Connect with us

Yeşil Ekonomi

Yeni Ekonomi Programı: Turizmde Hedef Uzak Doğu Pazarı

uzak doğu pazarı

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından açıklanan Yeni Ekonomi Programı’na (YEP), cari işlemler açığını sürdürülebilir bir seviyeye indirme hedefiyle turizm sektöründe uygulanacak politika ve tedbirleri de ortaya koyuyor. Bu kapsamda, Çin, Japonya ve Güney Kore’nin içinde bulunduğu Uzak Doğu pazarı ile ilgili turizm planları oluşturularak hayata geçirilmesi planlanıyor. Söz konusu Uzak Doğu pazarı Türkiye için turizmde önemli bir potansiyel oluşturuyor.

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) verilerine göre, bu yılın ocak-temmuz döneminde Çin, Hindistan, Güney Kore ve Japonya’dan Türkiye’ye gelen toplam turist sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 72,5 artışla 438 bin 83’e ulaştı.

Bu yılın 7 ayında Türkiye, Çin’den 225 bin 29, Hindistan’dan 83 bin 136, Kore’den 87 bin 249, Japonya’dan ise 42 bin 669 ziyaretçi ağırladı.

TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya YEP’te turizm sektörüne yönelik politika ve tedbirlerin bulunmasının sektör temsilcilerini çok mutlu ettiğini söyledi.

Bağlıkaya, YEP ile turizmcilere bir misyon yüklendiğini ve bunun karşılığını vermeye çalışacaklarını belirterek, “Yeni, zengin pazarlar, sezonun uzatılması gibi kriterlerle ilgili ayrı ayrı çalışılıyor. Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Çin’in 2017’de turizm harcamaları 325 milyar dolara ulaşmış, bunlar çok yüksek segmentte turist gönderen ülkeler. Dolayısıyla bizim ana pazarların yanında bu pazarlarda da etkin olmamız gerektiğini biliyoruz. Elimizden geldiği kadar da bu pazarlarda çalışmalar yapıyoruz. Bu kapsamda, ekimin ilk haftası Hindistan’ın 6 şehrinde birtakım organizasyonlar farkındalık yaratacağız. Hindistan pazarında faaliyet gösteren tur operatörleriyle Türkiye’den 20 turizm firması iştirak edecek. Ayrıca kasımda da Hintli düğün planlamacıları İstanbul’a gelecek. ” ifadelerini kullandı.

Çin’de Türkiye yılı

Çin’de 2018’in “Türkiye yılı” olarak ilan edildiğini hatırlatan Bağlıkaya, “Zenginliklerimizi Çinli dostlarımızla paylaşma fırsatı bulduk. Bu çerçevede Türkiye ile ilgili farkındalık, Türk yemekleri, ürünleri, Türkiye ile ilgili tanıtım faaliyetleri yoğun şekilde geçekleştirildi.” dedi.

Bağlıkaya, 29 Ekim’de yeni havalimanının açılmasıyla uçuş kapasitesinin artacağını, China Southern Airlines’ın 20 Aralık’tan itibaren haftada 3 kez seferlere başlayacağını ifade etti.

Türkiye’nin Uzak Doğu ülkeleriyle bu zamana kadar turizm ilişkilerinin önündeki tek sıkıntının ulaşım olduğuna dikkati çeken Bağlıkaya, bu uzaklıktaki destinasyonlarda uçuş sıklığının çok önem taşıdığının altını çizdi.

Bağlıkaya, Uzak Doğu ülkelerinin Türkiye’ye bakış açısının son derece pozitif oluğunu belirterek, “Oralar en sorunsuz, büyümeye de en müsait pazarlarımız, orada potansiyel var. Biz zaten Kültür ve Turizm Bakanlığımızla hep irtibat ve çalışma halindeyiz. Bu pazarlara yönelik özel birtakım aktiviteler yapılacak, biz de o çalışmaların içindeyiz.” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: AA

Ekonomi kategorisindeki diğer haberler için: http://k2haber.com.tr/category/ekonomi/

Yeşil Ekonomi

CHP’li Akın: İktidara Geldiğimizde ‘İklim Bankası’ Kuracağız

-

Ahmet Akın

CHP Enerji ve Altyapı Projelerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, iktidara gelmeleri halinde ‘İklim Bankası’ kuracaklarını belirterek, “İklim Bankası’yla iklim finansmanı diplomasisini yürüteceğiz ve ülkemizin iklim konusundaki fonlara erişimini sağlayacağız” dedi.

K2 HABER| CHP’li Akın, parti genel merkezindeki basın toplantısında, yeşil dönüşümün en önemli unsurlarından birinin enerjide dönüşüm olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Türkiye’nin enerjide yeşil dönüşümü sağlamak için 120 milyar dolarlık yatırıma ihtiyaç var. İktidara geldiğimizde Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu finansmanı dünyadan yeşil kredi ile yeşil tahvil borçlanma araçları ile sağlayacağız. Bunu yapmak mümkün. Bu finansmanı sağlamak için Merkez Bankası’nı, bankacılık ve finans dünyasını, sermaye piyasalarını yeşil ve sürdürülebilir eksenli yapılandıracağız. İngiltere’de, Almanya’da bu alanda ileri olan ülkelerin finans piyasaları nasılsa biz de o şekilde Türkiye’deki finans ve bankacılık altyapısını yeniden tasarlayacağız. Ülkemize yeşil kredi ve yeşil finansman gelir mi? İşte genel başkanımız, liderimiz sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’de yeşil dönüşümün başlaması, dijital dönüşümün sağlanması ve yeşil finansmanın gelmesi için temaslarda bulunuyor.”

Türkiye, İklim Değişikliği ile Mücadelede Yeşil Ekonomiye Hazırlanıyor

‘İklim Finansmanı Diplomasisini Yürüteceğiz’

“İklim Bankası’yla iklim finansmanı diplomasisini yürüteceğiz ve ülkemizin iklim konusundaki fonlara erişimini sağlayacağız. Ülkemize hızlı ve kapsamlı kaynak sağlamak amacıyla finansal kurumlar üzerinden özel sektöre, kamunun yenilenebilir enerji yatırımlarına ve yerel yönetimlere kaynak aktaracağız. ‘İklim Bankası’ aracılığıyla sanayimizin yeşil dönüşümünü, sanayinin karbonsuzlaştırılmasını da hedefliyoruz. ‘İklim Bankası’yla çatılarda bireysel kullanıma yönelik enerji üretiminin yaygınlaştırılmasını da sağlayacağız. Türkiye’de kamunun, yerel yönetimlerin ve özel sektörün yeşil tahvil çıkarabilmesi amacıyla gerekli altyapı, kurumsal kapasite, metodolojik çalışmaları hızla ‘İklim Bankası’ liderliğinde yapacağız. Türkiye’de bu konular artık yalnızca sosyal sorumluluk projeleri olmaktan çıkacak ve bir iş modeli haline gelecek. Kısaca yeşil mutabakatı kurgulayacağız ve ülkemize temiz finansmanın gelmesini sağlayacağız. Temiz yatırım, temiz enerji ve güçlü üretimle Türkiye’mizi aydınlık yarınlara taşıyacağız.”

Okumak için tıklayın

Yeşil Ekonomi

Şenol Babuşçu: AKP, Kendisine Oy Vermeyen Orta Sınıfı Yok Etti!

-

şenol babuşçu

Merkez Bankası’nın politika faizini 100 baz puan düşürerek yüzde 14’ten 13’e indirmesini değerlendiren Prof. Dr. Şenol Babuşçu, “Merkez Bankası bu kararı vermedi. Saray belirliyor, Merkez Bankası açıklıyor. Türkiye hiperenflasyona sürükleniyor.” ifadelerini kullandı.

K2 HABER | Merkez Bankası’nın faiz düşürme kararına ekonomistlerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Bütün dünya yüksek enflasyon riskine karşı politika faizini artırırken, yüzde 80’leri aşmış bir enflasyona sahip Türkiye’nin faiz düşürmesi piyasalarda şok etkisi yarattı. Dolar aynı saatlerde 18.10 TL’yi geçerken, CDS (Kredi Risk Primi) 600’lü rakamlardan 780’li rakamlara yükseldi.

Prof. Dr. Şenol Babuşçu: ‘Faiz Kararını Merkez Bankası Değil, Saray Karar Veriyor!’

Gazeteci Tuba Emlek’in hazırlayıp sunduğu ‘Ne Oluyor’ programına konuk olan iktisatçı Prof. Dr. Şenol Babuşçu, gösterilen tepkilerin haklı olduğunu belirterek, “İktisat literatürünü baktığınızda aslında faiz artırımı gerekirken, teoriye uygun olmayan bir davranışla faiz düşürüldü. Bu kararın bilinçli olarak yapıldığını düşünüyorum. Merkez Bankası bu kararı almadı. Birileri ‘100 baz puan indireceksin’ dedi, Merkez Bankası da bu metni okudu. Ülkemizde son bir yıldır, Merkez Bankası karar vermiyor.” şeklinde konuştu.

Merkez Bankası’nın En Önemli Silahını Elinden Aldılar

 Merkez Bankası’nın iki asli görevini yerine getiremediğini ifade eden Babuşçu, “Birinci görevi enflasyonu önlemek, ikinci görevi Türk lirasının değerini korumaktır. Merkez Bankası Başkanı geçen yıl mart ayından göreve başladığından beri, enflasyon yüzde 12’ydi, şimdi yüzde 90’a vurdu. Geçen sene bu zamanlar dolar 6,80’di, şimdi 18 TL. Türk lirasının değerini de koruyamadılar. Merkez Bankası iki asli görevini de yapamıyor. Peki neden bu görevlerini yapamıyor? Merkez Bankası’nın elindeki en önemli silahı aldılar. Silah nedir? Politika faizi, bugünkü faiz… Merkez Bankası bu faizi kullanamıyor. Kim kullanıyor? Saray kullanıyor. Saray belirliyor, Merkez Bankası açıklıyor. O nedenle Merkez Bankası kullanabileceği en önemli silahı kullanamayınca ne enflasyonu önleyebiliyor ne paranın değerini koruyabiliyor. Merkez Bankası bağımsız olmadığı sürece, Sn. Şahap Kavcıoğlu görevde olduğu sürece de bağımsız olmayacağı anlamına gelir. Biz fiyat istikrarının sağlandığını ve Türk lirasının değerinin korunduğunu göremeyeceğiz.” dedi.

Mehmet Ali Çelebi’ye Sert Tepki: Atatürk’e Kimin Ayyaş Dediği Belliyken…

Altılı Masa’ya Kılıçdaroğlu’nun İsmini Karamollaoğlu Getirecek

Türkiye’de Artık Orta Kesim Yoktur

AKP’nin kendisine az oy veren orta kesimi tamamen yok ettiğini belirten Babuşçu, “Türkiye’de vatandaşlar 3 gelir grubuna ayrılıyor. Bir dar gelirliler, iki orta gelirliler, üç zenginler. AKP 20 yıl boyunca genelde zengin kesimden ve dar gelirlilerden oy alıyor. Orta kesim AKP’ye daha az oy veriyordu. AKP son 1 yıldır uyguladığı politikalarla orta kesimi tamamen yok etti. Orta kesimin bir kısmını zengin yaptı, bir kısmını ise fakirleştirdi ve AKP’ye muhtaç hale getirdi. Türkiye’de artık bir orta kesim yoktur, fakir ve zengin kesim vardır.” dedi.

Hiperenflasyondan Korktukları İçin Kredileri Frenlediler

Hükümetin kredi kullanımlarında frene bastırdığını söyleyen Babuşçu, “2 ay önce, haziran ayında hükümet kredilerde frene bastı. Bankalara resmi olarak değil, el altından kredi kullandırmamaya özen göstermeleri istendi. Kamu bankaları ise kredi kullanımını tamamen durdurdu. Özel bankalar da talep azalması için faizleri artırdı. Peki neden bunu yaptılar? Hiperenflasyondan korktukları için, kredilerde frene basarsak enflasyonu 90’lardan geri döndürebiliriz diye düşündüler. Kredilerdeki freni aralık ayına kadar sürdürecekler. Ocak’ta kredi musluklarını tamamen açacaklar. Konut kredilerde yine indirim yapacaklar, yoğun bir kredi pompalamasıyla seçime girecekler. Her şey güllük gülistanlık gibi göstermeye çalışacaklar. Tamamen seçim stratejisi.” ifadelerini kullandı.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Çiftçiler Sendikası: Fındık Üreticileri Yoksulluktan Açlığa İtildi!

-

çiftçiler sendikası fındık

Açıklanan fındık alım fiyatına tepki gösteren Çiftçiler Sendikası, üreticinin değil şirketlerin korunduğunu belirterek, üreticilerin açlığa itildiğini ifade etti.

K2 HABER | Fındık üreticilerin heyecanla beklediği fındık fiyatı destekler dahil 54 lira olarak açıklandı. Geçen yıl ortalama 3,15 dolara denk gelen fiyatının bu yıl artması beklenirken, 3 dolara düştü. Üreticiler bir kez daha hüsrana uğradı.

54 TL olarak belirlenen fındık fiyatının üreticileri değil, şirketleri koruyan bir fiyat olduğunu belirten Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen), fındık üreticilerinin yoksulluktan açlığa itildiğini ifade etti.

Çiftçi-Sen’den Tepki: ‘Çay Yasası Derhal Geri Çekilsin!’

Çiftçi-Sen: ‘Üreticiler Temel Tüketim İhtiyaçlarını Karşılayamaz Hale Gelecek’

Çiftçi-Sen tarafından yapılan basın açıklaması şu şekilde:

“Öncelikle ÇİFTÇİ-SEN olarak yapmış olduğumuz maliyet çalışmaları sonucunda 1 kg fındığın maliyetini  43,45 TL tespit edip onun üzerine %25 kar payı eklediğimizde  54 TL bir fiyata ulaştığımızı, ancak fındık çiftçisinin hayatını ve üretimini sürdürebilmesi için bu fiyatın yeterli olmadığını, son aylardaki girdilerdeki ve temel ihtiyaç maddelerindeki enflasyon artışlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini, alım fiyatının en az 85 TL olması gerektiğini ifade etmiştik. (*)Açıklanan fındık alım fiyatı üreticileri değil, şirketleri kollayan, koruyan bir fiyattır.

Görünen o ki iktidar, BM Genel Kurulu’nda 17 Aralık 2018 yılında kabul edilen Köylü Hakları Deklarasyonu’ndaki  çiftçilere “Tatmin edici bir fiyat ve adil piyasaya erişim hakkı sağlamak” yerine şirketlerin piyasayı kontrolünü arttırıcı alım fiyatları belirlemeyi ilke haline getirmiştir. Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan 12 Eylül Darbesi’nin oluşturduğu kurumsal düzenin ve neoliberal tarım politikalarının devamı olduğunu fındık alım fiyatını açıklarken ortaya koymuş, tıpkı darbeci Kenan Evren gibi, 12 Eylül öncesi “Fındıkta Sömürüye Son!” mitinglerini örgütleyen Fikri Sönmez’i ve onun anlayışını da hedefine koymuştur. Bu tarımsal ve ekonomik politikalar sürdüğü sürece önümüzdeki günlerde emekçiler ve yoksullar için ekonominin daha da kötüye gideceği aşikardır. Şirketler kârlarını arttırırken, üreticilerin giderleri daha da artacak üretimlerini devam ettirmeleri bir yana temel tüketim ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geleceklerdir.

Bu fındık alım fiyatı ve tarım  politikaları kabul edilemez. Fındık çiftçilerini yoksulluktan açlığa iten yıkım politikalarına karşı tüm fındık çiftçilerini örgütlü mücadeleye davet ediyoruz.

Çiftçiler Bakanlığın Önünde Toplandı: ‘Yüzde 80’imiz Borç Batağında’

4572 Sayılı Kooperatif Yasasının Şirketler Lehine Olan Hükümleri Kaldırılmalıdır

Çiftçi Sen olarak diyoruz ki: “Bir tarafta üreten çiftçilerin diğer tarafta ürettiklerimizi yok pahasına almaya çalışan şirketlerin varlığını çok iyi biliyoruz. Onun içindir ki AKP iktidarının Tarım ve Orman Bakanlığı TMO’si değil, sezon başında FİSKOBİRLİK devreye sokulmalıdır. FİSKOBİRLİK üretimden pazarlamaya kadar zincirin her halkasına sahip olacak şekilde ve fındık çiftçilerinin yönetimlerini demokratik olarak belirleyecekleri bir yapıya kavuşturulmalıdır. 2000 yılında sözde özgürleştirme yasası olarak çıkarılan 4572 sayılı kooperatif yasasının şirketler lehine olan hükümleri kaldırılmalıdır.

BM Genel Kurulu’nda 17 Aralık 2018 yılında kabul edilen Köylü Hakları Deklerasyonu’na göre Çiftçilerin tatmin edici bir fiyat ve adil piyasaya erişim hakkı vardır. Bu çerçevede Hükümet; fındık alım fiyatını belirlerken, çiftçilerin sendikalarıyla, meslek odası ve kooperatif örgütleriyle görüşme masasına oturmalı ve fındık alım fiyatlarını birlikte belirlemelidirler.

Fındık fiyatlarını baskılama gayretinde olan yerli ve yabancı tarım ve gıda şirketleri karşısında tüm fındık çiftçilerini örgütlü mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Yoksulluk kaderimiz değil! Gelin umudumuzu ve mücadelemizi büyütelim.”

Okumak için tıklayın

Gündem

Çiftçi-Sen: ‘1 Kg Fındığın Fiyatı En Az 85 TL Olmalıdır!’

-

fındık fiyatları 2022

Çiftçiler Sendikası fındık fiyatları hakkında bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Sendika açıklamasında, fındık üreticilerinin şirketler karşısında kendi kaderine terk edilerek  açlığa itildiğini ifade etti.

K2 HABER | Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen) fındık alımlarına ilişkin detaylı bir fiyatlama açıklaması yaptı. 1 kg fındığın fiyatının en az 85 TL olması gerektiğini belirten sendika, alımların da Fiskobirlik üzerinden yapılmasını istedi.

Çiftçi-Sen’in basın açıklaması şu şekilde:

Çiftçi-Sen: ‘Alımlar Fiskobirlik Üzerinden Yapılmalı’

Tarım ve Orman Bakanlığı 2017-18 sezonu sonrası almış olduğu kararla fındık rekolte açıklamalarını tek  elden yapılacağı  ve bunun da bakanlığın uhdesinde olacağı açıklamasının üzerinden beş fındık sezonunu geçti. Hiçbir zaman da buna uygun davranılmadı. Beş dönemdir herkes kendi rekoltesini açıklıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı Koordinatörlüğünde Fındık yetişen il ve ilçelerde, Borsalar, Ticaret ve Sanayi Odaları, ihracatçılar, Ziraat Odaları ve Fiskobirlik temsilcilerinden oluşan komisyonların rekolte çalışmalarını tamamladığı ve bugünlerde bakanlık tarafından gerekli açıklamaların yapılacağı belirtilmiş olmasına rağmen,  tıpkı geçtiğimiz dört  dönemde olduğu gibi komisyonu oluşturan birimlerden  farklı açıklamalar da gelebilir. Nitekim; Ferrero temsilcileri ve İhracatçılar birliği açıklama yapmış;  2022 yılı rekoltesinin (105 bin tonluk  2021 yılı  stokları ile beraber) 865 bin ton olduğunu  ifade etmişlerdir. Anlaşılan o ki fındık hasat edilip çuvala girinceye kadar, fındık fiyatını baskılamak için rekolte oyunları devam edecektir.         

Fındık üreticisinin insanca yaşaması için gerekli olan yaşamsal ve tarımsal girdilerin fiyatları sürekli ve 3-4 kat artarken fındık fiyatlarındaki bir kat bile olmayan artışlar  borç sarmalının  büyümesine sebep olmaktadır. Fındık üreticisi bir kez daha vahşi piyasa içerisinde, şirketler karşısında kendi kaderine terk edilerek  yoksulluktan açlığa itilmiştir. Bugün ekonomik parametreler   daha da kötüye gitmektedir, döviz kurlarındaki aşırı artışlar, tarımsal girdi fiyatlarını da alabildiğince artırmakta ve arttıracaktır da. Bu süreç  fındık üreticisini yoksulluk sınırını da aşarak açlığa  mahkum olmaya zorlamaktadır.

Çiftçi-Sen’den Tepki: ‘Çay Yasası Derhal Geri Çekilsin!’

Fındık Fiyatları 2022: Girdilerde %100-400 Artışlar Olduğu Unutulmamalı

Pandemi sürecinde ve sonrasında tarımsal üretimde kullanılan kimyasallardan, mazota, işçi ücretlerine kadar girdilerde %100-400 artışlar olduğunu unutmamak gerekir. Gittikçe kronikleşen ekonomik kriz ve dövizdeki olası artışların bu fiyatları da arttıracağı aşikardır. İktidar  fındık alım fiyatını açıklarken, fındık ticareti yapan şirketlerin kârlılığını arttırmak için değil, fındık üreticilerinin tarımsal üretimi sürdürebilme olanaklarını sağlamak üzere hesaplama yapmalı ve Cumhurbaşkanı fındık fiyatını buna göre açıklamalıdır.

Fındık alımı TMO üzerinden değil, çiftçilere ait olan FİSKOBİRLİK üzerinden yapılmalıdır. Bunun içinde, mevcut antidemokratik yönetim yapısı ve işleyişi ortadan kalkmalı, demokratik, katılımcı bir kooperatifçilik yasası çıkartılarak FİSKOBİRLİK bir çiftçi kooperatifi hüviyetine kavuşmalıdır. Kamunun fındık üreticilerine ayrılmış olan bütçesi, şirket tarımcılığını destekleyen bir mekanizma olarak kullanılan TMO’ya değil, FİSKOBİRLİK’e aktarılmalıdır.

Çiftçiler Sendikası olarak her hasat öncesi fındık referans fiyatlarını açıkladık. Referans fiyatın hesaplamasında dünyada yetişen diğer ürünlerin fiyatları nasıl hesaplanıyorsa aynı kriterleri esas aldık. Yani fındık maliyet fiyatı üzerine %25 kâr payı ve onun da üzerine dört kişilik çekirdek ailenin yaşam standardını esas alan  ve ekonomik göstergelerde alım gücünün daha da azaldığı noktasından hareketle asgari enflasyon oranında  insanca yaşama payı ekleyerek fındık fiyatını hesapladık. Rekolte tahminlerini iklim koşulları ve külleme hastalığının verim kaybına etkilerini dikkate alarak ortalama maliyeti 43,45 TL olarak belirledik. Çıkan bu maliyet fiyatının üzerine %25 kar payı ve % 74 insanca yaşama payını (asgari enflasyon oranı) eklediğimizde; 1 kg fındığın fiyatı en az  85,00 TL olmalıdır.

Çiftçiler Bakanlığın Önünde Toplandı: ‘Yüzde 80’imiz Borç Batağında’

Tüm Fındık Çiftçilerini Örgütlü Mücadeleyi Büyütmeye Çağırıyoruz

Çiftçi Sen olarak diyoruz ki:

  • Bir tarafta üreten çiftçilerin diğer tarafta ürettiklerimizi yok pahasına almaya çalışan şirketlerin varlığını çok iyi biliyoruz. Onun içindir ki AKP iktidarının Tarım ve Orman Bakanlığı TMO’si değil, sezon başında FİSKOBİRLİK devreye sokulmalıdır. FİSKOBİRLİK    üretimden  pazarlamaya kadar   zincirin  her halkasına sahip olacak şekilde ve fındık çiftçilerinin yönetimlerini demokratik olarak belirleyecekleri bir yapıya kavuşturulmalıdır. 2000 yılında sözde özgürleştirme yasası olarak çıkarılan 4572 sayılı kooperatif yasasının şirketler lehine olan hükümleri kaldırılmalıdır..             
  • Var olan Ziraat Odaları, Birlikler vb. çiftçi örgütleri de demokratik yapılara kavuşturulmalıdır.
  • 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu şirketlerin kazancını artırmak için değil, fındık üreticilerinin zor günlerinde yardımcı olmak amacıyla yeniden düzenlenmelidir.
  • Lisansı depoculuk şirketlere havale edilerek şirketleri kazandırmaya yönelik değil, Kamu eliyle yapılmalı, fındık çiftçilerinin yararına olacak şekilde kurgulanmalıdır.
  • Fındık çiftçileri eksiksiz sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır.
  • Mevsimlik işçiler için 2009 yılında hazırladığımız rapordan sonra ulaşım, barınma ve çocuk emeğinin kullanılmasında birtakım olumlu gelişmeler olsa da yeterli  değildir. Hala hazırda mevsimlik tarım işçileri düşük ücretli ve sosyal güvencesiz çalışmaya devam etmektedirler. Pandemi süreci titizlikle takip edilip sürece uygun  tedbirler alınmalı, mevsimlik işçilerin koşullarının iyileştirmeli, çocuk emeğinin kullanılması engellenmelidir.
  • BM Genel Kurulu’nda 17 Aralık 2018 yılında kabul edilen Köylü Hakları Deklerasyonu’na göre Çiftçilerin tatmin edici bir fiyat ve adil piyasaya erişim hakkı vardır. Bu çerçevede Hükümet; fındık alım fiyatını belirlerken, çiftçilerin sendikalarıyla, meslek odası ve kooperatif örgütleriyle görüşme masasına oturmalı ve fındık alım fiyatlarını birlikte belirlemelidirler.

Fındık fiyatlarını baskılama gayretinde olan yerli ve yabancı tarım ve gıda şirketleri karşısında tüm fındık çiftçilerini örgütlü mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Yoksulluk kaderimiz değil! Gelin Umudumuzu ve Mücadelemizi büyütelim.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Çiftçi Sen’den 17 Nisan Açıklaması: ‘Yaşasın La via Campesina! Yaşasın Çiftçiler!’

-

çiftçi sen çiftçiler sendikası

Çiftçi Sen 17 Nisan Uluslararası Köylü Mücadeleleri Günü için bir açıklama yayınladı. Gıda egemenliğinin birçok krizi çözebileceği belirtilen açıklamada, 17 Nisan’ın onur duyulacak bir gün haline getirileceği ifade edildi.

K2 HABER | Çiftçiler Sendikası (Çiftçi Sen) 17 Nisan Uluslararası Köylü Mücadeleleri Günü için yazılı bir açıklama yaptı. Adalet, barış, yaşam ve onur için 30 yıldır ortak mücadele verildiğininin belirtildiği açıklamada,“#GıdaEgemenliğinin25Yılı mücadelemizi ilerletmenin ve insanları, hükümetleri ve politika yapıcıları bu vizyonun birçok krizi çözebileceğine ve adalet, onur, barış ve halkın egemenliği ile daha iyi ve daha sağlıklı toplumlar inşa edebileceğine ikna etmenin zamanıdır.” ifadeleri kullanıldı.

‘Küçük Çiftçiler Günü 14 Mayıs Değil, 17 Nisan’dır!’

Çiftçi Sen: ‘Yaşasın La via Campesina! Yaşasın Çiftçiler!’

Çiftçi Sen tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

Adalet, barış, yaşam ve onur için verdiğimiz ortak mücadelenin 30. yılı!

‘Yaşasın La via Campesina! Yaşasın Çiftçiler!’

17 Nisan Uluslararası Köylü Mücadeleleri Günü’dür ve 1996’da gerçekleşen Eldorado do Carajás katliamını anmak ve dünya çapında köylülere, işçilere ve yerli halklara sürekli uygulanan baskı, zulüm ve suçlu olarak yaftalama uygulamalarına dikkat çekmek için La Via Campesina tarafından her yıl bir anma günü olarak düzenlenir.

Bu yıl, La Via Campesina’nın hayatında ayrı bir dönüm noktasıdır. Gıda egemenliği, genel tarım reformu ve onur için verdiğimiz ortak mücadelenin 40. yılına giriyoruz. Köylü ve yerli halk örgütleri 1992’de Managua’daki bir buluşmada bu küresel hareketin ilk tohumlarını ektiler. La Via Campesina ise 1993’te Belçika’da Mons’taki ilk uluslararası konferansta resmi olarak doğdu.

‘Köylü Toplulukları Derin Bir Açlık, Yoksulluk ve Borca Sürükleniyor’

Dünya bugünlerde zor bir yer haline geldi. Açlık ve toplumsal adaletsizlikler günden güne kötüleşirken ve COVID-19 pandemisi, iklim değişikliği, çatışmalar, savaşlar ve parasal spekülasyonlarla daha da artarken gıda krizi derinleşmeye devam ediyor. Bu, uluslararası sermayenin, serbest ticaret anlaşmalarının ve zehirli tarım girdilerine bulaşmış endüstriyel monokültürün kolaylaştırdığı endüstriyel tarımın mutlak başarısızlığının bir göstergesidir. Bu endüstriyel sistem ülkelerimizi pahalı, ithal ve sağlıksız gıda ürünleri ile doldururken köylüleri yerinden etmekte ve çevreyi ve verimli kaynakları tahrip etmektedir. Gıda fiyatlarının ve tarım girdilerinin maliyetinin küresel olarak yükselmesi köylü topluluklarını her yerde daha derin bir açlık, yoksulluk ve borca sürüklemektedir.

La Via Campesina – yani köylüler, yerli halklar, kırsal nüfus, tarım işçileri, kentsel ve kırsal bölgelerdeki gençler – olarak biz ulusal üretim kapasitesini inşa etmenin çözümü olarak Gıda Egemenliğini savunuyor ve öneriyoruz. Gıda Egemenliği, destekleyici kamu politikaları, fiyat garantileri, krediler ve üreticilerle tüketiciler arasında doğrudan pazarlama ve gerçek bir tarım reformu da dahil çeşitli destek biçimleri sayesinde köylü ve aile tarımı sektöründe köklerini bulan bir ilkedir.

Köylü Agroekolojisi ve Birleşmiş Milletlerin Köylülerin ve Kırsal Bölgelerde Yaşayan Diğer Kişilerin Hakları Deklarasyonu (UNDROP), adil olarak daha iyi toplumlar inşa etmenin araçlarıdır. Gıdamızı yerel olarak üretmemiz, kendi kaderimizi onurla tayin etmemiz, barış, feminizm ve halkların egemenliği sadece bu araçlarla mümkündür. Gıda egemenliği olmayan bir gelecek mümkün değildir!

Ali Bülent Erdem: ‘Şirketlere Karşı Halkın Gıda Egemenliği’

‘Tarihsel Mücadelemizin İlham Verdiği Kazanımları Vurgulamak Esastır’

Otuz yıl kutlamalarımızı başlattığımız bu 17 Nisan’ı, bu ana kadarki uzun ve çetin yolculuğumuzu anacağımız ve bu yolculuktan onur duyacağımız bir gün haline getirelim.

Adalete giden bu yolda insanlarımızı baskıdan ve suçlu olarak yaftalayan saldırılardan dolayı kaybettik. Onların anılarını canlı tutmak, özgürlükleri için mücadele etmek ve tarihsel mücadelemizin ilham verdiği kazanımları vurgulamak esastır.

Şimdi, gerçekleşmesine etkide bulunduğumuz zaferleri, fedakarlıkları, alternatifleri, büyük ve küçük dönüşümleri ve 81 ülkede nasıl var olduğumuzu ve örgütlendiğimizi görünür kılmanın zamanıdır.#GıdaEgemenliğinin25Yılı mücadelemizi ilerletmenin ve insanları, hükümetleri ve politika yapıcıları bu vizyonun birçok krizi çözebileceğine ve adalet, onur, barış ve halkın egemenliği ile daha iyi ve daha sağlıklı toplumlar inşa edebileceğine ikna etmenin zamanıdır.”

Okumak için tıklayın

Yeşil Ekonomi

Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları Başlıyor

-

Feminist Yaklaşımlar Dergisi

Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar Dergisi, Bahar 2022 döneminde Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları başlıklı etkinlik serisiyle okurlarıyla buluşmayı hedefliyor.

Serinin 10 Mart Perşembe günü gerçekleşecek olan ilk etkinliğinin konuğu “Yeşil Yeni Düzen, Küçülme ve Dayanışma Ekonomilerine Feminist Yaklaşımlar” (Feminist Approaches to Green New Deal, Degrowth and the Solidarity Economies) başlıklı konuşmasıyla Christine Bauhardt.

2006 yılında online olarak yayın hayatına başlayan Feminist Yaklaşımlar, toplumsal cinsiyet hiyerarşilerini eleştirel feminist bir bakış açısından inceleyerek cinsiyet eşitliğine katkı sunmayı ve feminist aktivizm ile feminist kuramın buluşabileceği, birbirini besleyebileceği bir zemin oluşturmayı amaçlıyor.

Dergi, Bahar 2022 sayısında artık hayatımızı doğrudan etkileyen ekoloji krizini gündemine alıyor. Karar alıcıların krizin boyutları ile ilgili bilimsel verileri ve krizden çıkışa dair önerileri görmezden gelerek insanlığı ve gezegenimizdeki birçok canlının yaşamını felakete doğru hızla sürüklediği bu dönemde, ekolojik kriz karşısında önerilen önlemlere, geliştirilen mücadele biçimlerine feminist bir perspektifle katkı sunmayı hedefliyor.

‘Kalkınmanın Ana Yörüngesi Yeşil Büyüme Olmalı’

Feminist Yaklaşımlar Dergisi: ‘Ekofeminist Ekonomi Persfektiyle Ele Alınacak’

Feminist Yaklaşımlar’ın bu sayısındaki feminist politik ekoloji dosyasında çevre tarihi alanını feminist ekolojik bir bakış açısından yeniden değerlendiren, güncel ekolojik kavramlara feminist eleştirel bir perspektif geliştiren ve bu kavramlar bağlamında alternatif toplumsal pratiklere odaklanan, feminist politik ekoloji alanında referans niteliği taşıyan makalelerin Türkçe çevirileri ve değerlendirme yazıları yer alıyor. Dergi, bu makaleleri okurlarına ulaştırmanın yanı sıra, makalelerin yazarlarını da okurlarıyla buluşturmayı planlıyor. Bu çerçevede Bahar 2022 döneminde “Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları” başlığıyla bir webinar serisi düzenliyor.

Serinin ilk konuğu “Yeşil Yeni Düzen, Küçülme ve Dayanışma Ekonomilerine Feminist Yaklaşımlar” başlıklı konuşmasıyla Christine Bauhardt. Bauhardt konuşmasında kapitalist büyümeye alternatif olan Yeşil Yeni Düzen, küçülme ve dayanışma ekonomileri modellerini ekofeminist ekonomi perspektifiyle ele alacak. Yeşil Yeni Düzen, ekonomik başarıyı endüstriyel üretimin ekolojik bir perspektifle yeniden yapılandırılması üzerinden tanımlarken, küçülme, maddi refahla bireysel ve toplumsal refah arasındaki ilişkiye dair sorular soruyor. Dayanışma ekonomisi ise öz-yönetim ve kooperatifleşme gibi pratiklere dayanıyor. Bauhardt, bu yaklaşımların ekofeminist ekonominin iddialarını dikkate almadığına, ekonomik ve toplumsal dönüşümün hedeflerinden biri olarak toplumsal cinsiyet eşitliğine işaret etmediğine dikkat çekiyor. Bununla birlikte bu üç yaklaşımın da, toplumsal yeniden üretim alanındaki kadınların emeğine dair birtakım varsayımlara dayandığı için fazlasıyla cinsiyetlendirilmiş yaklaşımlar olduğunu savunuyor. Bauhardt konuşmasında bu yaklaşımların ekofeminist ekonomik ilkeleri içerecek şekilde nasıl geliştirilebileceğini, böylece toplumsal cinsiyet eşitliği taleplerini de karşılayacak bir ekonomik değişikliğin nasıl hayata geçirilebileceğini tartışmaya açacak.

Burcu Meltem Arık: ‘Doğayla Birlikte Öğrenme Mümkün’

Christine Bauhardt Kimdir?

Prof. Dr. Christine Bauhardt, Berlin Humbolt Üniversitesi (Humboldt-Universität Berlin) Tarımsal Ekonomiler Bölümü’nde öğretim üyesi. Çevre bilimlerinde toplumsal cinsiyet, küresel çevre politikaları, alternatif ekonomik yaklaşımlar ve ekofeminist politik ekoloji konularında araştırma yürüten Bauhardt’ın Wendy Harcourt ile birlikte yayına hazırlığı Feminist Political Ecology and the Economics of Care: In Search of Economic Alternatives (Feminist Politik Ekoloji ve Bakım Ekonomisi: Ekonomik Alternatif Arayışı) başlıklı kitap 2019 yılında yayınlandı.

***

Bahar dönemi boyunca devam edecek olan Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları, Friedrich Ebert Stiftung’un desteğiyle gerçekleşiyor. Etkinliklerin dili İngilizcedir, Türkçe simultane çeviri olacaktır.

10 Mart Perşembe günü saat 19:30’da çevrimiçi olarak gerçekleşecek olan Christine Bauhardt’ın “Yeşil Yeni Düzen, Küçülme ve Dayanışma Ekonomilerine Feminist Yaklaşımlar” başlıklı konuşmasına bu link üzerinden kayıt yaptırarak katılabilirsiniz:

https://us02web.zoom.us/webinar/register/WN_Ba31zRpGT5SPrTy_0YqViw

 

Okumak için tıklayın

Hayvan Hakları

UNESCO Türkiye’de Örnek Proje Gösterdi

-

Akdeniz Koruma Derneği Çağdaş Yaşar

Akdeniz Koruma Derneği tarafından ‘Gökova Körfezi Deniz Koruma Alanında İklim Değişikliği Dayanıklılığının Artırılması’ projesi UNESCO tarafından Türkiye’de örnek proje olarak gösterildi.

Son yıllarda dünya genelinde yaşanan, kuraklık, iklim değişikliği, orman yangınları, yaz ortasında sel felaketleri gibi ekstrem olaylar sonrası iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasına yönelik projeler dikkat çekiyor. Bu projelerden birisi de Akdeniz Koruma Derneği tarafından yürütülen ‘Gökova Körfezi Deniz Koruma Alanında İklim Değişikliği Dayanıklılığının Artırılması Projesi’ oldu.

Muğla’nın dünyaca ünlü Gökova Körfezi’nde yürütülen proje ile sürdürülebilir balıkçılık, istilacı türlerin ekonomik değerinin arttırılması, kum köpekbalıkları ve nesli tehlike altında olan Akdeniz Foku’nun yaşam alanlarının korunması ve genişletilmesi, genç balıkçılık projesi ve kadın balıkçılar gibi projeler Türkiye’de ve dünyada birçok ödüle değer görüldü.

Akdeniz Koruma Derneği Projeleri İle Çok Sayıda Ödül Aldı

Akdeniz Koruma Derneği tarafından yürütülen proje alanlarında önemli habitat geri kazanımı, balık stokları, balıkçılar için artan gelir, istilacı türlerin bolluğu ve kum köpekbalıklarının ve Akdeniz fokunun geri dönüşü ile Gökova Körfezi’nde başarıyla yürütüldü. 2010 ve 2017 yılları arasında balıkçılık gelirlerinde yüzde 400’lük bir büyüme yaşanırken, bu pilot proje, 2014’te UNDP Ekvator Ödülü, 2017’de Altın Whitley Ödülü ve UN FAO ‘En İyi Uygulama’ dahil olmak üzere birçok ödül aldı.

Gökova Körfezi deniz habitatı restorasyonu pilot projesi sadece beş yılda önemli sonuçlar elde etti. Gökova Körfezi’nden Gelidonya Burnu’na kadar olan kıyı şeridi önemli bir deniz yaşam alanı olurken, artan deniz suyu sıcaklıkları, yasadışı balıkçılık ve turizm nedeniyle artan istilacı türlerin baskısı altında olduğu açıklandı.

Türkiye’de Termik Santral Gerçeği: 55 Yılda 200 Bin Erken Ölüm

Proje İle Kum Köpek Balığı ve Akdeniz Foku Da Korunuyor

Akdeniz Koruma Derneği sözcüsü Çağdaş Yaşar, Akdeniz Koruma Derneği’nin Gökova Körfezi’nde deniz koruma alanlarında iklim değişikliğine karşı direncin arttırılmasına yönelik proje yürüttüğünü açıkladı. Yaşar, “Bu proje kapsamında kum köpek balığı, Akdeniz Foku gibi hassas türlerin korunması, yaşam alanlarının çoğaltılması ayrıca bölgede bulunan deniz koruma alanlarındaki balıkçılığa kapalı alanların aktif olarak denetlenmesi, yasa dışı balıkçılığın engellenmesi için çalışmalar yürütüyor” dedi.

UNESCO Tarafından Örnek Proje Gösterildi

Akdeniz Koruma Derneği tarafından yürütülen ‘Gökova Körfezi Deniz Koruma Alanında İklim Değişikliği Dayanıklılığının Artırılması Projesi’nin UNESCO tarafından Yeşil Vatandaşlar (Green Citizens) kampanyasında Türkiye’de örnek proje olarak gösterildiğini belirten Yaşar, “UNESCO ‘Green Citiens’ yani yeşil vatandaşlar adına bir kampanya başlattı. Bu kampanyada da Türkiye’de ilk örnek proje olarak Akdeniz Koruma Derneği’ni seçtiler. Bu bizim için çok önemli. Çünkü UNESCO Green Citizens kampanyası, yerelden gelen bilgiyi, iklim değişikliğinin etkileri ile farkındalığın oluşturulduğu bir faaliyet” dedi.

Projenin Alanı ve Kapsamı

2012 yılından bu yana deniz koruma alanları üzerinde çalıştıklarını belirten Akdeniz Koruma Derneği sözcüsü Çağdaş Yaşar, “Bu projeye 2019 yılında başladık. Gökova Körfezi, Göcek ve Antalya Kaş’ta iklim değişikliğine olan direncin arttırılmasına bağlı çok sayıda çalışma yürütüyoruz. Bu çalışmalar içinde deniz altı temizliği, deniz koruma alanlarındaki yasa dışı balıkçılığın engellenmesi, foklar ve kum köpek balıkları ile ilgili yapılan çalışmalar var. Kum Köpekbalıkları ile ilgili 7/24 online olarak izlenen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile birlikte yürüttüğümüz çalışma var. Tarım ve Orman Bakanlığı ve Sahil Güvenlik ile yasa dışı balıkçılığı önleme çalışmalarımız var” dedi.

Goca Moğlalılar Çimento Tozu Değil, Temiz Hava Solumak İstiyor!

Balıkçının Geliri Yüzde 400 Arttı

Proje çalışmasının yürütüldüğü alanlarda balık popülasyonlarında artış, balıkçıların gelirinde ise yüzde 400’e varan artış yaşandığını belirten Yaşar, “Aslında biz doğa koruma çalışmalarına ekosistem temelli yaklaşımla ilerliyoruz. Bu tür habitatları veya bu doğal kaynaklarımızı sürdürülebilir kullanmamız için küçük ölçekli kıyı balıkçılığını desteklememiz gerekiyor. Yaptığımız çalışmalarda da balık popülasyonunun artışıyla hem kıyı balıkçılığının gelirini arttırarak hem ekosisteme temelli, hem doğalı koruyoruz, hem de insanların sürdürülebilir olarak doğayı kullanmasını sağlıyoruz. Yapılan bu çalışmaları bilimsel olarak doğrulayabilmemiz için Kooperatiflerden balıkçılık verisi alıyoruz. Balığın kooperatiflere geldiği andan itibaren her gün tek tek kaç kilo hangi balıktan çıkmış, kim ağ atmış, kim baragedi atmış gibi verileri tutarak aylık olarak aylık olarak tekne başına düşen balıkçının gelirinden ortalama olarak bir artış olduğu gözüküyor. Bu da Türk Lirası olarak baktığımızda yüzde 400, Dolar bazında ise yüzde 80 gibi bir artış var balıkçının gelirinde. Bu da şu anlama geliyor. Buradaki balık popülasyonunda veya buradaki ekosistemde bir değişiş olmaya başladı. Deniz Koruma alanlarının içerisinde metrekare olarak yaklaşık 4 kat artmış vaziyette. Dışında da 2 kat artmış vaziyette” dedi. (İHA)

Okumak için tıklayın

Yeşil Ekonomi

‘Kalkınmanın Ana Yörüngesi Yeşil Büyüme Olmalı’

-

Net Sıfır iklim değişikliğiyle mücadele ekonomistler ekonomik büyüme

Prof. Dr. Etem Karakaya küresel bir sorun olan iklim değişikliğinin, küresel ölçekte bir mücadeleyi gerektirdiğini belirterek; “Kalkınmanın ana yörüngesi yeşil büyüme olmalı ve bu konuda acilen politikalar ve araçlar geliştirmelidir” dedi.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) İktisadi ve İdari Birimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya, Eskişehir Türk Ocağında “İklim İktisadı, Paris Anlaşması ve Yeşil Büyüme” konulu bir konuşma yaptı.

Konuşmasında Sanayi Devrimi sonrası dünya ekonomisinin zenginleşmesine yol açan başta kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların atmosfere yaydıkları karbondioksit emisyonları ile iklim değişikliğine yol açtığını belirten Prof. Dr. Karakaya, “Küresel bir sorun olan iklim değişikliği, küresel ölçekte bir mücadeleyi gerektiriyor. Şimdiye kadar bu sorunun müsebbibi gelişmiş ülkeler iken Paris Anlaşması’nda da belirtildiği gibi yerkürenin ısınmasının 1.5-2 santigrat derecede sınırlandırılması için gelişmekte olan ülkeler de sorumluluk alıp emisyonları azaltmalıdır” dedi.

Prof. Dr. Etem Karakaya: ‘Karbonsuz Ekonomi  Maliyetli, Ancak Öncü Ülkelere Ciddi Avantajlar Sağlayacak’

2050 yılına kadar tüm dünyanın net-sıfır emisyon hedefi alacak olmasının dünyada devasa bir dönüşümü işaret ettiğini aktaran Prof. Dr. Karakaya, Şimdiye kadar Türkiye dahil yaklaşık 130 kadar ülkenin bu konuda net-sıfır hedefi aldığını kaydetti. Halen yoğun bir şekilde fosil yakıt kullanan dünyanın karbonsuz bir ekonomiye dönüşümünün, bir takım maliyet getireceğini söyleyen Karakaya, bu alanda öncü konumda olacak ülkeler için ise ciddi avantajlar sağlayacağını dile getirdi.

Elektrikli Araçlara Geçiş Kaçınılmaz

Etem Karakaya

İklim Değişikliği Artık Geleceğin Sorunu Değil!

‘Kalkınmanın Ana Yörüngesi Yeşil Büyüme Olmalı’

Eski halin artık imkânsız olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karakaya, sözlerine şöyle devam etti: “Büyük enerji dönüşümünü geciktiren, bu alanda hazırlık yapmayan ülkeler ise ciddi anlamda sorun yaşayabilir. Fosil yakıtlara ciddi bir şekilde bağımlı olan ve cari açığının en önemli nedeni fosil yakıtlar olan Türkiye için bu süreç geç de olsa başlamıştır. Türkiye tüm üretim ve tüketimini temiz ve verimli bir şekilde yapar ise, bu konuda coğrafyasının avantajlarını iyi kullanır ise gelecek nesillere daha müreffeh, sürdürülebilir bir dünya bırakabilir. Artık kalkınmanın ana yörüngesi yeşil büyüme olmalı ve bu konuda acilen politikalar ve araçlar geliştirmelidir.” (İHA)

Okumak için tıklayın

Yeşil Ekonomi

Elektrikli Araçlara Geçiş Kaçınılmaz

-

elektrikli araç

Endüstri, sivil toplum ve kent yönetimlerini kapsayan 45’i aşkın kuruluşun temsil ettiği Elektrikli Ulaşım Platformu (Platform for Electromobility), bugün kamuoyuyla paylaştığı raporunda, tüketicilerin elektrikli araçlara (EV) geçişini değerlendiriyor. Element Energy tarafından yürütülen ve Avrupa genelinde yeni otomobil satın alan 14.000 tüketiciyle gerçekleştirilen algı araştırması, tüketicilerin elektrikli araçlara hazır olduğunu gösteriyor.

Bugün yayınlanan araştırma, 2025 yılına kadar elektrikli araçların Avrupa’da en çok talep edilen ulaşım biçimi olacağını gösteriyor. Tüketicilerin tercihlerinde önemli değişiklik olduğunu kaydeden araştırma, katılımcıların üçte ikisinin günümüzde bir elektrikli araca sahip olduğunu ya da satın almayı düşündüğünü ortaya koyuyor.

Tüketicilerin satın alma kararında en önemli etkenin ilk maliyet olduğu görülüyor. Raporda aynı zamanda, elektrikli araçların fiyat paritesi içten yanmalı motorla çalışan araçlara ulaştığında, piyasanın hızla elektrikli araçlar lehine evirileceği belirtiliyor. Bu bulgular, Avrupa’daki otomobiller ve kamyonetleri kapsayan CO2 standartlarına ilişkin yeni düzenlemelerin önemini doğruluyor. Yeni binek otomobillerin ve minibüslerin saldığı CO2 emisyonlarına yönelik hazırlanan ve önemli değişiklikler öngören bu yeni düzenlemenin, elektrikli araçların piyasadaki alımını desteklemesi öngörülüyor. Elektrikli Ulaşım Platformu, revize edilen mevzuatın, önemli ölçüde daha iddialı hedefler koyması ve tüketici talebini karşılamak üzere geçici hedefler belirlemesi gerektiğini belirtiyor.

Elektrikli Ulaşım Platformu’nun yeni yönetim kurulu başkanı Amélie Pans, “Elektrikli araçlara geçiş, endüstrinin ve karar vericilerin beklentisinden daha hızlı gerçekleşiyor. Tüketicilerin taleplerini karşıladığımızdan emin olmak için hepimizin uygun şekilde yanıt vermemiz gerekiyor. Avrupa’nın neresinde yaşarsa yaşasın herkesin, elektrikli araçlara dilediği zaman geçmesini sağlamak hepimizin ortak sorumluluğu” diyor.

Son 7 Yıl, Dünya Genelinde Kayıtlara Geçen En Sıcak 7 Yıl Oldu

Tüketiciler e-Yakıtları Tercih Etmiyor

Çalışma, tüketicilerin elektrikli araçları e-yakıtlarla çalışanlara kıyasla tercih edeceğini gösteriyor. E-yakıtların maliyetine ilişkin iyimser senaryolarda dahi, bu yakıtların piyasaya sürülmesi halinde araçların kullanım maliyeti artıyor. Bu durumun, yeni otomobil alıcılarının elektrikli araçlara geçmesi için teşvik sağlayacağı öngörülüyor.

Pans, “Bu raporda e-yakıtların tüketicilere fayda sağlamadığını ve tüketicilerin bunu istemediklerini görüyoruz. Hükümetlerin, yatırımlarını bu yakıtlar yerine, piyasadaki elektrikli araçların kısa vadede artmasına yönelik ve bu araçların satın alma fiyatını içten yanmalı motorla çalışan araçların paritesine çekmeye odaklamalıdır” diyor.

Av. Arif Ali Cangı: ‘Hukuku Ekolojiye Uygun Bir Mekanizma Haline Getirmeli’

Elektrikli Araçların Şarj Ağıyla Desteklenmesi Gerekiyor

Günümüzde şarj istasyonlarına erişim algısı, elektrikli araç talebine engel oluşturmuyor. Ancak çalışma, kamu şarj noktalarının devreye alınmasının hızla gerçekleşmemesi durumunda, elektrikli ulaşıma geçişin baltalanabileceğini gösteriyor.

Pans sözlerini, “Avrupa Birliği’nin Alternatif Yakıtlar Altyapısı ve Binalarda Enerji Performansı direktifleri doğru zamanda revize ediliyor. Kamu ve özel sektör şarj istasyonlarına erişimin kolaylaştırılmasını da içeren güçlü bir şarj ağı, herkesin elektrikli ulaşımdan fayda sağlaması için önem taşıyor” şeklinde tamamlıyor.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

İklim Değişikliği Artık Geleceğin Sorunu Değil!

-

egiad

Dünyanın dört bir yanından orman yangınları, aşırı sıcaklar ve ani sağanakların yol açtığı sel haberleri gelirken, hava olaylarıyla ilgili de üst üste yeni rekorlar kırılıyor.

Son iklim değişiklikleri gölgesinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) önceki gün yayımlanan raporu ise dikkatleri bu noktaya çevirdi. 66 ülkeden 234 bilim insanı tarafından hazırlanan raporda, iklimin insan faaliyetleri sonucu değiştiği ve bu faaliyetlerin küresel ısınmayı, en azından son 2 bin yıldır görülmemiş bir seviyeye çıkarttığının altı çizildi.

Küresel ısınmanın önüne geçilemezse bazı bölgelerin yaşanılamaz hale gelebileceği uyarısı, AB Yeşil Mutabakat konusunda sıklıkla uyarıda bulunan ve çalışmalar yürüten EGİAD’ın bir kez daha haklılığını gösterdi. Rapordaki bulgulara göre insanlığın iklim üzerindeki zararlı etkisinin “gerçek” olduğuna işaret edilirken, sera gazlarının atmosfere salınımının devam etmesi sonucu yaklaşık 15 yıl içinde önemli bir sıcaklık sınırı aşılarak dünya yaşanmaz bir hale gelecek. Raporun sonuçlarını değerlendiren EGİAD Ege Genç İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, kömürden vazgeçerek temiz enerji kaynaklarına dönmenin, doğayı korumanın önemine dikkat çekerek, iş dünyasına yönelik önemli açıklamalarda bulundu.

İklim Krizini Hissetmeyen Hiçbir Bölge Kalmadı

Benzersiz Bir İklim Krizi İle Karşı Karşıyayız

2015’te imzalanan Paris Anlaşması’nın önemini hatırlatan EGİAD Başkanı Yelkenbiçer, şu ana dek 190’dan fazla devletin onayladığı anlaşmanın, küresel sıcaklık artışını 2 santigrat derece, hatta sanayileşme öncesi seviye olan 1,5 derecenin altında tutmayı hedeflediğine vurgu yaparak, “Bu hedeflere ulaşmak için dünya ülkelerinin acilen ekonomilerinde değişikliklere gitmesi gerekmekte. Önümüzdeki 10 yıl, gezegenimizin geleceğini güvence altına almak için çok kritik bir süreç. İklim değişikliği artık geleceğin sorunu değil, bugünü ve her bölgeyi etkileyen bir sorun haline geldi. İnsan kaynaklı iklim değişikliği şimdiden dünyanın her bölgesinde birçok aşırı hava ve iklim hareketine yol açıyor. Eşi benzeri görülmemiş seviyede gerçekleşen iklim değişikliği, deniz seviyesinin yükselmesi gibi bazı gelişmeleri geri döndürülemez seviyeye getirmekte. Karbondioksit (CO2) ve diğer sera etkisi yapan gazların salınımlarında güçlü ve sürekli azalma sağlayabilirsek, hava kalitesini iyileştirip 20 ila 30 yıl içinde küresel sıcaklıkların dengelenmesini sağlayabiliriz” diye belirtti.

‘Avrupa Yeşil Mutabakatı Türkçe’ye Çevrildi

“Yeşil Mutabakat Türkiye için zaruri bir adımdır”

Küresel ısınmanın 2100 yılı sonrasında da süreceğini belirten Yelkenbiçer, yaz aylarında görülecek ısınma miktarının orta ve kötümser senaryolara göre 80 yıl içinde 3,5 – 6,5 derece arasında değişim göstereceğini ifade etti. Avrupa Birliği tarafından açıklanan Avrupa Yeşil Mutabakat Çağrısı (European Green Deal) ile 2030’a kadar karbon salınımının yüzde 50 azaltılacağı, 2050 yılına kadar ise sıfır karbon salım hedefine ulaşılmasının hedeflendiğini belirten EGİAD Başkanı Yelkenbiçer, “Avrupa Birliğinin ‘Yeşil Mutabakat’ adını verdiği bu yeni büyüme stratejisi, sanayiden tarıma, ulaşımdan enerjiye ‘karbonsuz bir ekonomi’ modeli getirirken, ticareti de yeniden şekillendirecek. Avrupa Komisyonu, bu hedefe yönelik 1 trilyon Euro’luk bir yatırım planı açıkladı. AB’nin bu süreçteki öncelikleri; çevre dostu teknolojilere yatırım yapılması, sanayide inovasyonun desteklenmesi, özel ve toplu taşıma sektörlerinde ulaşımın temiz, ucuz ve sağlıklı alternatifler ile sunulması, enerji sektörünün karbonsuzlaşması ve yüzde 100 yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş, binaların yeşil enerjiye duyarlı hale getirilmesi olarak sıralanmakta. Bu bağlamda Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusu da gündeme gelmekte. Avrupa Birliği, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı. Bu bağlamda Ticaret Bakanlığının öncü rol üstlenip, atılacak adımları belirlemek hedefiyle, ilgili tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarıyla iş birliği halinde ‘Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nı hazırlamasını da çok olumlu buluyoruz” ifadelerini kullandı. (İHA)

Cezayir’de 41 Noktada Orman Yangını: 42 Kişi Yaşamını Yitirdi

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler