Bizi Takip Edin

Yazarlar

İklim Krizi İle Hayvan Hakları Mücadelesini Birbirinden Ayıramayız

Ayşem Özleyiş Oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz – 2004 yılında yürürlüğe giren 5199 sayılı HKK’dan bu yana ülkemizdeki hayvanların yaşamlarının korunması ile ilgili birkaç genelge ve yönetmelik dışında maalesef ki hiçbir gelişme olmadı.

Tüm kamuoyu baskısına, artan vahşet ve istismar olaylarına rağmen, bir kısım hala duymamazlıktan, görmemezlikten gelmeye devam ediyor.

Sorulduğunda en üst seviyedeki kamu yöneticilerinden başlayarak, iktidar mensuplarına kadar ve neredeyse her parti yöneticisi mutabık kaldıklarını ifade ediyor. Yasa yine de çıkmıyor. Bunun nedeni nedir diye düşünüp, mantıklı bir cevaba ulaşmak ise mümkün değil.

Hayvanlarla Empati Kurabilme: Yanlış Öğretiler İlkokulda Başlıyor

Ayşem Özleyiş Oğuz: ‘Daha Dün 9 Yavru Köpek Yakılarak Öldürüldü’

Görünüşte herkes yasadaki eksiklikten bahsediyor, yaşanan ve yaşatılan şiddeti kabul ediyor ama hayvanların yaşam haklarının ihlallerine yine son sürat devam ediliyor. Bu korkunç çelişki içindeki canlılar ise yaşam savaşı vermeye, yaşam haklarını korumaya çalışıyor. Koruyamadıklarını, koruyamayacaklarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Çünkü insan denilen acımasız tür karşısında hiçbir şansları yok. Daha dün 9 yavru köpek yakılarak öldürüldü bu ülkede, hiç mi vicdanınız sızlamıyor?

2-3 yaşına gelebilenlerin şanslı sayıldığı bu ortamda, sadece ticari meta/mal olarak görülenlerin bir kısmı yaşıyor, onlar da bambaşka bir zulümle karşı karşıya kalıyorlar. Hurafeler, eğitimdeki eksiklikler, toplumsal şiddet dili ve uygulamaları onlara şiddet olarak geri dönüyor. Bunu engelleyebilecek tek şey ise yaptırımları güçlü, gerçekten yaşam hakkına saygı gösteren bir yasadır.

Hayvan Hakları Savunucuları Soruyor: Yasa Neden Bekletiliyor?

Zekamızı Öldürmek İçin Değil, Yaşatmak İçin Kullanmalıyız

Gelişmişlik nedir? Biz gelişmiş bir toplum muyuz? Gelişmişlik diğer canlıların yaşam hakkına saygı duymakla başlıyor. Ortak bir doğaya, yaşam alanına sahip olduğumuzu kabul etmektir. Üstün olmadığımızı görmektir. Zekamızı diğer canlıları yok etmek için değil, yaşatmak için kullanmaktır. 21. yüzyılda eline silah alanlar pervasızca hayvanları katletmekte, bunun da yasaya uygun olduğunu ifade edebilmektedirler. Belediyeler hala hayvanları toplayıp boş arazilerde açlığa, susuzluğa ve ölüme terk etmektedir. Bunların ne vicdanla, ne ahlakla ne de akılla bir alakası bulunmuyor.

Sığınılacak bir adalet aradığımızda ise kocaman bir boşluk karşımızda öylece durmaktadır. Valiliklere ve kaymakamlıklara verilen denetleme yetkisi de tam anlamıyla bir fiyaskoya dönmüş, uygulanmamaktadır. Hayvanın ayaklarını kesene 180 TL ceza verildi. Çünkü yasada hayvanlar bir eşya olarak görülüyor. Bu bile büyük bir utanç değil midir?

Mantığın ve vicdanın asla kabul etmeyeceği eylemleri yaşıyoruz, her gün yenileri de ekleniyor. Fakat bizim ısrarla ve ısrarla sığınacağımız şey yasalardır ve biz bu yasayı değiştirmek zorundayız. Hep aynı şeyleri söylüyoruz doğru ama bunu başarmaktan başka şansımız yok. Bugün bir kez daha hayvan hakları yasası hemen diyoruz.

Zülal Kalkandelen: Bilimin, Aklın ve Vicdanın Sesini Dinleyip Vegan Olun

İklim Krizi ile Hayvan Haklarını Birbirinden Ayıramayız

Bu yaptıklarımız mücadelenin sadece bir ayağı. Hayvanlarla beraber doğayı da katlediyoruz. Hızla yok edilen doğa, küresel ısınma, iklim krizi, yok olan türler, endüstriyel hayvancılık… Aralık ayında neredeyse yazı yaşıyoruz. Dikkatinizi çekmiyor mu? Hızla kuraklaşıyoruz. Bilim insanlarının dünyamıza verdiği süre 67,5 yıl oysa bizler sonsuz bir yaşama sahip olduğumuz düşüncesiyle hoyratça kullanmaya, harcamaya devam ediyoruz. Pandemi bile insan türünü biraz düşünmeye itemiyor.

Her şey birbirine bağlı. Hayvan hakları ile iklim krizini birbirinden ayıramayız. Hayvanları korumalı, doğaya saygı göstermeli ve insan türünün egosunu törpülemeliyiz. Çünkü her şey birlikte yaşadığımız gerçeğini kabul etmekle başlayacaktır.

Değişmeden, değiştiremeyiz.