Connect with us

Ekoloji

Herkes İçin Temiz Hava Hakkını Savunursak Dünyada Çok Şey Değişecek

-

Abdülbari Koç

Abdülbari Koç belki de temiz hava hakkı için açtığı davanın sonucunu göremeyecek. Ama biz yanında olursak ve herkes için temiz hava hakkını savunursak Türkiye’de ve dünyada çok şey değişecek.

K2 HABER |Hava insan eliyle çizilmiş yapay sınırları tanımaz. Bu nedenle bir ilde havanın kirli olması başta o ilin bulunduğu bölge olmak üzere tüm ülkeyi ve hatta tüm dünyayı ilgilendirir. Tam da bu nedenle hava kirliliği ile mücadele de kolektif ve organize bir çalışmayı gerektirir. Temiz hava hepimizin hakkı ama onun için hayati önem taşıyor!

Abdülbari Koç, genetik bir rahatsızlık olan orak hücreli anemi hastası. %90 oranında engelli ve tek geçim kaynağı aylık 900 TL olan engelli maaşı. Türkiye’nin en kirli ve Avrupa’nın ikinci en kirli havasına sahip şehrinde, Batman’da yaşıyor. Batman’ın kirli havası hastalığını tetikliyor ve sık sık kriz geçirmesine sebep oluyor. Yaşadığı krizler bazen birkaç saat sürse de genelde günlerce, bazen haftalarca devam ediyor. Bu sebepten yılın büyük bir bölümünde kendi evinde cam açmadan oturmak zorunda kalıyor, kalan bölümünü ise yaşadığı krizler sebebi ile hastanede geçiriyor…

Abdülbari Koç, Türkiye’de Bir İlki Gerçekleştiriyor

Abdülbari Koç, Batman’daki hava kirliliği nedeniyle ömrünün neredeyse yarısını ilgili idarelere sorumluluklarını hatırlatmak için sesini duyurmaya çabalamakla geçiriyor. Ancak sonuç alamıyor! Sorumlu idareler, yegâne gayesi temiz hava solumak olan Koç’un 2007 yılından beri yaptığı 100’e yakın başvuruyu ya yanıtsız bırakıyor ya da “ilgileniyoruz”, “bakıyoruz” gibi yanıtlarla geçiştiriyor. 15 yılı aşkın süredir anayasal dilekçe hakkını kullanarak havanın temizlenmesi için mücadele eden Abdülbari Koç’a karşı sessiz kalan otoriteler, bununla yetinmeyip, caydırma amacıyla savcılığa şikâyette bulunuyor. Kendisine usulüne uygun şekilde tebligat dahi yapılmaksızın hakkında yakalama emri çıkarılarak kolluk gücüyle ifadeye götürülmeye çalışıldığı sırada Koç, yaşadığı stres nedeniyle kriz geçiriyor.

Batman’daki hava kirliliği çok eskiye dayanan ve çözülmeyen kronik bir sorun. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın resmî açıklamalarında Batman’daki hava kirliliğinin temel nedenleri olarak; enerji ve petrol endüstrisi tesislerinin (TÜPRAŞ-BOTAŞ gibi) şehir içinde kalması, anız yangınları ve vatandaşa dağıtılan düşük kaliteli kömür kullanımı olduğu belirtiliyor. Gebze Teknik Üniversitesi Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Doç. Dr. Hakkı Baltacı tarafından Batman’ın hava kalitesiyle ilgili hazırlanan bilimsel görüş raporunda ise, Batman’ın 2006 ile 2020 yılları arası için yapılan analiz sonuçları inceleniyor ve yılın yarısında kirletici PM10 değerlerinin eşik değerini aştığı ve kış aylarında ise kükürtdioksit değerlerinin de çok fazla olduğu ifade ediliyor. Kısacası Batmanlılar aslında uzun yıllardır bu kirli havayı soluyor ve petrol ve kömür kokusundan camlarını bile açamıyor.

Dava İklim Mücadelesinde Devletin Rolü İçin Önemli Bir Örnek Oluşturacak

Tüm bu raporlar ve veriler gösteriyor ki, Batman’daki insan sağlığını bu ölçüde tehlikeye atan hava kirliliği, insan eliyle yapılıyor ve aslında tamamı önlenebilir ve öngörülebilir nedenlerden kaynaklanıyor. Ancak otoriteler bu konuda hiçbir denetimde bulunmadığı gibi gerekli önlemleri de almıyor.

Abdülbari Koç, Batman’daki başvurularından sonuç alamamaktan yoruluyor ve sonunda hukuk yoluna başvurmayı seçiyor. Bir gün TEMA Vakfı ile iletişime geçiyor. Tema Vakfı’nın o dönemdeki avukatları ise Koç’un hikayesini bir hukuk bürosuna yönlendiriyor. Büronun ortakları Avukat Tarık Güleryüz ve Dr. Avukat Zahide Altunbaş Sancak ile Avukat İ. Selin Nacar Öztürk, Koç’un hikayesini dinliyor ve gönüllü –pro bono-olarak davayı üstleniyor. Bir yıla yakın süre boyunca konuya çalışıp süreci mahkemeye taşıyor.

Türkiye’de temiz hava hakkı için mahkemeye giden ilk vatandaş olan Abdülbari Koç, Batman İli Valiliği ve Batman Belediyesi Başkanlığı’na 1 liralık tazminat davası açarak Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor.

Buket Atlı: ‘İklim Krizi ile Hava Kirliliği Kardeştir’

Abdülbari Koç Batman

Peki Abdülbari Koç, 1 TL’lik Sembolik Rakamla Açtığı Dava ile Neyi Amaçlıyor?

Düşük hava kalitesi yalnızca orak hücreli anemi ya da astım hastaları değil, nefes alan her canlı için bir tehdit. 2019 yılı Küresel Hastalık Yükü Raporuna göre hava kirliliği yüksek kolesterol ve böbrek yetmezliğinden daha çok ölüm ve maluliyete neden oluyor ve genel risk faktörleri arasında 5. sırada yer alıyor.

Bu dava ile elde edilmek istenen, sanayi tesislerinde gerekli denetimlerin yapılması, temiz hava eylem planlarının uygulanması ve kirlilik kaynaklarının tespit edilerek etkin önlemlerin alınmasını, kısaca devletin havayı temiz tutma yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak.

Davanın Kabul Edilmesi ve Koç’un Davayı Kazanması Türkiye’de Yeni Bir Sürecin Başlaması Demek Olabilir!

Dava yalnız Türkiye için değil, küresel ölçekte benzer olaylar için de emsal teşkil edebilir. Bu dava, iklim mücadelesinde devletin rolü ve sorumluluğu bakımdan da son derece önemli bir örnek oluşturacak.

Orak hücreli anemi hastalarının iyi bakım şartlarında ortalama yaşam süresi ülkemizde maalesef 45 yıl. Abdülbari Koç ise 44 yaşında!

Abdülbari Koç belki de temiz hava hakkı için açtığı davanın sonucunu göremeyecek. Ama biz yanında olursak ve herkes için temiz hava hakkını savunursak Türkiye’de ve dünyada çok şey değişecek.

Change.org kampanyasını imzalamak için lütfen ziyaret edin:

https://chng.it/W6wrnr8MRj

Ekoloji

Beşiktaş’ta Ekolojik Yıkımla Mücadele Kararlılığı: ‘Bu Daha Başlangıç!’

-

ekolojik yıkımla mücadele şenliği dünya çevre günü

Çevre duyarlılığı oluşturmak için sürdürülebilir çalışmalar gerçekleştiren Beşiktaş Belediyesi,  TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ile birlikte Ekolojik Yıkımla Mücadele Şenliği düzenledi. Ekolojik yıkıma karşı hep birlikteyiz” mesajının verildiği şenlik yoğun ilgi gördü.

K2 HABER | 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında Beşiktaş Belediyesi,  TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ile birlikte Sanatçılar Parkı’nda Ekolojik Yıkımla Mücadele Şenliği düzenledi. Atölye çalışmaları, forum –  söyleşi ve sergi gibi etkinliklerin yanı sıra dernek ve yayınevlerine ait stantlar da şenlik süresince ziyaretçilerini ağırladı.

Ekolojik Yıkımla Mücadele Şenliği, çocuklara ve yetişkinlere yönelik çeşitli alanlarda atölye çalışmalarıyla başladı. Sedat Durel’le ‘Mikroplastik Kirliliği’, Aysun Keskinkılıç Tuncer’le ‘Mega Projeler’, Zeynep Karamanlı ile ‘Kentleşme’ konulu forumların ardından Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Selahattin Beyaz ve Prof. Dr. Beyza Üstün’ün katıldığı ‘Marmara Deniz Kirliliği’ adlı panel düzenlendi.

Selahattin Beyaz: ‘Gezi İle Ekolojik Yıkımlar Görünür Oldu’

Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şube Başkanı Selahattin Beyaz, Gezi Direnişi‘nden sonra ekolojik yıkımlar daha görünür olmaya başladı ve yerel halkın mücadelesi daha fazlalaştığını belirterek, Dünya Çevre Günü’nün bir kutlama değil bir mücadele süreci olduğunu ifade etti. 

Beşiktaş’ta Nazım Hikmet Şiirler ve Türkülerle Anıldı

Başkan Akpolat: ‘Bizimle Olan Herkese Teşekkür Ederim’

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat sosyal medya hesabından, “Dünya Çevre Günü’nde Sanatçılar Parkımızda Ekolojik Yıkımla Mücadele Şenliği gerçekleştirdik. Günümüzde giderek artan çevre sorunlarına karşı atölyeler forumlar stantlar ve sergiler düzenlendik. Bugün bizimle olan Erdal Bayrakoğlu, BaBa ZuLa ve Yeni Türkü’ye teşekkür ederim” cümlelerini paylaştı.

Şenliğe katılan sanatçılar düzenlenen etkinlik için Beşiktaş Belediyesi’ne ve Başkan Rıza Akpolat’a sahneden teşekkür etti. Ayrıca programa katılan tüm sanatçılara Tema Vakfı adına yapılan fidan bağışı plaketleri takdim edildi.

Birçok Ekoloji Örgütü Katılım Gösterdi

Fotoğraf sergileri, Çevre ve Ekoloji Resim Sergisi’nin ziyaret edildiği şenlikte Kuzey Ormanları Savunması, Saros Gönüllüleri, Validebağ Gönüllüleri, Marmara Yaşasın Platformu, İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği, Karadeniz İsyandadır Platformu gibi ekoloji mücadelesinin öncü dernek ve STK’ları kendi stantları ile şenlikte yerlerini aldılar. Şenlikte, Yeni İnsan ve Metis gibi yayınevleri de ekoloji kitaplarını doğa savunucularına tanıttı.

Cansu Yapıcı Annesi Mücella Yapıcı’nın Mesajını Okudu

Mimar Cansu Yapıcı, Gezi Davası’nda suçsuz yere tutuklanan, annesi ve kent hakları mücadelesinin öncü ismi Mücella Yapıcı’nın cezaevinden gönderdiği mesajını paylaştı: “Birlikte hareket etmeyi bir kere denemiş bir toplum, yıllar geçse de o deneyimi unutamaz… Bu daha başlangıç!”

Marmara’da Müsilaj Etkisi: Mavi Bayraklı Plaj Kalmadı

Beyza Üstün: ‘Uzun Yıllar Boyunca Hepimizi Etkileyecek’

ÇMO İstanbul Şube Başkanı Selahattin Beyaz ve Prof. Dr. Beyza Üstün’ün katıldığı ‘Marmara Deniz Kirliliği’ adlı panel, doğa ve yaşam savunucularının en çok ilgi gösterdiği panellerden biri oldu.

Beyaz, Marmara’daki kirliliğe ilişkin odalarının hazırladığı raporları anlatırken, Üstün ise olayın politik tarafını ele alarak kirliliği uzun yıllar boyunca tüm canlıları olumsuz etkileyeceğini belirtti.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Marmara’da Müsilaj Etkisi: Mavi Bayraklı Plaj Kalmadı

-

Ömer fethi gürer müsilaj deniz salyası

Merkezi Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ta bulunan Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı (FEE), özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde çok önemsenen Mavi Bayrak Programı’nda bu unvanı almaya kazanan kuruluşları açıkladı. Kural ve standartları belirleyen FEE verilerine göre Türkiye hâlâ dünyanın en çok mavi bayraklı kıyıya sahip 3’üncü ülkesi. 

K2 HABER | Milliyet’ten Gökhan Karakaş’ın haberine göre; Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV), Türkiye’de 531 plaj, 24 marina, 5 bireysel yat ve 15 turizm teknesinin mavi bayrak almaya hak kazandığını duyurdu. Türkiye, mavi bayraklı plaj sayısıyla İspanya ve Yunanistan’ın ardından gelirken, İtalya ve Fransa’yı solladı. Ancak son veriler 2021 yazını müsilaj mücadelesiyle geçiren tek iç deniz olan Marmara Denizi’nin nasıl bir çevre felaketiyle karşı karşıya olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Marmara Denizi’nde hiç mavi bayraklı plaj kalmadı. Mavi bayraklı 229 plajıyla ilk sırayı Antalya aldı.

21 Maddelik ‘Marmara Denizi Koruma Eylem Planı’ Açıklandı

Sadece Şile Kıyısında 2 Plaj Kaldı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eski müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Marmara Denizi’ndeki 15 mavi bayraklı plajın iptal edildiğini, iki denize 515 km sahili bulunan İstanbul’da ise sadece Şile kıyısında iki mavi bayraklı plaj kaldığını söyledi.

Sezonda 15 gün ara ile deniz suyu analizleri yapılması, plajı kullananların güvenliği için cankurtaran bulunulması, sahillerde su sporları ile yüzme alanı ayrılarak, acil durum planı, çevre yönetimi ve engellilere modern hareket olanakları sağlayan mavi bayrak unvanını plajların alabilmesi için 33 kriteri hayata geçirilmesi gerekiyor. Mavi bayrak almak kadar alınan unvanın korunması da büyük önem taşıyor.

TÜRÇEV Mavi Bayrak Programı Ulusal Koordinatörü Almıla Kından Cebbari, uluslararası ödül sistemi mavi bayrağın Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayanlar tarafından çok önemsendiğini ve sadece başvuru yapılanların değerlendirmeye alındığını söyledi. Geçen yıl 519 mavi bayraklı plajın olduğu belirten Cebbari, bayrak dağılımlarının Batı Akdeniz ve Ege kıyılarında yoğunlaşmasını dikkat çekici bulduğunu belirtti. Mavi bayrak koşullarının tüm kıyılarımızda sağlanmasının önemine değinen Cebbari, bu unvanın uluslararası bir ödül sistemi olarak Avrupa’dan gelen turistler için önemli olduğunu kaydetti.

Dosya Haber | Marmara Denizi, ‘Hayalet Deniz’ Olabilir!’

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları’nın Üçüncü Etkinliği Duyuruldu

-

feminist yaklaşımlar

Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar Dergisi, Bahar 2022 döneminde Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları başlıklı etkinlik serisiyle okurlarıyla buluşmaya devam ediyor.

K2 HABER | Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları’nın 30 Mayıs Pazartesi günü gerçekleşecek olan üçüncü etkinliğinin konukları “Değişen Bir İklimde Bakım: İklim Eylemlerinde Bakım İşini Merkeze Almak” başlıklı konuşmalarıyla Seema Arora-Jonsson ve Sherilyn MacGregor.

2006 yılında online olarak yayın hayatına başlayan Feminist Yaklaşımlar, toplumsal cinsiyet hiyerarşilerini eleştirel feminist bir bakış açısından inceleyerek cinsiyet eşitliğine katkı sunmayı ve feminist aktivizm ile feminist kuramın buluşabileceği, birbirini besleyebileceği bir zemin oluşturmayı amaçlıyor.

Dergi, Bahar 2022 sayısında artık hayatımızı doğrudan etkileyen ekoloji krizini gündemine alıyor. Karar alıcıların krizin boyutları ile ilgili bilimsel verileri ve krizden çıkışa dair önerileri görmezden gelerek insanlığı ve gezegenimizdeki birçok canlının yaşamını felakete doğru hızla sürüklediği bu dönemde, ekolojik kriz karşısında önerilen önlemlere, geliştirilen mücadele biçimlerine feminist bir perspektifle katkı sunmayı hedefliyor.

Feminist Yaklaşımlar’ın bu sayısındaki feminist politik ekoloji dosyasında çevre tarihi alanını feminist ekolojik bir bakış açısından yeniden değerlendiren, güncel ekolojik kavramlara feminist eleştirel bir perspektif geliştiren ve bu kavramlar bağlamında alternatif toplumsal pratiklere odaklanan, feminist politik ekoloji alanında referans niteliği taşıyan makalelerin Türkçe çevirileri ve değerlendirme yazıları yer alıyor.

Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları

Dergi, bu metinlerden hareketle Bahar 2022 döneminde “Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları” başlığıyla bir webinar serisi düzenliyor.  Christine Bauhardt “Yeşil Yeni Düzen, Küçülme ve Dayanışma Ekonomilerine Feminist Yaklaşımlar” başlıklı konuşmasıyla serinin ilk konuğuydu. Serinin ikinci konuğu ise “Feminist Politik Ekoloji ve Tarihsel Anlatılar: Sürdürülebilirlik ve Toplumsal Cinsiyet Adaleti Üzerine Çıkarımlar” başlıklı konuşmasıyla Melissa Leach olmuştu. Serinin üçüncü etkinliğinde dergi Seema Arora-Jonsson ve Sherilyn MacGregor’u ağırlayacak.

İklim Krizinin Bakım Emeği Üzerindeki Etkileri

Bu etkinlikte Sherilyn MacGregor ve Seema Arora-Jonsson, Oxfam için birlikte hazırladıkları, iklim krizinin bakım emeği üzerindeki etkileri hakkındaki yeni raporlarının verilerini bizlerle paylaşacak. Rapor, iklim değişikliğinin etkileri ile ücretsiz bakım işinin miktarı, dağılımı, ve koşulları arasındaki bağlantıları incelemekle birlikte, iklim eylemlerine ilişkin öneriler de sunuyor. Bu eylemlerin bakım işi konusunda duyarlı olması gerektiğine, kadınların ve kız çocuklarının gündelik hayatlarını olumsuz bir şekilde etkileyen ve cinsiyet eşitliğinin önünde engel teşkil eden, bakım işi kaynaklı eşitsizlikleri dönüştürmeyi hedeflemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Bu rapordan hareketle MacGregor ve Arora-Jonsson konuşmalarında küresel iklim değişikliğinin daha da ağırlaştırdığı küresel bakım krizine odaklanarak iklim değişikliğinin ve bakım krizinin dünyanın her yerinde  yaşamları ve geçim kaynaklarını tehdit eden kesişen etkilerine odaklanacaklar. İklim krizinin özellikle Küresel Güney’in düşük gelirli bölgelerinde, insanlar, hayvanlar, bitkiler ve yerlerin bakımını nasıl zorlaştırdığını gösterecekler. Toplumsal cinsiyet ve iklim değişikliği ile ilgili araştırmalar arttığı halde, akademik ve siyasi çevrelerde bakım işinin ve iklimin etkilerinin karmaşık kesişim noktalarının nasıl görmezden gelindiği üzerinde duracaklar.

Bahar dönemi boyunca devam edecek olan Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları, Friedrich Ebert Stiftung’un desteğiyle gerçekleşiyor. Etkinliklerin dili İngilizcedir, Türkçe simultane çeviri olacaktır.

Link üzerinden kayıt yaptırarak katılabilirsiniz:

https://us06web.zoom.us/meeting/register/tZYsd-2orzwvHN2J-LgEL3Y-CiH8SdVmevFN

Seema Arora-Jonsson Hakkında

Seema Arora-Jonsson İsveç Tarım Bilimleri Üniversitesi’nde Kırsal Kalkınma Profesörü olarak görev yapmaktadır. Çevresel yönetişim, iklim politikaları ve kırsal kalkınma bağlamında sürdürülebilirlik ve adalet meselelerine odaklanmaktadır. Çalışmaları, kalkınma ve çevre yönetimini hem kendi özel bağlamında, hem de daha geniş ulusötesi akımlar ve ilişkiler bağlamında incelemektedir. Analizlerinin merkezinde,  cinsiyet, ırk, etnisite, sınıf ve coğrafya ile ilgili sorular yer almaktadır.  Araştırmalarında kullandığı yaklaşım  araştırmanın yapılması aşamasında katılımcı araştırma ve etik meselelerini ve  çevresel sorunların, çevresel yönetişimin küreselleşen bağlamında, Kuzey-Güney perspektifinde analiz edilmesini içermektedir.

Sherilyn MacGregor Hakkında

Dr. Sherilyn MacGregor Manchester Üniversitesi Çevre Politikası Bölümü’nde görev yapmaktadır. Çevresel sürdürülebilirlik / sürdürülemezlik ve sosyal adalet/adaletsizlik arasındaki ilişkiyi, kesişimsel ekofeminist ve diğer eleştirel politik teorilerden faydalanarak araştırır.

Burcu Meltem Arık: ‘Doğayla Birlikte Öğrenme Mümkün’

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Tek Dünya Kentleri Yarışması’nın Ulusal Şampiyonu İzmir Oldu

-

İklim krizi ile mücadelede öncü belediyelerden olan İzmir Büyükşehir Belediyesi, WWF tarafından organize edilen ‘Tek Dünya Kentleri Yarışması’nın Ulusal Şampiyonu oldu.

K2 HABER | İklim krizine karşı 2030’da sıfır karbon hedefiyle projelerini hayata geçiren İzmir Büyükşehir Belediyesi, WWF tarafından düzenlenen Tek Dünya Kentleri Yarışması’nda Türkiye şampiyonu oldu. İzmir’in uluslararası jüri tarafından yapılan değerlendirme sonucu birinci ilan edilmesi nedeniyle mutlu ve gururlu olduğunu belirten Başkan Soyer, “İlk kez UCLG Kültür Zirvesinde duyurduğumuz döngüsel kültür kavramıyla iklim krizi ile mücadelede örnek bir dünya kenti olmaya da devam edeceğiz” dedi.

Tunç Soyer: ‘İklim Krizi İle Mücadelede Örnek Bir Dünya Kenti Olmaya Devam Edeceğiz’

Avrupa Birliği’nden İklim Nötr ve Akıllı Şehirler Misyonu’na seçilen İzmir, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) Tek Dünya Kentleri Yarışması’nda (One Planet City Challenge – OPCC) ulusal şampiyon oldu. İklim krizi ile mücadelede etkili, iddialı ve yenilikçi çözümler geliştiren kentlerin öne çıktığı yarışmada, İzmir’in ulusal şampiyon olmasından dolayı çok mutlu ve gururlu olduklarını söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Biz iklim krizi ile mücadelede yol haritasını belirleyen öncü kentlerden biriyiz. Hazırladığımız eylem planları ile Paris Anlaşması’nda küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlama hedefine katkı sunuyoruz ve uygulamalarımızı bu yönde hayata geçiriyoruz. Çabamızın uluslararası ölçekte karşılık bulması bizi onurlandırıyor. İzmir’in ev sahipliğindeki UCLG Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Kültür Zirvesi’nde ilk kez duyurduğumuz döngüsel kültür kavramının ışığında iklim krizi ile mücadelede örnek bir dünya kenti olmaya da devam edeceğiz” dedi.

İzmir, Çeşme Talan Projesi’ne Karşı Tek Yürek

tunç soyer

Pasinli: ‘İzmir Öncü Adımlar Attı’

WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli ise İzmir’in başarısını şu sözlerle kutladı: “Dünya nüfusunun yarısından fazlasını ağırlayan kentler aynı zamanda küresel ölçekte sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 70’inden sorumlu. Bu nedenle gerek iklim krizine neden olan emisyonların azaltılması gerekse bu krizin artık kaçınılması mümkün olmayan etkilerine uyum konusunda yerel yönetimlere önemli görevler düşüyor. Sürdürülebilir kent olma vizyonuyla öncü adımlar atarak Türkiye’deki 9 belediye arasından öne çıkan ve 2018 yılının ardından bir kez daha OPCC’nin ulusal kazanını olan İzmir’in bu başarısını gönülden tebrik ediyorum.” 

Yenilikçi Çözümler Geliştiren Kentler Öne Çıkarılıyor

WWF tarafından 2011 yılından beri düzenlenen uluslararası yarışmada iklim kriziyle mücadelede etkili, iddialı ve yenilikçi çözümler geliştiren kentler öne çıkarılıyor. WWF-Türkiye’nin Türkiye bacağını takip ettiği yarışmada  bu yılın jürisi İzmir’in kapsamlı bir iklim eylem planı benimseyerek bu alanda açıkça ortaya koyduğu liderlik vasfını takdir etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından geliştirilen eylem planının, kanıta dayalı oluşu ve emisyon-yoğun sektörlere yönelik somut eylemler içermesi dikkat çekti. İzmir’in özellikle kent çevresinde sürdürülebilir tarımı destekleme planını memnuniyetle karşılayan jüri bunun şehirlerin sınırları ötesine etki edebilme nüfuzunun ender örneklerinden biri olduğunu not etti.

Tunç Soyer: ‘Önceliğimiz İklim Krizi ve Kuraklığa Dirençli Bir İzmir Yaratmak’

tek dünya kentleri

280 Yerel Yönetim Yarıştı

Tek Dünya Kentleri Yarışması, iklime dirençli ve yüzde yüz yenilenebilir enerjiye dayalı bir geleceğe yönelik küresel bir dönüşüm için kentlerin eyleme geçmelerini ve katkı sunmalarını sağlamak amacıyla organize ediliyor.  İki yılda bir düzenlen yarışmaya bu yıl 50 ülkeden 280 yerel yönetim katıldı. Türkiye’den 9 belediyenin yer aldığı yarışmada İzmir, İstanbul ve Gaziantep ile birlikte ulusal finalist olarak seçildi. Kentsel uzmanlardan oluşan uluslararası OPCC jürisi her finalisti inceledi ve İzmir’i Türkiye’nin ulusal şampiyonu olarak belirledi.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Rüzgar ve Güneş Son 12 Ayda 7 Milyar Dolarlık Enerji İthalatına Engel Oldu

-

güneş enerjisi ember

Ember tarafından yayınlanan analiz, Türkiye’de elektrik fiyatlarındaki artışın özellikle doğal gaz fiyatlarındaki artıştan ve liradaki değer kaybından kaynaklandığını gösterirken, rüzgar ve güneşten elektrik üretimi sayesinde milyarlarca dolarlık enerji ithalatına engel olunduğunu ortaya koyuyor. Elektrik faturalarını düşürebilmek için elektrik üretiminde daha fazla rüzgar ve güneş enerjisine ihtiyaç olduğu belirtiliyor.

Milas’ın Geleceği ‘AB Tescilli’ Zeytinyağında, Kömürde Değil!

Araştırmanın öne çıkan bulguları şu şekilde:

  • Gaz fiyatlarındaki bir yılda yedi kattan fazla artış, elektrik fiyatlarına altı kat artış olarak yansıdı. Türk lirasındaki değer kaybı ise gaz fiyatlarının elektrik fiyatlarına etkisini daha da artırdı.
  • Rüzgar ve güneş enerjisinden elektrik üretimi, son 12 ayda 7 milyar dolarlık fosil yakıt ithalatını önleyerek Türkiye’nin enerji ithalatını düşürdü. Önümüzdeki aylarda, gaz fiyatlarının aynı kalması durumunda her ay yaklaşık 700 milyon dolar tasarruf bekleniyor.
  • Türkiye, elektrik piyasasında tavan fiyat uygulamaları, ulusal elektrik tarifesi ve gaz tarifesi ile elektrik fiyatlarını düşürmeye çalışıyor, ancak bu uygulamalar elektrik üretim maliyetini değiştirmiyordolayısıyla ülkenin üstündeki maliyet yükü hafiflemiyor.
  • Türkiye’de rüzgar ve güneş enerjisi için kısıtlı kapasiteler ayrılırken, ihaleler ihale edilen kapasitelerden 10-15 kat daha fazla başvuru alıyor. Rüzgar ve güneşe tahsis edilen kapasitelerin yükseltilerek yatırım iştahının daha verimli kullanılması gerekiyor.

Yapım ve Planlama Aşamasındaki Kömürlü Termik Santral Kapasitesi Azaldı

Türkiye, geçen yıl elektriğinin neredeyse üçte birini doğal gazdan ürettiği için, gaz fiyatlarındaki değişikliklere karşı kırılgan bir yapıda. 2021 yılında yıllık gaz tüketimi yeni bir rekor kırarken, gazda dışa bağımlılık ülkenin ithalat faturalarını artırdı.

Buna karşın, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen her bir birim elektrik üretimi, bir birim elektriğin fosil yakıtlar tarafından üretilmesini ve buna karşılık gelen fosil yakıt ithalatını engelliyor. 1 Mayıs 2021 ile 30 Nisan 2022 arasında rüzgar ve güneş santralleri 46,3 TWh elektrik üretti. Eğer bu elektrik doğal gaz santralleri tarafından üretilseydi 7 milyar dolarlık fazladan ithalat yapılması gerekecekti.

Enerjinin geleceği yenilenebilir kaynaklarda yatıyor. Türkiye’de elektrik üretiminde geçtiğimiz yıldaki kapasite artışının %97’si yenilenebilir kaynaklardan oluştu. Türkiye’de rüzgar ve güneş enerjisinde potansiyel yüksek ve çok daha fazla büyüme fırsatı var; ancak Türkiye, son yıllarda elektrik talebindeki artışı karşılamaya yetecek kadar yenilenebilir enerji artışı sağlayamadı.

Türkiye, yıllık 8 GW kapasite ile Avrupa’nın en yüksek güneş paneli üretim kapasitesine sahip; ancak her yıl 1 GW’tan daha az güneş santrali devreye alınıyor. Türkiye, yerli güneş paneli üretim kapasitesini tam olarak kullanarak, maliyetli fosil yakıt ithalatını ikame edebilir ve böylece elektrik faturalarını daha da azaltabilir.

Ember Elektrik ve İklim Veri Analisti Ufuk Alparslan, Küresel doğal gaz fiyatları ve liradaki değer kaybı Türkiye’de elektrik fiyatlarının yükselmesine neden olurken, yenilenebilir kaynaklar milyarlarca dolarlık fosil yakıt ithalatına engel oldu. Doğru politikalarla yenilenebilir enerji daha çok fayda sağlayabilir. YEKDEM sonrası ülkemizde yenilenebilir enerji kurulumları serbest piyasa ve ihaleler üzerinden ilerleyecek. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için rüzgar ve güneşe daha fazla kapasite tahsis edilmesi ve yatırımları sekteye uğratacak piyasa müdahalelerinden kaçınılması gerekiyor. Enerji kriziyle mücadele, özellikle güneş enerjisi gibi çok hızlı uygulanabilen çözümlere ihtiyaç duyuyor” diyor.

Yenilenebilir Enerjiye Geçiş, Kömürden Gaza Geçişten Daha Ucuz

Okumak için tıklayın

Ekoloji

DAÇE: ‘Erzin’de Polipropilen Tesisi İstemiyoruz, Zehir Solumayacağız’

-

erzin polipropilen tesisi

Doğa ve yaşam savunucuları narenciyenin başkenti olarak bilinen, birinci sınıf tarım topraklarına sahip Erzin’de polipropilen tesisi kurulması planlarını protesto etti.

K2 HABER | Hatay’ın Erzin ilçesinde polipropilen tesisi kurulumu planlarına karşı tepkiler artıyor. Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri ‘nin (DAÇE) çağrısıyla bir araya gelen doğa ve yaşam savunucuları, dünyayı iklim ve gıda krizi beklerken tarım alanlarının, su kaynaklarının yanıbaşına kimyasal tesis yapmanın bilimsel ve hukuksal olmadığını ifade etti.

Bölgede yaşayanların zehir solumak zorunda kalacağının belirtildiği açıklamada, soğutma suyunun denize deşarj edilmesi sonucunda denizin kirleneceğini, balıkçılığın ve turizmin bitmesine sebebiyet verileceği belirtildi.

DAÇE: ‘Erzin Halkı Zehir Solumak İstemiyor’

DAÇE tarafından yapılan basın açıklaması şu şekilde:

“Ülkemizde son zamanlarda  bütün yeraltı ve yerüstü zenginlikleri küresel bir saldırıya maruz kalmıştır. Bu saldırının sonucunda doğamız katledilerek çevremiz kirletilmektedir. Ülkemiz, Sanayi gelişme  adı altında gelişmiş ülkelerin sanayi çöplüğü haline dönüşmüştür.İmar rantları  ve vahşi madencilik yüzünden Orman katliamları ülkemizin her tarafında yapılmaktadır. Ülkemizde artık temiz hava solumak, Kaynağından temiz su içmek hayal olmuştur. Ülkemiz plastik ithalatı ve kullanımıyla Dünyanın 10. büyük plastik çöplüğünden biri olmuştur.

Yaşam alanlarımıza yapılan saldırılardan bir yenisi Erzin’e yapılmak istenmektedir. Narenciyenin başkenti olan, Issos gibi bir antik bölge ve  Burnaz gibi eşi benzeri  bulunmaz bir sahile, birinci sınıf tarım toprağına ve iklimine sahip Erzin  bölgemize  kirletici bir teknoloji olan polipropilen tesisi kurulumu planlanmaktadır. İskenderun körfezi ve Erzinde  mevcut kirletici tesisler ile yeterince havası suyu ve toprağı kirletilmiş olup, planlanan polipropilen tesis bölgenin daha çok kirlenmesine neden olacaktır. Polipropilen tesisi çalışmaya başlayınca atmosfere yayacağı ağır ve zehirli gazlar toprağı, havayı ve suyu kirletecektir. Ayrıca tesisin soğutulması işin kullanılacak yeraltı suları zamanla toprakların çoraklaşmasına ve dolayısıyla Halkın geçim kaynağı olan tarımın ve ayrıca soğutma suyunun denize deşarj edilmesi sonucunda deniz kirlenecek olup bölgede balıkçılığın ve turizmin bitmesine  ve halkın sağlığının bozulmasına neden olacaktır. Erzinde yaşanacak olan bütün olumsuzluklardan Dörtyol ve İskenderun halkı da çok etkilenecektir.

Dr. Sadun Bölükbaşı: ‘Adana’da Temiz Hava Solumak İstiyoruz’

Anayasa’nın 56. Maddesine Aykırı

Hammaddesi ve teknolojisi ithal olacak olan Erzin polipropilen tesisi cari açığın kapatılmasını sağlayamaz, aksine cari açığı arttıracağı açıktır. Dünyayı iklim ve gıda krizi beklerken tarım alanlarının, su kaynaklarının yanıbaşına kimyasal tesis yapmak bilimsel ve hukuki değildir.

Ekonomik, sosyal ve çevresel olarak bölgemize zarar verecek, Erzin polipropilen tesisi; ‘Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir ve çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek’, devletin ödevi olan  Anayasa’nın 56 maddesine aykırıdır. Erzin ve Doğu Akdeniz halkı  olarak polipropilen tesisinin  bölgemizde yapılmasına karşıyız. Yaşam alanlarımıza ve sağlığımıza zarar verecek olan bu projenin yapılmasını istemiyoruz. Erzin halkı zehir solumak istemiyor. Yetkililer Erzin ve Doğu Akdeniz halkınının taleplerini yerine getirerek projeyi durdurmalıdır.

Bizler tesisin yapılmaması için yasal ve demokratik hakkımızı sonuna kadar kullanacağız. Yaşam hakkımızı ve çocuklarımızın geleceğini korumak için herkesi mücadeleye davet ediyoruz.”

16 STK’dan COP15’e Çin Çağrısı: ‘Hunutlu Santrali İptal Edilmeli!’

Okumak için tıklayın

Ekoloji

İzmir, Çeşme Talan Projesi’ne Karşı Tek Yürek

-

izmir çeşme turizm projesi

İzmirliler, İzmir’in Kanal İstanbul’u olarak nitelenen Çeşme’nin yüzde 55’ini imara açacak ‘Çeşme Turizm Projesi’ne karşı basın açıklaması düzenledi. 

K2 HABER | İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer 16 bin hektarlık doğal alanı tehdit eden Çeşme Projesi’ne karşı ortak basın açıklamasında konuştu. Başkan Tunç Soyer tüm hukuki süreçlere dahil olmaya devam edeceklerini söyleyerek, “Çünkü bir belediye başkanının asli görevi, görev yaptığı şehrin doğasını korumaktır. İzmir’in her karış toprağı korumamız altındadır” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç ise Çeşme Projesi’nin Kanal İstanbul ile aynı olduğunu vurguladı.

Çeşme Yarımadası’nda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılmak istenen ve ilçenin yüzde 55’lik alanını kapsayan “Çeşme Turizm Projesi”ne karşı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Barosu, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), İzmir Tabip Odası, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ortak basın açıklaması düzenledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ve CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, meslek odaları, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile Kültürpark Lozan Meydanı’nda buluştu. “Bu kentin emekçileri Çeşme talan projesine hayır diyor” pankartının arkasında kortej Cumhuriyet Meydanı’na yürüdü. Yürüyüşte sık sık “İzmir Çeşme’ye sahip çık”, “Kurtuluş yok ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganları atıldı. 

Tunç Soyer: ‘Önceliğimiz İklim Krizi ve Kuraklığa Dirençli Bir İzmir Yaratmak’

Başkan Tunç Soyer: ‘Turist Çekmek İçin Çeşme’yi Parsellemeye Gerek Yok’

Cumhuriyet Meydanı’ndaki basın açıklamasında konuşan Başkan Tunç Soyer, doğanın bekçileri olarak Çeşme için bir arada olduklarını söyledi. 8 bin 500 yıllık İzmir’in tarihiyle, doğasıyla ve canlı varlığıyla dünyaya anlatacak sayısız hikâyesi olduğunu ifade eden Soyer, “İzmir’i bir dünya şehri yapmak için başarmamız gereken tek şey, onun kendi değerlerine inanmak. Bu değerleri anlamak ve tüm dünyaya anlatmak. İzmir’e turist çekmek için Çeşme’nin tepelerini, kıyılarını parsellemeye, yabancı sermayeye satmaya hiç ihtiyacımız yok. Bu şehirde daha çok betona, daha çok yıkıma hiç ihtiyacımız yok. Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesinde Bakanlıkça yapılan planlama çalışmaları ne yazık ki İzmir’in değerlerini tehdit ediyor” dedi.

Dışardan Zoraki Dayatılmış Bir Kurgudur’

Şimdiye kadar doğayı, yerel kültürü ve yerel ekonomiyi korumayan turizm projelerinin başarıya ulaşmadığını söyleyen Soyer, eski turizm anlayışından vazgeçilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Çeşme Projesi’ne neden karşı olduğumuzu bir cümleyle özetlemek isterim. Çeşme Projesi, Çeşme’ye ait değildir. Dışardan zoraki dayatılmış bir kurgudur. Proje alanı İzmir’in en kurak, toprak ve su açısından en fakir yerleri. Oysa bu proje bu alana aşırı su kullanan golf sahalarını getiriyor. Bölgede farklı tarihlerde ilan edilmiş 11 turizm merkezi bulunuyor. Bu alanların sadece üç tanesinin onaylı imar planı var. Çeşme’de bunca turizm alanı boşken, bu proje yepyeni bir bölgeyi imara açıyor. Çeşme’nin su kaynakları zaten çok kısıtlı. İlçenin şimdiki su ihtiyacını karşılamak için bile Karaburun’dan su taşıyor, deniz suyunu arıtmaya başlıyoruz. Hal böyleyken bölgedeki nüfusu artırmanın hiçbir gerçekçi temeli yok. Ulaşım, meselenin diğer bir ayağı. Çeşme’nin İzmir’le tek bir yol bağlantısı var. Yaz aylarında daha şimdiden bu yol tıkanıyor. Böylesine büyük bir projenin trafik için hiç bir gerçekçi çözümü yok” ifadelerini kullandı.

İzmir’in Kanal İstanbul’u ‘Yarımada Projesi’nde İzmirlilere Yer Yok

çeşme turizm projesi

‘İzmir’in Kimyasına, Aklına ve Ruhuna Aykırı’

Soyer, “Tasarlanan çalışma, kağıt üzerinde veya dünyanın başka bir yerinde güzel olabilir. Fakat Çeşme Projesi İzmir’in kimyasına, aklına ve ruhuna aykırıdır. Bu nedenle, bu projeye karşı yürütülen tüm hukuki süreçlere İzmir Büyükşehir Belediyesi dahil oldu ve bundan sonra da yeni davalar açmaya devam edeceğiz. Doğa, kimsenin babasının çiftliği değildir. Şunu herkes bilsin isterim. İzmir’in madencilere bırakacak tek bir zeytin ağacı yoktur. İzmir’in ranta kurban edilecek bir karış kıyısı yoktur. Bergama’dan Seferihisar’a, Selçuk’tan Kiraz’a ve Çeşme’ye kadar İzmir’in her karış toprağı korumamız altındadır. Çünkü bir belediye başkanının asli görevi, görev yaptığı şehrin doğasını korumaktır. İzmir’i yaşatmak için direnişimizi tüm paydaşlarımızla birlikte sonuna kadar sürdüreceğiz. Göreceksiniz! Doğamızı direne direne koruyacağız. Direne direne kazanacağız” şeklinde konuştu.

İzmir, 2022 Avrupa Ödülü’nü Kazandı: ‘Umut, Bu Topraklarda Hep Vardı’

‘İstanbul’da Kanal İstanbul Neyse, İzmir’de De Çeşme Projesi Odur’

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç ise, “Sizler, ‘Çeşme ranta kurban edilmesin. Biz İzmirliyiz, Çeşme’de yaşıyoruz. Çeşme’nin bu güzelliğini bozmayın’ diyorsunuz. Ama birileri haritacılık oynuyor. Recep Tayyip Erdoğan almış eline cetveli kalemi şurası Katarlılara burası şuraya diye dağıtıyor. Bunlar hazineyi soydular. Bunlar 128 milyar doları buharlaştırdı. Cumhuriyet’ten beri ne kadar fabrika varsa sattılar. Kıyıları, sahilleri, ormanları sattılar. Sıra Çeşme’ye geldi. Bütün kuşlar gitti, sıra leyleğe geldi. Sizinle dayanışma içindeyiz. Ben Buradan AKP’li Hamza Dağ’a sesleniyorum: ‘Her konuda konuşuyorsun, İzmirle ilgili en ufak konuda ağzını açmıyorsun’. Çeşme Projesi bir rant projesidir. İstanbul’da Kanal İstanbul neyse, İzmir’de de Çeşme Projesi odur. Eğer sende biraz İzmir sevgisi varsa bu projeye karşı durursun. Akıllarını başlarına alsınlar. Bugün Cumhuriyet Meydanı’ndayız. Bu bir uyarıdır. Eğer bu proje devam ederse Gündoğdu’da yüzbinleri doldururuz” dedi.

‘Çeşme’nin Doğasına Zararlı’

Çeşme Projesi’ne açılan davanın avukatı Ömer Turgut Erlat, hukuki süreçte gelinen noktayı anlattı. Danıştay 6’ıncı Dairesi’nin atadığı bilirkişinin “Projede kamu yararı yoktur” raporuna rağmen yargı sürecinin tamamlanmadığını söyleyen Erlat, projenin Çeşme’nin doğasına vereceği zararları anlattı.

çeşme turizm projesi

‘İzmir’de 500 Bin Tondan Fazla Nükleer Radyoaktif Atık Var’

Açıklamaya Kimler Katıldı?

Basın açıklamasına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, CHP İzmir milletvekilleri Sevda Erdan Kılıç ve Tacettin Bayır, CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur, Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, Foça Belediye Başkanı Fatih Gürbüz, Narlıdere Belediye Başkanı Ali Engin, Bornova Belediye Başkanı Mustafa İduğ, Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz, Beydağ Belediye Başkanı Feridun Yılmazlar, Çiğli Belediye Başkanı Utku Gümrükçü, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mustafa Özuslu, CHP ilçe başkanları, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerin meclis üyeleri, sendikalar, meslek odaları, çevre dernekleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, işçiler, muhtarlar ve yüzlerce yurttaş katılım gösterdi.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü: Pestisitler Çiftçileri Zehirliyor

-

pestisit 14 mayıs dünya çiftçiler günü

Dünya Çiftçiler Günü | Dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) verim elde edebilmek için pestisitlerle her yıl zehirleniyor. Kullandıkları pestisitlerden zehirlenen çiftçilerin ve tarım işçilerinin sayısı dünya genelinde son 30 yılda yaklaşık 15 kat arttı.

K2 HABER | Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği uyarıyor; gıdalardaki kalıntı sorunları nedeniyle kanserden endoktronolojik hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununa neden olan pestisitlerden, en çok bu zehirleri uygulayan çiftçiler etkileniyor.

Tarım çalışanları pestisitlerin hazırlanması ve uygulanması sırasında; karıştırma, yükleme, püskürtme, ekipman temizleme ve bakım, ayıklama ve toplama sırasında pestisit uygulanmış ürünlere temasla pestisitlere maruz kalıyor. Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık’a göre “Çeşitli pestisitlerin zehirli etkisi tarımsal üretim yapılan bir alana atıldığında kimisinin 3 gün, kiminin 30 gün, kimininki 3 ay olmak üzere orada devam ediyor. Önemli bir kısmı çevreye yayılıyor. Bilimsel çalışmalara göre, birim alana atılan pestisitlerin %95’i  hava olayları, yağış, sulama vs. gibi faktörlerle atıldığı bölgenin dışına taşınıyor.”

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın 41 pestisit etken maddesinin çiftçi sağlığı, tarım işçisi sağlığı, çocuk sağlığı için çok tehlikeli olduğuna ilişkin yaptığı çalışmaya göre;  13 etken madde çiftçiler ve tarım işçileri için çok zararlı.  İnsan ve hayvan bedeninin birçok işlevini hormon sistemi düzenlediği için, hormonal sistem bozucu pestisitler sağlığı  pek çok açıdan etkiliyor. Çiftçiler bu tür pestisitlere maruz kaldıkları her an; hormonla ilişkili kanser türleri (prostat, testis, meme), metabolizma bozuklukları (obezite, diyabet), üreme fonksiyonu bozuklukları (doğurganlığın azalması, çocuklarda cinsiyet gelişim bozukluğu, örneğin erken ergenlik), kalp ve damar hastalıkları, zihin ve davranış bozuklukları gibi ciddi hastalık riskleriyle karşı karşıya. Hormonal sistem bozucu pestisitler, özellikle çocuklar ve anne karnındaki bebekler için daha tehlikeli.

Buğday Derneği’nden Belediyelere ‘Zehirsiz Kent’ Olma Çağrısı

Dünya Çiftçiler Günü: Dünyadaki Çiftçi Ölümleri ve Davalar

Tarım, dünya çapında ekonomik olarak istikrarsız bir endüstri. Özellikle de Hindistan’da bu istikrarsızlık her anlamda dramatik şekilde kendini gösteriyor. Çiftçiler borçlar, çevresel bozulma ve pestisitlere maruz kalmaya bağlı aşırı kanser oranları nedeniyle yıkıcı baskılarla karşı karşıya kalıyor.

Bazı durumlarda, çiftçiler tarım kimyasalları ve sentetik gübrelere bağlı hastalıklar nedeniyle topraklarını işleyemiyor. Çok uluslu şirketlere karşı köklü savaşlarla uğraşıyor, her yıl kredi almak zorunda kalıyorlar. Kullanılan tarım zehirlerinin topraktaki canlılığın ölmesine ve suların kirlenmesine neden olması da çiftçileri zor durumda bırakıyor.

BMC Public Health adlı hakemli dergide yayımlanan yeni bir araştırmaya göre, dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) her yıl zehirleniyor. 141 ülkeye ait verilerin incelendiği araştırmada pestisit zehirlenmelerinin yol açtığı ölüm sayısı ise yılda yaklaşık 11 bin olarak veriliyor.

Kasım 2021’de, Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırmaları Enstitüsü (The National Institute of Health and Medicine Research – Inserm), 5.300 bilimsel çalışmaya dayanarak yaptığı açıklamada, pestisitlere mesleki düzeyde maruz kalan yetişkinler ile dört patolojik durum arasında güçlü bağlantıların olasılığını teyit ediyor: Hodgkins-dışı lenfoma (NHL), multipl miyelom, prostat kanseri ve Parkinson’s hastalığı. Pestisitlere mesleki düzeyde maruz kalmak ile iki diğer hastalık arasında güçlü bağlantılar olabileceğini de vurguluyor: bilişsel bozukluklar ve kronik obstruktif akciğer hastalığı / kronik bronşit.

Pestisit kullanımı sonucu oluşan insan ve çevre sağlığına yönelik zararların tazmini genelde mümkün olmuyor. Çünkü, oluşan sağlık ya da çevre zararı ile pestisit kullanımı arasındaki bağlantıyı bilimsel olarak göstermek çok zor. Bu zorluk, yargı süreçlerinde şirketler lehine bir durum oluştursa da, pestisitlere maruz kaldıkları için kanser hastalığına yakalanan kişilerin üretici şirketlere açtıkları tazminat davalarını kazandıkları örnekler de mevcut. Örneğin, ABD’de Dewayne Johnson’ın, Monsanto şirketine açtığı ve 2018 yılında karara bağlanan dava ile Alva ve Alberta Pilliod çiftinin Monsanto-Bayer şirketine açtığı ve 2019 yılında karara bağlanan davada, ot öldürücü glifosat* isimli tarım zehrini üreten şirketler yüz milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkum edildi.

Türkiye’de Çiftçilerin Saçında Bile Pestisit Kalıntısı Var

Türkiye’de Durum

Çukurova Üniversitesi’nde Dr. Saliha Çelik tarafından yapılan bir araştırmada, Adana Ceyhan’daki 66 tarım işçisi ve çiftçiden saç ve kan örnekleri alındı. Kontrol grubu olarak tarımla ilgisi olmayan 66 kişi de bu araştırmaya dahil edildi. Sonuçlara göre: Çiftçilerin hepsinin saçında ve  %94’ünün kanında en az 1 tarım zehiri var. Kontrol grubundaki tarımla ilgisi olmayan 66 kişiden 55’inin saçında, 52’sinin kanında pestisit var. Bu sonuç, sadece pestisit kullanan çiftçilerin değil, bu ürünleri tüketenlerin de etkilendiğini gösteriyor.

Hem çiftçi ve tarım işçilerinin sağlığını korumak, hem de pestisit kullanılan ürünleri tüketen toplumun sağlığını korumak için pestisit kullanımını azaltmaya yönelik politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor.

İş Güvenliği Uzmanları Derneği’nden Hakan Göçer şöyle aktarıyor: “6331 İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu tarım işçilerinin sağlık gözetimlerini zorunlu tutuyor. Tarım işçileri bu kanun ile koruma altında. Ancak kendi adına çalışan çiftçiler bu kanunun dışında tutuluyor. Çiftçinin kendi sağlık gözetimini yapması gerekiyor. Bilgi yetersizliği nedeni ile bu çiftçilerde maruziyet fazla oluyor. Tarım çalışanlarının pestisitlere kronik maruz kalması,  Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından meslek hastalığı olarak tanımlanıyor. İşgöremezlik ve maluliyet tazminatı  şeklinde haklar veriliyor.

Ancak meslek  hastalıklarına ülkemizde hekimler tarafından teşhis konulmasında problemler yaşanıyor. Hekimin hastanın ne işle uğraştığını sormaması nedeni ile uzun süre meslek hastalığı tanısı atlanıyor. Kendi namına çalışan işçilerin koruma tedbirlerinin kendisinden beklenmesi buradaki maruziyeti artırmaktadır. Bu konuda mevzuat düzenlemesine, eğitimler ve sertifikasyon programlarına ihtiyaç var.”

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Çevreciler Başardı: Çeşme Altınkum Plajındaki Kaçak İnşaat Durduruldu

-

çeşme çevre platformu

Çeşme Altınkum plajında bir maden firması tarafından yaptırılan Beach-Club inşaatı durduruldu. Denizin içine inşa edilen yapılar sökülürken, kaçak olarak açılan su kuyusu da DSİ ekipleri tarafından mühürlendi.

K2 HABER | Bu yılın Ocak ayı başından beri doğal SİT alanı olan Çeşme Altınkum plajına, denize sıfır kumsal alanda Adana merkezli bir inşaat firması büyük bir Beach-Club inşaatı başlatmıştı. Şirket Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan 6 metre kare portatif büfe, 21 metre kare teras, 4 metre kare de cankurtaran kabini olmak üzere 1400 metre kare bir arazi kiralamıştı.

Yıllık kira bedelinin 360.000 TL olduğu ifade edilen bu alanda maden şirketinin büyük iş makinalarıyla 20 bin metre kareye yakın bir alanı tamamen tahrip ettiği, 100 yıllık ardıç ağaçlarını köklerinden söktüğü ve binlerce kum zambağını tahrip ettiği belirtildi. Firma ayrıca doğal sit alanına kaçak sondaj vurdurarak, izinsiz su kuyusu da açmış ve kumsala inen yolları tahrip ederek halkın denize ulaşımını engellemişti.

Halk, Kanal İstanbul’un İkiz Kardeşi Çeşme Turizm Projesi’ne Direniyor

Çevreciler Suç Duyurusunda Bulunmuştu

Çevreciler ve vatandaşların resmi makamlara yaptıkları şikayetler sonunda sonuç verdi. Çevrecilerin avukatı Seher Gacar ve vatandaşlar resmi makamlara suç duyurusunda bulunmuştu. Bölgeye gelen DSİ yetkileri de su kuyusunu mühürledi. Bölgeye gelen jandarma ekipleri de yolları açarak, kaçak olarak inşa edildiği belirtilen yapıları söktüler.

Ancak kaçak inşaat firmasının 20 bin m2 gibi geniş bir doğal alanda yapmış oldukları geri dönülemez tahribatın tekrar onarılması mümkün olmadığını ifade eden bölge halkı, inşaat firmasına bu tahribat için bir ceza verilip verilmeyeceğini merak ediyor.

çeşme çevre platformu

Çeşme Paşalimanı Koyu Satılıyor: ‘Vahşi Beton Sermayesinin Hedefi Olacak’

‘Bu Firma Ağır Cezalar Almalı’

Çevre Çevre Platformu sözcüsü Ahmet Güler ve Avukatları Seher Gacar yaptıkları açıklamada, “Çevre Bakanlığı’nın bu firma ile yapmış olduğu 3 yıllık kira kontratı iptal edilmedikçe tehlike geçmiş değil, Çeşme Belediyesi bu kaçak yapılaşmaya işletme ruhsatı vermemeli, yapılan tahribat mahkeme bilirkişisi tarafından tespit edilmeli ve bu firma ağır cezalar almalı. Mücadele henüz bitmemiştir, hukuki başvurularımızı devam ettireceğiz, hazineye ait olan halkın malı olan bu kumsalın işgaline karşı duracağız” ifadelerini kullandılar.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Vegan Derneği Öğrencilerin Sağlıklı Beslenme Hakkını Yok Sayan YÖK’e Dava Açtı

-

vegan derneği dünya vegan günü veganizm

Vegan Derneği Türkiye, Türkiye çapındaki üniversitelerde okuyan vegan öğrencilerin sistematik hale gelen beslenmeye ilişkin sorunlarını mahkemeye taşıdı. Derneğin Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı’na yaptığı yazılı başvuruya olumsuz yanıt verilmesi, görüşmelerden olumlu sonuç alınmaması ve öğrencilere yönelik hak ihlallerinin devam etmesi sebebiyle Danıştay’da dava açıldı.    

K2 HABER | Vegan Derneği Türkiye (TVD), derneğe ulaştırılan mağduriyetler ve basın ile sosyal medyaya yansıyan hak ihlalleri ışığında vegan öğrencilerin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenme haklarının tanınması ve gerekli düzenlemelerin Türkiye çapındaki tüm üniversitelerde yapılması amacıyla 7 Nisan 2022 tarihinde Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı’na yaptığı başvurunun reddedilmesi sebebiyle YÖK’e dava açtı.

YÖK yetkilisiyle Kasım 2021’de yapılan görüşmede ve Nisan ayında kuruma teslim edilen başvuru dilekçesinde; Türkiye çapındaki üniversitelerde okuyan vegan öğrencilerin vegan yemek hakkına istisnasız erişebilmesi, bunun bir istisna veya imtiyaz olarak görülmemesi ve kurum düzeyinde karar vericilerin keyfi uygulamalarına tabi olmaması için yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesini talep eden TVD, YÖK’ten gelen olumsuz yanıtın insan haklarına ve ulusal/uluslararası mevzuata aykırılık teşkil etmesi sebebiyle dava dilekçesini Danıştay’a iletti.

Dava, TVD’nin başvurusuna konu talebin reddine dair işlemin iptali ve talep içeriğine uygun olarak YÖK tarafından ülke genelini kapsayan düzenleyici işlemle tüm hak ihlallerinin giderilmesi istemiyle açıldı.

‘Veganlık Vicdan Hürriyeti Kapsamına Alınmalı’

Yeterli ve Dengeli Beslenmeye Erişim Hakkı Görmezden Geliniyor

Vegan derneği, dava dilekçesinde sağlıklı beslenmenin kamusal bir hak olduğuna ve bu hak konusunda devletin yerine getirme yükümlülüğüne vurgu yaptı. Bu kapsamda YÖK’ün, bağlı üniversitelerde her öğrencinin yeterli gıda, düzgün beslenme, besleyici ve asgari temel yiyeceklere erişim hakkını korumaktan ve gerekli önlemleri almaktan sorumlu olduğunun altını çizdi. Buna karşın YÖK’ün söz konusu haklara saygı gösterme, koruma ve yerine getirme yükümlülüğü altında olmasına rağmen, “bu hakların yerine getirilmesi talebini içeren dilekçeye net bir cevap vererek hakların teslimini sağlamak yerine çözüm önerisi sunma gereği dahi duymadığını” belirtti.

Dilekçede “Söz konusu cevapta yer alan ‘ilgili kurumlara başvuru’ önerisi bir çözüm olmayıp tüm ülke genelinde uygulanması gereken bir düzenleme eksikliğinin böyle bir çözümle giderilemeyeceği açıktır. Davalı idarenin işbu tutumu anayasal ve uluslararası sözleşmelerle devlete yüklenen yükümlülüklerin de görmezden gelinmesi anlamına gelmektedir. (…) Ülke genelini ilgilendiren bir sorunun tek tek her üniversitenin inisiyatifine bırakılması bir çözümden ziyade karmaşaya sebep olacak, öğrenciler arası sağlanması gereken fırsat eşitliği dengesini de yerle bir edecektir,” denildi.

İnsan Hakları, Anayasal Haklar ve Uluslararası Sözleşmelerin İhlali

Dilekçede ayrıca ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere atıfta bulunularak “Ülke genelinde idarece düzenlenen bir genel düzenleyici işlemle sağlıklı beslenme hakkı ve vicdan hürriyeti kapsamında hayvansal ürün tüketmeyi reddeden bireylere vegan alternatif sunulmasının sağlanmıyor oluşu, vegan bireylerin hem yetersiz ve dengesiz beslenerek adeta aç kalmalarına sebep olmakta hem de Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan temel haklarını ihlal etmektedir. Kaldı ki bireylerin kendi varlıklarını korumak ve geliştirmek istemelerine bağlı olarak belli bir düşünce yapısıyla bir etik tutum benimsemiş olmaları da Anayasa ile korunan haklardan olup bu tutumların sürdürülebilirliginin imkansız kılınıyor olması da insan haklarının ve anayasal hakların ihlali anlamına gelmektedir,” denildi.

İnsanlar Neden Vegan Oluyorlar?

Üniversitelerde Vegan Yemek Hakkı Mücadelesi Sürüyor

TVD Kasım 2021’den bu yana İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Gazi Üniversitesi, Bakırçay Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) gibi farklı illerdeki pek çok üniversiteye ve üniversitelerin Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlıklarına (SKS) öğrencilerin vegan menü taleplerini içeren dilekçeler ile başvuru yapmış, üniversiteler arası farklı tutumlar görülmesi ve öğrenciler arası eşitsizliklere sebebiyet verilmesi nedeniyle eşzamanlı olarak YÖK ile irtibata geçerek başvuru ve görüşme yapmıştı.

Vegan öğrenci gruplarının uzun süreli mücadelesi, TVD’nin rektörlüklere yaptığı başvurular ve vegan oluşumlar ile aktivistlerin sosyal medyadaki çağrıları sayesinde geçtiğimiz aylarda YTÜ ve Ege Üniversitesi’nde vegan menü çıkarılmaya başlandığını hatırlatan TVD Kurucu Başkanı Ebru Arıman, “Ancak aylar geçmesine rağmen Gazi, Bakırçay ve İTÜ gibi başvuru yaptığımız diğer üniversitelerin rektörlüklerinden ve SKS birimlerinden yanıt alamadık. Bu keyfi uygulamaya ve hak ihlallerine bir an önce son verilmeli. YÖK, daha fazla mağduriyet yaşanmadan, ülke genelinde vegan menülerin zorunlu ve düzenli kılınmasını sağlayacak düzenlemeyi hayata geçirmelidir,” dedi.

Vegan ve vejetaryen mahkûmların haklarının Türkiye’de 2012’den bu yana yasal düzeyde korunduğunu belirten Arıman, üniversitelerin dışarıda bırakılmasının sosyal ve ekonomik hakların ihlali olduğunu söyledi: “Ceza infaz kurumlarında beslenme hakkı ve vicdan özgürlüğü, olması gerektiği gibi mevzuat kapsamında korunurken, üniversite yemekhanelerinde ve kantinlerinde bu toplu beslenme sisteminden faydalanmak isteyen öğrencilerin etik tutumları nedeniyle bu haktan mahrum bırakılması kabul edilemez. Özellikle de uygun fiyatlı yemeğe erişebilecek tek seçenek üniversite yemekhanesiyken, vegan öğrencilerin bu haktan ve seçenekten mahrum edilmesi hakkaniyete de aykırılık teşkil ediyor.”

Halihazırda İTÜ’deki vegan öğrenciler, İTÜ yemekhanelerinde her öğünde besleyici ve nitelikli vegan menü çıkarılması için kampüste topladıkları 2 bin 266 ıslak imzayı rektörlüğe teslim ettikten sonra change.org/ituveganmenu adresinde taleplerinin görülebilmesi ve yaygınlaşabilmesi için destekçilerden elektronik imza toplamaya devam ediyor. Eskişehir Teknik Üniversitesi’nden Marmara Üniversitesi’ne kadar pek çok farklı üniversiteden öğrenciler, üniversite yönetimlerinin vegan menü taleplerini hayata geçirmesi için çabalıyor.

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler