Connect with us

Ekoloji

14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü: Pestisitler Çiftçileri Zehirliyor

-

pestisit 14 mayıs dünya çiftçiler günü

Dünya Çiftçiler Günü | Dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) verim elde edebilmek için pestisitlerle her yıl zehirleniyor. Kullandıkları pestisitlerden zehirlenen çiftçilerin ve tarım işçilerinin sayısı dünya genelinde son 30 yılda yaklaşık 15 kat arttı.

K2 HABER | Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği uyarıyor; gıdalardaki kalıntı sorunları nedeniyle kanserden endoktronolojik hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununa neden olan pestisitlerden, en çok bu zehirleri uygulayan çiftçiler etkileniyor.

Tarım çalışanları pestisitlerin hazırlanması ve uygulanması sırasında; karıştırma, yükleme, püskürtme, ekipman temizleme ve bakım, ayıklama ve toplama sırasında pestisit uygulanmış ürünlere temasla pestisitlere maruz kalıyor. Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık’a göre “Çeşitli pestisitlerin zehirli etkisi tarımsal üretim yapılan bir alana atıldığında kimisinin 3 gün, kiminin 30 gün, kimininki 3 ay olmak üzere orada devam ediyor. Önemli bir kısmı çevreye yayılıyor. Bilimsel çalışmalara göre, birim alana atılan pestisitlerin %95’i  hava olayları, yağış, sulama vs. gibi faktörlerle atıldığı bölgenin dışına taşınıyor.”

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın 41 pestisit etken maddesinin çiftçi sağlığı, tarım işçisi sağlığı, çocuk sağlığı için çok tehlikeli olduğuna ilişkin yaptığı çalışmaya göre;  13 etken madde çiftçiler ve tarım işçileri için çok zararlı.  İnsan ve hayvan bedeninin birçok işlevini hormon sistemi düzenlediği için, hormonal sistem bozucu pestisitler sağlığı  pek çok açıdan etkiliyor. Çiftçiler bu tür pestisitlere maruz kaldıkları her an; hormonla ilişkili kanser türleri (prostat, testis, meme), metabolizma bozuklukları (obezite, diyabet), üreme fonksiyonu bozuklukları (doğurganlığın azalması, çocuklarda cinsiyet gelişim bozukluğu, örneğin erken ergenlik), kalp ve damar hastalıkları, zihin ve davranış bozuklukları gibi ciddi hastalık riskleriyle karşı karşıya. Hormonal sistem bozucu pestisitler, özellikle çocuklar ve anne karnındaki bebekler için daha tehlikeli.

Buğday Derneği’nden Belediyelere ‘Zehirsiz Kent’ Olma Çağrısı

Dünya Çiftçiler Günü: Dünyadaki Çiftçi Ölümleri ve Davalar

Tarım, dünya çapında ekonomik olarak istikrarsız bir endüstri. Özellikle de Hindistan’da bu istikrarsızlık her anlamda dramatik şekilde kendini gösteriyor. Çiftçiler borçlar, çevresel bozulma ve pestisitlere maruz kalmaya bağlı aşırı kanser oranları nedeniyle yıkıcı baskılarla karşı karşıya kalıyor.

Bazı durumlarda, çiftçiler tarım kimyasalları ve sentetik gübrelere bağlı hastalıklar nedeniyle topraklarını işleyemiyor. Çok uluslu şirketlere karşı köklü savaşlarla uğraşıyor, her yıl kredi almak zorunda kalıyorlar. Kullanılan tarım zehirlerinin topraktaki canlılığın ölmesine ve suların kirlenmesine neden olması da çiftçileri zor durumda bırakıyor.

BMC Public Health adlı hakemli dergide yayımlanan yeni bir araştırmaya göre, dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) her yıl zehirleniyor. 141 ülkeye ait verilerin incelendiği araştırmada pestisit zehirlenmelerinin yol açtığı ölüm sayısı ise yılda yaklaşık 11 bin olarak veriliyor.

Kasım 2021’de, Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırmaları Enstitüsü (The National Institute of Health and Medicine Research – Inserm), 5.300 bilimsel çalışmaya dayanarak yaptığı açıklamada, pestisitlere mesleki düzeyde maruz kalan yetişkinler ile dört patolojik durum arasında güçlü bağlantıların olasılığını teyit ediyor: Hodgkins-dışı lenfoma (NHL), multipl miyelom, prostat kanseri ve Parkinson’s hastalığı. Pestisitlere mesleki düzeyde maruz kalmak ile iki diğer hastalık arasında güçlü bağlantılar olabileceğini de vurguluyor: bilişsel bozukluklar ve kronik obstruktif akciğer hastalığı / kronik bronşit.

Pestisit kullanımı sonucu oluşan insan ve çevre sağlığına yönelik zararların tazmini genelde mümkün olmuyor. Çünkü, oluşan sağlık ya da çevre zararı ile pestisit kullanımı arasındaki bağlantıyı bilimsel olarak göstermek çok zor. Bu zorluk, yargı süreçlerinde şirketler lehine bir durum oluştursa da, pestisitlere maruz kaldıkları için kanser hastalığına yakalanan kişilerin üretici şirketlere açtıkları tazminat davalarını kazandıkları örnekler de mevcut. Örneğin, ABD’de Dewayne Johnson’ın, Monsanto şirketine açtığı ve 2018 yılında karara bağlanan dava ile Alva ve Alberta Pilliod çiftinin Monsanto-Bayer şirketine açtığı ve 2019 yılında karara bağlanan davada, ot öldürücü glifosat* isimli tarım zehrini üreten şirketler yüz milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkum edildi.

Türkiye’de Çiftçilerin Saçında Bile Pestisit Kalıntısı Var

Türkiye’de Durum

Çukurova Üniversitesi’nde Dr. Saliha Çelik tarafından yapılan bir araştırmada, Adana Ceyhan’daki 66 tarım işçisi ve çiftçiden saç ve kan örnekleri alındı. Kontrol grubu olarak tarımla ilgisi olmayan 66 kişi de bu araştırmaya dahil edildi. Sonuçlara göre: Çiftçilerin hepsinin saçında ve  %94’ünün kanında en az 1 tarım zehiri var. Kontrol grubundaki tarımla ilgisi olmayan 66 kişiden 55’inin saçında, 52’sinin kanında pestisit var. Bu sonuç, sadece pestisit kullanan çiftçilerin değil, bu ürünleri tüketenlerin de etkilendiğini gösteriyor.

Hem çiftçi ve tarım işçilerinin sağlığını korumak, hem de pestisit kullanılan ürünleri tüketen toplumun sağlığını korumak için pestisit kullanımını azaltmaya yönelik politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor.

İş Güvenliği Uzmanları Derneği’nden Hakan Göçer şöyle aktarıyor: “6331 İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu tarım işçilerinin sağlık gözetimlerini zorunlu tutuyor. Tarım işçileri bu kanun ile koruma altında. Ancak kendi adına çalışan çiftçiler bu kanunun dışında tutuluyor. Çiftçinin kendi sağlık gözetimini yapması gerekiyor. Bilgi yetersizliği nedeni ile bu çiftçilerde maruziyet fazla oluyor. Tarım çalışanlarının pestisitlere kronik maruz kalması,  Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından meslek hastalığı olarak tanımlanıyor. İşgöremezlik ve maluliyet tazminatı  şeklinde haklar veriliyor.

Ancak meslek  hastalıklarına ülkemizde hekimler tarafından teşhis konulmasında problemler yaşanıyor. Hekimin hastanın ne işle uğraştığını sormaması nedeni ile uzun süre meslek hastalığı tanısı atlanıyor. Kendi namına çalışan işçilerin koruma tedbirlerinin kendisinden beklenmesi buradaki maruziyeti artırmaktadır. Bu konuda mevzuat düzenlemesine, eğitimler ve sertifikasyon programlarına ihtiyaç var.”

Ekoloji

Çevreciler Başardı: Çeşme Altınkum Plajındaki Kaçak İnşaat Durduruldu

-

çeşme çevre platformu

Çeşme Altınkum plajında bir maden firması tarafından yaptırılan Beach-Club inşaatı durduruldu. Denizin içine inşa edilen yapılar sökülürken, kaçak olarak açılan su kuyusu da DSİ ekipleri tarafından mühürlendi.

K2 HABER | Bu yılın Ocak ayı başından beri doğal SİT alanı olan Çeşme Altınkum plajına, denize sıfır kumsal alanda Adana merkezli bir inşaat firması büyük bir Beach-Club inşaatı başlatmıştı. Şirket Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan 6 metre kare portatif büfe, 21 metre kare teras, 4 metre kare de cankurtaran kabini olmak üzere 1400 metre kare bir arazi kiralamıştı.

Yıllık kira bedelinin 360.000 TL olduğu ifade edilen bu alanda maden şirketinin büyük iş makinalarıyla 20 bin metre kareye yakın bir alanı tamamen tahrip ettiği, 100 yıllık ardıç ağaçlarını köklerinden söktüğü ve binlerce kum zambağını tahrip ettiği belirtildi. Firma ayrıca doğal sit alanına kaçak sondaj vurdurarak, izinsiz su kuyusu da açmış ve kumsala inen yolları tahrip ederek halkın denize ulaşımını engellemişti.

Halk, Kanal İstanbul’un İkiz Kardeşi Çeşme Turizm Projesi’ne Direniyor

Çevreciler Suç Duyurusunda Bulunmuştu

Çevreciler ve vatandaşların resmi makamlara yaptıkları şikayetler sonunda sonuç verdi. Çevrecilerin avukatı Seher Gacar ve vatandaşlar resmi makamlara suç duyurusunda bulunmuştu. Bölgeye gelen DSİ yetkileri de su kuyusunu mühürledi. Bölgeye gelen jandarma ekipleri de yolları açarak, kaçak olarak inşa edildiği belirtilen yapıları söktüler.

Ancak kaçak inşaat firmasının 20 bin m2 gibi geniş bir doğal alanda yapmış oldukları geri dönülemez tahribatın tekrar onarılması mümkün olmadığını ifade eden bölge halkı, inşaat firmasına bu tahribat için bir ceza verilip verilmeyeceğini merak ediyor.

çeşme çevre platformu

Çeşme Paşalimanı Koyu Satılıyor: ‘Vahşi Beton Sermayesinin Hedefi Olacak’

‘Bu Firma Ağır Cezalar Almalı’

Çevre Çevre Platformu sözcüsü Ahmet Güler ve Avukatları Seher Gacar yaptıkları açıklamada, “Çevre Bakanlığı’nın bu firma ile yapmış olduğu 3 yıllık kira kontratı iptal edilmedikçe tehlike geçmiş değil, Çeşme Belediyesi bu kaçak yapılaşmaya işletme ruhsatı vermemeli, yapılan tahribat mahkeme bilirkişisi tarafından tespit edilmeli ve bu firma ağır cezalar almalı. Mücadele henüz bitmemiştir, hukuki başvurularımızı devam ettireceğiz, hazineye ait olan halkın malı olan bu kumsalın işgaline karşı duracağız” ifadelerini kullandılar.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Vegan Derneği Öğrencilerin Sağlıklı Beslenme Hakkını Yok Sayan YÖK’e Dava Açtı

-

vegan derneği dünya vegan günü veganizm

Vegan Derneği Türkiye, Türkiye çapındaki üniversitelerde okuyan vegan öğrencilerin sistematik hale gelen beslenmeye ilişkin sorunlarını mahkemeye taşıdı. Derneğin Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı’na yaptığı yazılı başvuruya olumsuz yanıt verilmesi, görüşmelerden olumlu sonuç alınmaması ve öğrencilere yönelik hak ihlallerinin devam etmesi sebebiyle Danıştay’da dava açıldı.    

K2 HABER | Vegan Derneği Türkiye (TVD), derneğe ulaştırılan mağduriyetler ve basın ile sosyal medyaya yansıyan hak ihlalleri ışığında vegan öğrencilerin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenme haklarının tanınması ve gerekli düzenlemelerin Türkiye çapındaki tüm üniversitelerde yapılması amacıyla 7 Nisan 2022 tarihinde Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı’na yaptığı başvurunun reddedilmesi sebebiyle YÖK’e dava açtı.

YÖK yetkilisiyle Kasım 2021’de yapılan görüşmede ve Nisan ayında kuruma teslim edilen başvuru dilekçesinde; Türkiye çapındaki üniversitelerde okuyan vegan öğrencilerin vegan yemek hakkına istisnasız erişebilmesi, bunun bir istisna veya imtiyaz olarak görülmemesi ve kurum düzeyinde karar vericilerin keyfi uygulamalarına tabi olmaması için yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesini talep eden TVD, YÖK’ten gelen olumsuz yanıtın insan haklarına ve ulusal/uluslararası mevzuata aykırılık teşkil etmesi sebebiyle dava dilekçesini Danıştay’a iletti.

Dava, TVD’nin başvurusuna konu talebin reddine dair işlemin iptali ve talep içeriğine uygun olarak YÖK tarafından ülke genelini kapsayan düzenleyici işlemle tüm hak ihlallerinin giderilmesi istemiyle açıldı.

‘Veganlık Vicdan Hürriyeti Kapsamına Alınmalı’

Yeterli ve Dengeli Beslenmeye Erişim Hakkı Görmezden Geliniyor

Vegan derneği, dava dilekçesinde sağlıklı beslenmenin kamusal bir hak olduğuna ve bu hak konusunda devletin yerine getirme yükümlülüğüne vurgu yaptı. Bu kapsamda YÖK’ün, bağlı üniversitelerde her öğrencinin yeterli gıda, düzgün beslenme, besleyici ve asgari temel yiyeceklere erişim hakkını korumaktan ve gerekli önlemleri almaktan sorumlu olduğunun altını çizdi. Buna karşın YÖK’ün söz konusu haklara saygı gösterme, koruma ve yerine getirme yükümlülüğü altında olmasına rağmen, “bu hakların yerine getirilmesi talebini içeren dilekçeye net bir cevap vererek hakların teslimini sağlamak yerine çözüm önerisi sunma gereği dahi duymadığını” belirtti.

Dilekçede “Söz konusu cevapta yer alan ‘ilgili kurumlara başvuru’ önerisi bir çözüm olmayıp tüm ülke genelinde uygulanması gereken bir düzenleme eksikliğinin böyle bir çözümle giderilemeyeceği açıktır. Davalı idarenin işbu tutumu anayasal ve uluslararası sözleşmelerle devlete yüklenen yükümlülüklerin de görmezden gelinmesi anlamına gelmektedir. (…) Ülke genelini ilgilendiren bir sorunun tek tek her üniversitenin inisiyatifine bırakılması bir çözümden ziyade karmaşaya sebep olacak, öğrenciler arası sağlanması gereken fırsat eşitliği dengesini de yerle bir edecektir,” denildi.

İnsan Hakları, Anayasal Haklar ve Uluslararası Sözleşmelerin İhlali

Dilekçede ayrıca ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere atıfta bulunularak “Ülke genelinde idarece düzenlenen bir genel düzenleyici işlemle sağlıklı beslenme hakkı ve vicdan hürriyeti kapsamında hayvansal ürün tüketmeyi reddeden bireylere vegan alternatif sunulmasının sağlanmıyor oluşu, vegan bireylerin hem yetersiz ve dengesiz beslenerek adeta aç kalmalarına sebep olmakta hem de Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan temel haklarını ihlal etmektedir. Kaldı ki bireylerin kendi varlıklarını korumak ve geliştirmek istemelerine bağlı olarak belli bir düşünce yapısıyla bir etik tutum benimsemiş olmaları da Anayasa ile korunan haklardan olup bu tutumların sürdürülebilirliginin imkansız kılınıyor olması da insan haklarının ve anayasal hakların ihlali anlamına gelmektedir,” denildi.

İnsanlar Neden Vegan Oluyorlar?

Üniversitelerde Vegan Yemek Hakkı Mücadelesi Sürüyor

TVD Kasım 2021’den bu yana İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Gazi Üniversitesi, Bakırçay Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) gibi farklı illerdeki pek çok üniversiteye ve üniversitelerin Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlıklarına (SKS) öğrencilerin vegan menü taleplerini içeren dilekçeler ile başvuru yapmış, üniversiteler arası farklı tutumlar görülmesi ve öğrenciler arası eşitsizliklere sebebiyet verilmesi nedeniyle eşzamanlı olarak YÖK ile irtibata geçerek başvuru ve görüşme yapmıştı.

Vegan öğrenci gruplarının uzun süreli mücadelesi, TVD’nin rektörlüklere yaptığı başvurular ve vegan oluşumlar ile aktivistlerin sosyal medyadaki çağrıları sayesinde geçtiğimiz aylarda YTÜ ve Ege Üniversitesi’nde vegan menü çıkarılmaya başlandığını hatırlatan TVD Kurucu Başkanı Ebru Arıman, “Ancak aylar geçmesine rağmen Gazi, Bakırçay ve İTÜ gibi başvuru yaptığımız diğer üniversitelerin rektörlüklerinden ve SKS birimlerinden yanıt alamadık. Bu keyfi uygulamaya ve hak ihlallerine bir an önce son verilmeli. YÖK, daha fazla mağduriyet yaşanmadan, ülke genelinde vegan menülerin zorunlu ve düzenli kılınmasını sağlayacak düzenlemeyi hayata geçirmelidir,” dedi.

Vegan ve vejetaryen mahkûmların haklarının Türkiye’de 2012’den bu yana yasal düzeyde korunduğunu belirten Arıman, üniversitelerin dışarıda bırakılmasının sosyal ve ekonomik hakların ihlali olduğunu söyledi: “Ceza infaz kurumlarında beslenme hakkı ve vicdan özgürlüğü, olması gerektiği gibi mevzuat kapsamında korunurken, üniversite yemekhanelerinde ve kantinlerinde bu toplu beslenme sisteminden faydalanmak isteyen öğrencilerin etik tutumları nedeniyle bu haktan mahrum bırakılması kabul edilemez. Özellikle de uygun fiyatlı yemeğe erişebilecek tek seçenek üniversite yemekhanesiyken, vegan öğrencilerin bu haktan ve seçenekten mahrum edilmesi hakkaniyete de aykırılık teşkil ediyor.”

Halihazırda İTÜ’deki vegan öğrenciler, İTÜ yemekhanelerinde her öğünde besleyici ve nitelikli vegan menü çıkarılması için kampüste topladıkları 2 bin 266 ıslak imzayı rektörlüğe teslim ettikten sonra change.org/ituveganmenu adresinde taleplerinin görülebilmesi ve yaygınlaşabilmesi için destekçilerden elektronik imza toplamaya devam ediyor. Eskişehir Teknik Üniversitesi’nden Marmara Üniversitesi’ne kadar pek çok farklı üniversiteden öğrenciler, üniversite yönetimlerinin vegan menü taleplerini hayata geçirmesi için çabalıyor.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Yenilenebilir Enerjiye Geçiş, Kömürden Gaza Geçişten Daha Ucuz

-

fosil yakıt finansman yenilebilir enerji

TransitionZero tarafından yayınlanan yeni rapor, 2010 yılından dan bu yana yenilenebilir enerji ve depolama maliyetlerinde %99’luk bir düşüş olduğunu gösteriyor.

K2 HABER | TransitionZero tarafından yayımlanan yeni rapora göre, kömürden temiz enerjiye geçişte her 1 ton CO2 için 62$ tasarruf elde edilirken; kömürden doğal gaza geçiş için ise her 1 ton CO2 için 235$ maliyet oluşuyor.

  • 2022 yılında kömürden yenilenebilir enerjiye ve pil depolamaya geçişte 62$/tC02 tasarruf ederken, kömürden doğal gaza geçişi teşvik etmek için ise 235$/tC02 gerekiyor
  • Bulgular, 2010’dan bu yana yenilenebilir enerji ve depolama maliyetinde %99’luk bir düşüş olduğunu gösteriyor
  • Fiyat dalgalanması, arz kıtlığı, COVID sonrası ekonomik büyümenin hızlanması ve Ukrayna’daki savaş nedeniyle doğal gaz artık geçerli bir geçiş yakıtı değil
  • Analistler, yeni gaz yatırımlarını en aza indirmeyi ve bunun yerine yenilenebilir enerji ve pil depolamaya doğrudan geçişi tavsiye ediyor.

2022 yılında kömürden doğal gaza geçişi teşvik etmek için 235$/tC02 karbon fiyatı maliyeti oluşurken, doğrudan temiz enerjiye geçişte ise 62$/tC02 kazanç edileceğini ortaya koyan yeni analiz bulgusuna göre, kömürden temiz enerjiye geçiş küresel olarak tasarruflu bir şekilde yapılabilir.

Analiz, iklim analistliği yapan ve kâr amacı gütmeyen TransitionZero tarafından yürütüldü. Analiz ayrıca yenilenebilir enerji maliyetinin 2010’dan bu yana %99 düştüğünü, yani doğal gazın artık geçerli bir enerji geçiş aracı olmadığını da gösteriyor.Tarihsel olarak, yakıtların geçiş maliyetleri, doğal gazın kömürden daha düşük karbon yoğunluğuna sahip olması nedeniyle kömür ve gaz üretim fiyatları üzerinden analiz edildi. Bu nedenle gaz, kömürden daha düşük karbonlu alternatiflere geçiş için bir köprü görevi görecek bir araç olarak yaygın olarak kullanıldı. Ancak, IEA (Uluslararası Enerji Ajansı)’nın 2035 yılına kadar gelişmiş ekonomilerde ve 2040 yılına kadar tüm dünyada karbonu tutulmamış kömür veya gaz üretilmemesi gerektiğini belirten net sıfır emisyon senaryosu ile, bu yaklaşım, Paris Anlaşması hedefleri ile tutarlı olacak şekilde elektrik üretiminde acil dönüşümü dikkate almıyor.

Yapım ve Planlama Aşamasındaki Kömürlü Termik Santral Kapasitesi Azaldı

TransitionZero’nun Kömürden Temiz Enerjiye Geçiş Karbon Fiyat Endeksi (C3PI) başlıklı yeni açık veri projesi, doğal gazı atlayarak ve ağırlıklı olarak yenilenebilir enerji kaynakları, özellikle de karasal rüzgar enerjisi, güneş enerjisi ve batarya depolaması ile sağlanan bir elektrik sistemini desteklemek için gereken karbon fiyatını tahmin ediyor. Endeks, tedarik zinciri kesintileri, jeopolitik ve tarihli piyasa düzenlemeleri gibi bir dizi faktörün, kömür ve gazla ilgili enerji güvensizliği sorunlarını vurguladığını belirtiyor. Ayrıca TransitionZero, bu istikrarsızlığın muhtemelen devam edeceğini, yani kömürden yenilenebilir kaynaklara geçişin artık kömürden gaza geçişten daha ekonomik olduğu anlamına geldiğini belirtiyor.

TransitionZero Eş-Kurucusu ve Analist Matt Gray, “Bazı bölgesel farklılıklara rağmen, analizimiz kömürden temiz elektriğe geçiş maliyetinde açık bir deflasyonist eğilim gösteriyor ve dünya çapında önerilen ve yapım aşamasında olan 615 GW’lık gaz ve 442 GW’lık kömürün sorgulanmasına yol açıyor. Ukrayna’daki savaştan bağımsız olarak, bu eğilim hızlanacak ve hükümetlere elektrik tüketicilerini devam eden fosil yakıt dalgalanmalarından korumak için ekonomik bir fırsat sunacak. Bu fırsatı gerçekleştirmek için politika yapıcıların, izinlerin hızlandırılması gibi bir dizi reform yapması gerekecek” diyor.Analiz ayrıca, özellikle yenilenebilir enerji piyasasının henüz olgunluğa erişmediği Asya’da, verilerdeki bölgeler arasındaki farklılıkları da not ediyor.

TransitionZero Analisti Jacqueline Tao, Kömürü güneş, rüzgar ve depolama ile değiştirmenin maliyeti, farklı bölgeler arasında büyük farklılıklar gösteriyor. Örneğin, Avrupa’da, ETS’ye yönelik politika reformları nedeniyle yükselen karbon fiyatları, yenilenebilir enerji için onlarca yıllık politika desteği ve kömür fiyatında belirgin bir artışa neden olan Ukrayna savaşı nedeniyle geçiş fiyatı negatiftir. Öte yandan Japonya, ayrımcı düzenlemeler ve arazi kullanımı kısıtlamaları nedeniyle en yüksek geçiş fiyatlarına sahipken, Çin ve ABD  yenilenebilir enerjide dünya liderleri olmalarına rağmen, yerli kömür fiyatları kısmen dengeliyor. Bu arada, Güneydoğu Asya’da maliyetler, kömür ve gazın sübvansiyonunun yanı sıra yenilenebilir enerjinin diğer ülkelere kıyasla yeni bir endüstri olmasından etkileniyor” diyor.

Analiz, bir dizi politika tavsiyesi öne sürüyor, ancak şeffaf verilerin karar verme için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekiyor. TransitionZero Veri Analisti Alex Truby, “Analizimiz bir dizi tavsiye sunuyor, ancak politika yapıcıları bilgilendirmek için paydaşlar arasında şeffaf veri akışı kritik önem taşıyor. Bu nedenle, şeffaflığı artırmada ve elektrik üretimini Paris Anlaşması’nın hedefleriyle uyumlu hale getirmek için reformların yapılmasını sağlamada yararlı bir araç olacağını umduğumuz Kömürden Temiz Enerjiye Geçiş Karbon Fiyat Endeksini oluşturduk” diyor.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Erzincan’da Tarihin En Büyük Ekolojik Yıkımı Yaşanıyor: ‘Bölge Çernobil’e Dönmüş Durumda’

-

erzincan iliç çernobil

CHP Milletvekili Gürsel Tekin, Erzincan İliç’te yaşanan ‘tarihin en büyük ekolojik yıkımı’nı Meclis gündemine taşıdı.

CHP Milletvekili Gürsel Tekin, Erzincan İliç’te faaliyet gösteren Altın madenindeki siyanür ve sülfürik asittin doğaya salındığı iddiasını Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı.

Madenin son zamanlarda havuzundaki kimyasal maddeleri havaya bırakarak gündeme geldiğini belirten Tekin, “Yurdun her köşesi maden şirketlerinin saldırısı altına girmiş durumda. Ülkenin sularını, ormanlarını, kıyılarını, toprağını sermaye gibi gören bu iktidarın politikaları ülkemizi telafisi mümkün olmayan bir yıkıma doğru sürüklüyor. Erzincan İliç’te tarihin en büyük ekolojik yıkımı yaşanıyor!” dedi.

Uzmanlar, havuzda biriken asitli ve siyanürlü suyun havaya buharlaştırılarak azaltıldığını iddia ediyor diyen Tekin, “Yani, tonlarca zehirli bileşenler bölgenin havasına karışarak tüm dünyaya ölüm saçıyor. Tüm canlıların geleceğini üç beş rant çevresinin insafına bırakmamak için maden talanına derhal dur demeliyiz.” dedi.

İzmir’in Çernobili: Radyoaktif Atıklar 14 Yıldır Temizlenmiyor

Bölge Çernobil’e Dönmüş Durumda

Buradaki hasarı sadece su, hava, toprak diye değerlendiremeyiz diyen Tekin, “Bütün canlılara verdiği zarar açısından değerlendirmek gerek. Bu maden sadece İliç’i etkilemiyor, bütün dünyayı etkiliyor. Bölge Çernobil’e dönmüş durumda.” diyen Tekin, Bakan Murat Kurum tarafından cevaplanması istemiyle şu soruları yöneltti:

1. Erzincan İliç’te faaliyet yürüten bir Altın Madeni şirketinin, siyanürlü ve sülfürik asitleri buharlaştırarak atmosfere bıraktığı iddiası doğru mudur? Biriken zehirli sular taşmasın diye, “evaporatör” denilen bir aletle atmosfere buhar salmak insan sağlığı açısından tehdit değil midir?

2. Uzmanlar, İşletmede 21 farklı kimyasalın olduğunu ve milyonlarca ton zehirli, yakıcı ve kimyasal madde ile çalışma yürütüldüğü belirtilmektedir. Böyle bir tesise ‘Çevresel Etki Değerlendirme’ (ÇED) olumlu kararı nasıl verilmiştir?

3. Fırat Nehri’ne sadece 300 metre uzaklıkta bulunan tesisin, olası bir depremde, toprak kaymasında, benzeri bir doğa olayında buradaki siyanürün ve sülfürik asitin nehre karışma ihtimaline yönelik ne gibi önlemler alınmıştır?

4. Altın madenciliği yapıldığı belirtilen tesislerin çevresinde devletin resmi kurumlan ve elemanları tarafından hangi sıklıkla su, toprak ve hava analizleri yapılmaktadır? Bölge halkının olası bir felakettin sonuçlarından en az şekilde zarar görmesi için ne gibi çalışmalar yürütülmektedir?

5. Özellikle son aylarda madende çalışan işçiler arasından ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkmaya başladığı yönünde önemli duyumlar almaktayız. Bu iddialar doğru mudur?

6. Köylülere madene karşı dava açmamaları için imza attırıldığı ve İş tehdidiyle madene karşı çıkan köylülerin sindirilmeye çalışıldı iddiası doğru mudur?

7. Türkiye’nin can damarı Fırat Nehri’nin yanı başında bilumum kimyasalları kullanmakta olan şirketinin faaliyetleri durdurulacak mıdır?

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Büyüknohutçu Çifti Unutulmadı: ‘Gerçek Adalet İçin Bir Aradayız’

-

ali aysin büyüknohutçu

Taş ve mermer ocaklarına karşı doğasını savunan Aysin – Ali Ulvi Büyüknohutçu çifti, öldürülmelerinin 5. yılında anılıyor. Büyüknohutçu Dostları, tüm doğa ve yaşam savunucularını 7-8 Mayıs’ta Antalya’da düzenlenecek anma programına katılmaya çağırdı.

K2 HABER | Doğa ve yaşam savunucusu Aysin – Ali Ulvi Büyüknohutçu çifti, yaşamdan kopartılışlarının 5. yıl dönümünde Antalya’da anılıyor. Büyüknohutçu Dostlarının düzenlediği anma programı 7-8 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilecek. Anma için İstanbul ve İzmir’den ücretsiz otobüsler kaldırılıyor.

Büyüknohutçu Dostları, taş ve mermer ocaklarına karşı yaşamı savunan Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu çiftinin 5 yıl önce katledildiğini hatırlatarak anma çağrısında bulundu. Yapılan açıklamada “Dava süreci iyi işletilmedi ve cinayetin azmettiricisi yargılanmadı. Büyüknohutçu çifti davası 5. yılında hala aydınlatılmadı. Adalet yerini bulmadı” denildi.

Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu’nun kızı ve avukatı tarafından geçen günlerde yapılan açıklamada, cinayetlerin üstünün kapatılmaya çalışıldığı belirtilmiş ve davanın Anayasa Mahkemesi’ne taşınacağı açıklanmıştı.

Ne Olmuştu?

9 Mayıs 2017’de Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Kızılcık yaylasındaki evlerinde öldürülen Büyüknohutçu çiftinin cinayet şüphelisi Ali Yamuç, tutuklandıktan sonra yazdığı mektupta Büyüknohutçuları mermer ocağı şirketlerinin isteğiyle para karşılığında öldürdüğünü itiraf edip cezaevinde intihar etti. Eşi Fatma Yamuç ise kendine yöneltilen suçlamalardan beraat etti. Aradan geçen 5 yılda Büyüknohutçu cinayeti hala aydınlatılamadı.

Süheyla Doğan: ‘En Ufak Korkumuz Yok, Cesaretle Devam Edeceğiz’

Otobüs Hareket Bilgileri

ali aysin büyüknohutçu

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Selçuklu Evlerini Yıkan AKP’li Niğde Belediyesi’ne Mahkeme Dur Dedi

-

kale mahallesi

Niğde’de tarihi Kale Mahallesi yıkım ihalesi, Aksaray İdare Mahkemesi tarafından hukuksuz bulunarak iptal edildi. Danıştay da bir ay önce acele kamulaştırma kararının yürütmesini durdurmuştu.

K2 HABER | AKP‘li Niğde Belediyesi‘nin tarihi Kale Mahallesi‘nin yıkımı için açtığı ihale, Aksaray İdare Mahkemesi tarafından “hukuka aykırı” bulunarak iptal edildi. Danıştay 6. Dairesi de, yıkıma dayanak olarak gösterilen Cumhurbaşkanı kararnamesinin yürütmesini durdurmuştu.

Niğde Kale Mahallesi Yıkıma Uğratıldı: 70 Taş Ev Artık Yok

Niğde Belediyesi’nin gerçekleştirdiği yıkım çalışması ihalesi, Aksaray İdare Mahkemesi tarafından şu gerekçe ile iptal edildi: “Gelinen aşamada ihalenin temelini oluşturan ve yenileme projesi kapsamına alınan acele kamulaştırma kararının yürütmesinin durdurulması karşısında, söz konusu alanların enkaz karşılığı yıkımı ihalesine çıkılmasında ve ilan edilmesinde hukuken olanak bulunmadığından dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

Av. İsmail Hakkı Atal :’Bakan Pakdemirli, Yüce Divan’da Yargılanmalıdır’

‘AKP’li Belediye Yerli ve Milli Kültürü Yok Etti’

Davanın gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal iptal kararı için, “AKP’li Niğde Belediyesi yerli ve milli kültürü yok etti. Selçuklu ve Osmanlı mimarisi Niğde Kale mahallesi yıkımı Aksaray İdare Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulundu. Danıştay da yıkım ihalesinin dayanağı olan Cumhurbaşkanlığı kararının Yürütmesini durdurmuştu.” ifadelerini kullandı.

Bölgede Selçuklular tarafından inşa edilen, üçüncü derece sit alanı olan taş evler bulunuyor. Dava kararı beklenmeden yıkımlar başlatıldığı için, Niğde Mahallesi’nde yaklaşık 70 tarihi taş evin tamamen yıkıldığı belirtildi.

niğde belediyesi kale mahallesi

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Çiftçi-Sen: ‘AKP’nin ve Şirketlerin Zeytinliklere Saldırıları Devam Edecek’

-

Kuzey Ege zeytinlik kıyı plan balıkesir çanakkale

Yönetmelik yardımıyla Zeytinliklerin enerji ve maden şirketlerinin talanına açılmasına Çiftçi-Sen İtiraz Etti, Danıştay yönetmeliğin yürütmesini durdurdu.

K2 HABER |Zeytinlik alanların enerji ve maden şirketlerine açılması çalışmalarına karşı tepkiler yükselmeye devam ediyor. Danıştay’ın yönetmelik değişikliğini durdurmasına karşı, AKP’nin yeni bir hazırlık yaptığı iddia ediliyor. Çiftçi-Sen de yönetmelik değişikliğine itiraz etmiş, Danıştay’ın yönetmeliği durdurmasını sağlamıştı.

Konu ile ilgili bir basın açıklaması da yapan Çiftçi-Sen, “AKP’nin doğanın metalaştırılmasına, zeytinliklerimize,  sularımıza, tarım arazilerimize, gıdamıza dönük saldırıları devam edecek, hukuksuz uygulamalara karşı da mücadelemizi yükseltmeliyiz.” ifadelerini kullandı.

Çiftçi Sen’den 17 Nisan Açıklaması: ‘Yaşasın La via Campesina! Yaşasın Çiftçiler!’

Çiftçi-Sen: ‘AKP’nin Saldırıları Devam Edecek!’

Çiftçi-Sen’in açıklaması şu şekilde:

“AKP hükümeti zeytinciliğimize darbe vurarak, sanayicinin, maden şirketlerinin ve enerji şirketlerinin önünü açma isteğini hiçbir zaman gizlememiş, açıkça ifade etmiştir. AKP  yürürlükte olan “3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun”u  yasal bir engel olarak görerek yedi kez değiştirmek istemiş, tepkilerin büyüklüğü karşısında geri çekmek zorunda kalmıştır. Yöntemleri bellidir; yasayı değiştiremiyorsan yasaları yok sayarak, arkadan dolanarak “Kanun Hükmünde Kararnameler”le, yönetmeliklerle 3573 sayılı yasayı “Baypas” etmeye çalışmak. 2012 yılında, Tarım Bakanlığı zeytinliklerin katledilmesini engelleyen yasal engelleri “Kanun Hükmünde Kararname” çıkartarak aşmaya çalışmış, ama Danıştay Daireler Kurulu kararnameyi “Kanunsuz” olduğundan dolayı iptal etmiştir. Ancak 14 ay yürürlükte kalan bu kanunsuz yönetmelik yüzünden 18.350 dekar zeytinlik alanda 26 adet maden işletmesi “kamu yararı” adı altında faaliyete geçmiş, binlerce ağaç maden şirketleri tarafından katledilmiştir. AKP Hükümeti durmak bilmemektedir. Şimdide T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 1 Mart 2022’de madencilikle ilgili çıkarttığı yönetmelikle yasayı delmeye çalışmıştır.

Çiftçi-Sen  olarak vakit geçirmeden 2 Mart 2002 de yapmış olduğumuz başvuruya T.C. Danıştay  Sekizinci Dairesi 20 Nisan 2022 de Oybirliği ile sonuçlandırarak yürütmeyi durdurma kararı verdi. Elbette bu yönetmeliğe karşı oluşan tepkilerin karardaki etkisi ve katkısı göz ardı edilemez.

Çiftçi-Sen’in Üreticileri Temsil Ettiği Yasal Olarak Onaylanmıştır

T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı vermiş olduğu savunmada öncelikle Çiftçi-Sen’in “bu yönetmelikten zarar görmediği, menfaat ihlali olmadığı gibi garip  iddiada bulunmuş, “davanın ehliyet yönünden reddini” talep etmiştir. Çiftçi-Sen’in  Zeytin Üreticilerini ve çiftçileri temsil ettiğini, üyelerinin ve sonuçta tarımsal üretimin zarar göreceğini görmek istememiştir. T.C. Danıştay 8. Dairesi verdiği kararla Bakanlığın bu iddiasını geçersiz kılarak, Çiftçi-Sen’in zeytin üreticilerini ve çiftçileri temsil ettiğini bir kez daha yasal olarak onaylamıştır.

Bakanlık yine savunmasında, “3573 sayılı yasanın 1939 yılında zamanın şartları dahilinde yürürlüğe girdiği”nden bahsederek deyim yerindeyse “iktidarda biz olduğumuza göre, bu günün şartlarına, yani şirketlerin ihtiyaçlarına uygun yönetmelikler çıkartabiliriz, yasaları yok sayabilir, hukuksuz işlemler yapabiliriz” demektedir.

Çiftçiler Bakanlığın Önünde Toplandı: ‘Yüzde 80’imiz Borç Batağında’

‘Hukuksuz Uygulamalara Karşı Mücadelemizi Yükseltmeliyiz’

T.C. Danıştay 8. Daire ise yazdığı Gerekçeli Karar’da; “3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun uyarınca korunma altında bulunan zeytinlik sahalardaki faaliyetlerin Kanun ile düzenlenmesi gerektiği ve esasen davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın bu alanı kendi başına yönetmelik ile düzenleme yetkisi bulunmadığından davalı idarenin bu iddiası yerinde görülmemiştir”, ”sökülen ve taşınan ya da madencilik faaliyeti nedeniyle tahrip olan alanların  eski haline getirilmesinin mümkün olmaması sebebiyle Yönetmeliğin uygulanmasının telafisi güç ve imkansız zararlar doğuracağı açıktır.” diyerek Bakanlığa “madenciliğin yaratacağı ekolojik tahribatı ve yasaları yok sayamaz, şirketlerin ihtiyacına uygun hukuksuz işlemler yapamazsınız.” demiştir.

Birlikte olduğumuzda güçlü olduğumuzu zeytinliklere yönelik her saldırıda gördük. Biliyoruz ki şirketlerin ve AKP’nin doğanın metalaştırılmasına, zeytinliklerimize, sularımıza, tarım arazilerimize, gıdamıza dönük saldırıları devam edecek, enerjimizi toplamalıyız. Ve ısrarla üreticiler, tüketiciler, ekolojistler, çevreciler, kendi kültürüne sahip çıkanlar olarak birlikte olmalıyız. Hukuksuz uygulamalara karşı da mücadelemizi yükseltmeliyiz.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

İklim Adaleti Koalisyonu: ‘Gezi Davası’nın Hukuksuz Hükmünü Reddediyoruz’

-

İklim Adaleti Koalisyonu

İklim Adaleti Koalisyonu Gezi Davası kapsamında verilen hukuksuz kararları protesto ederek, bir basın açıklaması yayımladı.

K2 HABER | Türkiye’de faaliyet gösteren 74 ekoloji bileşeninin oluşturduğu İklim Adaleti Koalisyonu, Gezi Davası kapsamında birçok insana verilen hukuksuz cezaları protesto etti. Koalisyon tarafından yapılan açıkalamada, “Verilen bu hukuksuz hüküm, yalnızca arkadaşlarımızın ne kadar onurlu işler yaptığının bir nişanesidir. Tarih bu hükmü böyle yazacaktır.” ifadeleri kullanıldı.

İklim Adaleti Koalisyonu: ‘Gezi Yargılanamaz, Cezalandırılamaz”

İklim Adaleti Koalisyonu tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

“İktidarın kirli siyaseti sonucu, halka ve doğaya yapılan eziyeti çekinmeden haykıran hak ve doğa savunucuları, yeşile boyanmış sinsi talan planları karşısında dimdik ayakta ve tertemizdir. Onlar kamu vicdanında masumdur, özgürdür. Bildiklerini sadece söyleyip anlayışımıza sunmakla yetinmemiş, aynı amacı paylaşan milyonlarla birlikte eyleme geçme becerisini de göstermişlerdir.

Hepimizin beklentilerini, dileklerini, özlemlerini simgeleyen gezi ruhunu bu şekilde incitebileceğini sananlara sözümüz var:

Bizler hepimiz Gezi’deydik; doğayı ve Gezi’deki ağaçları savunmak kadar, yaşam hakkımıza, düşünce ve söz söyleme özgürlüğümüze sahip çıkmak için oradaydık. Anayasal güvence altındaki gösteri ve yürüyüş haklarımızı kullanarak, bizi kutuplaştırıp ayrıştırmaya çalışan iktidara inat tüm farklılıklarımızla ve renklerimizle hep birlikte kolkola yürek yüreğe Gezi’deydik.

Gezi Davası’nda Skandal Karar: Osman Kavala’ya Ağırlaştırılmış Müebbet, 7 Kişiye 18’er Yıl Hapis Cezası

‘Düşünce Özgürlüğü, Gösteri ve Yürüyüş Haklarımız Gasp Edildi’

Gezi biziz… Gezi yargılanamaz, cezalandırılamaz! Bilinmelidir ki yaşam ve doğa savunucusu olarak seçtiğiniz sekiz masum insan için verilen bu hukuksuz ve tamamen siyasi olan bu kararla yalnız onların yaşam hakları, özgürlükleri değil, bizim de anayasal güvence altındaki en temel yurttaşlık haklarımız olan düşünce özgürlüğü, gösteri ve yürüyüş haklarımız da gasp edilmiştir.  

Hukuk devleti olmanın vazgeçilmez şartlarını, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını anayasanın bağlayıcılığını yok sayarak verilen bu hukuksuz hüküm, yalnızca arkadaşlarımızın ne kadar onurlu işler yaptığının bir nişanesidir. Tarih bu hükmü böyle yazacaktır.”

İklim Adaleti Koalisyonu: ‘Enerji Yoksulluğu Yaşam Hakkı İhlalidir’

İklim Adaleti Koalisyonu

Not: Bizler, Cop26 Koalisyonu olarak yaptığımız çalıştay sonucu kapitalist ekonomi-politiğin neden olduğu iklim krizine karşı iklim adaletini savunmak ve bu doğrultuda uluslararası hareketlerin bir parçası olarak mücadeleyi büyütmek, geliştirmek ve sürdürmek amacıyla 25 Aralık 2021 basın toplantımızdan bu yana  “İklim Adaleti Koalisyonu” olarak yolumuza devam ediyoruz.  Koalisyonumuzun  74 bileşeni var, bireysel ve kurumsal katılımlara açık.

Katılımcılar listesine buradan ulaşabilirsiniz: https://www.iklimadaletikoalisyonu.org/katilimcilar

K2 Haber, İklim Adaleti Koalisyonu’nun bir bileşenidir.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Yapım ve Planlama Aşamasındaki Kömürlü Termik Santral Kapasitesi Azaldı

-

kömürlü termik santral Kömürden Çıkış COP26

Global Energy Monitor’ün bu yıl sekizincisini yayımladığı ‘‘Yükseliş ve Çöküş 2022: Kömürlü Termik Santrallerin Küresel Takibi’’ raporuna göre, yapımı süren ve planlanan kömürlü termik santral kapasitesi 2021 yılında yüzde 13 oranında azaldı. 

K2 HABER | Söz konusu azalma olumlu da olsa, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 2030 yılına kadar kömür kullanımının 2019’a oranla yüzde 75 azaltılması gerektiğini ortaya koyan tavsiyesi için yeterli değil. İklim biliminin açıkça gösterdiği gibi önümüzdeki on yıl içinde kömürü azaltmak için daha hızlı hareket edilmesi gerekiyor.

Çin, Güney Kore ve Japonya, ülke dışındaki kömürlü termik santral projelerine finans sağlamama sözü verdi; bu önemli bir adım. Ancak Çin, dünyanın geri kalanının toplamından daha fazla termik santral projesi devreye alarak küresel çabayı gölgeliyor.

Milas’ın Geleceği ‘AB Tescilli’ Zeytinyağında, Kömürde Değil!

Türkiye’de ‘Kılçıksız Yatırım Modeli’ Bile Piyasada Karşılık Bulmadı

2010’dan beri toplam 87 GW’lık kömürlü termik santral planı iptal edilen Türkiye’de kömür santrali proje stoku küçülmeye devam etti. 2021 yılında da 10,6 GW’lık kömürlü termik santral planı iptal edildi. Türkiye’de inşaatı devam eden ve devreye alınan santrallerin uluslararası finansman alan santraller olduğu düşünüldüğünde, Çin ve G20 ülkelerinin yeni kömür santrali finansmanını durdurma taahhütleri, Türkiye’de yeni projelerin finansman bulmasını zorlaştıracak.

Kamu idaresinin desteğine rağmen, elektrik lisansı olan kömür santrali projeleri bile iptal oluyor. Özellikle Çayırhan B santralinin iptal edilmesi ayrı bir önem taşıyor, zira bu santral Enerji Bakanlığı’nın “kılçıksız yatırım” modelinin, yani kömürlü termik santrallerin tüm gerekli yasal izinler Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından alındıktan sonra yatırıma hazır bir şekilde ihaleye açılması modelinin ilk projesiydi. Raporun öne çıkan bulguları şöyle:

  • Kapanma tarihi belirlenen kömür santrali sayısı 2021 yılında bir önceki yıla göre neredeyse iki misli artarak 750’ye çıktı (550 GW).

  • Yapım ve planlama aşamasındaki toplam kömürlü termik santral kapasitesi, 2015 yılından beri ilk defa 2020 yılında artmıştı, 2021 yılında ise yüzde 13 oranında azalarak 525 GW’tan 457 GW’a düştü. 

  • Covid-19 sonrası toparlanma yılı olan 2021’de dünyada 45 GW kömürlü termik santral kapasitesi işletmeye alındı, 26,8 GW emekli edildi, böylelikle küresel kömürlü termik santral filosunda 18,2 GW’lik net bir büyüme yaşandı.

  • Yeni işletmeye alınan 45 GW’lık santralin yarısından fazlası (yüzde 56) Çin’deydi. Çin’i hariç tutarsak küresel kömür filosu, art arda dördüncü yılda da küçülmeye devam etti.  

  • ABD’de 2019’da 16,1 GW, 2020’de 11,6 GW kapasite kapatılırken, 2021’de  bu miktar tahmini 6,4 GW ila 9 GW arasında oldu. ABD’nin ulusal iklim ve enerji hedeflerini tutturması için kömürden çıkışını hızlandırması gerekiyor. 

  • 27 Avrupa Birliği ülkesi 2021’de rekor düzeyde termik santral kapattı. AB içinde termik santral kapatma konusunda öncü ülkeler Almanya (5,8 GW), İspanya (1,7 GW) ve Portekiz (1,9 GW) oldu. Portekiz, son kömürlü termik santralini hedeflediği 2030 yılından 9 yıl önce, Kasım 2021’de kapatarak kömürsüz ülkelerden oldu. 

  • Kömüre dayalı elektrik üretiminde ise, Covid-19 pandemisinin başladığı 2020 yılındaki yüzde 4 düşüşün ardından, 2021 yılında yüzde 9’luk rekor bir artış yaşandı.

Gençler, Karbonsuz Gelecek İçin ‘Kömürden Çıkış Planı’ İstiyor

Eceçelik: ‘Türkiye, Kömür Santrallarından Tamamen Kurtulacağı Günü İlan Etmeli’

Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Barış Eceçelik: “Avrupa’da kömürlü termik santrallarını kapatmak için tarih belirlemeyen dört ülkeden biri Türkiye. Türkiye’nin kömür santrallarından tamamen kurtulacağı günü bir an önce ilan etmesi, sadece iklim, sağlık ve çevre için değil ekonomi için de büyük önem taşıyor. Artan kömür fiyatları, dış finansman seçeneklerinin kaybolması ve kömürden daha ucuza elektrik üreten yenilenebilir enerji kaynakları kömürden vazgeçme kararını destekliyor.”

Katısöz: ‘Türkiye, COP27’ye Kadar ‘Yeni Kömür Santrali İnşa Etmeme Kararı’nı Açıklamalı’

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz: “Türkiye’de yeni kömürlü termik santrallere ne özel sektör ilgisi ne de halk desteği var. Var olan kömür kapasitesi teşviklerle ve karbon maliyetini ödemediği için ayakta kalabiliyor. İklim ve enerji alanındaki karar vericiler,  küresel iklim eylemine paralel, akılcı ve sorumlu bir adım atmak istiyorsa, COP27’ye kadar “yeni kömür santrali inşa etmeme” kararı açıklamalı ve “kömürden çıkış” için bir tarihi belirlemeli.”

Türkiye’de Kömür Düşüşte Ancak Emisyonlar Azalmıyor

Kutluay: ‘Türkiye’nin Kömürden Çıkışı Planlaması Lazım’

Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal) Kampanyacısı Duygu Kutluay: “Dünya kömürü geride bırakıp yenilenebilir enerjiye geçişin faydalarından yararlanmaya başlamışken, Türkiye’nin kömür sektörünü ayakta tutmak için kamu kaynaklarını israf etmekten bir an önce vazgeçmesi, kömürden çıkışı planlaması lazım. Son raporumuza göre, kömüre verilen kamu desteklerinin sonlandırılması ve kirletme bedelinin santrallere yüklenmesi durumunda Türkiye’de de en geç 2030 yılına kadar kömürü elektrik üretiminden çıkarmak mümkün.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Prof. Mustafa Öztürk’ten Müsilaj Uyarısı: ‘Geliyor Gelmekte Olan Felaket’

-

Mustafa sarı mustafa öztürk müsilaj çevre mühendisleri odası eylem planı

Marmara Denizi’nin ‘Artık beni kirletmeyin’ diye feryat ettiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Öztürk, “Önümüzdeki günlerde müsilaj, kabusa dönüşecek” ifadelerini kullandı.

K2 HABER | Geçen yıl etkisini gösteren ve bugüne kadar henüz somut bir önlemin alınmadığı Marmara Denizi’nde müsilaj yeniden görülmeye başladı. Yalova kıyılarında ortaya çıkan müsilajın, İstanbul Kadıköy ve Tuzla açıklarında da belirginleştiği belirtildi.

Müsilaj konusunda gerekli önlemlerin alınması için uzun zamandır uyarılarda bulunan uzmanlar, Marmara Denizi’nin bu kadar kirliliği taşıyamayacağını bir kez daha vurguluyor. Marmara’yı kurtarmak için acil eylem planının uygulamaya konması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Öztürk de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda, müsilajın önümüzdeki günlerde kabusa dönüşeceğini ifade etti.

ÖZEL HABER | ‘Marmara Denizi, ‘Hayalet Deniz’ Olabilir!’

Prof. Dr. Mustafa Öztürk: ‘Önümüzdeki Günlerde Müsilaj, Kabusa Dönüşecek’

Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün paylaşımları şu şekilde:

“Marmara denizin azot ve fosfor kirletici konsantrasyonun sınır değerlerinin üzerinde olması. Deniz suyunun ısınması, sakin hava ve tabakalaşma ile müsilaj yavaş yavaş oluşuyor. Önümüzdeki günlerde müsilaj, kabusa dönüşecek. Marmara denizi gelişi güzel alıcı ortam değildir.

Müsilaj, Marmara denizi yüzeyini kapladıkça oksijen transferini düşürecek, 25-30 m derinlikte zaten oksijensizlik olan ortam yavaş yavaş yukarı doğru yükselecek. Marmarayı kurtarmak için Acil eylem planı uygulamaya konmalı.

Atıksular ileri kademe arıtılmadan, Marmaraya deşarj edilen tüm atıksuların kalitesi KOI= 125 mg/L, BOI5= 25 mg/L, TN= 10 mg/L ve TP= 1 mg/L’a getirilmeden Kampanyalar yaparak Marmara denizi kurtarılamaz. Marmara denizine ileri kademe arıtılmış kaliteli arıtılmış su verilmeli.

mustafa öztürk müsilaj

Prof. Dr. Mustafa Öztürk

‘Artık Beni Kirletmeyin Diye Feryat Ediyor’

Marmara’da yüksek konsantrasyonda olan azot ve fosfor kirleticileri yüzünden bitkisel calılar dediğimiz fitoplaktonlar normalin çok üzerinde çoğalıyor ve fitoplakton patlaması oluyor. Fitoplanktonlar deniz salyası dediğimiz müsilaj salgılıyor.

Fitoplankton patlamaları ile oluşan deniz salyası (müsilaj), deniz ekosistemi olarak ‘artık beni kirletmeyin’ diye feryat ediyor.

Marmara Denizi’nde aşırı fitoplanton çoğalmasını, patlamasını ve bunların deniz salyası salımlamasını önlemek için Marmara Denizi’ne kıyısı olan belediyeler ve sanayi tesisleri atık sularını ileri kademe arıtması gereklidir.

İleri kademe arıtılmayan atıksulardan dolayı Marmara denizinde yavaş yavaş müsilaj oluşuyor. Yavaş yavaş “Geliyor gelmekte olan felaket”

Hidrobiyolog Levent Artüz: ‘Şu An Marmara Denizi Yıkılmış Bir Bina Gibi’

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler