdi.

3 açık ocağın toplam miktarı 86 hektar, kapalı ocak izdüşüm ise 60 hektardır. Pasa depolama alanı ise 156 hektar olacaktır. Proje kesitlerine göre en büyük açık ocak derinliği en az 140 metredir. Proje sonunda rehabilitasyon işlemi sırasında açık ocaklara ağaç dikecekleri belirtmişler…Yani ocaklar kapatılmayacak…Yani 140 metre derinliğe inip ağaç dikilecekmiş…

ÇED alanı, Lapseki ilçesine kuş uçuşu yaklaşık 7,5 km, Şahinli köyüne 1,2 km, Subaşı köyüne 3,3 km, Yeniceköy köyüne 3,4 km, Taştepe köyüne 4,2 km, Çamyurt köyüne 4,6 km ve Mecidiye köyüne 5,13 km. mesafede. ÇED alanı, içme ve sulama suyu barajı olan Bayramdere Barajı’nı mutlak koruma alanına yalnızca 680 metre mesafede.  ÇED alanının 12,57 hektar alanıbarajın orta mesafeli koruma alanında yer alıyor. Bir içme suyu  ve sulama suyu barajına bu kadar yakın mesafede açık ocak alanı olan bir altın madeni projesine izin verenlerin akıl tutulması yaşıyor olmaları gerek…

‘Binlerce Dönümlük Bir Orman Ekosistemi Yok Edecek’

ÇED alanına yakın diğer bir su yapısı, ÇED alanın güneybatısında olup, en yakın mesafesi 5,17 km uzaklıkta bulunan Umurbey Barajı’dır. Alpagut Göleti, ÇED alanının kuzeydoğusunda ve 5,09 km mesafede bulunmaktadır. Projenin tamamı ormanlık arazide. Yok edilecek ormanlık alan en az 270 hektar.  Bu rakama yollar, galeri girişleri vb. dahil değil. Kesilecek ağaç sayısına ilişkin bir rakam verilmemiş…

Proje, TÜMAD’ın Lapseki projesinin hemen bitişiğinde ve bu alanın 2017’den bu yana ne hale geldiğini biliyoruz… Gerçekleşmesi halinde binlerce dönümlük bir orman ekosistemini yok edecek, Bayramdere Barajı ve Umurbey Barajı’nı kirletecek, yakınlarındaki tarım alanlarına zarar verecek ve köyleri yaşanmaz hale getirecek böylesi vahşi bir altın+gümüş madeni projesine razı gelinemez.  

Lapseki’yi, İvrindi-Burhaniye’yi mahveden TÜMAD’ın gözü ne zaman doyacak? Bölge halkını “halkın katılımı toplantısı”na katılarak bu projeye karşı durmaya çağırıyoruz.”

Şimdi Kirazlı’yı Rehabilite Zamanı: Alamos’un Kirazlı Ruhsatı Tarihe Gömülmüştür’

Yerleşim Yerlerini ve Barajları Kirletecek Mesafede

ÇED alanı, Lapseki ilçesine kuş uçuşu yaklaşık 7,5 km, Şahinli köyüne 1,2 km, Subaşı köyüne 3,3 km, Yeniceköy köyüne 3,4 km, Taştepe köyüne 4,2 km, Çamyurt köyüne 4,6 km ve Mecidiye köyüne 5,13 km. mesafede.

İçme ve sulama suyu barajı olan Bayramdere Barajı’nı mutlak koruma alanına da yalnızca 680 metre mesafede. ÇED alanının 12,57 hektar alanı barajın orta mesafeli koruma alanında yer alıyor.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Menekşe Kızıldere: ‘İklim Krizi Sınıfsal Bir Meseledir’

Menekşe Kızıldere hdp ekoloji

HDP Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Menekşe Kızıldere, K2 TV’nin konuğu oldu. Yoksulluğun büyümesiyle ekolojik yıkımların arttığını belirten Kızıldere, iklim krizinin sınıfsal bir mesele olduğunu ifade etti.

Türkiye’de ekoloji mücadelesi son yıllarda çok daha güçlü ve örgütlü bir duruma geldi. İklim krizi kaynaklı değişimlerin her geçen gün daha da kendini hissettirmesi, ekoloji mücadelesini gelecek kuşaklar için çok daha anlamlı bir noktaya getiriyor.

Ekoloji örgütlerini politik karar süreçlerine en çok dahil eden siyasi parti olan HDP, ekoloji siyaseti ile de birçok siyasi partiye öncülük ediyor. Bütçe görüşmeleri öncesi ekoloji örgütlerinin fikirlerini alan HDP, şimdi de ‘Demokrasiye Çağrı Doğaya Saygı’ başlığı altında ekoloji mücadelesi veren tüm kurum ve topluluklara ziyaret gerçekleştirip, politika önerilerini paylaşıyor.

HDP Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Menekşe Kızıldere, HDP’nin ekoloji siyasetini, kadın hareketi ile ekoloji mücadelesinin ortak yönlerini ve yoksullaşma/ekolojik yıkım ilişkisini K2 TV’den Bahar Ünlü’ye yorumladı.

Eren Dağıstanlı: ‘Karadeniz Topyekûn Saldırıyla Karşı Karşıya’

Menekşe Kızıldere: ‘İklim Krizi Derinleştikçe, Sınıf Meselesi Çok Daha Açığa Çıkacak’

İklim krizinin etkileri derinleştikçe sınıf meselesinin daha da belirgin hale geleceğini söyleyen Kızıldere, devletlerin yoksulluğu bir manipülasyon aracı olarak kullandığını belirterek, “Ekoloji gibi konular, her ne kadar soft/yumuşak politika olarak görülse de, sınıf perspektifinden baktığımızda çok ciddi bir sınıf meselesi. İklim krizi meselesi, aslında ciddi bir sınıf meselesidir. Bunun devletler eliyle sınıf perspektifinden çıkarılıp, sanki bireysel tercihlermiş gibi dönüştürülmesi politik bir manipülasyon. Çünkü bizim bir şeyi tüketirken karar vermemiz, ana akım üst düzey politikaları ne kadar etkiliyor tartışılır. Olması gereken aslında devlet politikalarının nasıl işlediğidir bu konuda. Dolayısıyla yoksullaşma ile beraber bu manipülasyon alanı çok iyi kullanılıyor. Yani yoksulluk varken, bu koruma eksenli siyaseti sürdüremeyizin bahanesi oluyor. Fakat bu doğru değil, ekoloji ihtilafları, iklim krizi derinleştikçe sınıf meselesi çok daha açığa çıkacaktır. Üretim etkilenecek, gıda, su pahalı olacak, vergiler artacak ki vergilerin arttığını, gıdanın nasıl pahalandığını artık Türkiye’de herkes son birkaç ay içerisinde iliklerine karşı yaşadı. İklim krizi de bu baskılardan bir tanesi.” ifadelerini kullandı.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Eren Dağıstanlı: ‘Karadeniz Topyekûn Saldırıyla Karşı Karşıya’

Eren Dağıstanlı

Ekoloji aktivisti Eren Dağıstanlı, K2 TV’nin konuğu oldu. Karadeniz’in topyekûn saldırıyla karşı karşıya olduğunu belirten Dağıstanlı, Karadeniz’de iş makinesinin girmemiş olduğu vadilerin yok denecek kadar az olduğunu ifade etti.

Karadeniz’de ekolojik yıkım tüm hızıyla devam ediyor. Giresun Şebinkarahisar’da yaşanan atık havuzunun patlaması sonucu yaşanan çevre felaketi ile ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan resmi bir açıklama yapılmış değil. Türkiye’nin en çok korunması gereken doğal alanları, HES’ler, taş ocakları ve madencilik çalışmaları sebebiyle vahşice yok ediliyor.

Ekoloji aktivisti Eren Dağıstanlı, Karadeniz bölgesinde yaşanan ekolojik yıkımları, Metin Lokumcu davasındaki adalet arayışını ve İkizdere direnişini K2 TV’den gazeteci Bahar Ünlü’ye yorumladı.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

Eren Dağıstanlı: ‘İş Makinası Girmemiş Vadi Yok’

Karadeniz’de iş makinasının girmemiş vadinin neredeyse kalmadığını söyleyen Dağıstanlı, insanların yaşam alanlarını korumak için hukuka ve mücadeleye sarıldığını belirterek; “Aşağıda Karadeniz sahil dolgusu, derelerin önüne en büyük seti çeken bir projeydi. Uzun yıllar devam etti, bu iktidar bitirmiş oldu. Vadi içlerine doğru gittikçe HES projeleri, biraz daha yukarı çıktıkça taş ocağı projeleri, biraz daha yukarı çıktıkça maden projeleri, Samsun-Hopa hattı için yeşil yol projesi, Batı Karadeniz için termik santral projeleri… Böyle topyekun bir saldırıyla karşı karşıyayız. Yani sadece HES’ler değil. Şu anda Karadeniz’in neredeyse iş makinesinin bir şekilde girilmemiş vadisi yok denecek kadar az. Bir yandan da iklim krizi ile mücadele ediyoruz. Bu projeler krizi derinleştiriyor. İnsanlar hukuka, mücadele sarılmaya çalışıyor. Türkiye’nin her yerinde ekolojik yıkıma karşı verilecen ciddi bir mücadele var. İkizdere’de insanlar hala nöbet tutuyorlar, ne yapsın bu insanlar? Ellerinde avuçlarında bir şey yok. Bir canları kaldı, vermedikleri. Fiili olarak direndiler, gözaltına alındılar. İkizdere kamuoyunda duyulmaya başladığı zaman biri ‘bizim için bir şey yapın’ demişti. Lütfen artık bir şey yapalım. Mahkeme kararı çıktıktan sonra, bu iş sümenaltı edilip oldu bittiye getirilecekse, bırakıp gidelim. Ondan sonra Şebinkarahisar ile Dereli ile karşılaşacağız. Mahkeme neyi bekliyor?” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Erdoğan Atmış: ‘Ormanlar, İnşaat Sektörüne Feda Ediliyor’

Okumak için tıklayın

Ekoloji

HAKİM: ‘Sokaktaki Hayvanlar Bitmeyen Bir Soykırım Yaşıyor’

Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu

HAKİM Hayvan Hakları İzleme Komitesi, Gaziantep’te meydana gelen acı olayın ardından sokak hayvanlarının hedef gösterilmesi üzerine bir basın açıklaması yayınladı. 

Gaziantep’te yaşanan acı olayın ardından, sosyal medyada sokak hayvanları hedef gösterilmeye başlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belediyelere sokak hayvanlarının barınaklara toplanması çağrısı sonrası birçok il ve ilçeden hayvanların toplandığına dair ihbarlar paylaşılıyor.

Konuya ilişkin HAKİM bir açıklama yayımladı. Açıklamada sokakta yaşam mücadelesi veren canlıları değil, gerçek suçluların hedef alınması çağrısı yapılarak, kurumlar yüzünden sokaktaki hayvanlar bitmeyen bir soykırım yaşadığı ifade edildi.

HAKİM: ‘Hayvanları Yok Etmek İstiyorlar’

HAKİM tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

“Bu olay üzerine her zaman olduğu gibi sokakta yaşayan hayvanlar ve bazı köpek türleri ile ilgili nefret söylemlerinin arttığını gördük. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Sahipsiz hayvanların yeri sokaklar değil barınaklardır. Belediye başkanlarına sesleniyorum, sahipsiz hayvanlar için ön alın, sıcak, güvenli barınaklar kurun.” dedi.

Cumhurbaşkanına Hayvanları Koruma Kanunu’na göre belediyelerin görevinin hayvanı alıp, tedavi edip, kısırlaştırıp aldığı yere geri bırakmak olduğunu, belediyelere bağlı barınakların “geçiçi bakımevi” olarak tanımlandığını hatırlatmak istiyoruz.

Meksika’da Hayvan İstismarına 9 Yıla Kadar Hapis Cezasına Onay

‘Belediyelerden Hayvanları Korumaya Çalışıyoruz’

17 yıldır yürürlükte olan Hayvanları Koruma Kanunu hiçbir şekilde uygulanmadığını, yerel yönetimlerin ve Tarım Bakanlığı’nın yasadan doğan sorumluluklarını yerine getirmediğini, belediyelere bağlı bakımevlerinin ölüm ve tecrit kampı olduğunu biliyoruz. Bizler yıllardır sokakta yaşayan hayvanları yaşatma konusunda sorumluluğu olan belediyelerden hayvanları korumaya çalışıyoruz. Herhangi bir barınağa giden bir kişi bu yerlerin hayvanlar için uygun olmadığını zaten görebilir.

Sokakta yaşayan hayvanların hayatını kolaylaştırmak, insan-hayvan çatışmasını azaltmak için hiçbirşey yapmayan belediyeler yıllardır görevlerinden kaçmak için hayvanları öldürüyor, tecrit ediyor, bilinmeze yolluyor. En temel görevi olan kısırlaştırmayı bile yapmayan bu kurumlar yüzünden sokaktaki hayvanlar bitmeyen bir soykırım yaşıyor.

Kanuna göre “tehlike arz eden hayvanlar” olarak tanımlanan ve yuvalandırılmaları yasak olan hayvanlar için de durum çok farklı değil. Bakımevlerinde ömür boyu hapse mahkum olan bu türler canavar olarak gösteriliyor. Oysa suçlu olan bu türler değil bu türleri şiddet ile yetiştiren kişiler, cezayı neden bu kişiler çekmiyor? Dövüşlerde silah olarak kullanılan bu türleri dövüştüren kişiler yeni yasaya göre 3 aydan 2 yıla kadar yargılanabilecek. Bu cezanın hiçbir anlamı yok çünkü bu ülkede 3 yılın altındaki cezalar erteleniyor yada para cezasına çevrilebiliyor.

HAKİM’den Dayanışma Çağrısı: Elazığ’da Hayvan Soykırımı Yaşanıyor!

‘Bu Anlamsızca Yasa ile Hiçbir Sorunu Çözemiyoruz’

Bu türlerin yuvalanması, üretimi, satışı yıllardır yasak olmasına rağmen el konulan hayvan sayısı her sene artıyor. Bu sorunu yasaklayarak çözemeyeceğimiz çok açık. Bu yüzden bizim talebimiz türlerin yasaklanması değil, denetimlerin artırılmasıydı. Bu hayvanlara yuva olan kişilere eğitim verilmesi ve bu kişilerin denetlenmesi ile bu sorunu çözebilirdik ancak çıkan bu anlamsız yasa ile hiçbir sorunu çözemiyoruz.

Eğer sokakta yaşayan hayvanların sorunlarını çözmek isteselerdi öncelikle hayvan üretimini bitirirlerdi. Çünkü petshoplardan satın alınan hayvanların çok büyük kısmının sonu ya sokak yada bakımevi oluyor. Bir istekle satın alınan hayvanlar sorumlulukları fazla olduğu anlaşıldığında, zaten kişi tarafından alınıp satılabilen mallar olarak görüldükleri için, sokağa terk ediliyor.

Sokaktaki insan-hayvan çatışmasının önüne geçmek için öncelikle popülasyonu azaltmak gerekiyor. Ama belediyelerin yaptığı gibi aynı neşterle 10 ameliyat yapmak, anestezi altındayken bile hayvanı geri sokağa bırakmak hayvan soykırımından başka bir şeye sebep olmaz. Belediyeler genel cerrahi prensiplere uyarak, hayvan koruma gönüllüleri ile birlikte çalışarak bu sorunu çok çok önce çözebilirdi ancak YAPMADILAR. Şimdi birde hayvanları kapatmayı, yok etmeyi istiyorlar. Bu sorunun sebebi hayvanlar değil görevini yerine getirmeyen kamu kurumlarıdır. Lütfen tepkinizi gösterirken sokakta kuytu bir köşede yaşam mücadelesi veren canlıları değil gerçek suçluları hedef alın.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Hakan Dedeoğlu: ‘Trakya’yı Yok Ederek, İstanbul’u Kurtaramazsınız’

Hakan Dedeoğlu Lüleburgaz

Çevre Gönüllüsü Hakan Dedeoğlu, K2 TV’nin konuğu oldu. Trakya’nın İstanbul’un kirlilik bahçesi olduğunu belirten Dedeoğlu, ‘Trakya’yı yok ederek, İstanbul’u kurtaramazsınız’ ifadelerini kullandı.

Trakya bölgesinde yaşanan çevre felaketleri artarak devam ediyor. Ergene nehrinde yaşanan kirlilik, bütün bölgede insan sağlığını ve ekosistemi tehdit ediyor. Kanser vakalarında başı çeken Trakya illerinde, onkoloji üniteleri de insanlarla dolup taşıyor. Hükümetlerin kirliliğin ortadan kaldırılmasına yönelik verdiği vaatler de bir türlü gerçekleşmiyor.

Uzun yıllardır bölgede çevre çalışmalarında bulunan, TEMA Vakfı Lüleburgaz temsilcisi Hakan Dedeoğlu, Trakya bölgesinde yaşanan doğa katliamlarını, Ergene havzasındaki zehirli atık sorununu ve bölgede patlama yaşanan kanser vakalarını K2 TV’den gazeteci Bahar Ünlü’ye yorumladı.

Av. Bülent Kaçar: ‘Saros Körfezi’nde Vandalizm Yaşanıyor’

Hakan Dedeoğlu: ‘Trakya’da Kanser Vakalarında Olağanüstü Artış Var’

Bölgede yaşanan kanser vakalarındaki olağanüstü artış olduğunu, onkoloji bölümlerin dolup taştığını söyleyen Dedeoğlu, yetkililerin bir seferberlik ile çözüm üretmesi gerektiğini belirterek; “Trakya’da 3 tane il ve dolayısıyla 3 tane valilik var. Bu valilerin iktidarların değil, devletin valileri olarak, halka göstermelik değil gerçekten geleceğe dair çözümler üretmeleri gerekiyor. Özellikle Trakya için söylüyorum, Trakya Belediyeler Birliği var. Bu işin daha ciddi bir seferberlikle, vakaların durduğu dönemlerde değil, şu andan itibaren yaşananların ortaya koymak gerekiyor. Her yerimiz kirli, yetkililerin bunu masa başından görmesi imkansız. Trakya toprakları tarım konusunda Türkiye’nin en verimli toprakları. Ben şahsen Trakya, İstanbul’un arka bahçesi olmalı ama biz bunu İstanbul halkı başta olmak üzere onların gıda ihtiyaçlarını karşılamak adına düşünmüştük.  Ama onlar bizi kirlilik bahçeleri yaptılar. İstanbul’a çözüm arayanlar; Trakya’yı yok ederek, İstanbul’a çözüm bulamazlar.” ifadelerini kullandı.

Trakya’yı Öldüren ‘Bitmeyen İhmal’: 285 Kilometrelik Zehir ve Daha Ötesi

Okumak için tıklayın

Ekoloji

İtalya Kürk Çiftliklerini Yasaklıyor

Kürk ticareti

2021’in sonuna yaklaşırken, İtalya’dan Türkiye’ye ve diğer ülkelere örnek olabilecek umut verici bir haber geldi. İtalya, ülkede kalan tüm kürk çiftliklerinin önümüzdeki altı ay içinde kapatılmasını öngören tasarıyı bütçe toplantısında oylayarak kürk üretimini ve çiftliklerini yasaklama kararı aldı. Böylece hayvan hakları örgütlerinin uzun süreli mücadelesi sonucu hayvanlar için önemli bir kazanım elde edilmiş oldu.

İtalyan Senatosu Bütçe Komitesi dün, ülkedeki 10 kürk çiftliğini altı ay içinde kapatacak ve İtalya genelinde kürk üretimine kalıcı bir yasak getirecek değişikliği onayladı. Kararın son aşamada Parlamento tarafından onaylanacağına ve yasağın en kısa sürede yürürlüğe gireceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Bu karar; vizon, tilki, rakun köpekleri ve çinçilla (chinchilla) da dahil olmak üzere kürk üretimi için İtalya’da hayvan yetiştirilmesini derhal yasaklamayı öngörüyor. Aynı zamanda İtalya’daki tüm aktif kürk çiftliklerinin 30 Haziran 2022’ye kadar kapatılmasını ve Tarım Bakanlığı’ndan toplam 3 milyon Euro’luk bir tazminatın üreticilere ödenmesini kapsıyor.

İtalya’da her yıl 60 binden fazla mink kürkleri için öldürülüyor. Hayvan hakları örgütlerinin çabaları ve kürk karşıtı toplumsal tepki sayesinde, 1 Ocak 2022’den itibaren bu zulüm bir daha asla İtalya’da tekrarlanmayacak. Ancak mevcut tesislerdeki hayvanlara ne olacağı henüz bilinmiyor.

İstanbul Dolphinarium’u Protesto Ederek, Burak Özgüner’i Andılar

Dönüşüm Stratejisi Kamu Fonlarıyla Uygulanacak

Karar, yakın zamanda hükümete ayrıntılı bir rapor sunan hayvan koruma kuruluşu Humane Society International’ın (HSI) ve İtalya merkezli LAV adlı hayvan hakları örgütünün kapsamlı ve uzun vadeli mücadelesi sonucu alındı.

Gucci, Valentino, Armani, Prada ve Versace gibi ülkenin moda devlerinin birçoğunun koleksiyonlarında gerçek kürk kullanımını bırakması da yasa değişikliğinde ve bu dönüşümde etkili oldu.

Hayvan zulmü ve zoonotik hastalıklardan kaynaklanan halk sağlığı riskleri nedeniyle kürk çiftliklerine son vermeyi amaçlayan HSI/Avrupa’nın “kürk çiftliği dönüştürme önerisi”, İtalya Parlamento Üyesi ve Hayvan Hakları Komisyonu Üyesi Michela Vittoria Brambilla tarafından uygun bulunduktan sonra, dönüşüm stratejisini mevcut kamu fonlarıyla uygulamak için siyasi eylemi başlatıldı. Değişiklik ise resmi olarak Senatör Loredana De Petris tarafından sunuldu.

‘Bu Risk ve Zulüm Ekonomik Faydayla Haklı Çıkarılamaz’

HSI İtalya Direktörü Martina Pluda, yeni yasakla ilgili olarak şunları söyledi: “Bu karar, İtalya’da hayvanların korunması için tarihi bir zafer. Ülkemizde kürk çiftliklerini kapatmak ve yasaklamak için ekonomi, çevre, hayvan hakları ve halk sağlığına ilişkin pek çok sebebimiz var.

Yabani hayvanların moda için anlamsızca toplu olarak üretilip yetiştirilmesine izin vermek, hem hayvanlar hem de insanlar için risk oluşturuyor. Bu risk, zulüm içeren kürk endüstrisinde faaliyet gösteren küçük bir azınlığa sunulan sınırlı ekonomik faydalarla haklı çıkarılamaz. İtalya’da alınan bu kritik karar işte bu gerçeği kabul ediyor.

Pek çok tasarımcı, perakendeci ve tüketicinin kürkten vazgeçmesi ve kürk çiftliklerinin dönüştürülmesi, insanlara kürk ticaretinin sağlayamayacağı sürdürülebilir bir gelecek sunuyor.”

COVID-19 Pandemisi Hak Temelli Mevcut Baskıyı Artırdı

COVID-19 pandemisi de hayvan sömürüsünün ötesinde, kürk çiftliklerinin hem insanlara hem de insan olmayan hayvanlara ne denli zarar verebileceğini, salgın hastalıkların insandan hayvana ve hayvandan insana kolaylıkla geçebileceğini ortaya koyması açısından kürk yasaklarında ve kürk çiftliklerinin yasaklanmasına yönelik baskının artmasında önemli bir rol oynadı.

Aralık 2021 itibarıyla, İtalya dahil 12 ülkedeki (10 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada) 465 vizon çiftliğinde COVID-19 salgınları doğrulandı. Şubat 2021’de Avrupa Gıda Standartları Ajansı, tüm vizon çiftliklerinin COVID-19 salgınları için risk altında sayılması gerektiğini bildirmişti.

Nusret Önünde Vegan Protesto: ‘Yaşam Hakkına Saygı Duy’

2021 Dönüm Noktası Oldu

2021, dünya genelinde kürk karşıtı kampanyalar için önemli bir milat oldu. Sadece moda dünyasının ünlü isimleri kürk kullanımına karşı mesajlar vermekle kalmadı, dünyanın dört bir yanındaki şehirler ve ülkeler de kürk üretimini veya satışını yasaklayan düzenlemeleri uygulamaya koydu.

  • Daha bu ay, moda sektörüne örnek olabilecek bir adımla ELLE dergisi ve dünya çapındaki 45 baskısının tamamı, çevrimiçi versiyonları da dahil olmak üzere, kürk reklamlarına ve tanıtımlarına son verdiğini duyurdu.
  • Eylül ayında Yves Saint Laurent, Gucci, Balenciaga ve Alexander McQueen gibi lüks moda markalarının bağlı olduğu Fransız moda endüstrisinin en büyüklerinden biri olan Kering şirketler grubu, Canada Goose, Valentino, Oscar de la Renta, Tory Burch, Moose Knuckles, Mackage ve Rudsak’ın da yaptığı gibi, hayvan kürkü kullanımına son verdiğini açıkladı.
  • Bundan bir ay sonra İrlanda hükümeti, uzun süredir hayvan hakları aktivistlerinin mücadele ettiği kürk çiftliklerine karşı harekete geçerek kürk üretimine yasak getirildiğini, 2022’de uygulamaya konacak yeni yasayla kedi, çinçilla, köpek, tilki, vizon ve gelincik gibi pek çok hayvanın kürk çiftliklerinde derileri ve kürkleri için hapsedilmesinin ve yeni kürk çiftliklerinin kurulmasının yasadışı hale geleceğini açıkladı.
  • Bu yılın başlarında İsrail kürk satışını yasaklayan ilk ülke oldu. Birleşik Krallık’ta İngiliz hükümeti de, hayvan kürkü ithalatını ve satışını yasaklamayı gündeme almak için resmi bir çağrı yaparak bilgi ve veri toplama sürecine girdi. 2022’de İngiltere çapında #FurFreeBritain kampanyası en önemli başlıklardan biri olacak.
  • ABD’nin çeşitli eyaletlerinde Ann Arbor, Brookline, Weston, Hallandale Beach ve Boulder gibi şehirlerde kürk satışı yasaklandı. Daha önce Los Angeles, West Hollywood, Berkeley ve San Francisco da kürk satışını yasaklayan şehirler arasında yer almıştı.
  • Ünlü modacı Stella McCartney, HSI ile birlikte çalışarak kürk üretiminin dünya çapında sona ermesine yardımcı olmak için ülke liderlerine seslenen bir kampanya başlattı. Toplanan yaklaşık 900 bin imza, HSI ve Fur Free Alliance (Kürk Karşıtı İttifak) tarafından Roma’daki G20 toplantısı öncesinde heyete teslim edildi.

Türkiye Kürk Üretimi ve İthalatını Yasaklamadı

Ulusal mevzuatta kürk hayvanı yetiştiriciliğine ilişkin açık bir hüküm bulunmasa da kürkü için çinçilla yetiştiriciliği yapıldığı ve bu işletmeleri denetleyen bir sistemin bulunmadığı biliniyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın web sitesinde, kürkü için yetiştirilen çinçillaların 10-14 aylık olduklarında çeşitli yöntemlerle öldürülebilecekleri, ancak tercihen bayıltma veya boynunu kırarak öldürmenin en yaygın yöntemler olduğu belirtiliyor.

2019’un Ekim ayında hayvan hakları savunucularının uzun süreli çağrıları sonucu beş partinin uzlaşısıyla ortaya çıkan TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporu, hayvanlardan kürk elde etmenin, yurtdışından ülkeye işlenmiş ya da işlenmemiş halde kürklerin girişini sağlamanın ve kürk elde etmek için hayvan yetiştirmenin/üretmenin yasaklanmasını tavsiye ediyordu.

Bu madde, kürk ve deri çiftliklerinin kapatılması, kürk ithalatının yasaklanması ve veteriner fakültelerinde kürke dair müfredatın kaldırılmasına yönelik taleplerin gerçekleşmesi için önemli bir dönüm noktası olacaktı. Ancak bu yıl TBMM’den geçen güncellenmiş 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda kürk çiftliklerinin yasaklanıp kapatılması ve hayvanların korumaya alınması gündeme bile gelmedi.

‘Binlerce Yunus Yakalanıp, Dünyanın Dört Bir Yanına Satılıyor’

Biliyor Musunuz?

  • Dünyada her yıl 100 milyondan fazla hayvanın kürkü için öldürüldüğünü,
  • Sadece Çin’de 20,6 milyon mink, 14,1 milyon tilki ve 4 milyon rakun köpeğinin kürkü için öldürüldüğünü,
  • 2018 yılında 2 milyonun üzerinde yaban hayvanının kürkünün satıldığını biliyor musunuz?

Türkiye Vegan Derneği’nden Çağrı

Vegan Derneği Türkiye konuya ilişkin dayanışma çağrısı yaptı. Dernek, “2021, ‘kürksüz’ bir geleceğe doğru dönüm noktalarından biri olmasına rağmen hayvan hakları örgütlerinin hala desteğinize ve katılımınıza ihtiyacı var. Kürk kullanımına son vermek için marka ve şirketlere çağrı yapabilir, sosyal medyada kürk endüstrisi gerçeklerine dair içerikleri paylaşabilir ve imza kampanyalarına destek vererek kürk karşıtı mücadeleyi büyütebilirsiniz. Kürk sektörüyle birlikte hayvan sömürüsünün sistematik ve kitlesel olarak sürdürüldüğü, fakat daha arka planda kaldığı için geniş bir kesim tarafından bilinmeyen veya destek görmeyen et, süt, yumurta, deri, yün, ipek böcekçiliği, arıcılık gibi endüstrilere son vermek ve hayvan zulmünden kazanç sağlayan tüm sektörleri vegan bir geleceğe doğru dönüştürmek elimizde.” açıklamasını yaptı.

Fotoğraf: Jo-Anne McArthur / We Animals Media

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler