Connect with us

K2 TV

Ali Bülent Erdem: ‘Şirketlere Karşı Halkın Gıda Egemenliği’

-

Ali Bülent Erdem Çiftçi-Sen

Çiftçiler Sendikası Çiftçi-Sen Genel Başkanı Ali Bülent Erdem, K2 TV’nin konuğu oldu. Ülkede şu anda bir gıda krizi yaşandığını belirten Erdem, şirketlere karşı halkın gıda egemenliğinin kurulması gerektiğini ifade etti.

K2 HABER | Küçük çiftçilerin girdi maliyetlerindeki olağanüstü artışlar, ülkedeki tarımsal üretimi giderek zora sokuyor. Çiftçiler ilk kez bu yıl gübresiz ekim yapmak durumunda kaldı. Tekelleşen gıda şirketlerine ve iktidarın ithalata dayalı tarım politikalarına karşı mücadele veren küçük çiftçiler tarlalarını bir bir terk ederken, uzmanlar Türkiye’yi yakın gelecekte büyük bir tarım krizinin beklediğini belirtiyor.

Çiftçi-Sen Genel Başkanı Ali Bülent Erdem, ülkemizde yaşanmakta olan gıda krizini, artan fiyatlar karşısında çiftçilerin yaşadığı sorunları ve gıda şirketlerine karşı halkın gıda egemenliğini K2 TV‘den Barış Tınay’a yorumladı.

Arif Ali Cangı: ‘Hukuk, Ekolojiye Uygun Bir Mekanizma Haline Getirilmeli’

Ali Bülent Erdem: ‘Küresel Gıda Şirketleri İnsanlık İçin Ciddi Bir Tehdit Oluşturuyor’

Küresel gıda şirketlerinin tüm tarımsal süreçleri ele geçirdiğini söyleyen Erdem, gıda krizi yaşanmaması için halkın gıda sistemi gıda egemenliğinin oluşturulmasını belirterek, “Biz gıda krizini şu anda yaşıyoruz. Şöyle diyorlar eğer piyasa gıda varsa, orada bir kriz yoktur. Aslında gıdaya fiyatları sebebiyle ulaşamadığımız noktada, bir gıda krizinden söz etmek gerekiyor. Bütün mesele, dünyanın bütün küçük çiftçileri de böyle düşünüyor, bizim kabul ettiğimiz üretim tarzından kaynaklanıyor. Yani endüstriyel üretim tarzını biz gördük ki, hem pandemi döneminde hem kriz karşısında ne kadar dayanıksız, ne kadar kırılgan olduğunu hep birlikte izledik. Bizim bunu tersine çevirmemiz gerekiyor. Yani bizim gıda krizi yaşamamamız, gıda güvenliği sorunumuzun olmaması ancak halkın gıda sistemi dediğimiz gıda egemenliği ile mümkün olacağını düşünüyoruz. Biz uluslararası şirketlerin ürettiği gıdalara bağımlı hale geleceğiz, dünya üzerinde çok büyük bir tehdit olarak bu gelişiyor. Gıdanın tohumundan girdilerine, pazarlamasına kadar tüm bir sürecin tarım ve gıda şirketlerinin eline geçmiş olması, insanlık üzerinde ciddi bir tehdittir.” ifadelerini kullandı.

Gökhan Günaydın: ‘Gıda Egemenliği, Gıdayı Bir Avuç Küresel Şirketten Kurtarmak!’

K2 TV

Sinop Nükleer Santral Davası: ‘Cinayete Davetiye Çıkarılıyor!’

-

nükleer santral

Bilim insanlarının uyarılarına ve halkın tepkisine rağmen nükleer santral projeleri devam ediyor. Akkuyu’dan sonra ikinci santralin yapılmak istendiği Sinop’ta projenin iptali için sivil toplum kuruluşlarının çağrısı yükseliyor.

K2 HABER | Sinop Nükleer Santral Projesi’nin ÇED iptal davası birçok sivil toplum kuruluşunun, gönüllü avukatların ve yurttaşların eşliğinde geçtiğimiz hafta görüldü. Tarihi savunmaların yapıldığı mahkemede, yazılı karar bu ay içerisinde açıklanacak.

Sinop Nükleer Santral Projesi’ne ait ÇED raporunda radyoaktif atıkların nasıl bertaraf edileceği ya da nasıl saklanacağı belirtilmiyor. Bilirkişi raporunda da bilirkişiler 24 ana başlığın 18’inde, 102 alt başlığın da 90’ında olumsuz görüş bildirdi. Ayrıca santrale ilişkin deprem, tsunami ya da heyelan gibi risk analizleri de yapılmadı.

K2 TV Yayın Yönetmeni Barış Tınay’ın moderatörlüğünde; çevre hukuku ve ekoloji davalarının öncü isimleri Avukatlar Arif Ali Cangı ile İsmail Hakkı Atal ile Sinop Nükleer Santrali Davası’nda sunulan bilirkişi ve ÇED raporlarındaki usulsüzlükleri, olası riskleri ve nükleer atık tehlikesini Sedef Kabaş TV’de konuştu.

Videoyu izlemek için: https://youtu.be/NY9I2rTMOFA

Nükleer Karşıtı Platform: ‘Akkuyu Durdurulsun, Sinop NGS İptal Edilsin!’

Okumak için tıklayın

Ekoloji

İstanbul Kent Savunması: ‘İBB’yi Kabataş’ta Şeffaf Olmaya Davet Ediyoruz’

-

İstanbul Kent Savunması Kabataş Meydanı

İstanbul Kent Savunması çağrısıyla doğa ve yaşam savunucuları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ‘Kabataş Ne Olacak? diye sormak için, Kabataş şantiyesi önünde bir araya geldi.

K2 HABER | Boğaziçi Semt Dernekleri Platformu adına Kamile Yılmaz’ın okuduğu basın açıklamasında; “Eski İBB yönetiminin kente karşı işlediği suçların, verdiği zararların ‘kamu yararı’ adına sahiplenilmemesini, önceki yönetim tarafından planlanmış ya da uygulanmaya başlanmış projelere dair itirazların, gerekçeleriyle göz önüne alınarak, bu projelerin tekrar değerlendirmelerini ve her proje için sorgusuz sualsiz tamamlama politikasından vazgeçilmesini istiyoruz.” ifadeleri kullanıldı.

Doğayı ve yaşamı birlikte savunmak için Youtube kanalımıza abone olmayı unutmayın:

youtube.com/c/k2haber

Ekoloji Örgütleri Tek Ses: ‘Sana Kanal Yaptırmayacağız!’

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Ekoloji Örgütlerinden Çağrı: ‘Kuzey Ormanları Ranta Kapatılsın!’

-

dünya ormancılık günü

Ekoloji örgütleri ‘Dünya Ormancılık Haftası’ ve 21 Mart Dünya Orman Günü sebebiyle Kadıköy’de bir araya geldi.

BARIŞ TINAY | Kuzey Ormanları’nın ‘Muhafaza Ormanı’ ilan edilmesini isteyen doğa ve yaşam savunucuları, ormansızlaşma tehlikesine ve iklim krizine karşı mücadelede ormanların önemine bir kez daha vurgu yaptı.

Yapılan etkinliğe Kuzey Ormanları Savunması, Türkiye Ormancılar Derneği, Tarım Orkam-Sen İstanbul Temsilciliği, Saros Gönüllüleri, Validebağ Gönüllüleri, DAYKO Yaşam Vakfı, Donkişot Bisiklet Kolektifi, Kadıköy Kent Dayanışma ve İklim Adaleti Koalisyonu’ndan temsilciler ve doğa savunucuları katılım gösterdi.

Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şube Başkanı Sezai Kaya tarafından okunan basın açıklamasında ise şu ifadelere yer verildi:

“İklim krizinin,  önü alınamayan orman yangınları, ani hava olayları, şiddetli yağışlar, fırtınalar ve beraberinde oluşan seller gibi afetlerle kendini yoğun bir biçimde hissettirdiği bu günlerde, Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi, Kuzey Ormanları Savunması, Tarım Orkam-Sen İstanbul Şubesi olarak; İstanbul ve çevresi illerin yaşam kaynağı olan Ormanların bugüne kadar hızlı Nüfus artışı ve Plansız yapılaşma ve Kentleşme, Mega Projeler, Ormancılık dışı uygulamalar, Aşırı Odun Üretimi, Madencilik faaliyetleri, Rant projeleri ile birçok tehdit altında olduğunu ve var olma mücadelesi verdiğini biliyor ve gelecek kuşaklara aktarılmasının zorunlu olduğunu vurguluyoruz.

Bu nedenle;’ 21 Mart Dünya Ormancılık Haftasını/Gününü bu Basın Açıklaması ile başlatıyor ve etkinliklerimizin Hafta içinde Sergi, Konferans, Forum, İlköğretim Okullarında Doğa ve Çevre sunumları, Doğa Yürüyüşleri ile devam edeceğini duyuruyoruz. Ana Teması İstanbul ve Çevresindeki Kuzey Ormanlarının Tümüyle Muhafaza Ormanı ilan edilmesi üzerine kurguladığımız bu etkinliklere, yurttaşlarımızı katılmaya, ormanlar ve özellikle ekosistem konusunda daha duyarlı olmaya çağırıyor, daha yaşanabilir ve yeşil bir dünya özlemiyle 21 Mart Dünya Ormancılık Günü’nü ve aynı zamanda Halkımızın Nevruz’unu kutluyoruz.” 

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Ekoloji Örgütleri Tek Ses: ‘Sana Kanal Yaptırmayacağız!’

-

ya kanal ya istanbul

Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu’nun çağrısıyla bir araya gelen ekoloji örgütleri, bilirkişi incelemesi öncesi beton kanala geçit vermeyeceklerini bir kez daha haykırdı.

Barış Tınay | Kanal İstanbul ÇED Davası keşfi ve bilirkişi incelemesi öncesi Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu’nun çağrısıyla doğa ve yaşam savunucuları Kadıköy’de bir araya geldi.

Kötü hava koşullarına rağmen birçok ekoloji örgütünün destek verdiği eylemde, Kanal İstanbul projesinin sadece İstanbul için değil, tüm bir coğrafya için ekolojik bir yıkım yaratacağı bir kez daha vurgulandı.

Eyleme HDP İstanbul Milletvekilleri Züleyha Gülüm ve Musa Piroğlu da katılım gösterdi.

Beton Lobisi Doymuyor: ‘Millet Bahçesi Adı Altında Aydos Ormanı’nı Katlediyorlar’

Okumak için tıklayın

K2 TV

İlke Bereketli: ‘Yeşil Kapitalizm Diye Bir Çözüm Yok’

-

TİP Parti Meclisi ve Ekoloji Bürosu üyesi İlke Bereketli, K2 TV’nin konuğu oldu. Ekoloji mücadelesinin siyasetten bağımsız düşünülemeyeceğini belirten Bereketli, “Yeşil kapitalizm diye bir çözüm yok” ifadelerini kullandı.

K2 HABER | Türkiye’de ekolojik hak mücadelesi dört bir yanda sürerken, küresel ölçekte iklim krizinin çözümüne ilişkin yeterli düzeyde bir çalışma yapılamıyor. Krizin bir de iklim adaleti konusu bulunuyor. Bir yanda iklim krizine en çok katkı sağlayan zengin ülkeler, bir yandan da iklim krizinden en çok etkilenen yoksul ülkeler…

Türkiye İşçi Partisi Parti Meclisi ve Ekoloji Bürosu Üyesi İlke Bereketli, TİP’in ekoloji politikalarını, ittifak görüşmelerinde ekoloji gündemini, iklim adaletini ve Türkiye’deki ekoloji örgütlenmesini K2 TV’ye anlattı.

TİP’li Sera Kadıgil: ‘Sol ve Sosyalistler Üçüncü Bir İttifak Oluşturmalı’

İlke Bereketli: ‘İklim Krizinin Sorumlusu Yoksul Halk Değilse, Neden En Fazla Bedeli Onlar Ödesin?’

Mevcut kapitalist üretim ilişkileri sürerken bir çözüm yaratılamayacağını söyleyen Bereketli, ekoloji mücadelesinin siyasetten bağımsız bir biçimde yürütülemeyeceğini belirterek, “Ekolojik yıkımın arkasında kara dayalı aşırı üretim hırsı, aşırı tüketimin körüklenmesi, doğal kaynakların, doğanın sömürülmesi olduğu sürece, bu tür bir kapitalist üretim anlayışı olduğu sürece biz ekolojik mücadeleyi siyasetten bağımsız bir biçimde yürütemeyiz. Burada aynı zamanda bir iklim adaleti başlığı da karşımıza çıkıyor. Bu küresel ölçekli bir sorun, hepimizi etkiliyor diyoruz ama ne sorumlusu eşit biçimde hepimiziz ne de sonuçlarından eşit biçimde aynı şekilde etkileniyoruz. Karbon salımı esas olarak iklim krizine neden oluyor ama biliyoruz ki bugün dünyanın en zengin yüzde 10’u karbon salımının yüzde 50’sini tek başına salıyor. Buna karşılık en yoksul yüzde 50, yüzde 10 kadar bile karbon salmıyor. Böyle bir adaletsizlik daha en baştan var zaten yani sorumlusu yoksul halk değilse bu ekolojik yıkımın, iklim krizinin neden en fazla bedelini onlar ödesin? Burada adil bir düzenlemeye ihtiyaç var. Mevcut sistem içerisinde, kapitalist üretim ilişkileri sürerken, yeşil kapitalizm diye bir çözüm biz bulamayız.” ifadelerini kullandı.

Gazeteci Özer Akdemir: ‘Altın Madenciliği Ölüm Saçıyor’

k2 haber YouTube tv

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Haluk Özsoy: ‘Çimento İçin Tarımı, Hayvancılığı ve Çam Balını Bitirecekler’

-

Menteşe haluk Özsoy çimento tesisi

MUÇEP Menteşe Meclisi’nden Haluk Özsoy, K2 TV’nin konuğu oldu. Bayır ve Deştin köylerine yapılması planlanan entegre çimento tesisine karşı verdikleri mücadeleyi anlatan Özsoy, “3 nesildir direniyoruz, buraya çimento tesisi yaptırmayacağız” ifadelerini kullandı.

Muğla’nın talanı bir türlü bitmiyor. Kıyıları talan edilen, havası termik santrallerle zehirlenen Muğla’da, ÇED olumlu kararı alan entegre çimento tesisine karşı mücadele sürüyor.

Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) Menteşe Meclisi’nden Haluk Özsoy, Bayır ve Deştin’e yapılması planlanan çimento fabrikasına karşı direnişi, ÇED raporundaki hukuksuzlukları ve zehir soluyan Muğla’yı K2 TV’den Bahar Ünlü’ye anlattı. 

VİDEO HABER | İkizköy Direniyor: Yaşamı Savunanlar Nöbet Alanından Anlatıyor

Beton Lobisi İş Başında: Marmaris’te Otel ve Konut Projesine ÇED Kıyağı

Haluk Özsoy: ‘Avrupa’daki Hiçbir Ülke Çimento Fabrikası İstemiyor’

3 nesildir bölgeyi korumak için mücadele verdiklerini söyleyen Özsoy, tesisin entegre olduğunu bu sebeple de hem maden çıkarılacağını hem de sondaj yapılacağını belirterek, “Düşünün benim dedem buradayken, aynı mücadeleyi vermiş. İki nesil sonra, ben hala aynı mücadeleyi veriyorum. İlk ÇED raporu, köylülerin baskısıyla iptal edildi. Çimentocu şirket yeni bir ÇED raporuna başvuruyor. Bu ÇED raporu ilk ÇED raporu ile neredeyse aynı. Fakat bu mücadelenin arasında bu ÇED raporu gözlerden ırak tutuluyor ve bugüne kadar geliyor. Çimento tesisi raporlarda çok kirletici tesis olarak geçiyor. Avrupa’daki hiçbir ülke çimento fabrikasını istemiyor. Mevcutlara çok ciddi kirleticilik vergileri uyguluyor. Dünya devleri bütün üretimini Türkiye ve Orta Doğu’ya doğru kaydırmak durumunda kalıyor. Çimento deyip geçmemek lazım. Burası entegre tesisi, orada maden de çıkaracaklar sondaj da yapacaklar. Bu sondaj ve çimentonun işlenmesi sırasında 2,5 mikrondan küçük partiküller havaya karışıyor. Bunlar rüzgarla her yere gidebilir. 7.751 dönümden bahsediyoruz. Biz bunu en başta dönüm mü, metrekare mi diye algılamaya çalıştık. 1.500 futbol sahası civarında, Menteşe yerleşim alanının iki katı, bu bahsettiğimiz alan. Tamamen orman, etrafında onlarca köy var. Bu köyler tarımla, hayvancılıkla, arıcılıkla uğraşıyor. Arıcılık çok önemli burada. Bal bitecek, dünyadaki çam balının çok ciddi bir oranı Muğla’dan çıkarken, sadece çimento tesisi kurup buradan kazanabilmek için o yöredeki balcılığı bitireceksiniz. Bu hiçbir anlamda kabul edilebilir değil.” ifadelerini kullandı.

Bir Talan Şehri Muğla: ‘Ne Yaka Yaka Ne Sata Sata Bitiremediler!’

Okumak için tıklayın

Gündem

Av. Ezgi Sağcan: ‘Erkekler Regl Olsaydı, Pedler Ücretsiz Olurdu’

-

Avukat ezgi sağcan önce çocuklar ve kadınlar derneği

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nden Avukat Ezgi Sağcan, K2 TV’nin konuğu oldu. Kadınların menstrüel ürünlere ulaşmada yaşadığı zorluğa değinen Sağcan, “Erkekler regl olsaydı, pedler ücretsiz olurdu” ifadelerini kullandı.

K2 HABER | Artan döviz kuru ve yükselen enflasyon sebebiyle birçok üründe anormal fiyat artışları yaşanıyor. Son dönemde fiyatı en çok artan ürünlerden bir tanesi de hijyenik ped oldu. Derin Yoksulluk Ağı’nın araştırmasına göre, Türkiye’de kadınların yüzde 82’si hijyenik pede erişemiyor. Kadınlar için doğal bir ihtiyaç olan ped, ülkemizde artık lüks ürün kategorisinde değerlendiriliyor.

İsviçre’de ihtiyacı olan herkese, Yeni Zelanda’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı eyaletlerinde ise okullarda ped ve tampon ücretsiz olarak veriliyor. Ülkemizde ise bu ürünlerden, lüks tüketim ürününe eş değer olarak yüzde 18 KDV alınıyor. Birçok kadın örgütü ilk aşamada, verginin tamamen kaldırılması için çalışmalar yürütüyor.

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği gönüllü avukatı Ezgi Sağcan, kadınların menstrüel ürünlere ulaşmada yaşadığı zorluğu, ataerki zihniyetin kadın pedine bakışını ve kadın yoksulluğunun toplumsal arka planını K2 TV’den Bahar Ünlü’ye anlattı.

Av. Tuba Torun: ‘Dijital Şiddetin, Fiziki Şiddetten Farkı Yok’

Ezgi Sağcan: ‘Yöneten Sınıfın Erkek Olmasından Kaynaklanıyor’

Eğer erkekler regl oluyor olsaydı, bu pedler tamamen ücretsiz olurdu diyen Sağcan, kadınların ped alma hakkının konuşulmasının utanç verici olduğunu belirterek; “Toplumda müthiş bir yoksulluk var, kadın yoksulluğu çok daha fazla. Ezilen halkın içerisinde kadınlar ve diğer dezavantajlı gruplar LGBTİ+ ciddi bir ezilmişlik içerisindeler. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği hem ekonomik hem de devletin politikalarına maalesef yansımış durumda. Günümüzde hala bunu konuşuyor olmak, gerçekten utanç vesilesi. Kadınların regl olması nefes almak gibi, doğal bir süreçken, insan olmanın bir gereğiyken, bunların lüks tüketim ürünü kategorisine alınması, tamamen yöneten sınıfın erkek olması ve bir anlayış bağı kuramamasından, bunu önemsiz görmesinden kaynaklanıyor. Böyle bir eşitlik algısı içinde değiller. Günümüzde gelinen noktada zamlar sebebiyle artık alınamaz seviyeye geldi. Biz geçmişte kadınların regl olmasının konuşulabilir olması gerektiğini dillendirirken, siyah poşetlerde ped verilmemesi, bu konuda kadınların ayrımcılığa uğramaması gerektiğini konuşurken, bugün kadınların ped alma hakkını konuşuyoruz maalesef, çok çok gerideyiz.” ifadelerini kullandı.

Son 10 Yılda En Az 2 Bin 534 Kadın Erkekler Tarafından Öldürüldü

Okumak için tıklayın

K2 TV

İsmail Hakkı Atal: ‘Akkuyu, Milli Güvenlik Sorunudur’

-

İsmail Hakkı Atal Akkuyu nükleer

Avukat İsmail Hakkı Atal, K2 TV’nin konuğu oldu. Mersin Akkuyu’da inşa edilen nükleer santralin bir milli güvenlik sorunu olduğunu belirten Atal, bölge zemininin bir felakete davetiye çıkarabileceğini ifade etti.

Geçtiğimiz günlerde Kayseri’de yaşanan deprem sonrası Prof. Dr. Naci Görür, bu bölgedeki fayın Akkuya’ya kadar uzandığını belirtti. Ekoloji örgütlerinin ve bölge halkının tepkilerine, bilim insanlarının tüm uyarılarına rağmen nükleer santral inşaatı devam ediyor. Akkuyu NGS’nin ilk ünitesinin inşaatının Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yılı olan 2023 yılına kadar tamamlanması hedefleniyor.

Daha önce trafosu patlayan, beton zemininde çatlaklar oluşan ve işçi haklarına aykırı uygulamalarıyla gündeme gelen inşaatın durdurulması için ekoloji örgütleri çağrısını yineliyor.

Ekoloji mücadelesinin öncü isimlerinden Avukat İsmail Hakkı Atal, İkizköy’de yaşanan hukuksuzluğu, Akkuyu‘daki nükleer felaketin inşaasını ve Niğde’de gerçekleştirilen tarih katliamını, K2 TV’den Bahar Ünlü’ye anlattı.

Bu Nükleer Santral Türkiye’nin Belası Olmuştur

İsmail Hakkı Atal: ‘Hem Halk Sağlığı Sorunu, Hem Milli Güvenlik Sorunu’

Akkuyu’da inşa edilen nükleer santralin Rus devlet şirketine ait olacağına dikkat çeken Atal, yakın zamanda neredeyse savaş durumuna geldiğimiz bir ülkeye nükleer santral vermenin milli güvenlik meselesi olduğunu belirterek; “Akkuyu Nükleer Santrali, sadece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde değil, bu topraklarda yaşayan hiçkimsenin karşılaşmadığı, tarihteki en büyük problemimiz. Akkuyu Nükleer Santrali hem bir halk sağlığı sorunu hem de bir milli güvenlik sorunu. Neden milli güvenlik sorunu? Çünkü bu dünyada nükleer santraller kurulmaya başlandığından bu yana, dünya tarihinde bir ülke topraklarında başka bir ülkenin sahibi olduğu ilk ve tek nükleer santral olacak. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında, Rusya’ya, Rus devlet şirketi Rosatom’a ait bir nükleer santral. Rosatom sabıkalı bir şirket, 1986 yılında Çernobil nükleer faciasına yol açan şirket. Bu bir milli güvenlik meselesidir. Ben nükleer santrale hepten karşıyım ama nükleer santral yapıyor olsanız bile bir ülke toprakları içerisinde başka bir ülkeye o nükleer santralin mülkiyetini veremezsiniz. Yakın zamanda İdlib’de Rusya destekli Suriye güçleri 33 askerimizi şehit etti. Biz neredeyse Rusya ile savaş durumuna geldik. Siz neredeyse savaş durumuna gelebileceğiniz bir ülkenin eline, her zaman kullanabileceği Türkiye Cumhuriyeti devletini ekonomik ve her alanda yıkabileceği bir nükleer bomba gibi bir nükleer santral veremezsiniz.” ifadelerini kullandı.

Pınar Demircan: ‘Nükleer Lobi, İklim Krizi’ni Kullanıyor’

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Özer Akdemir: ‘Altın Madenciliği Ölüm Saçıyor’

-

Özer Akdemir dağyeni

Gazeteci Özer Akdemir, K2 TV’nin konuğu oldu. Altın madenciliğinin ölüm saçtığını belirten Özdemir, Dağyeni köylülerinin mücadelesinin bir başarı olarak görülebileceğini ama kazanılan mücadelenin zafer olmadığını ifade etti.

K2 HABER | Dağyeni köylüleri olağanüstü bir başarıya imza atarak, MTA’nın maden sondajlarını geri çektirtti. Her ne kadar bu durum bir zafer olarak nitelendirilse de, MTA’nın hala Kartal dağı üzerinde 14 maden sondaj faaliyeti bulunduğu belirtiliyor. Madencilik içerisinde ekoloji ve canlı hayatı için en büyük tehdit olan altın madenciliği, sadece çevresine değil aynı zamanda bütün bir gezegene büyük zararlar veriyor.

Evrensel Gazetesi İzmir Temsilcisi Özer Akdemir, Dağyeni köylülerinin direnişini, altın madenciliğinin ekolojik tahribatını ve doğa savunucularına yönelik baskı ve şiddet eylemlerini K2 TV’den Bahar Ünlü’ye anlattı.

Arif Ali Cangı: ‘Hukuk, Ekolojiye Uygun Bir Mekanizma Haline Getirilmeli’

Özer Akdemir: ‘Bu Bir Başarıdır Ama Zafer Değildir’

Köylülerin büyük bir direniş gerçekleştirdiğini ve mücadelelerini çok net yaptıklarını söyleyen Akdemir, yaşananların yine de bir zafer olarak nitelendirilemeyeceğini belirterek; “Bizim altınımız incir, bizim altınımız zeytindir. Biz sizin altınınız istemiyoruz. Sondaj ekipmanlarınızın çekip gitmesini istiyoruz… Çok net konuştular. Buna dair yürüyüşlerde, sloganlarla, buraya kurdukları çadırlarla, mesajlarını net bir şekilde verdiler. Baktılar olacak gibi değil, MTA gelip köylülerden ekipmanları toplamak ve çekilmek için 2 gün istedi. Birkaç gün sonra da MTA kendi ekipmanlarını alarak, alanı boşalttı.  Zafer olarak nitelendirmek istemiyorum ben bu meseleyi, bir alanda bir başarının zafer olup olmaması aslında o alanla ilgili bir şey de değildir. Kartal Dağı’ndan bahsediyorsak eğer, Kartal Dağı’nda Dağyeni köyünün 4 ayrı yerindeki sondaj faaliyetlerinin olmaması, Dağyeni köylüleri açısından bir başarıdır ama zafer değildir. Çünkü o dağın 14 farklı yerinde daha yine MTA tarafından sondaj faaliyetlerinin yürütüleceğine dair bilgiler var. Yani buradan sondajı söküyorlar, 5-10 kilometre öbür taraftaki komşu bir köyde yapıyorlar. Yani bu belki başarı bile değildir. 20-30 kilometre çapında içerisinde yapılacak faaliyetin, Dağyeni’ndeki hem sulara hem de tarımsal alanlara ciddi etkisi olacaktır diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. 

Eren Dağıstanlı: ‘Karadeniz Topyekûn Saldırıyla Karşı Karşıya’

Okumak için tıklayın

K2 TV

Burcu Meltem Arık: ‘Doğayla Birlikte Öğrenme Mümkün’

-

Burcu Meltem Arık

Eğitim Reformu Girişimi’nden Burcu Meltem Arık, K2 TV’nin konuğu oldu. İnsanın ve doğanın birbirinin karşıtı olarak değil de insanın doğa olduğunu görmesi gerektiğini belirten Arık, doğayla birlikte öğrenmenin mümkün olduğunu ifade etti.

K2 HABER | İnsanın doğayla kurduğu çarpık ilişki, her geçen gün dünyayı çok daha büyük krizlere sürüklüyor. İnsan türü olarak doğanın bir parçası olduğunu ne yazık ki unutmuş durumdayız. Yetişkinler için farkındalık yaratmak zor olsa da, geleceğimiz için çocuklarımıza doğa ile sağlıklı, eşitlikçi bir ilişki kuracak eğitimi verebiliriz.

Eğitim Gözlemevi Koordinatörü Burcu Meltem Arık *, insanın doğa ile ilişkisinin nasıl olması gerektiğini, doğakültür kavramını ve iklim değişikliği eğitimini K2 TV’den Barış Tınay’a yorumladı. 

Buket Uzuner: ‘Tabiatın Efendisi Değiliz’

Burcu Meltem Arık: ‘İnsan, Kültür, Doğa Ayrımına Direnmek Gerekiyor’

İnsanın doğayla savaş halinde olduğunu işleyen bir sistem olduğunu söyleyen Arık, doğakültür kavramının insanın ekolojik bir canlı olduğunu farketmesine davet eden bir yaklaşım olduğunu belirterek; Doğa ve insan arasında kasten üretilen ayrımı bırakan, insanın ve doğanın birbirinin karşıtı olarak değil de insanın doğa olduğunu gören bir yaklaşım, doğakültür. Bu kavramı ortaya atıp tartışanlardan bir tanesi olan Donna Haraway’den örnek veriyorum. O da çok net olarak diyor ki fiziksel ve sosyal ilişkiler birbirinden ayrılamaz, birliktedir. İnsanın istisnai bir canlı olduğu anlayışını temel alarak kurgulanan bütün sistemler kırılgandır. İnsan, kültür, doğa ayrımına direnmek gerektiğini söylüyor. O yüzden de doğakültür karşıtlık yerine bütünsellik önerisi getiriyor. Mesela kentsel alanları sadece toplumsal bir alan olarak görmememeliyiz, aynı zamanda ekolojik bir alan olduğunu farkedip buna göre kentsel alanları tasarlamalıyız. İnsanın da sadece toplumsal bir canlı değil, ekolojik bir canlı olduğunu farketmeyi teşvik eden, davet eden bir kavram. Bunun daha çok tartışılması gerektiğini düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

* Burcu Meltem Arık | Amanos Dağları’nın yamacı, Asi Nehri’nin kollarında doğup büyüdü. Kimya eğitimi aldı. Kuş gözlemcisi, haiku ve doğa delisi. Eğitim politikaları, çevre/doğa eğitimi, sürdürülebilirlik eğitimi, iklim değişikliği eğitimi, doğa oyunları, ekolojik okuryazarlık ve biyomimikri konularında çalışıyor. 2017’den bu yana Sabancı Üniversitesi Eğitim Reformu Girişimi’nde üniversite öncesi örgün eğitim politikalarına yönelik veriye dayalı izleme çalışmaları yürütüyor. Öncesinde Doğal Hayatı Koruma Derneği, Doğa Derneği, UNEP, TEMA Vakfı, ÇEKÜL Vakfı ile çalıştı. 2015–2020 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Ekolojik Okuryazarlık ve Sürdürülebilirlik ile Biyomimikri dersleri verdi. Doğa Oyunları Evi kurucu ortağı ve aynı zamanda Doğa Arkadaşımın Kutusu oyununun kurucusu. IUCN Commission on Education and Communication ve Common Worlds Research Collective üyesi. Network of Education Policy Centers (NEPC) ve Roots and Shoots Türkiye yönetim kurulu üyesi.

21. Yüzyılın Uygarlık Gündemi: Türcülük

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler