Connect with us

İklim Krizi

Son Yedi Yıl, Dünya Genelinde Kayıtlara Geçen En Sıcak Yedi Yıl Oldu

Copernicus iklim

Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi, 2021’in dünya genelinde kayıtlara geçen en sıcak yedi arasında olduğunu gösteren yıllık bulgularını yayınladı.

Avrupa, Akdeniz’de şiddetli sıcak hava dalgaları ve Orta Avrupa’da sellerin damgasını vurduğu aşırı uçlarda bir yaz yaşadı. Bu arada, karbondioksit ve özellikle metan konsantrasyonları küresel ölçekte artmaya devam etti.

Avrupa Komisyonu adına Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi (ECMWF) tarafından Avrupa Birliği finansmanıyla yürütülen Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S),küresel olarak son yedi yılın açık bir farkla kaydedilen en sıcak yedi yıl olduğunu gösteren yeni verileri bugün yayınladı.

Bu yedi yıl içinde 2015, 2018 ve 2021 daha serin yıllar arasında yer alıyor. Bir taraftan da 2021’de Avrupa en sıcak yazını yaşadı. Sıcaklık değerleri, 2010 ve 2018’de yaşanan diğer en sıcak yazlardan çok az daha yüksekti. C3S, Copernicus Atmosfer İzleme Servisi (CAMS) ile birlikte uydu ölçümlerini kullanılarak yaptığı ön analiz çerçevesinde, atmosferik sera gazı konsantrasyonlarının 2021 yılı boyunca artmaya devam ettiğini, karbondioksit (CO2) seviyelerinin yıllık küresel ortalamasının yaklaşık 414 ppm’lik rekor seviyeye ulaştığını ve metan (CH4) seviyesinin de yaklaşık 1876 ppb’e ulaşarak yıllık rekoru kırdığını bildirdi.

Dünya çapındaki orman yangınlarından kaynaklanan karbon emisyonları, özellikle Sibirya’daki yangınlarla körüklenerek toplam 1850 megatona ulaştı. Bu, geçen yıla göre (1750 megaton karbon emisyonu) biraz daha yüksekti ancak 2003’ten bu yana azalan bir eğilim görülüyor.

İklim Değişikliğine Bağlı Aşırı Hava Olayları Dünyaya Milyarlarca Dolara Mal Oldu

Copernicus İklim Değişikliği Servisi: ‘Küresel Yüzey Hava Sıcaklıkları Artıyor’

  • Küresel olarak, kayıtlara geçen en sıcak beşinci yıl olan 2021, 2015 ve 2018’e kıyasla çok az daha fazla sıcaktı.
  • 2021’de yıllık ortalama sıcaklık 1991-2020 referans dönemi sıcaklığının 0,3°C üzerinde, sanayi öncesi seviye olan 1850-1900 ortalamasının 1,1-1,2°C üzerinde gerçekleşti.
  • Son yedi yıl açık farkla kayıtlara geçen en sıcak yıllardı.

Dünya genelinde, 2021’in ilk beş ayında, çok sıcak geçen son yıllara kıyasla nispeten düşük sıcaklıklar görüldü. Ancak haziran ayından ekim ayına kadar aylık sıcaklıklar, kaydedilen en sıcak aylar arasında hep ilk dörtte yer aldı. Son 30 yılın (1991-2020) sıcaklıkları sanayi öncesi seviyenin yaklaşık 0,9°C üzerindeydi. Son 30 yıllık referans dönemle karşılaştırıldığında, ortalamanın üstüne en fazla çıkan sıcaklık değerlerine sahip bölgeler arasında, ABD ve Kanada’nın batı kıyısından başlayıp Kuzey Doğu Kanada ve Grönland’a kadar uzanan şeridin yanı sıra Orta ve Kuzey Afrika ve Orta Doğu’nun büyük bir kısmı yer alıyor. Ortalamanın altına en fazla inen sıcaklık değerlerine sahip bölgeler ise, Sibirya’nın batısı ve en doğusu, Alaska ve Büyük Okyanus’un ortası ve doğusu (yılın başında ve sonunda La Niña ile eş zamanlı olarak), Avustralya’nın çoğu ve Antarktika’nın bazı bölgeleri.

Avrupa Yüzey Hava Sıcaklıkları

  • Yıl boyunca Avrupa’da sıcaklıklar, en sıcak on yıl olmayan 1991-2020 ortalamasının sadece 0,1 °C üzerindeydi.
  • Avrupa için en sıcak on yıl 2000’den bu yana gerçekleşti ve 2014 ila 2020 en sıcak yedi yıl oldu.

Avrupa genelinde kışın son ayları ve ilkbaharın tamamı genellikle 1991-2020 ortalamasına yakındı veya onun altındaydı. Nispeten sıcak bir mart ayından sonra, nisan ayında görülen soğuk evre, kıtanın batı kesimlerinde geç mevsim donlarına neden oldu. Bununla birlikte 2021 yazı, Avrupa’da daha önce en sıcak yazların yaşandığı 2010 ve 2018’e yakın olsa da, kayıtlara en sıcak yaz olarak geçti. Haziran ve temmuz, daha önceki en sıcak aynı aylar içinde ikinci sırada yer alırken, ağustos ayı genel olarak ortalamaya yakındı, ancak güneyde ortalamanın üzerinde sıcaklıklar ile kuzeyde ortalamanın altında sıcaklıklar arasında büyük bir uçurum ortaya çıktı.

Net Sıfır Taahhütleri, 2030 İklim Hedeflerini Sözde Destekliyor

Avrupa’da Yazın Görülen Aşırı Hava Olayları

Avrupa’da 2021 yazında çok sayıda etkili aşırı hava olayı yaşandı. Temmuz ayında, Batı Avrupa’nın ortasında çok şiddetli bir yağış olayı yaşandı ve toprağın doyma noktasına ulaşmasıyla birçok ülkede şiddetli seller meydana geldi. En ağır şekilde etkilenen ülkeler arasında Almanya, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda yer alıyordu. Akdeniz bölgesi temmuz ayı boyunca ve ağustos ayının bir bölümünde sıcak hava dalgası yaşarken, yüksek sıcaklıklar özellikle Yunanistan, İspanya ve İtalya’yı etkiledi. Avrupa’nın en yüksek sıcaklık rekoru, daha önceki yüksek sıcaklığın 0,8°C üzerinde, 48,8°C ile Sicilya’da kırıldı; ancak bu yeni rekorun Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından hâlâ resmi olarak doğrulanması bekleniyor. Sıcak ve kuru koşullar, Doğu ve Orta Akdeniz’de, özellikle de Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Cezayir, Tunus ve Türkiye’de yoğun ve uzun süreli orman yangınlarına yol açtı.

‘Net Karbon Emisyonları Azaltmak İçin Çalışmalıyız’

Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo şunları ekliyor: “2021, Avrupa’da en sıcak yazın, Akdeniz’de sıcak hava dalgalarının görüldüğü aşırı sıcak yıllardan biriydi. Kuzey Amerika’daki benzeri görülmemiş yüksek sıcaklıklardan bahsetmiyorum bile. Son yedi yıl, kayıtlara geçen en sıcak yedi yıl oldu. Bu olaylar, gidişatı değiştirme, sürdürülebilir bir topluma yönelik kararlı ve etkili adımlar atma ve net karbon emisyonlarını azaltma yolunda çalışmamız gerektiğini açıkça hatırlatmaktadır.”

COP26 İklim Zirvesi’nin İlk Taslak Anlaşması Yayımlandı

İklim Krizi

İklim Değişikliğine Bağlı Aşırı Hava Olayları Dünyaya Milyarlarca Dolara Mal Oldu

Ida Kasırgası ABD New York Sel

Christian Aid tarafından bugün yayınlanan yeni analiz, geçtiğimiz yıl içerisinde milyarlarca dolara mal olan iklim felaketlerini ortaya koyuyor. 

Rapora göre, ABD’deki Ida Kasırgası tek başına 65 milyar dolara mal olurken, Temmuz ayında Avrupa’daki sel felaketleri ise 43 milyar dolar zarara neden oldu.

  • Çalışma, iklim değişikliğiyle ilişkili ve her biri 1,5 milyar doları aşkın hasara neden olan 10 aşırı hava olayını ele alıyor.
  • Ağustos ayında ABD’yi vuran Ida Kasırgası 65 milyar dolar, Temmuz’da Avrupa’yı kasıp kavuran sel felaketleri ise 43 milyar dolar zarara yol açtı.
  • Dünya genelinde milyonlarca insanın ölümüne ve yer değiştirmesine yol açan seller, kasırgalar ve kuraklık, iklim değişikliğinden sorumlu olmayan yerlerde de gerçekleşti.

Net Sıfır Taahhütleri, 2030 İklim Hedeflerini Sözde Destekliyor

Aşırı Hava Olaylarının On Tanesi 1,5 Milyar Doları Aşkın Maliyet Yarattı

Christian Aid tarafından yayınlanan ‘2021’in Maliyeti: iklim değişikliğinden kaynaklanan çöküş yılı’ (Counting the cost 2021: a year of climate) isimli yeni analiz, bu yıl gerçekleşen en yıkıcı on beş iklim felaketini tanımlıyor.

Bu yıl gerçekleşen aşırı hava olayların on tanesi 1,5 milyar doları aşkın maliyet yarattı. Belirlenen bu maliyet, sigorta kapsamındaki finansal kayıplardan yapılan varsayımlara dayanıyor. Başka bir deyişle, gerçekleşen finansal maliyetin bu rakamdan yüksek olması olası görünüyor. Bu felaketler arasında, ağustos ayında ABD’de 95 kişinin hayatını kaybettiği 65 milyar dolarlık maliyet yaratan Ida Kasırgası yer alıyor. Temmuz ayında Avrupa’da 240 kişinin hayatını kaybettiği sel felaketinde ise 43 milyar dolarlık hasaroluştu. Çin’deki Henan eyaletindeki sel felaketi ise 320 kişinin yaşamını yitirmesine, bir milyonu aşkın kişinin göç etmesine ve 17,5 milyar dolarlık yıkıma yol açtı.

Rapor, daha zengin ülkelerin daha yüksek mülk değerlerine sahip olmaları ve sigortalamayı karşılayabilmeleri nedeniyle daha yüksek çıkan finansal maliyete odaklanıyor. Buna karşın, 2021 yılında gerçekleşen en yıkıcı aşırı hava olaylarının birçoğunun, iklim değişikliğine katkısı oldukça sınırlı olan yoksul ülkelerde yaşandığı görülüyor. Gerçekleşen felaketler, yarattığı finansal maliyetin yanı sıra, gıda güvenliğinde yarattığı riskler, kuraklık, kitlesel göçler ve can kayıplarına neden oluyor. Birçok insanın hali hazırda ülke içerisinde yer değiştirmek zorunda kaldığı Güney Sudan’da 850.000’i aşkın insanın evlerini terk etmeye zorlandığı sel felaketleri yaşanırken, Doğu Afrika kuraklıkla kavrulması, iklim adaletsizliğini gözler önüne seriyor.

Mayıs ayında Hindistan ve Bangladeş’i vuran ve yalnızca birkaç gün içerisinde üç milyar doları aşkın kayıp yaratan Yaas Siklonu örneğinde olduğu gibi 2021’de bazı felaketler hızla gerçekleşti. Buna karşın, Latin Amerika’daki Paraná nehri kuraklığında olduğu gibi Brezilya, Arjantin ve Paraguay ekonomilerinin hayati parçası olan nehrin son 77 yılın en düşük seviyesine düşmesi ve geçim kaynakları bu nehre bağlı olan insanları etkilemesi aylar sürdü.

Asya’da Sel ve Tayfunların Toplam Maliyeti 24 Milyar Doları Buldu

En yüksek maliyetli on aşırı hava olayından dördünün gerçekleştiği Asya’da sel ve tayfunların toplam maliyeti 24 milyar doları buldu. Ancak aşırı hava koşullarının etkisi tüm dünyada hissedildi. Mart ayında Avustralya, 18.000 kişinin yer değiştirmesine ve 2,1 milyar dolarlık hasara yol açan sel felaketlerine maruz kaldı.  Kanada’nın Britanya Kolombiyası eyaletinde gerçekleşen sel felaketinde ise 7,5 milyar dolarlık hasar yaşandı ve 15.000 kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. ABD’de yakın zamanda gerçekleşen kasırgalarla ilgili sigorta ve mali kayıp verilerinin eksik olması sebebiyle bu raporda yer verilmedi ancak gelecek yılın çalışması kapsamında dahil edilebilir.

İklim değişikliğinin yarattığı bu ölçekteki tahribatın, emisyon azaltımı kapsamında bir önlem alınmaması durumunda devam edecek olması endişe yaratıyor. Sigorta firması Aon, 2021’de dünya genelinde gerçekleşen doğal felaketlerin sigorta kapsamındaki 100 milyar doları aşkın kayıp eşiğini altıncı kez aştığına dikkat çekiyor. Altısı da 2011’den bu yana gerçekleşirken, 2021 yılı son beş yıl içerisinde 100 milyar eşiğini aşan dördüncü yıl oluyor. Raporda ayrıca, 1970’lerden bu yana Çad Havzası’ndaki kuraklık sonucunda, Çad Gölü’nün %90 küçülmesi ve dünyanın en yoksul milyonlarca insanın yaşadığı bu bölgedeki yaşam ve geçim kaynaklarını tehdit eden krizlere de yer veriliyor.

Bu aşırı olaylar, somut iklim eylemine duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor. Paris Anlaşması’nda belirlen ve küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi devrimi öncesine kıyasla 1,5°C ile sınırlandırma hedefine karşın, Glasgow’da gerçekleştirilen 26. Taraflar Toplantısı’nın sonuçları bu hedefe ulaşmak için yeterli görünmüyor. Bu nedenle acilen harekete geçilmesi gerekiyor.

2022 yılının iklim değişikliğinin etkilerine karşı en kırılgan ülkelere finansal destek sağlama yolunda adım atılması, özellikle de en yoksul ülkelerin iklim değişikliği sonucu oluşan kalıcı kayıp ve hasarlarını karşılamak üzere bir fon oluşturulması gerekiyor.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

‘COP26’dan Hayal Kırıklığı İle Ayrıldım’

Christian Aid’in iklim politikaları lideri ve raporun yazarı Dr. Kat Kramer, “İklim değişikliğinin bu yılki maliyeti, dudak uçuklatan mali kayıpların yanı sıra dünyanın dört bir yanında birçok insanın hayatını kaybetmesi ve göç etmek zorunda kalması açısından oldukça yüksek oldu. Dünyanın en zengin ülkelerinden bazılarında yaşanan fırtına ve sel gibi aşırı hava olaylarının yanı sıra, en yoksul ülkelerin birçoğunda yaşanan kuraklık ve sıcak hava dalgaları, iklim krizinin 2021 yılı maliyetinin yüksek olmasıyla sonuçlandı.  26. Taraflar Toplantısı’nda kaydedilen ilerleme olumlu olarak değerlendirilse de dünya genelinde insanların güvenli ve refah içerisinde yaşaması için yeterli değil” diyor.

Christian Aid’in Bangladeş’teki İklim Adaleti Danışmanı Nushrat Chowdhury, “İklim krizi 2021’de hafiflemedi. Kendi ülkem Bangladeş, gerçekleşen Yaas Siklonu ile bunu ilk elden deneyimledi. Deniz seviyesinin yükselmesi tehdidinin sürekli artmasından bahsetmiyorum bile. Glasgow’da gerçekleşen 26. Taraflar Toplantısı’ndaydım ve politikacılardan birçok olumlu açıklama duydum. Ancak esas ihtiyacımız, emisyonların hızla düşmesine yol açacak şekilde harekete geçilmesi ve bu kapsamdaki ihtiyaç sahiplerine destek sağlanması. Kayıp ve hasar finansmanı konusunun COP26da önemli bir konu haline geldiğini görmek güzel; ancak iklim değişikliği sebebiyle kalıcı hasar yaşayan insanlara anlamlı yardım sağlamak üzere bir fon kurulma kararı çıkmaması sebebiyle bu toplantıdan hayal kırıklığıyla ayrıldım. 2022’nin küresel önceliklerden biri bu fonun hayata geçirilmesi olmalı” diyor.

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

Barselona Sözleşmesi Kapsamında COP22 Konferansı Antalya’da Başlıyor

COP22 Antalya

Barselona Sözleşmesi kapsamında 22. Taraflar Konferansı (COP22), 7-10 Aralık tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek toplantıda Akdeniz’deki kirlilik, biyoçeşitlilik kaybı, yabancı türlerin varlığı ve iklim değişikliği ele alınacak.

Türkiye’nin de taraf olduğu “Barselona Sözleşmesi” olarak isimlendirilen Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunması Sözleşmesi’nin 22. Taraflar Konferansı, 7-10 Aralık tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek. Pandemi sonrası yüz yüze yapılacak ilk toplantı olan COP22 ile Türkiye, “Barselona Sözleşmesi Sekretaryası Büro Başkanlığı” görevini İtalya’dan devralacak.

COP22 Antalya’da Başlıyor

Türkiye’nin ev sahipliğinde 4 gün sürecek toplantının 3’üncü gününde Barselona Sözleşmesi’ne taraf olan ülkelerin çevre bakanlarının katılımıyla “Bakanlar Oturumu” yapılacak. Türkiye adına toplantıya Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Mavi Bir Akdeniz’e Doğru: Çöpsüz Miras Bırakmak; Biyolojik Çeşitliliği Korumak, İklim Dengesini Sürdürmek” başlıklı doküman ile katılacak. Oturumda “Akdeniz için Orta Vadeli Strateji Belgesinin onaylanması” ve “Akdeniz’in biyoçeşitliliğinin korunmasına yönelik 2020 sonrası eylem planının uygulamaya konulması” başta olmak üzere Akdeniz’in çevresel açıdan korunup iyileştirilmesini hedefleyen önemli kararların alınması öngörülüyor.

Cemil Aksu: ‘Paris İklim Anlaşması Pratik Olarak Çökmüştür’

Barselona Sözleşmesi Nedir?

Barselona Sözleşmesi çerçevesinde “Akdeniz deniz çevresinin korunması, sürdürülebilir kullanımının sağlanması ve daha iyi hâle getirmek için gerekli tedbirlerin alınması” amacıyla kıyıdaş ülkeler arasında iş birliği çalışmaları gerçekleştiriliyor.

İki yılda bir düzenlenen toplantıya sözleşmeye taraf olan 21 ülke ile Avrupa Birliği temsilcileri ve üst düzey yetkilileri, teknik ekipler, konuyla ilgili odak noktalar, uluslararası sivil toplum kuruluşları, basın mensupları ve bilim insanları katılıyor.

Toplantılarda söz konusu amaç çerçevesinde mali ve teknik detaylar görüşülerek tarafların onayına sunuluyor. 2-5 Aralık 2019 tarihlerinde İtalya’nın Napoli kentinde düzenlenen Barselona Sözleşmesi 21. Taraf Ülkeler Toplantısı’nda COP22 toplantısının Türkiye’nin ev sahipliğinde 7-10 Aralık 2021 tarihinde Antalya’da gerçekleştirilmesi kararı alınmıştı.

COP26 Türkiye Koalisyonu Tutum Belgesi: ‘Halkların Öz Gücüne Güveniyoruz’

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

İklim Krizi’ni Yaşıyoruz: ‘Yok Oluş Hikayesinin Parçası Olmayın’

Deniz Kılıç iklim krizi

Son günlerde yaşadığımız aşırı lodos yüzünden maalesef can ve mal kayıpları yaşadık. Türkiye, dünya üzerindeki konumu itibariyle dört mevsimi yaşayan bir ülkeydi. Ancak son yıllarda iklim krizinin etkisiyle, sadece yaz ve kış mevsimlerini hissedebiliyoruz. Artık sonbahar ve ilkbahar mevsimleri eskisi gibi hissedilmiyor.

DENİZ KILIÇ | İklim, bir yerde uzun yıllar boyunca sürekli olarak aynı ortalamada devam eden hava sıcaklığıdır. İklim değişikliği ise bu ortalamalardaki değişikliğin yaşanmasıdır.

İklim krizinin nedenleri tabi ki insanlara dayanıyor. Kişisel bakımda kullanılan kozmetik ürünlerinden, günlük yaşamda tüketilen birçok ürüne, santraller, fabrikalar, fosil yakıtlar, yani akaryakıttan kömüre kadar neredeyse Sanayi Devrimi sonrası kullandığımız ya da tükettiğimiz hemen hemen her şey, iklim krizine sebep olmaya devam ediyor.

En basit haliyle özetlemek gerekirse, fosil yakıtlar yanıcıdır. Yanan bu fosil yakıtlar havaya sera gazı adı verilen karbondioksitten oluşan gaz salımı yayıyor. Bu gazlar güneş ışınlarıyla ısıyı emerek, gezegenimizin sıcaklık seviyesini yükseltiyor.

Bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre dünyada sıcaklık artışı oldukça belirgin. Bunun önüne geçilmezse gelecekte endişe verici sonuçlarla karşılaşılması kaçınılmaz bir gerçek. Örneğin 19. yüzyıl ile günümüzü kıyaslayan bilim insanları, ortalama 1,2 santigrat derece havanın daha da ısındığını belirtiyor. Artan sıcaklık miktarı ile aynı döneme göre karbondioksit gazlarının artış miktarı ise yüzde 50’den daha fazla. Böyle devam ederse yakın gelecekte insanlığın geleceği tehdit altında olacaktır.

İklim  krizinin olumsuz sonuçlarının daha da artmaması veya azaltılması için ‘ortak mücadele’ sergilenmesi gerekiyor. Eğer ki ortak mücadele sergilenmezse, bilim insanları bu ısınmanın 4 derece kadar artacağını ifade ediyor. Bu da milyonlarca insanın iklim göçüne sebep olması, tarımsal üretimin çökmesi, kuraklığın her yere yayılması ve birçok bitki ve hayvan türünün yok olması demek.

İklim Krizi Etkisini Artırıyor: ‘Ekolojik Yok Oluşa Sürükleniyoruz’

2100 Yılına Kadar Dünyanın 1,5 Derece Artarsa Neler Yaşanabilir?

  • İngiltere ve Avrupa aşırı yağışlar nedeniyle, artan sel felaketleriyle karşılaşacak.
  • Orta Doğu ülkelerinde aşırı sıcak hava dalgaları yaşanacak ve tarım alanları çölleşecek.
  • Pasifik bölgesindeki ada ülkeleri, denizlerin yükselmesiyle tamamen sular altında kalacak.
  • Birçok Afrika ülkesinde kuraklık ve gıda sıkıntısı riski artacak.
  • ABD’nin batısında kuraklık ihtimali yükselirken, diğer bölgelerinde şiddetli fırtınalar yaşanacak.
  • Avustralya aşırı sıcaklık ve kuraklık dönemi yaşayacak.

Hükümetlere ve Bireylere Düşen Görevler Var!

2015 yılında Paris’te tarihi bir anlaşmaya varıldı. Ülkeler, iklim değişikliği gibi küresel öneme sahip bir konuda ancak bir arada ve birlikte eylem planı geliştirdikleri takdirde başarılı olunabileceği fikrine vardı. Paris Anlaşması ile yüzyıl sonuna kadar, yani 2100 yılına kadar dünyadaki sıcaklık artışının 1,5 santigrat dereceyle sınırlamak için eylem planı hazırlandı. Buna göre birçok ülke 2050 yılına kadar ulusal karbon salımını sıfırlamayı vadetti. Ancak bunu hükümetlerin tek bir eylem planı içerisinde, aynı anda hayata geçirmesi gerekmektedir.

Hükümetlerin aldığı kararların yanı sıra bireylerin de iklim değişikliğine yönelik yapabileceği şeyler var. Örneğin enerjinin daha verimli kullanılması, israf ve aşırı tüketimden kaçınılması, yenilenebilir ürünlerin tercih edilmesi, otomobilsiz bir hayatın yaşanması ya da elektrikli araçlara yönelinmesi, daha az hava yolculuğunun yapılması gibi…

CHP Gençlik Kolları Başkanı’na 11 Ay Hapis Cezası

Yok Oluş Hikayesinin Parçası Olma!

Dünya üzerinde her geçen gün kendini hissettiren iklim krizi, adım adım dünyamızı bir yok oluşa sürüklüyor. İklim krizi için bugün yapılmayan her şey, yarın daha kötü sonuçların yaşanmasına sebep olacak. O yüzden her bir bireyin, yapacağı şeyler küçük gibi gözükse de gezegen için büyük önem taşıyor.

Paris Anlaşması’nı imzalayan hükümetlere baskı yapmak, buradaki maddelerin uygulanmasını takip etmek de hepimiz için sorumluluk. Özellikle Türkiye’de yaşanan çevre felaketlerini düşününce, hepimizin sorumluluğu artıyor.

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

İmamoğlu, Glasgow’da Gerçekleştirilen COP26 İklim Zirvesi’ne Katıldı

Ekrem İmamoğlu Glasgow COP26

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, Glasgow’da düzenlenen ‘İklim Zirvesi’ndeki temasları başladı. İlk olarak ‘Race to Zero’ (Sıfır Emisyon) başlıklı panele katılan İmamoğlu, İstanbul’un iklim krizine ve depreme dayanıklı bir şehir olma yolundaki çalışmalarından örnekler verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İskoçya’da düzenlenen, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26. Taraflar Konferansı’na (COP26) katılmak üzere Glasgow’a gitti.

İmamoğlu, Glasgow’daki ilk olarak, C40 Büyük Kentler İklim Liderlik Grubu (C40 Cities) tarafından düzenlenen “Race to Zero” (Sıfır Emisyon) başlıklı panele katıldı. Moderatörlüğünü Dünya Yeşil Binalar Konseyi CEO’su Cristina Gamboa’nın yaptığı panelin katılımcıları, İmamoğlu ile birlikte Brezilya Minas Gerais Valisi Romeu Zema ve Dünya Yeşil Bina Konseyi Afrika Bölgesel Ağı Başkanı Elizabeth Chege oldu.

‘Paris İklim Anlaşması Pratik Olarak Çökmüştür’

‘Kentler, İklim Değişikliği Sorununda Hem Fail Hem Mağdur’

Panelde yaptığı konuşmada, İstanbul’un Türkiye’de C40’a üye tek şehir olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “Kentlerin iklim değişikliği sorununda hem fail hem mağdur olduğu bir dünya düzeninde yaşıyoruz” dedi.

Dünya nüfusunun çok büyük bir oranda kentlerde yaşadığına dikkat çeken İmamoğlu, “Biz, bu süreçte, İBB olarak, kentimizi vatandaşlarımız için çok daha güvenli hale getirmeyi öncelikli görev olarak kabul ediyoruz” diye konuştu. İstanbul’un, üzerinde yaşadığımız gezegenin benzersiz şehirlerinden biri olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, “Ama İstanbul, aynı zamanda yeryüzünde en yüksek deprem riski taşıyan lokasyonlardan birinde yer alıyor. 16 milyonluk nüfusuyla, Avrupa’nın en büyük kenti olan İstanbul, jeopolitik olarak çok stratejik bir noktada bulunuyor. Her şeyden önce Türkiye’nin sanayi üretiminin yarısı, İstanbul ve civarında yer alıyor. Ayrıca başta Avrupa Birliği ve Amerika olmak üzere, pek çok ülkenin doğrudan yatırımları da İstanbul’da bulunuyor” bilgilerini paylaştı.

İklimsel Dayanıklılık Çalışmalarını Anlattı

İmamoğlu, İstanbul’da afetlere hazırlık ve iklime bağlı kentsel dayanıklılığın artırılması kapsamında, 2 yılda yaptıkları çalışmaları 3 başlık altında özetledi. Bu başlıkları; “durum tespiti”, “eylem ve seferberlik planı” ve “fiziki dayanıklılığın artırılması” olarak sıralayan İmamoğlu, şu bilgileri paylaştı:

“Biz, çok sayıda uzman ve bilim insanın katılımıyla, binlerce yıllık tarihi veriyi dikkate aldık. Uzmanlar, önümüzdeki 30 yıl içinde, İstanbul’da 7 ve üstü şiddette bir deprem olasılığını, yüzde 65 düzeyinde tahmin ediyor. Bu tehlikeli olasılığa bağlı olarak, İstanbul’da 300.000 riskli konutun yenilenmesi gerekiyor. Riskli binaların tespit edilmesi için geniş kapsamlı tespit çalışmaları başlattık ve deprem için risk analizleri hazırladık. Uzmanlara göre; 7,5 büyüklüğündeki yıkıcı deprem senaryosunda; kentteki binaların yüzde 22,6’sı yıkılacak, 25 milyon ton enkaz oluşacak, yolların yüzde 30’u kapanacak. İçme suyu ve atık su hatları ile doğal gaz hatları hasar görecek. Toplamda büyük ekonomik kayıp yaşanacak. Bu tehlikeli fotoğraf nedeniyle, kentimizde acilen yaygın dayanıklılık önlemleri geliştirmeye karar verdik.

2019 yılında 174 kurumdan ve akademiden 1.200 katılımcı ile gerçekleştirdiğimiz ‘İstanbul Deprem Çalıştayı’ ile eylemlerimizi katılımcı bir zeminde oluşturduk ve kapsamlı bir ‘Deprem Seferberlik Planı’ hazırladık.”

İBB İklim Vizyonu’nu Açıkladı: ‘Hedef 2050’de Karbon Nötr İstanbul’

Kanal İstanbul, BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına Karşı

“İstanbul’da, risk altındaki konut stokunun depreme dayanıklı ve çevreyle dost yapılara dönüştürülmesini amaçlıyoruz” diyen İmamoğlu, “Avrupa’nın en büyük kenti olan İstanbul’un depreme dayanıklı hale getirilmesi, sadece İstanbul’un ve Türkiye’nin geleceği açısından değil, tüm kıta açısından hayati kabul ediyoruz. Bu konuda global bir dayanışma gereği vardır. Yaratıcı ve girişimci kapasitesiyle İstanbul, her türlü dayanışmanın karşılığını ödeyecek güçtedir. Bu arada önemle altını çizmek isterim ki, İstanbul’a dayatılan Kanal İstanbul projesini, sadece deprem açısından değil, pek çok açıdan kentin güvenliği için en ciddi risk olarak kabul ediyoruz. Bu projenin BM’nin ‘Sürdürülebilir Kalkınma’ amaçları kapsamındaki 17 prensibine birden karşı olduğunu görüyoruz. Finans kuruluşları dahil olmak üzere, dünya ölçeğinde tüm aktörlerle bu konuda dayanışma bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Yeşil Alan Sorusu

Panelde İmamoğlu’na 3 soru yöneltildi. Sorular ve İmamoğlu’nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle oldu:

–          Özellikle yeşil alanlarla ilgili çalışmalarınızda iklim eylemi için nasıl ortaklıklar geliştiriyorsunuz?

 “Konutlar, İstanbul’daki karbon ayak izinin de yüzde 14’ünden sorumlu. Özellikle, ulusal evsel enerji sistemlerinin, fosil yakıtlara bağlı olmasından kaynaklanan bu durumu, enerji çeşitliğimizi, yenilenebilir enerjiler lehine artırıyoruz. Özellikle, büyük güneş enerji santrali yatırımlarımız ile başta kamu tesisleri olmak üzere, pek çok alanda kömüre bağımlılığı azaltmaya çalışıyoruz. Göreve gelmeden önce, İstanbul için temel vizyonumuzu ‘adil, yaratıcı ve yeşil bir kent ‘olarak özetlemiştik. Bu yüzden de uzun yıllar yeşil alanlar konusunda ihmal edilmiş olan şehrimizde, yeşil alanları artırmak konusunda büyük adımlar attık. 2020 yılında toplam 4 milyon metrekarenin üzerinde yeşil alan geliştirerek, İstanbulluların kullanımına açtık.  Eş zamanlı olarak toplamda, 10 milyon metrekarelik 15 yeni yaşam vadisini şehrimize kazandırmak için çalışmaya başladık.  Bu alanları önümüzdeki yıldan itibaren hizmete açmaya başlayacağız. Onlarca yaşam vadisi ve kent ormanı ile kentteki ısı adası etkisini azaltacak önlemler geliştiriyoruz. Pandemi sonrasında, balkon ve yeşil alan kullanımlarının artırılmasına özen gösteriyoruz. Konutlarda iklim etkisini azaltabilmek amacıyla, ‘gri su’ kullanımını hayata geçirerek, bu yolla hem su faturalarının azaltılmasını sağlıyoruz hem de su tasarruf ediyoruz. Yeşil alanlar, İstanbul’da sadece yaşam kalitesinin yükseltmekle kalmayacak, aynı zamanda kent içinde hava sıcaklığının azaltılmasına yardım edecek. Aynı zamanda da karbon oranının doğal yollarda azaltılmasına yardım edecek.”

COP26: 100’den Fazla Ülke Ormansızlaşmayı Durdurmayı Taahhüt Etti

‘Demokratik Katılım İle İstanbulluları İşe Katıyoruz’

“Tüm imkanlarımızla İstanbul’u daha yeşil ve daha yaşanır bir kent yapacağız. İş başı yaptığımız günden beri, İstanbul’da ne yapıyorsak, kentsel adaleti sağlamak için yapıyoruz. Ne yapıyorsak ortak akılla yapıyoruz. Kısa, orta ve uzun vadeli plan ve stratejileri, ilgili tüm paydaşları bir masada toplayarak geliştiriyor ve hayata geçiriyoruz. Biz, İstanbul’da daha önce görülmemiş yeni nesil bir yerel demokrasi inşa ediyoruz. Bu nedenle katılımcılık bizim en önemli gücümüz. Demokratik katılım ile önce İstanbulluları işe katıyoruz. Aynı şekilde, uzmanları, akademik kurumları ve sivil toplum kuruluşlarını karar verme süreçlerinin parçası haline getiriyoruz. Benzer şekilde merkezi hükümeti de karar süreçlerine dahil etmeye çalışıyoruz. Ancak, tüm bu konularda belki de bizim en önemli ortağımız gençler, kadınlar ve iklim aktivistleri. Onlarla çalışırken daha adil ve daha yeşil bir kent hedefine giden yolda kendimizi çok daha güçlü hissediyoruz.”

İklim Direncinin Finansmanı

–          İstanbul’da konutta iklim direncinin finansmanı için ne tür yatırımlara ihtiyaç var? Sizce boşluklar nerede?

“Ne yazık ki, Türkiye’nin kentleşme ve afetlere hazırlık konusunda bütüncül bir konut politikasının eksikliği söz konusudur. Bu durum, İstanbul’un her geçen gün yurt içinden ve dışından daha fazla göç almasına ve nüfusun kontrol edilemez noktalara yükselmesine neden olmaktadır. Öte yandan kamu otoriteleri, uzun yıllar boyunca kentin yaşam kalitesini yükseltmek yerine, konutların değeri artırmakla meşgul oldular. Biz, göreve gelince, ‘İyi ve güvenli yaşamak herkesin hakkıdır’ diyerek konut politikasını değiştirdik. Bugün belediyemizin sosyal konut üretme şirketi KİPTAŞ, dar gelirli İstanbullular için modern tasarımlı ve dayanıklı konutlar üretiyor. Halen aynı anda inşa ettiğimiz 10 metro hattı ile bir yandan karbon emisyonunu düşürmeyi hedefliyoruz, diğer yandan da kent içi hareketliliği artırarak, kent çeperinde daha iyi olanaklara sahip konut alanları geliştiriyoruz. Tasarımları ise yine İstanbullularla birlikte, onların ihtiyaçlarını ve beklentilerini gözeterek yapıyoruz. Ayrıca İstanbul’daki 10 derede kurduğumuz ‘Taşkın Erken Uyarı Sistemi’ ile kuvvetli yağışlar ile oluşan sel ve taşkınlar sonucunda meydana gelebilecek kayıpların en aza indirilmesini hedefliyoruz.” 

‘Global İşbirliklerine Tümden Açığız’

“İstanbul’un iklim krizi ile karşı karşıya olduğu afetlerin en başında, susuzluk ve kuraklık riski geliyor. Bu konutları, yerleşim planı, donatıları, sirkülasyon ağı ile kentten ayrışan kapalı bir alanlar yerine kentle bütünleşen, yüzde 40’tan fazla rekreasyon alanı ile herkesin hakkı olan yeşile erişmesini sağlayan; kente ve kentlilere çağdaş bir mimari dil ile tasarlanmış kullanışlı, özgün, güvenle yaşanacak konutlar sunuyoruz. Bu konutlarda afetlere de uyumlu tasarımları yerleştirmeye çalışıyoruz. Çünkü biz, İstanbul’da, depreme karşı dayanıklılığın artırılması çabalarına, düşük gelirli insanların finansal olarak desteklenmesini de öncelikli kabul ediyoruz. Kentler ve kentleşme iklim değişikliğinin önemli bir nedeni olduğu için, uluslararası kurumların ve finans kuruluşlarının yerel yönetimlerle doğrudan çalışmalarını gerekli görüyoruz. Biz, İstanbul’da yeşil dönüşümü ve yaşam kalitesinin artırılması doğrultusunda global işbirliklerine tümden açığız.”

COP26 Türkiye Koalisyonu Tutum Belgesi: ‘Halkların Öz Gücüne Güveniyoruz’

‘Tüm Paydaşlarla Çalışmayı Sürdürüyoruz’

–          Şehir, inşa edilmiş çevrede ve konut çevresinde iklim eylemini ilerletmek için ölçümleri ve verileri nasıl geliştiriyor? Ne tür veriler ilerlemeye yardımcı olmaktadır?

“’Yeşil Çözüm’ olarak adlandırdığımız iklim vizyonumuz kapsamında, İstanbul olarak ciddi bir inisiyatif üstlendik. Şehrimizde, tam bir iklim değişikliği seferberliği başlattık. İklim krizi ile mücadele yolunda izleme mekanizması olarak belediyemiz ‘Çevre Koruma Daire Başkanlığı’ bünyesinde, ‘İklim Değişikliği Müdürlüğü’ kurduk. Ayrıca diğer birimlerimizde iklim değişikliği ilgili sürecin takibi amacıyla iklim sorumluları belirledik. İklim mücadelesini kurumsal kültürümüzün de bir parçası haline getirecek temel bileşenleri tanımladık. Yürüttüğümüz tüm bu sürecin, genci ve yaşlısıyla, akademisyeni ve uzmanıyla, omuz omuza ve topyekun bir seferberlik ruhuyla başarılabileceğine inanıyoruz. Yeşil çözüm vizyonumuz doğrultusunda, sanayi kuruluşlarından sivil topluma, uluslararası finans kuruluşlarından İstanbul’daki ülke temsilcilerine kadar tüm paydaşlarla çalışmayı sürdürüyoruz.”

‘Elde Edeceğimiz Verileri Düzenli Olarak Paylaşacağız’

“Bunlara ek olarak, İstanbul Planlama Ajansımız bünyesindeki ‘Vizyon 2050’ ofisimiz çatısı altında bir ‘İklim Platformu’ oluşturuyoruz. Bu platform, tanımladığımız bu hedef doğrultusunda atacağımız tüm adımların pusulası olacak. Sürecin başarısının, izlenmesinin ve sürdürülebilirliğinin garantisi olacak. İstanbul’un iklimini korumak, yaşadığımız kenti iklim krizlerinin üstesinden gelebilecek bir konuma yükseltmek bizim yönetimimiz için vazgeçilmez ve yaşamsal bir konudur. Bu süreci şeffaf, anlaşılabilir ve güncel biçimde hem İstanbullu vatandaşlarımızla paylaşacak ve hem de katılımcı biçimde yürüteceğiz. Elde edeceğimiz verileri, başta C40 olmak üzere, uluslararası paydaşlarımızla da düzenli olarak paylaşacağız.”

İmamoğlu, panel sonrasında da sırasıyla; BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bir yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirip, Londra Belediye Başkanı Sadık Khan’la ikili görüşme yaptı.

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

COP26 İklim Zirvesi’nin İlk Taslak Anlaşması Yayımlandı

COP26 İklim Zirvesi

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) kapsamında yayınlanan taslak anlaşmada, iklim değişikliğiyle mücadelede çok taraflılığın önemine ve uluslararası işbirliğinin hayati rolüne dikkat çekildi.

İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı kapsamında ülkelerin 1.5 derecenin üzerindeki sıcaklık artışlarını önlemek için emisyonları nasıl azaltacağını belirleyen anlaşmanın ilk taslağı yayınlandı. Yedi sayfalık taslak anlaşma, ülkelerin iklim değişikliğinin etkileriyle başa çıkmasına yardım etme konusuna ve finansman konusuna odaklanıyor.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

Emisyon Hedefleri Tekrar Gözden Geçirilmeli

Anlaşmada ülkeler küresel ısınmayı 1.5 derece ile sınırlama hedefine ulaşmak için 2022 sonuna kadar ulusal eylem planlarındaki 2030 için emisyon azaltma hedeflerini tekrar gözden geçirmeye ve güçlendirmeye çağrıldı. Zengin ülkeleri fakir ülkelere verilen desteği artırmaya teşvik eden taslak anlaşmada, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamasına yardımcı olmak için toplu iklim finansmanı tedariklerini acilen artırmaları için gelişmiş ülkelere çağrı yapıldı.

Gelecek yıl sonuna kadar ülkeleri yüzyılın ortalarında veya civarında net sıfır emisyona ulaşmak için planlar ve politikalar belirlemeye davet eden anlaşma, ülkelere fosil yakıtlara yönelik sübvansiyonların aşamalı olarak kaldırılmasını hızlandırmaları çağrısında bulundu.

Cemil Aksu: ‘Paris İklim Anlaşması Pratik Olarak Çökmüştür’

Cuma Günü Nihai Sonuca Varması Bekleniyor

İklim değişikliğiyle mücadelede “çok taraflılığın önemi ve uluslararası işbirliğinin hayati rolünü” vurgulayan anlaşmadaki kararların katılımcı ülkeler tarafından cuma günü zirve sona ermeden önce müzakere edilip nihai bir sonuca varması bekleniyor.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Glasgow’da 31 Ekim-12 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26. Taraflar Konferansı’nda (COP26) 100’den fazla dünya lideri ve on binlerce delege, küresel bir tehdit olan iklim değişikliği krizini görüşmek üzere bir araya geldi. (İHA)

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

Net Sıfır Taahhütleri, 2030 İklim Hedeflerini Sözde Destekliyor

Net Sıfır iklim değişikliğiyle mücadele ekonomistler ekonomik büyüme

Glasgow’daki görüşmelerin son günlerinde, küresel emisyonların %90’ından sorumlu 140’ı aşkın ülkenin öne sürdüğü net sıfır emisyon hedefleri, güvenilirlik, eylem ve taahhüt açıkları sunarak görüşmeler üzerinde kara bulutlar oluşturuyor.

2015 yılında Paris’te gerçekleştirilen Taraflar Toplantısı’nda (Convention of Parties, COP) tüm hükümetler, emisyon açığını kapatmak üzere COP26’ya 2030 yılına dair daha kapsamlı taahhütler verecek şekilde geleceğinin sözünü vermişti. Üç yıl sonra Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel for Climate Change, IPCC) tarafından yayınlanan 1,5°C Özel Raporu, bu konudaki bilimsel zorunluluğu pekiştirdi. IPCC bu yılın başında ise iklim krizini “kırmızı alarm” olarak nitelendirdi.

Net Sıfır Taahhütleri: ‘Politikalar Salyangoz Hızında İlerliyor’

Mevcut taahhütler, yüzyılın sonuna gelindiğinde küresel ısınmanın 2,7°C’ye ulaşacağına işaret ediyor. Küresel ısınmada tahmin edilen artış, Eylül 2020 yılında yayınladığımız değerlendirmemize kıyasla düşüş gösterse de, bu durumun temel nedenini yeni politika gelişmeleri oluşturmuyor. Küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmak üzere dünyayı karbondan arındırmamız için, 2030 yılına kadar tüm sektörlerde ciddi çabalar görmemiz gerekiyor.

Mevcut 2030 hedefleri (uzun vadeli taahhütler olmaksızın) yüzyılın sonuna kadar 2,4°C’lik sıcaklık artışı öngörülen bir geleceğe işaret ediyor. Nisan 2021’de Biden öncülüğünde gerçekleştirilen Liderler Zirvesi’nden bu yana, standart “taahhütler ve hedefler” senaryomuzdaki ısı öngörüsü, verilen tüm taahhütleri ve bağlayıcılığı bulunan uzun vadeli hedefleri içeren Ulusal Katkı Beyanlarını (Nationally Determined Contributions, NDCs) içermesi sebebiyle 0,3°C azalarak 2,1°C’ye geriledi. Bu gelişmenin temelinde ABD ve Çin’in net sıfır emisyon hedeflerinin dahil edilmesi yatıyor. Bu iki ülke uzun vadeli stratejilerini Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change, UNFCCC) Sekreteryası’na ilettiler.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

Taraflar toplantısı öncesinde ve Glasgow sırasında liderler ve hükümetler, 2030 yılına dair iklim hedeflerini artırmak üzere yeterli ivme sağlayamadı: Geçen yıl sunulan NDC iyileştirmeleri, 2030 yılına gelindiğinde emisyon açığını yalnızca %15-17 azaltıyor. Bu daralmaya en büyük mutlak katkıyı Çin, AB ve ABD sağlıyor. Bunun yanı sıra düşük emisyon seviyesine sahip diğer ülkeler de NDC’lerini iyileştirdi.

Tüm Hükümetlerin Hedeflerini Yeniden Gözden Geçirmesi Gerekiyor

Paris Anlaşması’nda belirtilen ve her NDC güncellemesinde bir önceki hedefe kıyasla ilerleme sağlanması gerekliliğinin aksine, bazı hükümetler 2015 yılında sundukları hedefi yineledi (Avustralya, Endonezya, Rusya, Singapur, İsviçre, Tayland, Vietnam). Bazı ülkeler ise (Brezilya, Meksika) 2015 yılında sundukları taahhütten daha az katkı sağlayacağını işaret eden taahhütler sundu. Bazı ülkeler (Türkiye ve Kazakistan) yeni bir beyan sunmadı ve İran henüz Paris Anlaşması’nı onaylamadı. 2030 yılına dair Glasgow’da sunulan yeni taahhütlerin değerlendirildiği durumda dahi, 2030 yılına gelindiğinde 1,5° hedefinin gerektirdiği emisyon seviyesinin yaklaşık iki katı kadar emisyon salacağız. Bu nedenle, tüm hükümetlerin hedeflerini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.

Küresel ölçekte, emisyonların yaklaşık %90’ından sorumlu ülkeler net sıfır hedefi vermiş durumda. Bu hedefler piyasalara önemli sinyaller veriyor ve bazı ülkelerin iklim eylemini hızlandırıyor ancak bu hedeflerin birçoğunun kalitesi hakkında soru işaretleri bulunuyor. Açıklanan tüm net sıfır taahhütlerinin ve tartışılan hedeflerin uygulanması durumunda, 2100 yılına gelindiğinde küresel sıcaklık artışını 1,8°C’yle, en yüksek artışı ise 1,9°C’yle sınırlamamız mümkün. “İyimser senaryo” olarak adlandırdığımız bu senaryo ‘eğer’ bu hedefler tam olarak uygulanırsa gerçekleşebilir. Bu durum gerçekleştirilmesi hayli zorlu bir koşulu barındırıyor. 40 ülkeyi kapsayan analizimiz, küresel emisyonların yalnızca %6’sının hedeflerin kapsamlı olarak nitelendirilmesi için “kabul edilebilir” seviyede.

Analizde yer alan hiçbir ülkenin, net sıfır hedefine hizmet eden nitelikte kısa vadeli politikaları bulunmuyor. CAT tarafından gerçekleştirilen net sıfır değerlendirmesi aynı zamanda, herhangi bir ulusal mevzuat ya da plan tarafından desteklenmeyen, yalnızca hükümetlerin kamuoyuna duyurduğu hedefleri de içeriyor. Bu açıklamaların bazıları, net sıfır hedefinin yalnızca CO2 özelinde tanımlanması veya kapsadığı sera gazları gibi hedefin olası etkisinin bütünsel açıdan değerlendirilmesine imkân sağlayan temel bilgileri içermiyor. Ayrıca, yüzyıl sonuna gelindiğinde ortalama sıcaklığın 1,8°C’ye ulaştığını öngören ‘iyimser’ değerlendirmemiz, Paris Anlaşması ile uyumluluk göstermiyor. Aynı zamanda küresel ortalama sıcaklığın 2,4°C’e yükselmesi ihtimalini göz ardı edemeyiz.

2030 yılına dair eylemler ve hedefler, çoğu zaman net sıfır hedefleriyle tutarsızlık gösteriyor. Bu durum, mevcut politikalar ile net sıfır hedefleri arasındaki 0,9°C’lik fark olarak yansıyor. Bu durumun Glasgow’da ele alınması gereken güvenilirlik açığı olduğuna inanıyoruz.

Kömür

Paris Anlaşması’nda belirlenen ve küresel ısınmayı1,5˚C ile sınırlayan hedefin tutturulabilmesi için kömürden elektrik üretiminin OECD üyesi ülkelerde 2030 yılına kadar, küresel ölçekte ise 2040 yılına kadar sonlandırılması gerekiyor. Politik ivme ve iklim değişikliğiyle mücadele ötesindeki birçok yan faydasına rağmen Çin, Hindistan, Endonezya ve Vietnam gibi birçok ülkenin yeni kömür santrali inşa etme planı bulunuyor. Aynı zamanda Japonya, Güney Kore, Avustralya gibi birçok ülkenin 2030 yılında öngördüğü elektrik üretimi kaynaklarının başında kömür yer alıyor. Bazı ülkeler aynı zamanda kendi ülkeleri dışındaki kömür projelerine finansman sağlamayı sürdürüyor. Bu ülkelerin bazıları Glasgow’da kömürü aşamalı olarak sonlandırma taahhüdünde bulundular ancak bu hükümetlerin verdikleri taahhütlerin önümüzdeki dönemde sahaya nasıl yansıyacağını görmemiz gerekiyor.

Doğal Gaz

Artan doğal gaz kullanımı Paris Anlaşması ile uyumluluk göstermiyor. Ancak hükümetler tarafından desteklenen doğal gaz endüstrisinin küresel ölçekte ürünlerini bu şekilde lanse ettiğini görüyoruz. Paris Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana geçen altı yılda, doğal gaz kullanımından kaynaklı CO2 emisyonları %9 artış gösterirken, kömür ve petrol kullanımı kaynaklı emisyonlarda düşüş yaşandı. Kömürde görüldüğü şekilde doğal gazın da elektrik üretiminde içinde bulunduğumuz on yıl içerisinde pik seviyesine ulaşarak, sonrasında dünya çapında aşamalı olarak sonlandırılması gerekiyor. Gezegenin 2050 yılına kadar net sıfır CO2’ye ulaşması için, doğal gazın ısıtma gibi elektrik sektörü dışındaki kullanım biçimlerinin de yakın zamanda kademeli olarak sonlandırılması gerekiyor.Güneydoğu Asya’da bulunan ve kömüre bağımlılığı yüksek ülkelerin (örneğin Vietnam), kömürü terk ederken yenilenebilir kaynaklar yerine doğal gaza yönlendiği görülüyor. Bunun yanı sıra Avrupa’da büyük ölçekli doğal gaz altyapıları geliştiriliyor (Rusya’dan doğal gaz ithalatı amacıyla inşa edilen Kuzey Akım 2 boru hattı). Bununla birlikte Kanada, ihracat amacıyla boru hatlarını genişletiyor. Avustralya ve ABD ise LNG ihracatı amacıyla doğal gaza yöneliyor. Birçok Afrika ülkesinde ise hükümetler, artan doğal gaz üretimini ve kullanımını teşvik ediyor.

Metan Gazı ve Ormansızlaştırma

Glasgow’da kamuoyuna duyurulan metan gazı salımının azaltılmasına ve ormansızlaştırmanın durdurulmasına yönelik girişimler önem arz ediyor, ancak bu girişimlerin etkili olması için mevcut ulusal hedeflerin ötesine geçmesi gerekiyor. 2030 yılına kadar metan emisyonlarını %30 azaltmayı içeren Küresel Metan Taahhüdü, 2030 yılındaki emisyon açığını %14 azaltma potansiyeline sahip. Bu durum 2100 yılına gelindiğinde küresel ortalama sıcaklığın 0.12°C azalması anlamına geliyor. Ancak bu potansiyelin önemli bölümü halihazırda iklim taahhütlerine dahil edilmiş durumda. ABD bu duruma önemli bir örnek teşkil ediyor. Metan emisyonlarının azaltılmasına yönelik hedef, ülkenin hali hazırda uzun vadeli stratejisinde yer alıyor. Dolayısıyla bu etki, ‘Taahhütler ve Hedefler’ senaryosundaki sıcaklık öngörümüze hali hazırda kısmen yer alıyor. Benzer şekilde, Küresel Orman Finansmanı taahhüdü, yalnızca belirtilen finansmanın mevcut durumda taahhüt edilen finansmana ek olarak sağlanması ve diğer azaltım önlemlerine aktarılacak finansmanı azaltmaması durumunda ek emisyon azaltımıyla sonuçlanabilir. 100 milyar ABD Doları hedefine henüz ulaşılmaması sebebiyle, bu yeni girişimin emisyon azaltım katkısı soru işaretleri barındırıyor.

Cemil Aksu: ‘Paris İklim Anlaşması Pratik Olarak Çökmüştür’

Glasgow, Güvenilirlik Açığını Ele Almalı

Küresel ısınma görünümü Paris’ten bu yana iyileşme gösteriyor. Tüm bu gelişmeler bütüncül değerlendirildiğinde, verilen net sıfır vaatleri, hayata geçmeyen uygulamalar nedeniyle 1,5˚C sıcaklık artışı hedefiyle uyumluluk göstermiyor. 2015 yılında, Paris Anlaşması’nın imzalanması öncesinde Climate Action Tracker, mevcut politikaların 3,6°C’lik ısınmaya yol açacağını ve sunulan hedeflerin 2,7°C’lik ısınmayla sonuçlanacağını öngörüyordu. Altı yıl sonra, mevcut politikaların uygulanması sonucu gerçekleşecek küresel ısınma 2,7°C’ye geriledi. Hükümetlerin 2030 yılı için Ulusal Katkı Beyanları’nda (Nationally Determined Contributions, NDCs) sundukları hedeflerini ve bağlayıcı uzun vadeli hedeflerini (Long Term Strategies, LTS) gerçekleştirdiği durumda, sıcaklık artışı 2,1°C ile sınırlandırılabilirdi.

Hükümetler, Paris Anlaşması’nda belirlenen küresel ısınma sınırı ve ülkelerinin net sıfır hedefleri konusunda ciddilerse, bu ciddiyetlerini uzun vadeli hedefleri net sıfır taahhütleriyle uyumlu 2030 hedefleri olarak yansıtmaları ve gerekli politikaları bugünden uygulamaya geçirmeleri gerekiyor. Gelişmiş ülkelerin, enerji dönüşümünü desteklemek üzere mevcut iklim finansmanını önemli ölçüde artırmaları gerekiyor. Bunlar gerçekleşmeden, gelinen aşamanın kutlanacak bir tarafı bulunmuyor.

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

İklim Krizinin En Çok Etkileyeceği Alanlar: ‘Tarım, Turizm ve Kıyı Sektörleri’

mehmet güzelmansur açlık salgın

İtalya’nın önde gelen iklim değişikliği araştırma merkezi ve IPCC’nin Ulusal Odak Noktası olan Avrupa-Akdeniz İklim Değişikliği Merkezi’nin (CMCC) yayınladığı yeni bir rapora göre, emisyonları azaltmak için acil olarak harekete geçilmediği sürece, ortaya çıkacak iklim etkileri G20 ülkelerinde geri dönüşü olmayan bir yıkıma neden olacak.

Türünün ilk çalışması olan G20 İklim Etkileri Atlası, iklim etkilerinin önümüzdeki yıllarda dünyanın en zengin ülkelerinde nasıl sonuçlar doğurabileceğine dair bilimsel projeksiyonları derliyor. Araştırma, yüksek emisyon senaryosunda, katlanarak artan iklim etkilerinin G20’de yıkıcı hasara yol açacağını tespit ediyor.

Araştırma, artan sıcaklıkların ve yoğun sıcak hava dalgalarının şiddetli kuraklıklara neden olabileceğini, tarımsal faaliyetler için gereken su kaynaklarını tehdit edebileceğini, büyük ölçekli can kayıplarına neden olabileceğini ve ölümcül yangın olasılığını arttırabileceğini göstermektedir. Bazı ülkeler için bu sonuçlar aşağıdaki gibi somutlaştırılabilir:

  • 2050’ye gelindiğinde, sıcak hava dalgalarının tüm G20 ülkelerinde en az on kat, Arjantin, Brezilya ve Endonezya’da ise 60 kat daha uzun sürme ihtimali vardır.
  • 2050 yılına kadar, Hindistan’da, pirinç ve buğday üretimindeki azalma, 81 milyar Euro’ya varan ekonomik kayba ve çiftçi gelirlerinde %15 düşüşe neden olabilir.
  • 2050 itibariyle, Avustralya’da orman yangınları, kıyı taşkınları ve kasırgalar sigorta maliyetlerini artırabilir gayrimenkul değerlerinde 611 milyar Avustralya doları düşüşe neden olabilir.

Bargilya Tuzlası, ‘Turizm Kenti’ Projesiyle Yok Olma Tehdidi Altında

G20 Ülkelerine Çağrı

Raporda, karbon emisyonlarını azaltmak için bir an önce harekete geçilmemesi halinde, G20 ülkelerinde iklim hasarına bağlı GSYİH kayıplarının her yıl artacağı ve bu artışın 2050 yılına kadar yılda en az %4 oranında seyredeceği belirtiliyor. Bu oran 2100 yılına kadar %8’in üzerine çıkabilir, bu durumda, G20’nin Covid-19 nedeniyle yaşadığı ekonomik kaybın iki katı kadar bir kayıp yaşanacaktır. Bazı ülkeler çok daha kötü darbe alacak, örneğin Kanada, 2050 yılına kadar GSYİH’sinde en az %4, 2100 yılına kadar ise %13’ün üzerinde (133 milyar €’dan fazla) kayıp yaşayabilir.

CMCC’de raporun koordinasyonundan sorumlu Donatella Spano, ” Kuraklık, sıcak hava dalgaları ve deniz seviyesinin yükselmesinden, azalan gıda kaynaklarına ve turizme yönelik tehditlere kadar uzanan bu bulgular, derhal harekete geçmediğimiz sürece iklim değişikliğinin dünyanın en büyük ekonomilerini ne kadar şiddetli vuracağını gösteriyor. Bilim insanları olarak, sadece emisyonlarla mücadele ederek ve iklim değişikliğine uyum sağlamak için hızlı bir şekilde harekete geçerek iklim değişikliğinin ağır etkilerini sınırlandırabileceğimizi biliyoruz. Önümüzdeki zirvede G20 hükümetlerini bilimi dinlemeye ve dünyayı daha iyi, daha adil ve daha istikrarlı bir geleceğe giden yola sokmaya davet ediyoruz” diyor.

İklim değişikliğinin kıyı erozyonundan tropikal hastalıkların yayılmasına kadar çeşitlilik gösteren etkilerinden dolayı, her G20 ülkesi risk altındadır. Araştırmaya göre:

  • Yüksek emisyon senaryosunda, Avrupa’da, aşırı sıcakların sebep olduğu ölümler, 2100’e kadar, yılda 2.700’den 90.000’e yükselebilir.
  • 2050’ye kadar, avlanabilecek balık miktarı Endonezya’da beşte bir oranında düşebilir ve yüz binlerce kişinin geçim kaynağını ortadan kaldırabilir.
  • Deniz seviyesinin yükselmesiyle, kıyılardaki altyapı 30 yıl içinde yok olabilir. Yüksek emisyon senaryosunda, Japonya 2050 yılına kadar 404 milyar €, Güney Afrika ise 815 milyon € zarara uğrayabilir.

2040 Tahminlerinde Türkiye ‘Oldukça Yüksek Su Sıkıntısı’ İçinde Olacak

Dünya Yaklaşık 3 Derecelik Sıcaklık Artışı Yoluna Girmiş Durumda

Bununla birlikte, G20 ülkeleri düşük karbonlu politikaları ne kadar hızlı benimserse, iklim etkileri o kadar az katlanacak ve daha yönetilebilir hale gelecektir. Küresel sıcaklık artışı 2°C ile sınırlandırılırsa, iklim etkilerinin maliyeti, 2050 yılına kadar G20’nin toplam GSYİH’sinin sadece %0,1’ine ve 2100 yılına kadar %1,3’üne karşılık gelecek şekilde düşebilir. 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması’nda, ülkeler küresel sıcaklık artışını “2 derecenin epey altında” tutmayı kabul ettiler. Ancak mevcut politikalar ve taahhütlerle dünya yaklaşık 3 derecelik bir sıcaklık artışı yoluna girmiş durumda.

Paris Anlaşması’nın mimarlarından Laurence Tubiana: “Harekete geçmek için fırsat penceresi hızla kapanıyor. G20 ülkeleri bir taraftan Covid-19’un ardından ekonomik toparlanmayı teşvik edip diğer taraftan COP26 öncesinde iklim planlarını hazırlarken acil bir karar vermek zorundalar. Ya küresel ekonomi korunup düşük karbonlu bir geleceğe hızlı bir geçiş yapılacak; ya da kirletici politikalar takip edilerek küresel ekonomi raydan çıkarılacak. G20’nin ekonomik gündemini bir iklim gündemine dönüştürme getirme zamanı geldi” diyor.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

İBB’nin Gıda Strateji Belgesi Taslağında Gıda Egemenliği ve İklim Krizi Vurgusu

gıda strateji belgesi ibb aladddin güncer tohum trakya tarım

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ‘İstanbul Gıda Strateji Belgesi’ taslak metnini İstanbulluların görüş ve yorumlarına açtı.

Belge, küresel tarım ve gıda sistemine dair kapsamlı değerlendirmeler, güncel tartışma ve trendleri aktardıktan sonra İstanbul’un iaşe tarihi eşliğinde sekiz temel odak alanına yoğunlaşıyor. Kırsal kalkınmadan iklim krizine, atık politikalarından gıda ve su güvenliğine kapsamlı bir çerçeveyi inceleyen sekiz odak alanında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi için hedefleri de listeliyor.

İBB, Kenti İçin Gıda Strateji Belgesi Hazırlayan Türkiye’deki İlk Belediye Olacak

İstanbul Gıda Strateji Belgesi (İGSB) taslağı, Ziraat Mühendisleri Odası Eski Genel Başkanı ve CHP Parti Meclisi üyesi Doç. Dr. Gökhan Günaydın eşgüdümünde; Prof. Dr. Hilal Elver, Prof. Dr. Mustafa Koç ve Dr. Bülent Şık’ın katkılarıyla oluşturuldu.

Belge ile birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi, kenti için Gıda Strateji Belgesi hazırlayan ve bu belgede yazılı taahhütlerle kendisini bağlayan, bunu kamuoyu denetimine açan Türkiye’deki ilk belediye olacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi – İstanbul Planlama Ajansı koordinasyonunda tarım ve gıda politikaları konusunda uzman akademisyenler tarafından hazırlanan İGSB, İstanbulluların görüş ve yorumlarına açıldı.

Halkın Gıda Politikası Metni Türkçeleştirildi

Gıda Strateji Belgesi Taslağında ‘Gıda Egemenliği’ Vurgusu

Taslak metinde ‘Gıda Egemenliği‘ vurgusu yer alıyor. Metinde gıda egemenliğine ilişkin şu ifadeler kullanıldı: “Serbest piyasa yanlısı ve küreselleşmeyi öne çıkaran gıda politikalarını eleştiren, küresel ekonomide ve gıda sistemindeki adaletsizlikleri vurgulayan gelişmekte olan ülke temsilcileri, La Via Campesina gibi çiftçi örgütleri ve sivil toplum kuruluşları sorunun fazla nüfus değil dünya kaynaklarının adaletsiz dağılımından kaynaklandığını savunmaktadır. Dünya Ticaret Örgütü’nün ve sanayileşmiş zengin ülkelerin gelişmekte olan ülkelere dayattığı serbest pazar ve küresel ticaret politikalarına karşı, yerel üreticilerin adil fiyatlar almasını sağlayacak önlemlerin alınmasını ve ülkelerin iç pazarlarını ucuz, kalitesiz ve yabancı ithal ürünlerden koruyabilmeleri hakkını önermektedir.

İlk kez La Via Campesina’nın savunduğu “gıda egemenliği” bireylerin, toplumların ve ülkelerin tarım, balıkçılık, iş gücü, gıda ve toprak politikalarını ekolojik, toplumsal, ekonomik ve kültürel gereksinimlerine uyacak şekilde düzenleyebilmeleri hakkını ve toprak, orman, su ve genetik kaynakların kamu yararına göre kontrolünü amaçlamaktadır. Bu görüş sağlıklı beslenmenin temel bir insan hakkı olduğunu, doğa dostu ve istikrarlı bir tarım ve gıda sisteminde küçük ve orta ölçekli işletmelerin tekellerin baskısından korunması gerektiğini, küresel ticaretin, yerel ve bölgesel çözümlere engel değil destekleyici rol oynamasını ve yeni teknolojilerin öncelikle insan sağlığına ve doğaya etkilerinin araştırılması gereğini talep etmektedir. Bunlar yapılmadan gıda güvencesini sağlamak olanaklı değildir.” 

İklim Krizi ve Doğa Dostu-İstikrarlı Tarım

Taslak metinde iklim krizi de önemli bir yer tutuyor. Metinde iklim değişikliğinin olumsuz etkisi nedeniyle dünyadaki açlığın giderek arttığını ve neredeyse 1 milyara yaklaşan açlık çeken kişi sayısının 2050’de ortalama olarak % 20 oranında artacağı bölgelere ve ülkelere göre bu sayıların artıp azalabileceği Birleşmiş Milletler ve FAO raporlarında dile getirildiği belirtildi.

Raporda iklim sığınmacıları ve gıda güvenliği de yer alıyor: “İklim krizi öncelikle az gelirli ülkelerde yaşayan insanlar üzerinde ciddi etkiler göstererek bu ülkelerde yaşayanların aş ve iş aramak için refah seviyesi daha yüksek olan ülkelere göç etmelerine neden olmaktadır. “İklim sığınmacıları” olarak nitelenen bu yeni göç dalgası hem Türkiye hem de İstanbul için iklim krizinin bir parçası olarak düşünülmelidir.” 

“Tarım ve gıda sektöründe beklenen kalite düşüklüğü ve miktar azalması yanında İstanbul kentinin hızla artan nüfusu da dikkate alınırsa İstanbul Gıda Stratejisi’nin iklim krizi ile birlikte düşünülmesinin ne kadar önemli olduğu apaçık ortadadır.”

Türkiye’de Kuraklık Her Yeri Sardı: Peki, Çare Ata Tohumları Mı?

Gıda Mühendisi Şık: ‘Umarım İBB, Bir Gıda Meclisi Oluşturur’

Taslak metnin hazırlanmasına katkı sunan isimlerden Gıda Mühendisi Bülent Şık da sosyal medya hesabından “Umarım İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu işin ardını da getirir ve bir Gıda Konseyi ya da Gıda Meclisi birimi oluşturur. Benim gönlümden geçen bir Gıda Meclisi oluşturulması.” ifadelerini kullandı.

İGSB taslak metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

Nobel Fizik Ödülü, İklim Krizi Üzerine Çalışan Bilim İnsanlarına Verildi

101 nobel ödüllü isim iklim krizi mektup Nobel fizik ödülü

2021 yılı Nobel Fizik Ödülü, iklim modellerinin geliştirilmesine önemli katkı sağlamış olan iki bilim insanına verildi.

Verilen ödüller ile Nobel Ödülleri tarihinde ilk defa doğrudan iklim bilimi üzerine çalışan bilim insanları ödüllendirilmiş oldu.

Nobel Komitesi tarafından yapılan açıklamaya göre Japon asıllı Amerikalı bilim insanı Syukuro Manabe ve Alman Klaus Hasselmann iklim modelleri üzerine yaptıkları çalışmalar ile ödülü almaya hak kazandılar.

Paris İklim Anlaşması, TBMM Dışişleri Komisyonu’nda Kabul Edildi

Nobel Fizik Ödülü İlk Kez İklim Bilimcilere Verildi

Açıklamada Syukuro Manabe’nin 1960’larda gerçekleştirdiği çalışmaları ile atmosferdeki artan karbondioksit seviyelerinin dünya yüzeyindeki sıcaklıkların artışına etkisini kanıtladığına vurgu yapılırken, fiziksel iklim modellerinin geliştirilmesine öncülük eden ve mevcut iklim modellerinin geliştirilmesinin temelini atan Manabe’nin radyasyon dengesi ile hava kütlelerinin dikey taşınması arasındaki etkileşimi keşfeden ilk kişi olduğu ifade edildi.

Klaus Hasselmann da geliştirdiği model ile hava durumu ile iklimi birbirine bağlayarak hava durumununun değişkenliğine karşın, iklim modellerinin güvenilir olabileceğini göstermesi sayesinde ödülü almaya hak kazandı.

Nobel Komitesi’nin açıklamasında Hasselmann’ın modellerinin iklim değişikliği üzerindeki insan etkisinin parmak izlerini tanımlamak ve atmosferdeki artan sıcaklığın karbondioksit emisyonlarından kaynaklandığını kanıtlamak için kullanıldığına da vurgu yapıldı.

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

İklim Krizi’nin Etkisini Azaltacak Çözümler Zerobuild Türkiye’21’de

Zerobuild sıfır enerji binalar forum

‘Hemen Şimdi Harekete Geç!’ sloganı ile 22-26 Eylül tarihleri arasında ikincisi gerçekleştirilecek olan ZeroBuild Türkiye’21 Sıfır Enerji Binalar Forumu, 35 ülkeden 110 fikir önderinin katılımıyla, her biri Birleşmiş Milletler tarafından 2030 yılı için belirlenen “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları”na referans verilecek 30 oturumdan oluşacak. Enerji verimliliğinde ve emisyon salınımının azaltılmasında büyük önemi olan sıfır enerji binaların farklı iklim koşullarındaki uygulama örneklerinin paylaşılacağı forumda, konunun her boyutuyla günlük hayatın olağan akışına dahil edilmesi hedefleniyor.

İklim değişikliğine bağlı olarak tüm dünyada görülen felaketler artarken bu gidişe dur diyecek çözümler de daha yoğun bir biçimde tartışılmaya başlıyor. Böylesi bir süreçte gerçekleştirilecek olan ZeroBuild Türkiye’21’de; ülke ekonomisi, birey ekonomisi, enerji tasarrufu ve çevre için kaçınılmaz olan sıfır enerji binalara dönüşüm tüm boyutlarıyla ele alınıp dünya çapında gerçekleştirilmiş uygulamalar masaya yatırılırken, konuya dair fikir önderleri tarafından en güncel bilgiler paylaşılacak.

Dijital ortamda 22-26 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek ZeroBuild Türkiye’21, Enerji Verimli Binalar ve Yerleşkeler Uzmanı Yüksek Mimar, ZeroBuild Türkiye’21 Genel Sekreteri Yasemin Somuncu’nun açılış konuşması ile başlayacak. Açılış programında ayrıca; T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü Enerji Verimliliği ve Tesisat Daire Başkanı Murat BAYRAM, T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji Verimliliği ve Çevre Daire Başkanı Abdullah Buğrahan KARAVELİ, T.C. MEB Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü Eğitim Politikaları Daire Başkanı Dr. Recep ALTIN, GTALLIANCE Sürdürülebilirlik Danışmanlığı Kurucu Ortağı, Sürdürülebilirlik ve Araştırma Danışmanı Ali GİZER konuşmaları ile yer alacak. Konuşmaların ardından Çek Cumhuriyeti Brno Teknoloji Üniversitesi’nden, Cleaner Production Dergisi Baş Editörü Prof. Dr. Jiří Jaromír KLEMEŠ ana tema sunumunu gerçekleştirecek.

Uygulama Örnekleri Yol Haritası Niteliğinde 

Sıfır enerji binalar konusunda farkındalığı yaygınlaştırmayı ve kamuoyunun dikkatini çekmeyi amaçladıklarını ifade eden ZeroBuild Türkiye’21 Genel Sekreteri Yasemin Somuncu, “Dünyadan örneklerin paylaşımı ile tüm paydaşlara bir yol haritası sunabilmenin ötesinde ülkemizin sahip olduğu mimarlık-mühendislik bilgisi ve üretim-sanayi-finans-hukuk kabiliyetleri ile sıfır enerji binalara ulaşmanın aslında hiç de zor olmadığını bu yıl tekrar vurgulayacağız” diyor.

35 ülkeden yerli-yabancı 110 konuğun konuşmacı olarak yer alacağı ZeroBuild Türkye’21’de; kamu, özel sektör, akademisyenler, inşaat malzemesi üreticileri, sivil toplum kuruluşları, üniversite öğrencileri, mimarlar, mühendisler, konut sakinleri, çevre gönüllüleri gibi birçok farklı kitle bir araya gelecek.

Forumda; sadece bir “çevre ve iklim” stratejisi değil, ülkemizi de yakından ilgilendiren yeni bir uluslararası ticaret sistemi ve iş bölümü kurgulayan Avrupa Yeşil Mutabakatı, “AB Standartlarına Uyum, Yeşil Mutabakat, Türkiye’ye ve İstihdama Etkileri” oturumunda Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği Direktörü Bengisu Özenç tarafından anlatılacak.

Sıfır enerji binaların tasarımı ve işletimi süreçlerinde iklimsel ve meteorolojik veriden yararlanmanın önemi her paydaş özelinde Metosfer, İklim Uzmanı ve Meteorolojist Dr. Levent Yalçın’ın katkısı ile kurgulanan “Sıfır Enerji Binaların İnşasından İşletmesine Meteoroloji ve İklim İlişkisi” oturumunda ele alınacak.

Dünyada inşaatta devrim yaratacak 5 start-up’ tan biri seçilen ve İngiltere’de faaliyet yürüten Botmore Teknoloji’nin İcra Kurulu Başkanı Aydın Özçekiç, mimarların, mühendislerin ve tasarımcıların ortak bir yazılım platformu aracılığıyla iletişim kurmaları, tasarım ve inşaat sürecinin tüm aşamalarında enerji performansını analiz etmeleri ve binalarda enerji verimliliğini artırmaya yönelik kararlar almaları için yöntemlerin geliştirilmesinde kilit bir rol oynayan BIM (Yapı Bilgi Modellemesi) uygulamasını İngiltere örnekleri ile “Sıfır Enerji Binalarda BIM Tabanlı Tasarım Uygulamaları” başlıklı konuşmada sunacak.

Yeşil Düşünce Derneği ‘Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı Türkçe’ye Çevirdi

zerobuild

Türkiye İklim İktisadı Çalıştayı: Türkiye’nin Yeşil Dönüşümü

Dünyadan Sıfır Enerji Binalara Yaklaşım

Yüksek düzeyde konfor ve son derece düşük enerji talebi ile karakterize edilen, evrensel bir prototip olan Pasif Ev binaların sertifikasyon süreçleri ve esasları, Hellenik Pasiv Ev Enstütüsü (HPHI) kurucusu ve başkanı, pasif ev tasarımı eğitimi konusunda eğitmen Stefanos Pallantsaz tarafından “Pasif Ev Bina Sertifikasyonu ve Komponent Sertifikasyonu” konulu oturumda anlatılacak.

Herhangi bir enerji verimliliği çalışmasının sonuçlarını doğru bir şekilde yönetmek için gerekli olan ölçme ve değerlendirmenin önemini, hem Kanada’da hem de farklı ülkelerde enerji verimliliği proje ve programlarının tasarımı, finansmanı, uygulanması ve izlenmesinde 35 yıllık deneyime sahip Econoler Başkanı Pierre Langlois, “Enerji Performansı Taahhüdünde Ölçme ve Doğrulamanın Temel Rolü” başlığı altında paylaşacak.

İspanya örneğinden yola çıkarak enerji verimliliği projelerini artıracak yeni finansal mekanizmaların keşfedilmesinde yol gösterici olacak bilgiler, “Enerji Performans Sözleşmelerinin Kontratsal ve Finansal Boyutları” başlıklı konuşması ile İspanya’da enerji verimliliği yatırımları ve enerji hizmet şirketleri projelerinin artırılması, iyileştirilmesi konularında çalışan Javier Martinez Belotto tarafından aktarılacak.

Almanya’da binalarda yenilenebilir enerji çözümlerini içeren çerçeve stratejilerinin entegrasyonu ile enerji verimliliğinde yaşanan iyileşmeler, Alman Enerji Ajansı’nda (DENA) uluslararası enerji verimli binalar uzmanı olarak çalışan, yüksek ve düşük gelirli konutlar için sürdürülebilir inşaat yöntemlerinin yanı sıra yeşil bina sertifikasyon danışmanlığı da yapan Mimar Paula Baptista’nın konuşmacı olduğu “Almanya’daki Çok Katlı Konut Binalarında Enerji Performansı İyileştirmeleri için Stratejiler” başlığı altında anlatılacak.

İngiltere’den İran’a Hindistan’dan Kanada’ya uzanan geniş ve seçkin bir konuşmacı profiliyle dikkat çeken ZeroBuild Türkiye’21’de oturumlar Türkçe ve İngilizce simultane tercümeyle izlenebilecek.

Foruma www.turkiye.zerobuild.org adresinden ücretsiz olarak kayıt olunabilir.

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler