Connect with us

Ekoloji

İBB İklim Vizyonu’nu Açıkladı: ‘Hedef 2050’de Karbon Nötr İstanbul’

-

İBB İklim Vizyonu

İBB, eski yönetimin 2018’de hazırladığı, 2030 yılı itibariyle karbon salınımı artışından yüzde 33 azaltım hedefi ortaya koyan ‘İstanbul İklim Vizyonu”nu revize etti. 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB), bünyesinde dünyada sayılı örnekleri bulunan ‘İklim Müzesi’ni de barındıran Kadıköy’deki Müze Gazhane’de düzenlediği “İstanbul İklim Vizyonu ve Revize İklim Eylem Lansmanı”toplantısına katıldı.

Etkinlikte ilk olarak, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından hazırlanan “Yok Oluşu Seçme” filmi gösterildi. UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Luisa Vinton ve C40 Avrupa Bölge Direktörü Júlia López Ventura’nın video-konferans yoluyla mesajlarını paylaştığı etkinlikte, “Genç İklim Elçileri” Melisa Akkuş ve Resul Hüseyinzade de birer konuşma yaptı.

Genç İklim Aktivistleri: ‘Hiçbirimiz Sessiz Kalmamalıyız’

İklim krizinin şaka değil, gerçeğimiz ve yeni normalimiz olduğunu vurgulayan genç iklim aktivistleri, “Buna alışmamız lazım. Ve iklim krizini yaşıyormuşuz gibi davranmamız gerekiyor. Bir krizin içindeymişiz gibi davranmanız, hayatınızı ona göre şekillendirmeniz gerekiyor. Bize yer verdiği için Ekrem İmamoğlu’na çok teşekkür ediyoruz. Sesimizi daha çok duyurmak için mücadeleye devam edeceğiz ve bu mücadele sizin destekleriniz çok önemli. Konuştuklarımız bugünde kalmasın. Yarın da konuşalım. Her yerde konuşalım. Her gün konuşalım. Çünkü, bu kadar çok eşitsizliği iç içe yaşarken, hiçbirimiz sessiz kalmamalıyız. Harekete geçmeliyiz. Başka hiçbir şansımız yok. Seçeneğimiz de yok” ifadelerini kullandı.

İBB’den iklim Vizyonu Açıklaması

Gençlerin ardından söz alan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, tüm dünyanın hayati ve ortak sorunu iklim krizine karşı, İstanbul’un “İklim Değişikliği Eylem Planı”nı kamuoyuyla paylaştı. Tüm dünya gibi, İstanbul’un da iklime bağlı çok ciddi risklerle karşı karşıya olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “Bilim insanları, önümüzdeki dönemde dünyada sıcaklık artışlarını, 1,5 ile 2 derece ile sınırlandırılmazsak felaketler yaşanacağına işaret ediyorlar. ‘Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’ IPCC’nin 6. raporunda, küresel ısınmanın daha önce görülmemiş bir seviyede olduğu belirtiliyor. IPCC, sıcaklığın 2 derecenin üzerine çıkması halinde, çok yıkıcı etkilerin olacağını ve buradan geri dönmenin imkansızlaşacağını söylüyor” bilgilerini paylaştı.

Küresel Sıcaklık Artışını 1,5 Derece ile Sınırlamak için Ne Gerekir?

İmamoğlu: ‘Kovid-19 Bize Bambaşka Bir Dünyayı Gösterdi’

İklim krizinin etkilerinin son dönemde ciddi biçimde hissedildiğini aktaran İmamoğlu, yakın süreçte yaşadığımız yangın ve sel felaketleri ile Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorununu örnek olarak gösterdi. “Belki de bu gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan ve tüm dünyada hayatı durduran Kovid-19 salgını, hepimize bambaşka bir dünyayı gösterdi. Ne denli zengin, ne denli gelişkin ve teknolojik olarak ne denli üstün olursa olsun, hiçbir ülkenin veya hiçbir kentin bu tür felaketlere hazır olmadığını bizlere kanıtladı” diyen İmamoğlu, küresel ısınmanın kontrol altına alınması konusunda yerel yönetimlerin işlevinin çok daha iyi anlaşılır hale geldiğinin altını çizdi. Göreve geldikleri ilk günden itibaren, İstanbul için bir “İklim Vizyonu” hazırlamaya başladıklarını belirten İmamoğlu, “İstanbul İklim Eylem Planı, ilk olarak 2018 yılında hazırlandı. Ne var ki eski çalışma, çok kısıtlı bir ilerleme hedefliyor ve karbon salınımında, 2030 yılı itibariyle, artıştan yüzde 33 azaltım gibi sınırlı bir ilerleme hedefliyordu. 2019 yılında Kopenhag’ta bizzat katıldığım ‘C40 Belediye Başkanları Zirvesi’nde imzalayarak taraf olduğumuz, ‘Deadline 2020’ taahhüdü uyarınca, İstanbul’un ‘İklim Eylem Planı’nda hızlı bir revizyon sürecine girdik” dedi.

‘İstanbul’un Dirençli Bir Şehir Olması İçin Politikalarımızı Belirledik’

Bu süreçte, yurt içi ve yurt dışındaki akademik çevrelerin katkı sunduğu çalıştaylardan örnekler veren İmamoğlu, “Sırada sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, özel sektör temsilcileri, kamu kurum ve kuruluşları ile sanayi odaları gibi dış paydaşlarımızla yapacağımız ortak akıl çalıştaylarımız var. Bütün bu süreçlerin sonunda, İstanbul’un dirençli bir şehir olması için çok iddialı bir senaryoyla; ulaşımda, sabit enerjide, suda ve atıkta, yeni hedeflerimiz ile uyum politikalarımızı belirledik. Uluslararası taahhütlerine uygun olarak İstanbul’un dirençliliğini artırmak adına, çok daha kapsamlı ve somut hedefler tanımlayan ‘İstanbul İklim Değişikliği Eylem Planı’nı hep birlikte hazırladık” bilgilerini paylaştı. İBB’nin, Türkiye’de C40’a üye olan ilk ve tek belediye olduğunun altını çizen İmamoğlu, 2050 yılında İstanbul’un, karbon nötr ve iklim krizine dayanıklı bir kent olmasını sağlayacak tüm adımları belirleyip, somut yol haritasını tanımladıklarına vurgu yaptı.

İstanbul’un İklim Anayasası

İmamoğlu, ortak akıl süzgecinden geçirip geliştirdikleri ve “İstanbul’un iklim anayasası” olarak tanımladığı iklim vizyonlarını şöyle özetledi: “Avrupa kentleri arasında nüfus yoğunluğu ve hedefler bakımından benzersiz özellikler taşıyan İstanbul İklim Eylem Planımız; ‘Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı’ (SECAP), ‘Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Planı’ (SUMP) ve ‘İstanbul Atık Yönetim Planı’ gibi politika belgeleriyle birlikte hayata geçmektedir. İstanbul İklim Vizyonu, İstanbul Planlama Ajansımız tarafından yürütülmekte olan ‘2050 Vizyon’ belgesinin de önemli ve ayrılmaz bir parçasıdır. Stratejik amacımızı; İBB’nin tüm plan ve çalışmalarının, iklim eylemi perspektifi önceliğinde gerçekleştirilmesi ve sürdürülebilir kalkınma amaçlarına hizmet ederek iklim adaletinin sağlanması olarak tanımladık. Bu kapsamda, 2050 yılında ‘karbon nötr’ hedefine ulaşabilmek için azaltım yüzdelerini; 2030 yılına kadar yüzde 52 mutlak azaltım, 2040 yılına kadar yüzde 89 mutlak azaltım, 2050 yılına kadar ise, yüzde 100 mutlak azaltım olarak belirledik.”

İstanbul Boğazı’nın 45-75 Santimetre Yükselme Riskiyle Karşı Karşıya Kalacağız

“Bugün açıkladığımız vizyon ve eylem planında tarif edilen somut adımları, şehir olarak adım atmaz ve iklim krizine karşı dayanıklı bir kent haline gelmezsek, hepimiz çok zor bir hayat geçireceğiz” diyen İmamoğlu, bilimsel veriler ışığında şu öngörüleri ve uyarıları sıraladı:

“Yaşlılar ve çocuklar gibi kırılgan gruplarda sıcaklığın artmasıyla ilişkili hastalıklar çoğalacak. Gıda ve su temininde kıtlık yaşanacak. Orman yangınları gibi sıcak dalgalardan kaynaklanan felaketlerin arttığını göreceğiz. İstanbul Boğazı’nda deniz seviyesinin, 45 ila 75 santimetre arasında yükselmesi riskiyle karşı karşıya kalacağız. Bir yandan İstanbul’un ortalama yıllık yağış miktarı yüzde 12 oranında azalırken, bir yandan da yağışların yoğunluğunun yüzde 59’a kadar artması söz konusu olacak. Bunun yaratacağı seller kritik altyapı ve ulaşım sistemleri için büyük bir risk oluşturacak. İstanbul’un biyoçeşitliliği azalacak, yeni zararlıların ve istilacı türlerin ortaya çıkacağını bilim insanları bize aktarıyor. Bütün bunların üstüne, ‘Beton Kanal’ dediğimiz ucubenin şehrimize ekleyeceği korkunç tehlikelerden söz etmek bile istemiyorum.”

COP26’dan Güçlü Mesaj Çıkmalı: 1,5 Derece ile Nasıl Yaşarız?

‘Beton Kanal Ekolojik Dengeyi Tümüyle Bozacak’

Beton Kanal’ın; ekolojik dengeyi tümüyle bozacak, binlerce yılda edindiğimiz kültürel miras üzerinde yok edici etkiler yaratacak, afet risklerini artıracak, kentli hakkını yok sayan, toplumun ve tüm canlıların yaşam hakkını gasp eden bir proje olduğunun altını çizen İmamoğlu, “Beton Kanal, yalnızca kentsel değil; bölgesel ve küresel bir iklim tehdididir ve iklim değişikliği ile ilgili çabaları geri döndürme riski barındırmaktadır. Hem şehrimiz hem ülkemiz ve hem de dünya için başlı başına bir iklim tehdidi olan Beton Kanal, iklim krizini artırmakla kalmayacak, bu krize karşı alınmakta olan önlemleri de ne yazık ki şehrimiz adına etkisiz hale getirecektir” diye konuştu. İstanbul’un ikliminde meydana gelecek olumsuzlukların etkisinin, ulusal ve küresel boyutta olacağına dikkat çeken İmamoğlu, kentin iklim vizyonu çerçevesinde belirledikleri 5 temel stratejiyi, “Sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim krizine uyum sağlama kapasitesinin artırılması. İklim adaletinin sağlanması ve iklim krizinin sosyal ve ekonomik etkilerinin azaltılması. İklim krizine ve çevre yönetimine yönelik kurumsal kapasitenin geliştirilmesi. İstanbul’un özgün ekolojisinin ve doğal kaynaklarının korunması, doğasının iyileştirilmesi ve onarılması. Yaşam döngüsünün desteklenmesi, kirlenmenin ve karbon ayak izinin mutlaka azaltılması” sözleriyle sıraladı.

2050’ye Kadar Hayata Geçirilecek Stratejiler

İmamoğlu, 2050 yılına kadar hayata geçirilmesini öngördükleri başlıca stratejilere de konuşmasında şöyle yer verdi:

“Tüm otomobil ve taksilerin kademeli olarak elektrikli olması. Şehir genelindeki yolculukların yüzde 35’inin toplu taşıma ile gerçekleştirilmesi. Deniz ulaşımının oranının yüzde 10 seviyesine çıkartılması. Günlük yolculukların yüzde 50’sinin yürüme ve bisiklet ile gerçekleşmesi. Su kayıp ve kaçakların, 2030 yılında yüzde 18 ve 2050 yılında yüzde 32 azaltılması. Kişi başı su kullanımının, 2040 yılına kadar yüzde 11 azaltılması. Yemek ve bahçe atıkları gibi organik atıkların, en az yüzde 50 geri kazanılması. Kentsel donatılarda yüzde 100 enerji verimliliğinin sağlanması. Enerji tedarikinin yüzde 55’inin yenilenebilir kaynaklardan sağlanması. Bertaraf edilen atıklardan elde edilen çöp gazının yüzde 95’inin enerjiye çevrilmesi. Organik atıkların kompostlama metodu ile yüzde 100 geri dönüştürülmesi. Kağıt ve ambalaj atıklarının yüzde 100 geri dönüşümünü sağlamak. Tüm İBB binalarının enerjisinin yenilenebilir kaynaklardan sağlanması, sıfır atık yaklaşımının uygulanması. İETT filosunun tamamen elektrikli hale getirilmesi.”

‘İklim Adaleti Vizyonuyla Hareket Etme Zorunluluğumuz Var’

İstanbul’un, 2050’yılına kadar iklim krizine dayanıklı hale gelme kapasitesine sahip bir kent olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “Bunun için, ortak aklın ve bilimin yol göstericiliğinde, iklim adaleti vizyonuyla ve insan odaklı bir yaklaşımla hep birlikte hareket etme zorunluluğumuz vardır” dedi. İşbaşına geldikleri günden itibaren bu vizyon doğrultusunda tarihi ve önemli adımlar attıklarını kaydeden İmamoğlu, şu örnekleri verdi:

“Afetler, kuraklık ve deprem karşısında İstanbul’un dirençliliğini artıracak çalışmaları başlattık. Yağmur suyu tünellerini yeniledik. İstanbul’un birçok noktasında sel baskınları riskini azalttık. Tarım alanlarının yeniden üretime kazandırılması için çiftçilerimize, yılda 8 milyon TL’ye varan ücretsiz fide dağıttık. Fide üretiminde, kompost gübre kullanımı ile sürdürülebilir sıfır atık yaklaşımını büyüttük ve büyütmeye devam edeceğiz. Yeşil enerji ve döngüsel ekonomik süreçleri geliştirdik. Kamuoyunda farkındalık yaratmak için yürüttüğümüz, farkındalık ve eğitim çalışmaları kapsamında, içinde bulunduğumuz alanda ve dünyada sayılı örneği olan İklim Müzesi’ni hayata geçirdik. Dere kenarlarını yaşam vadilerine dönüştürmeye başladık. Bunun kapasitesi İstanbul’umuzda 30 milyon metrekare. Kent içi karbon salınımını azaltmak için, aynı anda 10 hatta birden metro inşaatlarına başladık. Metro hatlarımızın uzunluğunu 233 kilometreden 630 kilometreye çıkarma hedefi koyduk. ‘Park Et -Devam Et’ alanlarını genişletiyoruz. Bisiklet yollarını, 350 kilometreden 650 kilometreye çıkarıyoruz. Biyo çeşitlilik ve tarım uygulamalarını geliştiriyoruz. Atıkta yakma ve depolama yöntemlerini azaltacak alternatif çevreci projelere odaklandık.”

İBB’den 3 Dev Açılış

İBB olarak daha temiz bir çevre için Kasım ayında üç yeni tesisi devreye alacaklarını vurgulayan İmamoğlu, “9 Kasım’da açılışı gerçekleştireceğimiz ‘Kemerburgaz Biyometanizasyon Tesisi’miz, günlük 130 ton kapasitesi ile kaynağında ayrıştırılan organik atıkların işleneceği ülkemizdeki ilk tesis unvanına sahip olacak. Tesisimiz, organik atıklardan oksijensiz ortamda biyogaz üretimi sağlayarak, elde edilen biyogazdan 1,4 MW elektrik enerjisi üretecek. Aynı zamanda günlük 40 ton organik kompostu üreterek tarımım kullanımına sunmuş olacağız. 16 Kasım’da, ‘Emirli 2. Kademe İçmesuyu Arıtma Tesisi’miz hizmete girecek. Tesisimiz, ‘Ömerli İçmesuyu Arıtma Tesisleri’ içerisinde yer alacak. Tesiste arıtılan sular, tıpkı Ömerli İçmesuyu Arıtma Tesisleri’nde yer alan diğer tesislerde olduğu gibi, Anadolu Yakası’nın tamamı ile Fatih, Bakırköy, Beşiktaş, Sarıyer ve Zeytinburnu’nun su ihtiyacını karşılayacak biçimde İstanbulluların hizmetine sunulacak. 26 Kasım’da resmi açılışı yapacağımız Eyüpsultan Işıklar Mahallesi’ndeki 3000 ton/gün kapasiteli ‘Evsel Atık Termal Bertaraf ve Enerji Üretim Tesisi’ ise, 85 MW elektrik enerjisi üretme kapasitesi ile yaklaşık 1,4 milyon vatandaşımızın elektrik ihtiyacını karşılayabilecek. Ayrıca 1.38 milton ton CO2 eşleniği emisyon azaltımı sağlanacaktır” bilgilerini paylaştı.

İklim Değişikliği Seferberliği Başlatıyoruz

İstanbul’un ve yaşayanlarının geleceğini kurtarmak için İBB olarak, ülkenin en kapsamlı ve insan odaklı vizyonunu hazırladıklarını belirten İmamoğlu, “Her geçen gün, bir başka kangren olmuş sorunu çözüyoruz. Bugün açıkladığımız vizyon kapsamında; İstanbul’un sadece iklim, sıcaklık, su ve atık sorunlarını değil, yeşil çevre kapsamındaki tüm sorunlarını çözmek için güçlü bir irade ortaya koyuyoruz. Bugün açıkladığımız vizyon, İstanbul için ‘Yeşil Çözüm’ vizyonudur. İklim vizyonumuz kapsamında, İstanbul olarak ciddi bir inisiyatif alıyoruz Şehrimizde tam bir iklim değişikliği seferberliği başlatıyoruz. Bu seferberlik doğrultusunda; 2030 yılına kadar 387,5 milyon, 2050 yılına kadar ise 478,5 milyon olmak üzere, toplamda 866 milyon Euro bütçeli 25 proje gerçekleştireceğiz” diye konuştu.

Glasgow Bilgilendirmesi

Glasgow’da düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Konferansı COP26 etkinliklerine, 2050 yılı karbon nötr şehri olma hedefi veren İstanbul adına katılacağını hatırlatan İmamoğlu, iki ayrı panelde, kentin iklim değişimi alanındaki çeşitli çalışmalarını paylaşacağı bilgisini paylaştı. “İstanbul’un iklimini korumak, yaşadığımız kenti iklim krizlerinin üstesinden gelebilecek bir konuma yükseltmek, gündelik siyasi çekişmelerin dışında tutulması gereken, yaşamsal bir konudur” diyen İmamoğlu, konuşmasını, “Önemle vurgulamak isterim ki; iklim konusu, İstanbul için olduğu kadar ülkemiz için de acil bir konudur. Bu nedenle tüm bu çabalarımız, iklim acil durumu ilan edilmesi yönündeki taleplere de karşılık gelmektedir. Bu süreci şeffaf, anlaşılabilir ve güncel biçimde kamuoyu ile paylaşacak ve bu süreci dinamik ve katılımcı biçimde yürüteceğiz. Bu konuda üzerimize düşenleri somut ve cesur adımlarla gerçekleştirmek bizim çocuklarımıza, İstanbul’umuza, Türkiye’mize ve gezegenimize karşı görevimizdir. İnsan olmanın bir gereğidir. İstanbullu hemşerilerimin bu bilinçle davranacağına inanıyor, konuyla ilgili tüm kurum ve kuruluşları da iklim krizine karşı hep birlikte harekete geçmeye, İstanbul adına dayanışma içinde olmaya davet ediyorum” sözleriyle tamamladı.

COP26 Türkiye Koalisyonu Tutum Belgesi: ‘Halkların Öz Gücüne Güveniyoruz’

Kılıçdaroğlu’ndan İmamoğlu’na Teşekkür

Programın son konuşmasını gerçekleştiren Kılıçdaroğlu, “Bu mavi gezen gezegende, hepimiz geleceğimizi kurtarmak için, daha güzel bir gelecek için mücadele ediyoruz. Elbette ki Büyükşehir Belediye Başkanı’mızın anlattığı, İstanbul için hayata geçirmeye çalıştığı ve İstanbul’un iklimli, doğasını korumaya çalıştığı bir gerçek. Bu vesileyle ben, hepinizin huzurunda İBB Başkanı’mıza teşekkür etmek isterim duyarlılığı dolayısıyla. İki genç çocuğumuz konuştu. Onları da büyük bir dikkatle izledim. Ve tabii BM Genel Kurulu salonuna giren dinozoru da. Aslında o animasyonun bütün televizyonlarda gösterilmesini isterim. Oradaki bir soru, çok önemli: ‘Hadi gök taşı düştü ve biz yok olduk. Ama siz neden kendi sonunuzu getiriyorsunuz? Ve neden önlem almıyorsunuz’ diyor. Aslında soru, son derece haklı” dedi.

Küresel Soruna Karşı Ortak Mücadele

İklim krizinin küresel bir sorun olduğuna dikkat çeken Kılıçdaroğlu, “Dolayısıyla mücadelenin de ortak sürdürülmesi lazım. Sadece devletlerin değil, devletler dışında uluslararası kuruluşların da bu konuda yoğun çaba harcadıklarını biliyorum. Ama bu çabalar ne kadar başarıya ulaşır? Bunu da bir şekliyle sorgulanması lazım. ‘Ortak sorun’ derken; tabii gelişmiş ülkeler var, gelişmekte olan ülkeler var. Krizle mücadelede, gelişmiş ülkelerin sorumluluğu çok daha fazla. Eğer biz, fosil yakıtların sonlandırılmasını istiyorsak, o zaman gelişmiş ülkelerin ve oluşturdukları uluslararası fonların gelişmekte olan ülkelere aktarılması ve belli koşulların getirilmesi lazım. Belli süre içerisinde, belli bir zaman dilimi içinde bu mücadelenin hem yapılması hem denetlenmesi hem sonlandırılması gerekiyor. Eğer bu yapılabilirse, ortak bir çaba harcanabilirse, dünya mavi gezegen olmaya devam edecektir. Yoksa kendi sonumuzu getirmiş olacağız” uyarılarında bulundu.

Akdeniz Ülkelerine Ortak Mücadele Çağrısı

İklim değişikliğinden en çok etkilenecek alanın Akdeniz kuşağı olduğunun ifade edildiğini aktaran Kılıçdaroğlu, “Kuşağın nasıl etkilendiğini son orman yangınlarında gördük. İspanya’dan Türkiye’ye kadar, Akdeniz Havzası’nda olağanüstü orman yangınları oldu. Pek çok canlı hayatını kaybetti. Aslında ormanların karbondioksiti nasıl yok ettiğini ve oksijeni nasıl artırdığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Ormanları korumak, aslında mavi gezegeni bir anlamda korumak demektir. Bu bağlamda, uluslararası kuruluşlardan söz ederken, Akdeniz ülkelerinin de bir araya gelip, iklim kriziyle ilgili mücadelede dayanışma göstermeleri gerekir. İtalya’da mı yangın oldu? Buradan da biz de destek vermeliyiz söndürülmesi için. Türkiye’de mi oldu? Yunanistan’ın bize destek vermesi lazım. Dolayısıyla Akdeniz’de yaşanan iklim krizinin önlenmesi için, Akdeniz ülkelerinin de bir araya gelip ortak hedefler belirlemesi lazım. Bunun için de çaba gösterilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

COP26: 100’den Fazla Ülke Ormansızlaşmayı Durdurmayı Taahhüt Etti

Beton Kanal Mesajı: ‘İhaleye Giren Ağır Bedeller Ödeyecektir’

“Ekrem Başkan’ımız güzel şeyler anlattı. Mücadele için neler yaptığımı söyledi. Hedefleri açıkladı” diyen Kılıçdaroğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bunlar son derece güzel şeyler. Diğer belediye başkanlarını da aynı çabayı göstermesi lazım. Çünkü birlikten güç doğar. Bir kriz var. Kriz İstanbul’un mu? Hayır. Türkiye’nin mi? Hayır. Akdeniz’in mi? Hayır. Dünyanın krizi. İnsanlığın geleceği. Bizim dışımızdaki bütün canlıların da aynı zamanda geleceği. O zaman bu mücadelenin her birimiz bir ucundan tutarak ve belli bir zaman dilimi içinde başarıyla sonlandırarak, güzel sonuçlar elde edebiliriz. Bu çok önemli. Kanal İstanbul’dan da söz etti Sayın Başkan. Sayın Başkan, hiç meraklanma. Kanal İstanbul ihalesini hiç kimse almayacak. Alan olursa, çok ağır bedeller ödeyecektir. İster içerden, ister dışardan bu coğrafyaya ihanet etmek üzere açılan bir ihaleyi birisi alıyorsa ve iklim krizinin bu kadar yaygın olarak konuşulduğu bir dünyada, siz hala İstanbul’a ihanet etmeye devam edecekseniz ve bunun ihalesi açılacaksa, o ihaleye giren ağır bedeller ödeyecektir. Bunu herkesin bilmesini isterim. Dolayısıyla bu ihaleyi kimse girmeyecektir. Gönlünüz rahat olsun Sayın Başkan’ım.”

Ekoloji

Ekoloji Örgütlerinden Milas Zeytin Mitingi’nden Dayanışma Çağrısı

-

zeytin mitingi

‘Zeytin Hayattır’ diyerek Milas’ta gerçekleştirilen Zeytin Mitingi, yurdun dört bir yanından gelen doğa ve yaşam savunucularının yoğun katılımı ile gerçekleştirildi.

K2 HABER | Zeytinlik alanların maden ve enerji şirketlerine açan kanuna aykırı yönetmeliğe ilişkin protesto gösterileri devam ediyor. Milas Kent Konseyi tarafından Atapark’ta organize edilen ve birçok ekoloji örgütünün destek verdiği zeytin mitingi ile yönetmeliğin iptal edilmesi çağrısı bir kez daha yinelendi.

Milas’ın Geleceği ‘AB Tescilli’ Zeytinyağında, Kömürde Değil!

‘Testereler Zeytin Ağaçlarının Önlerine Geldiğinde Ayaklanırız’

Mitingde bir konuşma yapan Milas Kent Konseyi Başkanı Çağlayan Üçpınar da, “Zeytin ağaçları bu toprakların en kadim ağacıdır. Ömrü binlerce yıldır, öyle güzel bir ağaçtır ki ona zarar vermek için ancak zalim olmak gerekir. Bizler zeytinin büyüttüğü canlılarız. O büyük, çirkin dişli bıçaklar, testereler zeytin ağaçlarının önlerine geldiğinde ayaklanırız.” ifadelerini kullandı.

Mitinge Akbelen Ormanı için nöbet tutan İkizköylüler de yoğun katılım gösterdi. “Havama, suyuma, zeytinime dokunma” sloganları atan kalabalık, maden yasasına ve şirketlere tepki gösterdi.

Polis Tarafından Sürekli Durduruldular

Sabah saatlerinde Milas miting alanına gitmek isteyen yurttaşlara, polis tarafından sıkı kontrol uygulandı. Birçok noktada durdurulan otobüslerde, kimlik kontrolleri gerçekleştirildi. Bu kadar sık kimlik kontrolü uygulanması, birçok ekoloji örgütü tarafından protesto edildi.

Ekoloji Örgütleri, 37 Termik Santralın Kapatılması İçin Cumhurbaşkanı’na Dava Açtı

Milas Belediye Başkanı’nın Konuşması Protesto Edildi

Zeytin Hayattır Mitingi’nde konuşma yapan Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat’a yurttaşlar sırtını döndü. Tokat’ın konuşmasını ıslıklarla da protesto eden doğa ve yaşam savunucuları, daha önce de Belediye önünde de eylem gerçekleştirmişti.

Milas Belediyesi Bargilya Tuzlası sulak alanı üzerine Ağaoğlu’na otel inşaat ruhsatı verdiği, Akbelen Ormanı’nı kesmek isteyen Limak şirketi ile ortak zeytin hasat festivali düzenlediği için ekoloji örgütleri tarafından protesto edilmişti.

Ekoloji mücadelesinin gönüllü avukatlarından İsmail Hakkı Atal da CHP’li Milas ve Menteşe Belediye Başkanları hakkında disiplin soruşturması açılması için CHP Genel Merkezi’ne başvuruda bulunmuştu.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Halk, Kanal İstanbul’un İkiz Kardeşi Çeşme Turizm Projesi’ne Direniyor

-

çeşme turizm projesi

Çeşme Alaçatı Sulak alanında toplanan ekoloji örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve bölge halkı Çeşme turizm projesinin durdurulması çağrısını yinelemek için bir araya geldi. 

K2 HABER | Çeşme-Urla Yarımadası son yılların en büyük çevre saldırısı altında. TMMOB-İKK, İzmir TTB, İzmir BAROSU ve Çeşme Çevre Platformu’nun düzenlediği Alaçatı’da gerçekleştirilen ‘Çeşme Talan Rant Projesine Hayır’ toplantısı yoğun bir katılım ile yapıldı.

Gerçekleştirilen toplantıya İzmir eski Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, CHP Milletvekilleri Murat Bakan, Ednan, Aslan, Tacettin Bayır, Kamil Oktay Sındır, Musa Çam ve birçok siyasetçi de katılım sağladı.

İzmir’in Kanal İstanbul’u ‘Yarımada Projesi’nde İzmirlilere Yer Yok

‘Bunların Niyeti Rezidans Yapıp Milyon Dolarlara Satmak’

Ev sahibi olarak toplantıyı Çeşme Çevre Platformu sözcüsü Dr. Ahmet Güler açtı. TMMOB, İzmir Tabipler Odası adına İKK sözcüsü Aykut Akdemir, İzmir Barosu adına Av.Sinan Balcılar, Ömer Turgut Erlat, Av. Sehrazat Mercan konuştu. Çeşme ve Alacatı yerelden Çeşme Esnaf Odası Başkanı Osman Köfüncü, Çeşme Eski Kent Konseyi Başkanı Ömer Önal’ın söz aldığı ve moderatörlüğünü Çevre Mühendisleri Odası’ndan Helil İnay Kınay’ın yaptığı toplantıda merkezi yönetimin ‘Çeşme Projesi’ sert bir dil ile eleştirildi.

Konuşmacılar, “Turizm Bakanı bölge halkı ile şeffaf bir proje süreci sürdürdüğünü söylüyor. Yerel halka, çiftçilere, gerçek turizmcilere hiç kimse bir şey sormadı, bunların niyeti sadece bol bol rezidans daire yapıp milyon dolarlara satmak, rant ve talandır.” ifadelerini tekrarladı.

Kalkınma Modeli Sadece İnşaat Olan Siyasi İrade Çeşme’yi Kurban Ediyor

TMMOB temsilcileri ise “TMMOB olarak süreci başından beri yakınen takip ettiklerini, İstanbul kanal – talan projesinin ikiz kardeşi olan Çeşme Projesi’nin kendilerine danışılmadan sürdürüldüğünü, projenin Yarımada’nın tüm doğal yapısını bozacağını, yaşam alanlarını yok edeceğini” belirterek, açtıkları davanın  sürdürüleceğini açıkladılar. Temsilciler, “Bir taraftan merkezi yönetim, diğer taraftan beton canavarı haramiler, Türkiye’de son bozulmamış alanı olan Çeşme-Urla Yarımadası’na var güçleri ile saldırıyor. “Çeşme Turizm Projesi” kandırmacası altından henüz doğası tam olarak bozulmamış, muhteşem doğal güzelliklere sahip, hala tarımın yapıldığı, hala denizlerin temiz olduğu bölgeyi, Antalya, Kuşadası, Marmaris, Bodrum gibi beton ve yaşanılmaz bir alanlar haline çevirerek rant elde etmek. Ülke kalkınma modeli sadece inşaat olan siyasi irade Çeşme’yi de kurban ediyor.” ifadelerini kullandı.

Çeşme Paşalimanı Koyu Satılıyor: ‘Vahşi Beton Sermayesinin Hedefi Olacak’

Çeşme’de Ne Olmuştu?

2019 yılında Cumhurbaşkanlığı‘nın tek bir kararnamesi ile 16 Bin Hektar (160.000.000 m²) arazi, (ki bunun %98’i hazine arazisi) “Çeşme Turizm Projesi” altında inşaata açıldı. Doğa ve yaşam savunucuları, bu karara karşı Danıştay 6. Dairesi’ne dava açtı. Mahkeme bilirkişi heyeti 25 Mart tarihindeki sonuç raporunda Bakanlığın Çeşme Turizm Projesi için, “Kamu Yararı yoktur, çevre tahrip edilecektir, yaşam alanları yok edilecektir” görüşüne yer verilmişti.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Milas’ın Geleceği ‘AB Tescilli’ Zeytinyağında, Kömürde Değil!

-

Milas zeytinlik zeytinyağı ab tescilli

Yeni rapora göre, kömür madenini genişletmek için zeytinlerin söküldüğü Milas’ta zeytinin işlenmesi için kurulacak 70 yeni tesisle, kömüre mahkum olmadan zeytine dayalı yerel bir ekonomi kurmak mümkün. 685 kişiyi istihdam edecek bu tesisler için ihtiyaç duyulan yatırım ise, Milas’ta işletmedeki iki kömürlü termik santrale sadece bir yılda verilen teşvik miktarına eşdeğer. Ayrıca, yörede zeytine dayalı bir ekonominin desteklenmesi ile AB coğrafi işaretli Milas zeytinyağının yarattığı değer 4,5 milyon TL’den 60 milyon TL’ye çıkabilir.

K2 HABER | Zeytinlikleri madenciliğe açan ve tüm Türkiye’nin tepkisini çeken yeni yönetmelikle Milas’taki zeytin ağaçları da kesilme tehdidi altında. Oysa Milas zeytinyağı, Türkiye’nin tek Avrupa Birliği coğrafi işaretli zeytinyağı.

Milas Kent Konseyi, Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) ve İklim İçin 350 Derneği’nin hazırladığı ‘‘Yerel Ekonomi için Dönüşüm Fırsatı: Milas’ta Zeytincilik’’ isimli raporun amacı 2053 net sıfır emisyon hedefinin gerektirdiği bölgesel ekonomik geçişe bir örnek olarak, iki termik santral ve kömür madenlerinin de bulunduğu Milas için zeytine dayalı bir ekonominin geliştirilmesi olasılığını araştırmak.

Rapor, 15 Nisan Cuma günü Milas’ta Milas Belediyesi Prof. Dr. Aşkıdil Akarca Salonu’da yapılan bir basın toplantısıyla kamuoyuna tanıtıldı.

‘Zeytinlik Yönetmeliği İptal Ettirilse Dahi, Binlerce Ağaç Katledilecek’

Milas Zeytinyağı Neden Tescilli?

Türk Patent Enstitüsü’ne göre; Milas’ın tarihinde Karya Uygarlığı döneminden itibaren zeytinyağı ticareti önemli yere sahip. Milas zeytinyağının ünü, antik dönemden beri yoğun olarak ve yüksek kalitede yetişen Memecik çeşidi zeytininin kullanılmasından gelir. Memecik çeşidi zeytinin, doğadan gelen yağmurla birlikte suyu az gördüğü için nefaseti yüksektir. Tanesi küçük bu zeytin çeşidinden, verimi yüksek, sarı-yeşil arası renkte, orta değerde meyvemsi aromaya sahip üst sınıf bir natürel zeytinyağı elde edilir. Meyvemsiliğinde dikkat çeken özellikleri turunç, portakal mandalina ve limon aroma kokularının hakim olmasıdır.

Raporun Öne Çıkan Çıktıları Şöyle:

  • Milas’ta yıllık ortalama 100 bin ton zeytin hasadı yapılıyor ancak bunun beşte biri bölge ekonomisi için ek katma değer yaratmadan işlenmemiş zeytin olarak bölge ekonomisi dışına çıkıyor.
  • Bölge ekonomisi dışına çıkan bu 20 bin tonluk zeytini kullanmak için 50 zeytin işleme tesisi, 15 zeytinyağı tesisi ve 5 sabun-şampuan tesisi kurulabilir. Bu sayede 685 kişilik yani Milas’ın doğrudan kömür madenlerindeki istihdamın neredeyse tümü kadar yeni iş yaratılabilir.
  • Yerel, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliğe dayalı bu dönüşümün maliyeti (2021 fiyatlarıyla 240 milyon TL), Milas’ta var olan iki kömürlü termik santrale bir yılda yapılan kapasite mekanizma ödemesiyle (260 milyon TL) sağlanabilir.
  • Gerekli tanıtım ve tescil süreçleri uygulanırsa Avrupa Birliği coğrafi işaretli Milas zeytinyağının 100 ton üretimi sekiz katına çıkabilir. Tescilli zeytinyağının yarattığı değer 2021 fiyatlarıyla 4,5 milyon TL’den 60 milyon TL’ye artabilir.
  • Milas, Türkiye’de zeytin ve zeytinyağının başkenti. Milas 5 bin yıldır insanların yerleştiği, 4000 yıldır diğer bir deyişle Karya Uygarlığı’ndan bu yana zeytincilik yapılan ve zeytinyağı üretilen bir coğrafya. Türkiye, Avrupa Konseyi Kültür Rotası olarak tanınan Zeytin Ağacı Rotası içinde yer alıyor. Zeytin etrafında şekillenecek yeni ekonomiyle Milas gastroturizme açılabilir.

Zeytinlikler Yetmedi: SİT Alanları Enerji Santrallerinin Kullanımına Açıldı

‘Zeytinin Etrafında Bir Ekonomi Yaratmak Mümkün’

Milas Kent Konseyi Başkanı Dr. Çağlayan Üçpınar: “Kısa vadeli kazançlar için binlerce yıllık zeytin ağaçları ve onlarla birlikte, içinde yaşadığımız, yaşattığımız kültür de yok edilmek isteniyor. Bugün kamuoyuyla paylaştığımız çalışma bir başka gelecegin mümkün olduğunu gösteriyor. Milas’ta yaşayanlar için Milas’ın binlerce yıllık kültürünü ve doğasını koruyarak yeni ekonomik fırsatlar yaratılabileceğini göstermesi bakımından çok değerli bir çalışma.”

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz: “Bu çalışma, Milas’ta zeytin sektörünün tek başına sahip olduğu potansiyeli ortaya koyarak Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefine uygun bir bölgesel dönüşümün mümkün ve gerçekçi olduğunu gösteriyor. Eğer Milas için bir gelecek kurmak istiyorsak, bu kömür madenini genişletmek için zeytinlikleri yok ederek değil, aksine zeytinyağının ve zeytinin etrafında bir ekonomi yaratarak mümkün.”

İklim İçin 350 Derneği Kampanya Sorumlusu Efe Baysal: “Zeytin ağacı binlerce yıldır Anadolu’nun, Milas’ın sembolü olmuş, bereketi olmuş. Günümüzde ise maalesef Milas’taki iki termik santrale kömür sağlamak için madencilik tehdidi altında. Oysa raporumuzun da gösterdiği gibi zeytincilik etrafında örgütlenecek yerel bir ekonomi Milas için büyük bir fırsat. Gastroturizmiyle, zeytin rotasıyla, Karia yoluyla, Milas’ın kültürüne sahip çıkan; yörenin ekolojisini koruyan; bölgenin geçim kaynaklarını dönüştüren kömüre feda edilmemiş planlı bir ekonomi pekala hayata geçirilebilir.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Yaşamı Savunanlar İliç’ten Seslendi: ‘Kazdağı’ndan Fırat’a Mücadele Kazanacak!’

-

İliç altın madeni Erzincan

İliç altın madeni tehdidi altında… Erzincan İliç’te 12 yıldır faaliyet gösteren ve kapasite artışı başvurusu yapan altın madenine karşı yurdun dört bir yanından İliç’e giden doğa ve yaşam savunucuları, siyanür havuzunun önünden ekoyıkımın durdurulması çağrısında bulundu.

K2 HABERTürkiye’nin ikinci en büyük altın madeni olan Çöpler Altın Madeni, kapasite artışı başvurusunda bulundu. Proje uygulanırsa, bölgeye 600 futbol sahası büyüklüğünde siyanürlü atık havuzu yapılması planlıyor.

Halihazırda yapılan madenciliğin siyanürlü atıkları, Fırat Nehri’ni besleyen Karasu’nun yanındaki 200 futbol sahası büyüklüğündeki bir siyanür havuzunda toplanıyor. Kapasite artışı ile bu atık havuzunun tam 3 katı büyüklüğünde bir havuz oluşturulacak. Ekoloji örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve bölge halkı projeye karşı çıkarken, Çernobil’i aratmayacağını ifade ediyor.

Eğer kapasite artışı gerçekleşirse; 66 milyon ton kapasiteli, 1280 metre derinlik, 640 futbol sahası büyüklüğünde atık havuzu kapasitesine ulaşılacak, 122 bin ton sülfürik asit, 11 bin ton siyanür kullanılacak.

500.000 Kişi Ölmez Ağaç İçin Tek Ses Oldu: ‘Zeytinime Dokunma!’

İliç Altın Madeni Siyanürlü Atık Havuzu Önünden Seslendiler

Bugün yapılacak bilirkişi keşfi öncesinde Türkiye’nin dört bir yanından doğa ve yaşam savunucuları, İliç’teki altın madenciliği yapılan alanda bir araya geldi. Ablukaya alınan maden sahasına girmek isteyen aktivistlere, asker ve polisler engel oldu.

Kapasite artışını ve maden şirketinin doğada yarattığı ekoyıkımın durdurulması çağrısında bulunan aktivistler, ‘İliç’ten Fırat’a Zehir Akıyor’ pankartı ve sloganı ile dayanışma için herkese çağrıda bulundu.

Ne Olmuştu?

Anagold Madencilik ve Çalık Holding’in ortağı olduğu Çöpler Altın Madeni’nin kapasite artırımına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ‘Çevresel Etki Değerlendirme’ (ÇED) olumlu kararı verilmişti. TMMOB, kapasite artırımını yargıya taşımıştı.

İliç’teki madenin işletmesini Anagold Madencilik adındaki bir şirket yapıyor. Bu şirketin yüzde 80’i Kanadalı SSR Mining’in alt kuruluşu olan Alacer Gold’a, yüzde 20’si de Çalık Holding’in alt kuruluşu Lidya Madencilik’e ait.

Yerliyiz, Milliyiz Diye Bağıranlar, Türkiye’yi Avrupa’nın Çöplüğü Yaptı

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Yerliyiz, Milliyiz Diye Bağıranlar, Türkiye’yi Avrupa’nın Çöplüğü Yaptı

-

adana çöp ithalatı ingiltere

Türkiye, Adana’da yaşanan çöp skandallarını ve çöp ithalatını tartışıyor. Greenpeace’in yayımladığı rapora göre; İngiltere’den Türkiye’ye gönderilen plastik çöplerin yüksek derecede zehirli kimyasal oluşturduğu ve İncirlik atık alanında yapılan toprak incelemelerinde, dioksin ve furan oranının (kanserojen maddeler) denetimli atık alanlarına kıyasla yaklaşık 400 bin kat daha fazla olduğu belirtildi.

K2 HABER | K2 TV Yayın Yönetmeni Barış Tınay’ın hazırlayıp sunduğu Yeşil Oda programının bu haftaki konukları CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut ve Greenpeace Akdeniz Biyoçeşitlilik Proje Lideri Nihan Temiz Ataş oldu.

Türkiye, son dönemde yapmış olduğu olağanüstü çöp ithalatı ile Avrupa’nın en büyük çöp ithalatçısı durumuna geldi. Geri dönüşüm adı altında ithal edilen çöplerin, ne kadarının dönüştürülebilir olduğuna dair resmi bir veri bulunmuyor. Bölgede yaşayan insanlar, geri dönüştürülemeyen çöplerin illegal bir şekilde yakılarak ya da toprağa gömülerek ‘bertaraf’ edildiğini belirtiyor. Fakat bu durum, gelecek kuşaklar için büyük bir halk sağlığı sorununun temellerini oluşturuyor.

Bloomberg için çalışan gazeteci Kit Chellel’ın, Londra’daki plastik çöp poşetlerinin içine GPS yerleştirmesi ve bu çöplerin 3 bin 200 kilometre yol yaptıktan sonra Adana’da ortaya çıkması, çöp ithalatını kamuoyunun tekrar gündemine getirdi.

500.000 Kişi Ölmez Ağaç İçin Tek Ses Oldu: ‘Zeytinime Dokunma!’

‘Çöplükte Serum Seti Bile Bulduk’

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un Kit Chellel’ın videosundaki iddiaları asılsız olarak nitelendirmesini, Adana çöplüğünden çıkardığı İngiltere menşeli plastik poşetler ile yalanlayan CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Adana’ya 2019’dan beri Avrupa çöpünün geldiğini belirterek; “Adana buğdayıyla, pamuğuyla bilinirdi, artık çöp haberleri ile gündem oluyor. Neredeyse, İngiltere’nin 3 plastik atığından 2 tanesi Türkiye’ye geliyor. Adana’nın her tarafında bu plastik atıklardan bulmak mümkündür. Sadece Türkiye’nin değil, Dünya’nın en bereketli topraklarında böyle yoğun bir kirlilik konusu… Milliyiz, yerliyiz diye bağıranlar, siyasetini bunun üzerine kuranlar, Türkiye’ye Avrupalının tıbbi atığını bile getirmekte, en küçük bir endişe duymamışlar. Çöplükte serum seti bile bulduk. Burada suistimalin ötesinde bir durum var. Bu durum, Türkiye’yi tipik üçüncü dünya ülkesi haline getiren bir yönetim anlayışının sonucudur.” ifadelerini kullandı. 

‘Tek Çözüm Plastik Çöp İthalatının Yasaklanması’

Plastik çöp ithalatı ile resmi verilerin şeffaf olmadığını ve ithal edilen plastik çöplerin ne kadarının dönüştürüldüğüne/dönüştürülebilir olduğuna dair bilgi olmadığını belirten Nihan Temiz Ataş, “2018 ile birlikte dramatik bir artışla karşılaşıyoruz. Çünkü Çin 1980’lerden bu yana yatırım yaptığı, ‘ben sizin çöpünüzü almaya talibim, geri dönüştürürüm’ altyapısını ve felsefesini yıktı. ‘İnsan ve çevre sağlığı ile artık baş edemiyorum’ diyerek, kapılarını kapatarak, keskin bir regülasyon yayınladı. Buna ‘Çin’in Kılıcı’ da deniyor. Daha sonrasında bütün ülkelerden gelen atık akışı Güneydoğu Asya ülkelerine kayıyor. Onlar bu yükle baş edemeyince, Türkiye ön plana çıkıyor. 447 milyon nüfusa sahip Avrupa Birliği’nin çöplerini almada, üst üste üç senedir birinci durumdayız. Neredeyse her gün 189 kamyon dolusu plastik çöp, bizim ülkemize giriyor. Buna alt yapımız var mı yok mu tartışılır. Uluslararası raporlarda da Türkiye’nin geri dönüşüm verileri çok altlarda. Kendi çöpümüz ile baş edemezken, bir de 700 bin tonlara varan plastik atığı her sene ülkemize almaya devam ediyoruz. Bunun için de tek çözüm plastik çöp ithalatının yasaklanmasından geçiyor.” şeklinde konuştu.

Herkes İçin Temiz Hava Hakkını Savunursak Dünyada Çok Şey Değişecek

Toprak 400 Bin Kat Daha Zehirli

Youtube Sedef Kabaş TV’de yayımlanan Yeşil Oda programında, Greenpeace Akdeniz tarafından yayımlanan çöp raporuna göre plastik çöplerin kimyasal etkisi sonucunda toprağın temiz bir toprağa göre 400 bin kat daha zehirli (kanserojen) kimyasal içerdiği açıklandı. Bu kimyasallar besin zincirine karışarak, geniş bir dolaşım sağlıyor. İnsan sağlığına zararlı bu kimyasalların başta kanser olmak üzere pek çok hastalığa sebep olduğu belirtiliyor.

Ekoloji örgütleri uzun bir süredir, çöp ithalatının tamamen yasaklanması için çağrı için yapıyordu. Ahbap Derneği Başkanı Sanatçı Haluk Levent de geçtiğimiz hafta çöp ithalatının yasaklanması için Adana’da bir dizi görüşmeler yapmış, geri dönüşüm tesislerinin Adana’nın 18 farklı yerindeki çöp yığınlarını bir ay içerisinde temizleyeceği sözünü verdiğini ifade etmişti.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Müjde! Demirtepe Altın Madeni ÇED Süreci Bir Kez Daha Durduruldu!

-

Demirtepe altın madeni

Demirtepe Altın Madeni Projesi’nin İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) Toplantısı gerçekleştirildi. Yapılan itirazlar ve rapordaki eksikler nedeniyle ÇED sürecinin durdurulduğunu açıkladı. 

K2 HABER | Ankara’da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda Balıkesir İli Havran İlçesi Demirtepe Altın Madeni Projesi’nin İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) Toplantısı gerçekleştirildi.

Toplantıya Kazdağı Koruma Derneği’ni temsilen Makine Mühendisi Figen Can, Gazeteci Aykut Alyanak, Kırsal Çevre Sorunlarını Araştırma Derneği’nden Orman Mühendisi Salih Usta, Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu ve Avukat Cömert Uygar Erdem katıldı.

Şirketin proje ile ilgili yaptığı sunumun ardından heyet üyeleri ayrı ayrı söz alarak projeye olan itirazları dile getirdi ve projenin Şap Dağı orman ekosistemine, bölgedeki su kaynaklarına, Havran Barajına etkileri konusunda detaylı bilgiler verdi. Aynı şirketin, Bahar Madenciliğin yürüttüğü Fatsa Altın Madeni’nin bölgedeki yer üstü ve yeraltı sularında ve toprakta yarattığı kirlilikle ilgili raporları da komisyona anlatan heyet, Havran Barajı yakınlarında böyle bir madencilik faaliyetinin bölgenin idam fermanı olacağını ifade etti.

Heyet ayrıca halkın projeyi istemediğine dair 12 bin imzalı dilekçeleri de komisyona sundu. Kamu kurumlarının da görüşlerinin alınmasından sonra, İDK Komisyonu Başkanı Kenan Ocak, yapılan itirazlar ve rapordaki eksikler nedeniyle ÇED sürecinin durdurulduğunu açıkladı. Kazdağı Koruma Derneği proje ile ilgili itirazlarını ayrıca yazılı olarak Bakanlığa sundu.

Kazdağı Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan ÇED sürecinin durdurulmasına ilişkin, “Çabalarımız bir kez daha sonuç verdi. Süreci takip etmeye devam edeceğiz. Şap Dağı’nın ve Havran yöresinin katline sebep olacak Demirtepe Altın Madeni Projesine izin vermeyeceğiz. Havran’ın Üstü Altından Değerlidir!” ifadelerini kullandı.

demirtepe altın madeni demirtepe altın madeni

Okumak için tıklayın

Ekoloji

500.000 Kişi Ölmez Ağaç İçin Tek Ses Oldu: ‘Zeytinime Dokunma!’

-

zeytinime dokunma

Yıllardan beri yapılan kanun değişiklikleriyle madenciliğe açılmaya çalışılan ve yok edilme tehditi altında kalan ağaçları ve zeytinlikleri korumak amacıyla Change.org Türkiye platformunda İkizköy Çevre Komitesi ve Aydın Şensal tarafından başlatılan kampanyalardaki toplam imza sayısı 500 bini geçti.

K2 HABER | 1 Mart 2022’de Resmi Gazete’de yayımlanan “Maden Yönetmeliğinde  Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile Zeytincilik Kanununa aykırı olmasına rağmen zeytinliklerin “sonra rehabilite edilmesi koşulu” ile  madenlere açılması kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Aradan geçen bir ayın ardından, yönetmeliğin ilk uygulaması Muğla’da yapılmaya çalışıldı. 31 Mart 2022 tarihinde Muğla Milas’ın İkizköy mahallesinde bulunan Akbelen Ormanı’nı çevreleyen zeytinliklerde kömür madeni yapmak için yönetmelik değişikliğine dayanarak 17 zeytin yerlerinden söküldü. Yörede yaşayanların müdahalesinin ardından ağaç sökümü durduruldu ve şirket ertesi gün sökülen ağaçları eski yerlerine geri dikmek zorunda kaldı. Ancak çoğu 90-100 yaşlarındaki ağaçların tekrar tutacağının garantisi yok.

Hem zeytinlik sahipleri hem de uzmanlar bu yönetmeliğin yürütmesinin acilen durdurulması gerektiğini, aksi halde usulsüz kesimlerin hızla devam edeceğini vurguluyorlar. Yönetmeliğin iptaline yönelik başlatılan Zeytinime Dokunma imza kampanyasına buradan ulaşılabilir.

Zeytinlikler Yetmedi: SİT Alanları Enerji Santrallerinin Kullanımına Açıldı

‘Zeytinlikleri Maden Faaliyetlerine Açan Yönetmelik İptal Edilmeli’

İkizköy Çevre Komitesi’nden Deniz Gümüşel, “3 yıldır gözümüz gibi maden şirketinin müdahalesinden koruduğumuz İkizköy Işıkdere mevkiindeki 17 zeytin ağacımız maalesef şirket tarafından konuyla ilgili izinleri bile olmadan köklenerek yerinden çıkarıldı. Yörede yaşayanlar 40 yıldır zaten santralden ve madenden dolayı onbinlerce ağaçlarından, tarım alanlarından, köylerinden olmuşlar. Sadece İkizköy’de yok edilme tehdidi altında 35 bin zeytin ağacı var. Ne pahasına olursa olsun kalan zeytinlerimizi ve ormanımızı koruyacağız. Hiçbir yere gitmiyoruz. Zeytinlikleri ve Akbelen Ormanı’nı korumaya çalışan yüz binler olduğumuzu biliyoruz. Sürekli zeytinlerimize, ormanımıza ne olacak diye korkmak istemiyoruz. Bu kömür madeni projesi ve zeytinlikleri maden faaliyetlerine açan yönetmelik değişikliği acilen iptal edilmeli!” diye belirtti.

Konuyla ilgili 5 yıldan beri kampanya yürüten Ayvalık Zeytin Üreticileri Derneği Başkanı Aydın Şensal: “2006 yılından beri defalarca kez denendiği gibi bu kez de zeytincilik ve doğa katledilmek isteniyor. 5 yıl önce birlikte Meclis’e gelen tasarıyı durdurmuştuk. Fakat bu sefer Zeytin Kanunu’na aykırı olan bir yönetmelik değişikliği ile zeytinlikler madenlere açılıyor. Yönetmelik değişikliği bir an önce iptal olmazsa, zeytinliklerimiz madencilerin arka bahçesi haline gelecek. Bugün hepimizi besleyen, yüzlerce aileyi doyuran topraklar birer zehir depolama sahası olacak. Bundan sonra kahvaltıda kömür mü yiyeceğiz?” diye sordu.

Yönetmelik değişikliğine dava açan çok sayıda kuruluştan biri olan Doğa Derneği adına Cem Altıparmak hukuki süreci şu şekilde değerlendirdi: “2012 yılında da zaten Zeytin Kanunu’nda yapılan değişiklik Danıştay’a taşınmıştı. Aynı amaçla çıkarılan yönetmelik değişikliğinin iptali davasında, değişikliklerin Zeytincilik Kanunu’na açıkça aykırı olduğuna, tüm tedbirler ve hatta kamu yararı kararı alınmış olsa dahi kimyevi atık, toz ve duman çıkaran tesislerin zeytinlik sahalara 3 kilometre mesafe içerisinde yapılmasının mümkün olmadığına karar vermişti. Yani Danıştay’ın elinde kendisinin verdiği bir emsal karar var zaten. O yüzden, açılan ilk dava Danıştay’a ulaşıp kayda girdiğinde, Danıştay’ın yürütmenin durdurulması kararı vermesi gerekir. Bu kararın geciktiği her gün zeytinlikler için bir tehdit oluşturuyor.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Çiftçi Sen’den 17 Nisan Açıklaması: ‘Yaşasın La via Campesina! Yaşasın Çiftçiler!’

-

çiftçi sen çiftçiler sendikası

Çiftçi Sen 17 Nisan Uluslararası Köylü Mücadeleleri Günü için bir açıklama yayınladı. Gıda egemenliğinin birçok krizi çözebileceği belirtilen açıklamada, 17 Nisan’ın onur duyulacak bir gün haline getirileceği ifade edildi.

K2 HABER | Çiftçiler Sendikası (Çiftçi Sen) 17 Nisan Uluslararası Köylü Mücadeleleri Günü için yazılı bir açıklama yaptı. Adalet, barış, yaşam ve onur için 30 yıldır ortak mücadele verildiğininin belirtildiği açıklamada,“#GıdaEgemenliğinin25Yılı mücadelemizi ilerletmenin ve insanları, hükümetleri ve politika yapıcıları bu vizyonun birçok krizi çözebileceğine ve adalet, onur, barış ve halkın egemenliği ile daha iyi ve daha sağlıklı toplumlar inşa edebileceğine ikna etmenin zamanıdır.” ifadeleri kullanıldı.

‘Küçük Çiftçiler Günü 14 Mayıs Değil, 17 Nisan’dır!’

Çiftçi Sen: ‘Yaşasın La via Campesina! Yaşasın Çiftçiler!’

Çiftçi Sen tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

Adalet, barış, yaşam ve onur için verdiğimiz ortak mücadelenin 30. yılı!

‘Yaşasın La via Campesina! Yaşasın Çiftçiler!’

17 Nisan Uluslararası Köylü Mücadeleleri Günü’dür ve 1996’da gerçekleşen Eldorado do Carajás katliamını anmak ve dünya çapında köylülere, işçilere ve yerli halklara sürekli uygulanan baskı, zulüm ve suçlu olarak yaftalama uygulamalarına dikkat çekmek için La Via Campesina tarafından her yıl bir anma günü olarak düzenlenir.

Bu yıl, La Via Campesina’nın hayatında ayrı bir dönüm noktasıdır. Gıda egemenliği, genel tarım reformu ve onur için verdiğimiz ortak mücadelenin 40. yılına giriyoruz. Köylü ve yerli halk örgütleri 1992’de Managua’daki bir buluşmada bu küresel hareketin ilk tohumlarını ektiler. La Via Campesina ise 1993’te Belçika’da Mons’taki ilk uluslararası konferansta resmi olarak doğdu.

‘Köylü Toplulukları Derin Bir Açlık, Yoksulluk ve Borca Sürükleniyor’

Dünya bugünlerde zor bir yer haline geldi. Açlık ve toplumsal adaletsizlikler günden güne kötüleşirken ve COVID-19 pandemisi, iklim değişikliği, çatışmalar, savaşlar ve parasal spekülasyonlarla daha da artarken gıda krizi derinleşmeye devam ediyor. Bu, uluslararası sermayenin, serbest ticaret anlaşmalarının ve zehirli tarım girdilerine bulaşmış endüstriyel monokültürün kolaylaştırdığı endüstriyel tarımın mutlak başarısızlığının bir göstergesidir. Bu endüstriyel sistem ülkelerimizi pahalı, ithal ve sağlıksız gıda ürünleri ile doldururken köylüleri yerinden etmekte ve çevreyi ve verimli kaynakları tahrip etmektedir. Gıda fiyatlarının ve tarım girdilerinin maliyetinin küresel olarak yükselmesi köylü topluluklarını her yerde daha derin bir açlık, yoksulluk ve borca sürüklemektedir.

La Via Campesina – yani köylüler, yerli halklar, kırsal nüfus, tarım işçileri, kentsel ve kırsal bölgelerdeki gençler – olarak biz ulusal üretim kapasitesini inşa etmenin çözümü olarak Gıda Egemenliğini savunuyor ve öneriyoruz. Gıda Egemenliği, destekleyici kamu politikaları, fiyat garantileri, krediler ve üreticilerle tüketiciler arasında doğrudan pazarlama ve gerçek bir tarım reformu da dahil çeşitli destek biçimleri sayesinde köylü ve aile tarımı sektöründe köklerini bulan bir ilkedir.

Köylü Agroekolojisi ve Birleşmiş Milletlerin Köylülerin ve Kırsal Bölgelerde Yaşayan Diğer Kişilerin Hakları Deklarasyonu (UNDROP), adil olarak daha iyi toplumlar inşa etmenin araçlarıdır. Gıdamızı yerel olarak üretmemiz, kendi kaderimizi onurla tayin etmemiz, barış, feminizm ve halkların egemenliği sadece bu araçlarla mümkündür. Gıda egemenliği olmayan bir gelecek mümkün değildir!

Ali Bülent Erdem: ‘Şirketlere Karşı Halkın Gıda Egemenliği’

‘Tarihsel Mücadelemizin İlham Verdiği Kazanımları Vurgulamak Esastır’

Otuz yıl kutlamalarımızı başlattığımız bu 17 Nisan’ı, bu ana kadarki uzun ve çetin yolculuğumuzu anacağımız ve bu yolculuktan onur duyacağımız bir gün haline getirelim.

Adalete giden bu yolda insanlarımızı baskıdan ve suçlu olarak yaftalayan saldırılardan dolayı kaybettik. Onların anılarını canlı tutmak, özgürlükleri için mücadele etmek ve tarihsel mücadelemizin ilham verdiği kazanımları vurgulamak esastır.

Şimdi, gerçekleşmesine etkide bulunduğumuz zaferleri, fedakarlıkları, alternatifleri, büyük ve küçük dönüşümleri ve 81 ülkede nasıl var olduğumuzu ve örgütlendiğimizi görünür kılmanın zamanıdır.#GıdaEgemenliğinin25Yılı mücadelemizi ilerletmenin ve insanları, hükümetleri ve politika yapıcıları bu vizyonun birçok krizi çözebileceğine ve adalet, onur, barış ve halkın egemenliği ile daha iyi ve daha sağlıklı toplumlar inşa edebileceğine ikna etmenin zamanıdır.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

İklim Adaleti Kervanı Yola Çıkıyor

-

iklim adaleti koalisyonu

İklim Adaleti Koalisyonu ve Ekoloji Birliği bileşenleri, Halkların İklim Anlaşması Ağı’nın 2 Nisan’da başlattığı uluslararası Kervan’a katılmak üzere 9-10 Nisan’da Muğla Akbelen’den Çanakkale Karabiga’ya yollarda olacak.

K2 HABER | İklim Adaleti Koalisyonu ve Ekoloji Birliği bileşenleri İklim Adaleti Kervanı’na katılmak üzere yola çıkıyor. İklim Krizi’ni yoğun bir şekilde hissettiğimiz bu günlerde, iklim adaleti kervanı ile karar alıcıların acilen harekete geçmesi için uluslararası dayanışma başlatılıyor.

Uluslararası İklim Adaleti Kervanı Çağrısı

Halkların İklim Anlaşması Ağı’nın başlattığı Kervan’a çağrı metni şu şekilde:

“İklim krizi kapımızda. Modern toplumun yarattığı dünyanın varlık yokluk durumu hiç bu kadar net olmamıştı. İklim değişikliği bireylerden başlayarak tüm toplumlara kadar uzanan, tüm insanlığı her alanda, ekonomik ve sosyal sistemi esastan değiştirecek bir momenti ifade etmektedir. Ya biz her şeyi değiştiririz ya da amansız bir iklim durumu her şeyi bizim aleyhimize değiştirir.

Şimdi yola çıkma zamanı

Bilim hala bize iklim çöküşünü durdurabilmenin olası olduğunu söylüyor. Bu çöküşü durdurabilmek, gezegenimizde bugüne kadar yaşayan bir nesile yüklenmiş en zorlu görevdir. Hem de bunu, hemen şimdi yapmalıyız. Hükümetlerin, uluslararası kuruluşların, özel sermayenin, çok uluslu şirketlerin, finans kurumlarının kendi varoluşları, kapitalist sistemin sürmesiyle o kadar doğrudan bağlıdır ki, nasıl bir görüntü ortaya koyarlarsa koysunlar, bu değişim için gerçek anlamda insiyatif almaları beklenemez. Tam da bu nedenle, durum sürekli daha kötüye giderken, bu krizi durdurmak yönünde defalarca tekrar edilen girişimleri başarısız oldu. Ama biliyoruz ki, sistem değişikliğinin anahtarı, yıllardır sözünü ettiğimiz gibi, insanlar, toplumsal hareketler ve halk örgütlenmeleridir.

2022’de yollara düşeceğiz. Tüm kıtalarda, tabandan örgütlenmiş iklim adaleti hareketinin ve birliklerinin küresel platformu, Halkların İklim Anlaşması, halkların yeni baharını oluşturma sürecinde, yerel kervanların örgütlenmesi için çağrıda bulunmaktadır. Her kıtada dağları ve vadileri aşacağız. İklim krizinden; kuraklık, kıtlık, orman yangınları, deniz seviyesinin yükselmesi, biyoçeşitliliğin çökmesi, su kaynaklarının kirlenmesi, tükenmesi, çatışmalar ve göçler gibi çeşitli durumlardan etkilenmiş topluluklarla doğrudan temas kuracağız. Bu varoluşsal krizin müsebbipleri ile yüzleşeceğiz. İki hafta ile bir ay arası süreyle, dünyanın birçok yerinde, ana sorun yerlerini önceleyerek, ana kirleticilerle yüzleşecek şekilde yollarda olacağız.

Bu küresel kervan, her bölgenin kendi özelliklerine göre adapte olacak, bölgenin karakteristiklerine, hareket olanaklarına ve mücadelenin düzeyine göre şekillenecektir. Her nerede iklim krizi kendini en şiddetli şekilde hissettiriyorsa orada, bölgelerin, suların, toprakların, ormanların, hayvanların koruyucularıyla, yaşam ve halk savunucularıyla birlikte olmak istiyoruz. İklim adaletini en ön saflarda inşa etmek, fosil yakıtçılara , maden firmalarına, yerelde kendilerini her ne biçimde sunuyor, boyuyor, gizliyor olursa olsun, kendini hangi şekilde takdim ediyorsa etsin, kapitalizmin ölüm tacirlerine meydan okumak istiyoruz. Güzergahımız boyunca, bölgelerimizdeki, petrol ve gaz kuyuları, madenler, rafineriler, limanlar, kömür ve gaz santralleri, çimento ve kağıt şirketleri, çelik ve kimya tesisleri, endüstriyel tarım ve hayvancılık sahaları gibi yüksek emisyona neden olan yerleri belirginleştireceğiz, onların varlığına dikkat çekeceğiz. Aynı zamanda çevre tahribatlarına, ormansızlaştırmalara ve orman tahribatlarına, ekosistem tahribatına ve bunların yanısıra halkların yaşam çevrelerinin tahribine de dikkat çekeceğiz.

İklim adaleti mücadelesini, gelecek için verilen mücadeleyi kazanmanın yegane yolu, yollara düşmek ve uzun zamandan beri bu mücadele içinde olan topluluklarla ortak bir hikaye, ortak bir tarih yaratmaktır. Her bölgedeki somut mücadeleler üzerinden iklim adaletini konuşmaktır. İklim kaosunu durdurmak için, bu kırılgan sistemin şimdiye kadar karşılaştıklarının çok ötesinde, dünyanın şimdiye kadar gördüğünden çok daha büyük, çok daha güçlü bir harekete ihtiyacımız var. İnsanlık ve gezegenimizin geleceği için adanmış, aktif, etkili ve yaygın bir harekete ihtiyacımız var. Şimdi yola çıkma zamanı.

Kendimizi olduğu kadar, başkalarını da bulmak için, kararlılığımızı güçlendirmek için, daha ötesi, yaşam mücadelemizde daha fazla bütünleşmek için yürüyeceğiz. Köprüler inşa etmemiz, ittifaklarımızı kurmamız, gücümüzü ve kararlılığımızı, hep birlikte anlamamız gerekiyor. Sosyal, tarihsel nedenlerle, durumlarla,  iklim adaletine bağlanmış tüm hareketleri ve oluşumları bu çağrıya kulak vermeye ve bizimle birlikte yola çıkmaya, komşulukları, kırsal alanları, köyleri ve gecekonduları yürüyerek ziyaret etmeye, bu sistemin kalıcı krizlerinden öncelikle ve en çok etkilenen topluluklarla ilişkilenmeye çağırıyoruz. Tüm hareketleri ve oluşumları iklim krizinin fiziksel kaynaklarına, durduramadığımız takdirde toplu ölümümüz anlamına gelecek, duman tüttüren fabrikalara, makinalara gitmeye çağırıyoruz.

Tüm hareket ve oluşumları yola çıkmaya çağırıyoruz. Uygarlığımızın yaşaması, ayakta kalabilmesi için kazanmak zorundayız! Büyük İklim Adalet Kervanında bize katılın.”

COP26 Türkiye Koalisyonu’ndan İklim Adaleti Eylemlerine Çağrı

Kervan Programı

8 Nisan Cuma
İstabul’dan otobüs kalkıyor.

9 Nisan Cumartesi

İkizköy Akbelen Ormanı Nöbet Alanı Kervan Hareket Saati 10.00

Aydın Basın Açıklaması Saati 12.00

İzmir Aliağa Termik Santrali İnceleme Gezisi Saati 15.00

Soma Termik Santralleri İnceleme Gezisi Saati 17.00

10 Nisan Pazar

Soma Hareket Saati 10.00

Çanakkale Çan termik santral alanlarını inceleme gezisi ve basın açıklaması Saati 13.00

İçtaş Bekirli Termik Santrali inceleme gezisi 15.30

Kemer (Parion) Antik Tiyatro Forum Saati 16.00

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Tarım Zengini Değirmendere Vadisi’ne Jeotermal Tehdidi: ‘Bu Kuyuları Açmayın’

-

Kuşadası Değirmendere vadisi jeotermal

Kuşadası Değirmendere Vadisi’nde gerçekleştirilmek istenen HES projesine karşı köy halkı bir basın açıklaması yaparak, kuyuların açılmaması için dayanışma çağrısında bulundu.

K2 HABER | Türkiye’nin doğası, köylülerin yaşam alanları enerji ve maden şirketleri tarafından talan edilmeye devam ediyor. Ege topraklarında neredeyse adım başı yer alan jeotermal santraller, doğayı ve bölge halkının yaşam alanlarını tehdit ediyor.

Bir basın açıklaması düzenleyen Kirazlı, Yaylaköy, Soğucak, Caferli ve Çınar köylerinin halkı, yıllardır tarımla uğraştıklarını ve açılmak istenen kuyuların şirketler dışında kimseye fayda sağlamayacağını belirterek, tüm doğa ve yaşam savunucularını kuyuların açılmaması için tavır almaya ve destek olmaya çağırdı.

Kuşadası Değirmendere Vadisi’nde Jeotermal İstemiyoruz

Yapılan basın açıklaması şu şekilde:

“Atalarımızdan bize kadar uzanan bu uğraşla, on binlerce insan için gıda üretiyoruz. Tüketicilere daha sağlıklı ve temiz gıda sunabilmek için de toprağımızı, suyumuzu ve havamızı temiz tutup korumaya çalışıyoruz.

Bir cm kalınlığında tarım toprağının ortalama olarak 100 ile 1000 yıl arasında oluştuğunu düşünecek olursak, toprağın ne kadar kıymetli olduğu ortadadır. Bugüne kadar söz konusu bölgede, bu tarım toprakları üzerinde benzer yatırım girişimleri, açılan davalarla engellenmiş ve bu mahkeme kararları Danıştay tarafından da onaylanmıştır.

Gerekçe olarak da bu yatırımların hiçbirinin hem bölge halkı için, hem de genel olarak toplumsal bir fayda sağlamayacağı gösterilmiştir. Oldukça verimli, birinci sınıf tarım alanı ve önemli arkeolojik sit alanlarına sahip olan bu vadide en yüksek toplumsal fayda tarımsal faaliyeti sürekli kılabilmektir.

Bu bölgede başta zeytin, üzüm, şeftali, kayısı, erik, kiraz olmak üzere her türlü meyve ve sebze üretilmektedir. Hal böyleyken, Yedi yol Şirketler grubuna bağlı Bozyazı Körfez Turizm AŞ tarafından biri Kirazlı köyü sınırları içinde, üçü Kuşadası Değirmendere Mahallesi sınırları içinde kalan toplam 4 adet Jeotermal kuyusu açılmak isteniyor.

Sinop Nükleer Santral Davası: ‘Cinayete Davetiye Çıkarılıyor!’

Bölgenin Tarım Olanı Olma Vasfı Kaybedilecek

Adı geçen şirket, bölge halkının tepkisini önlemek için yaptığı basın açıklamasında; “Bölgede jeotermal enerji santrali kurulmasını sağlayacak nitelikte akışkan bulunmadığı ; kaldı ki jeotermal enerjinin yeni, yenilenebilir, sürdürülebilir, tükenmez, ucuz, güvenilir, çevre dostu, yerli ve yeşil bir birincil enerji kaynağı olduğu; açılacak kuyulardan elde edilecek 30- 58 santigrat derecede akışkanın sera ve villa ısıtmasında, termal turizm amaçlı kullanılacağını” ileri sürmektedir.

Ancak bu şirketin hazırlayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ na sunduğu proje dosyasının 9. sahifesinde; “Öncelikli amaç sera ısıtma amaçlı jeotermal sondaj faaliyeti olmakla birlikte, sondaj işlemleri sonucunda elde edilen jeotermal akışkanın niteliği, kapasitesi ve yapılan çalışmaların tekrar değerlendirilmesi ışığında yatırım planı yapılabilecektir. Jeotermal kaynak arama faaliyeti sonrasında, üretime geçilmesinin planlanması durumunda ÇED yönetmeliği hükümlerine göre başvuru yapılacaktır” denilmektedir.

Nitekim Karacasu’da ve başka yerlerde sera amaçlı diye başlatılan ancak sondajdan sonra, jeotermal enerji santraline dönüştürülen örnekler de mevcuttur. Kaldı ki tarım alanının ortasında bir termal işletme ister turizm, ister ısıtma amaçlı kullanılsın, yeraltı sularının tuzlanmasına ve bor oranının artmasına neden olacak; böylece bölgenin tarım alanı olma vasfını kaybetmesine neden olacaktır.

Nitekim geçtiğimiz günlerde, İzmir İnciraltı tarım alanlarının, Toprak Koruma Kurulu tarafından tarım vasfından çıkarılmasının gerekçesi olarak bölgedeki yeraltı sularının aşırı ölçüde bor ve tuz içermesi gösterilmiştir. Sulardaki bu bor ve tuz kirlenmesinin nedeni olarak da Balçova termal otelin varlığı gösterilmiştir.

Zeytinlikler, Sit Alanları Yetmedi: ‘344 Maden Sahası İçin Daha İhale Açıldı’

Açılması Düşünülen 2 Kuyunun Tam Ortasından Değirmendere Geçiyor

Jeotermal kuyularının açılması halinde aynı olayın Değirmendere Vadisi’nde yaşanması kaçınılmazdır. Ayrıca jeotermal kuyularının açılması düşünülen kuyulardan birisinin arkeolojik sit alanı içinde, diğeri 50 metre mesafede yani etki alanı içindedir. Açılması düşünülen 2 kuyunun tam ortasından Değirmendere geçmektedir.

Bu 4 jeotermal kuyusunun açılacağı noktaların her tarafı zeytinliklerle kaplı olduğundan bu alanda zeytincilik kanununa göre de böyle bir tesisin kurulması zaten mümkün değildir.

Bölgede örtü altı tarım olmadığı gibi buna ihtiyaç da yoktur. Kurulması halinde de İklimsel değişime neden olacağı için, diğer tarımsal faaliyetlere zarar verecektir. Değirmendere vadisinde ve çevresindeki köylerde bütün dünyada yükselme eğilimi gösteren tarıma dayalı eko turizmin bütün koşulları ve alt yapısı mevcuttur.

Eğer Kuşadası turizmini 12 aya yaymak istiyorsak, doğa, tarih ve kültür varlıkları açısından zengin kaynaklara sahip Değirmendere’sinde ekoturizmin canlandırılması, öncelikle kırsalda bulunan yöre insanlarının yararına olacak, aynı zamanda kent turizmi için yeni destinasyonlar kazanılmış olacaktır.

Bu nedenlerle hangi amaçla olursa olsun, bu bölgede açılacak termal kuyuların şirket dışında halka hiçbir fayda sağlamayacağı, aksine geleceklerini tehdit edip zarara uğratacağı apaçık ortadadır.

Bölge halkı olarak bu kuyuların açılmasını istemiyoruz. Tüm Kuşadası halkını, Meslek Odalarını ve yaşam savunucularını bu kuyuların açılmaması için tavır almaya ve bizlere destek olmaya çağırıyoruz.

Kirazlı Köyü Muhtarı Mehmet Mersin

Yaylaköy Muhtarı Erhan Yıkılmaz

Caferli Köyü Muhtarı İsmail Arı

Soğucak köyü Muhtarı Mehmet Bozok

Çınar Köyü Muhtarı Sebahattin Akyüz

Değirmendere Mahallesi Muhtarı İsmail Atal

Kirazlı Küplüce Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanlığı

Kirazlı Sulama Kooperatifi Başkanlığı

Yaylaköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanlığı

Kirazlı Ekolojik Yaşam Derneği Başkanı Nihat Fırat

Ekodosd Başkanı Bahattin Sürücü

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler