Connect with us

İklim Krizi

İklim Krizi’ni Yaşıyoruz: ‘Yok Oluş Hikayesinin Parçası Olmayın’

Deniz Kılıç iklim krizi

Son günlerde yaşadığımız aşırı lodos yüzünden maalesef can ve mal kayıpları yaşadık. Türkiye, dünya üzerindeki konumu itibariyle dört mevsimi yaşayan bir ülkeydi. Ancak son yıllarda iklim krizinin etkisiyle, sadece yaz ve kış mevsimlerini hissedebiliyoruz. Artık sonbahar ve ilkbahar mevsimleri eskisi gibi hissedilmiyor.

DENİZ KILIÇ | İklim, bir yerde uzun yıllar boyunca sürekli olarak aynı ortalamada devam eden hava sıcaklığıdır. İklim değişikliği ise bu ortalamalardaki değişikliğin yaşanmasıdır.

İklim krizinin nedenleri tabi ki insanlara dayanıyor. Kişisel bakımda kullanılan kozmetik ürünlerinden, günlük yaşamda tüketilen birçok ürüne, santraller, fabrikalar, fosil yakıtlar, yani akaryakıttan kömüre kadar neredeyse Sanayi Devrimi sonrası kullandığımız ya da tükettiğimiz hemen hemen her şey, iklim krizine sebep olmaya devam ediyor.

En basit haliyle özetlemek gerekirse, fosil yakıtlar yanıcıdır. Yanan bu fosil yakıtlar havaya sera gazı adı verilen karbondioksitten oluşan gaz salımı yayıyor. Bu gazlar güneş ışınlarıyla ısıyı emerek, gezegenimizin sıcaklık seviyesini yükseltiyor.

Bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre dünyada sıcaklık artışı oldukça belirgin. Bunun önüne geçilmezse gelecekte endişe verici sonuçlarla karşılaşılması kaçınılmaz bir gerçek. Örneğin 19. yüzyıl ile günümüzü kıyaslayan bilim insanları, ortalama 1,2 santigrat derece havanın daha da ısındığını belirtiyor. Artan sıcaklık miktarı ile aynı döneme göre karbondioksit gazlarının artış miktarı ise yüzde 50’den daha fazla. Böyle devam ederse yakın gelecekte insanlığın geleceği tehdit altında olacaktır.

İklim  krizinin olumsuz sonuçlarının daha da artmaması veya azaltılması için ‘ortak mücadele’ sergilenmesi gerekiyor. Eğer ki ortak mücadele sergilenmezse, bilim insanları bu ısınmanın 4 derece kadar artacağını ifade ediyor. Bu da milyonlarca insanın iklim göçüne sebep olması, tarımsal üretimin çökmesi, kuraklığın her yere yayılması ve birçok bitki ve hayvan türünün yok olması demek.

İklim Krizi Etkisini Artırıyor: ‘Ekolojik Yok Oluşa Sürükleniyoruz’

2100 Yılına Kadar Dünyanın 1,5 Derece Artarsa Neler Yaşanabilir?

  • İngiltere ve Avrupa aşırı yağışlar nedeniyle, artan sel felaketleriyle karşılaşacak.
  • Orta Doğu ülkelerinde aşırı sıcak hava dalgaları yaşanacak ve tarım alanları çölleşecek.
  • Pasifik bölgesindeki ada ülkeleri, denizlerin yükselmesiyle tamamen sular altında kalacak.
  • Birçok Afrika ülkesinde kuraklık ve gıda sıkıntısı riski artacak.
  • ABD’nin batısında kuraklık ihtimali yükselirken, diğer bölgelerinde şiddetli fırtınalar yaşanacak.
  • Avustralya aşırı sıcaklık ve kuraklık dönemi yaşayacak.

Hükümetlere ve Bireylere Düşen Görevler Var!

2015 yılında Paris’te tarihi bir anlaşmaya varıldı. Ülkeler, iklim değişikliği gibi küresel öneme sahip bir konuda ancak bir arada ve birlikte eylem planı geliştirdikleri takdirde başarılı olunabileceği fikrine vardı. Paris Anlaşması ile yüzyıl sonuna kadar, yani 2100 yılına kadar dünyadaki sıcaklık artışının 1,5 santigrat dereceyle sınırlamak için eylem planı hazırlandı. Buna göre birçok ülke 2050 yılına kadar ulusal karbon salımını sıfırlamayı vadetti. Ancak bunu hükümetlerin tek bir eylem planı içerisinde, aynı anda hayata geçirmesi gerekmektedir.

Hükümetlerin aldığı kararların yanı sıra bireylerin de iklim değişikliğine yönelik yapabileceği şeyler var. Örneğin enerjinin daha verimli kullanılması, israf ve aşırı tüketimden kaçınılması, yenilenebilir ürünlerin tercih edilmesi, otomobilsiz bir hayatın yaşanması ya da elektrikli araçlara yönelinmesi, daha az hava yolculuğunun yapılması gibi…

CHP Gençlik Kolları Başkanı’na 11 Ay Hapis Cezası

Yok Oluş Hikayesinin Parçası Olma!

Dünya üzerinde her geçen gün kendini hissettiren iklim krizi, adım adım dünyamızı bir yok oluşa sürüklüyor. İklim krizi için bugün yapılmayan her şey, yarın daha kötü sonuçların yaşanmasına sebep olacak. O yüzden her bir bireyin, yapacağı şeyler küçük gibi gözükse de gezegen için büyük önem taşıyor.

Paris Anlaşması’nı imzalayan hükümetlere baskı yapmak, buradaki maddelerin uygulanmasını takip etmek de hepimiz için sorumluluk. Özellikle Türkiye’de yaşanan çevre felaketlerini düşününce, hepimizin sorumluluğu artıyor.

İklim Krizi

Rusya – Ukrayna Savaşı: AB Ülkeleri Hızla Yenilenebilir Enerjiye Yöneliyor

-

İklim Değişikliği Performans Endeksi

Düşünce kuruluşları Ember ve CREA’nın yeni analizine göre, AB ülkeleri fosil yakıtlardan elektrik üretimi planlarını üçte bir oranında azalttı.

K2 HABER | Yakın zamanda açıklanan politikalara göre, 2030 yılında 595 TWh (terawatt saat) fosil yakıt kaynaklı elektrik üretimi gerçekleşecek ve bu, sadece iki yıl önce yayınlanan 2030’da 867 TWh planlarına kıyasla keskin bir düşüş olacak. Bu durum, Covid-19, hızla yükselen gaz fiyatları ve Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının ülkelere daha temiz, daha ucuz ve daha güvenli kaynaklara doğru harekete geçme baskısı oluşturmasıyla ortaya çıkıyor.

AB ulusal stratejileri, fosil yakıtları ikame etmek için elektrik üretiminde yenilenebilir kaynaklarda planlı bir artış olduğunu gösteriyor. 2019’da yayınlanan ulusal stratejiler, AB’de 2030 yılına gelindiğinde elektriğin %55’ini yenilenebilir kaynaklardan elde edecekken, bugünkü politikalara göre elektriğin %63’ü yenilenebilir kaynaklardan üretilecek. Ve iklim hedeflerinin daha da artırılması muhtemel: yakın zamanda açıklanan AB komisyonu stratejisi REPowerEU, 2030 yılına kadar elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların payının %69 olmasını hedefliyor.

Rüzgar ve Güneş Son 12 Ayda 7 Milyar Dolarlık Enerji İthalatına Engel Oldu

Rusya – Ukrayna Savaşı Etkiledi

Ember’de Kıdemli Enerji ve İklim Verileri Analisti Pawel Czyzak,“AB, hükümetlerin maliyetli fosil yakıtları terk etme konusunda ciddileşmesiyle birlikte enerji geçişi turboşarjla hızlandı” dedi. “Rüzgar ve güneş enerjisini daha hızlı artırmanın AB’nin birden fazla krizi atlatmasına yardımcı olabileceği konusunda bir fikir birliği var” diye devam etti.

Ukrayna’daki savaş ve doğal gaz krizine tepki olarak enerji geçişine yönelik iddialı hedefler hızla gelişti ve son iki yılda 19 Avrupa hükümeti karbonsuzlaştırmayı hızlandıracak planlar yayınladı. Rus fosil yakıtlarının en büyük ithalatçılarından bazıları şu anda iklim hedeflerinde en büyük sıçramaları gerçekleştiriyor. Almanya, 2030 yenilenebilir enerji hedefini %62’den %80’e yükseltti, Hollanda açık deniz rüzgar kapasitesini 2030’a kadar 21 GW’a çıkarmayı planlıyor ve Fransa, şu anda 14 GW olan güneş enerjisi kapasitesini 2050’de 100 GW’a çıkarmayı hedefliyor.

Beş ülke ulaşım, sanayi ve ısınma gibi sektörleri daha fazla karbondan arındırmak için yeni politikalar açıkladı. AB çapındaki REPowerEU stratejisi, artan enerji verimliliği ve maliyet, güvenlik ve iklim sorunlarının üstesinden gelmeyi amaçlayan ısıtma önlemleri ile bu sektörlerin karbondan arındırılmasını bir odak noktası haline getiriyor. Strateji, önümüzdeki beş yıl içinde 10 milyon ısı pompası ünitesinin devreye alınmasını hedefliyor ve yenilikçi teknolojiler aracılığıyla endüstriyi karbondan arındırmaya yönelik AB fonlarını ikiye katlayarak 3 milyar Euro’ya çıkarıyor.

CREA Analisti Erika Uusivuori, “Avrupa artık fosil yakıtların istikrasızlığa eşit olduğunu kabul ediyor. Mevcut enerji ortamının benzeri görülmemişti, ancak fosil yakıt bağımlılığını azaltma hedefindeki bir sıçrama, ülkeleri daha fazla güvenli bir patikaya sokuyor” dedi.

Türkiye’de Kömür Düşüşte Ancak Emisyonlar Azalmıyor

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları’nın Üçüncü Etkinliği Duyuruldu

-

feminist yaklaşımlar

Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar Dergisi, Bahar 2022 döneminde Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları başlıklı etkinlik serisiyle okurlarıyla buluşmaya devam ediyor.

K2 HABER | Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları’nın 30 Mayıs Pazartesi günü gerçekleşecek olan üçüncü etkinliğinin konukları “Değişen Bir İklimde Bakım: İklim Eylemlerinde Bakım İşini Merkeze Almak” başlıklı konuşmalarıyla Seema Arora-Jonsson ve Sherilyn MacGregor.

2006 yılında online olarak yayın hayatına başlayan Feminist Yaklaşımlar, toplumsal cinsiyet hiyerarşilerini eleştirel feminist bir bakış açısından inceleyerek cinsiyet eşitliğine katkı sunmayı ve feminist aktivizm ile feminist kuramın buluşabileceği, birbirini besleyebileceği bir zemin oluşturmayı amaçlıyor.

Dergi, Bahar 2022 sayısında artık hayatımızı doğrudan etkileyen ekoloji krizini gündemine alıyor. Karar alıcıların krizin boyutları ile ilgili bilimsel verileri ve krizden çıkışa dair önerileri görmezden gelerek insanlığı ve gezegenimizdeki birçok canlının yaşamını felakete doğru hızla sürüklediği bu dönemde, ekolojik kriz karşısında önerilen önlemlere, geliştirilen mücadele biçimlerine feminist bir perspektifle katkı sunmayı hedefliyor.

Feminist Yaklaşımlar’ın bu sayısındaki feminist politik ekoloji dosyasında çevre tarihi alanını feminist ekolojik bir bakış açısından yeniden değerlendiren, güncel ekolojik kavramlara feminist eleştirel bir perspektif geliştiren ve bu kavramlar bağlamında alternatif toplumsal pratiklere odaklanan, feminist politik ekoloji alanında referans niteliği taşıyan makalelerin Türkçe çevirileri ve değerlendirme yazıları yer alıyor.

Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları

Dergi, bu metinlerden hareketle Bahar 2022 döneminde “Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları” başlığıyla bir webinar serisi düzenliyor.  Christine Bauhardt “Yeşil Yeni Düzen, Küçülme ve Dayanışma Ekonomilerine Feminist Yaklaşımlar” başlıklı konuşmasıyla serinin ilk konuğuydu. Serinin ikinci konuğu ise “Feminist Politik Ekoloji ve Tarihsel Anlatılar: Sürdürülebilirlik ve Toplumsal Cinsiyet Adaleti Üzerine Çıkarımlar” başlıklı konuşmasıyla Melissa Leach olmuştu. Serinin üçüncü etkinliğinde dergi Seema Arora-Jonsson ve Sherilyn MacGregor’u ağırlayacak.

İklim Krizinin Bakım Emeği Üzerindeki Etkileri

Bu etkinlikte Sherilyn MacGregor ve Seema Arora-Jonsson, Oxfam için birlikte hazırladıkları, iklim krizinin bakım emeği üzerindeki etkileri hakkındaki yeni raporlarının verilerini bizlerle paylaşacak. Rapor, iklim değişikliğinin etkileri ile ücretsiz bakım işinin miktarı, dağılımı, ve koşulları arasındaki bağlantıları incelemekle birlikte, iklim eylemlerine ilişkin öneriler de sunuyor. Bu eylemlerin bakım işi konusunda duyarlı olması gerektiğine, kadınların ve kız çocuklarının gündelik hayatlarını olumsuz bir şekilde etkileyen ve cinsiyet eşitliğinin önünde engel teşkil eden, bakım işi kaynaklı eşitsizlikleri dönüştürmeyi hedeflemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Bu rapordan hareketle MacGregor ve Arora-Jonsson konuşmalarında küresel iklim değişikliğinin daha da ağırlaştırdığı küresel bakım krizine odaklanarak iklim değişikliğinin ve bakım krizinin dünyanın her yerinde  yaşamları ve geçim kaynaklarını tehdit eden kesişen etkilerine odaklanacaklar. İklim krizinin özellikle Küresel Güney’in düşük gelirli bölgelerinde, insanlar, hayvanlar, bitkiler ve yerlerin bakımını nasıl zorlaştırdığını gösterecekler. Toplumsal cinsiyet ve iklim değişikliği ile ilgili araştırmalar arttığı halde, akademik ve siyasi çevrelerde bakım işinin ve iklimin etkilerinin karmaşık kesişim noktalarının nasıl görmezden gelindiği üzerinde duracaklar.

Bahar dönemi boyunca devam edecek olan Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları, Friedrich Ebert Stiftung’un desteğiyle gerçekleşiyor. Etkinliklerin dili İngilizcedir, Türkçe simultane çeviri olacaktır.

Link üzerinden kayıt yaptırarak katılabilirsiniz:

https://us06web.zoom.us/meeting/register/tZYsd-2orzwvHN2J-LgEL3Y-CiH8SdVmevFN

Seema Arora-Jonsson Hakkında

Seema Arora-Jonsson İsveç Tarım Bilimleri Üniversitesi’nde Kırsal Kalkınma Profesörü olarak görev yapmaktadır. Çevresel yönetişim, iklim politikaları ve kırsal kalkınma bağlamında sürdürülebilirlik ve adalet meselelerine odaklanmaktadır. Çalışmaları, kalkınma ve çevre yönetimini hem kendi özel bağlamında, hem de daha geniş ulusötesi akımlar ve ilişkiler bağlamında incelemektedir. Analizlerinin merkezinde,  cinsiyet, ırk, etnisite, sınıf ve coğrafya ile ilgili sorular yer almaktadır.  Araştırmalarında kullandığı yaklaşım  araştırmanın yapılması aşamasında katılımcı araştırma ve etik meselelerini ve  çevresel sorunların, çevresel yönetişimin küreselleşen bağlamında, Kuzey-Güney perspektifinde analiz edilmesini içermektedir.

Sherilyn MacGregor Hakkında

Dr. Sherilyn MacGregor Manchester Üniversitesi Çevre Politikası Bölümü’nde görev yapmaktadır. Çevresel sürdürülebilirlik / sürdürülemezlik ve sosyal adalet/adaletsizlik arasındaki ilişkiyi, kesişimsel ekofeminist ve diğer eleştirel politik teorilerden faydalanarak araştırır.

Burcu Meltem Arık: ‘Doğayla Birlikte Öğrenme Mümkün’

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

15 Mayıs Dünya İklim Günü’nde İklim İçin Birlikte

-

15 mayıs dünya ikkim günü

Sosyal değişim taleplerinin adresi Change.org Türkiye, 15 Mayıs Dünya İklim Günü için vatandaşın ve kurumların başlattığı iklim kampanyalarını bir araya getirdi. İklim kriziyle mücadele için öne çıkan 70 imza kampanyasına 700.000’den fazla kişi destek oldu.

K2 HABER | İklim krizinin nedeninin insan faaliyetleri olduğuna dikkat çekmek ve buna yönelik bir farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 15 Mayıs tarihi küresel çapta “Dünya İklim Günü” olarak kutlanıyor. 

Bilimsel raporlar Türkiye’nin aşırı hava olaylarına karşı Avrupa’nın en kırılgan ülkesi olduğunu gösterirken iklim krizinin etkileri Türkiye’de gün geçtikçe daha fazla hissediliyor. 2021, 1024 aşırı hava olayıyla tüm zamanların en çok aşırı hava olayı görülen yılı oldu. Atmosferdeki karbondioksit seviyesi, insanlık tarihinde ilk defa aylık ortalama milyonda 420 parçanın (ppm) üzerine çıkarak rekor kırdı. Bunlarla birlikte iklim krizi ile ilgili basılı ve dijital medyada çıkan haberlerin de sayısı giderek artıyor. 

Yapım ve Planlama Aşamasındaki Kömürlü Termik Santral Kapasitesi Azaldı

Dünya İklim Günü: İklim Krizine Yönelik Farkındalık Artıyor

Türkiye’de 2021 yılında özellikle de orman yangınlarının ve sel felaketlerinin artmasıyla aşırı hava olaylarına yönelik dijital içeriklerin sayısı 2,2 milyona, iklim ve enerjiye yönelik içeriklerin sayısı 454 bine, Yeşil Mutabakat ve iklim müzakerelerine yönelik içeriklerin sayısı 264 bine, iklim ve çevre hareketine yönelik içeriklerin sayısı ise 104 bine ulaştı. Basılı ve dijital basında iklim krizi ile ilgili konular toplam 170 başlıkta haber olarak yer aldı, 7400’den fazla farklı mecrada konuşuldu.

İklim krizinin medyaya yansıması ile paralel olarak halkın da iklim krizine yönelik farkındalığı ve endişesi de bir önceki seneye göre arttı. İklim Haber ve KONDA Araştırma tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’de İklim Değişikliği ve Çevre Sorunları Algısı 2021” sonuçlarına göre Türkiye’deki her dört kişiden üçü iklim krizinin insan faaliyetlerinin sonucu olduğunu düşünürken, toplumun dörtte üçü iklim değişikliği için endişeli olduğunu belirtti. Her üç kişiden ikisi iklim krizinin koronavirüsten daha büyük bir sorun olduğunu ifade etti.

Vegan Derneği Öğrencilerin Sağlıklı Beslenme Hakkını Yok Sayan YÖK’e Dava Açtı

İklim Kampanyalarına 465 Bini Aşkın İmza Atıldı

Araştırma, iklim değişikliğine karşı harekete geçme talebinin de arttığını gösteriyor. Change.org Türkiye İklim Programı Yöneticisi Yaz Güvendi, Change.org’da iklim krizi konusunda başlatılan kampanyaların 2021 yılında artarak toplam 191’e ulaştığını, 2022 yılının ilk yarısında da bu artışın devam ettiğini belirtti. Change.org Türkiye 2021 Değişim Raporu’na göre ise iklim kampanyalarına toplam 465 bini aşkın imza atıldı. En çok imzalanan 5 kampanyadan ikisi -Paris Anlaşması Onaylasın ve İklim Krizi Müfredata Eklensin- başarıya ulaştı. 

15 Mayıs İklim Günü’nde Change.org Türkiye, iklim kriziyle mücadelede bireyler ve sivil toplum kurumları tarafından başlatılan kampanyalar arasından en fazla imzalanan iklim kampanyalarını Change.org/iklim adresinde bir araya getirdi. Türkiye’nin iklim mücadelesini güçlendirmeye ve farkındalık yaratmaya yönelik kampanyalar arasından İklim Acil Durumu İlan Edilsin, Türkiye 2030’a Kadar Kömürden Çıksın, Akbelen Ormanı Kömür Madeni İçin Kesilmesin, ZeytinimeDokunma, Yeni Bir Orman Kanunu Düzenlensin, Kuraklık Doğal Afet Sayılsın, Sıcak Havayla Mücadele Birimleri Kurulsun, Üniversiteler Karbon Nötr Olsun gibi taleplerin dile getirildiği kampanyalar öne çıkıyor.

Fotoğraf: Mahmut Koyas

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Yapım ve Planlama Aşamasındaki Kömürlü Termik Santral Kapasitesi Azaldı

-

kömürlü termik santral Kömürden Çıkış COP26

Global Energy Monitor’ün bu yıl sekizincisini yayımladığı ‘‘Yükseliş ve Çöküş 2022: Kömürlü Termik Santrallerin Küresel Takibi’’ raporuna göre, yapımı süren ve planlanan kömürlü termik santral kapasitesi 2021 yılında yüzde 13 oranında azaldı. 

K2 HABER | Söz konusu azalma olumlu da olsa, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 2030 yılına kadar kömür kullanımının 2019’a oranla yüzde 75 azaltılması gerektiğini ortaya koyan tavsiyesi için yeterli değil. İklim biliminin açıkça gösterdiği gibi önümüzdeki on yıl içinde kömürü azaltmak için daha hızlı hareket edilmesi gerekiyor.

Çin, Güney Kore ve Japonya, ülke dışındaki kömürlü termik santral projelerine finans sağlamama sözü verdi; bu önemli bir adım. Ancak Çin, dünyanın geri kalanının toplamından daha fazla termik santral projesi devreye alarak küresel çabayı gölgeliyor.

Milas’ın Geleceği ‘AB Tescilli’ Zeytinyağında, Kömürde Değil!

Türkiye’de ‘Kılçıksız Yatırım Modeli’ Bile Piyasada Karşılık Bulmadı

2010’dan beri toplam 87 GW’lık kömürlü termik santral planı iptal edilen Türkiye’de kömür santrali proje stoku küçülmeye devam etti. 2021 yılında da 10,6 GW’lık kömürlü termik santral planı iptal edildi. Türkiye’de inşaatı devam eden ve devreye alınan santrallerin uluslararası finansman alan santraller olduğu düşünüldüğünde, Çin ve G20 ülkelerinin yeni kömür santrali finansmanını durdurma taahhütleri, Türkiye’de yeni projelerin finansman bulmasını zorlaştıracak.

Kamu idaresinin desteğine rağmen, elektrik lisansı olan kömür santrali projeleri bile iptal oluyor. Özellikle Çayırhan B santralinin iptal edilmesi ayrı bir önem taşıyor, zira bu santral Enerji Bakanlığı’nın “kılçıksız yatırım” modelinin, yani kömürlü termik santrallerin tüm gerekli yasal izinler Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından alındıktan sonra yatırıma hazır bir şekilde ihaleye açılması modelinin ilk projesiydi. Raporun öne çıkan bulguları şöyle:

  • Kapanma tarihi belirlenen kömür santrali sayısı 2021 yılında bir önceki yıla göre neredeyse iki misli artarak 750’ye çıktı (550 GW).

  • Yapım ve planlama aşamasındaki toplam kömürlü termik santral kapasitesi, 2015 yılından beri ilk defa 2020 yılında artmıştı, 2021 yılında ise yüzde 13 oranında azalarak 525 GW’tan 457 GW’a düştü. 

  • Covid-19 sonrası toparlanma yılı olan 2021’de dünyada 45 GW kömürlü termik santral kapasitesi işletmeye alındı, 26,8 GW emekli edildi, böylelikle küresel kömürlü termik santral filosunda 18,2 GW’lik net bir büyüme yaşandı.

  • Yeni işletmeye alınan 45 GW’lık santralin yarısından fazlası (yüzde 56) Çin’deydi. Çin’i hariç tutarsak küresel kömür filosu, art arda dördüncü yılda da küçülmeye devam etti.  

  • ABD’de 2019’da 16,1 GW, 2020’de 11,6 GW kapasite kapatılırken, 2021’de  bu miktar tahmini 6,4 GW ila 9 GW arasında oldu. ABD’nin ulusal iklim ve enerji hedeflerini tutturması için kömürden çıkışını hızlandırması gerekiyor. 

  • 27 Avrupa Birliği ülkesi 2021’de rekor düzeyde termik santral kapattı. AB içinde termik santral kapatma konusunda öncü ülkeler Almanya (5,8 GW), İspanya (1,7 GW) ve Portekiz (1,9 GW) oldu. Portekiz, son kömürlü termik santralini hedeflediği 2030 yılından 9 yıl önce, Kasım 2021’de kapatarak kömürsüz ülkelerden oldu. 

  • Kömüre dayalı elektrik üretiminde ise, Covid-19 pandemisinin başladığı 2020 yılındaki yüzde 4 düşüşün ardından, 2021 yılında yüzde 9’luk rekor bir artış yaşandı.

Gençler, Karbonsuz Gelecek İçin ‘Kömürden Çıkış Planı’ İstiyor

Eceçelik: ‘Türkiye, Kömür Santrallarından Tamamen Kurtulacağı Günü İlan Etmeli’

Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Barış Eceçelik: “Avrupa’da kömürlü termik santrallarını kapatmak için tarih belirlemeyen dört ülkeden biri Türkiye. Türkiye’nin kömür santrallarından tamamen kurtulacağı günü bir an önce ilan etmesi, sadece iklim, sağlık ve çevre için değil ekonomi için de büyük önem taşıyor. Artan kömür fiyatları, dış finansman seçeneklerinin kaybolması ve kömürden daha ucuza elektrik üreten yenilenebilir enerji kaynakları kömürden vazgeçme kararını destekliyor.”

Katısöz: ‘Türkiye, COP27’ye Kadar ‘Yeni Kömür Santrali İnşa Etmeme Kararı’nı Açıklamalı’

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz: “Türkiye’de yeni kömürlü termik santrallere ne özel sektör ilgisi ne de halk desteği var. Var olan kömür kapasitesi teşviklerle ve karbon maliyetini ödemediği için ayakta kalabiliyor. İklim ve enerji alanındaki karar vericiler,  küresel iklim eylemine paralel, akılcı ve sorumlu bir adım atmak istiyorsa, COP27’ye kadar “yeni kömür santrali inşa etmeme” kararı açıklamalı ve “kömürden çıkış” için bir tarihi belirlemeli.”

Türkiye’de Kömür Düşüşte Ancak Emisyonlar Azalmıyor

Kutluay: ‘Türkiye’nin Kömürden Çıkışı Planlaması Lazım’

Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal) Kampanyacısı Duygu Kutluay: “Dünya kömürü geride bırakıp yenilenebilir enerjiye geçişin faydalarından yararlanmaya başlamışken, Türkiye’nin kömür sektörünü ayakta tutmak için kamu kaynaklarını israf etmekten bir an önce vazgeçmesi, kömürden çıkışı planlaması lazım. Son raporumuza göre, kömüre verilen kamu desteklerinin sonlandırılması ve kirletme bedelinin santrallere yüklenmesi durumunda Türkiye’de de en geç 2030 yılına kadar kömürü elektrik üretiminden çıkarmak mümkün.”

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

CHP’li Ali Öztunç: ‘AKP, Kömürü ‘Yenilenebilir’ İlan Etse Şaşırmayacağız’

-

Ali Öztunç

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasının üzerinden beş ay geçtiğini anımsatırken, Enerji ve maden lobilerinin esiri olan AKP, kömürü ‘yenilenebilir’ ilan etse de şaşırmayacağız” dedi.

K2 HABER | CHP Doğa Hakları ve Çevreden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç yazılı bir açıklama yaptı. Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasının üzerinden beş ay geçtiğini anımsatan Öztunç, AKP iktidarının hiçbir adım atamadığını ve enerji ve maden lobilerine esir olduğunu ifade etti.

Türkiye’de iklim krizinin aynı zamanda bir yönetim krizi halini aldığını belirten Öztunç, iklim kriziyle mücadele için yönetim süreçlerinin demokratikleştirilmesi, demokratik karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Ali Öztunç: ‘AKP, Enerji ve Maden Lobilerinin Esiri Olmuştur’

Ali Öztunç’un yazılı basın açıklaması şu şekilde:

“Birleşik Krallık-Türkiye Yeşil Finans Konferansı”nda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “En son Rusya-Ukrayna krizi de göstermiştir ki Türkiye’nin sergilemiş olduğu tutum, davranış, bölge barışı, bölgenin istikrarı adına çok çok önemli. Biz de yatırımcımıza bu güveni vermeye çalışıyoruz ve her alanda gerek yerli gerek yabancı yatırımcımızı destekleyecek, koruyacak adımları atmaya gayret gösteriyoruz.” ifadelerini kullanmıştır.

Savaşı kriz olarak nitelendiren Bakan Kurum, “Ülkelerin iklim değişikliğine karşı önlemlerini sıkılaştırdığı bir senaryo altında en büyük petrol ve doğal gaz şirketleri için yaklaşık 900 milyar dolar tutarında ‘terk edilmiş varlık’ da ortaya çıkabilir. Aslında Rusya-Ukrayna krizi de bunu bize net bir şekilde göstermiştir ki kendi ekonomimizin kendimize her alanda yetmesi gerekiyor. Bu çerçevede bu adımları hep birlikte atmak zorundayız” demek suretiyle yenilenebilir enerji vurgusu yapmıştır.

CHP’li İki Belediye Başkanı İçin Disiplin Talebi: ‘Hayatımızı Yok Eden Faaliyetlere Zemin Hazırlıyorlar’

‘Bakan Kurum Sadece Milleti Değil, Hükümetleri De Kandırmaya Çalışıyor’

Görüldüğü üzere, AKP için Paris Anlaşması uluslararası platformlarda bir marka değer olarak kullanılan bir enstrümana dönüşmüştür. Ancak, ülkede durumlar hiç de öyle değildir. Bakan Kurum sadece milleti değil, hükümetleri de kandırmaya çalışmaktadır. Ancak, bakanlığında olduğu gibi kandırma alanında da beceriksizdir.

Ülkede maden lobicilerine sesi çıkarmayan, madenlerde meydana gelen kazalarda, doğal alanları ve zeytinlikleri yok edecek düzenlemelerde dut yemiş bülbüle dönen Kurum, “ortamlarda” beylik sözler sarf ederek iklim fonu peşinde koşmaktadır. Bu tutarsızlık, basiretsizlikler Kurum’un işgal ettiği makama da yakışmamaktadır.

‘Kömürlü Santrallerin Kapatılma Takvimi Hala Ortada Yok’

Daha birkaç gün önce yapılan İklim şurasında bizim ülke olarak dünyanın karşı karşıya kaldığı iklim krizinin oluşmasında tarihi hiçbir mesuliyetimiz yoktur demiş idi. Kaldı ki, halen sonuçlarını açıklamadıkları İklim Şurası’nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı temsilcileri ısrarla “kömür vurgusu” yapmışlardır. Kaldı ki, son dönemlerde Eskişehir, Denizli, Kahramanmaraş’ta kömür yatırımlarına yönelik işlemler tesis edilmiştir. Anayasa ve Kanunlar hiçe sayılarak zeytinlik alanları kömürlü termik santralleri için heba edecek yönetmelik çıkarılmıştır.

Türkiye Paris Anlaşması’nı onaylayalı beş ay olmuştur. Kömürlü santralların kapatılma takvimi hâlâ ortada yoktur. Yeşil kalkınma devrimine ilişkin eylem planlarında bu konuda tek bir taahhüt bile yoktur. Avrupa’da tarih belirlemeyen 4 ülke kalmış olup, biri Türkiye’dir. Kömürü terk etmeye ilişkin tek söz halen gerek yoktur. Maalesef “yenilenebilir ve yeşil”kavramları, bilimsellikten uzaktan politik kavramlar haline gelmiştir. Avrupa’nın nükleer santralleri “yeşil yatırım” haline dönüştürmeye çalıştığı ortamda AKP’nin kömürü bırakmadan sıfır karbon hedefine koşması absürt değildir. Enerji ve maden lobilerinin esiri olan AKP kömürü “yenilenebilir” ilan etse de şaşırmayacağız.

Ekoloji Örgütleri, 37 Termik Santralın Kapatılması İçin Cumhurbaşkanı’na Dava Açtı

‘İklim Krizi ile Mücadele İklim Adaleti İle Mümkün Olabilir’

Gelinen durumda enerji politikaları çökmesine rağmen, bu konudan ders çıkarması beklenen AKP, mevcut krizi fırsata çevirmeye çalışan bir hırsla yeni yıkımların peşinde koşmaktadır. AKP, her zamanki gibi, tepeden inme bir biçimde belirledikleri yöntemlerle iklim krizi daha çözülemez hale getirmektedir. Bu nedenle Türkiye’de iklim krizi, aynı zamanda bir yönetim krizi halini de almıştır.

CHP Doğa Hakları olarak diyoruz ki; iklim kriziyle mücadele için yönetim süreçlerinin demokratikleştirilmesi, demokratik karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu ise, iklim krizinden zarar gören, iklim krizi nedeniyle geleceği tehdit altında olan toplulukların bizzat yönetime ve karar alma sürecine dahil olması, seslerini daha gür çıkarması ile mümkün olabilir. Yani, “iklim adaleti” ile…”

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

İklim Aktivistlerinden 25 Mart Küresel İklim Grevi Çağrısı

-

küresel iklim grevi

Fridays For Future, 25 Mart’ta gerçekleştirilecek küresel iklim grevi için çağrıda bulundu: “Gelin, hep birlikte, #KârıDeğilİnsanı önceleyen bir sistemi ve evimizi inşa edelim.”

K2 HABER | İklim aktivistleri 25 Mart’ta küresel iklim grevi için geri sayımı geçti. İklim krizi ile mücadelenin etkin bir şekilde yürütülmesi için mücadele eden aktivistler, karar alıcılara güçlü bir mesaj vermeye hazırlanıyor.

Küresel İklim Grevi, İstanbul Beşiktaş’ta Barbaros Meydanı’nda, saat 17.00’de gerçekleştirilecek.

İşte İklim Grevi Çağrısı

Küresel ölçekte yapılan çağrı, Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra tarafından Türkçeleştirdi. 

“İçinde yaşadığımız iklim felaket senaryosu, kolonyalizm, hafriyat ve kapitalizm aracılığıyla yüzyıllardır sürdürülen sömürü ve baskının sonucu; esastan arızalı olan bu sosyo-ekonomik modelin acilen değiştirilmesi, yerine yenisinin konması şart.

Zengin ülkelerin küresel emisyonların yüzde 92’sinden, dünya nüfusunun en zengin yüzde 1’inin de en yoksul yüzde 50’sinin ürettiği kirliliğin iki kat fazlasından sorumlu olduğu bir sistem bu.

Bizler, tarihteki mücadelelerin ve yaşanmış tecrübelerin rehberliğinde, en çok etkilenen halklar ve bölgeler (MAPA) öncülüğünde, iklim tazminatı ödenmesini talep ediyoruz.

İklim Tazminatı

Bir hayırseverlik işi olarak değil, siyasi iktidarın halka geri verileceği bir dönüştürücü adalet edimi olarak tazminat.

Bu bir ödünç verme işlemi şeklinde değil. Yerli, siyah, erkek-egemen karşıtı ve ötekileştirilmiş-dışlanmış farklı halk topluluklarının topraklarını geri alma taleplerinin, iklim krizinden en çok etkilenen toplulukların uyum, zarar-ziyan tazmini, zenginliklerin, teknolojinin, enformasyonun, sağlık ve bakım hizmetlerinin ve siyasi erkin hem kuzeyden güneye, hem de tepeden tabana yeniden dağıtım ve bölüşümü (ve çoğu kez halkın ortak kullanımına devri) yolundaki taleplerinin bütünüyle yerine getirilmesi şeklinde olmalıdır.

İklim Krizini Hissetmeyen Hiçbir Bölge Kalmadı

Sorun

İklim mücadelesi sınıf mücadelesidir. Yönetici sınıflar kolonyalizm, kapitalizm, ataerkillik, beyaz üstünlüğü ve sömürü yoluyla elde ettikleri gücü yıllar yılı öncelikle Küresel Kuzey’in varlıklı, beyaz, heteroseksüel, öz-erkeklerinin egemenliğindeki şirketler ve hükümetler aracılığıyla yeryüzünü ve onun sakinlerini amansızca yok etmekte kullandılar.

Onlar Küresel Güney’in ekosistemlerini ve halklarını o sözümona “kalkınma”ları ve bitmek tükenmek bilmeyen “ekonomik büyüme”leri uğruna bile bile kurban etmekteler. Bu esnada işçi sınıfı da kendisini yok etmekte olan sistemin ta kendisini inşa etme aracı olarak kullanılmakta.

Ne Yapmalıyız?

İklim krizine sebep olan baskı ve zulüm sistemlerinin tümünün göbeğinde sömürgeciler ve kapitalistler yer almaktadır; iklim tazminatı aracının kullanılması yoluyla kolonizasyonun kökünün kazınması da en iyi iklim eylemidir.

En zengin kapitalist yüzde 1, eylemlerinden ve kasıtlı cehaletinden sorumlu tutulmalıdır. Onun kârı bizim ölümümüz demektir. Onun kârı bizim ıstırabımız demektir.

Gelin, Dünyanın dört bir yanında toplumların farklı kesimleriyle birlikte, en çok dışlanmış-ötekileştirilmiş olanların öncülüğünde, gücü elinden alınmış-çalınmış halklara güçlerini geri verelim. Gelin, hep birlikte, #KârıDeğilİnsanı önceleyen bir sistemi ve evimizi inşa edelim.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Bitki Temelli Anlaşma İçin Çağrı: ‘Hayvancılığın İklim Üzerindeki Yıkıcı Etkisi Artık Görülmeli’

-

bitki temelli anlaşma

Ekoloji örgütleri COP26 sonrası Paris İklim Anlaşması’nın uygulanabilirliğini tartışırken, Climate Save Movement bu anlaşmaya ek olarak Bitki Temelli Anlaşma için çağrıda bulunuyor.

K2 HABER | Climate Save Movement, Ağustos 2021’de Paris Anlaşması’na ek olarak bir Bitki Temelli Anlaşma’yı (Plant Based Treaty-PBT) sundu. Bitki Temelli Anlaşma, iklim kriziyle mücadelede gıda sistemlerini ön plana çıkarmak için tasarlandı.

Fosil Yakıt Anlaşması’nı (Fossil Fuel Treaty) örnek alarak hazırlanan Bitki Temelli Anlaşma ile hayvancılık nedeniyle zarar gören ekosistemlerin bozulmasının durdurulması ve daha sağlıklı, sürdürülebilir bitki temelli beslenmeye geçişi teşvik etmek amaçlanıyor. Her ne kadar bazı çevreler hayvancılık sektörünü, iklim krizinin sebepleri arasında göstermekten kaçınsa da, bilim insanları iklim krizine sebebiyet veren en önemli sektörlerden biri olarak hayvancılığı gösteriyor.

Bitki Temelli Anlaşma Nedir?

Animal Save Turkey ise bitki temelli anlaşmanın uluslararası düzeyde tartışılması için bir kampanya yürütüyor. Topluluk, “Bir iklim felaketi yaşıyoruz ve önde gelen bilim insanlarına göre bunun için önümüzde sayılı yıllar var. Aksi takdirde büyük bir yıkımla karşı karşıya kalacağız. Bilim insanlarını, bireyleri, grupları, işletmeleri ve şehirleri bu acil eylem çağrısını desteklemeye ve ulusal hükümetlere Bitki Temelli Anlaşma’yı uluslararası düzeyde müzakere etmeleri için baskı yapmaya çağırıyoruz.” ifadeleri ile müzakere çağrısı yapıyor.

Mısır’da gerçekleştirilecek COP27 İklim Zirvesi için de çağrıda bulunan Animal Save Turkey, “Bu girişimin dünya liderleri tarafından dikkate alınması gerekiyor. Katılımcıları PBT’yi onaylamaya ve müzakere etmeye yönlendirmek için çevrenizdeki bireyleri, grupları, şirketleri imza kampanyasını desteklemeye davet etmeniz acil önem taşıyor. Kampanyamız başarıya ulaştığı takdirde zirveye katılan karar vericilerin hayvancılığın yıkıcı etkisini görmezden gelmeye devam etmeleri imkansız olacak.” diyor.

İnsanlar Neden Vegan Oluyorlar?

İmza Kampanyasına Çağrı

Bu girişimin uluslarası düzeyde tartışılması, COP27’de dünya liderlerinin gündemine alınmasını için de bir imza kampanyası düzenleniyor. Bitki Temelli Anlaşma’yı desteklemek için, aşağıdaki linke giderek imzanızı ekleyebilirsiniz.

https://plantbasedtreaty.org/

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Dumansız Para Sahası Kampanyası’ndan Bankalara ‘Fosil Yakıt’ Çağrısı

-

dumansız para sahası 350.org

350.org Türkiye, Dumansız Para Sahası kampanyası ile Türkiye’de 9 bankaya, başta kömür olmak üzere fosil yakıtlı yatırımlara finansman sağlamamaları için çağrı yaptı. Bu konuda henüz açıklama yapmamış olan bankalardan Aktifbank, Burgan Bank, DenizBank, Fibabanka, ICBC, Odeabank, Şekerbank, Türk Ekonomi Bankası ve QNB Finansbank’ın genel müdürlerine açık çağrı mektubunu içeren birer paket gönderildi ve change.org/kirlihesaplar ismiyle imza kampanyası başlatıldı.

Türkiye’de bankacılık sektörünü iklim krizi ile ilgili adım atmaya çağıran kampanyanın hedefinde Türkiye’de fosil yakıta dayalı yatırımları finanse etmemek konusunda henüz açıklama yapmamış bankalar var. Bu bankaların üst düzey yöneticilerine gönderilen kampanya paketindeki çağrı mektubu ile Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) tarafından hazırlanan bilgi notu aciliyeti ortaya koyarken; Yırcalı üretici kadınların Yırca Köyü Derneği çatısı altında hazırladıkları zeytinyağlı sabunlar, banka hesaplarının kirli yatırımlardan temizlenmesini simgeliyor.

Gençler, Karbonsuz Gelecek İçin ‘Kömürden Çıkış Planı’ İstiyor

Bireylerden Bankalara: Birikimlerimizle İklim Krizini Fonlamayın! 

Kampanya ayrıca, bireysel mevduatların bir başka finansman kaynağı olabileceğinden hareketle, söz konusu kuruluşlarda bireysel mevduat hesabı olan kişilere ve finansman kararlarının değişmesini isteyenlere ulaşmayı hedefliyor. Hazırlanan sosyal medya videosu ile bankalardan birikimlerin gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakmak için kullanılmasını talep etme hakkı olduğu hatırlatılan kampanyaya change.org/kirlihesaplar üzerinden imza vererek destek olunabilir.

Fosil Yakıtlara Kaynak Aktarılmasın!

Türkiye’nin 2053’te net sıfır hedefine ulaşması için emisyonlarda en büyük paya sahip olan enerji sektörünü dönüştürmesi için finans sistemlerinde köklü değişiklikler yapması gerekiyor. Dumansız Para Sahası kampanyası ile fosile dayalı yatırımların nasıl fonlandığını anlatmak istediklerini belirten 350.org Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Efe Baysal, toplumda gelişen iklim değişikliği farkındalığına bağlı olarak söz konusu banka müşterilerinin bireysel mevduat hesapları olan kişilerin bankalarından talepte bulunmasının müşteri gücü anlamında önemli olduğunu belirtiyor. Amaçlarının  henüz kömürden çıkışla ilgili bir adım atmamış bankaların net taahhüt vermesini sağlamak olduğunu paylaşan Baysal şöyle devam ediyor: “Özellikle kömüre dayalı yatırımlar, kârlılığa getirdiği soru işaretlerinin yanı sıra sürdürülebilirlik açısından kurumsal hesap verilebilirliğe gölge düşürüyor. Bu kampanyada yapılan çağrıların sadece bankalarla sınırlı kalmamasını umut ediyoruz ve Türkiye’deki tüm finans sektörü aktörlerinin başta kömür olmak üzere fosil yakıtlara kaynak aktarmayacaklarını en kısa zamanda açıklamasını bekliyoruz.”

Türkiye’de Sadece 4 Banka Açıkladı 

350.org Küresel Kampanyalar Sorumlusu Cansın Leylim ise SEFiA ile hazırlanan bilgi notuna referans vererek “Dünyada 2015’ten bu yana 151 tane anlamlı büyüklüğe sahip finans kuruluşu kömür yatırımlarından çıkacağını/sınırlandıracağını açıkladı. Bu dalga Türkiye’ye de geliyor; halihazırda 4 banka taahhütte bulundu. Finans kuruluşları ve Türkiye tüm kaynaklarını yenilenebilir projeler için kullanmalı. Önümüzdeki günleri sürdürülebilirliğe gerçekten önem veren ve samimi olanlarla olmayanların ayrışacağı günler olarak görüyoruz.” dedi.

‘Enerji Bağımsızlığına Giden Yol Yenilenebilir Enerjiden Geçiyor’

dumansız para sahası 350

Banka Genel Müdürlerine Gönderilen Mektup

Sayın…..,

Size, insan kaynaklı faaliyetler sonucunda meydana gelen iklim krizi ile mücadelede  desteğinizi almak için yazıyoruz. Küresel çabaların başarıya ulaşması için Türkiye de iklim kriziyle mücadelede üstüne düşen sorumluğu yerine getirmek üzere Paris İklim Anlaşması’nı onaylamış, 2053 net sıfır hedefini açıklamıştı. Bu doğrultuda Türkiye’de finans sektöründe öncü olan kuruluşunuzun alacağı kararlar da iklim krizi ile mücadelede kritik rol oynayabilir.

Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 28 Şubat’da iklim bilimine dair dönüm noktası niteliğinde yeni bir rapor çıkardı. Kritik bir noktadayız. Gezegenin bazı ekolojik sistemleri geri döndürülemeyecek şekilde hasar gördü. Buna rağmen bilim insanları küresel ısınmayı, sanayileşme öncesine göre 1,5°C seviyesinde sınırlı tutmanın halen mümkün olduğu görüşünde. Ancak bunun için hızlı, cesur ve kararlı adımlar atılması ve kurum olarak sizin de aktif rol almanız gerekiyor.

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFIA) ile birlikte hazırladığımız ekteki rapor, finansal kuruluşların iklim kriziyle mücadelede adım atma gerekliliğini esasları ile detaylandırıyor. Biz ne yapabiliriz sorusunu kurumunuz adına cevaplamak için yol gösterici bir rehber niteliğinde olan bu çalışma aynı zamanda adil ve acil dönüşüm esaslarını gözeterek harekete geçmenin gerekliliğini hatırlatıyor.

Türkiye’nin iklim krizine direncini güçlendirmek için çalışan bir sivil toplum kuruluşu olarak sizden talebimiz; başta kömür olmak üzere fosil yakıtlara yönelik yatırımların finansmanında yer almayacağınızı duyurmanızdır. Bu duruma dikkat çekmek adına change.org/dumansizparasahasi adresinde bir imza kampanyası da açıldı.

Bu gibi büyük dönüşümlere liderlik etme şansı insan ve kurum hayatlarında sadece bir kaç kez kendini gösterir. Biz de sizin lider konumunuzda atacağınız adımları ve başta kömür olmak üzere fosil yakıtlara karşı vereceğiniz net taahhütleri büyük bir mutlulukla takip etmek istiyoruz. Atacağınız adımlarından bizi haberdar ederseniz, sesinizin daha fazla yerde duyurulması ve yaptıklarınızın daha geniş bir çerçevede etki oluşturması için sivil toplum kuruluşları olarak destek vereceğimizi memnuniyetle paylaşmak isteriz.

Bu vesile ile Soma-Yırca köyünde, kurulması planlanan kömürlü termik santrale karşı çıkan, sürdürülebilirlik ve gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakmak adına çalışan Yırca Köyü Derneği Yırca Hanımeli İktisadi İşletmesi’nin el emekleri ile ürettiği sabunlardan sizlere hediye etmek istiyoruz. Ümit ediyoruz ki, yüzyıllardır bu toprakların bereketinin sembolü olmuş zeytinden üretilen bu sabunlar, kurumunuzun iklim dostu, temiz bir gelecek için katkı sunmasına vesile olur.

350 Türkiye

[email protected]

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

IPCC: ‘İklim Değişikliği İnsan Yaşamını Tehdit Ediyor’

-

IPCC 2022

Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), Çalışma Grubu II’nin Altıncı Değerlendirme Dönemi (AR6), “İklim Değişikliği 2022: Etkiler, Uyum ve Kırılganlık” raporu bugün yayınladı.

270 yazar ve 195 hükümet tarafından nihai hale getirilen ve onaylanan II. Çalışma Grubu raporu, IPCC’nin AR5’i 2014’te yayınlamasından bu yana iklim değişikliğinin etkilerine ve buna uyum sağlama stratejilerine ilişkin en büyük değerlendirmedir. Raporun yazarlarıyla diyalog halinde hükümet temsilcileri tarafından onaylanmak üzere satır satır incelenen metin, 14 Şubat ile 26 Şubat tarihleri arasında fiilen gerçekleştirilen genel kurul oturumunun tamamlanmasıyla yayınlandı.

Rapor, iklim değişikliğinin ekosistemler ve toplumlar üzerindeki etkilerini, bunların kırılganlıklarını ve mevcut ve gelecekteki değişikliklere uyum sağlama kapasitelerini göz önünde bulundurarak inceliyor. Artan emisyonların insanlar ve çevre için oluşturduğu riskleri vurguluyor ve farklı bölgelerin ve doğal sistemlerin güvenlik açıklarını analiz ediyor.

Raporun ilk taslağına 16.348 yorum, ikinci taslağına 40.293 yorum ve Politika Yapıcılar için Özet’in nihai hükümet dağıtımına 5.777 yorum yapıldı. Raporda 34.000’den fazla bilimsel makaleye atıfta bulunuluyor.

‘Yeşil Kapitalizm Diye Bir Çözüm Yok’

Raporun Ana Bulguları

  • İnsan kaynaklı sera gazı emisyonlarının neden olduğu iklim değişikliği, toplumları ve dünyanın doğasını, insanları öldürmek, gıda üretimine zarar vermek, doğayı yok etmek ve ekonomik büyümeyi yavaşlatmak da dahil olmak üzere katlanılmaz ve geri döndürülemez risklere maruz bırakan, doğaya ve insanlara yönelik yaygın kayıplara ve zararlara neden oluyor.
  • Rapor, “iklim değişikliğinin insan refahı ve gezegenin sağlığı için bir tehdit oluşturduğunu” ve “uyum ve azaltım konularında ileriye yönelik müşterek küresel eylemlerde daha fazla herhangi bir gecikmenin, herkes için yaşanabilir ve sürdürülebilir bir geleceği güvence altına almak için dar ve hızla kapanan bir fırsat penceresini kaçırılmasıyla sonuçlanacağının” artık kesin olduğunu söylüyor.
  • “Küresel ısınma artışını 1,5°C’ye yaklaştıran kısa vadeli eylemlerin, insan yaşamında ve ekosistemlerde iklim değişikliği kaynaklı öngörülen kayıp ve zararları, daha yüksek ısınma seviyelerine kıyasla önemli ölçüde azaltacağını, ancak hepsini ortadan kaldıramayacağını” vurguluyor. Mevcut emisyon politikaları ve taahhütleri, dünyayı yaklaşık 2,3-2,7°C ısınma rotasına sokuyor.
  • İklim değişikliği kaynaklı kayıp ve zararlar, daha fazla ısınma ile hızla artacak ve çoğu durumda insanların ve doğanın uyum sağlayamayacağı riskler yaratacak. Emisyonlar yalnızca şu anda planlanan oranda azaltılırsa, ortaya çıkan sıcaklık artışı gıda üretimini, su kaynaklarını, insan sağlığını, kıyı yerleşimlerini, ulusal ekonomileri ve doğal dünyanın çoğunun hayatta kalmasını tehdit edecek. Daha hızlı emisyon kesintileri bunu önlemenin tek yolu olacak.
  • İklim değişikliğine uyum, iklim değişikliğinden kaynaklanan riskleri azaltmanın yanı sıra insanların refahını da iyileştirebilir, ancak buna yeterince kaynak sağlanmıyor. Uyum faaliyetleri emisyon kesintilerine bir alternatif değildir: ısınma devam ederse, dünya giderek uyum sağlanmayacak değişikliklerle karşı karşıya kalacak.

Özer Akdemir: ‘Altın Madenciliği Ölüm Saçıyor’

Uzman Görüşleri

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Eski Başkanı ve Global Optimism Eş-kurucusu Christiana Figueres:

“IPCC raporları, iklim krizi için alarm zilleri gibidir. Bu son rapor, emisyonları azaltma konusundaki küresel başarısızlığımızın dünya çapında yıkıcı sağlık, ekonomik ve sosyal etkilere yol açtığının ciddi bir hatırlatıcısıdır. Ancak rapor, bunu değiştirme gücüne sahip olduğumuzu da hatırlatıyor. Emisyonları azaltarak ve uyum stratejilerine yatırım yaparak aşırı hava olaylarını, kıtlıkları, sağlık sorunlarını ve daha fazlasını önleyebilir ve kendimizi koruyabiliriz. Bilim (ve çözümler) açıktır. Geleceği nasıl şekillendireceğimiz bize bağlı.”

BM İklim müzakereleri En Az Gelişmiş Ülkeler (LDCs) Başkanı Madeleine Diouf SARR:

“Bu raporu büyük bir korku ve üzüntüyle okudum ama şaşırmadım. Isınmayı 1,5°C ile sınırlandırmamayı hiçbir uyum faaliyetinin telafi edemeyeceği bizim için çok açık. Rapor, halihazırda gördüğümüz ve deneyimlediğimiz şeyi doğruluyor; iklim değişikliği yıkıcı kayıplara ve hasara neden oluyor ve savunmasız insanlarımızı orantısız bir şekilde etkiliyor. Uyum ve erken uyum sağlama çabaları acilen geliştirilmelidir. Erişilebilir finansman bu rapora göre önemli bir engel teşkil ediyor. Hem uyum hem de kayıp ve hasarın ele alınması için uluslararası müzakerelerde özel kamu finansmanı arayacağız.”

BM Aşırı Yoksulluk ve İnsan :Hakları Özel Raportörü ve Sürdürülebilir Gıda Sitemleri Uzmanları Uluslararası Paneli Başkanı Profesör Olivier De Schutter:

“Bilim açık; karbon emisyonlarında ve tarımsal üretim yöntemlerimizde büyük bir geri dönüş olmadan, yoksulluk içindeki insanların neden olmadıkları bir krizden ilk ve en ağır darbeyi aldığı, toplu ürün kıtlığı ve gıda sistemlerinin çöküşünü büyük olasılıkla göreceğiz. Tarımı dönüştürmek artık acildir; hükümetler, yerel toplulukların kendilerini besleme çabalarını desteklemek ve tek çeşitlilik yoluyla değil çok çeşitlilik yoluyla direnci teşvik etmek için hareket etmelidir.”

Avrupa İklim Vakfı CEO’su Laurence Tubiana:

“Bu rapor, iklim değişikliğinin zaten insanları öldürdüğünü, doğayı yok ettiğini ve dünyayı daha fakir hale getirdiğini acımasızca hatırlatıyor. Üç ay önce Glasgow’da COP26’da tüm büyük ekonomiler iklim hedeflerini güçlendirme konusunda anlaştılar – ve iklim ile ilgili tehlike bölgesine girerken, 2022’de yeni iddialı hedefler içerin planlar sunmaları hayati önem taşıyor. Artık mazeret ve yeşil badana olamaz.”

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

Kömürün Politik Ekonomisi: Temiz Enerji Geçişinin Önündeki Engeller

-

temiz enerji kömür santrali iklim için gençlik

“Kömürün Politik Ekonomisi: Temiz Enerji Geçişinin Önündeki Engeller”, Berlin merkezli iklim araştırma enstitüsü Mercator (Mercator Research Institute on Global Commons and Climate Change) tarafından yayınlandı.  

Araştırma, iklime özellikle zarar veren bu fosil yakıtın, ilgili ülkelerdeki derinlemesine araştırmaların ardından neden hala elektrik üretmek için kullanıldığını inceliyor. Proje, Avustralya, Bulgaristan, Şili, Çin, Almanya, Hindistan, Endonezya, Kenya, Kolombiya, Filipinler, Güney Afrika, Türkiye, Birleşik Krallık, ABD ve Vietnam’ı kapsıyor. Bu 15 ülke işletmede, yapım aşamasında veya planlama aşamasındaki küresel kömürlü termik santral kapasitesinin yüzde 80’ini oluşturuyor.

Yenilenebilir enerji kullanımındaki önemli artışlara rağmen, küresel kömür kullanımı azalmıyor. Halihazırda faaliyet gösteren, yapım aşamasında olan veya ekonomik olarak beklenen ömürlerinin sonuna kadar çalışması planlanan tüm kömürlü termik santraller, toplamda yaklaşık 300 milyar ton CO2 yayacak. Bu, 1,5 derece hedefiyle uyumlu karbon bütçesini neredeyse tamamen tüketecek ve hatta 2 derecelik hedefi riske atacak.

Gençler, Karbonsuz Gelecek İçin ‘Kömürden Çıkış Planı’ İstiyor

Kömür Yatırımları Ticari Kazanç Olarak Kayda Değer Artışla Sonuçlanmıyor

Sonuçlar, farklı ülke grupları için farklı politika önerileri sunuyor. Türkiye de dahil olmak üzere uzun yıllardır kömür kullanan ülkeler için bu, enerji piyasasının serbestleştirilmesi, yapısal reformlar ve tazminat mekanizmaları ile ilgili. Bu, kömür endüstrisindeki çalışanlarla ve aynı zamanda kömür madenlerinin mülkiyet haklarıyla da bağlantılı. Kömürden çıkış sürecini başlatan ülkeler için odak noktası karbon fiyatlandırılması ve ek olarak yenilenebilir kaynaklar için başlangıç desteği olmalıdır. Çok fazla kömür ihraç eden ülkeler için ise yapısal değişim ve uluslararası iş bölümünde yeni fırsatlar söz konusu.

Çalışmanın Türkiye’ye ayrılan bölümünde ise araştırmacılar, kömür üretiminde hızlı artışın görüldüğü elektrik sistemini analiz ediyor. Bu kapsamda, süregelen kömür bağımlılığın altında yatan etmenleri irdeleyen araştırmacılar, karar verme süreçlerinde kamu kurumlarının, özel sektörün ve sivil toplum kuruluşlarının rolünü değerlendiriyor. Bölüm, kömür üretimini ve tüketimini artırmaya yönelik eğilimi kolaylaştıran ve kısıtlayan etmenlere ışık tutuluyor.

Türkiye’deki kömür sektörüne ilişkin farklı deneyimlere sahip katılımcılarla gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilen bulgular, kömür yatırımlarının, hükümetin sıklıkla atıfta bulunduğu ulusal güvenliğin güçlendirilmesi resmi hedefiyle ilişkisini ve çelişen yanlarını ortaya koyuyor. Linyite dayalı üretimi artırmaya yönelik birçok şirkete sunulan mali teşvik paketlerine rağmen kömür yatırımları, istihdamın artırılması ya da ticari kâr sağlanması kapsamında kayda değer artışla sonuçlanmıyor. Bu nedenle, Türkiye’de kömür üretimi ve tüketiminin kademeli olarak azaltılması, yalnızca kamu sağlığının korunması ve çevresel bozulumun azaltılması gibi dışsal olarak nitelendirilen maliyetlerin azaltılmasıyla sınırlı değil. Kömürden çıkış aynı zamanda, istihdam ve şirketlerin doğrudan ticari kazanımları açısından da değerlendirilmesi gereken bir konu olarak öne çıkıyor.

Son Yedi Yıl, Dünya Genelinde Kayıtlara Geçen En Sıcak Yedi Yıl Oldu

Çıkış İçin Mali Destek Elde Etmek Belirleyici Olabilir

Türkiye araştırmasının yazarlarından Ceren Ayas, “Türkiye’de kömürden elektrik üretimini kolaylaştıran ve kısıtlayan etmenleri ortaya koyduğumuz bu araştırmada, kömür yatırımlarının istihdam ve iş dünyasının ekonomik kazancını artırma prensiplerine dayalı olduğunu görüyoruz. Bu hedef doğrultusunda hükümet, kömürden elektrik üretimi ve linyiti ekonomiye kazandırmak üzere geliştirdiği kapasite mekanizması gibi teşviklerle kömür yatırımlarını kolaylaştırıcı finansal araçlar ve düzenleyici çerçeve sunuyor. Buna karşın, madencilik ve kömür santrallerinin bu hedefe hizmet etmediğini görüyoruz. Yeni kömür santrali ve maden projelerinin sonlandırılmasıyla kömür tüketimini ve üretimini azaltmak, yalnızca küresel ölçekte ekonomilerin karbondan arındırılması hedefine hizmet etmiyor. Kömürün Türkiye’nin elektrik sisteminden kademeli olarak kaldırılması aynı zamanda halk sağlığı üzerindeki yükü azaltıyor ve kamusal finansmanın ticari kar ve istihdam olanakları açısından daha etkin yatırımlarda kullanılmasını sağlıyor” dedi.

MCC’de Araştırma Görevlisi ve çalışmanın yardımcı editörü Kıdemli Araştırmacı Michael Jakob, “İlgili bölgelerde ulusal bir kömürden çıkış uygulanmalı ve mümkünse uluslaraşırı yapılara oturtulmalıdır” diyor. Uluslararası konumlarını güçlendirmek ve aşamalı olarak çıkış için mali destek elde etmek, birçok devlet lideri için belirleyici bir neden olabilir. “ABD, İngiltere, Almanya ve diğer devletlerin Güney Afrika’ya kömürden çıkış ve sosyal olarak dengeli bir enerji geçişi konusunda yardım etmek için yaptığı son açıklama umut verici bir örnek teşkil ediyor.” ifadelerini kullandı.

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler