Connect with us

İklim Krizi

IPCC: ‘İklim Değişikliği İnsan Yaşamını Tehdit Ediyor’

-

IPCC 2022

Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), Çalışma Grubu II’nin Altıncı Değerlendirme Dönemi (AR6), “İklim Değişikliği 2022: Etkiler, Uyum ve Kırılganlık” raporu bugün yayınladı.

270 yazar ve 195 hükümet tarafından nihai hale getirilen ve onaylanan II. Çalışma Grubu raporu, IPCC’nin AR5’i 2014’te yayınlamasından bu yana iklim değişikliğinin etkilerine ve buna uyum sağlama stratejilerine ilişkin en büyük değerlendirmedir. Raporun yazarlarıyla diyalog halinde hükümet temsilcileri tarafından onaylanmak üzere satır satır incelenen metin, 14 Şubat ile 26 Şubat tarihleri arasında fiilen gerçekleştirilen genel kurul oturumunun tamamlanmasıyla yayınlandı.

Rapor, iklim değişikliğinin ekosistemler ve toplumlar üzerindeki etkilerini, bunların kırılganlıklarını ve mevcut ve gelecekteki değişikliklere uyum sağlama kapasitelerini göz önünde bulundurarak inceliyor. Artan emisyonların insanlar ve çevre için oluşturduğu riskleri vurguluyor ve farklı bölgelerin ve doğal sistemlerin güvenlik açıklarını analiz ediyor.

Raporun ilk taslağına 16.348 yorum, ikinci taslağına 40.293 yorum ve Politika Yapıcılar için Özet’in nihai hükümet dağıtımına 5.777 yorum yapıldı. Raporda 34.000’den fazla bilimsel makaleye atıfta bulunuluyor.

‘Yeşil Kapitalizm Diye Bir Çözüm Yok’

Raporun Ana Bulguları

  • İnsan kaynaklı sera gazı emisyonlarının neden olduğu iklim değişikliği, toplumları ve dünyanın doğasını, insanları öldürmek, gıda üretimine zarar vermek, doğayı yok etmek ve ekonomik büyümeyi yavaşlatmak da dahil olmak üzere katlanılmaz ve geri döndürülemez risklere maruz bırakan, doğaya ve insanlara yönelik yaygın kayıplara ve zararlara neden oluyor.
  • Rapor, “iklim değişikliğinin insan refahı ve gezegenin sağlığı için bir tehdit oluşturduğunu” ve “uyum ve azaltım konularında ileriye yönelik müşterek küresel eylemlerde daha fazla herhangi bir gecikmenin, herkes için yaşanabilir ve sürdürülebilir bir geleceği güvence altına almak için dar ve hızla kapanan bir fırsat penceresini kaçırılmasıyla sonuçlanacağının” artık kesin olduğunu söylüyor.
  • “Küresel ısınma artışını 1,5°C’ye yaklaştıran kısa vadeli eylemlerin, insan yaşamında ve ekosistemlerde iklim değişikliği kaynaklı öngörülen kayıp ve zararları, daha yüksek ısınma seviyelerine kıyasla önemli ölçüde azaltacağını, ancak hepsini ortadan kaldıramayacağını” vurguluyor. Mevcut emisyon politikaları ve taahhütleri, dünyayı yaklaşık 2,3-2,7°C ısınma rotasına sokuyor.
  • İklim değişikliği kaynaklı kayıp ve zararlar, daha fazla ısınma ile hızla artacak ve çoğu durumda insanların ve doğanın uyum sağlayamayacağı riskler yaratacak. Emisyonlar yalnızca şu anda planlanan oranda azaltılırsa, ortaya çıkan sıcaklık artışı gıda üretimini, su kaynaklarını, insan sağlığını, kıyı yerleşimlerini, ulusal ekonomileri ve doğal dünyanın çoğunun hayatta kalmasını tehdit edecek. Daha hızlı emisyon kesintileri bunu önlemenin tek yolu olacak.
  • İklim değişikliğine uyum, iklim değişikliğinden kaynaklanan riskleri azaltmanın yanı sıra insanların refahını da iyileştirebilir, ancak buna yeterince kaynak sağlanmıyor. Uyum faaliyetleri emisyon kesintilerine bir alternatif değildir: ısınma devam ederse, dünya giderek uyum sağlanmayacak değişikliklerle karşı karşıya kalacak.

Özer Akdemir: ‘Altın Madenciliği Ölüm Saçıyor’

Uzman Görüşleri

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Eski Başkanı ve Global Optimism Eş-kurucusu Christiana Figueres:

“IPCC raporları, iklim krizi için alarm zilleri gibidir. Bu son rapor, emisyonları azaltma konusundaki küresel başarısızlığımızın dünya çapında yıkıcı sağlık, ekonomik ve sosyal etkilere yol açtığının ciddi bir hatırlatıcısıdır. Ancak rapor, bunu değiştirme gücüne sahip olduğumuzu da hatırlatıyor. Emisyonları azaltarak ve uyum stratejilerine yatırım yaparak aşırı hava olaylarını, kıtlıkları, sağlık sorunlarını ve daha fazlasını önleyebilir ve kendimizi koruyabiliriz. Bilim (ve çözümler) açıktır. Geleceği nasıl şekillendireceğimiz bize bağlı.”

BM İklim müzakereleri En Az Gelişmiş Ülkeler (LDCs) Başkanı Madeleine Diouf SARR:

“Bu raporu büyük bir korku ve üzüntüyle okudum ama şaşırmadım. Isınmayı 1,5°C ile sınırlandırmamayı hiçbir uyum faaliyetinin telafi edemeyeceği bizim için çok açık. Rapor, halihazırda gördüğümüz ve deneyimlediğimiz şeyi doğruluyor; iklim değişikliği yıkıcı kayıplara ve hasara neden oluyor ve savunmasız insanlarımızı orantısız bir şekilde etkiliyor. Uyum ve erken uyum sağlama çabaları acilen geliştirilmelidir. Erişilebilir finansman bu rapora göre önemli bir engel teşkil ediyor. Hem uyum hem de kayıp ve hasarın ele alınması için uluslararası müzakerelerde özel kamu finansmanı arayacağız.”

BM Aşırı Yoksulluk ve İnsan :Hakları Özel Raportörü ve Sürdürülebilir Gıda Sitemleri Uzmanları Uluslararası Paneli Başkanı Profesör Olivier De Schutter:

“Bilim açık; karbon emisyonlarında ve tarımsal üretim yöntemlerimizde büyük bir geri dönüş olmadan, yoksulluk içindeki insanların neden olmadıkları bir krizden ilk ve en ağır darbeyi aldığı, toplu ürün kıtlığı ve gıda sistemlerinin çöküşünü büyük olasılıkla göreceğiz. Tarımı dönüştürmek artık acildir; hükümetler, yerel toplulukların kendilerini besleme çabalarını desteklemek ve tek çeşitlilik yoluyla değil çok çeşitlilik yoluyla direnci teşvik etmek için hareket etmelidir.”

Avrupa İklim Vakfı CEO’su Laurence Tubiana:

“Bu rapor, iklim değişikliğinin zaten insanları öldürdüğünü, doğayı yok ettiğini ve dünyayı daha fakir hale getirdiğini acımasızca hatırlatıyor. Üç ay önce Glasgow’da COP26’da tüm büyük ekonomiler iklim hedeflerini güçlendirme konusunda anlaştılar – ve iklim ile ilgili tehlike bölgesine girerken, 2022’de yeni iddialı hedefler içerin planlar sunmaları hayati önem taşıyor. Artık mazeret ve yeşil badana olamaz.”

İklim Krizi

CHP’li Ali Öztunç: ‘AKP, Kömürü ‘Yenilenebilir’ İlan Etse Şaşırmayacağız’

-

Ali Öztunç

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasının üzerinden beş ay geçtiğini anımsatırken, Enerji ve maden lobilerinin esiri olan AKP, kömürü ‘yenilenebilir’ ilan etse de şaşırmayacağız” dedi.

K2 HABER | CHP Doğa Hakları ve Çevreden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç yazılı bir açıklama yaptı. Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasının üzerinden beş ay geçtiğini anımsatan Öztunç, AKP iktidarının hiçbir adım atamadığını ve enerji ve maden lobilerine esir olduğunu ifade etti.

Türkiye’de iklim krizinin aynı zamanda bir yönetim krizi halini aldığını belirten Öztunç, iklim kriziyle mücadele için yönetim süreçlerinin demokratikleştirilmesi, demokratik karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Ali Öztunç: ‘AKP, Enerji ve Maden Lobilerinin Esiri Olmuştur’

Ali Öztunç’un yazılı basın açıklaması şu şekilde:

“Birleşik Krallık-Türkiye Yeşil Finans Konferansı”nda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “En son Rusya-Ukrayna krizi de göstermiştir ki Türkiye’nin sergilemiş olduğu tutum, davranış, bölge barışı, bölgenin istikrarı adına çok çok önemli. Biz de yatırımcımıza bu güveni vermeye çalışıyoruz ve her alanda gerek yerli gerek yabancı yatırımcımızı destekleyecek, koruyacak adımları atmaya gayret gösteriyoruz.” ifadelerini kullanmıştır.

Savaşı kriz olarak nitelendiren Bakan Kurum, “Ülkelerin iklim değişikliğine karşı önlemlerini sıkılaştırdığı bir senaryo altında en büyük petrol ve doğal gaz şirketleri için yaklaşık 900 milyar dolar tutarında ‘terk edilmiş varlık’ da ortaya çıkabilir. Aslında Rusya-Ukrayna krizi de bunu bize net bir şekilde göstermiştir ki kendi ekonomimizin kendimize her alanda yetmesi gerekiyor. Bu çerçevede bu adımları hep birlikte atmak zorundayız” demek suretiyle yenilenebilir enerji vurgusu yapmıştır.

CHP’li İki Belediye Başkanı İçin Disiplin Talebi: ‘Hayatımızı Yok Eden Faaliyetlere Zemin Hazırlıyorlar’

‘Bakan Kurum Sadece Milleti Değil, Hükümetleri De Kandırmaya Çalışıyor’

Görüldüğü üzere, AKP için Paris Anlaşması uluslararası platformlarda bir marka değer olarak kullanılan bir enstrümana dönüşmüştür. Ancak, ülkede durumlar hiç de öyle değildir. Bakan Kurum sadece milleti değil, hükümetleri de kandırmaya çalışmaktadır. Ancak, bakanlığında olduğu gibi kandırma alanında da beceriksizdir.

Ülkede maden lobicilerine sesi çıkarmayan, madenlerde meydana gelen kazalarda, doğal alanları ve zeytinlikleri yok edecek düzenlemelerde dut yemiş bülbüle dönen Kurum, “ortamlarda” beylik sözler sarf ederek iklim fonu peşinde koşmaktadır. Bu tutarsızlık, basiretsizlikler Kurum’un işgal ettiği makama da yakışmamaktadır.

‘Kömürlü Santrallerin Kapatılma Takvimi Hala Ortada Yok’

Daha birkaç gün önce yapılan İklim şurasında bizim ülke olarak dünyanın karşı karşıya kaldığı iklim krizinin oluşmasında tarihi hiçbir mesuliyetimiz yoktur demiş idi. Kaldı ki, halen sonuçlarını açıklamadıkları İklim Şurası’nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı temsilcileri ısrarla “kömür vurgusu” yapmışlardır. Kaldı ki, son dönemlerde Eskişehir, Denizli, Kahramanmaraş’ta kömür yatırımlarına yönelik işlemler tesis edilmiştir. Anayasa ve Kanunlar hiçe sayılarak zeytinlik alanları kömürlü termik santralleri için heba edecek yönetmelik çıkarılmıştır.

Türkiye Paris Anlaşması’nı onaylayalı beş ay olmuştur. Kömürlü santralların kapatılma takvimi hâlâ ortada yoktur. Yeşil kalkınma devrimine ilişkin eylem planlarında bu konuda tek bir taahhüt bile yoktur. Avrupa’da tarih belirlemeyen 4 ülke kalmış olup, biri Türkiye’dir. Kömürü terk etmeye ilişkin tek söz halen gerek yoktur. Maalesef “yenilenebilir ve yeşil”kavramları, bilimsellikten uzaktan politik kavramlar haline gelmiştir. Avrupa’nın nükleer santralleri “yeşil yatırım” haline dönüştürmeye çalıştığı ortamda AKP’nin kömürü bırakmadan sıfır karbon hedefine koşması absürt değildir. Enerji ve maden lobilerinin esiri olan AKP kömürü “yenilenebilir” ilan etse de şaşırmayacağız.

Ekoloji Örgütleri, 37 Termik Santralın Kapatılması İçin Cumhurbaşkanı’na Dava Açtı

‘İklim Krizi ile Mücadele İklim Adaleti İle Mümkün Olabilir’

Gelinen durumda enerji politikaları çökmesine rağmen, bu konudan ders çıkarması beklenen AKP, mevcut krizi fırsata çevirmeye çalışan bir hırsla yeni yıkımların peşinde koşmaktadır. AKP, her zamanki gibi, tepeden inme bir biçimde belirledikleri yöntemlerle iklim krizi daha çözülemez hale getirmektedir. Bu nedenle Türkiye’de iklim krizi, aynı zamanda bir yönetim krizi halini de almıştır.

CHP Doğa Hakları olarak diyoruz ki; iklim kriziyle mücadele için yönetim süreçlerinin demokratikleştirilmesi, demokratik karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu ise, iklim krizinden zarar gören, iklim krizi nedeniyle geleceği tehdit altında olan toplulukların bizzat yönetime ve karar alma sürecine dahil olması, seslerini daha gür çıkarması ile mümkün olabilir. Yani, “iklim adaleti” ile…”

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

İklim Aktivistlerinden 25 Mart Küresel İklim Grevi Çağrısı

-

küresel iklim grevi

Fridays For Future, 25 Mart’ta gerçekleştirilecek küresel iklim grevi için çağrıda bulundu: “Gelin, hep birlikte, #KârıDeğilİnsanı önceleyen bir sistemi ve evimizi inşa edelim.”

K2 HABER | İklim aktivistleri 25 Mart’ta küresel iklim grevi için geri sayımı geçti. İklim krizi ile mücadelenin etkin bir şekilde yürütülmesi için mücadele eden aktivistler, karar alıcılara güçlü bir mesaj vermeye hazırlanıyor.

Küresel İklim Grevi, İstanbul Beşiktaş’ta Barbaros Meydanı’nda, saat 17.00’de gerçekleştirilecek.

İşte İklim Grevi Çağrısı

Küresel ölçekte yapılan çağrı, Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra tarafından Türkçeleştirdi. 

“İçinde yaşadığımız iklim felaket senaryosu, kolonyalizm, hafriyat ve kapitalizm aracılığıyla yüzyıllardır sürdürülen sömürü ve baskının sonucu; esastan arızalı olan bu sosyo-ekonomik modelin acilen değiştirilmesi, yerine yenisinin konması şart.

Zengin ülkelerin küresel emisyonların yüzde 92’sinden, dünya nüfusunun en zengin yüzde 1’inin de en yoksul yüzde 50’sinin ürettiği kirliliğin iki kat fazlasından sorumlu olduğu bir sistem bu.

Bizler, tarihteki mücadelelerin ve yaşanmış tecrübelerin rehberliğinde, en çok etkilenen halklar ve bölgeler (MAPA) öncülüğünde, iklim tazminatı ödenmesini talep ediyoruz.

İklim Tazminatı

Bir hayırseverlik işi olarak değil, siyasi iktidarın halka geri verileceği bir dönüştürücü adalet edimi olarak tazminat.

Bu bir ödünç verme işlemi şeklinde değil. Yerli, siyah, erkek-egemen karşıtı ve ötekileştirilmiş-dışlanmış farklı halk topluluklarının topraklarını geri alma taleplerinin, iklim krizinden en çok etkilenen toplulukların uyum, zarar-ziyan tazmini, zenginliklerin, teknolojinin, enformasyonun, sağlık ve bakım hizmetlerinin ve siyasi erkin hem kuzeyden güneye, hem de tepeden tabana yeniden dağıtım ve bölüşümü (ve çoğu kez halkın ortak kullanımına devri) yolundaki taleplerinin bütünüyle yerine getirilmesi şeklinde olmalıdır.

İklim Krizini Hissetmeyen Hiçbir Bölge Kalmadı

Sorun

İklim mücadelesi sınıf mücadelesidir. Yönetici sınıflar kolonyalizm, kapitalizm, ataerkillik, beyaz üstünlüğü ve sömürü yoluyla elde ettikleri gücü yıllar yılı öncelikle Küresel Kuzey’in varlıklı, beyaz, heteroseksüel, öz-erkeklerinin egemenliğindeki şirketler ve hükümetler aracılığıyla yeryüzünü ve onun sakinlerini amansızca yok etmekte kullandılar.

Onlar Küresel Güney’in ekosistemlerini ve halklarını o sözümona “kalkınma”ları ve bitmek tükenmek bilmeyen “ekonomik büyüme”leri uğruna bile bile kurban etmekteler. Bu esnada işçi sınıfı da kendisini yok etmekte olan sistemin ta kendisini inşa etme aracı olarak kullanılmakta.

Ne Yapmalıyız?

İklim krizine sebep olan baskı ve zulüm sistemlerinin tümünün göbeğinde sömürgeciler ve kapitalistler yer almaktadır; iklim tazminatı aracının kullanılması yoluyla kolonizasyonun kökünün kazınması da en iyi iklim eylemidir.

En zengin kapitalist yüzde 1, eylemlerinden ve kasıtlı cehaletinden sorumlu tutulmalıdır. Onun kârı bizim ölümümüz demektir. Onun kârı bizim ıstırabımız demektir.

Gelin, Dünyanın dört bir yanında toplumların farklı kesimleriyle birlikte, en çok dışlanmış-ötekileştirilmiş olanların öncülüğünde, gücü elinden alınmış-çalınmış halklara güçlerini geri verelim. Gelin, hep birlikte, #KârıDeğilİnsanı önceleyen bir sistemi ve evimizi inşa edelim.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Bitki Temelli Anlaşma İçin Çağrı: ‘Hayvancılığın İklim Üzerindeki Yıkıcı Etkisi Artık Görülmeli’

-

bitki temelli anlaşma

Ekoloji örgütleri COP26 sonrası Paris İklim Anlaşması’nın uygulanabilirliğini tartışırken, Climate Save Movement bu anlaşmaya ek olarak Bitki Temelli Anlaşma için çağrıda bulunuyor.

K2 HABER | Climate Save Movement, Ağustos 2021’de Paris Anlaşması’na ek olarak bir Bitki Temelli Anlaşma’yı (Plant Based Treaty-PBT) sundu. Bitki Temelli Anlaşma, iklim kriziyle mücadelede gıda sistemlerini ön plana çıkarmak için tasarlandı.

Fosil Yakıt Anlaşması’nı (Fossil Fuel Treaty) örnek alarak hazırlanan Bitki Temelli Anlaşma ile hayvancılık nedeniyle zarar gören ekosistemlerin bozulmasının durdurulması ve daha sağlıklı, sürdürülebilir bitki temelli beslenmeye geçişi teşvik etmek amaçlanıyor. Her ne kadar bazı çevreler hayvancılık sektörünü, iklim krizinin sebepleri arasında göstermekten kaçınsa da, bilim insanları iklim krizine sebebiyet veren en önemli sektörlerden biri olarak hayvancılığı gösteriyor.

Bitki Temelli Anlaşma Nedir?

Animal Save Turkey ise bitki temelli anlaşmanın uluslararası düzeyde tartışılması için bir kampanya yürütüyor. Topluluk, “Bir iklim felaketi yaşıyoruz ve önde gelen bilim insanlarına göre bunun için önümüzde sayılı yıllar var. Aksi takdirde büyük bir yıkımla karşı karşıya kalacağız. Bilim insanlarını, bireyleri, grupları, işletmeleri ve şehirleri bu acil eylem çağrısını desteklemeye ve ulusal hükümetlere Bitki Temelli Anlaşma’yı uluslararası düzeyde müzakere etmeleri için baskı yapmaya çağırıyoruz.” ifadeleri ile müzakere çağrısı yapıyor.

Mısır’da gerçekleştirilecek COP27 İklim Zirvesi için de çağrıda bulunan Animal Save Turkey, “Bu girişimin dünya liderleri tarafından dikkate alınması gerekiyor. Katılımcıları PBT’yi onaylamaya ve müzakere etmeye yönlendirmek için çevrenizdeki bireyleri, grupları, şirketleri imza kampanyasını desteklemeye davet etmeniz acil önem taşıyor. Kampanyamız başarıya ulaştığı takdirde zirveye katılan karar vericilerin hayvancılığın yıkıcı etkisini görmezden gelmeye devam etmeleri imkansız olacak.” diyor.

İnsanlar Neden Vegan Oluyorlar?

İmza Kampanyasına Çağrı

Bu girişimin uluslarası düzeyde tartışılması, COP27’de dünya liderlerinin gündemine alınmasını için de bir imza kampanyası düzenleniyor. Bitki Temelli Anlaşma’yı desteklemek için, aşağıdaki linke giderek imzanızı ekleyebilirsiniz.

https://plantbasedtreaty.org/

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Dumansız Para Sahası Kampanyası’ndan Bankalara ‘Fosil Yakıt’ Çağrısı

-

dumansız para sahası 350.org

350.org Türkiye, Dumansız Para Sahası kampanyası ile Türkiye’de 9 bankaya, başta kömür olmak üzere fosil yakıtlı yatırımlara finansman sağlamamaları için çağrı yaptı. Bu konuda henüz açıklama yapmamış olan bankalardan Aktifbank, Burgan Bank, DenizBank, Fibabanka, ICBC, Odeabank, Şekerbank, Türk Ekonomi Bankası ve QNB Finansbank’ın genel müdürlerine açık çağrı mektubunu içeren birer paket gönderildi ve change.org/kirlihesaplar ismiyle imza kampanyası başlatıldı.

Türkiye’de bankacılık sektörünü iklim krizi ile ilgili adım atmaya çağıran kampanyanın hedefinde Türkiye’de fosil yakıta dayalı yatırımları finanse etmemek konusunda henüz açıklama yapmamış bankalar var. Bu bankaların üst düzey yöneticilerine gönderilen kampanya paketindeki çağrı mektubu ile Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) tarafından hazırlanan bilgi notu aciliyeti ortaya koyarken; Yırcalı üretici kadınların Yırca Köyü Derneği çatısı altında hazırladıkları zeytinyağlı sabunlar, banka hesaplarının kirli yatırımlardan temizlenmesini simgeliyor.

Gençler, Karbonsuz Gelecek İçin ‘Kömürden Çıkış Planı’ İstiyor

Bireylerden Bankalara: Birikimlerimizle İklim Krizini Fonlamayın! 

Kampanya ayrıca, bireysel mevduatların bir başka finansman kaynağı olabileceğinden hareketle, söz konusu kuruluşlarda bireysel mevduat hesabı olan kişilere ve finansman kararlarının değişmesini isteyenlere ulaşmayı hedefliyor. Hazırlanan sosyal medya videosu ile bankalardan birikimlerin gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakmak için kullanılmasını talep etme hakkı olduğu hatırlatılan kampanyaya change.org/kirlihesaplar üzerinden imza vererek destek olunabilir.

Fosil Yakıtlara Kaynak Aktarılmasın!

Türkiye’nin 2053’te net sıfır hedefine ulaşması için emisyonlarda en büyük paya sahip olan enerji sektörünü dönüştürmesi için finans sistemlerinde köklü değişiklikler yapması gerekiyor. Dumansız Para Sahası kampanyası ile fosile dayalı yatırımların nasıl fonlandığını anlatmak istediklerini belirten 350.org Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Efe Baysal, toplumda gelişen iklim değişikliği farkındalığına bağlı olarak söz konusu banka müşterilerinin bireysel mevduat hesapları olan kişilerin bankalarından talepte bulunmasının müşteri gücü anlamında önemli olduğunu belirtiyor. Amaçlarının  henüz kömürden çıkışla ilgili bir adım atmamış bankaların net taahhüt vermesini sağlamak olduğunu paylaşan Baysal şöyle devam ediyor: “Özellikle kömüre dayalı yatırımlar, kârlılığa getirdiği soru işaretlerinin yanı sıra sürdürülebilirlik açısından kurumsal hesap verilebilirliğe gölge düşürüyor. Bu kampanyada yapılan çağrıların sadece bankalarla sınırlı kalmamasını umut ediyoruz ve Türkiye’deki tüm finans sektörü aktörlerinin başta kömür olmak üzere fosil yakıtlara kaynak aktarmayacaklarını en kısa zamanda açıklamasını bekliyoruz.”

Türkiye’de Sadece 4 Banka Açıkladı 

350.org Küresel Kampanyalar Sorumlusu Cansın Leylim ise SEFiA ile hazırlanan bilgi notuna referans vererek “Dünyada 2015’ten bu yana 151 tane anlamlı büyüklüğe sahip finans kuruluşu kömür yatırımlarından çıkacağını/sınırlandıracağını açıkladı. Bu dalga Türkiye’ye de geliyor; halihazırda 4 banka taahhütte bulundu. Finans kuruluşları ve Türkiye tüm kaynaklarını yenilenebilir projeler için kullanmalı. Önümüzdeki günleri sürdürülebilirliğe gerçekten önem veren ve samimi olanlarla olmayanların ayrışacağı günler olarak görüyoruz.” dedi.

‘Enerji Bağımsızlığına Giden Yol Yenilenebilir Enerjiden Geçiyor’

dumansız para sahası 350

Banka Genel Müdürlerine Gönderilen Mektup

Sayın…..,

Size, insan kaynaklı faaliyetler sonucunda meydana gelen iklim krizi ile mücadelede  desteğinizi almak için yazıyoruz. Küresel çabaların başarıya ulaşması için Türkiye de iklim kriziyle mücadelede üstüne düşen sorumluğu yerine getirmek üzere Paris İklim Anlaşması’nı onaylamış, 2053 net sıfır hedefini açıklamıştı. Bu doğrultuda Türkiye’de finans sektöründe öncü olan kuruluşunuzun alacağı kararlar da iklim krizi ile mücadelede kritik rol oynayabilir.

Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 28 Şubat’da iklim bilimine dair dönüm noktası niteliğinde yeni bir rapor çıkardı. Kritik bir noktadayız. Gezegenin bazı ekolojik sistemleri geri döndürülemeyecek şekilde hasar gördü. Buna rağmen bilim insanları küresel ısınmayı, sanayileşme öncesine göre 1,5°C seviyesinde sınırlı tutmanın halen mümkün olduğu görüşünde. Ancak bunun için hızlı, cesur ve kararlı adımlar atılması ve kurum olarak sizin de aktif rol almanız gerekiyor.

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFIA) ile birlikte hazırladığımız ekteki rapor, finansal kuruluşların iklim kriziyle mücadelede adım atma gerekliliğini esasları ile detaylandırıyor. Biz ne yapabiliriz sorusunu kurumunuz adına cevaplamak için yol gösterici bir rehber niteliğinde olan bu çalışma aynı zamanda adil ve acil dönüşüm esaslarını gözeterek harekete geçmenin gerekliliğini hatırlatıyor.

Türkiye’nin iklim krizine direncini güçlendirmek için çalışan bir sivil toplum kuruluşu olarak sizden talebimiz; başta kömür olmak üzere fosil yakıtlara yönelik yatırımların finansmanında yer almayacağınızı duyurmanızdır. Bu duruma dikkat çekmek adına change.org/dumansizparasahasi adresinde bir imza kampanyası da açıldı.

Bu gibi büyük dönüşümlere liderlik etme şansı insan ve kurum hayatlarında sadece bir kaç kez kendini gösterir. Biz de sizin lider konumunuzda atacağınız adımları ve başta kömür olmak üzere fosil yakıtlara karşı vereceğiniz net taahhütleri büyük bir mutlulukla takip etmek istiyoruz. Atacağınız adımlarından bizi haberdar ederseniz, sesinizin daha fazla yerde duyurulması ve yaptıklarınızın daha geniş bir çerçevede etki oluşturması için sivil toplum kuruluşları olarak destek vereceğimizi memnuniyetle paylaşmak isteriz.

Bu vesile ile Soma-Yırca köyünde, kurulması planlanan kömürlü termik santrale karşı çıkan, sürdürülebilirlik ve gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakmak adına çalışan Yırca Köyü Derneği Yırca Hanımeli İktisadi İşletmesi’nin el emekleri ile ürettiği sabunlardan sizlere hediye etmek istiyoruz. Ümit ediyoruz ki, yüzyıllardır bu toprakların bereketinin sembolü olmuş zeytinden üretilen bu sabunlar, kurumunuzun iklim dostu, temiz bir gelecek için katkı sunmasına vesile olur.

350 Türkiye

[email protected]

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

Kömürün Politik Ekonomisi: Temiz Enerji Geçişinin Önündeki Engeller

-

temiz enerji kömür santrali iklim için gençlik

“Kömürün Politik Ekonomisi: Temiz Enerji Geçişinin Önündeki Engeller”, Berlin merkezli iklim araştırma enstitüsü Mercator (Mercator Research Institute on Global Commons and Climate Change) tarafından yayınlandı.  

Araştırma, iklime özellikle zarar veren bu fosil yakıtın, ilgili ülkelerdeki derinlemesine araştırmaların ardından neden hala elektrik üretmek için kullanıldığını inceliyor. Proje, Avustralya, Bulgaristan, Şili, Çin, Almanya, Hindistan, Endonezya, Kenya, Kolombiya, Filipinler, Güney Afrika, Türkiye, Birleşik Krallık, ABD ve Vietnam’ı kapsıyor. Bu 15 ülke işletmede, yapım aşamasında veya planlama aşamasındaki küresel kömürlü termik santral kapasitesinin yüzde 80’ini oluşturuyor.

Yenilenebilir enerji kullanımındaki önemli artışlara rağmen, küresel kömür kullanımı azalmıyor. Halihazırda faaliyet gösteren, yapım aşamasında olan veya ekonomik olarak beklenen ömürlerinin sonuna kadar çalışması planlanan tüm kömürlü termik santraller, toplamda yaklaşık 300 milyar ton CO2 yayacak. Bu, 1,5 derece hedefiyle uyumlu karbon bütçesini neredeyse tamamen tüketecek ve hatta 2 derecelik hedefi riske atacak.

Gençler, Karbonsuz Gelecek İçin ‘Kömürden Çıkış Planı’ İstiyor

Kömür Yatırımları Ticari Kazanç Olarak Kayda Değer Artışla Sonuçlanmıyor

Sonuçlar, farklı ülke grupları için farklı politika önerileri sunuyor. Türkiye de dahil olmak üzere uzun yıllardır kömür kullanan ülkeler için bu, enerji piyasasının serbestleştirilmesi, yapısal reformlar ve tazminat mekanizmaları ile ilgili. Bu, kömür endüstrisindeki çalışanlarla ve aynı zamanda kömür madenlerinin mülkiyet haklarıyla da bağlantılı. Kömürden çıkış sürecini başlatan ülkeler için odak noktası karbon fiyatlandırılması ve ek olarak yenilenebilir kaynaklar için başlangıç desteği olmalıdır. Çok fazla kömür ihraç eden ülkeler için ise yapısal değişim ve uluslararası iş bölümünde yeni fırsatlar söz konusu.

Çalışmanın Türkiye’ye ayrılan bölümünde ise araştırmacılar, kömür üretiminde hızlı artışın görüldüğü elektrik sistemini analiz ediyor. Bu kapsamda, süregelen kömür bağımlılığın altında yatan etmenleri irdeleyen araştırmacılar, karar verme süreçlerinde kamu kurumlarının, özel sektörün ve sivil toplum kuruluşlarının rolünü değerlendiriyor. Bölüm, kömür üretimini ve tüketimini artırmaya yönelik eğilimi kolaylaştıran ve kısıtlayan etmenlere ışık tutuluyor.

Türkiye’deki kömür sektörüne ilişkin farklı deneyimlere sahip katılımcılarla gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilen bulgular, kömür yatırımlarının, hükümetin sıklıkla atıfta bulunduğu ulusal güvenliğin güçlendirilmesi resmi hedefiyle ilişkisini ve çelişen yanlarını ortaya koyuyor. Linyite dayalı üretimi artırmaya yönelik birçok şirkete sunulan mali teşvik paketlerine rağmen kömür yatırımları, istihdamın artırılması ya da ticari kâr sağlanması kapsamında kayda değer artışla sonuçlanmıyor. Bu nedenle, Türkiye’de kömür üretimi ve tüketiminin kademeli olarak azaltılması, yalnızca kamu sağlığının korunması ve çevresel bozulumun azaltılması gibi dışsal olarak nitelendirilen maliyetlerin azaltılmasıyla sınırlı değil. Kömürden çıkış aynı zamanda, istihdam ve şirketlerin doğrudan ticari kazanımları açısından da değerlendirilmesi gereken bir konu olarak öne çıkıyor.

Son Yedi Yıl, Dünya Genelinde Kayıtlara Geçen En Sıcak Yedi Yıl Oldu

Çıkış İçin Mali Destek Elde Etmek Belirleyici Olabilir

Türkiye araştırmasının yazarlarından Ceren Ayas, “Türkiye’de kömürden elektrik üretimini kolaylaştıran ve kısıtlayan etmenleri ortaya koyduğumuz bu araştırmada, kömür yatırımlarının istihdam ve iş dünyasının ekonomik kazancını artırma prensiplerine dayalı olduğunu görüyoruz. Bu hedef doğrultusunda hükümet, kömürden elektrik üretimi ve linyiti ekonomiye kazandırmak üzere geliştirdiği kapasite mekanizması gibi teşviklerle kömür yatırımlarını kolaylaştırıcı finansal araçlar ve düzenleyici çerçeve sunuyor. Buna karşın, madencilik ve kömür santrallerinin bu hedefe hizmet etmediğini görüyoruz. Yeni kömür santrali ve maden projelerinin sonlandırılmasıyla kömür tüketimini ve üretimini azaltmak, yalnızca küresel ölçekte ekonomilerin karbondan arındırılması hedefine hizmet etmiyor. Kömürün Türkiye’nin elektrik sisteminden kademeli olarak kaldırılması aynı zamanda halk sağlığı üzerindeki yükü azaltıyor ve kamusal finansmanın ticari kar ve istihdam olanakları açısından daha etkin yatırımlarda kullanılmasını sağlıyor” dedi.

MCC’de Araştırma Görevlisi ve çalışmanın yardımcı editörü Kıdemli Araştırmacı Michael Jakob, “İlgili bölgelerde ulusal bir kömürden çıkış uygulanmalı ve mümkünse uluslaraşırı yapılara oturtulmalıdır” diyor. Uluslararası konumlarını güçlendirmek ve aşamalı olarak çıkış için mali destek elde etmek, birçok devlet lideri için belirleyici bir neden olabilir. “ABD, İngiltere, Almanya ve diğer devletlerin Güney Afrika’ya kömürden çıkış ve sosyal olarak dengeli bir enerji geçişi konusunda yardım etmek için yaptığı son açıklama umut verici bir örnek teşkil ediyor.” ifadelerini kullandı.

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

Arjantin Felaketi Yaşıyor: Ülkede Orman Yangınları Kontrolden Çıktı

-

Arjantin orman yangını

Kavurucu bir sıcak hava dalgasının ve rekor sıcaklıkların ardından çıkan ve Arjantin’in kuzey bölgelerinde felakete yol açan orman yangınları kontrol altına alınamıyor.

K2 HABER | Arjantin’deki insanlar, hafta sonu başlayan hafif yağmurlu havaların ülkenin kuzeyindeki çiftlikleri, meraları ve vahşi yaşamı tahrip eden büyük orman yangınlarını frenlemelerine yardımcı olacağı konusunda umutlu. Yetkililere göre Arjantin’in Corrientes eyaletindeki sekiz ayrı yangın yaklaşık 800.000 hektarı (1.98 milyon akre) harap etti.

Alevler günde yaklaşık 30.000 hektar (74.130 dönüm) tüketerek tarıma bağımlı bir bölgenin yüzde 9’unu yok etti. Bölgede yaşayanlar daha önce hiç böyle bir şeyin yaşanmadığını ifade ediyor.

‘Ören’den Başlayın, Bodrum’a Kadar Bir Tane Yeşil Alan Kalmadı’

Çok Fazla Hayvan Kaybı Var

Şiddetli rüzgarlar, düşük nem ve kuraklıktan kaynaklanan kuruluk, Ocak ortasında başlayan yangınları daha da körükledi. Hava tahmincileri, pazar günü yağmaya başlayan hafif yağmurların hafta boyunca devam etmesinin beklendiğini ve bu durumun aşırı sıcak ve kuraklıktan muzdarip bir bölgede rahatlatma yaratacağını belirtiyor.

Luis Candia, Corrientes’teki orman yangınlarını söndürmek için itfaiyecilerle birlikte çalışan sakinler arasındaydı. Reuters haber servisine, sırtında bir su torbası ve kendisini duman ve alevlerden korumak için yüzünü kapatarak bölgenin geleceği için savaştığını söyledi. Candia, tarım bölgelerini ve vahşi yaşam açısından zengin sulak alanları yakan yangınları söndürmeye çalışmaya ara vererek, “Gerçek şu ki, eyalet bu yangınlarla bir felaket yaşıyor” dedi. “Çok fazla hayvan kaybı var, flora ve fauna sorunu var. Üstelik bu bizim çalışma kaynağımızdı. Bunu kaybedersek, yarın bize ne olacak?” dedi.

La Niña iklim fenomeniyle bağlantılı kuraklık nedeniyle gezegenin her yerinde sıcaklıklar yükselirken, Arjantin’de alevlenen yangınlar haftalardır söndürülmeye çalışılıyor.

Brezilya ve Bolivya’dan İtfaiye Ekipleri Geliyor

Corrientes sakini Josefina Piñeiro, Reuters’e verdiği demeçte, “Bir buçuk yıllık kuraklık, yüksek sıcaklıklar, yağmur eksikliği ve bitkilerin zaten sahip olduğu hidrik stres, hatta toprağın kendisi” dedi. Bölgeden alınan görüntülerde yanmış tarlalar, için için yanan ağaç kökleri, yangından ölen veya kaçan hayvanlar ve bitkin itfaiyeciler görülüyor. Arjantin, Brezilya ve Bolivya’nın her köşesinden itfaiye ekipleri gelmeye başladı.

Yetkililer şimdiye kadar 26 milyar Arjantin pesosunun üzerinde (240 milyon dolardan fazla) zarar olduğunu tahmin ediyor ve uzmanlar eyaletin toparlanması için yıllara ihtiyaç duyabileceğini söylüyor. 

Yangından Sonra Termik Santral Bölgesi: Ören Hayalet Şehre Döndü

Arjantin orman yangını

‘Tanrı Bize Acıdı’

Sanatçılar ve tanınmış kişiler bağış toplamak için kampanya yürütürken, bölgeye çok sayıda temel ihtiyaç malzemesi bağışı yapılıyor. Alevlerle mücadeleye yardım eden gönüllü Laura Núñez, insanların meyve, su ve buz getirdiğini söyledi. “Bir karavanla getiriyorlar, Yangına odaklanabilmemiz ve yardım etmeye çalışabilmemiz için mümkün olan her şeyi alıyorlar” dedi.

Hafif yağmur hem bölge halkını hem de itfaiyecileri de sevindirdi. Kovalarca su taşıyan gönüllü Estefanía Riveiro, “Tanrı bize acıdı” dedi. (Reuters)

Avustralya Yangınları Durmuyor: 480 Milyon Hayvan Hayatını Kaybetti

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

Karşıyaka’da İklim Değişikliği’nin İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkileri Konuşuldu

-

İklim değişikliği

Karşıyaka Belediyesi, ‘İklim Değişikliği ve İnsan Sağlığına Etkileri’ sempozyumu gerçekleştirdi. Sempozyumda çağımızın en önemli çevresel ve ekonomik sorunları arasında ön sıralarda yer alan, bulunduğumuz coğrafyada yaşamın her alanında olumsuz etkiler oluşturan iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri konuşuldu. 

Karşıyaka Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’nün düzenlediği ‘İklim Değişikliği ve İnsan Sağlığına Etkileri’ sempozyumu Çarşı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Sempozyuma konuşmacı olarak Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, Prof. Dr. Ömer Aydemir ve Prof. Dr. Ali Osman Karababa katıldı.

‘Biz Çok Yıkıcı Bir Türüz’

Prof. Dr. Ali Osman Karababa sempozyumun çerçevesini anlatarak konuşmasına başladı. Prof Dr. Karababa “1 Ocak 2022’den bu yana 690 bin 454 hektar orman alanını yok ettik. Erozyon nedeniyle 929 bin 537 hektar alan kaybedildi. 4 milyar 828 milyon 116 bin 510 ton karbondioksiti atmosfere vermişiz, 1 milyon 593 bin 197 hektar alanı çölleştirmişiz ve 1 milyon 300 bin 101 ton toksit kimyasalı da doğaya vermişiz. Biz çok yıkıcı bir türüz. Eğer insanlar bu dünyada olmasa, bu dünya çok farklı olurdu. Yıkımlar çerçevesinde dünyadaki verimli üst toprak katmanının 3’te 1’ini bozmuşuz. Amazon ormanlarının %17’sini son 50 yıl içerisinde yok etmişiz. Dünya orman alanlarının %32’si ise insanlar tarafından bugüne kadar yok edilmiş. Okyanusların en az yüzde 55’si endistüriyel balıkçılık alanı olarak kullanılıyor. Denizdeki canlı türlerini tüketecek kadar çok avlanma yapılan bir süreci görüyoruz. Balık stoklarının bu anlamda %33’ünü kaybetmişiz, mercan resiflerinin ise %50’sini de tahrip etmişiz. Okyanusların en önemli ögesi, iklim krizlerini önleyecek en önemli yapılardan biri mercan resifleri. 1970’den bu yana omurgalı türlerin %60’ını azalmışız. Yıkımları yaparak nereye geldiğimizi ise ekolojik ayak izi ile görüyoruz” dedi.

Karşıyaka Belediyesi’nden İklim Krizi Mesajı: ‘Bir Felaketin Ortasındayız’

İklim Değişikliği

‘Değişelim ve Değiştirelim’

Prof. Dr. Ali Osman Karababa hocamızın da söylediği gibi durum vahim gerçekten diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini anlattı. Prof. Dr. Yorgancıoğlu ‘neler yapmamız’ gerektiğini şu sözlerle anlattı: “Çok acilen bir an önce harekete geçmemiz gerekiyor. Akciğerler bizim atmosfere açılan kapımız, buradan nefes alıyoruz. Hava ile beraber, mikroplar akciğerlerimize girebiliyor. Yaşayabilmemiz için temel taşımız akciğerler. Yaşamı kendi elimizle yok ettik, artık doğaya dönmek zorundayız. Helsinki’den ne yapacağımıza yakın bir öneri var. ‘Herkes balkonunda bir şey eksin, toprakla uğraşın, taze meyve sebze yiyin, dış ortamda aktiviteler yapın, hayvan besleyin, sigara içmeyin, hava kirliliği ile mücadele edin, muhakkak normal doğum yapın, gerekmedikçe antibiyotik kullanmayın bu şekilde çocuk, anne ve büyüklerimiz bir arada yaşayabiliriz.’ Başkanımızda söyledi, bizim çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras iyi bir gelecek ve yaşanılabilir bir dünyadır. Onun için mutlaka değişelim ve değiştirelim diyorum.”

‘Her Şeyin Seyrini Değiştirecek’

Prof. Dr. Ömer Aydemir ise sempozyumda iklim değişikliklerinin insan üzerindeki etkilerini anlattı. İklim değişikliğinin günümüzde yarattığı psikolojiden bahsederek sözlerine başlayan Prof. Dr. Ömer Aydemir “İklim değişikliği ile birlikte mevsimsel değişikliklere adaptasyonu hafife almamak gerekiyor. Çünkü normal denen insanlar, küçük diye kabul edeceği pek çok dalgalanma yaşıyor. Bunlar günlük hayata da yansıyor. Günlük hayattaki ritme baktığımızda hem sosyal hem biyolojik bütün ritim alanlarımız iklim değişiklikleri ile birlikte oldukça etkileniyor. Görünüşe göre iklimler mevsimlerin, günlerin her şeyin seyrini değiştirecek hale geldi. Genetik yatkınlığı her ne olursa olsun insanlar bazı sorunlar yaşayacaklar. Bunların bir kısmı hastalık düzeyinde, bir kısmı da değişiklik düzeyinde olacak. Dış uyaranlarda bunu zorlayacak. Onları da biz yaratıyoruz. Ekran bağımlılıkları, dışarı çıkmama, doğada daha az yer alma, kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirme bunlarda uyumu zorlaştıran etkenler” dedi.

Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay Mikroplastik Tehlikesini Yazdı

İklim Değişikliği

Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay: ‘Böyle Giderse Çocuklarımız Ne Yazık Ki Sağlık İçinde Yaşayabilecekleri Bir Dünyayı Bulamayacaklar’

Sempozyumda konuşan ve herkese katılımı ve katkısı için teşekkür eden Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ise şu konuşmayı yaptı: “Bu etkinlikler zaman içerisinde toplumda ve kentimizde farkını gösterecek. Küçük büyük demeden çalışmalarımıza devam edeceğiz. Zaman zaman bir anaokulunda bilinçlendirme çalışması olacak zaman zaman bu konuda bilgi biriktirmiş bilimini yapmış hocalarımızın bizlere anlattığı daha derinlikli bilgileri dinlemek olacak, zaman zaman birbirimize basitçe uyarılar yapmak, doğruları yapmak yolunda birbirimizi uyarmak şeklinde olacak. Ama her ne şekilde olacak olursa olsun şunu sağlamalıyız ki günümüzün en ağır en acil müdehale gereken en önemli problemi ve yerel değil global düzeyde bütün dünyayı kapsayacak şekilde iklim sorunudur. Hatta artık sorun değil, kriz olarak adlandırılan büyük problemdir. Bu problem belki anlaşılması zor, karmaşık bir problem. Ve algılanması gerçekten kolay olmuyor. Ama bizlerin bu konuda yetki, bilgi ve sorumluluk sahibi olan kişilerin üzerine düşen görev şu ki; bunu insanlarımızın anlayacağı şekilde olabildiğince sadeleştirerek, olayın ciddiyetini anlayabilecekleri şekilde onlara aktarmamızdır. Bunu yapmak hepimizin ayrı ayrı görevi. Çok basitçe içerisinde yaşadığımız dünyanın dengesini insanların neden olduğu etkilerle bozmuş durumdayız. Bunlar çoğunlukla atmosfere saldığımız karbon molekülleridir. Bunları sebebi biziz. Biz çoğunlukla tüketim amaçlı yaptığımız her türlü aktivitede enerji ihtiyacımız olduğunda karbon üreten materyalleri kullanıyoruz. Atmosferde bunların yoğunluğu arttıkça, dünyanın dışında sera gazı tabakası oluşuyor ve bu sera etkisi dünyanın ortalama ısısının artmasına yol açtıkça bir sürü anormal atmosfer ve doğa olayı gerçekleşiyor. Bunlar bazen kuraklık, beklemedik yağışlar, anormal hava sıcaklıkları buna bağlı olarak orman yangınları gibi problemler, bazen kutuplardaki erimemesi gereken, dünyanın doğal dengesinde varlığının devam ettirmesi gereken buzulların erimesi ve bazen de uzun süren sıcaklık ve kuraklık nedeniyle toprağın bozulmasına bağlı olarak tarımın, doğal bitki örtüsünün ve canlı türlerinin etkilenmesi sonucu toplu yok oluşlar şeklinde ortaya çıkan olaylar. Bunlar çoğumuzun bildiği şeyler diyeceksiniz. Bu çoğumuzun bildiği şeyleri basit bir şekilde anlatabilmek lazım ve ortaya çıkan tablonun canlıların yok olması olduğunu, canlılar yok oldukça insanlarında yaşama alanları kaybettiğini, bir süre sonra çok sınırlı alanlarda yaşamak zorunda kalacağımızı, dünyanın kaynaklarının bize yetmeyeceğini ve bir süre sonra dünyanın insanlar ve pek çok canlı için yaşanamayacak bir yer olduğunu anlatıyoruz. Bunları içeren bir sorun bu. Eğer bunlar önemli değil diyen varsa, tabi ki çok şaşkınlıkla karşılarız. Bunlar önemli ama yakın zamanda bizi etkilemeyecek diye düşünen varsa ki nedense böyle bir algı devam ediyor, onun da yanıldığını aslında çok yakın bir zamanda bu sorunları yaşayacağımızı, zaten hali hazırda da yaşamakta olduğumuzu anlatmamız ve insanları bu yönde ikna etmemiz gerekiyor. Çünkü bu sorun bir boyutu ile kamu yönetimlerinin alacağı kararlarla, önlemlerle durdurulabilecek bir sorun ama diğer taraftan da her bir insanın başına bir devlet görevlisi dikilemeyeceği için her insanın bilinç sahibi olması ve doğruları yapması gerekiyor. Bir insana birkaç yüz metrelik mesafeyi arabayla gitme, yürü dediğinizde bunun neden gerektiğini ona anlatmanız gerekiyor. Ya da havanın ve iklim bozulması sonucunda, soluduğumuz havadan yediğimiz gıdaya kadar her şeyin ne kadar etkilendiğini anlatamazsak bu bozulmanın insan sağlığı üzerinde yarattığı etkileri de anlamasını sağlayamayacağız. Bunu anlatmamız gerekiyor. Dünya hiçbir başka gezegende bulamayacağımız kadar özel ve güzel bir yer. Biz bu ekosistemin içerisinde var olmuş ve yaşamı denge içerisinde sürdüren varlıklarız. Bir başka dünya arayışını saçma ve komik buluyorum. Yani dünyanın dışında bir gezegen bulalım, bu dünyayı mahfedilim önemli değil bir başka gezegen bulup orada yerleşelim gibi bakış açılarını çok saçma ve komik buluyorum. Elimizde hali hazırda yaşadığımız bu kadar güzel bir dünya varken bunu korumak yerine üzerimize düşeni yapmayıp burayı mahfedip bir başka yok edecek dünya aramak ileri derecede saçma geliyor. Bunu bu şekilde ifade etmeye hayatım boyunca devam edeceğim. Çünkü bu muhtemelen insanların yaptığı en vahim, en büyük hata olacak ve son 100-150 yıl içerisinde sanayi devrimi ile birlikte olan aşırı tüketim ve üretim ortamı, karbon gazlarının salınımına neden olan fosil yakıtların tüketiminin artması, şu anda biz ve bizden bir önceki neslimizin sorumluluğu. Bizler dünyayı bu hale getiren insanlarız. Bununla da yüzleşmeliyiz. Biz maffettik bu dünyayı. Ve eğer böyle giderse çocuklarımız ne yazık ki sağlık içinde yaşayabilecekleri bir dünyayı bulamayacaklar. Böyle gitmemesi için bizim bu konuda çalışmaya, konuşmaya devam etmemiz gerekiyor. Şu anda denizde bir damla gibiyiz ama ne olursa olsun kocaman denizleri de okyanusları da küçük küçük damlalar oluşturuyor. Yeter ki bu yolda kararlılık ile devam edelim. Mücadelemiz bu anlayış ile devam edecek, sizlerin de katkılarını bekliyoruz. Burada edineceğiniz bilgileri mutlaka çevreniz ile paylaşmalısınız. Bundan asla vazgeçmemelisiniz. Ancak bilinç düzeyimiz artarsa insanlar doğruyu yapmaya başlar. Ben bu kentin belediye başkanı olarak haftanın belirli günlerinde kentin önemli bir bölümünü trafiğe kapatmayı istiyorum. Bunun için suçlanabilirim, üzerimde baskı oluşabilir ama doğru olduğuna inandığım bir şey olduğu için en azından Cumartesi-Pazar günü, insanların gereksiz yere her yerde araçla dolaşmamaları gerektiğini düşünüyorum. Toplu ulaşım seçeneklerini artırmak için sizlerle iş birliği içerisinde belki paylaşımlı kullanımlarla bazı çözümler üretebileceğimizi düşünüyorum. Bu tür kararlar aldığımız zaman bunların neden alındığını ne yapmaya çalıştığımızı anlayan insanlara ihtiyacımız var. O yüzden konuşmalısınız. Bu iklim ve çevre sorunu nedeniyle insan sağlığı şu anda herhangi bir başka canlının sağlığı kadar tehdit altında. Karşıyaka’mız adına onlara teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız.”

Başkan Cemil Tugay, Karşıyaka’nın 2030 İklim Hedeflerini Açıklıyor

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

Türkiye’de Kömür Düşüşte Ancak Emisyonlar Azalmıyor

-

karbon emisyon paris anlaşması

Enerji ve iklim üzerine çalışmalar yapan düşünce kuruluşu Ember’in bugün yayınladığı çalışmaya göre birçok Avrupa ülkesinin aksine Türkiye’de kömürden elektrik üretimi 2021 yılında da düşüşünü sürdürdü.

Özellikle uluslararası kömür fiyatlarındaki artışın ithal kömür santrallerindeki üretimi düşürmesi bunda etkili olurken, kömürden elektrik üretimi üç yıl arka arkaya düşüş göstermiş oldu. Öte yandan kuraklık nedeniyle azalan hidroelektrik üretiminin doğal gaz santralleri ile karşılanması, birim elektrik üretimi başına oluşan karbon emisyonlarının 2021 yılında düşmesine engel oldu.

Karbon Emisyonunda Kayda Değer Bir İyileşme Görülmedi

Türkiye’de elektrik üretimi sektöründe birim başına düşen karbon emisyonlarına bakıldığında en az 30 yıldır kayda değer bir iyileşme göstermediği görülüyor. 2004 yılında Türkiye’nin elektrik üretiminde karbon yoğunluğu Almanya, İngiltere, Hollanda, Danimarka gibi ülkelerden daha iyi durumda iken, 2021 yılına gelindiğinde bu ülkelerin gerisinde kaldığı görülüyor.

Karşıyaka Belediyesi’nden İklim Krizi Mesajı: ‘Bir Felaketin Ortasındayız’

Yenilenebilir Enerjiden Elektrik Üretimi Artışını Sürdürüyor

Hidroelektrik harici yenilenebilir enerji kaynakları (rüzgar, güneş, jeotermal ve biyokütle), 2017’den bugüne ikiye katlanarak 2021 yılı itibariyle ilk kez hidroelektrik üretimini geride bıraktı. Bunda artan kuraklığın yanı sıra özellikle rüzgar ve güneş enerjisindeki artışın da payı var. 2021 yılında bir önceki yıla kıyasla %25 artış gösteren rüzgar ve güneşten elektrik üretimi, 44,6 TWh ile toplam elektrik üretiminde payını %13,6’ya ulaştırdı.

Türkiye’de son yıllarda hidroelektrik üretimindeki düşüş doğal gaz santralleri ile karşılanmaktadır. 2021 yılında hidroelektriğin üretimdeki payı %26’dan %17’ye gerilerken, doğal gazın payı %23’ten %33’e yükselerek fosil yakıtların elektrik üretimindeki payının %65’e yükselmesine neden oldu.

Kömürden Elektrik Üretimi 2018’den Beri Her Yıl Düşüyor

Kömürden elektrik üretimi, hava kirliliği limitlerine uyum göstermediği için altı aylığına kapatılan linyit santrallerinin olduğu 2020 yılına kıyasla bile düşüş gösterdi. İthal kömür fiyatlarındaki artış, kömürden elektrik üretiminin bir kez daha düşmesine neden oldu. Böylece 2021 yılında 2018’e kıyasla kömürden elektrik üretimi %8 daha düşük olarak gerçekleşti.

Toplam yenilenebilir enerji üretimi son 10 yılda ikiye katlanmış olsa da, 2011’den bugüne yenilenebilir enerjideki artış (58 TWh) elektrik tüketimindeki artışın (95 TWh) bir hayli gerisinde kaldı. Elektrik tüketimi ile yenilenebilir enerji arasındaki farkın büyük kısmı ithal kömür santrallerinin üretimi ile karşılandı. Halbuki Türkiye’de ithal kömür ile elektrik üretmek rüzgar ve güneşten elektrik üretmekten daha maliyetli. 2021’in son iki ayında elektrik üretimi için kullanılan doğalgaz tarifesine uygulanan zamlarla birlikte, mevcut gaz santralleri ile elektrik üretmenin maliyeti rüzgar ve güneşten daha maliyetli hale geldi. Dolayısıyla artık rüzgar ve güneş, mevcut ithal fosil yakıtlı santrallerden ekonomik olarak daha avantajlı.

Son Yedi Yıl, Dünya Genelinde Kayıtlara Geçen En Sıcak Yedi Yıl Oldu

Elektrik Üretimindeki Karbon Emisyonu Yoğunluğu Azalmıyor

Birim elektrik üretimine düşen emisyonları gösteren karbon yoğunluğu, Türkiye’de en az 30 yıldır iyileşme göstermiyor. 2021 yılında azalan hidroelektrik üretiminin yerini alan doğal gaz nedeniyle karbon yoğunluğu düşüş göstermezken, 2021 yılı öncesine bakıldığında yenilenebilir enerjideki artışın iyileştirici etkisinin aynı dönemde özellikle kömürdeki artış nedeniyle dengelendiğini görüyoruz. Bu nedenle 2004 yılında kWh başına emisyonu birçok Avrupa ülkesinden iyi durumda olan Türkiye, son 17 yıl içerisinde bu ülkelerin gerisine düştü.

‘Rüzgar ve Güneş Enerjisi İthal Kömürden Daha Ekonomik Hale Geldi’

Çalışmanın yazarı Ufuk Alparslan’ın yorumu şöyle oldu: “Türkiye’de 2018 yılı kömürün pik yaptığı yıl olabilir. Ancak son yıllarda rüzgâr ve güneşteki artış, elektrik tüketimindeki artışı karşılamaya yetmedi. Aradaki fark ithal kömür ile karşılandığı için hem enerji ithalatımız arttı, hem de temiz enerji konusunda önünde olduğumuz ülkeler bizi geride bıraktı. Halbuki rüzgar ve güneş enerjisi ithal kömürden daha ekonomik hale geldi. Şimdi yenilenebilir enerji yatırımlarını daha da hızlandırıp kömüre veda etmeli ve sıramızı geri almalıyız.”

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

Başkan Cemil Tugay, Karşıyaka’nın 2030 İklim Hedeflerini Açıklıyor

-

Karşıyaka Belediyesi Cemil Tugay SECAP Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı

Karşıyaka Belediyesi, Türkiye’nin yerel düzeyde oluşturulmuş en kapsamlı iklim eylem planlarından biri olan ‘SECAP 2021 – Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı’nı açıklıyor.

K2 HABER | Geleceğin değil bugünün en öncelikli meselesi haline gelen iklim krizi için yerel yönetimler de artık harekete geçmiş durumda. İklim krizinin yıkıcı etkilerini azaltmak, sınıfsal olarak yaratacağı sosyal adaletsizliklere karşı mücadele edebilmek ve toplumu bilinçlendirmek, yerel politik karar alıcılar için oldukça önem arz ediyor.

Daha önce ‘İklim Değişikliği Müdürlüğü’ oluşturarak bu yöndeki çalışmalarını tek çatı altında toplayan Karşıyaka Belediyesi, bilim insanları ve meslek odaları iş birliğinde hazırladığı SECAP 2021 – Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı’nın detaylarını ve 2030 hedeflerini yarın düzenlenecek tanıtım toplantısı ile duyuruyor.

Zübeyde Hanım Nikah Salonu’nda saat 11.00’de gerçekleştirilecek tanıtım toplantısı, Karşıyaka Belediyesi Youtube kanalından da canlı olarak yayımlanacak.

SECAP 2021 Cemil Tugay

Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay

Prof. Dr. Erdoğan Atmış: ‘Ormanlar, İnşaat Sektörüne Feda Ediliyor’

Başkan Dr. Cemil Tugay: ‘İklim Krizini Vahim Bir Sosyal Adalet Sorunu Olarak Görmemiz Gerekmektedir’

Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay SEKAP hakkında, “Yaşadığımız sorunların aşılmasının, yerel yönetimlerin konuya dair inisiyatif almasını, politika ve stratejiler üretmesini, bir başka deyişle bütüncül bir bakış açısıyla tüm tarafların etkin biçimde yer almasını sağlamaktan geçtiğini anımsatmak isterim. İklim krizini, aynı zamanda vahim bir sosyal adalet sorunu olarak görmemiz gerekmektedir. Amacımız, kentimizi iklim değişikliğinin olumsuz yansımalarına dirençli ve güvenilir bir hale getirmek, sera gazı emisyonlarımızı etkili düzeyde azaltmak, ‘Sürdürülebir Enerji ve İklim Eylem Planımızın’ bireysel ve toplumsal alanlarda karşılık bulmasını sağlamaktır.” ifadelerini kullandı.

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

Son Yedi Yıl, Dünya Genelinde Kayıtlara Geçen En Sıcak Yedi Yıl Oldu

-

Copernicus iklim

Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi, 2021’in dünya genelinde kayıtlara geçen en sıcak yedi arasında olduğunu gösteren yıllık bulgularını yayınladı.

Avrupa, Akdeniz’de şiddetli sıcak hava dalgaları ve Orta Avrupa’da sellerin damgasını vurduğu aşırı uçlarda bir yaz yaşadı. Bu arada, karbondioksit ve özellikle metan konsantrasyonları küresel ölçekte artmaya devam etti.

Avrupa Komisyonu adına Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi (ECMWF) tarafından Avrupa Birliği finansmanıyla yürütülen Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S),küresel olarak son yedi yılın açık bir farkla kaydedilen en sıcak yedi yıl olduğunu gösteren yeni verileri bugün yayınladı.

Bu yedi yıl içinde 2015, 2018 ve 2021 daha serin yıllar arasında yer alıyor. Bir taraftan da 2021’de Avrupa en sıcak yazını yaşadı. Sıcaklık değerleri, 2010 ve 2018’de yaşanan diğer en sıcak yazlardan çok az daha yüksekti. C3S, Copernicus Atmosfer İzleme Servisi (CAMS) ile birlikte uydu ölçümlerini kullanılarak yaptığı ön analiz çerçevesinde, atmosferik sera gazı konsantrasyonlarının 2021 yılı boyunca artmaya devam ettiğini, karbondioksit (CO2) seviyelerinin yıllık küresel ortalamasının yaklaşık 414 ppm’lik rekor seviyeye ulaştığını ve metan (CH4) seviyesinin de yaklaşık 1876 ppb’e ulaşarak yıllık rekoru kırdığını bildirdi.

Dünya çapındaki orman yangınlarından kaynaklanan karbon emisyonları, özellikle Sibirya’daki yangınlarla körüklenerek toplam 1850 megatona ulaştı. Bu, geçen yıla göre (1750 megaton karbon emisyonu) biraz daha yüksekti ancak 2003’ten bu yana azalan bir eğilim görülüyor.

İklim Değişikliğine Bağlı Aşırı Hava Olayları Dünyaya Milyarlarca Dolara Mal Oldu

Copernicus İklim Değişikliği Servisi: ‘Küresel Yüzey Hava Sıcaklıkları Artıyor’

  • Küresel olarak, kayıtlara geçen en sıcak beşinci yıl olan 2021, 2015 ve 2018’e kıyasla çok az daha fazla sıcaktı.
  • 2021’de yıllık ortalama sıcaklık 1991-2020 referans dönemi sıcaklığının 0,3°C üzerinde, sanayi öncesi seviye olan 1850-1900 ortalamasının 1,1-1,2°C üzerinde gerçekleşti.
  • Son yedi yıl açık farkla kayıtlara geçen en sıcak yıllardı.

Dünya genelinde, 2021’in ilk beş ayında, çok sıcak geçen son yıllara kıyasla nispeten düşük sıcaklıklar görüldü. Ancak haziran ayından ekim ayına kadar aylık sıcaklıklar, kaydedilen en sıcak aylar arasında hep ilk dörtte yer aldı. Son 30 yılın (1991-2020) sıcaklıkları sanayi öncesi seviyenin yaklaşık 0,9°C üzerindeydi. Son 30 yıllık referans dönemle karşılaştırıldığında, ortalamanın üstüne en fazla çıkan sıcaklık değerlerine sahip bölgeler arasında, ABD ve Kanada’nın batı kıyısından başlayıp Kuzey Doğu Kanada ve Grönland’a kadar uzanan şeridin yanı sıra Orta ve Kuzey Afrika ve Orta Doğu’nun büyük bir kısmı yer alıyor. Ortalamanın altına en fazla inen sıcaklık değerlerine sahip bölgeler ise, Sibirya’nın batısı ve en doğusu, Alaska ve Büyük Okyanus’un ortası ve doğusu (yılın başında ve sonunda La Niña ile eş zamanlı olarak), Avustralya’nın çoğu ve Antarktika’nın bazı bölgeleri.

Avrupa Yüzey Hava Sıcaklıkları

  • Yıl boyunca Avrupa’da sıcaklıklar, en sıcak on yıl olmayan 1991-2020 ortalamasının sadece 0,1 °C üzerindeydi.
  • Avrupa için en sıcak on yıl 2000’den bu yana gerçekleşti ve 2014 ila 2020 en sıcak yedi yıl oldu.

Avrupa genelinde kışın son ayları ve ilkbaharın tamamı genellikle 1991-2020 ortalamasına yakındı veya onun altındaydı. Nispeten sıcak bir mart ayından sonra, nisan ayında görülen soğuk evre, kıtanın batı kesimlerinde geç mevsim donlarına neden oldu. Bununla birlikte 2021 yazı, Avrupa’da daha önce en sıcak yazların yaşandığı 2010 ve 2018’e yakın olsa da, kayıtlara en sıcak yaz olarak geçti. Haziran ve temmuz, daha önceki en sıcak aynı aylar içinde ikinci sırada yer alırken, ağustos ayı genel olarak ortalamaya yakındı, ancak güneyde ortalamanın üzerinde sıcaklıklar ile kuzeyde ortalamanın altında sıcaklıklar arasında büyük bir uçurum ortaya çıktı.

Net Sıfır Taahhütleri, 2030 İklim Hedeflerini Sözde Destekliyor

Avrupa’da Yazın Görülen Aşırı Hava Olayları

Avrupa’da 2021 yazında çok sayıda etkili aşırı hava olayı yaşandı. Temmuz ayında, Batı Avrupa’nın ortasında çok şiddetli bir yağış olayı yaşandı ve toprağın doyma noktasına ulaşmasıyla birçok ülkede şiddetli seller meydana geldi. En ağır şekilde etkilenen ülkeler arasında Almanya, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda yer alıyordu. Akdeniz bölgesi temmuz ayı boyunca ve ağustos ayının bir bölümünde sıcak hava dalgası yaşarken, yüksek sıcaklıklar özellikle Yunanistan, İspanya ve İtalya’yı etkiledi. Avrupa’nın en yüksek sıcaklık rekoru, daha önceki yüksek sıcaklığın 0,8°C üzerinde, 48,8°C ile Sicilya’da kırıldı; ancak bu yeni rekorun Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından hâlâ resmi olarak doğrulanması bekleniyor. Sıcak ve kuru koşullar, Doğu ve Orta Akdeniz’de, özellikle de Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Cezayir, Tunus ve Türkiye’de yoğun ve uzun süreli orman yangınlarına yol açtı.

‘Net Karbon Emisyonları Azaltmak İçin Çalışmalıyız’

Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo şunları ekliyor: “2021, Avrupa’da en sıcak yazın, Akdeniz’de sıcak hava dalgalarının görüldüğü aşırı sıcak yıllardan biriydi. Kuzey Amerika’daki benzeri görülmemiş yüksek sıcaklıklardan bahsetmiyorum bile. Son yedi yıl, kayıtlara geçen en sıcak yedi yıl oldu. Bu olaylar, gidişatı değiştirme, sürdürülebilir bir topluma yönelik kararlı ve etkili adımlar atma ve net karbon emisyonlarını azaltma yolunda çalışmamız gerektiğini açıkça hatırlatmaktadır.”

COP26 İklim Zirvesi’nin İlk Taslak Anlaşması Yayımlandı

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler