Connect with us

Röportaj

Yasemin Öney Cankurtaran: İthalat İle Tencere Kaynatan Bir Ülkeyiz

Yasemin Öney Cankurtaran Röportaj Yoksulluk

17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nde önceki dönem CHP Genel Başkan Yardımcısı / İş Kadını Yasemin Öney Cankurtaran ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar dileriz.

– Türkiye ekonomisini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Kısa vadede en büyük riskler nelerdir?

Biraz dünya ekonomisi ne durumda, buna bakmak lazım. Küreselleşmiş bir dünyada, Türkiye’yi tek başına değerlendirmek hem rasyonellikten uzak ve hem de biraz acımasızca olur. Dünya ekonomisi 2008’den sonra çok değişti. Gelir dağılımları, kişi başı düşen gelirden kar marjlarına kadar her şey değişti. Bunlar tabi faiz oranlarına da yansıdı. Özellikle az gelişmiş ülkeler bu paydan daha fazlasını aldı. Fakat Türkiye bu paydan, neredeyse dünyada en fazla olumsuz yönde etkilenen ülke oldu. Bu bağlamda değerlendirmek çok önemli. Burada Türkiye ekonomisi nereden nereye geldi ve ne olacak konusuna bakmak için bu kötü, olumsuz havadan neden daha fazla etkilendiğimizi araştırmak lazım.

Yasemin Öney Cankurtaran: Yatırımın Sevdiği İklimde En Önemli Parametre Hukuktur

Ben kötü, olumsuz ekonomi haberleri vermeyi uygun görmem. Ekonomide negatif enerji vermemek lazım. Çünkü ekonomi bir algı yönetimidir. Bugün çok güvendiğiniz bir ekonomist Türkiye’de çıkıp, yarın Dolar 8 lira olacak derse, olur. Ya da bir aya kadar Dolar 4 liraya düşecek derse, hakikaten ciddi bir satış gelebilir.

Türkiye ekonomisinin dünyadaki bu olumsuz havadan daha fazla etkilenmesinin en önemli sebebi, bütün dünyada Türkiye’de gerçekten demokrasinin olup olmadığının sorgulanması,  Türkiye’deki hukuk sisteminin artık eksik çalışıyor olması algısıdır. Türkiye’de demokrasi var mı, yargı bağımsız mı, hukuk sistemi düzgün işliyor mu? Yatırım yapılabilir mi bu ülkeye? Bizim maalesef en büyük handikabımız Türkiye’nin artık yatırım yapılabilir bir ülke olma görünümünden çıkmasıdır. Bunun sebebi de yatırımın sevdiği iklimde en önemli parametre hukuktur. Eğer siz hukuk sisteminize, kendi insanınızı, dünya insanlarını, kurumsal yapıları inandıramazsanız o ülkede yatırım yapılamaz. Bir ülkede yatırım yapılamadığı zaman da, ekonominin gidişatı konusunda hiçbir zaman olumlu bir şeyler söyleyemezsiniz.

Kısa vadede tabi bu içinde bulunduğumuz durum, sınır ötesi operasyonların bir anda doları fazla etkileyeceği düşünülürken, farkındaysanız beklendiği kadar da etkilemedi. Herkes 8’i, 10’u bulur derken, ben o zaman da aynı şeyi söylüyordum. Dövizde bu kadar fevri bir çıkış artık Türkiye’de olmaz. Hatta şunu da söylüyorlardı dolar 2 TL olacak diye, asla öyle bir şey de olmayacağını söylüyorum. Teknik olarak bakarsanız dolar hala çok pahalı değil. O kadar kötü yönetildik ki biz 2005-2006’dan itibaren. Her seferinde enflasyon biraz düştüğünde, biz onu karşılayamayacak kadar, o zaman aralığını dengeleyemeyecek kadar hızlı hareket edip orantısız bir şekilde faizleri düşürdük. Bundan dolayı da dolar hep baskılandı. Cari rakamları 1994’ten itibaren incelediğimizde, teknik olarak doların zaten 7 TL seviyesinde olması gerekiyor. Siz hep baskı altında tuttunuz. Bunun üzerine yatırım olanaklarını açamadınız Türkiye’de. Bunun üzerine sağlam bir hukuk sistemi kurup, dışarıdan yatırım için para gelmesi için uygun iklimi yaratamadınız. Faizleri her zaman siyasi sebeplerle kendi dengesinde tutmaktan ziyade, müdahale altında tuttunuz. Sonuçta da gelinen nokta, bugün Türkiye yatırım yapılamayan, kendi iç dinamiklerinde bile insanların yatırım yapmak istemedikleri, bırakın dış piyasalardan yatırım gelmesini, bizim kendi vatandaşımız bile yatırım yapmaz hale geldi.

Kendi Vatandaşımızın Yatırım Yapmadığı Bir Ülkedeyiz

Türkiye’de ne kadar çok özelleştirme yapıldı. Birçok yabancıya şirketler satıldı. Yerli iş insanımız, şirketlerini sattı. Neden yeni yatırım yapmadı? Bunun iyi düşünülmesi gerekiyor. Aynı kişiler tarafından bu paralar yatırıma dönüştürüldü mü? Dönüştürülmedi. Demek ki kendi vatandaşımızın bile yatırım yapmadığı bir ülkedeyiz. Eğer siz yatırım yapmazsanız, hukuk sistemini sağlayıp güvence vermezseniz, hukuk sistemini sağlayamadığınız için bırak yatırımı sıcak para girişini bile sağlayamazken ki tercih ettiğimiz bir şey değildir sıcak para girer ve çıkar, ama onu bile sağlayamazken elbette ülkeyi bekleyecek sonu,  işsizlik, yüksek enflasyon, faizler ve tutulamayan döviz kurları olacaktır.

Bu şartlar altında bizim şu anda bu operasyonu yapıyor olmamız belki çok daha olumsuz sonuçlara sebep olacak diye düşünülüyordu ama bu noktada şunu vatandaşa sormamız lazım. Yani doların yükselmesi için dışarıdan gelecek negatif etkiyi, saldırıyı  sıfırlama durumunda dolar nasıl yükselecek? Yurt içindeki TL’nin dolara dönüşmesiyle elbette. Peki şu anda doları yükseltecek TL var mı Türkiye’de? Hangi vatandaşın cebinde dolara dönüştürülecek TL var? Tasarrufu kaldı mı ki insanların, kurumların TL’den dolara dönüş yapsın!

Enflasyonun Tek Haneli Çıkması Sürreal Bir Durumdur

– Her gün zam haberleri gelmesine rağmen, enflasyon 9.5 olarak açıklandı. Siz bu istatistiği gerçekçi buluyor musunuz?

Buna ancak gülümseyerek cevap vermek durumundayım. Bütün zamların yüzde 20’nin üzerinde olduğu bir yerde, enflasyon rakamının tek haneli açıklanması sürreal bir durumdur. Mülkiye’de ekonomi okurken bütün üretim ve tüketim araçlarındaki zam oranının, fiyat artışını oran olarak verip, enflasyonu da onun neredeyse yarısı kadar çıkartsaydım ki (enflasyon bugün yüzde 20’lerden çok daha fazladır, doğalgaza, elektriğe, otoyola yapılan zamlar yüzde 50’lere yakındır) hayatım boyunca mülkiyeden mezun olamazdım. Maalesef bugün TÜİK’in verdiği veriler hem Türkiye’deki vatandaş açısından hem de yurtdışındaki kurumsal çevreler açısından gerçekçi bulunmuyor. Orada da bir müdahale var. Herkes yazdı çizdi TÜİK’in başına bunu getirirsen, elbet böyle çıkacak diye, kurum tarafsız ve bilimsel açıklama yapmıyor diye. Ama bu verilere kamuoyunu koşulsuz şartsız inandırmak bu kadar da basit değil. Enflasyon belli ki Türkiye’de çok daha yüksek. Vatandaşın aybaşından ay ortasına kadar cebinde kalan paraya, emeklinin maaşına, öğrencinin ailesinden aldığı harçlığa bakıp, zaten enflasyonun ne durumda olduğu görülebiliyor. Çok merak ediyorum, TÜİK enflasyonu hesaplamak için hangi verileri aldı? Çok inandırıcılıktan uzak sonuçlar bunlar. Yüzde 20 zam ortalamasının olduğu bir yerde, enflasyonun tek haneli çıkması imkansızdır.

Kalkınmış Düzeyi Çok Daha Önemlidir

– Yoksulluk ve işsizliğin artış sebebi nelerden kaynaklanıyor? Bunları engelleyebilecek politikalar nelerdir?

Bir ülkede yatırım olmazsa, işsizlik mutlaka olacaktır. İstihdam alanı açılacak ki işsizlik oranınız düşsün. İşsizlik oranı yükseldikçe, yoksul sayısı da artacak. Yoksullukla kalkınmışlık oranını karıştırmamak lazım. Kalkınmışlık düzeyi çok daha önemlidir. Nedir kalkınmışlık düzeyi? Yani kişi başına milli gelir veriyoruz, bakıyorsunuz yüksek. Vatandaşa bakıyorsunuz, kişi başı milli gelirden payını hiç alamıyor. Bir aile, bir anne, bir baba çocuğunu haftada kaç kez dışarıya yemeğe götürebiliyor? Çocuğunu yabancı dil eğitimi için kurslara gönderebiliyor mu? Bir aile ayda kaç kez sinemaya gidiyor? Çocuğuna alışveriş yapabiliyor mu? Senede bir kez olsun tatile gidebiliyor mu? İstediği bir yaşam şekli için, kendini geliştirmek, işini geliştirmek için kurslara gidebiliyor mu? Kalkınmışlık düzeyi bu demektir. Siz istediğiniz kadar kişi başına düşen milli geliri yüksek gösterin, burayı kurtaramadığınız sürece, yoksulluk rakamı olarak hiçbir şey açıklayamazsınız. Türkiye bugün maalesef kalkınmışlık düzeyi açısından bakıldığında, oldukça yoksul ve yoksun bir ülkedir. Büyüme oranı da bir şey ifade etmez. Çin dünyanın en yüksek büyüme oranı olan ülkelerinden biridir ama en yüksek evsizin olduğu ülkedir. Önemli olan büyüme oranı değildir, kalkınmış düzeyidir.

yasemin öney cankurtaran

Serbest Piyasa Ekonomisi, Serbest Yandaş Yaratma Sistemi Olmuşsa Yoksulluk Artar

– Yoksulluğu piyasa ekonomisinin doğal bir sonucu olarak görmeli miyiz?

Eğer bir ülkede piyasa ekonomisi ile beraber, demokrasi ve hukuk sistemi iyi çalışırsa, yargının bağımsız işlediği, hukuk sisteminin ileri demokrasi düzeyinde çalıştığı görülürse, serbest piyasa ekonomisi her zaman yoksulluk getirmez. Evet, gelir dağılımında eşitsizlik getirir ama eşitsizlik her zaman yoksulluk demek değildir. Eğer sizin sermaye piyasalarınız tanımında olduğu gibi sermayeyi tabana yaymaya çalışırsa, belli bir hukuk ve adalet sistemi içerisinde, bilakis yoksulluğu arttırmaz, yoksulluğu azaltır. Fakat siz adalet sistemini oturtamazsanız, yandaş sektörler ve kurumlar ortaya çıkarırsanız, elbette ki yoksulluğun önünü açarsınız. Sizin serbest piyasa ekonominiz, serbest yandaş yaratma sistemini oluşturur. Bu da anlamından sapar ve yoksulluğu tetikler. Yani demek istiyorum ki serbest piyasa ekonomisi kendi başına, demokrasi ve hukuk sistemi içinde işlerse yoksul yaratmaz. Ama hükümetler serbest piyasa ekonomisini kendi yandaşını yaratmak için bir sistem olarak kurarsa, hukuksuzluk yaratır, adaleti göz ardı ederse yoksulluğu tabi ki artırır.

Tarımda Bile İthalat İle Tencere Kaynatan Ülkeyiz

– Trump’ın ‘Ekonominizi mahvederim’ sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye ekonomisi bu kadar kırılgan mı?

Evet, Türkiye ekonomisi bu kadar kırılgan. Bugün sizin sermaye piyasası araçlarınızın yüzde 65’i yabancı yatırımcıların elinde. Yerli ve milli dediğiniz hiçbir şeyiniz kalmamış. Tarımda bile ithalat ile tencere kaynatan bir ülke haline gelmişseniz, elbette ki dışarıdan tehdit almaya hazır olmalısınız. Ne enerji üretebiliyorsunuz, ne tarım ürünü üretebiliyorsunuz. Bırakın yeni bir kaynak açmayı, Türkiye dünyadaki kendi kendine tarımsal olarak yeten 7 ülkeden biriyken, siz bizi arpayı, buğdayı dışarıdan ithal eden bir ülke haline getirmişsiniz. Tabi ki kırılgan olursunuz. Üretim yapmazsan, başkasına muhtaç olursan her alanda tabi ki seni tehdit ederler. İş o ki o tehdidi yaptırtmayacak o güçlü bünyeye sahip olmak.

Ama buna rağmen yine ısrarla söylüyorum, Türkiye’yi kimse tehdit edemez. Bu benim canımı çok acıtır, hepimizin canını acıtır. Türkiye zannedildiğinden yine de çok güçlü bir devlettir. Hem ekonomik olarak, hem sosyolojik olarak. Türkiye bir tehdit karşısında bir bütün olmayı her zaman başaracaktır. Yeter ki bizi yönetenler, bir bütün olmamızı engellemesinler. Hiçbir zaman dış politika, iç politikaya malzeme yapılmamalıdır.

Üretim Yaparak IMF’ye Borcu Kapattıysak, Yabancılara Yapılan Özelleştirme Paraları Nerede?

– IMF mevzusu çoğu zaman siyasetçiler tarafından politik bir argüman olarak kullanılıyor. Bunun böyle olmasının sebebi nedir? Türkiye’nin IMF’ye borcu bitti mi?

25 Mayıs 1954 itibariyle bizim Osmanlı’dan kalan bütün düyun-i umumiye borçları bitmiştir. Borçların ödenip bitirilmesi hususunda o dönem CHP’nin başarısını da takdir etmemiz gerekir.  O dönemden sonra tekrar IMF’ye borçlanıldı. Son 16-17 yılda ise IMF’ye olan borcumuzdan, çok daha fazla yabancılara özelleştirme yaptık. Peki, o zaman IMF’ye borcumuzu kapatmamızdaki başarımız neydi? Madem üretim yaparak IMF’ye borcu kapattık, özelleştirme için almış olduğumuz paralar nerede? IMF’ye borcu kapatmak, bir başarı hikâyesi olarak sunulmamalıdır.

IMF şeffaf bir yapıdır. Maalesef hükümet bu şeffaf yapıyı, şüpheli ve puslu bir pencere haline çevirmeye çalışıyor. Ekonomide algı yaratmaya çalışıyorlar. Her şey ortada aslında. IMF ile tekrar masaya oturulup oturulmaması konusunda, bir algı hazırlığı yapıldığı düşüncesindeyim. Tüm bu yapılan tartışmalar, bence bunun hazırlığı olabilir.

Yasemin Öney Cankurtaran ’a değerli görüşlerini bizlerle paylaştığı için teşekkür ediyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer içerikler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

***

Yasemin Öney Cankurtaran Kimdir?

Yasemin Öney Cankurtaran

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olan Yasemin Öney Cankurtaran, ODTÜ, Marmara Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi ve Gelişim Üniversitesi’nde; ekonomi, yönetim ve bilişim sistemleri, siyaset bilimi, küresel siyaset ve uluslararası ilişkiler, dinler tarihi ve din felsefesi gibi farklı konularda yüksek lisans ve doktora eğitimi almıştır.

Sermaye Piyasaları ve Finans sektöründe profesyonel olarak çalışmıştır. Şekerbank, Finansbank ve çeşitli aracı kurumlarda çalıştı. Bir Yatırım Bankası’nda genel müdür ve büyük hissedar olarak görev yaptı. Takasbank, TBB Sermaye Piyasaları Birliği, Borsaİstanbul gibi özdüzenleyici kurumlarda yöneticilik ve yönetim kurulu üyeliği yapmış, İMKB’de uzun yıllar tahkim-uyuşmazlık komitesi başkanlığını üstlenmiştir.

Çocuk ve kadın hakları üzerine birçok projeye imza atmıştır. Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı Mütevelli ve Yönetim Kurulu üyesi, Uyuşturucu ve Bağımlılıkla Mücadele Platformu Başkanlığı gibi STK görevlerini üstlenen, Bağımlılıkla mücadele konusunda C4 Recovery Solutions Vakfı’nın Türkiye’deki yerel yönetimler temsilciğini yapan Cankurtaran, bu alanda yaptığı çalışmalar ve belediyelerde açtığı rehabilitasyon merkezleri ile de tanınmaktadır.

Değişik kurumlar tarafından birkaç kez “Yılın İş Kadını” ve “Yılın Akademisyeni” olarak ödüllerini almıştır. Yasemin Öney Cankurtaran’ın kadın ve siyaset, kimlik üzerine siyaset, özelleştirme yöntemleri, kamu-özel sektör iş birliği modelleri, din ve siyaset, çağdaş yönetim sistemlerinde sosyal politikalar, sosyal demokrat sözlüğü, terörle mücadele, sosyal projeler ve siyasi politikalarda algı yönetimi üzerine yazdığı tez, kitap ve birçok makalesi bulunmaktadır.

İyi derecede İngilizce bilen Cankurtaran, ailesinin devlet memuriyeti görevinden dolayı birçok şehir ve ülkede eğitimini sürdürmüş, Almanya’da Almancayı, Irak’ta Arapçayı, İsrail’de İbraniceyi öğrenmiştir. Liseyi Diyarbakır’da okuması sebebiyle de az da olsa Kürtçe bilmektedir.

Yasemin Öney Cankurtaran siyasete 2009 yılında Abdüllatif Şener’in kurduğu Türkiye Partisi’nde kurucu üye olarak başlamıştır. 2011 yılında CHP’den İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayı olmuştur. 2012-2014 yılları arasında CHP İstanbul İl Başkanlığı Danışmanı olmuştur. 2014 yılında CHP Parti Meclisi’ne seçilmiştir. 2016 yılında yeniden Parti Meclisi üyeliğine seçilmiştir. 2016 – 2018 arasında CHP Tanıtım ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmiştir.

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir