Connect with us

Ekoloji

HAYTAP’tan Ahmet Kemal Şenpolat Yazdı: Avustralya Neden Yanıyor?

ahmet kemal şenpolat haytap avustralya yangınları

Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Başkanı Ahmet Kemal Şenpolat, Avustralya’da eylül ayından beri devam eden orman yangınlarının sebeplerine ilişkin sosyal medyadan bir paylaşım yaptı. İklim krizinin ülkesinin, sınırlarının, ırkının, dininin, dilinin olmadığını belirten Şenpolat, insanların kayıtsızlığının en önemli etkenlerden olduğunu ifade etti.

Şenpolat’ın paylaşımı şu şekilde:

Avustralya Neden Yanıyor?

Sebep çok basit. İklim krizi . Yani birisi elinde bidonla gezip ormanları, hayvanları yakmıyor. Avustralya dediğiniz yer, koca Avrupa’dan daha büyük . Yangın tüm kıtaya aşırı sıcaklar nedeniyle sıçramış durumda. Mevsimler olması gerekenden daha sıcak geçiyor, yağması gereken yağmur yağmıyor, ozon tabakası inceldikçe inceldi kopma noktasına geldiği için de güneş ışınları 100 yıl önceki gibi bir koruma kalkanına sahip değil.

Peki neden bu kalkan kırılmış durumda ?

İklim Krizinin En Temel Üç Nedeni Var

En önemli nedenlerden birisi fosil artık kullanımında ısrarcı olmamız. Yani benzin, kömür kullanımı ana nedenlerden birisi. Alternatif güneş, elektirk, rüzgar enerjilerine işin içinde rant ve rahatlık olduğu için geçmiyoruz. Duyarlı insanlar var ama politikacılarla büyük lobicilerin işbirliğine karşı etkisiz kalıyorlar. Politikacılar da özellikle aptal olanları daha fazla para daha fazla hırs nedeniyle mevcut durumu yok ediyorlar. Örneğin bizim ülkemizde 1950’li yıllardan beri başlayan karayolu özentisi, ulaşımda kendini raylı sistemlere, metrolara, trenlere, gemi yolculuklarına bir türlü terk edemiyor. Söz gelimi İstanbul’daki metro hala metre boyutunda. Ya da İstanbul ile İzmir veya Antalya veya Samsun arasında ne gemi ne tren ulaşımı var. Varsa yoksa arabalarımız. Halbuki tren insan taşırken, karayolları araba taşıyor.

Kabul edin ya da etmeyin ikinci neden sanayi tipi çiftlik üretimindeki hayvanlar. Yani bir grup insan daha fazla et yesin diye, su kaynakları yok ediliyor. Her tarafa mezbahalar açılıyor, bir inek bir insanın yiyebileceğinden daha çok tahıl tüketiyor. Bunun karşılığında da ister inanın ister inanmayın hayvanlardan çıkan gaz, ozonu ciddi oranda deliyor. Et endüstürisi çılgın bir virüs gibi tüm dünya kaynaklarını tüketiyor. Hem bir vahşet var hem de et yaratmak için harcadığınız petrol ve su inanılmaz boyutlarda. Ayrıca hayvancılığın bu derece kontrolsüz hale gelmesi için ormanlar açılıp hayvanların beslenebilmesi için geniş alanlar yaratılıyor. En az birinci madde kadar önemli sorun bu. Yani elinizde şu anda hamburger varsa lahmacun yiyiyorsanız, Avustralya’daki pandaların ölümünden sorumlusunuz. Hiç lamı cimi yok bunun. (Daha detaylı kısa film bilgisi için : http://www.haytap.tv/insan-tuketimi-icin-yetistirilen-70-mi… )

Tüketim Alışkanlıklarımızı Değiştirmek İstemiyoruz

Üçüncü neden duyarsız olan insanların, geleceğe karşı kayıtsız olmaları. Günübirlik yaşayıp, gelecekte bana, torunuma ne olur, tatlı su kaynakları bitiyor, ozon deliniyor, inekler, koyunlar seri üretim şeklinde üretiliyor, bundan dolayı da endişe edip bir STK’ya girip çalışmam gerekir, giden düzene çomak sokmam gerekir diye bir endişesi yok. Olaylara satranç gibi değil dama oyunundaki gibi günlük bakılan bir süreç bu. Yani dünyadaki kayıtsız ve aptalların sayısı, maalesef bu işe çok duyarlı olan insanları da etkiliyor. Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek istemiyoruz.

Bu arada örneğin Norveç’in yarısının elektrikli araba kullanımına geçmesi, küresel ısınmada neredeyse hiçbir rolü olmayan okyanustaki küçük ada ülkeleri olan örneğin Maldivlerin sular altında kalmasını engellemiyor. Çünkü plastik üretiminden petrol üretiminde ödün vermek istemeyen ABD, İngiltere, Çin, Fransa, Rusya gibi ülkelerde muhalif olan insanlar olsa da uyuyan geniş kitleleri bir türlü uyandıramıyorlar. Bunun nedenlerinden birincisi geleneksel tüketim alışkanlıklarından vazgeçmeye cahilce direnmek, ikincisi güvenecekleri STK’lardansa aptal politikacılara olan sonsuz inanışları.

Elinde fast fooddan yapılmış olan bir kişinin bunu yerken TV karşısında “Vah vah kangurulara”, “Canım, canım, dayananamam koalalara, köpeklere” demesi hala bilinçlenemediğini, bilime karşı inatla direndiğini gösteriyor. Örneğin fotoğrafta kendisini kurtaran insana sarılan kangurunun sarıldığı insan tek kişilik arabasındaki konfordan ödün vermeyip, hayatını (az olarak bile) et yiyerek bu tüketim alışkanlığına katkıda bulunuyorsa, zavallı hayvan aslında kurtarıcısına değil katiline sarılıyor. Katilleri sadece Avustralya’da değil tabi. Türkiye’deki Macaristan’daki , Litvanya’daki tüketim alışkanlıkları teee oradaki deve kuşlarına ormanlara kadar koca kıtaya kadar etkiliyor. Çünkü iklim krizinin ülkesi, sınırları, ırkı, dini, dili yok.

Kayıtsızlık yukarıdaki ana iki maddenin tepesinde koca bir çığ gibi dururken bizler çığa karşı mücadele eden küçücük birer karınca olmaktan öteye gidemiyoruz.

Unutmayın herhangi bir olayda ne olursa olsun, suçluyu bulamadığınızda suçlu mutlaka sizsinizdir.”

***

Ahmet Kemal Şenpolat Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. ABD’de bir süre hukuk eğitimi aldı. 2005 yılında Bilgi Üniversitesinde Ekonomi Hukuku dalında master derecesini tamamladı. 2004 yılından itibaren Türkiye’deki hayvan hakları mücadelesi içerisinde bulundu. HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu’nun “güç birliği” çatısı haline gelmesine öncülük etti. Türkiye’de ilk defa hayvan haklarının  bir baro çatısı altında kurulmasını sağladı ve İstanbul Barosunda komisyonun ilk kurucu başkanı oldu. Ahmet Kemal Şenpolat, MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ‘Hayvan Hukuku’ dersleri vermektedir. Türkiye’deki hayvan haklarını anlattığı , soru -yanıt şeklinde yazmış olduğu ‘111  Soruda Hayvan Hakları’ adlı kitabı bulunmaktadır.

“480 Milyon Hayvan Hayatını Kaybetti” haberi için: http://k2haber.com.tr/2020/01/06/dunya-avustralya-yanginlari-durmuyor/

Ekoloji kategorisindeki diğer haberler için: http://k2haber.com.tr/category/ekoloji/

Ekoloji

Çiftçiler Sendikası: Fındık Üreticileri Yoksulluktan Açlığa İtildi!

-

çiftçiler sendikası fındık

Açıklanan fındık alım fiyatına tepki gösteren Çiftçiler Sendikası, üreticinin değil şirketlerin korunduğunu belirterek, üreticilerin açlığa itildiğini ifade etti.

K2 HABER | Fındık üreticilerin heyecanla beklediği fındık fiyatı destekler dahil 54 lira olarak açıklandı. Geçen yıl ortalama 3,15 dolara denk gelen fiyatının bu yıl artması beklenirken, 3 dolara düştü. Üreticiler bir kez daha hüsrana uğradı.

54 TL olarak belirlenen fındık fiyatının üreticileri değil, şirketleri koruyan bir fiyat olduğunu belirten Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen), fındık üreticilerinin yoksulluktan açlığa itildiğini ifade etti.

Çiftçi-Sen’den Tepki: ‘Çay Yasası Derhal Geri Çekilsin!’

Çiftçi-Sen: ‘Üreticiler Temel Tüketim İhtiyaçlarını Karşılayamaz Hale Gelecek’

Çiftçi-Sen tarafından yapılan basın açıklaması şu şekilde:

“Öncelikle ÇİFTÇİ-SEN olarak yapmış olduğumuz maliyet çalışmaları sonucunda 1 kg fındığın maliyetini  43,45 TL tespit edip onun üzerine %25 kar payı eklediğimizde  54 TL bir fiyata ulaştığımızı, ancak fındık çiftçisinin hayatını ve üretimini sürdürebilmesi için bu fiyatın yeterli olmadığını, son aylardaki girdilerdeki ve temel ihtiyaç maddelerindeki enflasyon artışlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini, alım fiyatının en az 85 TL olması gerektiğini ifade etmiştik. (*)Açıklanan fındık alım fiyatı üreticileri değil, şirketleri kollayan, koruyan bir fiyattır.

Görünen o ki iktidar, BM Genel Kurulu’nda 17 Aralık 2018 yılında kabul edilen Köylü Hakları Deklarasyonu’ndaki  çiftçilere “Tatmin edici bir fiyat ve adil piyasaya erişim hakkı sağlamak” yerine şirketlerin piyasayı kontrolünü arttırıcı alım fiyatları belirlemeyi ilke haline getirmiştir. Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan 12 Eylül Darbesi’nin oluşturduğu kurumsal düzenin ve neoliberal tarım politikalarının devamı olduğunu fındık alım fiyatını açıklarken ortaya koymuş, tıpkı darbeci Kenan Evren gibi, 12 Eylül öncesi “Fındıkta Sömürüye Son!” mitinglerini örgütleyen Fikri Sönmez’i ve onun anlayışını da hedefine koymuştur. Bu tarımsal ve ekonomik politikalar sürdüğü sürece önümüzdeki günlerde emekçiler ve yoksullar için ekonominin daha da kötüye gideceği aşikardır. Şirketler kârlarını arttırırken, üreticilerin giderleri daha da artacak üretimlerini devam ettirmeleri bir yana temel tüketim ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geleceklerdir.

Bu fındık alım fiyatı ve tarım  politikaları kabul edilemez. Fındık çiftçilerini yoksulluktan açlığa iten yıkım politikalarına karşı tüm fındık çiftçilerini örgütlü mücadeleye davet ediyoruz.

Çiftçiler Bakanlığın Önünde Toplandı: ‘Yüzde 80’imiz Borç Batağında’

4572 Sayılı Kooperatif Yasasının Şirketler Lehine Olan Hükümleri Kaldırılmalıdır

Çiftçi Sen olarak diyoruz ki: “Bir tarafta üreten çiftçilerin diğer tarafta ürettiklerimizi yok pahasına almaya çalışan şirketlerin varlığını çok iyi biliyoruz. Onun içindir ki AKP iktidarının Tarım ve Orman Bakanlığı TMO’si değil, sezon başında FİSKOBİRLİK devreye sokulmalıdır. FİSKOBİRLİK üretimden pazarlamaya kadar zincirin her halkasına sahip olacak şekilde ve fındık çiftçilerinin yönetimlerini demokratik olarak belirleyecekleri bir yapıya kavuşturulmalıdır. 2000 yılında sözde özgürleştirme yasası olarak çıkarılan 4572 sayılı kooperatif yasasının şirketler lehine olan hükümleri kaldırılmalıdır.

BM Genel Kurulu’nda 17 Aralık 2018 yılında kabul edilen Köylü Hakları Deklerasyonu’na göre Çiftçilerin tatmin edici bir fiyat ve adil piyasaya erişim hakkı vardır. Bu çerçevede Hükümet; fındık alım fiyatını belirlerken, çiftçilerin sendikalarıyla, meslek odası ve kooperatif örgütleriyle görüşme masasına oturmalı ve fındık alım fiyatlarını birlikte belirlemelidirler.

Fındık fiyatlarını baskılama gayretinde olan yerli ve yabancı tarım ve gıda şirketleri karşısında tüm fındık çiftçilerini örgütlü mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Yoksulluk kaderimiz değil! Gelin umudumuzu ve mücadelemizi büyütelim.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Kafessiz Türkiye Gönüllülerinden Galata’da Tavuk Maskeli Sessiz Eylem

-

kafessiz türkiye

Yumurtası için yetiştirilen tavukların hapsedildiği zalim ve çağdışı kafes sisteminin ortadan kaldırılması için çalışan Kafessiz Türkiye kampanyası, hâlâ kafes yumurtasını terk edeceğini açıklamayan Anemon Hotels’in Galata şubesi önünde eylem yaptı.

K2 HABER | İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan Anemon Galata şubesi önünde toplanan Kafessiz Türkiye ekibi ve gönüllüleri tavuk maskesi takarak sessiz eylem gerçekleştirdi. Tavukların kafes eziyetinde çektiği acılara dikkat çekmek için kafes kullanılan eylemde tavuk maskesi takan katılımcıların kafese girmesi çevredekilerin ilgisini çekti.

Kampanya gönüllüleri Türkiye’nin pek çok bölgesinde otellere, perakendecilere, restoranlara ve gıda imalatçılarına yönelik kafes yumurtasının terk edilmesi için eylemler gerçekleştiriyor.

Kafessiz Türkiye: ‘Kafes Yumurtası Kullanmayı Terk Edene Kadar Eylemler Sürecek!’

Eylem sırasında dağıtılan bildiride bir tavuğun kafeste yaşamaya çalıştığı alanın bildirinin basıldığı A4 kağıdı boyutunda olduğu belirtildi. Tavukların ağzından yazılan bildiride şu ifadelere yer verildi:

“Yumurtası için daha küçücükken kafese hapsedilmiş bir tavuğum. Burası çok sıkışık. Kanatlarımı açacak yerim yok. Temiz hava soluyamıyorum. Gözlerim, ciğerlerim yanıyor. Toprak yerine demir tellere basıyorum. Yemeğimi teller arasından yiyorum. Tellere sürtünmekten vücudum yaralandı. Tüylerim dökülüyor. Arkadaşlarım da çok stresli. Bazen bana saldırıyorlar ve kaçacak yerim yok. Ben de bir gün güneşi görmek istiyorum. Toprakta yürümek istiyorum. Kanatlarımı germek istiyorum. Buradan çıkmamın bir yolu var…”

Kafessiz Türkiye, sessiz eylemin ardından yaptığı açıklamada Anemon Hotels kafes yumurtası kullanmayı terk edeceğinin sözünü verene kadar eylemlerini tüm Türkiye’de sürdüreceklerini belirtti.

Çığır Açan Vegan Belgeseli: The Game Changers 

kafessiz türkiye

Nusret Önünde Vegan Protesto: ‘Yaşam Hakkına Saygı Duy’

Kafessiz Türkiye Kampanyası Nedir?

Türkiye’de yetiştirilen hayvanlar arasında en gaddarca muamele görenler tavuklardır. Hayvanların doğal davranışları en çok bu hayvancılık kolunda kısıtlanır. Ülkemizdeki yüz milyona yakın tavuk kapatıldıkları kafeslerde her an acı çeker. Olağanüstü sayıda hayvanın böyle ağır bir eziyeti çekmesi felakettir.

Kafessiz Türkiye kampanyası, sorunun en etkili şekilde perakendeciler, restoranlar, gıda imalatçıları ve sağlayıcılarını hedef alarak çözüleceğine inanıyor. Birçok firma halihazırda hayvan hakları, hayvan refahı, doğallık, çevreye saygı, sürdürülebilirlik gibi temaları reklam faaliyetlerinde kullanmaktadır. Kampanya da bu dinamikleri kaldıraç olarak kullanarak bu firmaların kafes sistemini tamamen terk etmesini hedefliyor.

Kafes karşıtı kampanyalar pek çok ülkede başarılı olmuştur. Gelişmiş ülkelerdeki saygın firmaların tamamına yakını kafesleri terk etme taahhütleri imzalamışlardır. Aynı zamanda Endonezya, Bulgaristan, Romanya ve Brezilya gibi pek çok gelişmekte olan ülkede firmalar kafes karşıtı politikalar benimsemişlerdir. Çekya gibi bazı ülkelerde kafes sistemi tamamen yasaklanmıştır.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Kazdağları Direnişi’nin 3. Yılı: Verdiğiniz Sözü Tutun, Kirazlı’yı Rehabilite Edin!

-

Kazdağı koruma

Ekoloji örgütleri, doğayı ve yaşamı savunanlar, Kazdağları Direnişi’nin 3. yılında Çanakkale İskele Meydanı’nda bir araya geldi.

K2 HABER | Kazdağları Direnişi’nin 3. yıl dönümünde, ekoloji örgütleri ortak bir basın açıklaması yayınladı. Çanakkale İskele Meydanı’nda bir araya gelen doğa ve yaşam savunucuları Kirazlı için verilen sözün tutulması ve rehabilitasyonun başlatılması için Tarım ve Orman Bakanlığı’na bir kez daha çağrı yaptı.

Maden mafyalarına karşı mücadelede kararlılık vurgusunun yapıldığı açıklamada, “Alamos Gold’u nasıl kovduysak Cengiz Holding’i, Nurol Holding’i, Bahar Madencilik’i, CVK’yı, Koza’yı, MTA’yı ve yörede yeni yıkımlar planlayan diğer şirketleri de Kazdağları’na sokmaya niyetimiz yok.” ifadeleri kullanıldı.

Her Ağacı Tek Tek Savunucağımızın Sözünü Verdik!

Kazdağları Ekoloji Platformu tarafından yapılan basın açıklaması şu şekilde:

“Bugün, altın madeni işgaline karşı Çanakkale Kirazlı’da başlayan Kazdağları Direnişi’nin 3. yıl dönümünü kutlamak için toplandık. 350 bin ağacı katledip, kurdu, kuşu, sincabı yuvasından eden, bir orman ekosistemini ortadan kaldıran Alamos Gold’un Kirazlı Altın Madeni Projesi’ne karşı, gözümüz gibi koruduğumuz Kazdağları’nın yamacında 4 mevsim geçirdik, kar kış, yağmur fırtına demeden 425 gün nöbet tuttuk. Alamos Gold’un patlatıp yok etmek istediği Balaban Tepesi’nin eteklerinde çadırlarımızda geceledik. İçme suyumuz zehirlenmesin, daha fazla ağaç kesilmesin diye her türlü zorluğa rağmen mücadelemizden vazgeçmedik. Maden işletmesi kapanana ve haklı mücadelemizi kazanana kadar direneceğimize, her ağacı tek tek savunacağımıza söz verdik.

Tüm baskılara, zorluklara, para cezalarına ve gözaltılara rağmen, yaşamdan yana olan herkes için bir umut olan, ağacın, sincabın, karacanın hakkını savunanların desteğiyle büyüyen ve tüm ülkenin sahiplendiği bu haklı mücadele sayesinde altın madeni şirketi Alamos Gold Kirazlı’dan kovuldu. Alamos Gold’un Kazdağları’nda Ağı Dağı ve Çamyurt projeleri de hiç başlamadan, tek bir ağacı bile zarar görmeden iptal edildi. Kirazlı’da cehennem çukurları, siyanürlü atık barajlarını açtırmadık. Ne güzeldir ki bitkisel toprağın sıyrılmadığı alan tekrar yeşermeye, kesilen ağaçlar köklerinden filizlenmeye, ekosistem kendini onarmaya başladı. Ama 350 bin ağacın kesildiği ve üst toprağın sıyrılarak yok edildiği alan hala adeta bir çöl gibi ve hala rehabilite edilmeden duruyor. Ağaçların kesilmesi için şirketin Orman Genel Müdürlüğü’ne 5 milyon dolar ödeme yaptığını ve bu ödeme karşılığı kesimin OGM tarafından gerçekleştirildiği açıklamasını da unutmadık. Rehabilitasyon için verilen sözleri de unutmadık. Buradan Tarım ve Orman Bakanlığı’na tekrar sesleniyoruz: “Verdiğiniz sözü tutun, Kirazlı’nın rehabilitasyonunu artık başlatın…”

Kirazlı’nın rehabilitasyonun gerçek uzmanlardan oluşan ekiplerle ekolojik yöntemlerle yapılması, halkın ve ekoloji örgütlerinin katılımına ve denetimine açık, şeffaf bir şekilde yürütülmesi için sürecin takipçisi olacağız. Kirazlı’nın bunca zamandır yaşadığı bu ekolojik tahribattan sorumlu olanların, tahribatı gerçekleştirenlerin, buna yol verenlerin ve aracı olanların yargılaması ve cezalandırılması için mücadeleye devam edeceğiz.

YK Enerji’nin ‘İzin Verin, Akbelen Ormanı’nı Keselim’ Talebine Mahkemeden Ret

Kazdağları’nda Mücadelemize Devam Ediyoruz

Kazdağları direnişinin verdiği umutla Türkiye’nin hemen hemen her yerine sıçrayan ekoloji mücadelesi her gün artarak devam ediyor. Muğla İkizköy’de termik santrallere karşı Akbelen Ormanı’nı savunma mücadelesi, İkizdere’de Cengiz Holding’in taş ocağına karşı direniş, İstanbul’da Kanal İstanbul’a karşı mücadele, Şırnak’ta güvenlik nedeniyle ağaç kesimlerine karşı mücadele, orman yangınlarına karşı halkın seferber olması, İliç’teki altın madenine karşı tüm Fırat havzasında yaşam alanlarını koruma mücadelesi hep birlikte ekoloji hareketinin kazanımlarını arttırmaya yönelik devam ediyor. Birbirimizden umutlanıyor, öğreniyor ve dayanışıyoruz.

Tüm Türkiye’de süren mücadelelerden aldığımız güçle Kazdağları’nda mücadelemize devam ediyoruz çünkü Alamos Gold gitmesine rağmen Kazdağları’ndaki tehlike geçmedi. Yüzde 79’u metalik madencilik ruhsatları ile kaplanmış Biga Yarımadası’nda yerli ve yabancı birçok maden ve enerji şirketi sırada bekliyor, tarım alanları organize sanayi bölgesi kurularak yok edilmeye çalışılıyor, Marmara ve Kuzey Ege denizleri kıyı planlarıyla, yeraltı ve yerüstü suları sanayi atıklarıyla, havası ve taş ocakları ve çalışmaya devam eden termik santrallerle kirletiliyor.

Cengiz Holding, Kazdağları’nda 3 köyü haritadan silecek bakır madeni projesinde ısrar ediyor. 81 yurttaş ve 6 kurum ile açtığımız davada mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ancak buna rağmen şirket yine zorbalığa başvurarak tarlalarını satması için halka baskı kuruyor ve bölgenin sularına el koymaya çalışıyor.

Nurol Holding’e ait TÜMAD Madencilik ise Lapseki’de ikinci altın madeni projesiyle Lapseki’yi yaşanmaz hale getirmek istiyor. Oysa ki burası, nesli tehlike altındaki şah kartallarının, boz ayıların, karacaların, bakmaya kıyamayacağımız güzellikteki yüzlerce kuş türünün yuvası.

Kirazı, şeftalisi gibi coğrafi işaret almış ürünleriyle Türkiye için en önemli tarım bölgelerinden biri olan Lapseki bölgesi hiçbir kamu yararı olmayan, sadece şirketlerin kasasını dolduran altın madenciliği ile, Marmotek şirketinin kapasite arttırımı ve zenginleştirme yapmaya çalıştığı Çataltepe Kurşun Madeni Projesi ile yok edilmek isteniyor.

Fatsa’da yüzey sularını zehirlediği raporlarla ortaya çıkan Bahar Madencilik, şimdi de Havran’da Demirtepe Altın Madeni Projesi ile karşımızda. İvrindi’de Park Holding’e ait CVK Madencilik de Sarıalan Altın Madeni Projesi’nin ÇED sürecinde sona geldi. Her iki projede ÇED Nihai kararı verildi. Koza Madencilik ise Serçiler’de yeniden ÇED sürecini başlattı.

Ayvalık’ta Karaayıt’ta bir yılda arka arkaya iki maden felaketinin yaşandığı Bilfer Madencilik sürekli alanını büyütmeye çalışıyor. Kamu bir yandan şirketlere yeni rant olanakları sağlamak için tüm olanaklarını seferber ediyor. MTA tarafından Kazdağları’nın birçok noktasında uranyum toryum madenleri aranıyor. Hali hazırda Ayvacık İlçesi Arıklı Köyü’nde tüm tepkilere rağmen sondajlar devam ediyor. Sadece sondajı bile ölüm saçan bu madenleri işletmek demek Kazdağları’nda yaşayan tüm canları kansere, ölüme mahkum etmek demek.

HDP’li Oya Ersoy, ‘Asbest Bombası’ Gemiyi Meclis Gündemine Taşıdı

Yeni Yıkımlar Planlayan Şirketleri Kazdağları’na Sokmaya Niyetimiz Yok

Her türlü baskıya rağmen, maden mafyalarına karşı Kazdağları’nda verdiğimiz mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Alamos Gold’u nasıl kovduysak Cengiz Holding’i, Nurol Holding’i, Bahar Madencilik’i, CVK’yı, Koza’yı, MTA’yı ve yörede yeni yıkımlar planlayan diğer şirketleri de Kazdağları’na sokmaya niyetimiz yok.

Tüm halkımızı ve demokratik kitle örgütlerini ekolojik yıkımlara karşı birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.

Sıcak hava dalgalarını yaşadığımız bugünlerde bir ağacın bile iklim için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz, tüm gezegenimiz için ormansızlaştırmaya karşı durmaya, her ağacı tek tek savunmaya devam edeceğiz, Kazdağları kurtulacak. Yaşamı savunanlar kazanacak. Tüm dostlara selam olsun.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Sanılanın Aksine Yunus Parkları Yasaklanmadı: Kanlı Ticaret Devam Ediyor!

-

yunus parkları

Hayvanları Koruma Kanunu’nda geçtiğimiz yıl yapılan değişiklikler, kamuoyunda yanlış biliniyor. Yunus parkları hiç yasaklanmadı ve kapatılmadı. Yunusların esareti ve kanlı ticaret devam ediyor.

K2 HABER | Geçtiğimiz hafta Marmaris Onmega Dolphin Park yunus gösteri merkezinde, esir tutulan bir yunus daha yaşamını yitirdi. Bu ölüm, aynı tesiste yakın zamanda yaşanan 4. yunus ölümüydü. Bu ölümler kısa sürede sosyal medyada gündem oldu. 

Yunuslara Özgürlük Platformu’nun bu tesis hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladıktan sonra, birçok kullanıcıdan benzer yorumlar geldi. Çünkü sanılanın aksine, insanlar yunus parklarının yasaklandığını ve mevcut parkların da kapatıldığını sanıyordu.

Hayvan sömürüsüne verdikleri desteği gizlemek için kamuoyunu yanıltmaya, kandırmaya çalışan siyasilere ve bürokratlara karşı, hayvanların sesini duyurmaya çabalayan Yunuslara Özgürlük Platformu, yunus parkları gerçeğini sosyal medya hesabından paylaştığı bilgisel ile anlatmaya çalıştı.

Öykü Yağcı: ‘Binlerce Yunus Yakalanıp, Dünyanın Dört Bir Yanına Satılıyor’

Yunus Parkları Hiç Kapatılmadı

İşte yunus parkları ile ilgili gerçekler:

1- 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda 2021 yılında yaptıkları değişiklikle, hayvan sömürüsü üzerinden sürdürdükleri kanlı ticarete 10 yıl daha süre verildi.

2- Yasaklanan tek şey yenilerinin kurulması. Güncellenen yasanın Ek Madde 2’sinde, “Hayvanların kullanıldığı kara ve su sirkleri ile yunus parklarının kurulması yasaktır.” denildi. Ancak Türkiye’de zaten 9 yunus parkı var. Avrupa’da en çok yunus parkı olan ülke Türkiye.

3- Ayrıca “Mevcut işletmeler, herhangi bir nedenle eksilen hayvan sayısını tamamlama, artırma, şube açma gibi yollarla kapasite artırımına gidemez, üretim yapamaz, Bakanlık izni olmadan işletme hakkını devredemez.” ibaresi eklendi. Ancak 12 yıldır Tarım Bakanlığı ne tutsak hayvan sayısını ve türlerini biliyor, ne de bağımsız denetim yapıyor. Yeni yunusların getirilip getirilmediği kontrol dahi edilmiyor.

4- Yasaklara uymayan hayvan hapishanelerine getirilen para cezası ise, tek bir (sözde) terapi seansından en az 4-5 bin euro alan, tek bir yunusu 150 ile 300 bin dolardan satışa çıkaran bir endüstri için caydırıcı bile değil: “Bu madde belirtilen yasaklara aykırı davrananlara hayvan başına 25.000 TL idari para cezası verilir.”

‘Yunusla Terapi İnsan ve Hayvan Sömüren Bir Yöntem’

yunus parkları

Okumak için tıklayın

Ekoloji

YK Enerji’nin ‘İzin Verin, Akbelen Ormanı’nı Keselim’ Talebine Mahkemeden Ret

-

Mahkeme durdurma Akbelen

Akbelen Ormanı’nı keserek maden sahasını genişletmek isteyen ve bunun için Muğla 1. İdare Mahkemesi’nin maden izninin yürütmesinin durdurulması kararının kaldırılması talebiyle gerçekleştirilen YK Enerji’nin başvurusu, İzmir Bölge İdare Mahkemesi tarafından oy birliği ile reddedildi.

K2 HABER | Barış Tınay | Akbelen Ormanı davasında keşif ve bilirkişi incelemesi 8 Ağustos’ta üçüncü kez tekrarlanacak. İkizköylülerin açtığı maden izni iptal davasında Muğla 1. İdare Mahkemesi ormanın madene tahsis izninin yürütmesinin durdurulmasının da devamına karar vermişti. Bunun üzerine, bir yılı aşkın süredir kömür madenini genişletmek isteyen ancak Akbelen Ormanına giremeyen YK Enerji, yürütmenin durdurulması kararının kaldırılması  için bu kez İzmir Bölge İdaresi Mahkemesine başvurmuştu.

Şirket yaptığı başvuruda; davada bilirkişi heyetince, ormanın kesilerek maden sahası açılması sonucu oluşacak telafisi güç ve imkansız hiçbir zarar tespit edilmediğini iddia etti. Şirket ayrıca, hem mahkeme bilirkişisi hem de Muğla İl Tarım Orman Müdürlüğü tarafından Akbelen Ormanı içinde ve çevresinde bulunduğu tespit edilen zeytinlik alanların 3573 Sayılı Zeytincilik Kanunu çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini de öne sürdü. Şirkete göre, 2014 yılında özelleştirme ile işletme hakkını devraldığı kömür madeni ruhsatı Şirketin kazanılmış hakkı olarak değerlendirilmeli ve “Dolayısıyla ilgili alanda zeytin ağacı bulunup bulunmadığına yönelik bir araştırma yapılmasına dahi ihtiyaç” bulunmuyor.

Av. Arif Ali Cangı: ‘Anayasa’ya Aykırı!’

Yürütmenin durdurulması kararının kaldırılması için yapılan başvuruya İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı; detaylı bir dilekçe ile itiraz etti. Karşı dilekçede Cangı; dava kapsamında “1 Mart 2022 tarihinde yapılan kesif sonunda düzenlenen 25.04.2022 tarihli Bilirkişi Heyeti Raporunda; dava konusu maden işletme projesinin, orman ve içerisinde yer alan ekosistemin geri dönüsü olmayacak şekilde yok olacağı bilimsel olarak tespit” edildiğini vurguladı. Raporda bilirkişiler, Akbelen Ormanı yok edilerek alanda yürütülecek maden faaliyeti sonucunda oluşacak ekolojik, tarımsal ve ekonomik yıkımı şu sözlerle ifade etmişlerdi:

  • “ … şüphesiz ki söz konusu orman ve içerisinde var olan ekosistem geri dönüşümü olmayacak şekilde ortadan kalkacaktır…”
  • Akbelen Ormanının “ekolojik koridor olarak muhafaza edilmesi zaruriyeti ve rehabilitasyon çalışmaları ile mevcut orman yapısının tekrar geri getirilmesinin mümkün olmadığı, madencilik faaliyetleri nedeniyle önemli düzeyde ormanlık alanın ve orman ekosistem bütünlüğünün zarar” görecektir;
  • “Ocak alanı ile izne konu orman alanı arasındaki tarım alanlarının zarar görecek, madencilik faaliyetleri nedeniyle önemli düzeyde toz emisyonunun oluşacaktır”;
  • “Bölgeye düşen mevsimsel yağışın yüzeysel akışa geçmesi su baskınlarının oluşmasına, bölgede bulunan yerleşik alanların ve tarımsal alanların olumsuz yönde etkilenmesine neden olacaktır”.

Avukat Cangı, bilirkişi raporundaki bu tespitlerle sabit olan kömür madeni tarafından yaratılacak zararlar nedeniyle, Akbelen Ormanı’nda kömür madencilik izninin, Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz”  diye açıkça belirtilen Anayasa’nın 169/3. maddesine aykırı olduğunun altını çizdi.

Maden Sahasına Açılmak İstenen Alanda 40 Bin Zeytin Ağacı Var

Arif Ali Cangı şöyle devam etti: “Mahkemenin talebi üzerine hazırlanan ve Haziran ayı sonunda dava dosyasına sunulan Muğla İl Tarım Orman Müdürlüğü’nün İnceleme Raporu tüm eksikliklerine rağmen alanda 56 adet zeytinli tarla olduğunu tespit etmiştir. Bölgede maden sahası açılmak istenen alanın 3 km mesafesinde binlerce dönüm bakımlı zeytinlik alan olduğu, bu alanlarda en az 40 bin zeytin ağacının bulunduğu ise bir gerçektir. Şirketin “Zeytincilik Kanununun kapsamında değildir” diyerek göz ardı etmek istediği bu zeytinlikler İkizköylülerin ve tüm yöre halkının ana geçim kaynağını oluşturmaktadır.”

Muğla’da CHP’li Belediyelere Büyük Öfke: ‘Hiç Mi Utanmayacaksınız?’

İki Santral Elektrik Arzında Stratejik Önemde Değil

Yürütmeyi durdurma kararının iptalini isteyen şirketin başvurusuna İkizköylüler adına yapılan itirazda; şirketin, işlettiği iki santralin Türkiye’nin elektrik arzında stratejik önemde olduğu iddialarına da yanıt verildi. TMMOB Makine Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu üyesi Makina Mühendisi sayın Orhan Aytaç tarafından hazırlanmış ve mahkemeye sunulmuş Temmuz 2022 tarihli Teknik Raporla şu gerçekler mahkemeye sunuldu:

  • Kemerköy ve Yeniköy Termik Santrallarının çalıştırılmaması, herhangi bir elektrik kesintisine sebep olmayacaktır. Her iki santralın aynı anda çalıştırılmadığı zaman dilimleri vardır, bu dönemlerde gerek bölgede, gerekse ülke genelinde bir olumsuzluk yaşanmamıştır. Bu santralların devre dışı olmalarının şebekeye herhangi bir etkisi olmamıştır. Bölgede var olan elektrik kesintilerinin ana sebebi ana iletim hatları değil yerleşim birimlerinin içindeki dağıtım şebekesinin yetersiz kalmakta olmasıdır.
  • Bu iki santral çalıştırılmaz ise oluşan üretim kaybı diğer kaynak/yakıt türleri ile üretim yapan santrallar aracılığı ile kapatılacaktır.”

Kömür Madenciliği İzni İptal Edilerek Doğadan Yana Karar Verilmeli

Avukat Arif Ali Cangı; aslında Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri ile Yatağan termik santralinin kapatılmalarını gerektiren kararların yıllar önce Mahkemelerce verildiğini; bu yargı kararlarının uygulanmadığını, en sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da ihlal kararı verildiğini anımsattı. AİHM kararlarının Türkiye için bağlayıcı kararlar olduğunun altını çizen Cangı; bu nedenle Akbelen Ormanının yok edilerek kömür madeni açılmasına izin veren işlemin de hukuka aykırı olduğunu söyledi.

“Kömür madeninin doğaya ve insan sağlığına zararları, bilimsel ve hukuki olarak defalarca tespit edilmiştir. İkizköylüler, Anayasanın kendilerine tanıdığı “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını” sonuna kadar savunmaya kararlıdır. Bu hak, yani “temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevrede yaşama hakkı” 28 Temmuz günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda da evrensel insan hakkı olarak tanınmıştır. Bu tarihi kararı imzalayan 161 ülke arasında Türkiye Cumhuriyeti de bulunmaktadır. İkizköylüler, bugün sadece Akbelen Ormanı ve zeytinlikleri için değil, tüm dünya yurttaşlarının bu evrensel hakkı için de mücadele etmektedir. Bu nedenle, İzmir Bölge İdare Mahkemesinin, Akbelen Ormanında madencilik faaliyetlerini durduran yürütmenin durdurulması kararını onaması, kaldırılması istemini oy birliği ile reddetmiş olmasını çok önemsiyoruz. 1,5 yıldır süren ve 8 Ağustos’ta üçüncü kez bilirkişi keşfi yapılacak olan davamızda Muğla Mahkemesinin de bir an önce Akbelen Ormanını, İkizköylüleri ve tüm gezegenin yaşam hakkını ihlal edecek olan kömür madenciliği iznini iptal ederek, doğadan ve evrensel insan haklarını yana bir karar vereceğini umut ediyoruz.”

Ömrünü Dolduran Akbelen Değil, Kömür Madeniniz ve Termik Santrallerinizdir

İkizköylüler ise şirketin Bölge İdare Mahkemesine başvuru dilekçesinde yazdığı Akbelen Ormanındaki kızılçam ağaçlarının “ömrünü doldurduğu” ifadesine tepki verdi: “Ömrünü dolduran ne Akbelen Ormanı, ne kızılçamlarımızdır. Ömrünü dolduran sizin doğaya ve yaşam düşman kömür madeniniz ve termik santrallerinizdir. Kapattıracağız.”

Son kararla İzmir Bölge İdare Mahkemesince de onanan maden izninin yürütmesinin durdurulması, üçüncü kez tekrarlanacak keşif ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirilip, bilirkişi keşif raporu mahkemeye sunulduktan sonra, Muğla 1. İdare Mahkemesince yeniden değerlendirilinceye kadar devam edecek.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Skandal: Patara’dan Çalınan Kumlar, Suçlanan Kişinin Damadına El Altından Satılmış!

-

patara kum hırsızlık

Antalya’nın Kaş ilçesinde koruma altındaki Patara plajlarından yaklaşık iki bin kamyon kum çalınmasına ilişkin olarak yargı süreci devam ederken, kumun bir bölümünün, onu çalmakla suçlanan kişinin damadına, değerinin çok altında ve usulsüz bir ihaleyle satıldığı öne sürüldü.

K2 HABER | Özel Çevre Koruma Kanunu ile korunan Antalya’nın Kaş ilçesindeki Patara’dan geçen yıl 2 bin 186 kamyon kum çalınmıştı. Hırsızlık olayına ilişkin dava sürerken; Cumhuriyet’ten Tuncay Mollaveisoğlu bir skandalı ortaya çıkardı.

Mollaveisoğlu’nun haberine göre; Kaş Orman İşletme Müdürlüğü, kum çalmakla suçlanan Faybahar şirketinin sahibi Mustafa Bahar’ın damadına 400 kamyon kumu, kamyonu 320 TL’den sattı. El konan kumun yasal satışı mümkün olmadığı için faturaya kum yerine, ‘humuslu toprak’ yazıldığı belirtildi.

Alüvyonlu toprakla harmanlanıp seralarda kullanılan bu kumun kamyonunun 5 bin TL’ye satıldığı, çalınan kumun piyasa değerinin yaklaşık 11 milyon TL’yi bulduğu kaydedildi.

Vurgun Çok Büyük: El Konulan Kumlar Yargı Süreci Devam Ederken Satılamaz

Bölgede yaptığı incelemeleri Mollaveisoğlu’na aktaran Tarım-Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş, “Geride kalan kumlar kayıtdışı olarak el altından bu firmaya verildi. Özel Çevre Koruma statüsündeki bölgede bırakın kamyonlarca kum çalmayı, bir dal bile alamazsınız. Çünkü yasalar çok açık, el konulan kumlar yargı süreci devam ederken satılamaz. Kumlar çalındığı yere geri dökülmelidir. Ekosisteme büyük zarar verilmesinin yanısıra yapılan vurgun çok büyük… Kaş orman işletme müdürü ve Kalkan orman işletme şefi sorumludur. Tarım ve Orman Bakanımıza sesleniyorum. Lütfen bu hırsızlığa, buradaki şebekeye el atın. Biz çalan kişilere satılan kumla ilgili suç duyurusunda bulunduk.” ifadelerini kullandı.

Çeşme’de Talan Projesi Başladı: Bakanlıktan ‘Adrese Teslim’ İhale

Ne Olmuştu?

Geçtiğimiz yıl Patara plajlarından 2 bin 186 kamyon kum çalındığı bildirilmiş, Çevre Bakanlığı önce kumun plaj alanı dışından alındığını öne sürmüş, sonra da kumun plajdan çalındığını açıklamak durumunda kalmıştı.

Kumların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için inşa edilen yazlık saraya taşındığı iddia edilirken, olayı yargıya taşımak için tutanak tutmak isteyen muhafaza memuru Umut Utku da görevinden alınmıştı.

AKP’li bazı ilçe başkanları ve meclis üyelerinin dahil olduğu kum hırsızlığı ile ilgili açılan dava devam ediyor.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Zonguldak’ta Halk Sağlığını Düşünen Yok: Çocuklar Çamurlu Denizde Yüzüyor!

-

deniz yavuzyılmaz uzunkum halk plajı

Zonguldak Uzunkum halk plajında çekilen görüntülerde halk sağlığının nasıl tehlikeye atıldığı gözler önüne serildi. Çocuklar çamurlu denizde yüzerken, yetkililer ise herhangi bir önlem almıyor.

K2 HABER | Zonguldak’ta Kilimli sahil yolu çalışmalarında dolgu işleri sebebiyle, deniz kıyısı çamur deryasına döndü. CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın paylaştığı görüntülerde, yol çalışmaları sebebiyle çamurların denize karıştığı ve buna rağmen denizde yüzen insanların olduğu ve hiçbir önlem alınmadığı görülüyor.

Deniz Yavuzyılmaz: Bu Düzenlemeyi Genel Kuruldan Geçirmek Cinayete Teşebbüstür

Yavuzyılmaz Konuyu Meclis Gündemine Taşımıştı

Konuya ilişkin 14 Şubat 2022’de Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevaplaması istemiyle Meclis’e soru önergesi veren Yavuzyılmaz; önerge açıklamasında, “Denize boşaltılan kayaç türü malzemelerinin içinde suda kolayca ufalanabilecek hafriyat toprağı türünden kısımların fazlasıyla olduğu, söz konusu malzemelerin önemli ölçüde deniz tarafından yutulduğunu ve bu nedenle denizde kilometrelerce uzunlukta kirlenme ve renk değişimlerinin oluştuğu görülmektedir.” ifadelerine yer vermişti.

Projenin bitirilme tarihini ve detaylarını soran Yavuzyılmaz, tahkimat amaçlı kullanılan malzemelerin türleri, özgül nitelikleri ve limit değerlerinin ne olduğunun da açıklanmasını istemişti.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Fatsa’da Zulüm Var: Suyuna Sahip Çıkan Köylülere Biber Gazlı Müdahale

-

sefaköy fatsa alabalık su jandarma

Ordu’nun Fatsa ilçesine bağlı Sefaköy Köyü’nde kullanılan tek su kaynağının bir alabalık tesisine verilmesine karşı bir araya gelen yurttaşlara jandarma ekipleri müdahale etti.

K2 HABER | Yurttaşların havasını, suyunu, toprağına sahip çıkması artık suç sayılıyor. Ordu’nun Fatsa ilçesine bağlı Sefaköy Köyü’nün su kaynağı bir alabalık tesisine verildi. 80 kişinin yaşadığı köyde başka su kaynağı bulunmuyor.

Tek su kaynağının alabalık tesisine verilmesine tepki gösteren köylülere, jandarma müdahale etti.

Önce Bizi Yıkacaksınız!

Salih Gergerlioğlu, Sefaköy Köyü’nde yaşanan müdahale anlarını sosyal medya hesabından paylaştı. Sefaköy Köyü Muhtarı Yusuf Kaynar Jandarma ekiplerine, “Önce bizi yıkacaksınız, sonra suyu keseceksiniz” diyerek tepki gösterdi.

Müslüman Değil Misiniz?

Jandarma ekipleri, suyuna sahip çıkan köy halkına biber gazıyla müdahale etti. Birçok kişinin gözaltına alındığı bilgisi paylaşıldı. Bir vatandaş, “Siz Allahsız mısınız, siz Müslüman değil misiniz? Müslüman bunu yapmaz” diyerek tepki gösterdi.

İliç’teki Siyanür Felaketini Duyuran Sedat Cezayirlioğlu: ‘Can Güvenliğim Yok!’

Jandarma’dan Tehdit

Jandarma, köy halkının görüntü almasına da izin vermedi. Jandarma, ‘kanunu aşağıda gösteririz’ diyerek görüntü alan kişiyi tehdit etti.

Jandarma: “Basın özgürlüğü var ama şu anda yok!”

Köylü: “Bunun için kanun nedir?”

Jandarma: “Kanunu aşağıda gösteririm size!”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

CHP’li Orhan Sarıbal’dan Tırtıl İstilasına Uğrayan Tarladan İstifa Çağrısı

-

tırtıl istilası

Trakya bölgesindeki ayçiçek tarlaları tırtıl istilası ile mücadele ediyor. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal da Kırklareli’nde ayçiçek üreticileriyle buluştu.

K2 HABER | Ayçiçek üreticileri tırtıl istilasına karşı mücadelesini sürdürüyor. Bakanlık yetkilileri ilaçlamayla sorunun çözüldüğünü ve zararın yüzde 5-6 düzeyinde olduğunu iddia etse de ayçiçek üreticileri pek de öyle düşünmüyor. Zararın çok büyük olduğunu belirten üreticiler, hasat zamanı kayıplarının yüzde 70-80 düzeyinde olacağını tahmin ediyor.

CHP Bursa Milletvekili, Ziraat Mühendisi Orhan Sarıbal, Kırklareli’nin Babaeski ilçesi Sofu Halil Köyü’nde ayçiçek üreticilerini ziyaret etti. Kamuoyunda ‘tırtıl istilası’ olarak bilinen meseleyi yerinden inceleyen Sarıbal, çiftçileri uyarmayan Bakanlığın en büyük sorumlu olduğunu belirterek, Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci’yi istifaya davet etti.

Orhan Sarıbal: Bunun Bedelini Kim Ödeyecek?

K2 TV Trakya Temsilcisi Deniz Kılıç’a açıklamalarda bulunan Orhan Sarıbal, Bakanlığın yerine getirmediği sorumluluğun bedelini çiftçiye ödettirmek istediğini belirterek, Tırtıl tarafından yenmiş bir Ayçiçek tarlasındayız. Zarar yüzde yüze yakın. Bunun sorumlusu kim, bedelini kim ödeyecek? Çayır tırtılının bu kadar zarar vermesinin, bu zararın görülmemesinin en önemli sorumlusu Tarım Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı’nın il ve ilçe yönetimleridir. Bunun için erken uyarı sistemini çalıştırması, çiftçileri uyarması gerekiyordu.” şeklinde konuştu.

Tarım Bakanı ve Yardımcısı Derhal İstifa Etmelidir

Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci’yi istifaya davet eden Sarıbal, “Bir de Bakan Yardımcısı gelip, anlamadan, dinlemeden, önce çiftçiyi kaderine terk ettiler, sonra da 3 günde hallettik, yüzde 5-6 zarar var dedi. O Bakanı ve Bakan Yardımcısını bu tarladan istifaya davet ediyorum. Biraz vicdanları varsa, biraz bu ülkenin toprağından, suyundan yemiş içmişlerse, bu topraklara karşı sorumlulukları varsa derhal istifa etmeleri gerekir.” dedi.

Çiftçinin Zararını Bakanlık Karşılasın

Yapılması gerekenleri de tek tek açıklayan Sarıbal, “Önce Bakanlık, il ve ilçe müdürlüklerini devreye sokup, gelip çiftçilerin tarlasında tespit yapmaları, bu tespitleri raporlamaları gerekiyor. Çiftçilerden talepleri toplanmalı, hasat zamanı tekrar gelip zararın miktarını tespit etmeleri ve o zararların da Bakanlığa, Bakanlık da Cumhurbaşkanlığı’na bildirerek, bu zararı telafi etmelerini istiyoruz. Çünkü bu zararın sorumlusu tohumu eken, toprağı işleyen, mazot harcayan, her türlü bakımı yapan çiftçi değildir. Bunun tek sorumlusu Bakanlık’tır. Bakanlık yerine getirmediği görev ve sorumluluğu, yarattığı zararları çiftçiye ödetemez. Buradan Bakanlığı acilen göreve davet ediyoruz. Gelsinler bu tarlalarda zararların tespitini yapsınlar, raporlarını hazırlasınlar, çiftçiyi sahipsiz bırakmasınlar. Bedelini çiftçi değil, Bakanlık ödesin.” ifadelerini kullandı.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Vegan Aktivist Zülal Kalkandelen’e ‘Tecavüz’ Tehdidine Beraat Verildi

-

zülal kalkandelen

Vegan aktivist Zülal Kalkandelen’i sosyal medya hesabından tecavüzle tehdit eden şahsa, delil yetersizliği gerekçesiyle mahkeme tarafından beraat kararı verildi.

K2 HABER | Cumhuriyet Gazetesi yazarı, vegan aktivist Zülal Kalkandelen avcılık karşıtı yazıları sebebiyle uzun zamandır avcı topluluklarının sözlü saldırılarına maruz kalıyordu. İki yıl önceki bir yazısı sebebiyle İ.B. isimli şahıs tarafından tecavüz tehdidiyle karşılaşan Zülal Kalkandelen, şahıs hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Kalkandelen’in yaptığı ilk suç duyurusu sonrası kovuşturmaya yer yok kararı verilmişti.

‘Kovuşturmaya yer yok’ kararı sonrası Kalkandelen, şahıs hakkında ikinci kez suç duyurusunda bulunmuştu. İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi, şahısla ilgili “delil yetersizliğinden” beraat kararı verdi.

Zülal Kalkandelen: ‘Bana Bir Şey Olduktan Sonra Peşine Düşecekler Belli Ki…’

Kararla ilgili Cumhuriyet Gazetesi’ne konuşan Kalkandelen; “İkinci suç duyurusu için gittiğimde, ilk suç duyurusunda kovuşturmaya yer yok kararını gören savcı bile ‘bu nasıl olur?’ diyerek şaşırmıştı. Soruşturma açılması için Siber Suçlar Şubesi’ne gönderdi ve soruşturma açıldı. Avukatlarımla birlikte bu kişinin adresini bulmak için çok çaba sarf ettik. Kararda ise inanılmaz bir gerekçe verildi. ‘Kişinin böyle bir suçu işlediğine dair gerekçe bulunamadığı’ yazıyordu. O mesajı atarken videosunu mu çekmeliydim? Örneğin; Orhan Gencebay’a söylenilen ‘yalaka’ ifadesine bile ceza veren yargı, bana yapılan tecavüz tehdidine karşı hiçbir şey yapmadı. Bu kişi İstanbul’da oturuyor ve ben etkinliklerimi duyuruyorum. Sürekli çıkıp gelecek mi diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

Hak mücadeleleri kapsamında birilerinin menfaatine dokunduğunuz zaman tehdit ediliyorsunuz diyen Kalkandelen, “Delil ve kanıt bulunamadığına yer vermişler. Hiçbir inceleme yapılmamış bile. AKP’lilerin eşlerine, kızlarına bir şeyler söylendiğinde gereği yapılıyor. Erdoğan’ın kızına evlenme teklifi edildiğinde hemen gereğini yaptılar. O evlenme teklifi bu tecavüz tehdidi. İki yıldır bu işin peşindeyim. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Ben nasıl adaleti sağlayacağım? Bana bir şey olduktan sonra peşine düşecekler belli ki” dedi.

Hayvan Zulmü İle Gündeme Gelen ‘Aslan Diyarı’ İsimli Tesis Kapatılıyor

Mahkemenin Verdiği Beraat Kararı

zülal kalkandelen tecavüz

Zülal Kalkandelen Röportajı: Bilimin, Aklın ve Vicdanın Sesini Dinleyip Vegan Olun

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler