Connect with us

Röportaj

Barış Şengün: Hayvana Şiddet, Mevcut Yasalar İle Meşrulaştırılıyor

barış şengün empati

K2 Haber olarak 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde, hayvan hakları konusunda ciddi mücadeleler veren, EM/PATİ Yaşam Hakkına Saygı Platformu Başkanı Barış Şengün ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.

barış şengün

Barış Şengün

Her Türlü Hayvanın Yaşam Hakkını Savunmak İstedik

  • EM/PATİ Yaşam Hakkına Saygı Platformu’nun kuruluş hikâyesi nedir?

Kişisel olarak hayvanlarla çocukluğumdan beri irtibatım var. Tabi o zamanlar ilgi ve alakam kedi ve köpek üzerineydi. 2013 yılında Kurtköy’de orman beslemeleri ile bu mücadele başladı diyebiliriz. Ardından 2014 yılı ortalarında, Empati Sokak Hayvanlarına Yardım Gönüllüleri’ni kurduk. Vizyonu ve misyonu, ormanlara atılmış sokak hayvanlarını beslemek ve tedavi ettirmekti. Sonrasında yaptıklarımızın bununla sınırlı kalmaması gerektiğine karar verdik ve kapsamı genişletip, Yaşam Hakkına Saygı Platformu’nu oluşturduk. Sadece kedi, köpek değil, aklınıza gelebilecek her türlü hayvanın yaşam hakkını savunmak istedik. Hatta hayvan ile de sınırlı kalmadık. İnsanın doğaya olan borcunu ödemek zorunda olduğu her türlü varlığa karşı, çevre bilinci, ağaç, orman, toprak… Her ne kadar hayvan hakları üzerine devam etsek de özümüzde, yani bireysel olarak her birimizin birer doğa dostu olduğunu söylemeliyim. Klişe olacak belki ama ekosistemin birer parçasıyız. Efendisi değil parçası olmayı kabul ettik ve buradan yola çıkarak EM/PATİ Platformu kuruldu. EM/PATİ’nin içindeki patinin konu ile hiç alakası yok. Tamamen tek nefeste, tek hecede empati kurabilmek üzerine. Çünkü saygının temeli empatidir. Karşınızdaki varlık her ne ise, empati kurabildiğiniz anda onun acısını hissedebilirsiniz. Dolayısı ile EM/PATİ’yi tek nefes ve tek hece olarak okuyarak, bu oluşumu kurduk ve bugünlere kadar da geldik.

Barış Şengün: Veganlığın Temeli Sömürüye Karşı Çıkmaktır

  • EM/PATİ Platformu’nu farklı kılan özellikler nelerdir?

Bizim misyondaki farkımız, yemek ısmarlamak değil yemek yapmayı öğretmek. Vegan olduğum için balık üzerinden verilen örneği kullanmıyorum. Çünkü en acılı ölenler, balıklardır. Veganlığın temeli sömürüye karşı çıkmaktır. Sadece hayvansal ürün yememek değil, ya da vegan sadece hayvana şiddete karşı durmaz. Vegan, insana şiddete de karşı durur. Çünkü veganlık hayata karşı bir duruştur, tavırdır. Veganlığı sadece hayvan ile sınırlamak da doğru değildir.

Biz, insanların sorunlarını alıp çözmek yerine, insanlara sorunlarla nasıl baş edebileceğini anlatmaya çalışıyoruz. EM/PATİ Platformu olarak elbette yaralı bir hayvana kayıtsız kalmıyoruz. İmkânımız varsa onun tedavisi için elbette uğraşıyoruz. Ama asli işimiz; işini yapmayan kurumları göreve davet etmek, sistemi işler hale getirmek, yasanın tüm maddelerinin aktif hale gelmesini sağlamak, yedi milyon hayvansevere kanunları anlatmak ve hayvanlarla arası iyi olmayanlara da hayvanın ne demek olduğunu ya da yaşam hakkının ne olduğunu anlatmak. Elbette ki tüm dernekler ya da tüm oluşumlar da bunu yapıyorlar ama bizim odaklandığımız nokta bu.

Hayvan Hakları Geniş Kafesleri Değil, Boş Kafesleri Gerektirir

  • Barınak kavramına nasıl bakıyorsunuz? Bu konuda önerileriniz nelerdir?

Elbette, barınaklara ihtiyaç var. 5199 sayılı hayvanları koruma kanununda bununla ilgili iki tanım vardır. Bir, geçici bakımevleri yani rehabilitasyon merkezi. Bunun amacı hayvanların kısırlaştırılması, aşılanması ve tedavilerinin yapılıp yerine tekrar bırakılmasını sağlayan bakımevleridir. Geçici, adı üzerinde. İlçe belediyeleri geçici bakımevleri yapmak zorundadır. Büyükşehir yani il belediyeleri de barınak yapmak zorundadır. Barınağın anlamı da hayatını sokakta idame ettiremeyecek, hasta, yaşlı ya da engelli hayvanların huzur içerisinde mama ve su bulabileceği yerlerdir. Fakat bizim ülkemizde barınaklar, hayvanların tecrit alanı olarak kullanılıyor. Şikâyet edilen her hayvanı aşılı, aşısız, küpeli, küpesiz, sağlıklı, hasta, yavru, yetişkin bakılmaksızın barınağa kapatıp, küçücük 1 metre, 2 metre kafesler içerisinde esir ediyoruz ve onların orada ölmesini sağlıyoruz. Veteriner değilim ama veteriner hekimlerin de onaylayacağı bir bilgi, üç hafta hareket edemeyen bir hayvanda, kas deformasyonu başlar. Biz sağlıklı hayvanları barınaklara kapatarak, onları öldüren, onları hastalandıran bir belediye zihniyetine sahibiz. Dünyaca tanınan bir hayvansever olan Tom Reagan’ın dediği gibi “Hayvan hakları geniş kafesleri değil, boş kafesleri gerektirir”, Reagan’ın “Kafesler Boşalsın” diye bir kitabı da vardır. Barınak ve rehabilitasyon merkezine evet ama bu şekildekilere hayır. Çünkü bu şekildekiler tecrittir, katliam evleridir, ölüm kamplarıdır.

Barış Şengün: Hata Yapan İnsan Vardır, Hata Yapan Hayvan Yoktur

  • Gündelik konuşma dilimizde, hayvanları kötü bir imge olarak sunan argo tabirlerimiz var. Bu konuda neler yapılmalıdır?

Öğretilmiş algı diyorum, ben buna. Öğretilmişliklerimiz var bizim. Yaradılış tarihinde hata yapan bir hayvan yoktur. Hata yapan çok insan vardır ama hata yapan hayvan yoktur. İnsana ait ahlaksızlıkları, özsüzlüklere, adetsizlikleri, geleneksizlikleri ya da şerefsizlikleri, bir hayvan ismi ile tanımlamak doğru değildir. İnsana ait bir eylemi, hayvansal bir isimle adlandırmak doğru değil. Peki, hadi adlandıralım, “itlik yapmayın” dedik karşımızdakine, bu bir hayvan ama sevdiğimiz birisine de “Aslanım benim, Koçum benim” diyoruz. Bu nasıl bir telaffuz, bu nasıl bir çelişki? Algı. İnsana ait ahlaksızlıkları hayvan ismi ile adlandıramayız. İnsana ait güzellikleri de hayvan ismi ile adlandırmamalıyız. “Eşek Herif” diyoruz, eşekler dünyada başı hiç okşanmamış yegâne hayvanlardır. Ama bununla beraber aynı eşeği, “Eşek gözlüm” diyerek, sevgilimize, annemize, kardeşimize söylüyoruz. Bunu nereye koyacağız?

barış şengün

Barış Şengün: Eşekler dünyada başı hiç okşanmamış yegâne hayvanlardır.

Sahipli Sahipsiz Hayvan Kavramına Kesinlikle Karşıyız

  • Sahipli/Sahipsiz hayvan gibi yasalarda ayrımcı kavramlar var. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Sahipli, sahipsiz hayvan kavramını kabul etmiyoruz. Hayvan, hayvandır. Nihayetinde ikisi de can taşıyor. İkisinin de hakları var. Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi, uluslararası bir sözleşmedir. Türk hukukunda da hukuka uygun düzenlenmiş uluslararası sözleşmeler, kanun hükmündedir. Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi de bu anlamda referans bir kanun gibidir. Bağlayıcılığı da vardır. Bu beyanname de hayvanları mal kapsamında göstermez, korunması gereken canlar kapsamında gösterir. Burada sahipli, sahipsiz hayvan kavramı da yoktur.

Ayrım hayvana şiddette, kötü muamelede şöyle bir kolaylık sağlıyor. Sahipli hayvan olduğunda, bunu maalesef kelimesi ile başlayarak söylüyorum, mal kapsamında. Ama mal kapsamında olması bir taraftan sizin elinizi güçlendiriyor, çünkü cezai yaptırım söz konusu. Yani ceza yasasına bağlı yaptırım uygulatabiliyorsunuz. Sahipsiz hayvan olduğunda, 5199’a tabi olduğu için idari para cezası ile yaptırım uygulanabiliyor. Onu da siz delillendirip, yetkililerin önüne koyabilirseniz.

Sahipli, sahipsiz hayvan kavramına kesinlikle karşıyız. Bir kere eşitlik ilkesine aykırı. Siz sahipli hayvanı ceza kapsamında tutacaksınız, sahipsiz hayvanı kabahat kapsamında tutacaksınız. Bu adalete de aykırı, vicdana da aykırı.

Hayvan Üzerinde Şiddet, Mevcut Yasalar İle Meşrulaştırılıyor

  • Türkiye’de hayvanlara yönelik istismar olayların nasıl önüne geçilebilir? İdeal olan çözüm nedir? Avrupa’da ya da Dünya’nın bir başka yerinde iyi uygulama örnekleri var mı?

Avrupa’da sokak hayvanı yok. Sokaklarda hayvan yok. Dolayısı ile sahipli, sahipsiz hayvan polemiği yaşanmıyor. Çok önceden katletmişler, toplamışlar, yok etmişler. Medeni Avrupa ülkesi dediğimiz ülkelerde, katliamın en ağırları yaşanmıştır. Bugün sokakta hayvan kalmamış olmasının sebebi de budur. Ama bununla beraber öyle yaptırımlar var ki Avrupa ülkelerinde, Amerika’da da var bu, sokak hayvanı olmadığı için sahipsiz hayvan kavramı yok, kendi hayvanına kötü muamele yapan kişi tespit edildiğinde, birincisi çok ciddi yaptırımlar uygulanıyor. Tabi her ülkeye göre değişkenlik gösteriyor. İkincisi o kişinin bir daha hayvan edinmesinin önüne geçiliyor. Öyle bir sistem var ki, hayvana kötü muamele uygulayan kişi o sisteme entegre ediliyor ve o kişiye bir daha ne hayvan satışı ne hayvan sahiplenmesi yapılıyor.

Öldürme konusu da bazı ülkelerde bir hafta, bazı ülkelerde on beş gün, bazı ülkelerde bir ay, ama emin olun bizde yaşanan hayvan ölümleri kadar çok değildir. Çünkü yaptırımlar çok ciddi. Bizde ne yazık ki belediyeler eli ile ölümler gerçekleşiyor. Yani kişilerden gelen, münferit, hayvana şiddet vakaları, bir elin beş parmağını geçmezken, bir ay içerisinde söz temsili, o bir ay içerisinde belediyeler eli ile belki binlerce hayvan yok ediliyor. Ama öyle ama böyle, ama isteyerek ama tedavi uygulamayarak…

barış şengün

Kuyu köpeğin kurtarılmasında, emeği geçenlerin başında Barış Şengün geliyordu.

Karşı Tarafın Ne Yaptığı Değil, Bizim Ne Yapmadığımız Belirleyicidir

Bizde ne yapmak lazım? Birincisi dediğim gibi hayvana şiddetin önüne geçilmesi, hayvan hakkını korumaktan ziyade toplumsal dönüşümün temelidir. Şiddetin meşrulaştığı nokta, hayvandır. Hayvan üzerinde şiddet, mevcut yasalarla meşrulaştırılıyor. Çok ciddi yaptırımlar getirilmesi lazım. Bu böyle soyut kavramlarla açıklanmamalı. Ceza kanununda, bizim hukukumuzda üç seneden az cezalar uygulanmıyor, hükmün açıklanmasının geri bırakılması. Hayvana şiddette alt sınır dört sene olacak. Kişinin siciline işlenecek ve bir daha hayvan sahiplenmesinin önüne geçilecek bir sistem oluşturulacak.

5199 sayılı yasada şu var, bir hayvan sahiplendiğinizde ya da satın aldığınız zaman belediyeye kayıt ettirmek zorundasınız. Ancak arayın bir belediyeyi nerede oturuyorsanız, “ben bir hayvan sahiplendim ve kayıt ettirmek istiyorum” deyin, böyle bir uygulamamız yok ki diyeceklerdir. Belediyeler yasadan habersiz. Yasada belediyeye kayıt ettirilmesi gerekiyor, aldığınızda da, doğduğunda da, öldüğünde de ama uygulanmıyor. Yasayı uygulamıyorlar, maalesef. Hayvanseverlerin de burada hatası var. Hep söylerim, karşı tarafın ne yaptığı değil, bizim ne yapmadığımız belirleyicidir. Karşı taraf görevini yerine getirmiyor olabilir. Kanunsuz oluyor olabilir. Bizim onu kanuna, hukuk dairesine teşvik etmemiz, çağırmamız lazım. Yani sivil denetimin karşılığı budur. Sivil toplum örgütlerinin asıl amacı sivil denetim yapmaktır. Sivil denetim olmazsa, karşı tarafta hukuksuzluklar alır başını gider. Hem sokak hayvanlarının hem sahipli hayvanların ulusal bir veri tabanında işlenmesi gerekiyor.

Geyik Vurmak ile Balık Tutmak Aynıdır

  • Twitter’da bir anketiniz vardı, “Balık Tutan ile Geyik Vuran Arasında Bir Fark Var Mıdır” diye. Bu anketteki amacınız nedir?

Burada ben algıyı ölçmeye çalıştım. Balık tutmak, çoğu yerde hobi. Balıkçılar zaten yeteri kadar balık öldürüyorlar. Gidip balıkçı tezgâhından neden balık alınmaz da gidilir sabahın dördünde, beşinde, soğukta balık tutar insan? Sorduğunuz zaman tek eğlencem bu, kendimi iyi hissediyorum diyorlar. Öldürerek nasıl kendini iyi hisseder insan? Hissedemez ki. Ben de tuttum, gerçi attım gelmedi ama denedim. Bu bir bilinç seviyesidir. İnsanlara bu bilinci kazandırmaya çalışıyoruz. Bu ankette de amacım buydu. O farkındalığı yaratmak. Geyik vurmak da aynı, balık tutmak da aynı. Algıyı değiştirmemiz lazım. Her hayvanın acı çektiğini içimize sindirmemiz lazım. Her canlı yaşamaya programlıdır. Balığın oltanın ucunda çırpınması, can çekişmesidir. Suyun altındaki oksijen oranı ile suyun dışındaki oksijen oranı aynı değildir. Himalaya’nın tepesine oksijen maskesiz çıkarsanız patlar ciğerleriniz, balık da aynı şekilde sudan çıktığında oksijen zehirlenmesinden ölüyor. Acı çekip, çekmemesi önemli değil. Siz o acıyı çektiriyorsunuz ya da acı çekilecek bir ortam yaratıyorsunuz.

Hayvana Şiddet Toplumsal Bir Problem

  • Yasa tartışmaları seçim öncesinde çokça gündeme geldi. Neden hala bu konuda somut bir adım atılmıyor?

Tekrar vurgulamak istiyorum. Kişiler eli ile hayvana uygulanan şiddet bir elin beş parmağını geçmezken, belediyeler eli ile binlerce hayvan ölüyor. Bu ya bile isteye öldürerek ya ormanlara mama ve su bulamayacak, hayatlarını idame ettiremeyecekleri yerlere atılarak ya da tedavi uygulanmayarak. Bugün birçok belediyeyi ziyaret ettiğinizde, bu manzarayla karşılaşacaksınız. Belediyelere ceza uygulanmamasının sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü yasa popülasyon kontrolünü kısırlaştırma ile düzenle derken, yani yasada bu belediyelere yönelik amir hüküm iken, belediyeler kısırlaştırmanın maliyetli olduğunu düşünüyor zannediyorum ki bunun yerine dağa, bayıra, taşa atarak ya da tedavi uygulamayarak, kendilerince doğal seleksiyona uğramasını sağlıyor. Bunun karşılığında da devlet, nihayetinde belediye de bir devlet kurumu, belediyelerin bu ölümlere sebebiyet yaratmasına çok fazla yaptırım uygulamak istemiyor. Çünkü sayı çok fazla.

Mesela örnek olarak, iki sene kadar önce Yalova Belediyesi’ne 54 bin lira civarında bir idari para cezası kesildi. Bu 54 bin liranın nereden ödendiğini çok merak ediyorum. Başkanın cebinden mi çıktı, barınak hekimlerinin cebinden mi çıktı, çalışanların cebinden mi çıktı yoksa belediyenin hazine tarafından temin edilen bütçesinden mi çıktı? Yani sizden, bizden mi çıktı? Ödenip, ödenmediğinden de emin değiliz.

Hayvana Kötü Muamele, İnsana Gösterilecek Kötü Muamelenin Başlangıcıdır

Şunu da belirtmek istiyorum. Empati kurabilmenin içerisinde şiddetsizlik var. Şiddetsizliğe de biz çok önem veriyoruz. Hayvana kötü muamelenin, insana gösterilecek kötü muamelenin başlangıcı olduğunu düşünüyoruz. Bu konu ile ilgili Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un yazıları ve röportajları vardır. Onun bir yazısında Amerika’da yapılan bir araştırmada, seri katillerin geçmişine incelediklerinde, her birinin geçmişinde hayvana şiddet görülüyor. İlk şiddet eylemlerini hayvanlar üzerinde deniyorlar. Dolayısı ile hayvana şiddet, hayvan hakkından ziyade sosyolojik, toplumsal bir problem. Mevcut yasanın yaptırımsızlığından ötürü, hayvana gösterilen şiddet ceza almadığı için, yaptırım almadığı için meşrulaştırıyor olayı. “Ben bir köpeğe şunu, şunu yaptım, bana sadece 546 TL ceza kesildi” diyorlar. Sigara içilmeyen bir ortamda, sigara içtiğinizde 1050 TL cezası var. Toplumsal kötüleşmenin başlangıcı olan hayvana şiddet 546 TL ile cezalandırılıyor.

Yaşam Hakkı Savunuculuğu İle Hayvanseverlik Arasında Fark Var

  • Hayvan haklarını savunmada türcülük sorunu ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Algıyı değiştirmek zorundayız. Türcülük, hayvanseverler arasında da çok fazla olan bir şey. Yaşam hakkı savunuculuğu ile hayvanseverlik arasında fark olduğunu düşünüyorum. Yaşam hakkı savunucuları adı üstünde, yaşam hakkını savunur. Yaşam hakkı savunuculuğu kapınızın önündeki kedi, köpeği beslemek ile olmuyor. Bununla sınırlandırılamaz. Sabah kedi, köpek besliyor, akşam kuzu pirzola yiyor. Nasıl olacak bu? Benim o kuzunun nasıl öldüğünü, o insanın gözüne sokmam lazım. Bu şiddeti göstermek iyi bir şey değil belki ama empati kurulabilmesi için o kuzunun, o dananın ne acı çektiğini bilmesi lazım. Biz burada kedi, köpek kurtarmaya çalışırken, mezbahada binlerce hayvan öldürülüyor. Bizim tabağımıza et olarak geliyor. İnsanlara söylüyorum, insan etobur değildir. Hayır diyoruz, biraz daha üsteleyince insan omnivordur (hem et hem otla beslenen canlı) diyorlar. Hayır değil, metabolik olarak değil. Etobur canlıların bağırsak sistemi, vücutlarının üç katıdır. Çünkü çürümüş et kanserojendir ve bir an önce vücuttan atılması gerekir. Otoburların ise 9 katıdır. Lifli bitkilerin sindirimi ise zordur. İnsanın da bağırsak boyu, vücut boyunun 9 katıdır.

Barış Şengün: Hayvana Şiddete Hayır Demek, Toplumsal Dönüşümü Sağlayacaktır

  • 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü mesajınız nedir?

Hayvan haklarını bir gün değil, ömür boyu savunmak lazım. Çünkü hayvana uygulanan şiddet, insana uygulanacak şiddetin göstergesidir. Hiçbir şey yapmıyorsanız, hayvan hakları konusunda hiçbir hassasiyetiniz yoksa dahi, sırf insan odaklı, toplumsal odaklı düşünseniz, sırf bu yüzden hayvana şiddete hayır demeniz gerekir. Hayvana şiddete hayır demek, toplumsal dönüşümü sağlayacaktır. Toplumsal dönüşüm için de hayvan haklarını evla tutmalıyız. Son söz olarak sadece yaşamak değil, yaşatmak da lazım diyorum.

***

Sayın Barış Şengün ’e röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Hayvana şiddetin önlenmesi ve tüm canlıların yaşam hakkına saygı duyulması adına yaptığı değerli katkılar için, K2 Haber olarak, içten şükranlarımızı sunuyoruz.

Haber Görseli: 2016 yılında, Fethiye’de zifte bulanmış bir köpek bulunmuştu. Tedavisi sonrası iyileşti ve İngiliz bir aile tarafından sahiplenildi. 

Röportaj kategorisindeki diğer röportajlar için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Röportaj

Ayşem Özleyiş Oğuz: Veganlık ve Hayvanseverlik Ayrılmaz Bir Bütündür

ayşem özleyiş oğuz

K2 Haber olarak Vegan Aktivist / PADER Patili Canlar İstanbul Temsilcisi Ayşem Özleyiş Oğuz ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.

Hayvan özgürlüğü için mücadele eden bir insansınız. Çok zor ama çok da vicdani bir mücadele veriyorsunuz. Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle bu şekilde değerlendirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Büyük bir üzüntü yaşadığımızı ve halen etkisinde olduğumu söylemeden sözlerime başlamak istemiyorum. Beni ve onlarca Hayvan Özgürlüğü aktivisti arkadaşımı şaşkına çeviren ve derinden üzen, çok önemli bir kayıptan bahsetmeden geçmek imkânsız… Sevgili Burak Özgüner’i kaybettik…

Kendisini şahsen tanımadan önce, uzun zamandır takip ediyordum. Örnek aldığım, saygı duyduğum çok değerli bir kişiydi. Arkadaşımdı. Kendimizi zor toparlayacağız. Tüm yaşam hakkı savunucusu, özgürlükçü arkadaşlarımın üzüntüsünü paylaşıyorum.

İstanbul doğumluyum, lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde aldım. Lisede edebiyat bölümü mezunu olduğumdan yazmayı, şiir dâhil olmak üzere okumayı severim. Kendime ait şiirlerim var, belki bir gün bir şiir kitabı çıkartabilirim. Fotoğraf çekmek, müzik dinlemek ve resim çizmek hobilerim arasında.

Tüm doğayı, doğanın parçası her canlıyı yaşama kattıkları değer açısından çok ama çok seviyorum. Hiçbirinin birbirinden eksik yanı olmadığı gibi kocaman bir döngünün parçası olarak her biri apayrı bir değer ve yaşam zincirinin parçası benim için.

Ayşem Özleyiş Oğuz: İnsanların Hayvan İstismarında 3 Ana Etken: Aile, Taraflı Eğitim, Maddi Kazanımlar

– Sokaklardaki hayvanlar ne yazık ki çok zor şartlar altında. Açlık, hastalık, şiddet ve her türlü insan istismarı… Peki, bizi umutlandırabilecek iyi örnek diyebileceğiniz uygulamalar ya da yerler var mı?

Sokak hayvanlarının içinde bulunduğu çıkmaz maalesef ki devletin gerekeni yapmamasından kaynaklanmaktadır. 2004 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu eksik uygulanmakta veya hiç uygulanmamaktadır. Sözü geçen eksik sıfatını açarsak ana hatlarıyla zamanı gelmiş, mecburi yapılması gereken kuralların yerine getirilmesi gerekirken, göz ardı edilip topluma zorla bu durumun kabul ettirilmesi diyebiliriz. İnsan istismarına gelince bu ciddi durumun altında yatan birçok unsur var. 3 ana etkenin önemine inanıyorum: Aile, taraflı eğitim, maddi kazanımlar.

Toplumun yapı taşı insan olduğu için sağlıklı insan yapısının, sağlıklı bir topluma neden olacağı kanaatindeyim. Son zamanlarda dış ülkelerden göç alınması, erkil baskının varlığı ve önceden saydığımız etkenler, toplumda değişimlere neden oldu. Değişen yaşam şartları, yanlış öğretiler ve en küçük birim ailenin bunların etkisi altında kalması…

Bizleri umutlandıran iyi örnekler tabi ki çıkıyor, bölgelerdeki Tarım ve Orman Bakanlığına ait müdürlükler bu yerlerin başında geliyor. Örnek vermek gerekirse Siirt, Mardin, Mersin Milli Parkları. Aslında Milli Parklar yerel yönetimlerden çok daha iyi bir performans gösteriyor. Bu performans için de haberleri olması gerekiyor ve duyarlı vatandaşlara ihtiyacımız oluyor.

Yerel yönetim olarak ise tam anlamıyla henüz maalesef ki örnek gösterilecek bir yerel yönetime rastlamadım. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bir takım atılımlar var. Dilerim çok daha iyi işlere imza atarlar. Keşke örnekleri çoğaltabilseydik…

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz: Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka alternatif bilmiyorduk.

Veganlık Bir Felsefe, Bir Terbiyedir

– Türkiye’de vegan olan insan sayısı hızla artıyor. Vegan olmaya siz nasıl karar verdiniz? Veganlık ve hayvanseverlik arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

2017 sonlarına doğru Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü’nün (BUHAY) düzenlediği bir panele katıldım. Panelin konusu sokak hayvanları ve katılımcılar da Hayvanlara Adalet Derneği ve Zülal Kalkandelen’di. Dikkatle takip ediyordum konuları, sıra Zülal Hanım’a geldiğinde çok ciddi bir sorgulama içine girdim. O konuşurken ben cevap veriyordum içimden ve tuhaf bir ruh haliyle okuldan ayrıldım. Okuldan ayrılmadan kendisine “İnanıyor musunuz?” diye sordum. Aldığım cevap netti. Bir hafta içinde et yemeği bıraktım ve vegan olmanın benim için en doğru yol olacağına karar verdim. İyi ki Zülal Hanım’ı tanıdım. Onu çok seviyorum…

Veganlık ve hayvanseverlik ayrılmaz bir bütündür. Vegan olmak mutluluk verici çünkü benim için bir canlı acı çekmiyor, katledilmiyor, sömürülmüyor. Öyle büyük bir huzur ki kelimelerle anlatamam… O gün Zülal Hanım sizler ‘Hayvanseçersiniz’ dediğinde, ilk olarak inkâr ettim içimden. Hayır dedim, ben tümünü seviyorum ama gerçek bu değildi. Birini severken diğerini yemek veya sömürmek normaldi. Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka bir alternatifi de bilmiyorduk. Her şey bize çok normal anlatıldı, sanki böyle olmalıydı ama gerçekler çok farklı ve acı dolu. Öğrendikten sonra değişmek zor olmadı. Yaşama değer vermek, benim için damak zevki ve alışkanlıklardan çok daha önemli.

Veganlık bir felsefe, bir terbiye, keşke herkes biraz düşünse, biraz öğrense ve sorgulasa…

Hukuk Değişim İstiyor Ama Bu Değişimi Kabul Edecek Olan Devlet

– Hayvanlara yönelik şiddet ve istismara hala ciddi bir ceza yaptırımı getirilmiyor. Bu anlamda birçok sivil toplum kuruluşu uzun yıllardır bir çalışma yürütüyor. Neden bir aşama sağlanamıyor?

Evet, maalesef öyle… Birçok STK bu konu üzerinde çalışma yaptı, yapıyor. Aşama sağlanamamasının en önemli nedeni hukuki yaptırımların hala bir değişime uğramaması. Konu ile ilgili birçok panele ve söyleşiye katıldım. Hukuk bir değişim istiyor ama bu değişimi kabul edecek olan devlet.

Türkiye’nin taraf olduğu 18 tane uluslararası sözleşme var bunlar bile tam anlamıyla uygulanmıyor. 5199 gibi 2004 yılında çıkarılmış bir yasa var, peki o uygulanıyor mu? Cevap açık, yaşanılanlar ne derece uygulandığını gösteriyor.

Uygulamaların, kontrolün olmadığı bir düzende yaşam hakkının korunması ne derece başarılı olur? Başarılı olamaz tabi ki…

Taslak Rapor Bazı Yönlerden Asla Kabul Edilemez

– Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu’nun meclise göndermeyi planladığı taslak raporu nasıl buldunuz? En önemli eksiklikler neler? Bu raporun yasalaşması durumunda, ciddi bir iyileşmeden söz edebilir miyiz?

Taslak raporu bazı yönlerden olumlu bazı yönlerden asla kabul edilemez bulduğumu belirtmeliyim. Komisyonda biliyorsunuz, çok yeni kaybettiğimiz Burak Özgüner arkadaşımız da vardı ve rapordan sonraki açıklaması istenildiği gibi olmadığının göstergesidir.

En önemli eksikler; türcülük yapılması, avcılığın, deney hayvanı kullanımının, faytonun kullanımına devamlılık sağlanması, kürk hayvanı üretimi hakkında açıklık olmaması yani bir şekilde varlığın kabulü ve su parklarıyla, sirklerin kapatılmaması.

Bu tasarı yasalaşırsa doğru ve iyi bulunan maddeler açısından kazanım diğer büyük eksiklikler açısından büyük bir kayıp olacaktır.

Yasanın Eksikliği ve Toplumun Erkil Yapısı Hayvanlara Yönelik İstismarı Körüklüyor

– Türkiye’de hayvanlara yönelik istismarın son dönemde oldukça arttığını görüyoruz. Bunun sebeplerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-psikolojik yapının bozulduğu kanaatindeyim. Üç ana etkenden bahsetmiştim toplumun şiddetten uzaklaşması için: Aile, eğitim ve ekonomi. Bu ana etkenler doğru ve düzgünce yerleştiği zaman sorunlar gittikçe azalacaktır. Ama görüyoruz ki kimse bu etkenlerin varlığından haberdar değil, daha doğrusu böyle olmayı tercih ediyorlar.

Ruh sağlığı korunmayan bir toplumun içinden nasıl bireyler çıkacağı açıktır. Üstelik bu bireyler ile iç içe yaşamak zorunda bırakılıyoruz. İşte burada daha önce bahsettiğimiz yasa değişiminin gerekliliği ortaya çıkıyor. Kozmopolit bir toplum yapısı içine girdik. Dış ülkelerden gelen göçler, iletişim araçlarının kullanımı, bilgi kirliliği negatif etmenler olarak yaşantımızı etkiliyor. Hayvan istismarının kırsal kesimde var olan devamlılığı meşru kılınırmışçasına yapılan yorumlar, bu şiddetin zeminini hazırlamaktadır. Yasanın eksikliği ve toplumun erkil yapısı bu kabul edilemez durumu körüklemektedir.

Bölgedeki Hayvanlar İçin Acil Çözüm ve Kamuoyu Desteği Rica Ediyoruz

– Ilısu Barajı’nın açılmasına çok az bir zaman kaldı. Sosyal medya hesabınızda Dicle ve Botan Vadisi’ndeki hayvanların güvenli yerlere taşınmadığını belirttiniz. Hayvanların baraj suları altında kalması söz konusu. Bu durumu anlatır mısınız?

Siirt Hayvan Hakları Topluluğu İle tanışıklığımız 2 seneye yakındır devam ediyor. Her zaman dirsek teması halindeyiz. Bir hafta önce topluluktan genç arkadaşım, beni arayarak oluşan bu son durumdan bahsetti. Ilısu barajının suları açıldığı zaman, maalesef ki Botan vadisi de sular altında kalacak. Uzun zamandır bilinen bir gerçek ki Siirt Belediyesi şehir merkezindeki köpekleri toplayarak bu vadiye atıyor.

Kayyum döneminde yapılan geçici bakımevi ne yazık ki halen işletmeye açılmış değil. Tam anlamıyla çözüm üretemiyor. Personeli de yok.

Bu vadi içinde 80-90 köpek nüfusundan bahsediyoruz. Bulundukları yer suya 4-5 km uzaklıkta ve yemek bulmaları imkânsız. Bir dönem belediye mama vermiş ama şimdi böyle bir durumdan bahsedemiyoruz. Açıkça görülüyor ki oradan kurtarılmaları gerekli. Şahsen Belediye Başkan Yardımcısı ve Milli Parklar ile görüştüm. Valilik de konuya vakıf ve bu konu hakkında bir toplantı düzenledi. Üzülerek ifade ederim ki kurumlar arası anlaşmazlık yüzünden, bu canlar boğularak ölecek. Valiliğin en üst resmi kurum olarak gerekli hassasiyeti göstereceğini ümit ediyorum. Milli Parklar da her zaman destek olacağını bana iletti. Sorunun hemen çözülmesi, köpeklerin alınıp, yenilenen geçici bakımevinin göreve başlaması gerekiyor. Kısırlaştırma, aşılama ve takip ile yaşanılan sorunlar en aza indirilmeli. Acil çözüm bekliyoruz ve kamuoyunun desteğini rica ediyoruz.

Diğer bir konuda bölgedeki ekolojinin sular altında kalarak yok olması. Sadece köpekler değil kocaman bir ekoloji yok olacak bu gidişle. Vadideki yaşam, kocaman bir tarihsel geçmiş silinip gidecek. En başından beri yapılan uyarılar neden dikkate alınmıyor, bu gerçekten çok düşündürücü. Aklın, vicdanın dikkate alınmasını istiyoruz.

Geleceğin Devamlılığı İçin Veganlık Şarttır

– İnsanlara son olarak neler söylemek istersiniz?

Kendini her şeyin sahibi olarak gören insanlık; dilerim ki pozitif bilimin ışığında gerçekleri görerek, vegan bir yaşama adım atar. Küresel iklim krizi ile karşı karşıya kaldığımız bu günlerde, endüstriyel hayvancılık bu krizi körükleyen en baş nedenlerden biridir. Yani, geleceğin devamlılığı için veganlık şart.

Su tüketimi, yeşil alanların azalması, karbon salınımı artık bizi zorluyor. İnsanın üstün (!) öngörüsü artık bu gerçekleri görmeli ve dürüstçe çözüm aranmalı.

Doğayı rahat bırakalım, bizim malımız değil. Biz sadece doğanın bir parçasıyız ve hayvanların özelliklerine bakarsak da çok savunmasız bir türüz. Hayvanlarla aramızda 1,7 DNA farkı var ki bu bir hiç. Buradan yola çıkarak; yaşama saygı duyalım, yaşam hakkı kutsaldır!

Röportaj için Sayın Ayşem Özleyiş Oğuz ‘a şükranlarımızı sunuyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer içerikler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

***

Ayşem Özleyiş Oğuz Kimdir?

Hayvan hakları mücadelesine çok küçük yaşlarda başlamıştır. Alper Karmış ile birlikte Sokaktaki Patili Canları Yaşatma Derneği – PADER’i kurmuştur. Oğuz, merkezi Ankara’da bulunan dernek ile Çorum, Kırıkkale, Yozgat, Bilecik ve Kastamonu gibi civar illerde ciddi çalışmalar yürütmüştür. 2 yıldır PADER’in İstanbul temsilcisidir. Deneye Hayır Derneği üyesi ve Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’nun (BHH) bir aktivistidir. Oğuz aynı zamanda CHP Beşiktaş İlçe Başkanlığı’na bağlı Doğa ve Hayvan Hakları komisyonu başkanıdır.

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz

Okumaya devam et