Connect with us

K2 TV

Avukat Berrin Demir: ‘İş Cinayetlerinde Etkin Yargılama Yapılmıyor’

avukat berrin demir

Avukat Berrin Demir, K2 TV’nin konuğu oldu. Enerji sektöründe yaşanan iş cinayetlerinde ciddi artış yaşandığını belirten Demir, iş cinayetlerine ilişkin davalarda etkin yargılama yapılmadığını ifade etti. 

Türkiye’de son yıllarda, iş cinayetlerinde ciddi bir artış yaşanıyor. İş güvenliği alanındaki denetimsizlik ve iş verenlerin maliyet gerekçesi ile almadığı önlemler sebebiyle, sadece 2021 yılının ilk 11 ayında en az 2017 işçi yaşamını yitirdi. (Kaynak: İSİG)

İş cinayetlerinin en çok yaşandığı sektörlerin başında enerji sektörü geliyor. İş güvenliği konusunun denetimsiz bırakıldığını belirten uzmanlar, denetimlerin iş verene bağlı iş güvenliği uzmanlarınca yapılmasının iş cinayetlerinin artışında önemli bir etken olduğunu söylüyor.

İş cinayetleri davalarında işçi yakınlarının avukatlığını üstlenen Berrin Demir, enerji sektöründeki iş cinayetlerini, Erkan Keleş davasını, işçilerin ya da ailelerinin kaza/cinayet sonrası yapması gerekenleri K2 TV‘den gazeteci Bahar Ünlü’ye yorumladı.

Süleyman Keskin: ‘Kuralsız Çalışma Dayatıldıkça, İş Cinayetleri Önlenemez’

Berrin Demir: ‘Hep Mi Bize Fıtrat?’

İş cinayetlerinde etkisiz bir yargılama yapıldığını söyleyen Berrin Demir, iş güvenliği konusunun tamamen başıboş ve denetimsiz bırakıldığını belirterek; “Neden iş cinayeti diyoruz, çünkü bu cinayetler yüzde 98 olasılıkla önlenebilir. Bunun eğitimi verilirse, kontrolü yapılırsa, iş güvenliği için bütün malzemeler temin edilirse, iş cinayeti meydana gelmez. Mesela madencilik sektöründen, Soma’dan bahsetmek gerekirse, işte fıtrat, kader, yazgı deniyor ama hep mi bize, hep mi Türk maden işçisine yazgı, fıtrat? Niye Almanya’daki ya da başka ülkelerdeki işçilerin başına bu kadar iş cinayeti gelmiyor? Türkiye niye bu konuda dünya birinciliğine koşuyor? Sahada İş güvenliği konusu tamamen başıboş durumda, sahada denetleyen bir mekanizma kalmadı, herhangi bir denetim olmayınca, caydırıcı cezalar olmayınca, yargılamalar zamana yayılıp sürüncemede bırakılınca, kamusal denetim yükümlülüğü sorumluluğu olan kamu görevlilerini yargılamak çok zor olunca, yargılama o kadar ağır işliyor ki sonuçta aradan 8-10 yıl gibi süreler geçiyor ve bu tamamen etkisiz bir yargılama oluyor. Erkan Keleş’in ölümü tamamen göz göre göre, bütün yasalara aykırı şekilde meydana gelmiş bir ölüm. Buna sebebiyet verenlerin yıllarca ceza çekmesi lazım ama böyle bir şey olmuyor.” ifadelerini kullandı.

İşçiler Alanlarda: ‘Yasa Geri Çekilmezse Hayatı Durdururuz’

K2 TV

Burcu Meltem Arık: ‘Doğayla Birlikte Öğrenme Mümkün’

Burcu Meltem Arık

Eğitim Reformu Girişimi’nden Burcu Meltem Arık, K2 TV’nin konuğu oldu. İnsanın ve doğanın birbirinin karşıtı olarak değil de insanın doğa olduğunu görmesi gerektiğini belirten Arık, doğayla birlikte öğrenmenin mümkün olduğunu ifade etti.

K2 HABER | İnsanın doğayla kurduğu çarpık ilişki, her geçen gün dünyayı çok daha büyük krizlere sürüklüyor. İnsan türü olarak doğanın bir parçası olduğunu ne yazık ki unutmuş durumdayız. Yetişkinler için farkındalık yaratmak zor olsa da, geleceğimiz için çocuklarımıza doğa ile sağlıklı, eşitlikçi bir ilişki kuracak eğitimi verebiliriz.

Eğitim Gözlemevi Koordinatörü Burcu Meltem Arık *, insanın doğa ile ilişkisinin nasıl olması gerektiğini, doğakültür kavramını ve iklim değişikliği eğitimini K2 TV’den Barış Tınay’a yorumladı. 

Buket Uzuner: ‘Tabiatın Efendisi Değiliz’

Burcu Meltem Arık: ‘İnsan, Kültür, Doğa Ayrımına Direnmek Gerekiyor’

İnsanın doğayla savaş halinde olduğunu işleyen bir sistem olduğunu söyleyen Arık, doğakültür kavramının insanın ekolojik bir canlı olduğunu farketmesine davet eden bir yaklaşım olduğunu belirterek; Doğa ve insan arasında kasten üretilen ayrımı bırakan, insanın ve doğanın birbirinin karşıtı olarak değil de insanın doğa olduğunu gören bir yaklaşım, doğakültür. Bu kavramı ortaya atıp tartışanlardan bir tanesi olan Donna Haraway’den örnek veriyorum. O da çok net olarak diyor ki fiziksel ve sosyal ilişkiler birbirinden ayrılamaz, birliktedir. İnsanın istisnai bir canlı olduğu anlayışını temel alarak kurgulanan bütün sistemler kırılgandır. İnsan, kültür, doğa ayrımına direnmek gerektiğini söylüyor. O yüzden de doğakültür karşıtlık yerine bütünsellik önerisi getiriyor. Mesela kentsel alanları sadece toplumsal bir alan olarak görmememeliyiz, aynı zamanda ekolojik bir alan olduğunu farkedip buna göre kentsel alanları tasarlamalıyız. İnsanın da sadece toplumsal bir canlı değil, ekolojik bir canlı olduğunu farketmeyi teşvik eden, davet eden bir kavram. Bunun daha çok tartışılması gerektiğini düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

* Burcu Meltem Arık | Amanos Dağları’nın yamacı, Asi Nehri’nin kollarında doğup büyüdü. Kimya eğitimi aldı. Kuş gözlemcisi, haiku ve doğa delisi. Eğitim politikaları, çevre/doğa eğitimi, sürdürülebilirlik eğitimi, iklim değişikliği eğitimi, doğa oyunları, ekolojik okuryazarlık ve biyomimikri konularında çalışıyor. 2017’den bu yana Sabancı Üniversitesi Eğitim Reformu Girişimi’nde üniversite öncesi örgün eğitim politikalarına yönelik veriye dayalı izleme çalışmaları yürütüyor. Öncesinde Doğal Hayatı Koruma Derneği, Doğa Derneği, UNEP, TEMA Vakfı, ÇEKÜL Vakfı ile çalıştı. 2015–2020 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Ekolojik Okuryazarlık ve Sürdürülebilirlik ile Biyomimikri dersleri verdi. Doğa Oyunları Evi kurucu ortağı ve aynı zamanda Doğa Arkadaşımın Kutusu oyununun kurucusu. IUCN Commission on Education and Communication ve Common Worlds Research Collective üyesi. Network of Education Policy Centers (NEPC) ve Roots and Shoots Türkiye yönetim kurulu üyesi.

21. Yüzyılın Uygarlık Gündemi: Türcülük

Okumak için tıklayın

K2 TV

İkizköy Direniyor: Yaşamı Savunanlar Nöbet Alanından Anlatıyor

İkizköy Akbelen ormanı ismail hakkı Atal

Ekoloji mücadelesinin öncü avukatlarından İsmail Hakkı Atal, K2 TV’nin konuğu oldu. Yayına İkizköy nöbet alanından bağlanan Atal, kamerasını İkizköylülere uzattı.

Kömür madeni için kesilmek istenen Akbelen ormanları için direnen İkizköy halkı, ormanda tuttuğu nöbetlerine devam ediyor. Nöbet alanından görüşlerini belirten İkizköylüler, kararlılıklarını bir kez daha vurguladı.

Av. İsmail Hakkı Atal: ‘Ekoloji Mücadelesi Yaşam Hakkı Mücadelesi Haline Geldi’

İkizköy’de yaşanan hukuki engellemeleri anlatan Avukat İsmail Hakkı Atal, “İkizköylülerin ifade ettiği önemli bir şey var, şu andaki mücadeleyi yaşamak için yapıyorlar. Ekoloji mücadelesi artık, yaşam hakkı mücadelesi haline geldi.” ifadelerini kullandı.

Hukuk Tanımayan Termik Santral Şirketi Cami De Yıktı

İkizköy Direniyor, İkizköylüler Anlatıyor

175 gündür yaşam alanlarına sahip çıkan İkizköylüler, yaşadıkları süreci ve direnişlerini K2 Haber’den Barış Tınay’a yorumladı:

Nejla Işık: “Mutluyuz, büyük bir şey başardığımızın farkındayız. Pes etmek yok. Tarım arazilerimizi, zeytinliklerimizi, ata topraklarımızı kurtarıncaya dek buradayız.”

Hasan Yorulmaz: “Emeğimizin boşa gitmemesi, bizim direnişimize bağlıdır. Tarım ürünlerinin bu kadar önem kazandığı bir zamanda, kömür için tarım yok edilmemelidir.”

Mehmet Oğultürk: “Havamızı kirleten, sularımızı yok eden, bizi yaşanmaz bir ortamda bırakan bu termik santrale karşı mücadele etmeye devam ediyoruz.”

Celal Çoban: “Havamız, suyumuz, topraklarımız yok olmasın diye, 3 yıldır mücadele veriyoruz. Toprak olmazsa, burada yaşayamayız. Biz aslında ekmeğimizi koruyoruz.”

Ali İhsan Işık: “Buraya termik santral kurulalı 35-40 gün oldu. O zamandan beri bu kirli havayı soluyoruz. Köyümüz kalkacak, herkes dağılacak, korkulu rüyalarla yaşıyoruz.”

Zeynep Akdoğu: “Yaşam savunucusuyum. Dışarıdan destek yerine, alanda olmayı tercih ettim. Geleceğe daha güzel ve yaşanabilir bir yaşam bırakmak için buradayım.”

Videonun tamamını aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz.

Arif Ali Cangı: ‘Hukuk, Ekolojiye Uygun Bir Mekanizma Haline Getirilmeli’

Okumak için tıklayın

K2 TV

Ali Bülent Erdem: ‘Şirketlere Karşı Halkın Gıda Egemenliği’

Ali Bülent Erdem Çiftçi-Sen

Çiftçiler Sendikası Çiftçi-Sen Genel Başkanı Ali Bülent Erdem, K2 TV’nin konuğu oldu. Ülkede şu anda bir gıda krizi yaşandığını belirten Erdem, şirketlere karşı halkın gıda egemenliğinin kurulması gerektiğini ifade etti.

K2 HABER | Küçük çiftçilerin girdi maliyetlerindeki olağanüstü artışlar, ülkedeki tarımsal üretimi giderek zora sokuyor. Çiftçiler ilk kez bu yıl gübresiz ekim yapmak durumunda kaldı. Tekelleşen gıda şirketlerine ve iktidarın ithalata dayalı tarım politikalarına karşı mücadele veren küçük çiftçiler tarlalarını bir bir terk ederken, uzmanlar Türkiye’yi yakın gelecekte büyük bir tarım krizinin beklediğini belirtiyor.

Çiftçi-Sen Genel Başkanı Ali Bülent Erdem, ülkemizde yaşanmakta olan gıda krizini, artan fiyatlar karşısında çiftçilerin yaşadığı sorunları ve gıda şirketlerine karşı halkın gıda egemenliğini K2 TV‘den Barış Tınay’a yorumladı.

Arif Ali Cangı: ‘Hukuk, Ekolojiye Uygun Bir Mekanizma Haline Getirilmeli’

Ali Bülent Erdem: ‘Küresel Gıda Şirketleri İnsanlık İçin Ciddi Bir Tehdit Oluşturuyor’

Küresel gıda şirketlerinin tüm tarımsal süreçleri ele geçirdiğini söyleyen Erdem, gıda krizi yaşanmaması için halkın gıda sistemi gıda egemenliğinin oluşturulmasını belirterek, “Biz gıda krizini şu anda yaşıyoruz. Şöyle diyorlar eğer piyasa gıda varsa, orada bir kriz yoktur. Aslında gıdaya fiyatları sebebiyle ulaşamadığımız noktada, bir gıda krizinden söz etmek gerekiyor. Bütün mesele, dünyanın bütün küçük çiftçileri de böyle düşünüyor, bizim kabul ettiğimiz üretim tarzından kaynaklanıyor. Yani endüstriyel üretim tarzını biz gördük ki, hem pandemi döneminde hem kriz karşısında ne kadar dayanıksız, ne kadar kırılgan olduğunu hep birlikte izledik. Bizim bunu tersine çevirmemiz gerekiyor. Yani bizim gıda krizi yaşamamamız, gıda güvenliği sorunumuzun olmaması ancak halkın gıda sistemi dediğimiz gıda egemenliği ile mümkün olacağını düşünüyoruz. Biz uluslararası şirketlerin ürettiği gıdalara bağımlı hale geleceğiz, dünya üzerinde çok büyük bir tehdit olarak bu gelişiyor. Gıdanın tohumundan girdilerine, pazarlamasına kadar tüm bir sürecin tarım ve gıda şirketlerinin eline geçmiş olması, insanlık üzerinde ciddi bir tehdittir.” ifadelerini kullandı.

Gökhan Günaydın: ‘Gıda Egemenliği, Gıdayı Bir Avuç Küresel Şirketten Kurtarmak!’

Okumak için tıklayın

K2 TV

Arif Ali Cangı: ‘Hukuk, Ekolojiye Uygun Bir Mekanizma Haline Getirilmeli’

Arif Ali Cangı

Çevre hukukunun öncü ismi Avukat Arif Ali Cangı, K2 TV’nin konuğu oldu. Ekoloji davalarında birçok hukuksuzluk yaşandığını belirten Cangı, hukukun ekolojiye uygun bir mekanize haline getirilmesi gerektiğini ifade etti. 

K2 HABER | Türkiye’nin dört bir yanında ekolojik yıkımlar devam ediyor. Doğasına ve yaşam alanlarına sahip çıkan insanlar, şirketlere karşı hukuki bir mücadele de sürdürüyor. Fakat ne yazık ki hukuken elde edilen kazanımlar, şirketlerin doğa katliamını durdurmaya yetmiyor. Hatta çoğu zaman hukuk, şirketlerin lehine olarak yaşam savunucularına tazminat davası olarak geri dönüyor.

Bir ekoloji aktivisti de olan Avukat Arif Ali Cangı, yaşam savunucularına açılan tazminat davalarını, yaşanan hukuksuzlukları, Çeşme Turizm Bölgesi’ni ve Efes Antik Kanal projesini K2 TV’den Barış Tınay’a yorumladı.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

Arif Ali Cangı: ‘Çevre Davalarında Yargı Harç ve Giderleri Hazine Tarafından Karşılanmalıdır’

Kanal İstanbul davasında bilirkişi heyeti için mahkeme heyetinin ekoloji örgütlerinden 30.000 TL istediğini söyleyen Cangı, bunun hak arama özgürlüğünün önündeki en önemli engellerden biri olduğunu belirterek, “Kanal İstanbul davası, başlı başına ele alınması gereken bir şey. Siyasi iktidarın ciddi anlamda baskısıyla karşı karşıya olan bir dava. O nedenle bir türlü mahkeme heyeti, bilirkişi heyeti oluşturulmadı. Bilirkişi heyeti oluşturamadığı gibi keşif ve bilirkişi ücretini 20.000 TL artırarak, 30.000 TL’ye çıktı. Bu parayı bizlerin, yurttaşların, ekoloji hareketlerinin karşılaması mümkün değil. Peki, karşılanamazsa ne olur? Adalet Bakanlığı’ndan sağlanır. Bunun handikapı nedir? Adalet Bakanlığı’ndan sağlandıktan sonra davayı kazandığımız takdirde sorun yok. Adalet Bakanlığı gider Çevre Bakanlığı’ndan alır giderleri. Davayı kaybettiğiniz takdirde kamu alacağı olarak emekli maaşınıza dahi haciz konur. Böyle bir tehdit ile karşı karşıyayız. Daha dün Burhaniye’den Süleyman Eryılmaz’ın Körfez’e ilişkin bir davasından ötürü, emekli maaşının bir kısmına haciz konmuş durumda. Bunların hepsi çevre hakkının korunması, hak arama özgürlüğünün önündeki engellerden bir tanesidir. Bu nedenle ekoloji örgütleri geçtiğimiz yıl içerisinde EGEÇEP’in öncülüğünde, çevre davalarında yargı harçlarının ve giderlerinin Hazine tarafından karşılanması için kampanya başlatmıştı.” ifadelerini kullandı.

Eren Dağıstanlı: ‘Karadeniz Topyekûn Saldırıyla Karşı Karşıya’

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Menekşe Kızıldere: ‘İklim Krizi Sınıfsal Bir Meseledir’

Menekşe Kızıldere hdp ekoloji

HDP Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Menekşe Kızıldere, K2 TV’nin konuğu oldu. Yoksulluğun büyümesiyle ekolojik yıkımların arttığını belirten Kızıldere, iklim krizinin sınıfsal bir mesele olduğunu ifade etti.

Türkiye’de ekoloji mücadelesi son yıllarda çok daha güçlü ve örgütlü bir duruma geldi. İklim krizi kaynaklı değişimlerin her geçen gün daha da kendini hissettirmesi, ekoloji mücadelesini gelecek kuşaklar için çok daha anlamlı bir noktaya getiriyor.

Ekoloji örgütlerini politik karar süreçlerine en çok dahil eden siyasi parti olan HDP, ekoloji siyaseti ile de birçok siyasi partiye öncülük ediyor. Bütçe görüşmeleri öncesi ekoloji örgütlerinin fikirlerini alan HDP, şimdi de ‘Demokrasiye Çağrı Doğaya Saygı’ başlığı altında ekoloji mücadelesi veren tüm kurum ve topluluklara ziyaret gerçekleştirip, politika önerilerini paylaşıyor.

HDP Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Menekşe Kızıldere, HDP’nin ekoloji siyasetini, kadın hareketi ile ekoloji mücadelesinin ortak yönlerini ve yoksullaşma/ekolojik yıkım ilişkisini K2 TV’den Bahar Ünlü’ye yorumladı.

Eren Dağıstanlı: ‘Karadeniz Topyekûn Saldırıyla Karşı Karşıya’

Menekşe Kızıldere: ‘İklim Krizi Derinleştikçe, Sınıf Meselesi Çok Daha Açığa Çıkacak’

İklim krizinin etkileri derinleştikçe sınıf meselesinin daha da belirgin hale geleceğini söyleyen Kızıldere, devletlerin yoksulluğu bir manipülasyon aracı olarak kullandığını belirterek, “Ekoloji gibi konular, her ne kadar soft/yumuşak politika olarak görülse de, sınıf perspektifinden baktığımızda çok ciddi bir sınıf meselesi. İklim krizi meselesi, aslında ciddi bir sınıf meselesidir. Bunun devletler eliyle sınıf perspektifinden çıkarılıp, sanki bireysel tercihlermiş gibi dönüştürülmesi politik bir manipülasyon. Çünkü bizim bir şeyi tüketirken karar vermemiz, ana akım üst düzey politikaları ne kadar etkiliyor tartışılır. Olması gereken aslında devlet politikalarının nasıl işlediğidir bu konuda. Dolayısıyla yoksullaşma ile beraber bu manipülasyon alanı çok iyi kullanılıyor. Yani yoksulluk varken, bu koruma eksenli siyaseti sürdüremeyizin bahanesi oluyor. Fakat bu doğru değil, ekoloji ihtilafları, iklim krizi derinleştikçe sınıf meselesi çok daha açığa çıkacaktır. Üretim etkilenecek, gıda, su pahalı olacak, vergiler artacak ki vergilerin arttığını, gıdanın nasıl pahalandığını artık Türkiye’de herkes son birkaç ay içerisinde iliklerine karşı yaşadı. İklim krizi de bu baskılardan bir tanesi.” ifadelerini kullandı.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

Okumak için tıklayın

Hayvan Hakları

Ayşem Özleyiş: ‘Hayvanların Canı Üzerinden Siyaset Yapılıyor’

Ayşem Özleyiş pader bhh

Vegan aktivist Ayşem Özleyiş, K2 TV’nin konuğu oldu. Sokağa atımların ve merdiven altı üretimin durdurulmadan sokak hayvanları meselesinin bitmeyeceğini belirten Özleyiş, belediyelerin gönüllülerle çalışması gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sokak hayvanlarının barınaklara toplanılması için yerel yönetimlere çağrısının ardından, Türkiye’nin dört bir yanından toplama ve hayvanlara yönelik şiddet görüntüleri geliyor. Sosyal medyada ise hayvanlara yönelik nefret söylemi ayyuka çıkmış durumda. Hukukçular verilen talimatın 5199 numaralı Hayvanları Koruma Kanunu’na alenen aykırı olduğunu belirtiyor.

Patili Canlar (PADER) İstanbul Temsilcisi ve Bağımsız Hayvan Hakları (BHH) aktivisti Ayşem Özleyiş, sokak hayvanlarının hukuksuz toplanmasını, hayvan hakları savunucularının tepkisini ve çözüm yollarını K2 TV’den Bahar Ünlü’ye yorumladı.

HAD Başkanı Hülya Yalçın: ‘Sokak Köpeklerine Soykırıma Girişildi’

Ayşem Özleyiş: ‘Etik Belediye, Etik Dernek, Etik Gönüllü’

Çözümün belediyelerin gönüllülerle iyi ilişkiler kurmasından geçtiğini söyleyen Özleyiş, sokağa atımların, merdiven altı üretimlerin ve satışların acilen durdurulmasını belirterek, “Yasal prosedürde, sokaktaki hayvanlar belediyenin koruması altındadır. Bu bağlamdan yola çıktığımızda belediyeler tarafından kısırlaştırmanın, aşılamanın ve takibin yapılması gerekiyor. Belediyelerin geçici bakım evleri, adı üzerinde geçici bakım evidir, barınak değildir. Hasta, yaşlı ve sakat olan hayvanlar orada bulunurlar veya tedavi altındaki hayvanlar orada bulunurlar. Tek başına yaşamını sağlayamayacak olan hayvanlara orada bakılır ama diğerleri iyileştirilip, tekrar yerlerine geri döner. Kontrolleri de yapılır, çünkü kısırlaştırma yapıldıktan sonra akabinde kuduz aşısı yapılır. Bu baz alınarak kontrollerinin ve iç-dış parazit uygulamasının yapılması gerekir. Bu şekilde bir düzen oturtulduktan sonra, gönüllü ile de birlikte çalışarak, çözüme ulaşmaması için hiçbir sebep yok. Ama dediğim gibi önce sokağa atımların, merdiven altı üretimin ve satışların durması lazım. Belediyelerin her birinin bu şekilde, gönüllü ile iç içe çalışması lazım. Ve ondan sonra da çözüme hep birlikte kavuşuruz. Çalışmalarda Sivil toplum kuruluşları belediyelere yardımcı olabilir, gönüllülerle çok ciddi ve güzel ilişkiler kurulabilir. Ben her zaman şunu söylerim etik belediye, etik dernek, etik gönüllü. Bu üçü bir araya geldiği zaman, çözüm olmamasına ihtimal yok.” ifadelerini kullandı.

Fatma Biltekin: ‘Barınak Dedikleri Yerler, Ölüm Kampları’

Okumak için tıklayın

Hayvan Hakları

Hülya Yalçın: ‘Sokak Köpeklerine Soykırıma Girişildi’

Hülya Yalçın had hayvanlara adelet derneği

Hayvanlara Adalet Derneği Başkanı Avukat Hülya Yalçın, K2 TV’nin konuğu oldu. Sokak köpeklerine soykırıma girişildiğini belirten Yalçın, yerel yönetimlerin ve yöneticilerin kanuna aykırı davranarak suç işlediğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sokak hayvanlarının barınaklara toplanılması için yerel yönetimlere çağrısının ardından, Türkiye’nin dört bir yanından toplama ve hayvanlara yönelik şiddet görüntüleri geliyor. Sosyal medyada ise hayvanlara yönelik nefret söylemi ayyuka çıkmış durumda. Hukukçular verilen talimatın 5199 numaralı Hayvanları Koruma Kanunu’na alenen aykırı olduğunu belirtiyor.

Hayvanlara Adalet Derneği Başkanı Hülya Yalçın, sokak hayvanlarına yönelik nefret söylemini, suç işleyen belediyeleri ve gönüllülerin hukuki olarak neler yapabileceğini K2 TV’den Bahar Ünlü’ye yorumladı.

Fatma Biltekin: ‘Barınak Dedikleri Yerler, Ölüm Kampları’

Hülya Yalçın: ‘Köpek Düşmanı Ciddi Bir Lobi Var’

Son bir yıl içerisinde ciddi bir köpek düşmanı lobinin ortaya çıktığını söyleyen Yalçın, bu kişilerin hayvanseverlerden nefret ettiğini düşündüğünü belirterek, “Ülke bu kadar yangın yerine dönmüşken, karnını zor doyuran sokak köpekleri üzerinden politika üretiyor olmak kişisel olarak, bir hukukçu olarak, benim için, bu ülkede yaşadığım için bir utanç vesilesidir. Biz zaten köpekler biraz daha iyi duruma gelsin, yasal korumaları biraz daha artırılsın çabası içindeyiz. O küçük kızın başına gelen talihsiz olay, tam da tüy dikti bunun üzerine. Bence kullanıldı, politik bir malzemeye çevrildi. Bu küçük bir kız ve yaşamını zor sürdüren sokak köpekleri üzerinden korkunç bir soykırıma ve sürek avına girişildi. Belki arkasında başka politik hesaplar da vardır, bilemiyorum. Çünkü bu yaratılan infial ile hayvan hakları savunucuları toplu olarak sokaklarda eylem yapmayı planlıyor ve bu kışkırtılıyor. Biz doğal olarak sokağa çıkalım, sesimizi duyurulalım diyen bir kitleyiz. İnsanların sokağa çıkması halinde, eskiden sistemle mücadele ediyorduk. Şimdi son bir yıl içinde, ciddi bir köpek düşmanı lobisi ortaya çıktı. Gerçekten köpekten korkuyorlar mı, rahatsızlar mı diye tartışmaya bile vaktimiz olmadan, köpeklerin yok edilmesini isteyen, şahsi düşüncem hayvanseverlerden nefret ettikleri için köpekler üzerinden nefret kusan bir kitle ortaya çıktı.” ifadelerini kullandı.

HAKİM: ‘Sokaktaki Hayvanlar Bitmeyen Bir Soykırım Yaşıyor’

Okumak için tıklayın

K2 TV

Fatma Biltekin: ‘Barınak Dedikleri Yerler, Ölüm Kampları’

Fatma Biltekin HAKİM

HAKİM – Hayvan Hakları İzleme Komitesi Koordinatörü Fatma Biltekin, K2 TV’nin konuğu oldu. Tehlikeli ırk kavram olamayacağını belirten Biltekin, asıl tehlikeli olanın bu hayvanları yetiştiren insanlar olduğunu ifade etti.

Gaziantep’te pitbull cinsi bir köpeğin 4 yaşındaki bir çocuğa saldırması üzerine ‘Yasaklı/Tehlikeli Irk’ tartışması yeniden başladı. Bu elim hadisede ağır yaralanan küçük kızın tedavisi ise devam ediyor. Bu olayların akabinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sokaktaki köpeklerin barınaklara alınması için belediyelere çağrı yapması, hayvanlara yönelik nefret söylemini tetikledi ve akabinde hayvanlara yönelik saldırılar yaşandı.

Aynı kent içerisinde birlikte yaşadığımız sokak hayvanlarına yönelik nefret söylemleri, belediyelerin bu hayvanları toplamaya başlaması, birçok hayvan hakları ve özgürlüğü savunucusu tarafından tepkiyle karşılandı.

HAKİM Koordinatörü Fatma Biltekin, tehlikeli ırk tartışmasını, sokak hayvanlarının hedef haline getirilmesini ve evde bakılan hayvan sayısını sınırlandırma girişimlerini K2 TV’den gazeteci Bahar Ünlü’ye yorumladı.

HAKİM: ‘Sokaktaki Hayvanlar Bitmeyen Bir Soykırım Yaşıyor’

Fatma Biltekin :’Suçlu Hayvan Olmamalı, Suçlu O Hayvanı Yetiştiren Kişidir’

Yasaklayarak bu meselenin çözülemeyeceğini rakamlarla anlatan Biltekin, suçlunun şiddete meylettirilmiş hayvanlar olmadığını, gerçek suçlunun bu hayvanları yetiştiren kişiler olduğunu belirterek, “Bu meselenin yasaklayarak nasıl çözemeyeceklerini belki sayılarla anlatırsam çok net bir şekilde anlaşılabilir. 2016 yılında Bakanlığın el koyduğu yasaklı ırk sayısı 40, 2019’da bu sayı 2.245, Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirildiği 14 Temmuz 2021 tarihinde de barınaklarda bulunan yasaklı ırk sayısı 3.091. Yani bu sayı gün geçtikçe artmış, yani biz bu hayvanlara yasaklı dediğimizde, bu iş çözülmüyor. Çünkü insanlar bu hayvanları almaya, üretmeye, dövüştürmeye, çiftleştirmeye devam ediyorlar. Bizim talebimiz şuydu, yasaklı ya da tehlikeli ırk diye bir kavram olamaz, tehlikeli olanlar bu hayvanları yetiştiren kişilerdir. O yüzden bu kişileri denetleyin, ceza verilecekse bu kişilere verin. Garabet bir yasa yaptılar, hiçbir işe yaramayan. Hayvan dövüştürmenin cezası 2 aydan 2 yıla kadar, hiçbir anlamı yok. Bu hayvanları dövüştüren kişiler, özellikle yasaklı ırkları dövüştürüyorlar zaten, bu insanlara hiçbir şey yapamadığınızda sonra da bir hayvan birine saldırdığında, ki zaten şiddete meyledilmiş bu öğretilmiş hayvana, sonrasında suçlu hayvan olmamalı, suçlu o hayvanı yetiştiren kişi olmalı ama mevcut durumda bu kişiler asla ceza almıyorlar.” ifadelerini kullandı.

Dayanışma Çağrısı: Elazığ’da Hayvan Soykırımı Yaşanıyor!

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Eren Dağıstanlı: ‘Karadeniz Topyekûn Saldırıyla Karşı Karşıya’

Eren Dağıstanlı

Ekoloji aktivisti Eren Dağıstanlı, K2 TV’nin konuğu oldu. Karadeniz’in topyekûn saldırıyla karşı karşıya olduğunu belirten Dağıstanlı, Karadeniz’de iş makinesinin girmemiş olduğu vadilerin yok denecek kadar az olduğunu ifade etti.

Karadeniz’de ekolojik yıkım tüm hızıyla devam ediyor. Giresun Şebinkarahisar’da yaşanan atık havuzunun patlaması sonucu yaşanan çevre felaketi ile ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan resmi bir açıklama yapılmış değil. Türkiye’nin en çok korunması gereken doğal alanları, HES’ler, taş ocakları ve madencilik çalışmaları sebebiyle vahşice yok ediliyor.

Ekoloji aktivisti Eren Dağıstanlı, Karadeniz bölgesinde yaşanan ekolojik yıkımları, Metin Lokumcu davasındaki adalet arayışını ve İkizdere direnişini K2 TV’den gazeteci Bahar Ünlü’ye yorumladı.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

Eren Dağıstanlı: ‘İş Makinası Girmemiş Vadi Yok’

Karadeniz’de iş makinasının girmemiş vadinin neredeyse kalmadığını söyleyen Dağıstanlı, insanların yaşam alanlarını korumak için hukuka ve mücadeleye sarıldığını belirterek; “Aşağıda Karadeniz sahil dolgusu, derelerin önüne en büyük seti çeken bir projeydi. Uzun yıllar devam etti, bu iktidar bitirmiş oldu. Vadi içlerine doğru gittikçe HES projeleri, biraz daha yukarı çıktıkça taş ocağı projeleri, biraz daha yukarı çıktıkça maden projeleri, Samsun-Hopa hattı için yeşil yol projesi, Batı Karadeniz için termik santral projeleri… Böyle topyekun bir saldırıyla karşı karşıyayız. Yani sadece HES’ler değil. Şu anda Karadeniz’in neredeyse iş makinesinin bir şekilde girilmemiş vadisi yok denecek kadar az. Bir yandan da iklim krizi ile mücadele ediyoruz. Bu projeler krizi derinleştiriyor. İnsanlar hukuka, mücadele sarılmaya çalışıyor. Türkiye’nin her yerinde ekolojik yıkıma karşı verilecen ciddi bir mücadele var. İkizdere’de insanlar hala nöbet tutuyorlar, ne yapsın bu insanlar? Ellerinde avuçlarında bir şey yok. Bir canları kaldı, vermedikleri. Fiili olarak direndiler, gözaltına alındılar. İkizdere kamuoyunda duyulmaya başladığı zaman biri ‘bizim için bir şey yapın’ demişti. Lütfen artık bir şey yapalım. Mahkeme kararı çıktıktan sonra, bu iş sümenaltı edilip oldu bittiye getirilecekse, bırakıp gidelim. Ondan sonra Şebinkarahisar ile Dereli ile karşılaşacağız. Mahkeme neyi bekliyor?” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Erdoğan Atmış: ‘Ormanlar, İnşaat Sektörüne Feda Ediliyor’

Okumak için tıklayın

K2 TV

Barış Doğru: ‘Greenwashing Yapıldığını Anlamak Mümkün’

Barış Doğru EKOIQ

EKOIQ Genel Yayın Yönetmeni Barış Doğru, K2 TV’nin konuğu oldu. Şirketlerin greenwashing yapıp yapmadığının önceliklendirme ile anlamanın mümkün olduğunu belirten Doğru, daha iyi ve inandırıcı olanları görmeye ve anlamaya çalıştıklarını ifade etti. 

Şirketlerin ‘yeşil temalı’ reklamlarını çok sık görmeye başladığımız bu son dönemde, greenwashing (yeşil aklama) kavramı da öne çıkıyor. Şirketler bir yandan çevreyi nasıl koruduklarını göstermeyi amaçlayan reklamlar verirken, arka planda termik santral de finanse edebiliyor. Burada yaşanan samimiyet sorunu, ekoloji örgütleri ile ilişkilerin yönünü de belirliyor.

EKOIQ Genel Yayın Yönetmeni Barış Doğru, Türkiye’nin ilk karbon nötr dergisi EKOIQ‘nun başarı hikayesini, greenwashing olgusunu ve ekoloji örgütleri ile iş dünyası ilişkilerini K2 TV‘den gazeteci Bahar Ünlü’ye yorumladı.  

Buket Atlı: ‘İklim Krizi ile Hava Kirliliği Kardeştir’

Barış Doğru: ‘Bankanın Temel Etkisi Emisyon Değil, Kredilerini Nasıl Kullandırdığıdır’

Şirketlerin greenwashing yapıp yapmadığını anlamak için diğer alanlarda ne yaptığına bakmamız gerektiğini söyleyen Doğru, bir bankanın kayıt kullanmıyoruz deyip termik santrali finanse edemeyeceğini belirterek, “Bir banka, ’emisyonlarımı azalttım’ diye bir açıklama yapıyorsa ve sadece bunun üzerinden gidiyorsa, bu bir yanıltma. Çünkü bir bankanın temel etkisi, asla emisyonlar bazında gerçekleşmiyor. Çünkü karbon yoğun bir sektör değil. Bir bankanın temel şeyi nedir, nereye kredi verdiği, parayı nasıl kullandığı ve kullandırdığıdır. Burada daha çok ona bakarız. Biz basın bültenine baktığımızda; biz emisyonları veya kağıt kullanımını azalttık diyen, bunlar da tabi önemli bir faktördür, ama diğer alanlarda bir şey yapmıyorsa, neyi kredilendirdiğini, neye para verdiği konusunda herhangi bir açıklaması ve taahhüdü olmayan bir bankanın inandırıcılığı olmaz. İşte bir termik santrali kredilendiriyorsa, bu olacak bir şey değildir.” ifadelerini kullandı.

Okan Gaytancıoğlu: ‘Ülkemizi Bir Gıda Krizi Bekliyor’

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler