Bizi Takip Edin

İklim Krizi

Net Sıfır Taahhütleri, 2030 İklim Hedeflerini Sözde Destekliyor

Net Sıfır iklim değişikliğiyle mücadele ekonomistler ekonomik büyüme

Glasgow’daki görüşmelerin son günlerinde, küresel emisyonların %90’ından sorumlu 140’ı aşkın ülkenin öne sürdüğü net sıfır emisyon hedefleri, güvenilirlik, eylem ve taahhüt açıkları sunarak görüşmeler üzerinde kara bulutlar oluşturuyor.

2015 yılında Paris’te gerçekleştirilen Taraflar Toplantısı’nda (Convention of Parties, COP) tüm hükümetler, emisyon açığını kapatmak üzere COP26’ya 2030 yılına dair daha kapsamlı taahhütler verecek şekilde geleceğinin sözünü vermişti. Üç yıl sonra Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel for Climate Change, IPCC) tarafından yayınlanan 1,5°C Özel Raporu, bu konudaki bilimsel zorunluluğu pekiştirdi. IPCC bu yılın başında ise iklim krizini “kırmızı alarm” olarak nitelendirdi.

Net Sıfır Taahhütleri: ‘Politikalar Salyangoz Hızında İlerliyor’

Mevcut taahhütler, yüzyılın sonuna gelindiğinde küresel ısınmanın 2,7°C’ye ulaşacağına işaret ediyor. Küresel ısınmada tahmin edilen artış, Eylül 2020 yılında yayınladığımız değerlendirmemize kıyasla düşüş gösterse de, bu durumun temel nedenini yeni politika gelişmeleri oluşturmuyor. Küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmak üzere dünyayı karbondan arındırmamız için, 2030 yılına kadar tüm sektörlerde ciddi çabalar görmemiz gerekiyor.

Mevcut 2030 hedefleri (uzun vadeli taahhütler olmaksızın) yüzyılın sonuna kadar 2,4°C’lik sıcaklık artışı öngörülen bir geleceğe işaret ediyor. Nisan 2021’de Biden öncülüğünde gerçekleştirilen Liderler Zirvesi’nden bu yana, standart “taahhütler ve hedefler” senaryomuzdaki ısı öngörüsü, verilen tüm taahhütleri ve bağlayıcılığı bulunan uzun vadeli hedefleri içeren Ulusal Katkı Beyanlarını (Nationally Determined Contributions, NDCs) içermesi sebebiyle 0,3°C azalarak 2,1°C’ye geriledi. Bu gelişmenin temelinde ABD ve Çin’in net sıfır emisyon hedeflerinin dahil edilmesi yatıyor. Bu iki ülke uzun vadeli stratejilerini Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change, UNFCCC) Sekreteryası’na ilettiler.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

Taraflar toplantısı öncesinde ve Glasgow sırasında liderler ve hükümetler, 2030 yılına dair iklim hedeflerini artırmak üzere yeterli ivme sağlayamadı: Geçen yıl sunulan NDC iyileştirmeleri, 2030 yılına gelindiğinde emisyon açığını yalnızca %15-17 azaltıyor. Bu daralmaya en büyük mutlak katkıyı Çin, AB ve ABD sağlıyor. Bunun yanı sıra düşük emisyon seviyesine sahip diğer ülkeler de NDC’lerini iyileştirdi.

Tüm Hükümetlerin Hedeflerini Yeniden Gözden Geçirmesi Gerekiyor

Paris Anlaşması’nda belirtilen ve her NDC güncellemesinde bir önceki hedefe kıyasla ilerleme sağlanması gerekliliğinin aksine, bazı hükümetler 2015 yılında sundukları hedefi yineledi (Avustralya, Endonezya, Rusya, Singapur, İsviçre, Tayland, Vietnam). Bazı ülkeler ise (Brezilya, Meksika) 2015 yılında sundukları taahhütten daha az katkı sağlayacağını işaret eden taahhütler sundu. Bazı ülkeler (Türkiye ve Kazakistan) yeni bir beyan sunmadı ve İran henüz Paris Anlaşması’nı onaylamadı. 2030 yılına dair Glasgow’da sunulan yeni taahhütlerin değerlendirildiği durumda dahi, 2030 yılına gelindiğinde 1,5° hedefinin gerektirdiği emisyon seviyesinin yaklaşık iki katı kadar emisyon salacağız. Bu nedenle, tüm hükümetlerin hedeflerini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.

Küresel ölçekte, emisyonların yaklaşık %90’ından sorumlu ülkeler net sıfır hedefi vermiş durumda. Bu hedefler piyasalara önemli sinyaller veriyor ve bazı ülkelerin iklim eylemini hızlandırıyor ancak bu hedeflerin birçoğunun kalitesi hakkında soru işaretleri bulunuyor. Açıklanan tüm net sıfır taahhütlerinin ve tartışılan hedeflerin uygulanması durumunda, 2100 yılına gelindiğinde küresel sıcaklık artışını 1,8°C’yle, en yüksek artışı ise 1,9°C’yle sınırlamamız mümkün. “İyimser senaryo” olarak adlandırdığımız bu senaryo ‘eğer’ bu hedefler tam olarak uygulanırsa gerçekleşebilir. Bu durum gerçekleştirilmesi hayli zorlu bir koşulu barındırıyor. 40 ülkeyi kapsayan analizimiz, küresel emisyonların yalnızca %6’sının hedeflerin kapsamlı olarak nitelendirilmesi için “kabul edilebilir” seviyede.

Analizde yer alan hiçbir ülkenin, net sıfır hedefine hizmet eden nitelikte kısa vadeli politikaları bulunmuyor. CAT tarafından gerçekleştirilen net sıfır değerlendirmesi aynı zamanda, herhangi bir ulusal mevzuat ya da plan tarafından desteklenmeyen, yalnızca hükümetlerin kamuoyuna duyurduğu hedefleri de içeriyor. Bu açıklamaların bazıları, net sıfır hedefinin yalnızca CO2 özelinde tanımlanması veya kapsadığı sera gazları gibi hedefin olası etkisinin bütünsel açıdan değerlendirilmesine imkân sağlayan temel bilgileri içermiyor. Ayrıca, yüzyıl sonuna gelindiğinde ortalama sıcaklığın 1,8°C’ye ulaştığını öngören ‘iyimser’ değerlendirmemiz, Paris Anlaşması ile uyumluluk göstermiyor. Aynı zamanda küresel ortalama sıcaklığın 2,4°C’e yükselmesi ihtimalini göz ardı edemeyiz.

2030 yılına dair eylemler ve hedefler, çoğu zaman net sıfır hedefleriyle tutarsızlık gösteriyor. Bu durum, mevcut politikalar ile net sıfır hedefleri arasındaki 0,9°C’lik fark olarak yansıyor. Bu durumun Glasgow’da ele alınması gereken güvenilirlik açığı olduğuna inanıyoruz.

Kömür

Paris Anlaşması’nda belirlenen ve küresel ısınmayı1,5˚C ile sınırlayan hedefin tutturulabilmesi için kömürden elektrik üretiminin OECD üyesi ülkelerde 2030 yılına kadar, küresel ölçekte ise 2040 yılına kadar sonlandırılması gerekiyor. Politik ivme ve iklim değişikliğiyle mücadele ötesindeki birçok yan faydasına rağmen Çin, Hindistan, Endonezya ve Vietnam gibi birçok ülkenin yeni kömür santrali inşa etme planı bulunuyor. Aynı zamanda Japonya, Güney Kore, Avustralya gibi birçok ülkenin 2030 yılında öngördüğü elektrik üretimi kaynaklarının başında kömür yer alıyor. Bazı ülkeler aynı zamanda kendi ülkeleri dışındaki kömür projelerine finansman sağlamayı sürdürüyor. Bu ülkelerin bazıları Glasgow’da kömürü aşamalı olarak sonlandırma taahhüdünde bulundular ancak bu hükümetlerin verdikleri taahhütlerin önümüzdeki dönemde sahaya nasıl yansıyacağını görmemiz gerekiyor.

Doğal Gaz

Artan doğal gaz kullanımı Paris Anlaşması ile uyumluluk göstermiyor. Ancak hükümetler tarafından desteklenen doğal gaz endüstrisinin küresel ölçekte ürünlerini bu şekilde lanse ettiğini görüyoruz. Paris Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana geçen altı yılda, doğal gaz kullanımından kaynaklı CO2 emisyonları %9 artış gösterirken, kömür ve petrol kullanımı kaynaklı emisyonlarda düşüş yaşandı. Kömürde görüldüğü şekilde doğal gazın da elektrik üretiminde içinde bulunduğumuz on yıl içerisinde pik seviyesine ulaşarak, sonrasında dünya çapında aşamalı olarak sonlandırılması gerekiyor. Gezegenin 2050 yılına kadar net sıfır CO2’ye ulaşması için, doğal gazın ısıtma gibi elektrik sektörü dışındaki kullanım biçimlerinin de yakın zamanda kademeli olarak sonlandırılması gerekiyor.Güneydoğu Asya’da bulunan ve kömüre bağımlılığı yüksek ülkelerin (örneğin Vietnam), kömürü terk ederken yenilenebilir kaynaklar yerine doğal gaza yönlendiği görülüyor. Bunun yanı sıra Avrupa’da büyük ölçekli doğal gaz altyapıları geliştiriliyor (Rusya’dan doğal gaz ithalatı amacıyla inşa edilen Kuzey Akım 2 boru hattı). Bununla birlikte Kanada, ihracat amacıyla boru hatlarını genişletiyor. Avustralya ve ABD ise LNG ihracatı amacıyla doğal gaza yöneliyor. Birçok Afrika ülkesinde ise hükümetler, artan doğal gaz üretimini ve kullanımını teşvik ediyor.

Metan Gazı ve Ormansızlaştırma

Glasgow’da kamuoyuna duyurulan metan gazı salımının azaltılmasına ve ormansızlaştırmanın durdurulmasına yönelik girişimler önem arz ediyor, ancak bu girişimlerin etkili olması için mevcut ulusal hedeflerin ötesine geçmesi gerekiyor. 2030 yılına kadar metan emisyonlarını %30 azaltmayı içeren Küresel Metan Taahhüdü, 2030 yılındaki emisyon açığını %14 azaltma potansiyeline sahip. Bu durum 2100 yılına gelindiğinde küresel ortalama sıcaklığın 0.12°C azalması anlamına geliyor. Ancak bu potansiyelin önemli bölümü halihazırda iklim taahhütlerine dahil edilmiş durumda. ABD bu duruma önemli bir örnek teşkil ediyor. Metan emisyonlarının azaltılmasına yönelik hedef, ülkenin hali hazırda uzun vadeli stratejisinde yer alıyor. Dolayısıyla bu etki, ‘Taahhütler ve Hedefler’ senaryosundaki sıcaklık öngörümüze hali hazırda kısmen yer alıyor. Benzer şekilde, Küresel Orman Finansmanı taahhüdü, yalnızca belirtilen finansmanın mevcut durumda taahhüt edilen finansmana ek olarak sağlanması ve diğer azaltım önlemlerine aktarılacak finansmanı azaltmaması durumunda ek emisyon azaltımıyla sonuçlanabilir. 100 milyar ABD Doları hedefine henüz ulaşılmaması sebebiyle, bu yeni girişimin emisyon azaltım katkısı soru işaretleri barındırıyor.

Cemil Aksu: ‘Paris İklim Anlaşması Pratik Olarak Çökmüştür’

Glasgow, Güvenilirlik Açığını Ele Almalı

Küresel ısınma görünümü Paris’ten bu yana iyileşme gösteriyor. Tüm bu gelişmeler bütüncül değerlendirildiğinde, verilen net sıfır vaatleri, hayata geçmeyen uygulamalar nedeniyle 1,5˚C sıcaklık artışı hedefiyle uyumluluk göstermiyor. 2015 yılında, Paris Anlaşması’nın imzalanması öncesinde Climate Action Tracker, mevcut politikaların 3,6°C’lik ısınmaya yol açacağını ve sunulan hedeflerin 2,7°C’lik ısınmayla sonuçlanacağını öngörüyordu. Altı yıl sonra, mevcut politikaların uygulanması sonucu gerçekleşecek küresel ısınma 2,7°C’ye geriledi. Hükümetlerin 2030 yılı için Ulusal Katkı Beyanları’nda (Nationally Determined Contributions, NDCs) sundukları hedeflerini ve bağlayıcı uzun vadeli hedeflerini (Long Term Strategies, LTS) gerçekleştirdiği durumda, sıcaklık artışı 2,1°C ile sınırlandırılabilirdi.

Hükümetler, Paris Anlaşması’nda belirlenen küresel ısınma sınırı ve ülkelerinin net sıfır hedefleri konusunda ciddilerse, bu ciddiyetlerini uzun vadeli hedefleri net sıfır taahhütleriyle uyumlu 2030 hedefleri olarak yansıtmaları ve gerekli politikaları bugünden uygulamaya geçirmeleri gerekiyor. Gelişmiş ülkelerin, enerji dönüşümünü desteklemek üzere mevcut iklim finansmanını önemli ölçüde artırmaları gerekiyor. Bunlar gerçekleşmeden, gelinen aşamanın kutlanacak bir tarafı bulunmuyor.