Bizi Takip Edin

Yazarlar

Toplumsal Dönüşüm: Çocuklarımız Sokağın Ne Olduğunu Bilmiyor

Deniz Kılıç sokak

Deniz KILIÇ – Sokak, “Yerleşim yerlerinde, üzerinde ulaşımın sağlandığı, genellikle cadde ve bulvarlardan daha küçük yol. Sokak, yayaların ve taşıtların ulaşımını ve civar binalara erişimini kolaylaştırmak için kullanılır. Mahalle aralarındaki bazı küçük sokaklar taşıt trafiğine uygun olmayabilir” şeklinde tanımlanır.

Bu kadar uzun bir tanımlamanın olduğu ‘sokak’ kelimesi aslında özgürlüğün, hayatın, mücadelenin, umudun, kardeşliğin, kavganın ve geleceğin ilk adımıdır. Evden dışarıya ilk attığımız adım, bizi sokağa götürür. İlk adımımız, sokaktır yani…

Çocukluğu son olarak doksanlı yıllardan iki binli yılların başına denk gelenler için ‘sokak’ kelimesi çok başka anlamlar içerir. Mesela sokak onlar için oyun demektir, arkadaş demektir. Şimdilerdeki gibi  her köşe başında parklar yoktu. Ama her sokak bir oyun alanıydı.

Yürüyüş: Kılıçdaroğlu Ne Söyledi, Ne Yaptı ve Şimdi Ne Yapmak İstiyor?

Sokağın Bazı Kuralları Vardı

Hayat ilk olarak sokakta, bu kurallarla öğrenilirdi; saygı ve sevgi… Yaşı büyük olanlara saygı, küçük olanlara sevgiyi gösterilirdi. Büyüklerin bakkal ihtiyacını sokakta oynayan çocuklar giderirdi şimdiki gibi “arayın da marketten getirsinler” gibi uygulamalar yoktu. Zaten marketler de azdı, bakkallar vardı. Onlar amcaydı, abiydi, ablaydı, teyzeydi. Bakkallar tüm mahalleyi iyi tanırdı. Mesela bakkalların defterleri vardı. Namı diğer “bakkal defteri”, bu defter şimdiki kredi kartları gibiydi ama aylığını geç alıp, bakkalın borcunu biraz geciktirdiğinde faiz işlemiyordu. Bakkal amcalar kimin borcuna sadık olup olmadığını iyi bilirdi. Onlar, kredi sorgulamasının vücut bulmuş haliydi. Mahalledeki cadde ve sokak isimlerini de onlar iyi bilirdi, birisi adres sorduğunda “100 metre ileriden sağa dön, soldaki ikinci bina” diyerek hemen adrese teslim gönderme işini iyi bilirlerdi. Bugünkü navigasyon hizmetini onlar sağlardı. Birbirinden bağımsız ama aynı ritüelleri uygulayan bakkallar sokakların vazgeçilmeziydi. Çocuklar bakkal amcalarının bu özelliklerini iyi gözlemlerdi.

Kemal Sunal Filmleri Neden Hala Çok İzleniyor?

Sokak Deyince Oyun Oynamak Gelirdi Akıllara…

Saklambaç, seksek, çift kale, tek kale maç, köşe kapmaca, yerden yüksek, çelik-çomak, misket, beş taş gibi ismini daha sayamadığım birçok oyunu ilk olarak sokakta öğrenirdik. Yazılı olmayan ama herkesin bildiği ve uymak zorunda olduğu kurallar vardı. Hata yaptığında yandığın, yenildiğin, kaybettiğin. Dikkatli olduğunda başardığın, kazandığın, yanmadığın oyunlardı. Puan toplayıp level atlayamıyordun ama kazandığında arkadaşına sarılarak kutlayabiliyordun.

“Gazozuna maç” diye bir tabir vardır. Bu tabir kimine göre basit bir futbol müsabakası olduğu için söylenir. Maçın futbol kalitesinin düşüklüğünü anlatmak için kullanılan deyimdir aslında. Ancak, gerçek ‘gazozuna’ maçın nasıl bir çekişmeyle geçtiğini, gerçekten gazozuna maç yapanlar iyi bilir. Çekişme, mücadele, ara sıra kavga olsa da sonunda centilmenlik vardı. Gazozu kaybeden takımın burukluğu ve maç sonrasındaki “o golü nasıl yedin öyle, senin yüzünden kaybettik, sende bir adamı tutamadın, çocuk bir şut çekti önünde kimse duramadı” gibi maç kritiğini yaparken kazanan takım heyecanla gazozunu içerdi. PES’te parmaklarıyla döktürenlerin anlamayacağı bir duygudur bu! Bu arada topu olan çocuğa büyük bir saygı vardı. Topu olan çocuğun top oynamasını bilip bilmemesi önemli değildi. Önemli olan onun topunun olmasıydı. Topu olan çocuk her zaman sahadaki birinci adamdı. Top ve kapitalizm arasındaki ilişkiyi görebilmenin adı sokaktı!

Bir de çok iyi top oynamasına rağmen sahada olamayan çocuklar da vardı. O çocukların gerekçesi her zaman “bugün canım top oynamak istemiyor” olurdu.  Ama asıl gerekçe kaybederse gazoz parası, eskidiği zaman yenisini alabileceği ayakkabı parasının olmayışıydı. Ama o çocuğun öyle bir dostları vardı ki “sen gel oğlum oyna, benim annem fazla para verdi bugün” diyen boyu küçük ama yüreği büyük can yoldaşları vardı. İşte arkadaşlığı öğrendiğin mekanın adı sokaktı!

Elektrik kesildiği zaman hayat durmazdı. Çünkü tek bir enerjiye yönelik oyun anlayışı vardı o da insanın kendi enerjisiydi. Şimdilerde elektrik kesildiğinde mutsuzlaşan çocuklar yerine coşan, sevinen ve hemen saklambaç oyunu düzeneğini kuran çocuklar vardı. Bulunduğu durumdan mutlu olmayı becerebilen çocuklar…

Genellikle erkekler top oynar, kızlar ip atlar ama her iki cinste saklambaç oyununu birlikte oynardı. Nazik, nezaketli ve tamamen eşitlik ilkesine dayalı. İşte sokaktaki eşitlik buydu!

Sokak, çocukların ilk dünyasıydı. Yazılı olmayan ama herkesin uyduğu ahlak, görgü, saygı kuralarının öğrenildiği yerdi. Bazen bir oyun dünyası bazen bir yarışma alanı bazen futbol sahası bazen açık hava toplantı yerleri olan sokaklar, kimi çocuklar için tam bir cazibe merkeziydi. Aslında tüm çocukların cazibe merkezi sokaktı…

Günümüz Kültürel İklimini Yansıtan Sözcük: ‘İktidar Yanlısı’

Ya Şimdi…

Eskiden annelerin “hadi eve gel artık” diye bağırdığı çocuklara şimdilerde anneleri “yavrum bırak şu bilgisayarı da git biraz hava al” dediği bir topluma dönüştük. Çocuklar şimdi terlemiyor, kirlenmiyor, dizleri yara-bere olmuyor, gazozuna maç yapmıyor, ayrı evlerde uzak diyarlarda hiç görmediği çocuklarla aynı kaderi yaşıyor, aynı bilgisayar oyununu oynuyor ama aynı sokaktaki diğer çocukları tanımıyor…

Yukarıda bahsetmiş olduğum ve çocukluk yıllarını son olarak doksanlı yıllarda yaşamış olan bireylerle, çocuklukları günümüze denk gelen çocuklarımızın arasında sadece kuşak farklılıkları olmadığını biraz olsun anlatmak istedim. Yazıyı yazarken Beşiktaş Belediyesi Klinik Psikologlarından Mahide Bingöl’ün konuyla ilgili uzman görüşüne başvurdum. Teknolojinin olumlu taraflarının hayatı kolaylaştırdığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Mahide Bingöl olumsuz taraflarının çocuklarının gelişimini ciddi olarak etkilediğini vurguladı.

Uzman Klinik Psikolog Mahide Bingöl: Yüz yüze İletişim Kurulmadığında Sosyal Destek Sistemi De Unutulmaya Yüz Tutmaktadır

Uzman Klinik Psikolog Mahide Bingöl, günümüzde teknolojinin gelişmesi, elektronik aletlerin kullanımı ile bilgiye ve hedefe kolay ulaşılabilirlik elde edilmesinin hayatı kolaylaştırmasına rağmen aile ve arkadaşlık bağlarının kopmasına, paylaşımların azalmasına sebep olduğunu ifade ediyor.

Uzman Klinik Psikolog Mahide Bingöl’ün Konuyla İlgili Görüşü:

“Günümüzde teknolojinin gelişmesi elektronik aletlerin kullanımı ile bilgiye ve hedefe kolay ulaşılabilirlik elde edilmektedir. Bu durumun her ne kadar hayatı kolaylaştırdığı düşünülse de aslında aile ve arkadaşlık bağlarının kopmasına, çocukların paylaşımlarının azalmasına neden olmaktadır. Teknoloji, çocuklara dışarıya çıkmadan oturdukları yerden oyun oynama, alışveriş yapma, arkadaş bulma imkanı sağlamasından dolayı dışarıya çıkıp arkadaş bulma, sanal bir platform sunmakta. Kimi zaman gerçeklik bağlarını zedelemekte, sosyalleşme eğilimini azaltmaktadır. Dezenformasyon ile bilgi kirliğine maruz kalmaktadır, yüz yüze ilişki ve iletişim geliştirilip sürdürülmediği için iletişim kopuklukları dil gelişimi sekteye uğramakta kendini ifade konusunda problemler görülmektedir”

“İlişkilerde Fast Food Gibi Günlük Yaşanmakta ve Tüketilmektedir”

“Kişi veya çocukta iletişim kurma becerisi yetersiz kaldığından güvensizlik kaygı ve anksiyete bozukluğu iletişim kurma bozuklukları ortaya çıkmaktadır.

Tüm zamanını evde cep telefonu ve bilgisayar başında geçiren çocukların sokakta yaptıkları fiziksel aktiviteler sınırlanmış olduğu için kemik ve kas gelişimi sağlıklı tamamlanamamakta.

Bunun sonucunda da D vitamini basta olmak üzere vitamin eksikliğinden kaynaklı rahatsızlıkların da ortaya çıktığı görülmektedir. Ayrıca, psiko-somatik semptomlar gözlenmektedir, görme bozukluğu ve uyku bozuklukları da şikayetler arasında görülmektedir. Neticede bir ekran ardından ilişkiler geliştirilmekte bu da yüz yüze ilişki ve iletişim kurmanın faydalarından çocukları mahrum bırakmakta, iletişim becerileri kısır kalmaktadır. Üstelik seçenek fazlalığından manevi değerlere ve uzun sureli arkadaşlık ilişkilerine emek verilmemekte, ilişkilerde fast food gibi günlük yaşanmakta ve tüketilmektedir”

“Yüz Yüze İletişim Kurulmadığından Sosyal Destek Sistemi De Unutulmaya Yüz Tutmaktadır”

“Çocuklar nerdeyse sözcükleri kullanmadan emojiler ile bir birlerine anlatmak istedikleri şeyi anlatmaktadırlar, bu da dil gelişimini ve iletişim kurma becerilerini olumsuz etkilemektedir.

Kelime dağarcıkları sınırlı düzeyde kalmaktadır. Duygu durumlarını gizlemeleri mümkün olmaktadır. Bu durumda kişilerin üzgün mü?  Kızgın mı? Samimi mi? Art niyetli mi? Olduğu anlaşılmamakta ve suiistimallere de elverişli bir ortamda bulunulmaktadır. Yüz yüze iletişim kurulmadığından sosyal destek sistemi de unutulmaya yüz tutmaktadır. Görüldüğü üzere teknoloji ve gelişen imkanlar yerinde ve kararında kullanılırsa büyük fayda ve konfor elde edilir, kontrolsüz ,sınırsız ve sürekli kullanılması halinde verdiği zarar, sağladığı faydadan daha fazla olmaktadır.”