Connect with us

Ekoloji

Zülal Kalkandelen: Bilimin, Aklın ve Vicdanın Sesini Dinleyip Vegan Olun

zülal kalkandelen

K2 Haber olarak 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde, Vegan Aktivist / Gazeteci Zülal Kalkandelen ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.

Veganizm İnsanlığın 21. Yüzyılda Etik Açıdan Geçirmek Zorunda Olduğu Bir Devrimdir

Siz her zaman veganlığın doğru bir dil ile ifade edilmesi gerektiğini belirtiyorsunuz. Zülal Kalkandelen veganlığı nasıl tarif ediyor?

Evet, çünkü yanlış tanımlanınca yerleşik algıyı düzeltmek çok daha zor oluyor. Veganizm, insan dışı hayvanların da insan olan hayvanlar gibi bilinç sahibi duyarlı bir canlı olduğu gerçeğinden hareketle, onlara uygulanan meta statüsünü ve her türlü sömürüyü reddeden özgürleştirici bir etik tutumdur. Bu nedenle veganlık, toplumsal adalet mücadelesinin gereğidir. Veganlık çoğu kez medyada sadece bir beslenme şekli, yaşam tarzı ya da diyet olarak gösteriliyor. Oysa beslenme, veganlığın sadece tek bir pratiğidir. Evet, veganlar hayvan bedeni ve onun çıktıları kullanılarak elde edilen hiçbir şeyi yemezler ama onunla kalmazlar, hayvan sömürüsü içeren ya da hayvanlar üzerinde denenen hiçbir ürünü de kullanmazlar. Veganlar hayvanların eğlence, turizm, spor, kültür, gelenek vs. adı altında kullanılmasına ve sömürülmesine de karşıdır. Temel nokta, hayvanların yaşam hakkını tanıma ve onların hayatlarını sömürüden ve zulümden uzak sürdürme hakları bulunduğunu kabul etmektir. İnsanlığın 21. yüzyılda etik açıdan geçirmek zorunda olduğu bir devrimdir bu. Hayvanın bedenini ve o bedenden salgılanan sıvıları, çıktıları yemenin insan sağlığına olumsuz etkileri de bugün artık daha fazla bilim insanı tarafından dile getiriliyor. Aynı zamanda iklim krizinin ardındaki en büyük etkenlerden birisi hayvancılık sektörü. Dolayısıyla vegan bir insan, hem kişisel  etik devrimini gerçekleştirip hayvan katliamını reddediyor hem de sağlığı ve üzerinde yaşadığımız tek gezegen için bilinçli yaşıyor.

İnsan/Hayvan Özgürlüğü ile Yeryüzünün Özgürlüğü Birbirine Bağlı

Veganizmi “Etik Bir Devrimin Yaklaşımı” olarak nitelendiriyorsunuz. Bu devrimin Türkiye’deki yansımaları nelerdir? Bugün Türkiye’de bu mücadeleyi hangi aşamada görüyorsunuz?

Ben çok uzun zamandır hayvan özgürlüğü mücadelesinin içindeyim. O nedenle geçmiş yıllarla kıyasladığımda bugün vardığımız noktadaki gelişmeleri en yakından fark edebilecek durumdayım. Uzun süre bu ülkedeki tek vegan benim galiba diye düşünmüştüm, Oysa şimdi toplumda bilinirliği epey arttı. Üniversitelerde öğrencilerin vegan kulüpleri var. Birçok ilde vegan oluşumlar kuruldu. Veganizm üzerine literatür genişliyor. Vegan mekanlar arttı. Ancak bunlar yeterli mi derseniz, yetmez. Dünyaya baktığımızda, nüfusu Türkiye’den çok daha az olan bazı ülkelerin bu alanda da bizden daha ileri durumda olduğunu görebiliyoruz. Türkiye’de eğitim düzeyi genel olarak düşük ve  özellikle hayvanlar konusunda bilinç gelişmemiş. Ama yazarak, konuşarak ve eylemlerimizle mümkün olan en çok sayıda kişiye ulaşıp bu mücadelenin bir adalet ve özgürlük mücadelesi olduğunu, insan/hayvan özgürlüğünün yeryüzünün özgürlüğü ile birbirine bağlı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Daha çok yolumuz var. Hayvanlar tutsak olduğu sürece biz de mücadeleye devam edeceğiz.

zülal kalkandelen veganizm hayvan özgürlüğü

Zülal Kalkandelen: “Hayvan Haklarını Savunmak Veganlıktır”

Bazı Hayvanları Savunup Diğerlerini Yemek ve Sömürmek, Kabul Edilecek Bir Tezat Değil

Türcülük, hayvanseverler arasında da oldukça yaygın. Sizce hayvansever olup, hayvan sömürüsüne karşı çıkmamak nasıl bir çelişkidir? Hayvan hakları savunucusu dediğimizde ne anlamalıyız?

Hayvan hakları savunucusu, hiçbir ayırım yapmadan tüm hayvanların öncelikle en temel hakkı olan yaşam hakkını savunan ve onların hiçbir şekilde köleleştirilmesini/sömürülmesini kabul etmeyen, toplumsal şiddetin en yoğun olarak yöneldiği bu canların sesi olan kişidir. Bahsettiğiniz şekilde bazı hayvanları savunup diğerlerini yemek ve sömürmek, kabul edilebilecek bir tezat değil. Ben bu türdeki kişilere hayvanseÇer diyorum. Bunu söyleyince kızıyorlar ama kızmalarına gerek yok. Bu bir gerçeğin tespiti. Hayvansever kavramının içi öyle boşaltıldı ki sokak hayvanları için yapılan eyleme gelip, eylemden sonra soluğu kebapçıda alanları ya da üzerinde derilerle eyleme gelenleri gördük. Başkalarına “hayvana şiddet suçtur!” derken, kendiniz hayvan katliamına destek olursanız, bu trajik durum, çok çarpıcı bir çelişki yaratır. Bu nedenle “Hayvan Haklarını Savunmak Veganlıktır” diyoruz. Bu yıl da vegan aktivistler olarak bu ana sloganla  İstanbul’da Türkiye’nin ilk Resmi Hayvan Hakları Yürüyüşü’nü yaptık. Nasıl ki insan hakları dendiğinde işin içine hiçbir ayırım yapmadan tüm insanlar giriyorsa, burada da aynı yaklaşım geçerli. Kuzu, koyun, inek, dana, boğa, öküz, tavuk, hindi, civciv, hepsi hayvandır.

İnsanlar Tek Taraflı Dezenformasyona Tabi Tutuluyor

Hayvansal gıdaların tüketilmesinin insan sağlığına zararlı olduğuna dair pek çok bilimsel makale mevcut. Vegan aktiviziminde bilimsel verilerden ne kadar yararlanılıyor?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Vegan Festivali Komitesi'nden Semercioğlu'nun İddiasına Yanıt

Bilimsel verilerden her zaman yararlanıyoruz. Çünkü toplumda değişim yaratmak istiyorsanız insanlara gerçekleri göstermeniz gerek. Gerçekleri de ortaya çıkaran bilim. Sağlık konusunda çelişkili bazı araştırmalar mevcut olabiliyor, bu nedenle güvenilir kaynaklara ulaşmak gerek. Bugüne kadar hayvan yemenin, hayvan sütü ve yumurta tüketmenin yararlı olduğu söylendi hep insanlara. Bir zamanlar toplumun sigaranın insan sağlığına zararları hakkında bilgi sahibi olmadığı gibi bu konularda da durum aynı. Ana akım medyanın sağlık haberleri de ajanslardan aldıkları basın bültenlerine dayanıyor. Gerçekten sağlık haberciliği son derece kötü durumda. İnsanlar tek taraflı dezenformasyona tabi tutuluyor. Biz bitkisel beslenme konusunda güncel araştırmaları takip eden doktorların, uzmanların, diyetisyenlerin verdiği bilgileri takip ediyoruz. Bunlar aradığınız taktirde ulaşılabilir halde. Ayrıca kendileri vegan olan doktorlar ve uzmanlar var. Onlar da sürekli sosyal medyada bilgilendirme yapıyor. Bu konuda Dr. Murat Kınıkoğlu, iki kitap yazdı. Türkçe olarak da kaynaklar mevcut.

Yapay Et Üretimi İçin Hayvan Hücresi Kullanılıyorsa, Ben Onu Desteklemem

Teknoloji firmaları yapay et ya da bitkisel ete yatırım yapmaya başladı. Bunun hayvan sömürüsü üzerindeki etkisi nasıl olacaktır? Bu gelişmeler desteklenmeli midir?

Ben şahsen bu ürünler olmadan yaşarım; uzun yıllar da yoktu zaten, benim meraklı olduğum bir şey değil ama birileri etten vazgeçmemek için bunu bahane etmesin diye bence bitkisel et seçenekleri olmalı. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var. Yapay et üretimi için hayvan hücresi kullanılıyorsa, ben onu desteklemem. Bu yönde bazı çalışmalar var dünyada. Sonuçta bu tür yapay et, öldürülen hayvan sayısını azaltır diye birileri bunu pompalıyor ama buna gerek yok ki… Halihazırda % 100 bitkisel et alternatifleri var. Türkiye’de de vegan döner, köfte, hamburger köftesi, sucuk, sosis gibi ürünler üretildi. Hayvanların hiçbir şekilde insan kullanımı için sömürülmesine razı değilim. Tamamen bitkiselse sorun yok ama en ufak bir hayvan kullanımı varsa hayır diyorum.

Ahlaken Nasıl Bir Yozlaşmanın İçinde Bulunduğumuzun Kanıtı

Hayvanlara yönelik şiddet ve istismara hala ciddi bir ceza yaptırımı getirilmiyor. Bu anlamda birçok sivil toplum kuruluşu çalışma yürütüyor. Neden bir aşama elde edilemiyor?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Faytona Son, Atlara Özgürlük: 16 Eylül'de Kitlesel Büyükada Eylemi

Yıllardır sürüncemede bırakıldı bu konu. Bu arada hayvanlar dehşet verici şiddet olayları sonucunda acı içinde can veriyor. Suçlular en fazla sembolik bir para cezası alıp elini kolunu sallaya sallaya geziyor. Ben gazetedeki köşemde neden yasanın bir türlü çıkmadığı hakkında da yazdım. Şöyle bir düşüncenin engel yarattığı biliniyor: “İnsanlara yönelik şiddet olaylarının bazılarında bile hapis cezası yok. Hayvanlara uygulanan şiddete hapis cezası verilirse olmaz.” Bu inanılır gibi değil! Oradaki “bile” ifadesi zaten türcülüğün kanıtı. Hem insana hem de hayvana yönelik şiddet suçlarına caydırıcı hapis cezaları vermeyi akıl edemiyorlar demek ki! Bir diğer neden de büyük bir utancı gündeme getiriyor… Anadolu’da hayvana tecavüz yaygın olduğundan o kadar çok kişiye nasıl hapis cezası verileceğini hesap ediyorlar! Hayvana şiddet suçunu işleyen herkesi hapse atarsak nasıl olacak, hapishanelerde yer yok diye düşünüyorlar… Bütün bunlar toplum olarak ne kadar geri kalmış olduğumuzun, ahlaken nasıl bir yozlaşmanın içinde bulunduğumuzun kanıtı.

Pek Çok Kişi Öfkesini Hayvanlara Yöneltip Hırsını Onlardan Çıkarıyor

Hayvanlara yönelik şiddet ile toplumsal şiddet arasındaki bağı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Toplumsal şiddetin en yoğun olarak yöneldiği kesim hayvanlar. Çünkü bu suçlar Kabahatlar Kanunu’na tabi, TCK kapsamında değerlendirilmiyor. Türkiye gibi son derece keskin bir kutuplaşmanın yaşandığı, ekonomik zorlukların dayanılmaz boyutlara vardığı, işsizliğin tavan yaptığı bir ülkede insanlar huzursuz ve umutsuz. Bu durumda pek çok kişi, öfkesini hayvanlara yöneltip hırsını onlardan çıkarıyor. Toplumsal şiddet katlanarak artarken, en çok hukuk tarafından korunamayan hayvanlar, çocuklar ve kadınlar zarar görüyor. Ataerkil toplum yapısının, giderek palazlanan yobazlığın ve artan cehaletin de etkisi çok elbette…

zülal kalkandelen veganizm hayvan özgürlüğü

Zülal Kalkandelen: “Bu mücadele Adalar’da tek bir fayton atı kalmayana kadar sürecek”

Hayvanların Sırtında Şaklayan Her Kamçının İnsanlık İçin Bir Utanç Olduğunu Hiç Durmadan Söyleyeceğiz

Adalar’daki atlı faytonların kaldırılması konusunda pek umut verici gelişmeler olmuyor. Bu anlamda ismi büyük kişi ve kurumlar, atlı faytonların kaldırılmaması için bir kampanya yapıyor. Buradaki faytonların kaldırılmamasındaki ana sebepler nelerdir? Bu direnç nereden kaynaklanıyor?

Birkaç direnç noktası var. Yerel yöneticiler, atlı faytonların orada ulaşım aracı olduğunu ve bu nedenle hepsinin kaldırılamayacağını iddia ediyor. Oysa 21. yüzyılda uzaya insan gönderilen bir çağda bir hayvanı arabaya bağlayıp sırtına kamçı vurarak yük taşıtmak hayvana şiddettir, sömürüdür. Bunun birçok çevreci, çağdaş alternatifi var. Tümünü kaldırmak istememelerinin bir nedeni, dönüşümün belediyeye maliyeti olabilir ama can karşısında paranın önemi yoktur, olmamalı! Koca belediye, buna bir kaynak yaratmak durumundadır. Tahmin edilebileceği gibi faytoncular, bu bizim ekmek kapımız diyor. Onlara diyoruz ki, atlı fayton yerine aynı şekilde elektrikli/güneş enerjili fayton gelsin, onları da yine siz çalıştırın. Bir diğer direnç noktası, atlı faytonların turistik bir etkinlik olarak görülmesi ve özellikle yazın tur kapsamında fayton gezilerine yer verilmesi. Bunu savunanlara da diyoruz ki; atsız faytonlarla da bu geziler yapılabilir. En önemli direnç noktası, atlı faytonların Adalar ile özdeşleştiğini, oranın simgesi olduğunu ve bu nedenle kaldırılamayacağını söyleyen Adalılardan geliyor… Her yıl yüzlerce atın zulüm sonucunda acı içinde can verdiğini görüp bunu söyleyebilmeleri gerçekten inanılmaz! Birinin cefasının diğerinin sefası olamayacağını anlamak istemiyorlar. Bu mücadele Adalar’da tek bir fayton atı kalmayana kadar sürecek. Hayvanların sırtında şaklayan her kamçının insanlık için bir utanç olduğunu hiç durmadan söyleyeceğiz.

Hayvanlar Arasında Ayırım Yapmayın, Yaşam Haklarına Saygı Duyun, Onları Sömürmeyin

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’ndeki mesajınız nedir?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Canlı Hayvan Ticaretinin İç Yüzü: Zulüm, İşkence ve Hastalık

Yüzyıllardır insan algısını yöneten türcülük öyle iliklere işlemiş ki, hayvanların mal, eşya ve köle olmadığını eğitimli insanlar bile anlamıyor, anlamak için çaba göstermemekte direniyor. İnsanlara diyorum ki; toplumsal adaleti insanla sınırlamayın, hayvanlar da bu toplumun bir unsuru ve bu gezegende bizim için değil bizimle birlikte var. Hayvanlar arasında ayırım yapmayın, hepsinin sizin gibi bilinç sahibi duyarlı canlı olduğunu bilin ve yaşam haklarına saygı duyun, onları sömürmeyin. 21. yüzyılı etik açıdan 12. yüzyılda gibi yaşamayın; bilimin, aklın ve vicdanın sesini dinleyip vegan olun. Hayvanlarla aranızda köle-sahip ilişkisi değil, dost ilişkisi kurun. Onları tanıyın, hislerini anlamak için gözlerine bakın, sizin olmayan bedenler üzerinde hak iddia etmeyin. Her bedenin tek sahibi olduğunu, onun da o bedene hayat veren içindeki ruh olduğunu anlayın. Yaşarken yaşatın!

Röportaj için Sayın Zülal Kalkandelen ‘e şükranlarımızı sunuyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer içerikler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

***

Zülal Kalkandelen Kimdir?

Gazeteci/Yazar Ankara’da doğdu. Ankara Üniv. İletişim Fak. Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fak. Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi dalında yüksek lisans derecesini aldı. 1996-2000 NTV ve CNBC-e’de program koordinatörü/yapımcı/program sorumlusu olarak çalıştı. Yapımcısı olduğu INFO adlı program büyük müzik firmalarının Türkiye temsilcilikleri tarafından “En İyi Müzik Programı” seçildi. Aynı yıllarda NTVMSNBC haber sitesine yazılar yazdı. 2001’de New York’a yerleşti. Aynı yıl Cumhuriyet gazetesine New York yazıları yazmaya başladı. Aynı zamanda Roll, Aktüel, Tempo vb. dergiler için müzik yazıları yazdı. 2003- İlk kitabı New York’u Yaşamak, Remzi Kitabevi tarafından yayımlandı. Deneme tarzındaki kitap, dünyanın en büyük metropollerinden New York’un kültürel ve sosyal yaşamına ışık tutmaktadır.

Eserleri
  • 2004-30 Saniyede Bush (Amerika’da Medya ve Siyaset) adlı çalışması yayımlandı.
  • 2005- İlk romanı Utanmış Sessizlik yayımlandı.
  • 2011- Prof. İdris Küçükömer’in tezlerinin eleştirisi olarak yazdığı ‘İkinci Cumhuriyetçiliğin Temelleri’ adlı kitabı çıktı.
  • 2013 – Zülal Kalkandelen ile Can Başkent’in “Veganizm: Ahlakı, Siyaseti ve Mücadelesi” adlı kitabı çıktı. (Veganizm hakkındaki ilk Türkçe kitaptır.)
  • 2018 – ‘Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü’ adlı kitabı yayınlandı.

2005-2013 arasında Cumhuriyet Gazetesi’nde müzik ve Cumhuriyet Pazar’da “Dünyalı Yazılar” adlı köşesinde siyaset yazıları yazdı. 2018’de Cumhuriyet’te yeniden yazmaya başladı. Kalkandelen, halen Cumhuriyet’te yazmaktadır.

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekoloji

Çığır Açan Vegan Belgeseli: The Game Changers Bugün Netflix’te

the game changers vegan belgesel netflix

Vegan belgeseli The Game Changers geçtiğimiz ay sinemalarda gösterilmesinin ardından, bugün tüm dünya ile aynı anda Netflix’te yayınlanmaya başlıyor.

Uzun metrajlı bir belgesel olan The Game Changers, hayvansal ürünlerin tüketiminin atletik performans için gerekli olduğu efsanesini ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Belgeseli Oscar ödüllü Louie Psihoyos yönetiyor. Belgeselin yapımcılığını ise, “20 yıl içinde etsiz bir dünyaya kavuşmamız gerek” diyen, yine Oscar ödüllü James Cameron üstleniyor. Belgeselde zorlu antrenmanlar ve yarışmalar için kendilerini güçlendirmek için bitki bazlı bir diyet uygulayan Arnold Schwarzenegger, Jackie Chan, Formula 1 Şampiyonu Lewis Hamilton, NBA oyuncusu Chris Paul, ünlü tenisçi Novak Djokovic gibi dünyanın tanınmış isim ve seçkin sporcularına yer veriliyor.

Belgesel spor bilimi ve sağlık alanında çığır açan bilimsel araştırmalardan faydalanırken, dünya nüfusunun sağlığını doğrudan etkileyen tüm gıdalar hakkındaki tarihi mitleri de ortadan kaldırmayı hedefliyor. Belgeselin vegan aktivizmi için önemli bir farkındalık oluşturması bekleniyor.

The Game Changers’ın Fragmanı

Ekoloji kategorisindeki diğer haberler için: http://k2haber.com.tr/category/ekoloji/

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Vegan Yürüyüş 2018 İstanbul Gerçekleştirildi
Okumaya devam et