Connect with us

Ekoloji

Mevzu Biraz ‘Pis’: Türkiye, Neden Avrupa’nın Çöpünü Topluyor?

Plastik Atık İthalatı Türkiye

Son yıllarda Türkiye’nin plastik atık ithalatı rakamlarındaki ürkütücü artış, ekoloji mücadelesinin önemli başlıklarından biri oldu. Doğaya oldukça zararlı etkilere sahip bu ticaret kolu kontrolsüzce büyümekte ve Avrupa’dan ülkemize her gün yüzlerce kamyon dolusu atık gelmekte…

Verilere bakıldığında Türkiye’nin 2020 yılında Avrupa’dan en çok plastik atık ithal eden ülke olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin bu performansı, Avrupa Birliği (AB) plastik atığının neredeyse üçte birini ithal ettiğini gösteriyor. İngiltere, Türkiye’ye en çok atık gönderen ülke olarak göze çarpıyor. Neredeyse İngiltere’nin atığının %40’ı Türkiye’ye getiriliyor. Ülkemizin ithal ettiği plastik atık miktarı son 15 yılda yaklaşık yüzde 200 seviyelerinde artış gösterdi. Geçen seneye oranla bile %13’lük bir artış söz konusu.

K2 HABER | ÖZEL HABER | DİLAN KARACAN | Her ne kadar ‘çöp değil atık’ denilse de dünyada ve ülkemizde denetim-yaptırım eksiklikleri sebebiyle oldukça illegal temellerde ilerleyen uluslararası çöp ticareti, ülkemizde artık ciddi boyutlara ulaştı. Geçtiğimiz günlerde Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından Adana’daki atık birikimi ve ülkenin genel plastik atık ithalatına dair yapılan açıklamalar konunun acil müdahale edilmesi gereken boyutlara ulaştığını gözler önüne serdi.

yıllara göre plastik atık ithalatı

Yıllara Göre Plastik Atık İthalatı (Kaynak: Greenpeace Akdeniz/Eurostat)

Gündem Plastik Atık İthalatı

Sedat Gündoğdu: ‘Kağıt Üzerinde Her Şey Kitabına Uygun Ama Gerçek Daha Başka’

Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu uluslararası alanda ‘çöp’ ticaretinin Çin’in aldığı yasaklama kararı ve Basel Konvansiyonu ile birlikte yeni bir boyut kazandığını ifade ediyor: “2018 yılında Çin’in aldığı yasaklama kararıyla gündemimize giren plastik çöp ticareti her geçen yıl artan bir oranda devam etmektedir. Bertarafı ya da yeniden kazanımı oldukça maliyetli olan çöp, özellikle çevre koruma yasalarının oldukça sıkı olduğu ülkelerden bu yasaların çoğunlukla göstermelik olduğu ülkelere gönderilmektedir. Bu konuda herhangi bir uluslararası sözleşme de 2021 yılının başına kadar yoktu. Ancak 1 Ocak 2021’de uygulamaya sokulan Basel Konvansiyonu’nun yeni plastik kısıtlamaları, 2020’nin sonlarında plastik çöp ticaretinde ciddi bir patlama meydana getirdi. Kısıtlamaya takılmak istemeyenler, anlaşılan ellerini çabuk tutmak istemişlerdir. Ekim 2020’de OECD üyesi olmayan ülkelere aylık olarak, en büyük ihracatçılar olan AB’den 84 milyon kg, Japonya’dan 82 milyon kg, ABD’den 33 milyon kg ve İngiltere’den de 9 milyon kg plastik çöp gönderildi. 2020 yılı boyunca Avrupa, İngiltere ve ABD’den Türkiye, Malezya, Vietnam, Tayland ve Meksika’ya yapılan plastik çöp ihracatı tarihin en yüksek seviyelerine ulaştı. Bunun yanında örneğin Hong Kong’a yapılan plastik çöp ihracatı, büyük olasılıkla yeni uygulamaya konulan maksimum % 0,5 kontaminasyon sınırı ve birkaç nakliye hattıyla sevkiyatlara getirilen kısıtlamalar nedeniyle düşüş gösterdi. Benzer bir durumun Türkiye için de gerçekleşmesi bekleniyor. Çünkü 2021 yılı itibariyle Türkiye plastik atık ithalatına bazı kısıtlamalar getirdi.”

‘Ülkemiz Dünyanın Atık Çöplüğü Olma Politikası Yürütmektedir’

‘İthal eden ülkelerdeki alıcı şirketlerin, bu işteki en önemli kazancı kolay yoldan para kazanmalarıdır’

Gönderici ülkelerin bu işi yaptıktan sonra gönderdikleri çöp miktarını da hanelerine geri dönüşüm oranı olarak yazdıklarını belirten Gündoğdu, bu durumun da haliyle ihracatçı ülkeleri atık yönetiminde üst sıralara yükselttiğini belirtiyor. Gündoğdu ülkelerin niçin çöplerini ihraç ettiğine değinirken oluşturulan sistemin illegal şekilde ilerlediğine vurgu yapıyor: “Burada ihracatçı ülkeler için şöyle bir avantaj ortaya çıkmaktadır. Normal şartlarda işlemden geçirmek için birçok masraf yapacakları ve hatta yakmak zorunda oldukları çöpleri çok güzel bir şekilde geri kazandıklarını beyan edebilmektedirler. Win-Win durumu yani. Çoğunlukla mükerrer etiketle, beyan edildiğinden farklı içerikle gönderilen bu çöpler eğer ki denetim de zayıfsa alıcı ülkelere kolayca girebilmektedir. Yani aslında kâğıt üzerinde her şey kitabına uygun gerçekleşmektedir ancak gerçek daha başkadır. İşte bu yüzden de beraberinde çok fazla illegal faaliyetin rapor edildiği plastik çöp ticareti, gelişmiş ülkelerin uğraşmak istemedikleri plastik çöplerinden kurtulmanın bir aracı olmaktadır. İthal eden ülkelerdeki alıcı şirketlerin ise bu işteki en önemli kazancı kolay yoldan para kazanmalarıdır.

Artık çöp ticaretinden bahsederken, yasadışı faaliyetlerden söz etmek zaruridir. Çünkü yasalara uygun olarak ithal edilen çöpler, Adana özelinde ortaya çıkan ancak ülke genelinde özellikle bu ithal plastik çöplerin varış noktaları olan şehirlerde de olması oldukça muhtemel olan görüntüler, bu durumun ispatı niteliğindedir.”

Sedat Gündoğdu Plastik Atık İthalatı

Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu

Çöp Değil Atık Algısı

‘Çöpün toplumsal bellekteki anlamının yaratacağı negatif algıdan uzaklaşmak’

Gündoğdu çeşitli çevrelerce tekrarlanan ‘Çöp değil atık’ jargonunun gerçekler ile nasıl çeliştiğine de dikkat çekiyor: “Burada özelikle çöp endüstrisinin algıyı yönetmek için kullandığı ‘atık’ kavramına da değinmek gerekiyor. Üstelik bu “çöp değil atık!” yaklaşımının Türkçeyi yeterince bilmemekle de ilgisi olduğunu söylemekte fayda var. Türk Dil Kurumu atık için “Hastane, ev, fabrika vb. yerlerde kullanılmış, artık işlenemez veya çevre için zarar oluşturan her türlü madde” tanımını vermektedir. Çöp için ise “Yararsız, pis veya zararlı olduğu için atılan ufak tefek şeylerin hepsi, gübür” tanımını vermektedir. Yani atık da olsa çöp de olsa zararlı olan ve işe yaramaz olan bir şeylerden bahsedildiği gayet açık! Yani gelen şeyin atık mı çöp mü tartışmasını yapmak, konuyu bağlamından koparmakla eşdeğer. Ayrıca burada yapılmaya çalışılan bir başka şey daha var; o da çöpün toplumsal bellekteki anlamının yaratacağı negatif algıdan uzaklaşmak. Öyle ya atık denilince akla çok da kötü bir anlam gelmiyor. Ancak çöp öyle değil. İşte bu nokta üzerinden Türkiye’nin çöp değil atık ithal ettiği sıkça tekrarlanıyor. O halde akla da madem çöp ithal edilmiyorsa, bu kadar yabancı çöpün ülkeye nasıl ve kimin tarafından sokulduğu geliyor. Öyle ya çöp ithal edilmiyor olsaydı, onlarca işletmeye milyonlarca ceza da kesilmemiş olurdu. O nedenle ithal edilen şey için çöp demek, son derece isabetli bir yaklaşım.”

Mikro Plastikler Şimdi Her Yerde: Sıfır Atık Mümkün Mü?

Ülkemizde Durum: Adana’da Yaşanan Çöp Skandalları

Gündoğdu son dönemde yabancı medyada da gündem olan Adana üzerinden ülkemizdeki durumu da değerlendiriyor: “İthal edilenin çöp olduğunu ilk olarak İzmir Kemalpaşa’da görmüştük. Ancak aynı tarihlerde bu durumun kimsenin fark etmediği bir yerde yani Adana’da ve hatta daha da vahşi bir şekilde sürdürüldüğünü anladık. İthal edilen çöpler tarım alanlarına, nehir ve kanal kenarlarına illegal olarak dökülüyor ve yakılıyordu. Öyle ki geçtiğimiz günlerde AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik tarafından bir basın açıklamasıyla gündeme getirilmeseydi, belki de hala tüm bu illegal faaliyetler birkaç twitter paylaşımı olarak kalacaktı. Bu basın açıklamasından sonra konu bir anda ülke gündemine bomba gibi düştü. Bu kadar tartışılmasının da nedeni, bu açıklamanın ardından gelen 8 milyon civarındaki para cezası ve onlarca tesisin de kapatılması kararıydı. Yaklaşık 3 yıldır aralıksız belgeleme ve duyurma faaliyetleri olmasına rağmen sadece çöpü gönderenlerin ilgi duyduğu, ancak çöpün alınıp getirilip yakıldığı yerde yani Türkiye’de pek gündem olmaması sonrası bir anda böyle bir gündem gelişmesi, olayın vahametinin kısmen de ola anlaşıldığının göstergesi. Ancak yeterli mi? Ya da bu iş çözüldü mü? Elbette, hayır! Sonuçta 2021 yılı için işletmelere kapasitelerinin %50’si oranında ithalat kotası konulmuş da olsa, karışık plastik çöp ithalatı tümden yasaklanmış da olsa İngiltere başta olmak üzere birçok ülkeden Türkiye’ye çöp gelmeye devam ediyor.”

‘İzmir, Bursa, Gaziantep, İstanbul, Kocaeli Samsun ve Sakarya da ithal edilen çöplerin diğer varış noktaları’ 

Gündoğdu Adana’daki tepkiler ve rapor edilmeler ile birlikte gündeme gelen bu durumun yalnızca Adana’da değil ülkemizin birçok noktasında yaşandığını belirtiyor: “Peki, hikaye neden dönüp dolaşıp Adana’ya dayanıyor. Türkiye’nin bu anlamdaki tek şehri Adana mı? Tabii ki hayır! Adana en önemlilerinden ancak tek değil. İzmir, Bursa, Gaziantep, İstanbul, Kocaeli Samsun ve Sakarya da ithal edilen çöplerin diğer varış noktaları. Oralarda da Adana’daki gibi yasadışı çöp döküm faaliyetinin olup olmadığı henüz tam olarak bilinmiyor. Belki oralarda da vicdanlı ve ahlaklı çevre korumacılar, gazeteciler, akademisyenler ya da vatandaşlar bu işin olup olmadığına dair bir girişimde bulunabilirlerse bunun doğrusunu öğrenebiliriz. Adana’daki durumun konunun merkezi haline gelmesi de işte bu sorundan rahatsız olan köylüsünden villada oturanına, işçisinden tarlada çalışanına kadar herkesin sıklıkla sosyal medyada duyurmasından kaynaklanıyor. Yani hem bu yasadışı faaliyetler çok sık gerçekleşiyor hem de ciddi anlamda rapor ediliyor. Üstelik geçtiğimiz haftaya kadar hakkında herhangi caydırıcı bir önlemin de alınmamış olması, bu durumun artarak devam etmesine de çanak tutuyor. Hali hazırda Adana’da Bakanlık ve Valilik nezdinde yürütülen denetimler sürüyor. Anlaşılan o ki bazı önemli adımlar da beraberinde atılacak.”

‘Çin bu işten ancak böyle kurtuldu’

Çöp ticaretinin illegal tarafına dikkat çeken Gündoğdu ülke olarak kendi çöpümüzü geri dönüştürmeye odaklanmamız gerektiğini belirtiyor: “Yapılması gereken şey çöp ithalatının ya da tüccarların deyimiyle atık ithalatının yasaklanmasıdır. Çin bu işten ancak böyle kurtuldu. Biz de ancak böyle kurtuluruz. Başka bir çözüm yolu ne yazık ki yok. Interpol’ün yayınladığı raporda, çöp ticaretinin legal alanda tutulması pek mümkün olmayan bir faaliyet olduğunu ve çoğunluğunun suç örgütlerince kontrol edildiğini belirtmektedir. Siz istediğiniz kadar denetim yapın sonuçta işin doğası gereği illegal faaliyetler gerçekleşecektir. O nedenle bizim yıllık olarak ürettiğimiz, kendi 3 milyon ton civarındaki plastik çöpümüzle ilgilenmemiz ve “bunu nasıl yönetebiliriz”e odaklanmamız gerekiyor. Aksi durumda hatalı bir tercih olan çöp ithalatı üzerinden ortaya çıkan sektörün nasıl besleneceğine odaklanılırsa, kaybeden doğa olacak, insan sağlığı olacaktır.”

Yeni İnsan Yayınevi, ‘Yeşil Kitaplar’ı Ücretsiz Erişime Açtı

‘Sular durulduğunda aynı faaliyetlerin yeniden yaşanmayacağının da garantisini ne yazık ki veremiyoruz’

Yasadışı şekilde yapılan ithal çöplerin döküm ve yakım işlemlerinin doğaya, tarımsal alanlara, su kaynaklarına ve gıda güvenliğine karşı yüksek tehlike arz ettiğini belirten Gündoğdu, konunun gündemden düşmesiyle daha tehlikeli boyutlara gelme endişesini belirtiyor: “Ortaya çıkan tüm bu çöp kapanının en önemli etkileneni tarımsal alanlar ve su kaynaklarıdır. Adana’da ayyuka çıkan ve sürekli artan şekilde devam eden yasadışı döküm ve yakma faaliyetleri yüzünden tarımsal alanlar plastik çöplerin neden olduğu son derece zehirli kimyasallarla zehirlenmektedir. Bu durum gıda güvenliği açısından da ciddi risk teşkil etmektedir. Benzer şekilde su kaynakları da başıboş ve merdiven altından hallice olan geri dönüşlüm tesislerinden kaynaklanan mikroplastikler ve diğer zehirli kimyasallarla dolu atık sular ve bu yasadışı döküm ve yakım faaliyetleri nedeniyle zehirlenmektedir. Ortaya çıkan bu durum yeraltı suyu da dâhil olmak üzere, içme ve kullanma suyunun kirlenmesine ve kalıcı sağlık riskleri oluşmasına neden olabilecektir. Bu konuda yaptığımız tespit çalışmalarıyla 30’dan fazla yasadışı döküm ve yakım faaliyetleri olduğunu ve çoğunluğunun da tarımsal alanlarda ve su kenarlarında olduğunu tespit ettik. Alınan önlemlerin bu durumda azalmanın yaşanmasına şüphesiz neden olacaktır. Ancak sular durulduğunda aynı faaliyetlerin yeniden yaşanmayacağının da garantisini ne yazık ki veremiyoruz.”

Interpol’ün yayınladığı raporda, çöp ticaretinin legal alanda tutulması pek mümkün olmayan bir faaliyet olduğunu ve çoğunluğunun suç örgütlerince kontrol edildiğini belirtmektedir.

Nihan Temiz Ataş: ‘Türkiye Henüz Kendi Çöpüyle Baş Edemeyen Bir Ülke’

Greenpeace Akdeniz Biyoçeşitlilik Projeler Lideri Nihan Temiz Ataş, Türkiye’nin henüz kendi çöpüyle baş edemeyen bir ülke olduğuna vurgu yapıyor. Atık yönetiminin ciddi bir konu olduğunu, kapsamlı altyapı ve denetim mekanizmaları gerektirdiğini belirten Ataş şunları ifade ediyor: “Çin’in plastik atık ithalatı yasağının ardından Türkiye birdenbire gelişmiş ülkelerin çöplerinin yeni adresi oldu. 2019’da Türkiye, Avrupa Birliği ülkelerinden en çok plastik atık ithal eden ülke oldu.  Kontrolsüz, denetimsiz, şeffaf olmayan çöp ithalatı Türkiye’nin kendi geri dönüşüm sisteminde var olan sorunların daha da artmasına neden oluyor.”

‘Türkiye Plastik Çöplüğü Olmasın’

Ataş plastik atık ithalatı adına Greenpeace olarak başlattıkları kampanyaya değiniyor ve bu sayede uygulanan atık ithalatı kotasının hala yetersiz olduğuna dikkat çekiyor: “Greenpeace Akdeniz’in kampanyası sonucunda Ağustos 2020’de plastik atık ithalatı kotasını yüzde 80’den yüzde 50’ye düşürdü. Bu şu anlama geliyor, geri dönüşüm şirketleri dönüştürecekleri plastiğin en fazla yarısını ithal edebilirler, geri kalanını Türkiye’deki plastik atıklardan toplamak zorundalar. Bu güzel ancak yetersiz bir adım.”

plastik atık ithalatı

Türkiye’ye En Çok Plastik Gönderen 5 Ülke (Kaynak: Greenpeace Akdeniz/Eurostat)

‘Plastik atıkların gelişmiş zengin ülkelerden gelişmekte olan ülkelere “Geri Dönüşüm” adı altında gönderilmesi’

Ataş, tehlikeli atıkların sınırlar ötesi taşınımını düzenleyen uluslararası Basel sözleşmesinin 2021’de yürürlüğe giren yeni kısıtlamalarının plastik atık ithalatını düzene almak adına önemli bir adım olduğuna dikkat çekiyor fakat Türkiye’nin sözleşmeyi henüz onaylamadığını vurguluyor: “Basel Sözleşmesi ekine getirilen değişikliklerin benimsenmesi küresel plastik ticareti ve kirlilik krizini ele almak açısından büyük ve önemli bir adım. Çünkü plastik atıkların gelişmiş zengin ülkelerden gelişmekte olan ülkelere “geri dönüşüm” adı altında gönderilmesi devasa bir çevresel, ekonomik ve sosyal soruna neden oluyor. 1 Ocak 2021’de yürürlüğe giren değişiklikler gönderen ülkenin birbirine karışmış, kirlenmiş ya da geri dönüştürülemeyen plastik atıkları göndermeden önce alıcı ülkelerin ön muvafakatini almasını gerektiriyor. Bunun yanı sıra alıcı ülkeye istenmeyen ya da yönetilmesi mümkün olmayan plastik atıkları reddetme hakkı tanıyor.

Uluslararası ithalat ve ihracat verilerini dünya çapında görebilmek için verileri takip ediyoruz ancak yeni yasal değişikliklerin nasıl etki ettiğini anlamak için henüz erken. Türkiye Basel Sözleşmesi’ni onaylasa da 1 Ocak 2021’de yapılan yeni düzenlemeye göre hangi oranda kirli atığı ülkeye alacağına ilişkin bir düzey, yani kontaminasyon seviyesi belirlemedi. Bunun yerine kendi ulusal karışık kodlu yasağını uygulamaya koydu. Bunun uluslararası Basel Sözleşmesi’ne göre karşılığının ne olduğunun daha net bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmasına ihtiyaç var.”

nihan temiz Ataş Greenpeace akdeniz plastik atık

Greenpeace Akdeniz Biyoçeşitlilik Projeler Lideri Nihan Temiz Ataş

‘Çekilen görüntüler Avrupa’dan gelen plastik çöplerin doğaya atıldığını ya da yakıldığını bir kez daha ortaya çıkardı’

Ataş son günlerde gündeme gelen Adana’daki plastik atık durumuna dikkat çekiyor: “Kasım 2020’de Greenpeace ekiplerince Adana’da çekilen görüntülerden ithal edilen plastiklerin bir kısmının doğaya atıldığını ya da yakıldığını görmüştük. Nisan 2021’de yeniden Adana’ya yapılan saha gezisinde durumun değişmediği ortaya çıktı. Çekilen görüntüler Avrupa’dan gelen plastik çöplerin doğaya atıldığını ya da yakıldığını bir kez daha ortaya çıkardı.”

Plastik Atık İthalatı Meclis Gündeminde: ‘Çevreden Bihaber, Çevre Bakanı Var’

‘Türkiye’nin farklı noktalarında benzer görüntülerin olduğundan şüphemiz yok’

Adana dışında ülkemizde görülen ithal plastik atık vakalarına dair görüşlerini belirten Ataş ülkenin birçok noktasında Adana’ya benzer durumların yaşandığını belirtiyor: “İlk olarak Greenpeace Eylül 2019’da aldığı bir ihbar üzerine İzmir Kemalpaşa’ya giderek yanında bir ev bulunan alanda ithal edilen plastik ambalaj atıklar olduğunu görüntüledi.

İzmir’de boş bir alandaki ithal plastik atıkların ‘çevre koşullarına uygun olmayan şekilde depolandığı’ gerekçesiyle ilgili kişiler hakkında suç duyurusunda bulundu. Bunun üzerine Bakanlık harekete geçerek söz konusu yer hakkında ceza kesti.

Ancak ardından Adana’da gördüğümüz görüntüler ortaya çıktı. Bu sadece bize ulaşan ve yerinde inceleyebildiğimiz durumlar. Türkiye’nin farklı noktalarında benzer görüntülerin olduğundan şüphemiz yok.”

“Kirlenmiş su kaynakları, ekinlerin yok olması, solunum yolu hastalıkları..”

Ataş doğanın daha fazla plastiği kaldıracak durumda olmadığını söylüyor. Bugüne kadar üretilen plastiklerin sadece yüzde 9’unun geri dönüştürüldüğünü vurgulayan Ataş atık ithalatının geri dönüşüme eşit olmadığını ve geri dönüşmeyen ürünlerin çöp sahalarına, çevreye dağıldığını ya da yakıldığını belirtiyor.

Çin’in ithalatı kaldırmasından sonra Güneydoğu Asya’ya kayan ithalatın vahim sonuçlarına dikkat çeken Ataş durumun şimdi ve gelecek adına ne denli kritik olduğunu vurguluyor: “İster karada ister denizde olsun, plastik kirliliği tüm ekosistemlerin gıda zincirinin en üstünden altına kadar biyolojik çeşitliliği tehdit ediyor. Çin’in plastik atık ithalat yasağının ardından plastik atık ithalatı önce Güneydoğu Asya’ya kaydı ve oradaki etkileri sarsıcı oldu: Kirlenmiş su kaynakları, ekinlerin yok olması, aşırı plastik atığa maruz kalma ve bunları yakmaktan kaynaklı solunum yolu hastalıkları ve akışın en yoğun olduğu bölgelerde organize suç bolluğu. Buralarda yaşayanlar ve gelecek nesiller, tüm insanlığın yarattığı bu kirliliğin ekonomik, sosyal ve çevresel bedelini ödüyor. Aynı durumu Türkiye’nin de yaşamaması için acilen harekete geçmemiz lazım.”

‘Sıfır atık hedefini imkansızlaştırır’

Bazı çevrelerce “Karışık atık plastik ithalatının, geri dönüşüm tesislerinin ihtiyacının yurtiçinde karşılanacak seviyeye gelinceye kadar yasaklanmaması ve sınırlandırılmaması gerektiğini” savunan bir görüş hakim. Bu görüşe karşı düşüncelerini belirten Ataş atığın niteliğine dikkat çekiyor: “Karışık kodlu plastik atık geri dönüştürülebilir bir yapıda değil. Nitekim saha araştırmalarımızda da sürekli gördüğümüz, un ufak edilmiş, karışık geri dönüştürülmez plastiklerin doğaya terk edilerek suyu, toprağı havayı geri dönülmez bir biçimde kirlettiği. Yurtiçinde karşılanacak seviyeye gelinceye kadar herhangi bir atığın ithalatına devam edilmesi sadece Sıfır Atık hedefini imkansızlaştırır.”

İyi Bak Dünyana: ‘Atığın İhtimalleri: Biçim Ve Süreç’

‘167 bin kişinin desteğiyle bu talebimize kısa sürede karşılık aldığımızı görüyoruz’

Çevre ve Şehircilik bakanı Murat Kurum’un geçtiğimiz günlerde sosyal medyadan plastik atık ithalatı üzerine yaptığı açıklamalara değinen Ataş taleplerine kısa sürede yanıt bulmasının sevindirici olduğunu fakat hükümetten bu doğrultuda eylem planı beklediklerini söylüyor: “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan talebimiz plastik atık ithalatının yasaklanması, denetim ve şeffaflık mekanizmalarının artması yönündeydi. 167 bin kişinin desteğiyle bu talebimize kısa sürede karşılık aldığımızı görüyoruz. Geçtiğimiz hafta Twitter’dan yaptığı açıklamalarda Sıfır Atık Hareketi gereği yerli atığa ağırlık verileceğini bildirmişti. Aralık 2020’de de bunu destekler şekilde sıfır atık plastik ithalatı hedefi olduğunu dile getirmişti. Bunun eylem planının açıklanmasını bekliyoruz. Bunun yanı sıra, denetimlerin sıkılaşarak sağlıklı atık yönetimi sistemi için devam etmesi ve ithal edilen atıkların gümrükten geri dönüşüm tesisine kadar online takip edileceği bir sistemin kurulması şeffaflık mekanizması adına önemli bir adım.”

Barış Çallı: ‘Ülkemizde Atık Ayrıştırma Alışkanlığının Kazanılması İçin Hiçbir Cezai Yaptırım, Vergi veya Teşvik Yok’

Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Barış Çallı, Avrupa Birliğinin aldığı karar ile geçtiğimiz dönemde “Çöp” ticareti yaptığını kanıtladığını vurguluyor: “AB, bu yılın başında bir karar almış ve plastik atıklarını artık sadece geri dönüşüm maksadıyla ihraç edeceğini duyurmuştur. Bu durum AB’nin, geçmiş yıllarda geri kazanıma uygun olmayan bazı plastik atıklarını da ihraç ettiğini göstermektedir.”

Gelişmiş ülkelerde, kentsel katı atıklar bizim ülkemizde olduğu gibi karışık değil kaynağında ayrı toplanmaktadır’

Çallı gelişmiş ülkelerdeki ve ülkemizdeki atık toplama farklarını vurguluyor: “Gelişmiş ülkelerde, kentsel katı atıklar bizim ülkemizde olduğu gibi karışık değil kaynağında ayrı toplanıyor. Kaynağında ayrı toplamanın en basit yolu ikili toplamadır. İkili toplamada geri dönüştürülebilir ambalaj atıkları ve organik atıklar birbiriyle karışmadan kaynağından yani evlerden ayrı toplanır. Daha gelişmiş toplama sistemlerinde atıklar 3, 4 veya daha fazla kategoriye (örneğin: kağıtlar, plastikler, metaller, camlar, organik atıklar) ayrılarak kaynağından ayrı toplanır. İkili veya çoklu toplamanın kendine göre avantaj ve dezavantajları vardır. İkili toplama sisteminde, kaynağında karışık toplanan ambalaj atıklarının geri dönüşüme gönderilmeden önce sahada birbirinden ayrılması gerekir. Çoklu toplamada ise, ayırma işlemi evlerde yapılacağı için sahada ayrıma daha kolay olur. Ancak çoklu toplamada çok sayıda toplama aracına (çöp kamyonu) ihtiyaç olduğu için yakıt sarfiyatı ve dolayısıyla sera gazı emisyonları daha yüksektir.”

‘AB ülkelerinin geri dönüştürülebilir atıklarını ülkemize göndermesinin başlıca nedeni, atık geri kazanım ve bertaraf maliyetlerinin kendi ülkelerinde ülkemize göre çok daha yüksek olmasıdır’

AB ülkelerinin atıklarını ihraç etmesindeki ana sebeplere değinen Çallı ülkemizin neden cazip bir adres olduğuna da değiniyor: “Ülkemizde son yıllarda, karışık ambalaj veya karışık plastik atıklarını birbirinden ayırmak için ileri teknolojilerin kullanıldığı ÇŞB’den lisans almış birçok ayırma ve geri kazanım tesisi kurulmuştur. Ülkemizin Avrupa’ya yakın mesafede bulunması, iş gücünün kur farkı sebebiyle AB ülkelerine nazaran daha ucuz olması, ülkemizdeki atık yönetimi mevzuat ve uygulamalarının AB’ye göre esnekliği, Çin’in atık ithalatını sınırlaması vb. nedenlerle AB’de kaynağında ayrı toplanan ambalaj atıkları için ülkemiz cazip hale gelmiştir. AB ülkelerinin geri dönüştürülebilir atıklarını ülkemize göndermesinin başlıca nedeni, atık geri kazanım ve bertaraf maliyetlerinin kendi ülkelerinde ülkemize göre çok daha yüksek olmasıdır. Bahsi geçen karışık ambalaj atıklarının önemli bir kısmı kaynak olarak geri kazanılabilir niteliktedir. Geri kalan kısım ise enerji geri kazanımı ile yakılarak bertaraf edilmelidir. AB ülkeleri atıkların düzenli depolanmasına önemli kısıtlamalar getirmiştir.”

Yeşil Düşünce Derneği ‘Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı Türkçe’ye Çevirdi

‘Anlaşılıyor ki karışık plastik atık ithalatı iyi denetlenmemiş ve kalitesiz, yani geri dönüştürülebilir plastik oranı düşük atıklar ithal edilmiş’

Geçtiğimiz günlerde Bakan Kurum tarafından yapılan açıklamaları değerlendiren Çallı ortaya çıkan durumun ithalat sürecindeki denetim ve takip eksikliğinden kaynaklandığını belirtiyor: “Haberlerden takip ettiğim kadarıyla geçtiğimiz sene AB ve İngiltere’den ithal ettiğimiz bazı karışık plastik atıkların içinde geri dönüşümü ekonomik olmayan plastikler bulunuyor. Basında, karışık plastik atıkların ton başına 100-600 Euro bedel ile ithal edildiğine dair bilgiler var. Fiyatlar muhtemelen atıkların kalitesine bağlı olarak değişiyor. Anlaşılıyor ki karışık plastik atık ithalatı iyi denetlenmemiş ve kalitesiz, yani geri dönüştürülebilir plastik oranı düşük atıklar ithal edilmiş. Bu durum gümrük denetimlerinin zayıf olduğunu ve hem atığı gönderen AB ülkelerinde hem de ülkemizde bu denetimsizlikten fayda sağlayan kişi ve şirketler olduğunu gösteriyor. Geri dönüştürülebilir kaliteli atıklar (plastik, metal, kağıt vb.) önemli bir kaynaktır ve bu atıkların ithalatı hem AB ülkelerinde hem de ülkemizde yasaldır ve uzun yıllardır yapılmaktadır. Önemli olan husus ithal edilen atıkların çok iyi şekilde denetlenmesidir. Bununla birlikte ülkemizdeki lisanslı geri dönüşüm firmalarının kapasite ve kabiliyetleri arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Düşük ve yetersiz teknolojiye sahip geri dönüşüm tesislerinde geri dönüşüm oranı düşük kalmakta ve bertaraf edilmesi gereken atık miktarı artmaktadır. Bu tesisler iyi denetlenmedikleri takdirde, bertarafa göndermeleri gereken düşük kalite plastik atıkları çevreye gelişi güzel atmakta ve önemli çevre sorunlarına yol açmaktadırlar. Bu bağlamda Bakan Kurum’un ithal edilen atıkların gümrükte daha ayrıntılı olarak denetlenmesi ve bu atıkları işleyen geri kazanım tesislerinin sıkı takip edilmesi yönündeki açıklamaları olumludur.”

Barış Çallı marmara

Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Barış Çallı

‘Personel sayısı artırılarak veya on-line denetim sistemleri geliştirilerek’

Bu aşamadan sonra neler yapılması gerektiğine değinen Çallı sistematik şekilde uygulanacak yeni ve yenilikçi yöntemler ile sıkı denetim ve takip yapılması gerektiğini söylüyor: “Mevzuata uygun faaliyet göstermeyen ve çevreyi kirleten lisanslı geri dönüşüm firmalarına para cezası uygulanması, lisansız firmaların ise faaliyetine son verilmesi gerekir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve il müdürlükleri görev tanımı itibariyle şehircilik ve çevre birimlerinden oluşmaktadır. Çevre birimlerindeki personel sayısı şehircilik personeline göre daha azdır ve denetimler için yetersiz kalmaktadır. Personel sayısı artırılarak veya on-line denetim sistemleri geliştirilerek geri dönüşüm tesislerinin denetimleri daha işlevsel ve verimli hale getirilebilir. Aslında bu tesisleri, giren ve çıkan atık miktarı üzerinden denetlemek oldukça kolaydır. Bu işlem on-line hale getirildiğinde ve lisanssız kaçak tesislerin faaliyeti sona erdirildiğinde sorun çözüme ulaşır. Diğer önemli bir husus, bu tesislerden çıkan ve geri dönüştürülemeyen plastik atıkların ne şekilde berataraf edildiğidir. Bu atıklar, arazide düzenli depolanarak değil mümkün mertebe enerji geri kazanımı ile atık yakma lisansı olan çimento fabrikalarında yakılarak bertaraf edilmelidir. Ayrıca, haberlere konu olan, plastik atıkları ile kirletilmiş bölgelerin çevre il müdürlükleri ve valilikler tarafından bir an evvel temizlenmesi elzemdir. Bu sayede, yeni dönemde tesislerin denetimi çok daha kolay gerçekleştirilebilir.”

Türkiye Paris İklim Anlaşması’nı Neden Onaylamıyor?

‘Kültür eksikliğinden ziyade ülkemizde insanları atıklarını azaltmaya ve geri dönüştürmeye teşvik eden mekanizmaların sınırlı olmaması’

Çallı ülkemizde atık ayrıştırma alışkanlığının olmamasını bu hususta hiçbir cezai yaptırım, vergi veya teşvik olmadığından dolayı kaynaklandığını belirtiyor: “Sera gazı emisyonları dahil çevresel etki açısından en iyisi atıkların üretildikleri kaynağa mümkün olan en yakın mesafede yönetilmesidir. Bu nedenle, kaynak geri kazanımı maksadıyla uygulayacağımız geri dönüşüm faaliyetlerinde önceliğimiz kendi ülkemizde oluşan atıklar olmalıdır. Bunun için gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi kağıt, plastik, metal, cam, tekstil vb. geri dönüştürülebilir atıkları yaş organik atıklarla kontamine olmayacak şekilde kaynağında ayrı toplamamız gerekir. Bunun için ikili toplama, depozito iade sistemi, atık getirme merkezleri vb. uygulamalar ülkemizde bir an evvel yaygınlaşmalı ve geri dönüştürülebilir atıklar ekonomiye kazandırılmalıdır. Bunun önündeki en büyük engel kültür eksikliğinden ziyade ülkemizde insanları atıklarını azaltmaya ve geri dönüştürmeye teşvik eden mekanizmaların sınırlı olmamasıdır. Alışveriş poşetlerin ücretlendirilmesi ve 2022 yılında uygulamaya geçecek olan depozito-iade sistemi ender iki örnektir. Kentsel atıkları ayırmadan çöpe atmanın ülkemizde hiçbir cezası ilave vergisi vb. yoktur. Veya ayıranlar hiçbir şekilde teşvik edilmez. Gelişmiş ülkelerde vatandaşların atıkları kaynağında ayırmasını sadece kültür ve eğitim ile açıklayamazsınız. O ülkelerde ceza veya teşvik sistemleri mevcuttur ve çok sıkı şekilde uygulanır. Atık/çöp vergileri yüksektir. Atığınızı ayırmadan çöpe atarsanız yüksek vergi ödersiniz.”

Ekoloji

Zonguldak’ta Halk Sağlığını Düşünen Yok: Çocuklar Çamurlu Denizde Yüzüyor!

-

deniz yavuzyılmaz uzunkum halk plajı

Zonguldak Uzunkum halk plajında çekilen görüntülerde halk sağlığının nasıl tehlikeye atıldığı gözler önüne serildi. Çocuklar çamurlu denizde yüzerken, yetkililer ise herhangi bir önlem almıyor.

K2 HABER | Zonguldak’ta Kilimli sahil yolu çalışmalarında dolgu işleri sebebiyle, deniz kıyısı çamur deryasına döndü. CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın paylaştığı görüntülerde, yol çalışmaları sebebiyle çamurların denize karıştığı ve buna rağmen denizde yüzen insanların olduğu ve hiçbir önlem alınmadığı görülüyor.

Deniz Yavuzyılmaz: Bu Düzenlemeyi Genel Kuruldan Geçirmek Cinayete Teşebbüstür

Yavuzyılmaz Konuyu Meclis Gündemine Taşımıştı

Konuya ilişkin 14 Şubat 2022’de Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevaplaması istemiyle Meclis’e soru önergesi veren Yavuzyılmaz; önerge açıklamasında, “Denize boşaltılan kayaç türü malzemelerinin içinde suda kolayca ufalanabilecek hafriyat toprağı türünden kısımların fazlasıyla olduğu, söz konusu malzemelerin önemli ölçüde deniz tarafından yutulduğunu ve bu nedenle denizde kilometrelerce uzunlukta kirlenme ve renk değişimlerinin oluştuğu görülmektedir.” ifadelerine yer vermişti.

Projenin bitirilme tarihini ve detaylarını soran Yavuzyılmaz, tahkimat amaçlı kullanılan malzemelerin türleri, özgül nitelikleri ve limit değerlerinin ne olduğunun da açıklanmasını istemişti.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Fatsa’da Zulüm Var: Suyuna Sahip Çıkan Köylülere Biber Gazlı Müdahale

-

sefaköy fatsa alabalık su jandarma

Ordu’nun Fatsa ilçesine bağlı Sefaköy Köyü’nde kullanılan tek su kaynağının bir alabalık tesisine verilmesine karşı bir araya gelen yurttaşlara jandarma ekipleri müdahale etti.

K2 HABER | Yurttaşların havasını, suyunu, toprağına sahip çıkması artık suç sayılıyor. Ordu’nun Fatsa ilçesine bağlı Sefaköy Köyü’nün su kaynağı bir alabalık tesisine verildi. 80 kişinin yaşadığı köyde başka su kaynağı bulunmuyor.

Tek su kaynağının alabalık tesisine verilmesine tepki gösteren köylülere, jandarma müdahale etti.

Önce Bizi Yıkacaksınız!

Salih Gergerlioğlu, Sefaköy Köyü’nde yaşanan müdahale anlarını sosyal medya hesabından paylaştı. Sefaköy Köyü Muhtarı Yusuf Kaynar Jandarma ekiplerine, “Önce bizi yıkacaksınız, sonra suyu keseceksiniz” diyerek tepki gösterdi.

Müslüman Değil Misiniz?

Jandarma ekipleri, suyuna sahip çıkan köy halkına biber gazıyla müdahale etti. Birçok kişinin gözaltına alındığı bilgisi paylaşıldı. Bir vatandaş, “Siz Allahsız mısınız, siz Müslüman değil misiniz? Müslüman bunu yapmaz” diyerek tepki gösterdi.

İliç’teki Siyanür Felaketini Duyuran Sedat Cezayirlioğlu: ‘Can Güvenliğim Yok!’

Jandarma’dan Tehdit

Jandarma, köy halkının görüntü almasına da izin vermedi. Jandarma, ‘kanunu aşağıda gösteririz’ diyerek görüntü alan kişiyi tehdit etti.

Jandarma: “Basın özgürlüğü var ama şu anda yok!”

Köylü: “Bunun için kanun nedir?”

Jandarma: “Kanunu aşağıda gösteririm size!”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

CHP’li Orhan Sarıbal’dan Tırtıl İstilasına Uğrayan Tarladan İstifa Çağrısı

-

tırtıl istilası

Trakya bölgesindeki ayçiçek tarlaları tırtıl istilası ile mücadele ediyor. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal da Kırklareli’nde ayçiçek üreticileriyle buluştu.

K2 HABER | Ayçiçek üreticileri tırtıl istilasına karşı mücadelesini sürdürüyor. Bakanlık yetkilileri ilaçlamayla sorunun çözüldüğünü ve zararın yüzde 5-6 düzeyinde olduğunu iddia etse de ayçiçek üreticileri pek de öyle düşünmüyor. Zararın çok büyük olduğunu belirten üreticiler, hasat zamanı kayıplarının yüzde 70-80 düzeyinde olacağını tahmin ediyor.

CHP Bursa Milletvekili, Ziraat Mühendisi Orhan Sarıbal, Kırklareli’nin Babaeski ilçesi Sofu Halil Köyü’nde ayçiçek üreticilerini ziyaret etti. Kamuoyunda ‘tırtıl istilası’ olarak bilinen meseleyi yerinden inceleyen Sarıbal, çiftçileri uyarmayan Bakanlığın en büyük sorumlu olduğunu belirterek, Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci’yi istifaya davet etti.

Orhan Sarıbal: Bunun Bedelini Kim Ödeyecek?

K2 TV Trakya Temsilcisi Deniz Kılıç’a açıklamalarda bulunan Orhan Sarıbal, Bakanlığın yerine getirmediği sorumluluğun bedelini çiftçiye ödettirmek istediğini belirterek, Tırtıl tarafından yenmiş bir Ayçiçek tarlasındayız. Zarar yüzde yüze yakın. Bunun sorumlusu kim, bedelini kim ödeyecek? Çayır tırtılının bu kadar zarar vermesinin, bu zararın görülmemesinin en önemli sorumlusu Tarım Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı’nın il ve ilçe yönetimleridir. Bunun için erken uyarı sistemini çalıştırması, çiftçileri uyarması gerekiyordu.” şeklinde konuştu.

Tarım Bakanı ve Yardımcısı Derhal İstifa Etmelidir

Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci’yi istifaya davet eden Sarıbal, “Bir de Bakan Yardımcısı gelip, anlamadan, dinlemeden, önce çiftçiyi kaderine terk ettiler, sonra da 3 günde hallettik, yüzde 5-6 zarar var dedi. O Bakanı ve Bakan Yardımcısını bu tarladan istifaya davet ediyorum. Biraz vicdanları varsa, biraz bu ülkenin toprağından, suyundan yemiş içmişlerse, bu topraklara karşı sorumlulukları varsa derhal istifa etmeleri gerekir.” dedi.

Çiftçinin Zararını Bakanlık Karşılasın

Yapılması gerekenleri de tek tek açıklayan Sarıbal, “Önce Bakanlık, il ve ilçe müdürlüklerini devreye sokup, gelip çiftçilerin tarlasında tespit yapmaları, bu tespitleri raporlamaları gerekiyor. Çiftçilerden talepleri toplanmalı, hasat zamanı tekrar gelip zararın miktarını tespit etmeleri ve o zararların da Bakanlığa, Bakanlık da Cumhurbaşkanlığı’na bildirerek, bu zararı telafi etmelerini istiyoruz. Çünkü bu zararın sorumlusu tohumu eken, toprağı işleyen, mazot harcayan, her türlü bakımı yapan çiftçi değildir. Bunun tek sorumlusu Bakanlık’tır. Bakanlık yerine getirmediği görev ve sorumluluğu, yarattığı zararları çiftçiye ödetemez. Buradan Bakanlığı acilen göreve davet ediyoruz. Gelsinler bu tarlalarda zararların tespitini yapsınlar, raporlarını hazırlasınlar, çiftçiyi sahipsiz bırakmasınlar. Bedelini çiftçi değil, Bakanlık ödesin.” ifadelerini kullandı.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Vegan Aktivist Zülal Kalkandelen’e ‘Tecavüz’ Tehdidine Beraat Verildi

-

zülal kalkandelen

Vegan aktivist Zülal Kalkandelen’i sosyal medya hesabından tecavüzle tehdit eden şahsa, delil yetersizliği gerekçesiyle mahkeme tarafından beraat kararı verildi.

K2 HABER | Cumhuriyet Gazetesi yazarı, vegan aktivist Zülal Kalkandelen avcılık karşıtı yazıları sebebiyle uzun zamandır avcı topluluklarının sözlü saldırılarına maruz kalıyordu. İki yıl önceki bir yazısı sebebiyle İ.B. isimli şahıs tarafından tecavüz tehdidiyle karşılaşan Zülal Kalkandelen, şahıs hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Kalkandelen’in yaptığı ilk suç duyurusu sonrası kovuşturmaya yer yok kararı verilmişti.

‘Kovuşturmaya yer yok’ kararı sonrası Kalkandelen, şahıs hakkında ikinci kez suç duyurusunda bulunmuştu. İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi, şahısla ilgili “delil yetersizliğinden” beraat kararı verdi.

Zülal Kalkandelen: ‘Bana Bir Şey Olduktan Sonra Peşine Düşecekler Belli Ki…’

Kararla ilgili Cumhuriyet Gazetesi’ne konuşan Kalkandelen; “İkinci suç duyurusu için gittiğimde, ilk suç duyurusunda kovuşturmaya yer yok kararını gören savcı bile ‘bu nasıl olur?’ diyerek şaşırmıştı. Soruşturma açılması için Siber Suçlar Şubesi’ne gönderdi ve soruşturma açıldı. Avukatlarımla birlikte bu kişinin adresini bulmak için çok çaba sarf ettik. Kararda ise inanılmaz bir gerekçe verildi. ‘Kişinin böyle bir suçu işlediğine dair gerekçe bulunamadığı’ yazıyordu. O mesajı atarken videosunu mu çekmeliydim? Örneğin; Orhan Gencebay’a söylenilen ‘yalaka’ ifadesine bile ceza veren yargı, bana yapılan tecavüz tehdidine karşı hiçbir şey yapmadı. Bu kişi İstanbul’da oturuyor ve ben etkinliklerimi duyuruyorum. Sürekli çıkıp gelecek mi diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

Hak mücadeleleri kapsamında birilerinin menfaatine dokunduğunuz zaman tehdit ediliyorsunuz diyen Kalkandelen, “Delil ve kanıt bulunamadığına yer vermişler. Hiçbir inceleme yapılmamış bile. AKP’lilerin eşlerine, kızlarına bir şeyler söylendiğinde gereği yapılıyor. Erdoğan’ın kızına evlenme teklifi edildiğinde hemen gereğini yaptılar. O evlenme teklifi bu tecavüz tehdidi. İki yıldır bu işin peşindeyim. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Ben nasıl adaleti sağlayacağım? Bana bir şey olduktan sonra peşine düşecekler belli ki” dedi.

Hayvan Zulmü İle Gündeme Gelen ‘Aslan Diyarı’ İsimli Tesis Kapatılıyor

Mahkemenin Verdiği Beraat Kararı

zülal kalkandelen tecavüz

Zülal Kalkandelen Röportajı: Bilimin, Aklın ve Vicdanın Sesini Dinleyip Vegan Olun

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Çeşme’de Talan Projesi Başladı: Bakanlıktan ‘Adrese Teslim’ İhale

-

çeşme turizm projesi

Çeşme Alaçatı’da denize sıfır 3 değerli kupon arazi yerli ve yabancı turizmciye tahsis edilecek.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 18 Temmuz 2022’de yayınladığı genelge ile Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulanan 51 kamu arazisi turizm amaçlı yatırımlar için tahsise açıldığı belirtildi.

K2 HABER | Barış Tınay | Türkiye, orman yangınlarıyla boğuşurken, İzmir’in Çeşme, Menderes ve Selçuk ilçelerinde denize sıfır 11 farklı parsel ilana çıktı. Çeşme Alaçatı’nın en kıymetli 3 kamu arazilerine 3 adet 4-5 yıldızlı oteller yapılacak. Alaçatı Port civarında bir tanesi 300 yataklı, diğeri 650 yataklı ve son parsele de 1.500 yataklı otel yapılacak.

Turizm Altında Talan: Adrese Teslim İhale Süreci

İhaleye katılacak firmaların en geç 19 Ağustos 2022’ye kadar tekliflerini bakanlığa iletmeleri gerekiyor. Bu işletmelerin kimlere tahsis edileceğine ise Turizm ve Kültür Bakanlığı karar verecek.

Çeşme Çevre Platformu Sözcüsü Ahmet Güler yaptığı açıklamada, “İşin garip tarafı, bu ilamın 18 Temmuz’da yayınlanmış olması. 1.500 yataklı bir otelin planlanması, finansmanının sağlanması, ekonomik verimlilik hesaplanması bir ay içinde olacak iş değil. Bu tür planlamalar 1-2 sene sürüyor. “Yerli ve yabancılara tahsis edilecek” denilmiş. Hangi yabancı yatırımcı 1 aylık bir süre içinde tüm hazırlığını yapıp bu ihaleye katılabilir? Türkiye’de şirket kurması bile 2-3 ay sürer. Bütün bunlar göz önüne alındığında alıcıların daha şimdiden belli olduğu, ihalenin “adrese teslim” bir tahsis gibi göründüğü akıllara geliyor.” ifadelerini kullandı.

Çeşme’de Hazineye Ait Koylar Talan Ediliyor

Halk, Kanal İstanbul’un İkiz Kardeşi Çeşme Turizm Projesi’ne Direniyor

İzmir’in Kanal İstanbul’u Çeşme Turizm Projesi Nedir?

2019 yılında Cumhurbaşkanlığı‘nın tek bir kararnamesi ile 16 Bin Hektar (160.000.000 m²) arazi, (ki bunun %98’i hazine arazisi) “Çeşme Turizm Projesi” altında inşaata açıldı. Doğa ve yaşam savunucuları, bu karara karşı Danıştay 6. Dairesi’ne dava açtı. Mahkeme bilirkişi heyeti 25 Mart tarihindeki sonuç raporunda Bakanlığın Çeşme Turizm Projesi için, “Kamu Yararı yoktur, çevre tahrip edilecektir, yaşam alanları yok edilecektir” görüşüne yer verilmişti.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

HDP’li Oya Ersoy, ‘Asbest Bombası’ Gemiyi Meclis Gündemine Taşıdı

-

ASUD brezilya Aliağa asbestli gemi

İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Brezilya donanmasına ait Nae Sao Paulo adlı savaş gemisinin Aliağa’da sökümü için Sök Denizcilik adlı firmaya verilmesini meclis gündemine taşıdı.

K2 HABER | ‘Asbest Bombası’ olarak adlandırılan Brezilya donanmasına ait Nae Sao Paulo adlı savaş gemisinin Aliağa’da sökümü için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından izin verilmesi, kamuoyunda tepkiyle karşılandı.

HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy da konuyu Meclis gündemine taşıdı. Ersoy verdiği soru önergesinde, “Bünyesinde 900 tondan fazla asbest olduğu iddia edilen savaş gemisinin yaratacağı tehlikenin boyutlarının bakanlık tarafından dikkate alınmayarak halk sağlığı ciddi bir biçimde tehlikeye atılmaktadır. Ülkemiz yabancı devletlerin radyasyon çöplüğüne dönmüştür.” ifadelerini kullandı.

İliç’teki Siyanür Felaketini Duyuran Sedat Cezayirlioğlu: ‘Can Güvenliğim Yok!’

Oya Ersoy

Oya Ersoy: ‘Bakanlık Derhal Gemi Sökümünü Durdurmalıdır!’

Ersoy, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a şu soruları yöneltti:

1. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak Aliağa gemi sökümlerinde çalışanlar ve çevre halkının asbeste maruz kalmasını engelleyecek önlemler almayı düşünüyor musunuz?

2. Son 5 yılda Aliağa’da kaç gemi sökülmüş ve kaç ton asbest bertarafı yapılmıştır?

3. Bünyesinde 900 tondan fazla asbest olduğu iddia edilen savaş gemisinin yaratacağı tehlikenin boyutları bakanlık tarafından bilinmekte midir?

4. Bakanlığın 30 Mayıs 2022 tarihli yazısında Brezilya donanmasına ait Nae Sao Paulo adlı savaş gemisinin ülkeye geldikten sonra radyasyon seviyesinin ölçülüp sonuca göre izin verileceği ifade edilmiştir. Geminin bulunduğu ülkede neden radyasyon ölçümleri yapılmamıştır?

5. Ölçümlerde radyasyon seviyesi beklenilen düzeyin üzerinde çıkarsa Brezilya donanmasına ait Nae Sao Paulo gemisine ne olacaktır? Gemi hangi ülkeye gönderilecektir buna dair bakanlığın herhangi bir planı var mıdır? 

6. Bilim insanları tarafından yapılan araştırmalar sonucunda asbestin yol açacağı hastalıkların ilk işaretlerinin en erken 5 yıl ancak ortalama 10-20 yıl sonra kendini belli edeceği ifade edilmektedir. Bu durumda Aliğa’da son 10 yılda özellikle akciğer hastalığına yakalanan yurttaş sayısı kaçtır?

Ekoloji Örgütlerinden Oya Ersoy’a Dayanışma Mesajı Yağdı

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Bodrumlulardan Mehmet Cengiz’e: ‘Bodrum’da Onun Kafasındaki Gibi Bir Millet Yok!’

-

bodrum yurttaş inisiyatifi

Bodrum Yurttaş İnisiyatifi grubu üyeleri bugün öğle saatlerinde Bodrum PTT Müdürlüğü’ne giderek Mehmet Cengiz’e projeden vazgeçmesi için “Cennet Koya’na dokunma aklından bile geçirme” başlıklı mektup gönderip, PTT önünde basın açıklaması yaptı.

K2 HABER | Cengiz İnşaat’ın Bodrum’un en değerli bölgesinde yer alan 678 bin metrekarelik arazide villa ve otel inşaatına başlayacağı ve Bulgari ile işbirliğine gittiği öğrenilmişti.

Bodrumluların Cennet Koyu’nda yapılacak otele yönelik tepkileri ise devam ediyor. Bodrum Yurttaş İnisiyatifi üyeleri açtıkları ve üzerinde “Cennet Koyumuzda Yağma İstemiyoruz. Nokta” yazılı pankart ile Cengiz’e tepki gösterdi.

İliç’teki Siyanür Felaketini Duyuran Sedat Cezayirlioğlu: ‘Can Güvenliğim Yok!’

Bodrum Yurttaş İnisiyatifi: ‘Bu Talan Durdurulacak!’

İnsiyatif adına açıklama yapan Ayhan Karahan şu ifadeleri kullandı:

“Danıştay’ın 2 kez iptal ettiği bir proje var. Yargı kararı tanınmıyor. Hukuk devleti mi? Guguk devleti mi? Demek ki; birilerinin hukuka ve kararlarına saygıyı öğrenmesi gerek. Söz konusu yer mahkemelik. Süreç istinafta devam ediyor. Hukuken kesinleşmemiş bu durumda; Özelleştirme İdaresi’nin tutumu, “Kim takar ve bekler yargı kararını” tavrıdır.

Sabah-akşam tarihten, kültür değerlerinden söz edenlerin; SİT alanı üzerindeki bu vicdansızlığı, aynı zamanda samimiyet testidir. Mehmet Cengiz biraz da (Millete) o malum küfürü ile bilinir.

Kendisini uyarmış olalım; “Bodrum’da onun kafasındaki gibi bir millet yok. Bodrum binlerce yıldır en acımasız barbarların istilasına karşı direnerek, cennete dönüştü. Şimdi bu cennetin, Cennet Koyu operasyonel tezgahlarla talana açılacak. Bu talan durdurulacak.”

Cengiz İnşaat’tan ‘Cennet Koyu’ Açıklaması: ‘Ağaç Kesmeyeceğiz, Ağaç Dikeceğiz’

Ne Olmuştu?

Mehmet Cengiz’in şirketi Cengiz İnşaat, projenin yükseleceği araziyi Özelleştirme İdaresi’nden 2012 yılında satın almıştı. Muhalefetin “beşli çete” diye adlandırdığı iş insanları arasında bulunan Mehmet Cengiz, Bodrum Cennet Koyu üzerindeki yeni projesi için turizm yatırımları da bulunan dünyaca ünlü mücevher markası Bulgari ile el sıkıştı.

Özelleştirme İdaresi’nden satın aldığı 678 bin metrekarelik arazide inşaata başlayacak olan Cengiz İnşaat, yaklaşık 100 villa ve Bulgari’nin işleteceği bir otel inşa edecek.

Kültür varlıkları, tabiat varlıkları, SİT ve koruma alanı içerisinde kalan arazinin yapılaşmaya açılmasına Bodrum sakinleri ve ekoloji örgütleri tepki gösteriyor.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Cengiz İnşaat’tan ‘Cennet Koyu’ Açıklaması: ‘Ağaç Kesmeyeceğiz, Ağaç Dikeceğiz’

-

cennet koyu mehmet cengiz

Bodrum’da Cennet Koyu olarak bilinen bölgede gayrimenkul projesi geliştirecek olan Cengiz İnşaat konuyla ilgili açıklama yaptı. Yapılan açıklamada ağaç kesimi yapılmayacağı, ağaç dikimi yapılacağı belirtildi.

K2 HABER | Cengiz İnşaat’ın Bodrum’un en değerli bölgesinde yer alan 678 bin metrekarelik arazide villa ve otel inşaatına başlayacağı ve Bulgari ile işbirliğine gittiği öğrenilmişti.

Dün konuyla ilgili olarak Sözcü Gazetesi’ne açıklama gönderen Cengiz İnşaat, parselde ağaç kesimi yapılmayacağını ve 50 bin adet ağaç dikileceğini belirtti.

Arazide yükselecek projede yürürlükte bulunan imar planı hükümlerine uyulacağını kaydeden şirket, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararlarına ve mevzuata uygun davranılacağı ifade etti.

İliç’teki Siyanür Felaketini Duyuran Sedat Cezayirlioğlu: ‘Can Güvenliğim Yok!’

Ne Olmuştu?

Mehmet Cengiz’in şirketi Cengiz İnşaat, projenin yükseleceği araziyi Özelleştirme İdaresi’nden 2012 yılında satın almıştı. Muhalefetin “beşli çete” diye adlandırdığı iş insanları arasında bulunan Mehmet Cengiz, Bodrum Cennet Koyu üzerindeki yeni projesi için turizm yatırımları da bulunan dünyaca ünlü mücevher markası Bulgari ile el sıkıştı.

Özelleştirme İdaresi’nden satın aldığı 678 bin metrekarelik arazide inşaata başlayacak olan Cengiz İnşaat, yaklaşık 100 villa ve Bulgari’nin işleteceği bir otel inşa edecek.

Kültür varlıkları, tabiat varlıkları, SİT ve koruma alanı içerisinde kalan arazinin yapılaşmaya açılmasına Bodrum sakinleri ve ekoloji örgütleri tepki gösteriyor.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

İzmir Yanıyor: Çeşme’den Sonra Karşıyaka’da Orman Yangını!

-

karşıyaka yamanlar orman yangını

İzmir Karşıyaka Yamanlar Dağı’nda orman yangını çıktı. Yangını, Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay sosyal medya hesabından duyurdu.

K2 HABER | İzmir Çeşme’den sonra Karşıyaka’da çıkan yangınla boğuşuyor. Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay Yamanlar Dağı’nda çıkan orman yangının sosyal medya hesabından duyurdu.

Tugay, “Yamanlar ormanlık alanda #yangın çıktı ne yazık ki. Tüm ekiplerimizle olay yerine gidiyoruz. Çok üzgünüm.” ifadelerini kullandı.

Karşıyaka Belediyesi’nden İklim Krizi Mesajı: ‘Bir Felaketin Ortasındayız’

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Cengiz Durmuyor: Bodrum Cennet Koyu’nu Betona Boğacaklar!

-

bodrum cennet koyu mehmet cengiz

Bodrum Cennet Koyu içerisinde yer alan 678 bin metrekarelik araziyi Özelleştirme İdaresi’nden satın alan Cengiz İnşaat, villa ve otel inşaatına başlıyor.

K2 HABER | Muhalefetin “beşli çete” diye adlandırdığı iş insanları arasında bulunan Mehmet Cengiz, Bodrum Cennet Koyu üzerindeki yeni projesi için turizm yatırımları da bulunan dünyaca ünlü mücevher markası Bulgari ile el sıkıştı.

Özelleştirme İdaresi’nden satın aldığı 678 bin metrekarelik arazide inşaata başlayacak olan Cengiz İnşaat, yaklaşık 100 villa ve Bulgari’nin işleteceği bir otel inşa edecek.

Sözcü’den İsmail Şahin’in haberine göre; hali hazırda, Türkiye’deki ilk oteli için Bodrum’u seçen Bulgari’nin Cengiz İnşaat ile yaptığı anlaşmayı bu ay sonuna kadar duyurması bekleniyor.

İliç’teki Siyanür Felaketini Duyuran Sedat Cezayirlioğlu: ‘Can Güvenliğim Yok!’

Cennet Koyu: SİT Alanı İçerisinde Kalan Arazi Yapılaşmaya Açıldı

Cennet Koyu’nda yer alacak Bulgari Otel’in yükseleceği arazi için geçen yıl Cengiz İnşaat, 2 adet plaj ile 4 adet mendirek yapmak için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvuruda bulunmuştu. Kültür varlıkları, tabiat varlıkları, SİT ve koruma alanı içerisinde kalan arazinin yapılaşmaya açılmasına Bodrum sakinleri ve ekoloji örgütleri tepki gösteriyor.

AKP iktidarında kamudan aldığı havalimanı, karayolu, metro, demiryolu, tünel, liman, HES, baraj, maden, nükleer santral ve inşaat ihaleleriyle dikkat çeken Mehmet Cengiz’in şirketi Cengiz İnşaat, projenin yükseleceği araziyi Özelleştirme İdaresi’nden 2012 yılında satın almıştı.

O tarihte 277 milyon liraya el değiştiren arazinin özelleştirme ihalesi Danıştay tarafından iki kez iptal edilmesine rağmen, söz konusu kararlar uygulanmadı. Danıştay’ın ilk iptal kararını uygulamayan kamu görevlileri hakkında da suç duyurusunda bulunuldu. Ancak kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmedi.

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler