Connect with us

Gündem

25 Kasım Kadın Platformu: ‘Kadınların İsyanı Yasak Tanımaz!’

25 kasım platformu

25 Kasım Kadın Platformu yürüyüşlerine yönelik uygulanan yasaklara karşı tepki göstererek, “Engellenen biz olmayacağız; bu yasağı, bu kararı alanları, erkek şiddetini besleyenleri engelleyeceğimiz bir dünyayı kurmak bizim elimizde.” ifadeleri kullanıldı.

Taksim’de başlatılan yürüyüşe, polis izin vermedi. Akabinde ise polis müdahalesi başladı. Biber gazının da kullanıldığı müdahalede, kadınlar dağıtılmaya çalışıldı.

25 Kasım Kadın Platformu: ‘Erkek Devlet Şiddetine Karşı İsyanımız Büyüyor’

25 Kasım Kadın Platformu’nun açıklaması şu şekilde:

Bugün burada erkek şiddetine karşı birbirimizden aldığımız güçle mücadelemizi büyütmek için buluştuk. Bugün hayatlarımızı savunmak için, bir kişi daha eksilmemek için buluştuk. Öfkemizi de isyanımızı da umutlarımızı da engelleyebilecek bir barikat yok.

Erkek devlet şiddetine karşı, erkek egemenliğine karşı, yoksulluğa, işsizliğe, savaşa, hukuksuzluğa, cezasızlığa, ayrımcılığa karşı, her gün yaşanan kadın katliamlarına,trans cinayetlerine karşı, bizler yine buradayız işte, yine sokaklardayız.
Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde, kamusal alanlar erkek devlet şiddetine artık yeter diyen kadınlara kapatılmaya çalışıldı. İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilerek faillere adeta arka çıkan devlet, bizi engellemeye çalışıyor.

25 Kasımı değil, sokaktan geçerken “kadın olduğu için karşı koyamayacağı düşünülerek” öldürülen Başak Cengiz’in katilini, kadın katillerini engelleyin;

Hayatları için mücadele eden kadınları, LGBTİ+ları değil, uzaklaştırma kararlarını görmezden gelen/uygulamayan erkekleri engelleyin;

Çocuk istismarını, çocukların evlendirilmesini, istismar sanıklarının Elmalı’da ve pek çok davada olduğu gibi beraat etmesini engelleyin;

Çilem’i, Öznur’u, Nevin’i, Melek’i ölmemek için öldürmek zorunda bırakan sistematik erkek şiddetini engelleyin;

Gözaltında çıplak arama yani cinsel şiddet uygulayanları engelleyin;

Kadınların emeğinin hem devlet, hem sermaye hem erkekler tarafından sömürülmesini, sosyal güvence ve geçim için aileye erkeklere mecbur edilmesini engelleyin.

Nefret söylemlerini bırakın homofobi, transfobiyi engelleyin.

Göçmenlere karşı ırkçı söylemleri, emek sömürüsünü, cinsel istirması engelleyin.

Bizler tabi ki İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çekilenlerin önceliğinin şiddeti önlemek olmadığını bildiğimiz için bu yasağa şaşırmıyoruz, bu yasağı tanımıyoruz da. Engellenen biz olmayacağız; bu yasağı, bu kararı alanları, erkek şiddetini besleyenleri engelleyeceğimiz bir dünyayı kurmak bizim elimizde. Gücümüz birbirimizde. Erkek devlet şiddetine karşı isyanımız bitmedi, büyüyor.

* (Fotoğraf: Evrim Kepenek / Bianet)

Gündem

Çiftçiler Bakanlığın Önünde Toplandı: ‘Yüzde 80’imiz Borç Batağında’

Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelen çiftçiler, Tarım ve Orman Bakanlığı önünden yetkililere seslendi. 

Amasya, İzmir, Konya, Ordu, Samsun, Kilis, Denizli gibi Türkiye’nin farklı illerinden Ankara’ya gelen çiftçiler, bugün Tarım ve Orman Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı.

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle icralık olduklarını; gübre, mazot, ilaç girdilerinin altında ezildiklerini söyleyen üreticiler, üretimden teker teker çekildiklerini söyledi.

‘Tarımı Yönetememe Sorunu Var’

Tüm Köy Sendikası Genel Başkanı Sadık Turan, “Gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’ini Türk emekçilerine vermek zorundasınız. Bizim borcumuz varsa o kadar da alacağımız var. Hükümet, Tarım Bakanı, Cumhurbaşkanı, Ziraat Bankası’na ve Tarım Kredi Kooperatifi’ne olan borçları silinmelidir” dedi.

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez de “Çiftçi, Ankara’da, Tarım ve Orman Bakanlığı önünde muhatap bulamıyorsa ülkemiz tarımının en önemli sorunu tarımı yönetememe sorunudur. Eğer çiftçinin fiyatı tarlada düşükse, raflarda yüksekse siz tarımı görmezden gelirsiniz” diye konuştu.

Ali Bülent Erdem: ‘Şirketlere Karşı Halkın Gıda Egemenliği’

‘Girdiler Yükseldikçe, Biz Battık’

Kilis’ten gelen Erkan Özmaya ise “Çiftçinin yüzde 80’i borç batağında. Bugün bir BAĞ-KUR ödemesi aylığı bin 600 TL olmuş. Çiftçi evini geçindiremiyor. Çocuğu üniversite okuyor, ona mı para versin? ‘Bize devlet bir an önce bir yapılandırma getirsin’ diyor” dedi.

Çiftçilerin yapılandırılsa bile Tarım Kredi Kooperatifi’ne olan borçlarını ödeyemeyecek durumda olduğunu söyleyen Özmaya, arazilerine haciz gelmeye başladığını söyledi. Çiftçi Özmaya, “Benimki de şu an satışta ve içerisinde babamın mezarı var. Babamın mezarının olduğu arazi ya. Böyle bir saçmalık var mı? Herhalde ‘Mezarlığı kaldır’ diyecekler. 80 bin lira, 11 ay içerisinde 120 bin lira olmuş. Tarım Kredi hiç ilgilenmiyor. ‘Git avukatla uğraş’ diyor. Elimi kolumu bağlıyorsun, bir çuvalın içerisine koyuyorsun, ondan sonra ‘Çık bu çuvalın içerisinden’. Çıkamayız” diye konuştu.

Çiftçiler Sendikası: ‘Ekmek, Küresel Şirketlerin Ağzında’

‘Artık Ekmiyorum, İcara Veriyorum’

İzmir’in Tire ilçesinden gelen Canan Asar, “Çocukluğumda Türkiye haritasında her şey yerli yerindeydi. Pamuk nerede üretiliyor? Ürünlerin nerede üretildiği belliydi. Ama şimdi Türkiye haritasına baktığınızda bütün illerin üzerinde ‘ithal’ yazıyor. O zaman Türkiye’de yaşamanın anlamı nedir? Artık ekmiyorum. İcara veriyorum” dedi.

Açıklamanın ardından Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileriyle görüşme talep eden üreticiler içeriye alınmadı.

Okumak için tıklayın

Gündem

Bodrum’da Sel Felaketi: Evleri Su Bastı, Sokak Hayvanları Yaşamını Yitirdi

bodrum sel

Muğla Bodrum’da dün gece başlayan şimşek çakmasıyla başlayan ve ardından dolu ve sağanak yağmur sağanak şekilde yağınca onlarca ev sular artında kaldı, sokak hayvanları sel sularında boğularak yaşamını yitirdi.

Bir hamile kadın selin ortasından sancısı gelince acil hastaneye kaldırıldı, yeni doğan bir bebek ise hastane den çıkar çıkmaz sular altında kalan evine getirildi.

Bodrum’da önceki gece başlayan ve öğlene kadar devam eden dolu, sağanak yağmur bugünde devam edince onlarca ev sular altında kaldı. Evleri sular altında kalan vatandaşlar gözyaşlarını tutamadı.

Bazı vatandaşlar ise evlerini temizlemeye çalıştı. İslamhaneleri mahallesinde derelerin taşmasıyla birlikte birçok evi ve işyerini su bastı. Evlerinin yaklaşık 1 metre su basan vatandaşlar balkon duvarlarını yıkarak suları tahliye etti. Şiddetli yağmur nedeniyle bazı yolların asfaltları ve kaldırım taşları yerinden söküldü. Bodrum – Turgutreis yolu trafiğe kapatıldı.

Sokak Kedisi Yaşamını Yitirdi

İslamhaneleri Mahallesinde tepelerden gelen yağmur onlarca evi su altında bıraktı. Bir hamile kadın evinin su basması nedeniyle sancısı tutarak hastaneye kaldırıldı. Yeni doğan bir bebek ise hastaneden çıkar çıkmaz çamur dolu evine götüren annesi zor anlar yaşadı. Bir sokak kedisi ise sel sularına kapılarak yaşamını yitirdi. Yalıkavak, Peksimet, Kadıkalesi, İslamhaneleri, Yaka Mahallesi sel sularına teslim oldu.

İtfaiye ekipleri, temizlik işleri ekipleri, jandarma, polis ekipleri ve Bodrum Belediyesi’nin tüm ekipleri sel sularında kalanlara yardım etmek için seferber oldu. Vatandaşlar yaşattıkları anları göz yaşları içerisinde anlatarak bir anda olduğunu tüm evleri su bastığını anlattı.

Okumak için tıklayın

Gündem

Kedilerde Viral Hastalık Patlaması Yaşanıyor

kedi viral hastalık

Türkiye’de son 7 ay içerisinde kedi viral hastalıkların artış yaşadığını söyleyen Veteriner Hekim Özge Altınay, bu hastalığın sadece sokak kedilerine değil, aşısız ev kedilerine de bulaştığını kaydetti. Altınay, kedilerin yaşamını tehdit eden ölümcül hastalığın belirtilerini anlattı.

Son günlerde artan kedi viral hastalıkları, hayvanların yaşamını tehdit ediyor. Kedilerde gözlenen ağız ve dudak yaralanması, ishal, kusma, göz ve burun akıntıları, karın şişmesi gibi belirtiler viral hastalığına işaret ediyor. Özellikle sokak kedilerinde oluşan bu hastalık, sahipli kedilere de pire ve kene aracılığıyla bulaşıyor.

Hastalığa ilişkin bilgilendirmelerde bulunan Veteriner Hekim Özge Altınay, Türkiye’de son 6-7 ay içerisinde kedi viral enfeksiyonların artış gösterdiğini, bazı kedilerde olan belirtilerin ise hastalığa işaret olduğunu söyledi.

“Çok ciddi hastalık patlaması var”

Viral hastalığın, kedinin ağzında yaralanmalara sebep olduğunu kaydeden Altınay, “Kedilerin veya köpeklerin vücudunda herhangi bir virüs varken aşılama şansımız yok. Öncesinde kediyi tedavi edip, bağışıklık sistemini güçlendirmemiz ve iyileştirmemiz lazım. Türkiye’de son 6-7 ay içerisinde dolar kurunun artması ile karma aşı temin edilemedi. Ya bundan kaynaklı ya da virüsün değişen hava koşullarına bağlı olarak ölememesi ve virüsün mutasyona uğraması neticesinde kedilerde viral hastalığı arttı. Özellikle Türkiye’de son 6-7 ay içerisinde maalesef çok ciddi bir şekilde viral hastalık patlaması var, günde en az 5-6 tane viral hastalıklı kedi bize geliyor. Biz veteriner hekimler olarak sokak hayvanlarını rehabilite etmeye çalışıyoruz. Birçok insan sokakta bulduğu hasta hayvanı bize getiriyor, biz de tedavileri ile uğraşıyoruz” diye konuştu.

Petshop’ta Yangın Çıktı, Kafeslerdeki Onlarca Tutsak Hayvan Yaşamını Yitirdi

Hayvan sahiplerine çok önemli uyarı

Viral hastalık tedavisinin, bakteriyel hastalık tedavisi gibi olmadığının altını çizen Altınay, şu ifadeleri kullandı: “Bakteriyel hastalıkta antibiyotik vererek bakteriyi öldürür ve tedaviyi gerçekleştiririz ancak viral hastalığı yenebilmemiz için hayvanın bağışıklığını çok güçlendirmemiz gerekiyor. Kimi kediler 10 günde, kimisi 1 ayda, kimisi 3 ayda, kimisi de 6 ayda iyileşebiliyor. Sahipli hayvanların hastalığa yakalanmamaları için en önemli konu aşılama. Bütün hayvan sahiplerine şiddetle uyarıda bulunuyorum. Lütfen kedinizle ilgili viral bir problem yaşamamak adına en kısa zamanda kedilerinizi aşılatın ve aşı periyodu gelmiş hayvanların aşı periyodunu kaçırmayın. Sokak hayvanlarının üstünde bildiğimiz ve bilmediğimiz viral hastalıklar var. Maalesef ki biz bu viral hastalıkları sokaktan alıp evdeki kedimize pirelerle taşıyor ve ev kedimizin hastalanmasına sebep oluyoruz.”

Bu da kedilerin koronavirüsü

Veteriner Hekim Özge Altınay, viral hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların yurt dışından temin edildiğini ifade ederek, tedavi masrafının yaklaşık 10-15 bin TL’ye kadar çıkabildiğini söyledi. Hastalığa yakalanmadan önce, kedinin aşısının yaptırılması gerektiği uyarısında bulunan Altınay, “Viral hastalık ağız ve dudaklarında yaralanmalara ve doku döküntülerine sebep oluyor, hayvanlar yiyemiyor ve içemiyor. Birçok insan kedilerin ağzındaki yaraların sıcak bir şey dokunduğu veya herhangi bir şey kaynaklı yaralandığını düşünüyor. Ama bu bir viral hastalık. Bir diğer viral hastalık solunum sistemi enfeksiyonu; bu özellikle çok fazla rastlanan bir hastalıktır. Sokakta bulunan kedilerde göz akıntıları, burun akıntıları, öksürük ve nefes alma zorluğu gibi belirtiler gözlenir. Kediler büzüşürler, kambur otururlar, karınları iner ve çıkar. Bazı insanlar kedinin öksürdüğünü görünce üşütmüş diye bize getiriler ama bu bir viral hastalıktır. Kusma ve ishal gibi bir diğer viral hastalık türü de vardır. İnsanlarda olduğu gibi kedilerde de görünen bir korona virüs vardır. Onlarda da bu virüs mutasyona uğrar ve FIP denilen bir hastalığa yol açar. Bu karın zarı iltihabıdır ve kedilerde iltihaptan dolayı şişme meydana gelir. Ya da virüs mutasyona uğramadan kedilerde kusma ve ishal gibi belirtiler görülebilir.”

HAKİM’den Dayanışma Çağrısı: Elazığ’da Hayvan Soykırımı Yaşanıyor!

“Kesik neticesinde meydana geldiğini sanıyorduk”

Sokakta bulduğu yavru kediyi veterinere getiren Filiz Turan, “Kedinin ağzında yaralar vardı, ben de ağzındaki yaraları tedavi etmek için veterinere getirdim. Biz ağzındaki yaraların kesik neticesinde meydana geldiğini sanıyorduk ancak veteriner hekim yaraların viral hastalıktan kaynaklandığını söyledi. Kedinin tedavisi bittikten sonra kediyi sahiplenmek istiyorum ayrıca herkesin sokaktaki hayvanları sahiplenmesini istiyorum. Sokakta gördüğümüz özellikle yavru kedileri veterinere getirerek sağlık takibini yaptırabiliriz. Kedimin tedavisi bittikten sonra tüm aşılarını yaptırmayı düşünüyorum.” dedi. (İHA)

Okumak için tıklayın

Gündem

Petshop’ta Yangın Çıktı, Kafeslerdeki Onlarca Tutsak Hayvan Yaşamını Yitirdi

petshop yangın

İstanbul Bayrampaşa’da 3 katlı binanın girişinde bulunan petshop mağazasında yangın çıktı. İtfaiye ekipleri yangına müdahale ederek söndürürken aralarında kedi, tavşan ve kuşların bulunduğu çok sayıda tutsak hayvan yanarak can verdi.

Ajansların aktardığına göre yangın gece 02.00 sıralarında Muratpaşa Mahallesi’nde Kamil Caddesi’nden bulunan 3 katlı binanın giriş katında çıktı. Pet shop’tan dumanlar çıktığını gören mahalle sakinleri durumu itfaiye, polis ve sağlık ekiplerine haber verdi. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri iş yerinin camlarını kırarak yangına müdahale etti.

İtfaiye ekiplerinin çalışmasıyla yangın kontrol altına alınarak söndürüldü. Yangın sonrası iş yerinde bulunan çok sayıda kedi, tavşan ve kuşun öldüğü öğrenildi. İtfaiye ekipleri yangının çıkış sebebini araştırırken, polis ekiplerinin de olayla ilgili çalışma başlattı.

Zülal Kalkandelen: ‘Hayvansal Tüketimi, Doğa Artık Kaldıramıyor’

Okumak için tıklayın

Gündem

24. Kadın Sığınakları Ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı Sonuç Bildirgesi

Kadın Sığınakları

Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı’nın yirmi dördüncüsü gerçekleştirildi. “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karşıtı Politikalar ve Feminist Stratejilerimiz” başlığıyla gerçekleştirilen Kurultay’a farklı illerdeki kadın ve LGBTİ+ örgütlerinden ve kamu kurumlarından 267 kadın katıldı.

Kurultay’da yürütülen tartışmalar, ortak bir bildiri ile deklare edildi. İstanbul sözleşmesini eksik uygulanması gerekirken iptalini kınayan bileşenler, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını belediyelerin tanımamalarını ve Sözleşme değerlerine bağlılıklarını uygulamada göstermelerini talep etti.

Bildirge metninde “Bizler, kadına yönelik şiddetle mücadele eden kadın örgütleri olarak, şiddetten uzaklaşma mücadelesi veren kadınların deneyimlerine tanıklık ediyoruz. Bu deneyimler kadınların Türkiye’de şiddetle mücadele için var olan mekanizmalara erişimde önemli güçlüklerle karşı karşıya kaldıklarını gösteriyor. Şiddetten uzaklaşma mücadelesi veren kadınların deneyimlerinden hareketle hazırladığımız izleme raporlarıyla da görüyoruz ki 6284 sayılı Kanun gereği gibi uygulanmıyor, ŞÖNİM’ler koordinasyon görevini yerine getiremiyor, gizlilik kararlarının uygulanmasında yaşanılan sorunlar can güvenliği açıklarının yanı sıra kadınların haklarına erişmelerinde öyle güçlükler yaratıyor ki gizlilik kararlarını kaldırmayı dahi tercih edebiliyorlar. Ekonomik destek ihtiyacı olan kadınların bu desteğe erişimindeki sorunların başında bu koordinasyonsuzluğun olduğu görülüyor. Kürt illerindeki kadın kurumlarından gelen raporlar ve deneyim aktarımlarından da gördüğümüz üzere devletin birçok mekanizması kadın mücadelesini engellemekte ve var olan kadın birimlerini, kurumlarını işlevsiz hale getirmeye çalışmaktadır. Bu durum özellikle kayyum yönetim politikaları ile kurumsallaştırılmış bir hal almaktadır.” ifadeleri kullanıldı.

Konuşma Zamanı Başlıyor: ‘Beyaz Atlı Prens Boşuna Gelme’

43 Maddeden Oluşan Kurultay Sonuç Bildirgesi

24. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı olarak, kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadelemizin devamlılığını etkin bir şekilde sağlayabilmek için ortaklaştığımız ve öne çıkan mücadele başlıklarımızı/ taleplerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz:

1. Danıştay hukuksuz bir şekilde alınan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını iptal etmeli.

2. Pandemi gerekçe gösterilerek yoğunlaşan kolluk aracılığıyla yapılan sığınak kabulleri ŞÖNİM aracılığıyla yapılmalı.

3. Tedbir ve koruma kararları kadınların ihtiyaçları gözetilerek 6 ay veya süresiz olarak verilmeli. Gizlilik kararı olduğu için devlet hastanesinden randevu alamayan, e-devlet, e-nabız, MHRS gibi sistemlerde kendi bilgilerine erişemeyen, bankalarda hesap açtıramayan, adresi olmadığı için kimlik çıkaramayan ve türlü sistemsel zorlukları yaşayan kadınların, tüm bu sistemleri kolayca kullanması sağlanmalı. Tüm ilgili kurumlar gizli kaydın ne olduğunu ve nasıl uygulaması gerektiğini kavramalı, özellikle ŞÖNİM bu konuda koordinasyonu üstlenmeli.

4. Kadınların sıklıkla çocukları için sağlanan sosyo-ekonomik destek (SED) sığınakta kalan kadınlar için de işletilmeli. SED benzeri düzenli bir ekonomik destek alamayan bekar ya da çocuksuz kadınların ihtiyaçları gözetilerek düzenli ekonomik destekten yararlanabilecekleri sosyal hizmet modelleri oluşturulmalı. ŞÖNİM kurumlar arası koordinasyonu sağlayarak kadının ihtiyaç duyduğu sosyal desteklere erişimini mümkün kılmalı.

5. Sadece şiddete maruz kalan kadınlara yönelik 7/24 ulaşılabilir bir telefon hattı oluşturulmalı. Bu hat çok dilli hizmet sağlayabilmeli. Hattı yanıtlayanlar sadece polise ya da başka kuruma yönlendirme işlevi görmemeli. Şiddet alanında donanımlı bilgiye sahip kadınlar, başvuru yapan kadınları aktif dinleyebilmeli, kriz durumlarında psikolojik ilk yardım çalışması yapabilmeli. KADES uygulaması çok dilli olmalı, Kürtçe dili eklenmeli ve kadınların uygulamayı rahat kullanabilmesi için kullanıcı dostu olmalı.

6. Yerel yönetimlerde sığınaklar öncelikli çalışma olmalı. Sığınak açması gereken belediyeler sığınak açmalı ve buna göre personel alımı yapmalı. Nüfusu 100.000’i geçen belediyelerin sığınak açma yükümlülüğüne benzer şekilde, her belediyenin kadın danışma merkezi olmalı. Her belediye kendi yerelinde şiddete maruz kalan kadınların erişebileceği mekanizmaların bilgisinin yaygınlaştırılması için görünürlük çalışmaları yapmalı.

7. Belediyeler sığınak çalışmasının ihtiyaçları ve önceliklerini gözetmeli ve resmi yazışmaların sürelerinin çok uzun olması kadınların güvenliklerini riske attığı için belediyeler yazışma prosedürlerini bu doğrultuda esnetebilmeli.

8. Bakanlığın yönetmeliğindeki kurallar ve baskıcı tavırlar yerine belediyeler bir araya gelerek kadınların ihtiyaçlarına göre ve kadından yana bir bakış açısıyla yeni bir sığınak işleyişine dair yönetmelik oluşturmalı.

9. Sığınaklar için özellikli personel istihdamı sağlanmalı ve personelin güçlendirilmesi için eğitimler, süpervizyon ve psikoterapi destekleri sunulmalı. Personellerin rol dağılımı adil yapılmalı, kadınların ihtiyacına göre belirlenmeli ve psikolog, sosyal çalışmacı, idareci gibi ayrımlar net şekilde yapılmalı. Hem alanda çalışan psikolog ve sosyal çalışmacılara, hem tüm ilgili birimlerdeki müdürlüklere düzenli aralıklarla sığınak nedir, nasıl yürütülmesi gerekir konularında atölye yürütülmeli.

10. Pandemi sürecinde sığınak kabullerinde istenen test için ŞÖNİM kadınların hastaneye erişimini kolaylaştırmalı ve gerektiğinde bu işlemler için kadına eşlik etmeli. Karantina olacağı söylemiyle kadınları sığınağa başvurmaktan caydırmayı amaçlayan yaklaşımdan uzak durulmalı ve kadınların ihtiyaçlarını gözeten bir yaklaşım benimsenmeli.

11. Sığınakta kalan kadınlar için kadının ve çocuğun ihtiyaçlarını da gözeterek kreş desteği sağlanmalı. 12 yaş üstü oğlan çocuklarının sığınaklara kabulünü engelleyen yönetmelik gözden geçirilmeli ve yönetmelikteki ev desteği sağlanmalı.

12. Pandemi sonrası artan ve farklılaşan ihtiyaçlar nedeniyle kadınların psikolojik ve ekonomik destek talepleri de yoğunlaşmış durumda. Kamu ve yerel yönetimler bu ihtiyaçları gözeten toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeler hazırlamalı ve şiddete maruz kalan kadınların şiddetten uzak yaşam kurabilmeleri için gerekli sosyal destek mekanizmalarını oluşturmalı.

13. Belediyeler, LGBTİ+’ların özellikli ihtiyaçlarını katılımcı bir şekilde tespit etmeli ve bu ihtiyaçları ertelemeden karşılamalı.

14. Bakanlık sığınaklarında sağlanan genel sağlık sigortası, belediye ve özel sığınaklarında da sağlanmalı.

15. Bakanlık, Cumhurbaşkanlığı dahil devletin merkezi yönetiminden belediyelere sığınak ve dayanışma merkezi açılması ve oradaki ihtiyaçların karşılanmasına yönelik özel bütçe oluşturulmalı.

16. Kamu kurumları ve yerel yönetimler kadınların nitelikli ücretsiz psikolojik desteğe erişmeleri konusunda etkin rol almalı.

17. Kamu kurumları ve yerel yönetimler il koordinasyon kurullarına kadın örgütlerini dahil etmeli, kurullarda paylaşılan bilgiler ve kadınların var olan hizmetlerden ne şekilde yararlandığı düzenli olarak kamuyla paylaşılmalı, bu bilgiler nicel verileri de kapsamalı.

18. Kadın örgütlerine yapılan başvurularda kadınların Whatsapp, e-mail ve sosyal medya üzerinden daha sık irtibata geçtiğini görüyoruz. Kamu kurumları ve yerel yönetimler kadınların bu ihtiyaçlarını gözeterek daha erişilebilir olmalı.

19. Yerel yönetimler kadına yönelik şiddetle mücadelede somut adımlar atabilmek için alanda çalışma yürüten bağımsız kadın örgütleri ile etkin işbirlikleri geliştirmeli, işbirliğinin takip süreçleri şeffaf olmalı, böylece sivil toplum ve kadın örgütleri tarafından izlemesi kolaylıkla yapılabilmeli.

20. Yerel yönetimler, özellikle pandemi sonrası artan kadın yoksulluğu için de sosyal politika kapsamında bütçe ayırarak kalıcı çözümler sunmalı, özellikle barınma ihtiyacına somut cevap vermeli.

21. Yerel eşitlik eylem planları bir an önce tüm belediyelerde hazırlanmalı, hazırlık süreçleri eşitlik birimleri ve sivil toplum örgütlerini kapsayıcı şekilde yapılandırılmalı ve uygulanmaya başlanmalı.

22. Kadınları bakım yükünden kurtaracak ve emek gücüne güvenceli şekilde katılmasını sağlayacak destek sistemleri oluşturulmalı, kadınların tümünün sosyal güvenceden faydalanabilecekleri bir mekanizma kurulmalı, tüm kadınlar sosyal güvence altına alınmalı. Krizler sebebiyle kayıt dışı ya da yarı zamanlı ve esnek çalışma durumunda kalan kadınlara dair koruyucu önlemler alınmalı.

23. Kriz dönemleri için hazırlanan acil eylem planlarında kadınlar için özel düzenlemeler yapılmalı, krizlerin yükünü kadınlara yükleyen stratejiler terk edilmeli.

24. Kadın yoksulluğuna, “oy” malzemesi haline getirilebilen, yetersiz sosyal destek politikalarıyla müdahale edilemeyeceği vurgulanmalı. Sosyal destekler için bütçe arttırılmalı ve bu destekler sadaka olarak ve dönemsel değil hak kapsamında düzenli ve devamlı hale getirilmeli.

25. Şiddete maruz kalan kadınların adli yardım bürolarına yaptıkları başvurularda ekonomik ya da herhangi başka bir kriter aranmaksızın hemen avukat ataması yapılmalı. Adli yardım ve CMK avukatları düzenli olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadına yönelik şiddet ve görüşme ilkeleri konularında eğitimler almalı.

26. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme süreci 6284 sayılı Kanun’u geçersiz kılmamaktadır. Kolluk kuvvetleri ve adli mekanizmalar 6284 kapsamındaki koruyucu ve önleyici tedbirlerin gereğini yerine getirmeli. 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen koruyucu ve önleyici tedbirlerin takibi kolluk kuvvetleri ve ŞÖNİM tarafından yasal mevzuata uygun şekilde yapılmalı.

27. Kadınlara şikayetçi olmadan da 6284 kapsamında koruyucu ve önleyici tedbirlerden yararlanabileceği bilgisi kolluk tarafından verilmeli.

28. Tedbir nafakası kararları geç ve düşük verilmemeli, nafakanın tahsil edilmesi ile ilgili etkili çözümler üretilmeli.

29. Erken ve veya zorla evlendirmeleri teşvik eden, kolaylaştıran dini nikah kıyan, bu törenlere katılan kişiler cezalandırılmalı, erken yaşta evliliğin her koşulda cinsel istismar olduğu kabul edilerek çeşitli bahanelerle verilen beraat kararlarına son verilmeli.

30. Barolar düzenli olarak kadına yönelik şiddet alanında izleme, düzenli raporlama yapmalı.

31. Şerife Demir, Çilem Doğan, Melek İpek, Nevin Yıldırım, Yasemin Çakal dosyası örneklerinde gördüğümüz üzere; ölmemek için öldürmek zorunda kalan, hayatını savunan kadınların dosyalarında ‘meşru müdafaa’ değerlendirmesi yapılırken; geçmiş sistematik şiddet yaşantısı göz önüne alınmalı.

32. Her ilde teşkilatlanmış ve kurumlar arası koordinasyon görevi olan ŞÖNİM’ler İl Göç İdareleri ile toplantılar yapmalı. Bu toplantılarda göçmen ve mülteci kadınların şiddetten uzaklaşma sürecinde yaşadığı sorunlar iletilmeli ve yereldeki kaynakları etkin kullanmaya yönelik çözümler geliştirilmeli.

33. Mülteci ve yabancı uyruklu kadınların resmi işlemlerinde kadınların beyanları yeminli tercüman eşliğinde geçerli sayılıyor. Yeminli tercüman ihtiyacını karşılayacak bir mekanizma bulunmamakta ve kadın örgütlerinin kendi tercüman desteğiyle aldığı başvurular yeminli tercüman olmaması nedeniyle görünmez ve geçersiz kılınıyor. Uygulamadaki bu aksaklık giderilmeli. Bu ihtiyaç gözetilerek kamu kurumları ve yerel yönetimlerde tercüman istihdam edilmeli.

34. İstanbul Sözleşmesi’nde de belirtildiği üzere, cinsel şiddet konusunda bütüncül ve uzmanlaşmış desteği bünyesinde toplayan ve önleyici çalışmalar da yürüten, acil ve kısa dönem desteğin yanı sıra uzun süreli sosyal destek veren, acil tıbbi ve adli müdahale desteği alınabilecek, uzman personelin çalıştığı tecavüz kriz merkezleri/cinsel şiddet kriz merkezleri kurulması için en kısa sürede hareket geçilmeli.

35. Cinsel şiddetin ne olduğuna dair bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı ve eğitimleri verilmeli.

36. Cinsel şiddetle mücadele kapsamında kadınlara destek veren profesyoneller kadınları sürece, süreç içinde neler olabileceğine dair bilgilendirmeli, fakat ne yapmak istediğine kadın kendisi karar vermeli.

37. Cinsel şiddet ile ilgili şikayet sürecinde kadının beyanı esas alınarak soruşturma süreci başlatılmalı, soruşturmaya başlaması için somut delil aranmamalı, etkin soruşturma yürütülmeli, şiddete maruz kalanın ifadesi yalnızca bir defa alınmalı, tekrar tekrar ifade vermek zorunda bırakılmamalı.

38. Kadın örgütleri ve baroların cinsel şiddet konulu davalara müdahilliği kabul edilmeli. Bakanlığın atadığı avukatların tüm hukuki süreci takip etmesi sağlanmalı, takip etmiyorlarsa müdahil olmamalılar.

39. Cinsel şiddet sonrası ne yapılması gerektiğine dair bir kılavuz hazırlanmalı ve öncelikli olarak ilk adımda destek vermesi gereken birimlere bu konuda meslek içi eğitim verilmeli. Kadınların cinsel şiddete dair hizmet aldığı Baro, hastaneler, okullar, sosyal hizmet merkezleri ve adliyeler başta olmak üzere tüm kurumlardaki ilgili çalışanlar şiddet ve cinsel şiddetin etki ve dinamiklerine dair bilgi sahibi olmalı, bu kurumlar kadından yana bakış açısı ile çalışmalı. İlgili tüm kurumların cinsel şiddete dair yaklaşımını ve izlenecek destek çalışmalarının ilkelerini belirleyen tutum ve politika belgeleri geliştirilmeli.

40. Adli tıp birimleri ulaşılabilir olmalı, hastanelerin acil bölümlerinde muayene yapan hekimler şiddetin etki ve dinamiklerine dair deneyimli ve delil toplayabilecek yetkinlikte olmalı.

41. Cinsel şiddete maruz kaldıktan sonra ihtiyaç duyulan sağlık desteklerinde cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ve olası gebelikle ilgili muayene ve bilgilendirme yapılmalı, gebeliği önleme ve sonlandırma ile ilgili araçlar ve seçenekler sunulmalı. Cinsel şiddet sonrası ruhsal destekler yalnızca psikoterapi ile sınırlı kalmamalı. Cinsel şiddet sonrası ruhsal destekler şiddetin dinamiklerine hakim ve feminist perspektifle çalışan kadınlar tarafından sağlanmalı.

42. SHM’ler kadınlar ve çocuklara psikolojik ve psikososyal destekler sunabilecek yetkinlikte olmalı. Çocuklar söz konusu olduğunda ailenin talebine gerek kalmadan da aileler bu destekler hakkında bilgilendirilmeli. Ailelere de destek verilen bir sistem geliştirilmeli.

43. Göçmen ve mülteci kadınlar için cinsel şiddet sonrası destekler erişilebilir olmalı, tercüme desteği sağlanmalı ve tercümanlar dile hakim kişilerden seçilmeli.

Şiddetsiz ve Sığınaksız Bir Dünya İçin Yaşasın Kadın Dayanışması!

Son 10 Yılda En Az 2 Bin 534 Kadın Erkekler Tarafından Öldürüldü

Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı Bileşenleri

1- Adana Kadın Dayanışma Merkezi ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM)

2- Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği

2- Aydın Söke Kadın Sığınma Danışma ve Dayanışma Derneği

4- Bodrum Kadın Dayanışma Derneği (BKD)

5- Buca Evka-1 Kadın Kültür ve Dayanışma (BEKEV)

6- Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği ve Kadın Danışma Merkezi (ELDER)

7- Deniz Yıldızı Kadın Dayanışma Derneği

8- Edirne Kadın Merkezi Danışma Derneği (EKAMEDER)

9- Engelli Kadın Derneği (ENG-KAD)

10- Fethiye Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği

11- Günebakan Kadın Derneği

12- İzmir Çiğli Evka 2 Kadın Kültür Evi Derneği / ÇEKEV

13- İzmir Kadın Dayanışma Derneği

14- Kadın Dayanışma Vakfı

15- Kadın Zamanı Derneği

16- Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV)

17- Katre Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği

18- Koza Kadın Derneği

19- Lotus Kadın Dayanışma ve Yaşam Derneği

20- Mersin Bağımsız Kadın Derneği (BKD)

21- Mimoza Kadın Derneği

22- Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı

23- Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği

24- Muğla Emek Benim Kadın Derneği

25- Rosa Kadın Derneği

26- Star Kadın Derneği

27- Uluslararası Göçmen Kadınlar Dayanışma Derneği (UGKDD)

28- Urla Kadın Dayanışma Derneği (URKAD)

29- Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi (YAKA-KOOP)

30- Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği

Okumak için tıklayın

Gündem

Son 10 Yılda En Az 2 Bin 534 Kadın Erkekler Tarafından Öldürüldü

Kadın Cinayetleri

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde kadincinayetleri.org, Türkiye’de kadın cinayetlerini haritalandırdı. Çalışmaya göre son 10 yılda en az 2 bin 534 kadın, erkekler tarafından öldürüldü.

Hemen her gün en az bir kadının öldürüldüğü, üçüncü sayfa haberi olarak gündemden hızla düştüğü Türkiye’de kadın cinayetleri konusundaki resmi verilere ulaşmanın zor olduğu belirtten kadincinayetleri.org temsilcileri, “Kurumların şeffaf olmayan bu tutumu nedeniyle bağımsız medya kuruluşları ve sivil toplum örgütlerince takip edilen kadın cinayetlerine yönelik detaylı veri çalışmalarının, bu alanda çözüm üretme ve politika oluşturmaya katkısı yadsınamaz. kadincinayetleri.org sitesi bu noktadan hareketle, kadın cinayetlerinin veritabanını oluşturmak, kadınların ne tür bahanelerle öldürüldüğüne, cinayetlerde yaşanan ihmallere dikkat çekmek ve ortaya çıkan büyük fotoğrafın vahametini gözler önüne sermek; böylece kadın cinayetlerinin önlenmesi ve faillerin cezalandırılması yolunda çağrı işlevi görmek amacıyla hazırlandı.” ifadeleri kullanıldı.

Kadınlar Alanlara Çıkıyor: ‘İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmeyeceğiz’

Çalışmada Öne Çıkan Tespitler

  • Kadın cinayetleri 10 yılda en az yüzde 25 arttı.
  • Kadın cinayetleri il bazında en çok İstanbul’da, ilçe bazında Seyhan’da (Adana) yaşandı.
  • Kadın cinayetlerinin bir numaralı faili kocaydı.
  • Her 5 kadın cinayetinden 1’i boşanma/ ayrılık aşamasında gerçekleşti.
  • Öldürülen her 5 kadından 1’i şiddet/ taciz mağduruydu.
  • Şiddet gören her 10 kadından 6’sı güvenlik amaçlı korunma başvurusunda bulunmuştu.
  • Kadın cinayetleri en çok evde ve ateşli silahla işlendi.

Okumak için tıklayın

Gündem

Cumartesi Anneleri: ‘İşkenceciler Değil, Biz Yargılanıyoruz’

Cumartesi Anneleri

Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eyleminde gözaltına alınan 46 kişi hakkında açılan davanın 3. duruşması bugün İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Duruşma öncesi adliye önünde basın açıklaması yapan Cumartesi Anneleri, “Kontgerilla şefleri, işkenceciler değil biz yargılanıyoruz” dedi.

Birgün’de yer alan habere göre; açıklamaya Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, TİP İstanbul Milletvekili Erkan Baş, HDP Milletvekilleri Hüda Kaya, Musa Piroğlu, HDP İstanbul İl Eş Başkanı Elif Bulut, çeşitli demokratik kitle örgütleri, çok sayıda baro temsilcisi, siyasi parti temsilcisi, insan hakları savunucusu katıldı.

Millet İttifakı’ndan Erken Seçim Çıkışı: ‘Milletin Sırtına Daha Fazla Yük Yükleme’

‘Adalet Bizim İçin Haysiyet ve İnsanlık Meselesidir’

Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen ve bedeni kimsesizler mezarlığında bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak, “Adalet bizim için haysiyet ve insanlık meselesidir, susmayacağız” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

“Bugün burada, üzerinde “Adalet” yazan bu binada bir yargılama yapılacak. Kim yargılanacak peki? Gözaltında kaybetmeyi bir devlet politikası haline getiren; siyasetçi, kamu görevlisi kılığına girmiş ‘insanlığa karşı suç’ failleri mi nihayet yargılanmaya başlandı? Hayır. Gözden düşmüş devlet bağlantılı suç örgütü liderinin çektiği videolarla, sosyal medya paylaşımlarıyla aylardır pek çok suç failini ifşa etmesinin ardından, bu failler mi yargılanmaya başlandı? Hayır değil. Televizyon ekranlarına çıkıp yaptığı işkenceleri savunan; onlarca, yüzlerce gözaltında kaybetmede, yargısız infazda bir şekilde parmağı bulunan kontrgerilla şefleri mi yargılanacak bugün burada? Elbette hayır. TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun Cemil Kırbayır’ı gözaltında kaybettikleri için tek tek isimlerini sayarak suç duyurusunda bulunduğu işkenceciler mi yargılanacak? Hayır, onlar da değil.

AİHM’de oy birliği ile mahkumiyet kararı verilen kayıp dosyalarının failleri mi yargılanacak? Hayır, onlar hiç değil. Cumartesi Anneleri’nin 699 hafta boyunca sürdürdükleri barışçıl toplanmalarını şiddet yoluyla dağıtanlar, anayasal haklarını kullanan insanlara işkence edenler, kentin bir meydanını halka kapatanlar mı yargılanacak? Hayır, hayır onlar da değil.”

‘Sevdiklerini Aramaktan Vazgeçmeyen Aileler Yargılanıyor’

“Peki kim yargılanıyor bugün?” diyen Ocak, “Bugün, bir dava da yüz dava da açsanız, biz kendi davamızdan dönmeyeceğiz diyen kayıp yakınları ve hak savunucuları yargılanıyor. Bugün biz yargılanıyoruz. Biz, gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi aramaktan vazgeçmeyen aileler yargılanıyoruz. Bize yaşatılan zulme, adaletsizliğe itiraz eden destekçilerimiz yargılanıyor. Neden biz yargılanıyoruz? Hak ve özgürlükleri askıya alınmış milyonlarca insan bizim gibi hakları için mücadele etmesin diye. Mahkum edildikleri adaletsizliğe, hukuksuzluğa isyan etmesinler, bunu göze alamasınlar diye biz yargılanıyoruz” ifadelerini kullandı.

TİP’li Sera Kadıgil: ‘Sol ve Sosyalistler Üçüncü Bir İttifak Oluşturmalı’

Okumak için tıklayın

Gündem

EMO: ‘Türkiye’nin Çoğunluğu Kış Saati Uygulamasından Mutsuz’

Kış Saati

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in, “Kış saati uygulamasıyla elektrikten 6 milyar lira tasarruf sağladık” açıklamasına EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Özdağ yanıt verdi.

Kamuoyunda uzun zamandır eleştirilerin odağı olan ve insanları mutsuzluğa ittiği belirtilen kış saati uygulaması, tartışılmaya devam ediyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in yaptığı tasarruf açıklamasına tepki gösteren Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Özdağ, “Bakanın söylediğini teyit edecek bir bilimsel veri yok. Neyle karşılaştırıp doğru hesap yapıldığını bileceğiz, bunu bilemiyoruz.” dedi.

EMO: “Nükleer Santralın Her Şeyi Yabancı Ama Kazası Yerli”

Mehmet Özdağ: ‘Bilim İnsanlarının Üzerinde Tartışacağı Bir Rapor Görmedik’

Özdağ, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bakanın açıklamasına göre yılda 1.1 milyar kilovatsaat tasarruf edildi. 2020 yılında biz 305 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi üretmişiz. 2020 yılı rakamlarına göre 1.1 milyar kilovatsaat tasarrufu olduğuna göre binde 3 gibi bir rakama tekabül ediyor. Bakanın söylediğini teyit edecek bir bilimsel veri yok ortada. Neyle karşılaştırıp doğru hesap yapıldığını bileceğiz, bunu bilemiyoruz. 2016 yılında kalıcı yaz saatine geçildi. 2016-2017 yılındaki karşılaştırmalarla aslında bunu ortaya koymak gerekiyordu. İTÜ’nün bir raporunun olduğu söylenmişti 2017 yılında ama biz böyle bir rapor görmedik. Kamuoyuna deklare edilen, bilim insanlarının üzerinde tartışacağı bir rapor görmedik. Bakanın söylediğini neye dayandıracağız onu da bilmiyorum.”

EMO: ‘İklim Değişikliği ile Mücadele İçin Rant Düzeninden Vazgeçilmeli’

‘Türkiye’nin Çoğunluğu Bundan Mutsuz’

Bizim için 1 kilovatsaat tasarruf bile önemli ancak sonuçta Türkiye‘nin nüfusunun yüzde 60-70’inin mağdur olduğu, her şeyin altüst olduğu bir düzenin içindeyiz artık. Bakanın söylediği rakam için değer mi? Toplumun enerjisinin düşmesine değer mi?

Bu uygulama başlamadan önce enerji tasarruf hedefleri yılda 2.5 idi. Netice itibarıyla o gün hedeflenip yola çıkılanla bugün gelinen nokta arasında dağlar kadar fark var. 2016 yılından bugüne kadar elde edilen toplam enerji tasarrufu 6,82 milyar, yani yıllık ortalama 1.13 milyar kilovatsaat olmuş. 2020 yılı tüketim verileri esas alındığında yıllık binde 3,7’lik bir tasarruf anlamına geliyor. Ancak bunu kanıtlayan bilimsel bir veri henüz ortada yok. Yani bu açıklama doğru olsa bile hedeflerin çok gerisinde kalındığı görülüyor. Demek ki umulan tasarruf sağlanamamış. Ankara’dan Batı’ya doğru bütün illerde, iş ve eğitim kesiminin, uluslararası ticaret yapanların katlanmak istemediği bir süreç yaşıyoruz. 

EMO olarak çok tasarruf yapıldığına ilişkin veri göremiyoruz. Bakanı doğrulayacak, bilim insanlarının da hemfikir olduğu bir rapor göremiyoruz ortada. Toplum düzeni açısından olumsuz olduğu görüşündeyiz. Elektrik enerjisi açısından söylendiği gibi bir olumluluğu olduğu kanaatinde değiliz. Türkiye’nin çoğunluğu bundan mutsuz.”

Okumak için tıklayın

Gündem

İmamoğlu Diyarbakır’da Coşkuyla Karşılandı: ‘Barışa ve Kardeşliğe İhtiyaç Var’

Ekrem İmamoğlu Diyarbakır

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sanatçı Ahmet Güneştekin’in, ‘Hafıza Odası’ isimli sergisinin açılışı için Diyarbakır’a geldi. Açılış öncesinde gazetecilere değerlendirmede bulunan İmamoğlu, “Umarım bu sanat adımları, özellikle son yıllarda farklı sebeplerle, farklı vesilelerle yorulan ve gerçekten ne yazık ki bir takım olumsuz olaylarla, olumsuzluklarla anılan Diyarbakır’a başka bir sayfa ve pencere açar. Çünkü ülkemizin her noktasında en üst seviyede huzura ihtiyaç var, barışa, kardeşliğe ihtiyaç var” dedi. 

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Elazığ ziyaretinin ardından, eşi Dilek Kaya İmamoğlu ile birlikte Diyarbakır’a geçti. İmamoğlu çiftini, kalabalık bir vatandaş topluluğu, Ergani ilçesi girişinde davul-zurnayla karşıladı. Vatandaşların fotoğraf çektirme isteklerini yerine getiren İmamoğlu, “Bu bir, Diyarbakır ya da Ergani ziyareti değil. Ergani ve Diyarbakır’a ayrıca geleceğiz” dedi.

Ergani’den il merkezine geçen İmamoğlu, Hazreti Süleyman Caddesi üzerinde faaliyet gösteren esnafa, ziyaretlerde bulundu. Esnaf ziyaretlerini, vatandaşların yoğun ilgisi altında güçlükle tamamlayan İmamoğlu çiftine bir dükkanda, kentin ünlü tatlısı burma kadayıf ikram edildi. Ziyaret sırasında bir gencin İmamoğlu’na, “Z kuşağı sizinle” şeklinde seslenmesi dikkat çekti.

İBB’nin Gıda Strateji Belgesi Taslağında Gıda Egemenliği ve İklim Krizi Vurgusu

İmamoğlu: ‘Elazığ’da Güzel Bir İşe İmza Attık’

İmamoğlu, Diyarbakır Ticaret Odası yöneticileriyle yapacağı toplantı öncesinde basın mensuplarına kısa bir değerlendirmede bulundu. “Çok hayırlı bir iş için bölgedeyim” diyen İmamoğlu, “Elazığ’da güzel bir işe imza attık. Geçen yıl Elazığ depreminde, ne yazık ki biliyorsunuz, ciddi bir hasar gördü Elazığ ve orada bir girişimde bulunmuştuk. Hem bakanlık hem valilik tarafından onay geldi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde oy birliğiyle karar alındı ve ismi Gazi Anadolu Meslek Lisesi olan lisemizin yeniden yapılması konusunda dün bir protokol imzaladık. Ve start verdik. Hızlı bir şekilde, özellikle Elazığ’ın geçmişinde de eğitim yaşamında çok ciddi katkıları olan bu eğitim kurumunu gerçekten farklı bir mimari kimlikle ve de eğitime büyük katkı sunacak bir biçimde laboratuvarları, atölyeleriyle beraber, İstanbul halkı adına büyük hasar görmüş, büyük zarar görmüş olan Elazığ’a destek amacıyla harekete geçireceğiz” ifadelerini kullandı.

‘Ülkemizin Her Noktasında Huzura, Barışa, Kardeşliğe İhtiyacı Var’

Diyarbakır’a, sanatçı Ahmet Güneştekin’in, “Hafıza Odası” isimli sergisinin açılışı için geldiğini aktaran İmamoğlu, şunları söyledi: “Çok özel bir çalışması, bugün hakla buluşacak ve uzun bir süre de aslında halkla buluşmaya devam edecek. Bu anlamda, bu serginin açılışına katılma konusunda hem bu sergi sürecine katkı sunan destek olanları da alkışlamak hem de bir parçası olarak da burada bulunmaktan keyif duyacağım. Umarım bu sanat adımları, özellikle son yıllarda farklı sebeplerle, farklı vesilelerle yorulan ve gerçekten ne yazık ki bir takım olumsuz olaylarla, olumsuzluklarla anılan Diyarbakır’a başka bir sayfa açar, başka bir pencere açar. Çünkü ülkemizin her noktasında en üst seviyede huzura ihtiyaç var, barışa, kardeşliğe ihtiyaç var. Bu manada Diyarbakır da bu noktalardan, bu illerden bir tanesi. Bu yönüyle sanatın içinde olması ve kadim kültür kenti olan Diyarbakır’ın bu anlamda bu derinliğinden gelen hafızalarıyla anılmasının, bu sanat deneyimi açısından da kıymetli bir mesaj olacağını düşünüyorum. Bugün burada bulunmak, bu anlamda bulunmak, benim için büyük bir keyif.”

İmamoğlu: ‘Umarım Asırlık Cumhuriyetimize Layık Bir Nesil Oluruz’

‘Elazığ’da Ziyaret Talebimize Olumlu Dönüş Yapılmadı’

İmamoğlu, burada, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını da yanıtladı. Gazetecilerin soruları ve İmamoğlu’nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle oldu:

-Valilik ve belediye ziyaretiniz olacak mı?

“Ben tabii siyasi bir takım gezilerimde, mutlaka valilik ve belediye ziyaretleri yapıyorum. Ama örneğin Elazığ’a talebimiz oldu hem valilikten hem belediyeden. Ki zaten protokolü de valilikle yapıyorduk ama kendileri katılmadılar. Ziyaret talebimize de olumlu dönüş yapılmadı. Bu yönüyle süreç orada o şekilde tamamlandı. Ama Diyarbakır ziyaretimiz, bir sanat etkinliğine katılımdır. Bu yönüyle herhangi bir talepte bulunmadık. Yoksa gittiğim her şehirde o şehirde, o şehrin belediye başkanı ya da elbette ki devletimizin temsilcisi olan valiliği mutlaka ziyaret ederim ve de bunu kendime bir sorumluluk olarak kabul ederim. Her ne kadar talep ettiğimiz neresi olursa olsun, çok da karşılık bulmadıysa da bu alışkanlığıma, bu sorumluluğuma devam edeceğim. Her gittiğim yerde bu talepte bulunacağım. Ama bugün böyle bir talepte bulunmadım. Zaten kısıtlı bir zaman dilimim var. Birazdan burada Ticaret Odası’yla çok değerli olduğunu düşündüğü bir sohbetimiz olacak -ki serginin de düzenleyicisi malumunuz Ticaret Odası- onun misafiri de sayılırız. Sonrasında beraber sanat etkinliğine geçeceğiz.”

‘Ülkenin Yüzde 75’i Mutsuz’

-Gittiğiniz illerde çok yoğun ilgiyle karşılanıyorsunuz. Bu durum siyasi kariyerinizde fikir değiştirmenize bir etken olacak mı? Anketlerde ve araştırmalarda Cumhurbaşkanlığı adayı olmamız isteniyor. Siz bir açıklama yapmıştınız, hala aynı görüşte misiniz? Hala belediye iyi bir belediye başkanı mı olmak istiyorsunuz?

“Kesinlikle öyle. Bana gösterilen ilgi, benim için en üst seviyede sorumluluğuma katkı sunan, beni motive eden bir deneyim oluyor aslında. Her gösterilen ilgi, ‘Ben daha fazla görevimi iyi yapmalıyım. Milletimize, 84 milyon vatandaşımıza ve aynı zamanda elbette ki İstanbul’umuza bu anlamda en faydalı işleri yapmalıyım’ sorumluluğuyla doluyorum. Öyle ifade edeyim. Günün sonunda siyasal süreçte bunlar tartışılabilir, konuşulabilir ama şunu ifade edeyim: Bugün Türkiye’nin, en üst seviyede ittifak ruhuyla, günün sonunda en doğru kararı vererek, bugün, bana göre ülkenin en az yüzde 75’inin mutsuz olduğu… Niye ‘Mutsuz olduğu’ diyorum? Ekonomik olarak araştırmalar, yüzde 75-80 düzeyinde. Adaletle ilgili araştırmalar, yüzde 75-80 düzeyinde. Eğitimle ilgili, yüzde 75-80 düzeyinde bir mutsuzluk söz konusu. Bu kadar mutsuz olan bir topluma karşı, siyasi anlamda muazzam bir ittifakla süreci başarıya eriştirmek ve bu düzenin değişmesini sağlamak ülkemiz için hayır olacaktır. Ve bütün o kötü gidişlere son verecek ve geleceğe dönük de muazzam bir başlangıç yapacaktır. Diğerleri detaydır. Ve bence şu an motivasyon bu olmalı. Zaten görevimi iyi yapan bir Belediye Başkanı olduğum takdirde… İstanbul Türkiye’nin en büyük kenti, dünyanın en özel kenti. 80 ilin karma bir kentidir İstanbul. 20 milyona yakın insan, orada aktif yaşam içerisinde. Onlara insan ayrımı yapmaksızın, yaşam biçimi ayrımı yapmaksızın, etnik köken ayrımı yapmaksızın, inanç ayrımı yapmaksızın, eşit seviyede bir yönetim anlayışını ortaya koyduğumda, zaten bu en üst seviyede ittifak ruhuna en güzel hizmeti yapmış olacağım. Şu an odaklandığım tek mevzu bu.”

Okumak için tıklayın

Gündem

10 Ekim Anmasına Yine Polis Müdahalesi: ‘Bırakın, Acımızı Yaşayalım’

10 Ekim Ankara kATLİAMI

Ankara Valiliği’nin pandemiyi gerekçe göstererek yasakladığı 10 Ekim Ankara Katliamı anmasına polis sert müdahale etti. 22 kişi, biber gazlı müdahale ile gözaltına aldı. Kayıplarını anmak isteyen yurttaşlar, “Bırakın acımızı yaşayalım” diyerek tepki gösterdi.

IŞİD üyesi iki canlı bombanın hedef aldığı 10 Ekim Barış Mitingi’nin üzerinden 6 yıl geçti. Katliamın 6’ncı yılında öldürülen 103 kişi Gar önünde anılmak istendi ancak anmaya sadece öldürülenlerin yakınları, STK temsilcileri ve milletvekilleri katılabildi. Anmaya, polis yine müdahale etti.

Anmada Gözaltı Yapıldı

Katliamın yaşandığı saat 10.04’te saygı duruşuyla başlayacak olan etkinliğin yapılacağı Ankara Gar önü, polis tarafından ablukaya alındı. Elinde bir liste bulunduran polis, yaşamını yitirenlerin aileleri ve kurum temsilcilerinden oluşan bir heyet dışında kimseyi Gar önüne almayacağını söyledi.

Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde bekletilen ve anma programının düzenlendiği Ankara Garı önüne gitmesine izin verilmeyen kitlenin katliamın gerçekleştiği saat olan 10.04’te saygı duruşunda bulunduğu sırada polis müdahale etti. Gözaltıların yaşandığı müdahalenin ardından kitle alandan uzaklaştırıldı.

10 ekim ankara gar katliamı

‘Hasretimiz Her Gün Büyüyor’

Polis müdahalesine rağmen Ankara Garı önünde toplanan heyet, “10 Ekim Katliamını Unutturmayacağız” yazılı ve üzerinde yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının olduğu bir pankart açtı.

10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci de anma töreninde söz aldı. Sakinci, “10 Ekim 2015 sabahında bu alanda yüreklerinde sevgi, gözlerinde gülümseme, dillerinde barış türküleri olan 10 binlerce kişi kardeşçe yan yana bulunuyorlardı. Türkiye tarihinin en büyük kitle katliamında kaybettiğimiz bütün arkadaşlarımızı saygıyla ve özlemle anıyoruz. Arkadaşlarımıza olan hasretimiz her geçen gün daha da büyüyor” diye konuştu.

Konuşmaların ardından, saldırıda ölenlerin yakınları ve milletvekilleri tarafından gar önündeki anıta karanfil bırakıldı.

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler