Connect with us

Genel

Çiftçiler Sendikası: ‘Ekmek, Küresel Şirketlerin Ağzında’

Dünya Gıda Günü

Çiftçiler Sendikası bir basın açıklaması yayınlayarak, kuraklığa dayanıklı ve değişen iklim koşullarına çok daha kolay uyum sağlayabilen atalık, yerel tohumların ekiminin teşvik edilmesi çağrısında bulundu.

Türkiye’de gıda enflasyonu inanılmaz boyutlara ulaştı. Fiyatların yükselmesiyle gıda güvenliği de önemli bir sorun haline geldi. Çiftçiler Sendikası (Çiftçi Sen) küresel şirketlerin gıda üzerindeki egemenliğine karşı, hükümet yetkililerini bir kez daha uyarıyor.

Çiftçi Sen: ‘Gıda Egemenliğini İnşa Etmekten Başka Çare Yok’

Çiftçi Sen tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

“Göbeklitepe’ye 30 km. uzaklıkta Karacadağ tepelerinde MÖ 9500 yılına ait ilk evcilleştirilmiş buğday türü küçük kızıl buğday bulundu. Yani yüz binlerce yıldır bu topraklarda buğday ekiliyor ve Anadolu halkı bu temel gıdasını kutsal kabul ediyor.

Ancak bugün tükettiğimiz buğday, binlerce yıl ıslah ederek tükettiğimiz buğday çeşitleri değil. Hatta 60- 70 yıl önce tükettiğimiz buğdaylar da değil. Bugün tüm insanlığa dayatılan buğday “Yeşil Devrim”le beraber Rockefeller Vakfının 1946 yılında Meksika’da başladığı çalışmaların sonucu oluşturulan buğday cinsleri. İnsanların beslenmesini ve sağlığını gözetmeyen, birim alandan en fazla ürün almayı hedefleyen çalışmaların ürünü. Verimleri ancak kimyasallarla artırılabiliyor. Sağlığımız üzerindeki olumsuz etkileri bir yana buğday tohumları artık şirketlerin elinde ve çiftçi her yıl bu tohumları satın almak zorunda.  Dört küresel şirket tohum ve kimyasal zehir  piyasasını, 10 küresel gübre şirketi de gübre piyasasının %50’sini eline geçirmiş durumda. Bu tarz üretimin şirketlerin önünü açması kaçınılmazdır. ABD, Kanada, Avustralya, Fransa, Ukrayna ve Rusya gibi geniş ekim alanlarına sahip, endüstriyel buğday üretimi oturmuş ülkeler buğday ihracatının tamamını karşılıyor. Türkiye ise 2020 yılına gelindiğinde Endonezya’nın ardından Dünyanın ikinci büyük buğday ithalatçısıdır.

1950’li yıllarda ülkemize dayatılan endüstriyel tarım yöntemleri devlet tarafından çiftçiler desteklenerek yaygınlaştırıldı. 1980’li yıllarda ise IMF, Dünya Bankası ve daha sonra DTÖ eliyle dayatılan neoliberal politikalarla devlet destekleri durduruldu.  Desteklemelerden mahrum bırakılmış, yoğun girdi kullanımına mahkum edilmiş çiftçilerin hem girdi tedarikinde, hem de pazarlamada şirketlere bağımlılığı arttı.

‘Fındık Üreticisi Vahşi Piyasada Kaderine Terk Edildi!’

‘Üretici İlk Defa Kimyasal Gübresiz Ekim Yapmak Zorunda Kaldı’

Son yıllarda ülkemizde üretilen buğdayın çiftçilerden alım fiyatı hasat dönemlerinde TMO tarafından ithalat yapılarak baskılanmaktadır. 2021 kurak bir yıl olmuş, buğday üretiminde ciddi kayıplar yaşanmıştır. Mayıs ayında Bakan Pakdemirli çok iyi bir fiyat verdiklerini söyleyerek ve hatta övünerek buğdayın fiyatını 2 bin 250 TL/ton olarak açıklamıştı. Daha sonra TMO’ya yaptırılan sıfır gümrüklü buğday ithalatı ihalelerinde bakanın açıkladığı fiyatı ikiye katlayan buğday alımları yapıldı. Üstelik bu buğdaylar sanayiciye ithalat fiyatının çok daha altında fiyatlarla devredilerek yine şirketler desteklendi. 

Bu ekim döneminde dışa bağımlı olduğumuz petrol ve kimyasal gübre vb. girdi fiyatlarında büyük artışlar yaşandı. Kur artışları girdilerde günlük, hatta saatlik artışlara neden oldu ve olmaya da devam ediyor. Üretici ilk defa kimyasal gübresiz ekim yapmak zorunda bırakıldı. Bütün bunlar gelecek günlerin daha da kötü olacağının, ithalata ve şirketlere daha da bağımlı olacağımızın işaretleridir. Sadece buğdayda, ekmekte değil bütün ürünlerde yaşanan bu durum gıda krizidir. Daha doğrusu endüstriyel tarımın krizidir. Pandemi dönemi ve yaşadığımız kriz, endüstriyel tarımın ne kadar kırılgan, sorunlu bir üretim tarzı olduğunu ve yoksulları açlığa mahkum edeceğini göstermiştir.

Gıda enflasyonu herkesin gıdaya ulaşabilmesini engelleyerek gıda güvencesini, ithalata dayalı uygulamalar nasıl üretildiğini bilmediğimiz gıdalara mahkum ederek gıda güvenliğini yok etmektedir. Hem gıda güvenliğini, hem gıda güvencesini sağlayacak olan halkın kendi gıda sistemi yani GIDA EGEMENLİĞİ’dir. Bugün  paylaşmaktan, dayanışma içinde olmaktan ve birlikte GIDA EGEMENLİĞİ’ni inşa etmekten başka yol yoktur.

‘Küçük Çiftçiler Günü 14 Mayıs Değil, 17 Nisan’dır!’

‘Demokratik Bir Tarım Programı Oluşturulmalı’

Çiftçi-Sen olarak diyoruz ki;

Biz çiftçiler olarak üretime devam etmek, halkımızı beslemek istiyoruz. Bunun için;

  • Çiftçileri girdilerde şirketlere bağımlı kılan endüstriyel tarımsal üretim sisteminden vazgeçilmeli; yerel, atalık tohumlarla ve geleneksel yöntemlerle üretim yapan üreticiler desteklenmeli, kamu tarafından taban fiyat uygulanmalı ve destekleme alımları yapılmalıdır.
  • İthalat yapılarak şirketler desteklenmektedir. Halkın gıda ihtiyacını karşılamak için yapılması gereken şirketlere verilen desteğin kesilerek küçük aile tarımı yapan çiftçilerin üretmesini sağlamak olmalıdır.
  • Sertifikalı şirket tohumlarına destek verilmesi yerine, kuraklığa dayanıklı ve değişen iklim koşullarına çok daha kolay uyum sağlayabilen atalık, yerel tohumların ekimi teşvik edilmeli, desteklenmelidir.
  • Çiftçilerin sendikalaşmasının önündeki her türlü antidemokratik engeller kaldırılmalıdır.
  • Türkiye, BM Kurulunda kabul edilen kısa adı “Köylü Hakları Deklarasyonu” olan “Köylüler ve Kırsal Alanda Çalışan Diğer Kişilerin Hakları Bildirgesi’ni amasız, fakatsız kabul etmeli ve uygulamalıdır.
  • Üreticilerin söz ve karar sahibi olduğu demokratik bir tarım programı oluşturulmalı ve uygulanmalıdır.”

İBB’nin Gıda Strateji Belgesi Taslağında Gıda Egemenliği ve İklim Krizi Vurgusu

Genel

Gençliğin Umudu Kılıçdaroğlu Mu?

deniz kılıç z kuşağı

2023 Genel seçiminde 2000 sonrasında doğan 5 milyon 940 bin 916 genç seçmen oy kullanacak. Bu oran toplam seçmende yüzde 11.8 oy dilimine denk geliyor. Türkiye’de siyasetin gündeminde artık Z kuşağı var.

DENİZ KILIÇ | Z kuşağını önceki kuşaklardan ayıran en belirgin özelliklerden biri de kendilerine dayatılan görüşleri kabullenmemesidir. Sorgulayıcı, araştıran, kendine yakın olanı seçen ve kendine göre bir görüşü yorumlayandır. Biraz detaylandırmak gerekirse gelişen teknolojinin içerisinde dijital çağın araçlarını etkin kullanan, kendisinden önceki kuşağa göre sokak yerine bilgisayarla oynayan, içe kapanık, bilgiye erişimi yüksek, diğer jenerasyonlar ile iletişimi zayıf olan bir görüşler bulunmaktadır.

Özellikle internetin tüm nimetlerinden yararlanan Z kuşağı, her türlü bilgiye kolay ulaşabiliyor. Siyasi tercihleri sürekli sorgulanan Z kuşağı, politik bakış açılarıyla da gündeme geliyor. Onların politik bakışlarını sadece Türkiye’deki olup biteni görmek üzerine kanaat oluşturmuyor. Z kuşağı Türkiye ile dünyayı kolayca karşılaştırabiliyor.

Ebeveynlerinin doğrularını kabullenmek yerine kendi doğrularını oluşturan ve buna göre yaşamsal standartlarını yakalayan ve en önemlisi de özgürlüğünden taviz vermek istemeyen bu kuşağın Türkiye siyasetindeki siyasi tercihleri partilerin kendisinden daha çok izledikleri politikalardan oluşuyor. Bu bakış açısında bulunan Z kuşağının siyasete bakış açısı da kendinden önceki kuşaklara benzemiyor. Kendi normlarını oluşturan Z kuşağı kendine göre siyasi eğilimlerini oluşturuyor.

CHP’nin İktidar Manifestosu: İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi

Siyasetin Odağı Z Kuşağı

2021 yılını birçok tartışmayla birlikte geride bıraktık. Ancak siyasi ve ekonomik tartışmaları yeni yıla da taşıyacağımız ortada. 2022 yılında erken seçim olur mu, olmaz mı? Bu sorunun cevabı şu an için bilinmiyor. Seçim konusundaki tek bilinen şey erken veya zamanında bir seçim için en kısa süre her gün itibariyle önümüzdeki 60 gün! Seçim için en uzun süre de 1 buçuk yıl! Yani Haziran 2023.

Türkiye aslında uzun süredir seçim atmosferini yaşıyor, iktidar her ne kadar seçim yok dese de muhalefet partileri seçim kampanyası gibi siyasi çalışmalarını sürdürüyor. Ana muhalefet partisi CHP, genel merkezden il ve ilçe örgütlerine kadar daha önce görülmemiş bir şekilde titiz bir çalışma yürütüyor. CHP, tüm sandık görevlilerini şimdiden belirlemiş durumda. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu il il dolaşıyor, basın toplantıları düzenliyor, akşam eve gittiğinde de video çekip Twitter’dan paylaşıyor. Kılıçdaroğlu son dönemde özellikle gençlere yönelik söylemlerde bulunuyor. Sosyal medyayı önemsiyor, kendi Twitter profil hesabında “CHP Genel Başkanı / Gençlerin Demokrat Amcası” yazıyor.

Yürüyüş: Kılıçdaroğlu Ne Söyledi, Ne Yaptı ve Şimdi Ne Yapmak İstiyor?

Kılıçdaroğlu, Gençlerle Diyalog İçin Samimi Çaba İçerisinde

Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde iktidara geldikleri ilk 6 ay içerisinde gençler için yapacakları 6 maddeyi açıkladı. Bu vaatler arasında gençlerin ilk cep telefonundan ve ilk arabasından ÖTV’nin sıfırlanacağı, internet paketlerinden vergi alınmayacağı ve indirimli paketlerden yararlanabileceği yer alıyordu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Z kuşağıyla ile de yakın ilişki kurma gayretinde. Jahrein kullanıcı adıyla bilinen Ahmet Sonuç’un Twitch kanalındaki canlı yayınına katılan ilk siyasi lider olan Kılıçdaroğlu’nun konuk olduğu programı 320 bin kişi izledi. Katıldığı bu yayında gençlere seslenen Kılıçdaroğlu “Size sözüm söz beraber bu ülkeyi aydınlığa çıkaracağız. 6 ay içinde göreceksiniz başka bir Türkiye… Ben Kılıçdaroğlu’nu istediğim gibi eleştiririm başıma hiçbir felaket gelmez… Hepsini göreceksiniz. Özgürlüğü göreceksiniz. Konsollarınızı daha ucuza alacaksınız. İnternet erişiminiz çok daha rahat olacak” dedi. Her şeyden önemlisi Kılıçdaroğlu’nun gençlerle iletişim kurma çabası, gençlerin sempatisini kazanıyor.

Bu arada Kılıçdaroğlu’nun Jahrein’e konuk olduğu programda, yayını izleyen 320 bin kişinin tamamına yakınının gençlerden oluştuğunu belirtmek istiyorum. Mitinglerde toplanamayacak kişi sayısına sosyal medyanın gücü sayesinde ulaşılabiliyorsunuz. Siyasi propaganda da artık klasik yöntemlerin bittiğini görüyoruz.

Yılbaşı öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni yıl reklam filmi yayınlandı. Reklamdaki detay da yine gençlik üzerine kurgulanmış. Babasının 19 yıllık oltasının iş yapmadığını gören genç kız, babasına artık oltasını değiştirmesi yönünde uyarıda bulunuyor. Oltada ısrarcı olan baba, genç kızın ısrarı neticesinde oltasını değiştiriyor ve bir kova balık tutuyor. Reklam filminde verilen mesajın gençler üzerinden verilmesi dikkat çekici. Türkiye sosyolojisi değişiyor, eskiden aile büyükleri siyasi tercihlerini gençlere empoze ederken şimdi ise durum tam tersi. Yani Türkiye’de siyaset sosyolojisi artık tamamen değişiyor. Bu değişimin ilk seçimlere yansıyıp yansımayacağını hep birlikte göreceğiz.

Okumak için tıklayın

Genel

Doğaya Kazılan Soykırım Çukurları: Atık Havuzları

atık havuzları Cengiz Erdil

Emel Yıldırım anısına… Ormanların, sahillerin kısaca doğanın tahribi yazıldığında; son 20 yılımız ibretlik belgelerle tarihimizde yer alacak. Siyanür başta olmak üzere zehirli kimyasallar kullanan yüzlerce maden sahalarının ayrılmaz bir parçası var: Atık havuzları

CENGİZ ERDİL | Atık havuzlarının çoğu, öyle bilim kitap göz önüne alınarak yapılmış değil. Ağaçları kes, kayaları yerinden oynat, derince bir çukur kaz. Al sana atık havuzu.

Anadolu’nun dağlarında, ovalarında çok sayıda atık havuzu var. Maden sahaları, taş ocakları, santraller, fabrikalar hepsinin mutlaka bir atık havuzu bulunuyor. İrili ufaklı bu havuzların çoğu, uluslararası standartlara uymuyor.

Gel zaman git zaman, maden bitiyor, santralin işlevi kalmıyor. Geride kalan, atık havuzları ve barajları oluyor. Atık su birikintisinin olduğu yerlerde, ne ağaç yetişiyor, ne de ot bitiyor. Toprak canlılığı yitiriyor. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz terk edilmiş gezegenlerin platosu gibi bir şeydir geride kalan. Kısacası doğanın hüviyetine soykırım fotoğrafı olarak düşen bir parçanın adı oluyor atık havuzları.

Cengiz Erdil yazdı: ‘Kanal İstanbul ile Bir Coğrafya Alt Üst Olacak’

Anadolu Delik Deşik Oluyor

Geçtiğimiz günlerde Giresun’un Şebinkarahisar ilçesi yakınlarındaki bir çinko tesisinin atık su havuzu patladı. Zararlı metal atıklar önce dere sularına karıştı, oradan da Kılıçkaya Barajı’na. Baraj sularına karışan atıklar arasında siyanür var mı? Halk sağlığını neler tehdit ediyor? Bu sorulara net yanıtlar verilmedi.

Karadeniz Bölgesi’nde dere vadileri plansız HES’lerle kapatılırken, maden sahaları verimli tarım alanlarını ve fındık bahçelerini yok ediyor.

Ordu-Fatsa’da siyanürlü maden faaliyeti var. Bu madeni iki katı büyütmek için çalışmalar sessiz sedasız sürüyor. Fatsa’nın tepesinde üç milyon metreküp kapasiteli bir zehir barajı olacak.

Doğayı korumaya kararlı sivil toplum örgütlerinin verdiği bilgilere göre, Ordu’’un en az altı yerinde siyanürlü-sülfürik asitli madenler açmak için ihaleler yapıldı.

İhale edilen yerlerden birisi de Ordu-Perşembe ve Fatsa şehirlerinin ortasındaki Kurşunçalı Dağı. Burayı bölgenin Kazdağları gibi düşünün… Yüzlerce köye hayat veren derelerin bulunduğu bir yer burası. Bölgedeki en lezzetli fındığın yetiştiği vadilerin can damarı olan Kurşunçalı Dağı, ormanlarıyla birlikte yok edilmek isteniyor.

Altın, bakır başta olmak üzere maden ocakları için Anadolu’nun hemen hemen her yerinde yüzlerce ruhsat veren AKP iktidarı, bu yıl içinde iki önemli karar aldı.

Doymuyorlar: Ordu’da Yeni Maden Sahaları İhaleye Çıkıyor

Orman ve Sahil Yağmasında Hızlarına Yetişmek Zor

‘Yanan, yok olan ormanlarımıza ne olacak?’ diye düşünürken, 17 Temmuz’da Meclis’ten geçen ‘Turizmi Teşvik Kanunu’ndaki değişiklikle orman ve kıyıların yağmalanmasının önü açıldı.

Çok geçmedi, Orman Kanunu da değişti. Orman alanlarında yapı iznine yönelik değişiklik, 30 Kasım’da Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, ormanlık alanlarda kamu yararı bulunması halinde; limanlardan, havaalanlarından tutun da yol, santral, baz istasyonları, hastaneler ve elbette ibadethane yapımlarına izin çıktı.

Ormanlar, Anayasa’ya göre koruma altında ama Anayasa rafa kalkalı çok oldu.

Bu iktidar İskoçya’daki iklim zirvesinde arazi bozulmasının önüne geçilmesi ve ormanların korunması konusunda alınan karara imza koymuştu.

İklim zirvesi kararlarını da rafa kaldıran dünyadaki ilk hükümet olacağını, böylece ele güne duyurdu.

* Bu yazı 11.12.2021 tarihinde Gazete Pencere’de yayımlanmıştır.

Okumak için tıklayın

Genel

Çin’in Kömürü Finanse Etmeme Kararı, 44 Kömür Santrali Projesini Etkiliyor

kömür santrali

Çin’in yurtdışındaki kömür santrali projelerine sunduğu finansmanı sonlandıracağına dair açıklaması, küresel ölçekte kömür talebindeki artışın 1,1 milyar ton daralması ve Çin’in kamu finansmanıyla yapılması planlanan 44 kömür santralinin kullanım ömrü boyunca atmosfere salacağı 8 milyar tonluk CO2 emisyonunun önlenmesi anlamına geliyor.

Küresel Enerji Takipçisi (Global Energy Monitor, GEM) tarafından güncellenen ve dünya genelinde kömür santrallerine ve madenlere sağlanan kamu finansmanını takip etmek üzere geliştirilen Küresel Kömür Kamu Finansmanı Takipçisi, Çin’in denizaşırı kömür finansmanını sonlandırma taahhüdünden, toplamda 42.220 megavat (MW) kurulu güçteki 44 kömür santralinin etkileneceğini gösteriyor. Bu durum, kullanım ömrü boyunca toplamda 130 milyar ABD doları tasarruf sağlamanın yanı sıra, küresel ölçekte kömür talebindeki yıllık artışta 30 milyon ton daralma anlamına geliyor. Santrallerin toplam kullanım ömrü hesaba katıldığında kömür talebindeki azalma 1.100 milyon tona denk geliyor.

Türkiye’de Rüzgar ve Güneşten Elektrik Üretimi, İthal Kömüre Göre Çok Daha Ucuz

Çin’in Kararı 44 Kömür Santrali Projesini Etkiliyor

GEM’in yeni güncellenen kömür kamu finansmanı haritası, Çin yönetiminin yurtdışında yeni kömür santralleri inşa etmeyi durdurma taahhüdünün, bu ülkelerde planlanan kömür santrallerinin geleceğine yönelik riskleri ortaya koyuyor.

Çin’in denizaşırı ülkelerdeki kömür santrallerine kamu finansmanı sağlamayacağına yönelik taahhüdü, Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından geçtiğimiz salı günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda sunuldu. Bu haberi, cuma günü Bank of China’nın 1 Ekim 2021 itibariyle Çin’in yurtdışında yeni kömür santrali ve madencilik projelerine finansman sağlamayacağına yönelik açıklaması takip etti.

GEM tarafından Eylül 2021’de gerçekleştirilen çalışma, günümüzde kamuya ait Çin kurumlarının kamu finansmanı sunmak üzere değerlendirdiği ve toplam 42.220 MW kurulu güce sahip 44 kömür santrali bulunduğunu ortaya koyuyor. Bu santrallerin, Çin’in taahhüdünden etkilenmesi olası görünüyor. Planlanan projeler, Asya, Afrika, Güney Amerika ve Doğu Avrupa’da yer alan yirmi ülkede bulunuyor.

C40: ‘Kömürlü Santraller, Kentlerde Çeyrek Milyon Erken Ölüme Neden Olabilir’

Projelerin İptal Edilme Riski Bulunuyor

Çin’in açıklaması, kömür santrallerinin yapılması için farklı finansman seçenekleri bulunmamasından dolayı, 44 kömür santralinin tamamını iptal edilme riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Japonya ve Güney Kore, bu yılın başında, kömürden elektrik üretimine yönelik denizaşırı kamu finansmanını sonlandırma taahhüdünde bulunmuştu.

Planlanan projelerden beş tanesinin finansmanının Bank of China tarafından gerçekleştirilmesi düşünülüyordu. Bu nedenle, belirtilen projelerin finansmanının gelecek hafta gibi kısa bir zaman sarfında iptal edilme riski bulunuyor.

44 kömür santrali, belirtilen yirmi ülkede planlama aşamasında bulunan ve toplamda 103.000 MW kurulu güçteki proje stokunun %40’ından fazlasını temsil ediyor. Kömür santrallerinin iptal edilmesi durumunda, santrallerin kullanım ömrü boyunca, 50 milyar ABD doları inşaat maliyeti ve 80 milyar ABD doları yakıt ve işletme maliyeti olmak üzere 130 milyar ABD doları aşkın maliyetten tasarruf sağlanması öngörülüyor.

Çin’in Afrika kıtasında planlanan kömür santrallerinin baş finansörü olması sebebiyle, belirtilen santrallerin iptal edilmesi, bu kıtada planlanan kömürlü santrallerin yarıya düşmesi anlamına geliyor.

3 Ülke ‘Yeni Kömür Santrali Yok’ İttifakına Katılabilir

Projelerin iptal edilmesi Kenya, Madagaskar ve Fildişi Sahilleri’nde yapılması planlanan yeni kömür santrallerinin tamamını ortadan kaldırıyor. Bu durum, üç ülkenin Birleşmiş Milletler girişimi olan ve ülkelerin yeni kömür santrali inşa etmesini durdurmaya yönelik taahhüdünü içeren “Yeni Kömür Santrali Yok” ittifakına katılmasını uygun hale getiriyor.

Asya kıtasında yer alan ve bu durumdan etkilenen ülkelerde, Çin tarafından sunulacak kamu finansmanı ile gerçekleştirilmesi planlanan santrallerin iptal edilmesi durumunda, bu ülkelerde planlanan kömür proje stoku %40 azalıyor. Asya kıtasındaki etkilenen ülkeler arasında Bangladeş ve Moğolistan başı çekiyor. Bunun temel sebebi olarak, belirtilen iki ülkede planlanan kömür santrallerinin %90’ının inşasının Çin kamu finansmanıyla gerçekleştirilmesi belirtiliyor. Bu durum, Bangladeş ve Moğolistan’ı “Yeni Kömür Santrali Yok” ittifakına dahil olmalarına uygun hale getiriyor. Günümüzde, dünya genelinde planlanan kömür santralleri sıralamasında, Bangladeş altıncı, Moğolistan ise sekizinci sırada yer alıyor.

Çin’in açıklamasının, küresel kömür piyasası üzerinde önemli etki yaratması bekleniyor. Etkilenen yirmi ülkenin birçoğu, santrallerde kullanılan kömürün büyük bölümünü ithal ediyor. Belirtilen yirmi ülkenin, 2019 yılında küresel ölçekte santrallerde kullanılan toplam kömür ithalatının %10’una denk gelen, 130 milyon ton kömürü ithal ettiği görülüyor.

44 kömür santralinin iptali durumunda, bu ülkelerin gelecekteki kömür talebinde her yıl yaklaşık 30 milyon ton azalma öngörülüyor. Bu durumun, kömür ihracatı yapan ülkelerin beklentilerine darbe vurması bekleniyor. Küresel ölçekte kömür talebindeki artış öngörüsü, 44 santralin kullanım ömrü boyunca tüketeceği 1,1 milyar tonluk kömürün ortadan kalkmasıyla daralıyor. Bu daralma, yaklaşık 8 milyar ton karbondioksitin atmosfere salımının önlenmesi anlamına geliyor.

Türkiye’deki Kapasite Fazlası Kömür Santralleri Kamu Kaynaklarını Tüketiyor

COP26 Öncesinde Ana Odak Haline Gelmesi Bekleniyor

GEM tarafından gerçekleştirilen Küresel Kömür Santrali Takipçisi’ne göre, inşa edilen yaklaşık 97.000 MW ve planlama aşamasındaki 163.000 MW’lik kurulu güçteki kömür santrali ile Çin, halen dünyada planlanan ve inşaat aşamasındaki en fazla projeye sahip ülke. Çin’in ülke içerisinde planladığı santrallere yönelik kamu finansmanı, verdiği taahhüt kapsamında yer almıyor. Bu konunun, Glasgow’da gerçekleşecek 26. Taraflar Toplantısı (COP26) öncesinde ana odak haline gelmesi bekleniyor.

Birleşmiş Milletler Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel on Climate Change, IPCC), küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmak için, kömürden elektrik üretiminin 2040 yılına kadar sonlandırılması gerektiğini vurguluyor.

Okumak için tıklayın

Genel

İklim Değişikliğinin Ekonomik Maliyetleri Tahminlerden Altı Kat Yüksek Olacak

Net Sıfır iklim değişikliğiyle mücadele ekonomistler ekonomik büyüme

Güncellenmiş iklim bilimi bulgularını ve iklim değişikliğinin ekonomik büyüme oranları üzerindeki etkisini de dikkate alan yeni bir araştırmaya göre, iklim değişikliğine ilişkin ekonomik modeller, devam eden ısınmanın maliyetlerini önemli ölçüde hafife almış olabilir.

Avrupa ve Amerikan üniversitelerinden bir araştırma ekibi tarafından yapılan ve Environmental Research Letters dergisinde yayınlanan inceleme, devam eden iklim değişikliğinden kaynaklanan ekonomik hasarın bu yüzyılın sonunda daha önce tahmin edilenden altı kat daha yüksek olabileceğini tespit ediyor.

Devam eden iklim değişikliğinden kaynaklanan ekonomik hasara ilişkin öngörüler, hükümetlerin sera gazı emisyonlarını azaltmanın nispi maliyetlerini ve faydalarını hesaplamalarına yardımcı oldukları için önemli, ancak yapılan son inceleme, bu öngörülerin dayandığı ekonomik modellerin önemli riskleri göz ardı edebileceğini ve bu nedenle ısınmanın olası maliyetlerini olduğundan daha az yansıtabileceğini göstermiştir.

IPCC Raporu Açıklandı: ‘Şimdi Güçlerimizi Birleştirirsek, İklim Felaketini Önleyebiliriz’

Bu Yüzyıl İçinde Isınmanın Yol Açtığı Ekonomik Maliyetler, Küresel GSYİH’nin % 51’ine Kadar Çıkabilir

Yeni çalışma, iklim değişikliğine ilişkin ekonomik modellerde bilim insanlarının daha iyi anlamaya çalıştığı üç unsura odaklanıyor ve PAGE olarak bilinen önemli bir iklim ekonomisi modeli bu unsurları ele alacak şekilde güncellendiğinde, devam eden iklim değişikliğinin maliyetlerine ilişkin öngörülerin nasıl arttığını hesaplıyor.

En önemli değişiklik, araştırmacılar iklim değişikliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini dikkate aldığında gerçekleşti. Çoğu model sadece kısa vadeli hasarlara odaklanır ve kuraklık, yangın, sıcak hava dalgaları ve fırtınalar gibi aşırı hava olaylarının ve bunların sağlık, tasarruf ve işgücü verimliliği üzerindeki etkilerinin uzun vadeli ekonomik zarara neden olduğuna dair kanıtların çoğalmasına rağmen, iklim değişikliğinin ekonomik büyüme üzerinde kalıcı bir etkisi olmadığını varsayar.

İklim değişikliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri hesaba katıldığında, küresel GSYİH, 2100 yılına kadar ısınmanın etkilerinin görülmediği duruma kıyasla %37 daha düşük olabilir. Çoğu tahmin tarafından hesaba katılmayan kalıcı zararlar görüldüğünde, GSYİH %6 daha düşük olacaktır, bu da büyüme üzerindeki etkilerin iklim değişikliğinin ekonomik maliyetlerini altı kat artırabileceği anlamına gelir. İklim değişikliğinin yol açtığı zararların uzun vadeli büyümeyi ne kadar etkilediği ve toplumların bu zararların azaltılmasına yönelik kurulacak düzene ne kadar uyum sağlayabileceği konusunda hala önemli bir belirsizlik var; öyle ki büyümenin ne derece etkilendiğine bağlı olarak, bu yüzyıl içinde ısınmanın yol açtığı ekonomik maliyetler, küresel GSYİH’nin % 51’ine kadar çıkabilir.

Araştırmacılar ayrıca PAGE’i iklim biliminde son on yılda görülen gelişmeleri ve iklim değişikliğinin yıllık ortalama sıcaklıkların değişkenliğine etkisini dikkate alacak şekilde güncellediler ve her ikisi de iklim değişikliğinin öngörülen maliyetini artırdı.

Türkiye İklim İktisadı Çalıştayı: Türkiye’nin Yeşil Dönüşümü

Yazarlar Karbonun Sosyal Maliyeti Üzerindeki Etkisini Hesapladı

Yazarlar, bu değişikliklerin seragazı emisyonlarının neden olduğu ekonomik zararın bir ölçüsü olan ‘karbonun sosyal maliyeti’ üzerindeki etkisini hesapladı. İnceleme, sadece bir ton karbondioksit emisyonundan kaynaklanan ekonomik hasarın 3000 doların üzerinde olabileceğini gösteriyor. Bulgular büyük belirsizlikler gösterse de temel değerler politika yapıcıların varsaydığı değerlerden çok daha yüksek. Örneğin, ABD hükümetinin şu anda seragazı emisyonlarıyla bağlantılı projelerin maliyetlerini ve faydalarını değerlendirmek için kullandığı sosyal karbon maliyeti değeri, ton başına yaklaşık 51 dolar. Enerji, üretim ve havacılığı da kapsayan AB Emisyon Ticareti Sistemi, yakın zamanda ilk kez 61 €’yu aşan bir değer kullandı.

University College London’dan Dr. Chris Brierley “İklim değişikliğinin uzun vadeli ekonomik büyüme üzerinde tam olarak ne kadar etkisi olacağını henüz bilmiyoruz, ancak çoğu ekonomik modelin varsaydığı gibi bu etkinin sıfır seviyesinde olması pek mümkün değil. İklim değişikliği, Kuzey Amerika’daki son sıcak hava dalgası ve Avrupa’daki seller gibi yıkıcı hava olaylarının görülme olasılığını oldukça arttırıyor. Ekonomilerin bu tür olaylardan sonra birkaç ay içinde toparlandığını varsaymayı bırakırsak, ısınmanın yol açtığı maliyetlerin belirtilenden çok daha yüksek olduğunu görebiliriz. İklimin ekonomik büyümeyi nasıl değiştirdiği daha iyi anlamamız gerekiyor, ancak uzun vadeli küçük etkiler bile, emisyonları bir an önce azaltmanın ne kadar önemli hale geldiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

ETH Zürih’den Paul Waidelich, “Bulgular, sera gazı emisyonlarını azaltmanın iklim değişikliğinin etkileriyle başa çıkmaya göre daha az maliyetli olduğunu ve ısınmanın devam etmesiyle ortaya çıkacak ekonomik zararların, emisyonları önlemek için alacağımız birçok tedbirin maliyetine göre çok daha ağır basacağını doğruluyor. Maliyetlerin daha önce varsayılandan daha yüksek gerçekleşmesi riski, hızlı ve güçlü azaltım tedbirlerinin aciliyetini bir kez daha teyit ediyor. Bulgular, sera gazı emisyonlarını azaltmamayı seçmenin son derece riskli bir ekonomik strateji olduğunu gösteriyor dedi.

Uluslararası Uygulamalı Sistem Analizi Enstitüsü ve Imperial College London’dan Jarmo Kikstra, “İklim değişikliğinin genel maliyetlerini hesaplamak çok zor, ancak giderek artan bilimsel kanıtlarla ekonomik tahminler iyileştiriliyor. Bu konudaki iklim bilimi son on yılda çok gelişti ve bilimsel tahminlerdeki bu iyileştirmelerden sonra bile maliyet-fayda tahminlerinin büyüklük sırası değişmiyor. Bir taraftan da iklim değişikliğinin gelecekte görülecek etkilerine ekonominin nasıl yanıt vereceği konusunda giderek artan bir belirsizlik söz konusu. İklimin ekonomiler üzerindeki kalıcı etkisine daha yakından bakarsak maliyetlerin katbekat artabileceğini görüyoruz. Ne kadar artacağı ise iklim eylemimizin seviyesine bağlı şeklinde konuştu.

Delaware Üniversitesi ve London Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan Dr James Rising, “İklim değişikliğinin riskleri hakkında bilgilendikçe, bir an önce harekete geçmenin gerekliliğini de görüyoruz. Her yıl iklim değişikliğiyle bağlantılı doğal afetlerin sayısı artıyor vedünya çapında net sıfır emisyona ulaşana kadar durum daha da kötüye gidecek. Bu çalışmada ileriye doğru atılan en büyük adımlardan biri, maliyet tahminlerinde sıcaklıktaki ortalama değişimden ziyade doğal afetlerin veya iklim değişkenliğinin risklerinin yakalanmaya başlamasıdır. İklim değişkenliği, iklim değişikliğinin etkilerine ilişkin uzun vadeli en iyi tahminleri o kadar değiştirmese de risklerin çeşitliliğini arttırır ve bu olaylar uzun süreli etkilere yol açabilir.” dedi.

İklim Değişikliği Artık Geleceğin Sorunu Değil!

Okumak için tıklayın

Genel

Bodrum’daki Yangın Rüzgarın Etkisiyle Büyüyor

çİFTLİKKÖY

Muğla’nın Bodrum ilçesi Çiftliköy Alazeytin mevkiindeki ormanlık alanda yangın çıktı. Yangın ihbarı üzerine bölgeye, Muğla Orman Bölge Müdürlüğü yangın söndürme ekipleri sevk edildi. Yangına havadan ve karadan müdahale ediliyor.

Yangına 5 helikopter ve 1 uçak ile havadan, çok sayıda arazöz ile yangın söndürme işçisi de karadan müdahale ediyor.

Çiftlikköy

Vatandaşlar da seferber oldu

Muğla’nın Bodrum ilçesindeki ormanlık alanda çıkan yangın, şiddetli rüzgar ile büyürken, bölgedeki vatandaşlar da söndürme çalışmalarına katılıyor.

Bodrum’da geniş bir alana yayılan yangını kontrol altına almayı şiddetli rüzgar önlüyor. Bölgeye gelen mahalle sakinleri ve vatandaşlar da söndürme çalışmalarına destek veriyor. Kendi araçları ile yangın bölgesine gelen vatandaşlar, ellerinde hortum ve yangın söndürme tüpleri ile yangının kontrol altına alınabilmesi için ekiplerle birlikte canla başla mücadele veriyor.

Milas’taki Yangın Kontrol Altında

Milas ilçesi Kıyıkışlacık Mahallesi’ndeki ormanlık alanda çıkan yangın kontrol altına alınırken, bölgede soğutma çalışmaların devam ediyor.

Edinilen bilgiye göre, Kıyıkışlacık Gürçamlar bölgesinde ormanlık alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Yangın bölgesine havadan müdahale için Güvercinlik, Milas, Aydın Nazilli, İzmir Seferihisar’da konuşlu 4 helikopter, karadan da çok sayıda arazöz ve iş makinesi yangın bölgesine sevk edildi. Ekipleri hızlı müdahalesi ile yangın büyümeden kontrol altına alındı. Bölgede soğutma çalışmaları devam ediyor.

Okumak için tıklayın

Genel

İmamoğlu Duyurdu: İBB’nin İlk Öğrenci Yurtları Hizmet Vermeye Başlıyor

ekrem Imamoğlu öğrenci yurtları ibb

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bir projesini daha hayata geçiriyor. İBB’nin ilk öğrenci yurtları İstanbul’un üç farklı noktasında hizmet vermeye başlıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB tarihinde bir ilk olan, yeni projesini duyurdu. İmamoğlu, İBB’nin ilk öğrenci yurtlarının hizmet vermeye başlayacağını açıkladı.

İstanbul’da üç farklı noktadaki öğrenci yurtlarının toplam 650 yatak kapasiteli olacağı ve aylık ücretinin 600 TL olacağı ifade edildi. Yurt başvuru sürecinin 28 Ağustos itibariyle açılacağı kaydedildi.

Beton Lobisi İş Başında: Marmaris’te Otel ve Konut Projesine ÇED Kıyağı

Ekrem İmamoğlu: ‘İBB Tarihinde İlk: Öğrenci Yurtları’

Konuyla ilgili Twitter hesabından bir paylaşım yapan Ekrem İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ilk öğrenci yurtları hizmet vermeye başlıyor. Bu dönem 3 kız öğrenci yurdumuz öğrenci kabul edecek. Yeni yurtların yapımı devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

Okumak için tıklayın

Genel

Kandilli: ‘Marmara’da Mayıs Ayından Beri 3 Bin 400 Deprem Oldu’

Kandilli Rasathanesi Haluk Özener

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE), 17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümünde, KRDAE’nin güncel çalışma ve faaliyetlerini açıkladığı program düzenledi. Program kapsamında depremlere ilişkin istatiksel bilgilere de yer verildi.

17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümünde, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, son yıllarda özel ve kamu iş birlikleriyle sayıları artan gelişmiş deprem-tsunami izleme, takip ve analiz istasyonları ile bu alandaki güncel çalışmalara ilişkin bilgilerin verildiği program düzenlendi.

Programa Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi Müdürü Dr. Doğan Kalafat ve Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi Müdür Yardımcısı Dr. Öcal Necmioğlu katılım sağladı.

İstanbul Depremi İçin Uyarı: Fay Hattında Anormallik Var

Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Özener: ‘Türkiye’yi ve yakın çevreyi gözlemliyoruz’

“Türkiye’nin birçok ili deprem tehlikesiyle karşı karşıya” diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Haluk Özener, “Şu anda içinde bulunduğunuz binada 258 tane deprem kayıt sensörü ile tüm Türkiye’yi ve yakın çevreyi gözlemliyoruz. Bu cihazlarla önceden 30 dakikada çözmüş olduğumuz depremleri şimdi ise 30 saniye içerisinde çözüyoruz. Basit bahsetmiş olduğum bu sensörlerin büyük bir çoğunluğu Marmara Bölgesi’nde. Marmara birçok noktada ön plana çıkmasıyla uzun süredir depremi yaşamaması nedeni ile çalışmalarımız bu noktalarda yoğunlaşmış durumda. Sadece kendi sistemlerimizi değil anlaşma imzalamış olduğumuz çevre komşu ülkelerin istasyonlarını da çalışmalarımıza dahil ettik. Kandilli rasathanesi olarak tüm verileri şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklamaktayız” dedi.

Canlı Yayında İstanbul’da Beklenen Büyük Deprem İçin Tarih Verdi

“Bu yıl Ege ve Akdeniz’de deprem yoğunluğu meydana geldi”

Sözlerine istatiksel bilgiler vererek devam eden Özener, “Türkiye’de her yıl ortalama 100 deprem 4.00 şiddetinde gerçekleşiyor. 3’ten büyük depremlere baktığımızda ise 73 bin 171 tane deprem meydana gelmiş. Bu deprem derimiz genelde Kuzey Anadolu fayı, Doğu Anadolu fayı üzerinde etkili olmuş durumda. 2011 Van depreminden sonra ise ülkemizde yedi şiddetin üzerinde bir deprem meydana gelmedi. 2017 yılı ve sonrasında meydana gelen depremlerde ise artçıların sayısının arttığı da gözlemlediklerimiz arasında. Çanakkale, Bodrum, Aydın depremlerinin ardından meydana gelen artçılar oldukça fazlaydı. Bu yıl ise özellikle özelikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde deprem yoğunluğunun oluştuğunu görebiliyoruz. Marmara’daki depremlere de baktığımızda 3 bin 470 tane tarihsel dönemde 3’ten büyük deprem görüyoruz. Türkiye’de normal şartlarda yılda ortalama olarak 2,5 santimetre hızla hareket ediyor. Böylelikle faylarda enerjiler toplanıyor ama bazı yerlerdeki biriken enerji hızlı çok fazla oluyor Ege’de 3,5 santimetreye ulaştığı gibi. Anadolu’da ortalama 2,5 santimetre civarında. Bazı bölgelerimizde ise Bu rakamlar çok daha az seviyelerde ve dolayısıyla deprem meydana gelme zamanı oldukça uzun yıllar arasında gerçekleşiyor.” diye konuştu.

Türkiye’de 7.0 ve Üzeri Büyük Deprem Beklenen 18 Şehir

“Sismometreler sayesinde en ufak sarsıntıyı algılayabiliyoruz”

Prof. Dr. Haluk Özener, “Son yıllarda özellikle Marmara Denizi’nde çalışmalarımızı hızlandırdık. Deniz tabanında sismometrelerimiz var. 0.2 şiddetindeki depremleri dahi algılayabiliyoruz. Bir nevi fay hattının röntgenini çekiyoruz. Fay parçalarının özelliklerini belirliyoruz ve hangi noktalarda yoğunlaştığını tespit etmeye çalışıyoruz. Bu yıl Mayıs ayında başlayan deprem hareketliliği rakam olarak dün itibariyle 3 bin 400 depreme kadar ulaştı. Kandilli olarak depreme yönelik deprem tehlikesi anlamında tarihi yapıların durumunu da gözlemlemeye devam ediyoruz” diye konuştu.

Okumak için tıklayın

Genel

Çanakkale Bayramiç’te Orman Yangını

Bayramiç

Çanakkale Bayramiç ilçesinde tarım arazisinde başlayan yangın ormanlık alana sıçradı. Yangına karadan ve havadan müdahale ediliyor.

Bayramiç ilçesi Aşağışevik köyü yakınlarında tarım arazisinde çıkan yangın ormanlık alana sıçradı. Rüzgarın şiddetiyle büyüyen yangını söndürmek için Orman Bölge Müdürlüğüne ait ekipler, havadan 3 helikopter, karadan ise 10 arasöz ve çok sayıda orman işçisiyle yangını kontrol altına almak için müdahaleye ediyor. (İHA)

Bayramiç

Okumak için tıklayın

Genel

İBB ve UNHRC Arasında Mültecilere Yönelik İş Birliği Metni İmzalandı

Ekrem İmamoğlu mülteci lecrec unhrc birleşmiş milletler

İBB ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi Türkiye Temsilciliği (UNHCR) arasında; geçici koruma sağlanan kişiler, uluslararası koruma başvuru ve statü sahipleri ile sığınmacılara yönelik iş birliğini amaçlayan mutabakat metni imzalandı.

Mutabakat metni, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve UNHCR Türkiye Temsilcisi Philippe Lecrec tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi. İstanbul’un, 1,6 milyonu aşkın mülteci ve göçmen nüfusu ile dünyanın en yüksek mülteci nüfusuna ev sahipliği yaptığı bilgisini paylaşan İmamoğlu, bu alanda yaptıkları çalışmalardan detaylı örnekler sundu. Lecrec ise, “Zorla yerinden edilen ve ülkesini terk etmek zorunda kalan insanların sayısının tarihte hiç olmadığı kadar fazla olduğu bir dönemden geçiyoruz” diyen İmamoğlu’na, “Bu iş birliği için tekrar çok teşekkür ediyoruz ve ülkelerindeki şiddetten kaçmak zorunda olan mültecilere yönelik, şahane çabanıza destek vermekten heyecan duyuyoruz” şeklinde karşılık verdi.

İmamoğlu: ‘Türkiye Hedef Ülke Konumuna Geldi’

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi Türkiye Temsilciliği (UNHCR) arasında iş birliği mutabakat metni imzalandı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, UNHCR Türkiye Temsilcisi Philippe Lecrec ve ekibini, Saraçhane’deki makam odasında ağırladı. İmza töreni öncesinde gerçekleşen buluşmada İmamoğlu’na; İBB Genel Sekreter Yardımcısı Şengül Altan Arslan, Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Yavuz Saltık ve Dış İlişkiler Daire Başkanı Mehmet Alkanalka eşlik etti. Karşılıklı görüşlerin dile getirdiği görüşmenin ardından mutabakat metni imzalama törenine geçildi.

İmza öncesinde ilk konuşmayı yapan İmamoğlu, göç olgusunun insanlık tarihi kadar eski olduğunu belirterek, “Zorla yerinden edilen ve ülkesini terk etmek zorunda kalan insanların sayısının tarihte hiç olmadığı kadar fazla olduğu bir dönemden geçiyoruz” dedi. Zorunlu göçün nedenleri olarak savaşları, insan hakları ihlallerini, iklim krizini, salgınları ve ekonomik çöküşleri sıralayan İmamoğlu, Türkiye ve İstanbul’un da bu küresel olgudan olumsuz olarak etkilendiğinin altını çizdi. Türkiye’nin son yıllarda transit ülke halinden çıkıp, “hedef ülke” konumuna geldiğine dikkat çeken İmamoğlu, İstanbul’un da bu anlamda büyük bir nüfus yüküne ev sahipliği yaptığını dile getirdi.

Beşiktaş’ta Yepyeni Bir Dayanışma Ağı: ‘Semt Kart Uygulaması’

İstanbul, Dünyanın En Yüksek Mülteci Nüfusuna Sahip’

İstanbul’un, 1,6 milyonu aşkın mülteci ve göçmen nüfusu ile dünyanın en yüksek mülteci nüfusuna ev sahipliği yaptığı bilgisini paylaşan İmamoğlu, söz konusu insanların kentlere adımlarını attıklarında ilk temas noktalarının yerel yönetimler olduğunu vurguladı. Yerel yönetimlerin bu yükü, yerel ya da uluslararası anlamda bir noktaya kadar karşılayabileceğini belirten İmamoğlu, “Ancak belediyelerin de bu süreçte, alt yapıdan koruma hizmetlerine pek çok alanda kapasitelerini zorlayan bir durumla karşı karşıya olduğu da aşikardır. Merkezi bütçeden herhangi bir pay, yahut tanımlanmış bir görev ve yetki olmadan, kentlerde birlikte yaşam adına çalışmalar yapan yerel yönetimlerin bu alanda gerekli yasal ve finansal düzenlemeler ile de güçlendirilmesi gerekmektedir” dedi.

‘Somut Katkı Yapacak Kaynaklar Harekete Geçirilmeli’

İBB olarak göreve geldiklerinden bu yana ve Kovid-19 pandemisi döneminde yaptıkları çalışmalardan detaylı örnekler veren İmamoğlu, “Bugün imzalayacağımız mutabakat zaptı, Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği ile bu hususta hâlihazırda birlikte yürüttüğümüz çalışmaları kuvvetlenecek ve ilerleyen günlerde göçmen ve mültecilerin, yerel halkla bir arada, huzur içerisinde, yaşaması amacıyla gerçekleştireceğimiz tüm çalışmalar için önemli bir destek sağlayacaktır. Umuyorum bu mutabakat zaptını takiben, daha entegre bir partnerlik yapısı için de görüşmelerimizi hızlandırarak önümüzdeki yıllarda yakın iş birliklerimizi geliştirme fırsatına kavuşuruz” diye konuştu.

Lecrec: ‘Şahane Çabanıza Destek Vermekten Heyecan Duyuyoruz’

UNHCR Türkiye Temsilcisi Lecrec de İBB ile imzalayacakları metnin önemine dikkat çekerek, özetle şunları söyledi: “Şehrinizin geleceğine yönelik politikaları konuşmak çok önemli. Şehriniz, önemli bir oranda, geniş bir mülteci popülasyonuna ev sahipliği yapıyor. İstanbul, tarihi boyunca bütün farklı toplumlara ev sahipliği yaptı. Ama bu bir yönetim, verimlilik, şeffaflık gerektiriyor. Şu zamana kadar gösterdiğiniz nitelikli iş birliğinden ve birlikte çalışmaktan çok mutluyuz. Böylece çocuklar, kadınlar ve erkekler ayakları üzerinde durabilir. Sistematik bir yardım kültürüne desteklemiyoruz ama insanların bağımsız olmasını sağlayan ve toplumun onları kabul etmesini teşvik eden; pek tabii bunların en değerlisi onların tanımlamak ve bu güzel şehirde ya da dönecekleri ülkelerinde bir huzurlu ve saygın bir gelecek sağlamak. Bu iş birliği için tekrar çok teşekkür ediyoruz ve ülkelerindeki şiddetten kaçmak zorunda olan mültecilere yönelik, şahane çabanıza destek vermekten heyecan duyuyoruz.” 

Konuşmaların ardından İmamoğlu ve Lecrec tarafından imzalanan mutabakat metninde; iş birliğinin amacı, hedefleri, sorumluluk alanları, görev ve sorumluluklar detaylıca maddelendirildi.

Sıcaklıkların 50 Dereceye Ulaştığı Dubai’de Yapay Yağmur Yağdırıldı

Okumak için tıklayın

Genel

Beşiktaş’ta Yepyeni Bir Dayanışma Ağı: ‘Semt Kart Uygulaması’

Semt Kart Beşiktaş

Beşiktaş Belediyesi, ilçede yer alan esnafların yanında olmak ve vatandaşların daha avantajlı alışveriş yapmasını sağlamak için Semt Kart uygulamasını hayata geçiriyor.

Beşiktaşlı vatandaşlar Semt Kart ile birlikte alışverişini ilçenin esnafından yaparak hem kendileri daha avantajlı alışveriş yapmış olacak hem de Beşiktaş’ın esnafına katkıda bulunacak. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın duyurduğu yeni dayanışma projesiyle, pandemi döneminde sıkıntı yaşayan esnaf ile dayanışma artırılacak.

Başkan Akpolat: ‘Semt Kart İle Esnafımızı Güçlendireceğiz’

Beşiktaş Belediyesi olarak esnafın durumuna dikkat çekmek için kampanyalar düzenlediklerini hatırlatan Başkan Rıza Akpolat, yeni proje ile ilgili şöyle konuştu: “Nisan 2019’dan bu yana mücadele ettiğimiz pandeminin hepimizin hayatına olumsuz etkileri oldu. Ama bazı kesimleri daha da kötü etkiledi. Ülkemizde küçük esnafın yüzde 65’i borçlar altında ezildi.

Biz Beşiktaş Belediyesi olarak istedik ki sizler mahallenizdeki esnaftan alışveriş yapın. Bu zor günlerde hep birlikte esnafımıza sahip çıktık.  Şimdi de Beşiktaş’ta Semt Kart uygulamamızı başlatıyoruz. Bu uygulamayla sizlere mahallenizde avantajlı alışveriş yapma imkanı sunuyoruz. Semt Kart’ınızla siz indirimlerden faydalanırken, esnafımızın pandemi sonrası güçlenmesine de katkı vermiş olacaksınız.

Beşiktaş’ta pandeminin yıkıcı etkilerini hep beraber ortadan kaldıracağız. Çünkü Beşiktaş’ta birlikte varız!”

Başkan Akpolat: ‘Ortaköy Vadisi Projesini Hayata Geçireceğiz’

‘Dayanışmayı Büyütmeye, Pandemiyi Birlikte Atlatmaya Kararlıyız’ 

Toplumun her kesimine hizmet götürdüklerini ve ihtiyaç sahiplerinin taleplerini anında karşıladıklarını belirten Akpolat; “Beşiktaşı dayanışma ağlarıyla örüyoruz. Biliyoruz ki dayanışma yaşatır, dayanışma güçlendirir. Semt kart ile vatandaş ve esnaf birlikteliğini en üst seviyeye çıkaracağımıza inanıyorum. Semt kartımız ile Beşiktaş Belediyesi bir kez daha örnek bir proje ile öncü rolünü pekiştiriyor. Halk için çalışmaya, dayanışmayı büyütmeye, pandemiyi birlikte atlamaya kararlıyız.” ifadelerini kullandı.

517 İşletmeyle Anlaşma Sağlandı

Beşiktaş Belediyesi, şimdiye kadar 517 işletmeyle anlaşma sağlanan Semt Kart uygulamasıyla, tüm ilçeyi kapsayacak bir ağa sahip olmayı hedefliyor. Marketler, sağlık kuruluşu, kuaförler, restoranlar, kafe ve bankaların da içinde bulunduğu anlaşmalı mağaza ve işletmelerden kart sahibi vatandaşlar alışverişlerinde indirim kazanacak.

‘Beşiktaş’ta 4 Bine Yakın Binanın Acil Dönüşümü Gerekiyor’

Semt Kart Nedir?

Beşiktaşlı vatandaşların Beşiktaş’ın esnafından indirimli alışveriş yapmasını sağlayan bir karttır. Esnafın belirlediği indirim tutarı Semt Kart’a tanımlanarak, vatandaşın indirimden faydalanması sağlanacak. Proje ile ilçenin yerel ekonomisi desteklenirken, Beşiktaşlıların da hizmete ulaşması kolaylaşacak.. Beşiktaş’ta ikamet eden vatandaşlar Semt Kart’a semtkart.besiktas.bel.tr adresindeki başvuru ekranında yer alan formu doldurarak ulaşabilirler.

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler