Connect with us

Genel

Kılıçdaroğlu’ndan Gençlere Mektup: ‘İklim Bakanlığı Kuracağız’

-

İklim Bakanlığı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gençlere bir iklim mektubu yazdı. İklim değişikliği ve iklim değişikliğine bağlı gelişmelerin geleceği tehdit ettiğinin kaydedildiği mektupta, “Millet İttifakı’nın iktidarında doğal ekosistemin korunması ve eski haline döndürülmesini koordine edecek İklim Bakanlığı kuracağız. Bakanlığın kadrolarını büyük ölçüde sizler oluşturacaksınız” ifadelerine yer verildi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gençlere hitaben bir iklim mektubu yazdı. Kılıçdaroğlu’nun İklim Mektubu’nda şu ifadeler yer alıyor:

* Sevgili gençler, ekolojik bir yıkımla karşı karşıyayız; dünyamız yaşanabilir olmaktan büyük bir hızla uzaklaşıyor. İklim değişikliği ve bağlı gelişmeler milyarlarca insanın hayatını doğrudan etkiliyor.

* Hava kirliliği, orman yüzölçümünün azalması, türlerin soylarının tükenmesi, temiz su kaynaklarının azalması, ekilebilir arazilerin vasıflarını kaybetmesi, aşırı nüfus artışı vb. etmenler geleceğimizi tehdit ediyor.

‘Yanan Her Orman Alanı Akdeniz Havzasını Daha Da Kuraklaştırıyor’

* Üstelik bu tehdit salgın bir hastalık gibi; sınır tanımıyor, sınırları aşıyor bizleri evlerimizin orta yerinde buluyor. Amazon Ormanları’nda kesilen her bir ağaç, Avrupa’yı sular altında kalmaya bir adım daha yaklaştırıyor. Türkiye’de yanan her orman alanı, Akdeniz havzasını daha da kuraklaştırıyor.

* Açık kalan her bir çeşme, Afrika’daki suya erişim mücadelesini zorlaştırıyor. Gelişmiş ülke ekonomilerinin kendi sınırları içindeki karbon salınımını en aza indirmesinin de tek başına bir anlamı yok. Çünkü karbon salınımıyla kirlenen atmosfer, kendisini termik santrallerden kurtarmış ülkelerin de üstünü örtüyor, onların da nefesini kesiyor.

*Karşı karşıya bulunduğumuz ekolojik yıkım en çok da sizi ürkütüyor. Geleceğe dair kaygılarınız artıyor; ebeveynlerinizin yaşadığından daha kötü bir dünyada ömrünüzün geçeceğini düşünüyorsunuz.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

‘Birlikte Değiştirebiliriz’

* Haklısınız ancak birlikte değiştirebiliriz! Biliyorsunuz, Cumhuriyetimizin II. Yüzyılı için kaleme aldığım II. Yüzyıla Çağrı Beyannamesinde, “Gelecek nesiller için Ekosistem Hakkı” başlığına yer vermiş, bu hakkın anayasal güvence altına alınacağını söylemiştim.

* Masmavi ve yemyeşil, sağlıklı ve bereketli Türkiye hedefimizde, sizlerin de yanımızda olmanız bize gurur verir. Uluslararası bir dayanışmayla ve aynı zamanda ulusal bir kararlılıkla ülkemizi, dünyamızı daha yaşanabilir kılmanın politikaları hazır. Dünyaya örnek olacak ekolojik sıçramamızı birlikte yaşama geçireceğiz. Türkiye’yi evrensel kriterlere uygun bir ekosistemin uygulayıcısı ve dünyadaki öncüsü yapacağız.

Gençlerin Denetimi ve Katılımına Açık Bir Çevre Politikası Vurgusu

* Tüm canlıların yaşam hakkına saygılı, yeraltı ve yer üstü kaynaklarını ekolojik sınır ve şartlara uygun olarak değerlendiren; karar süreçlerinde demokratik ve siz gençlerin doğrudan denetimine/ katılımına açık bir çevre politikasını hayata geçireceğiz.

* Her alanda olduğu gibi iklimde, doğada, ekosistemde, suda, tarımda, kent ve kır yaşamında adaleti sağlayacağız; çevrenin binlerce yıllık kadim adaletinin önüne barajlar kurmayacak yollar yapmayacak, engeller çıkartmayacağız.

Arif Ali Cangı: ‘Hukuk, Ekolojiye Uygun Bir Mekanizma Haline Getirilmeli’

‘İklim Bakanlığı Kuracağız’

* Bu bağlamda, Millet İttifakı’nın iktidarında doğal ekosistemin korunması ve eski haline döndürülmesini koordine edecek İklim Bakanlığı’nı kuracağız. Bakanlığın kadrolarını büyük ölçüde sizler oluşturacaksınız.

* Bugünün gençleri olan sizlerle birlikte, sizin de çocuklarınız için evrenin bilinen en güzel gezegenini, yeniden sağlıklı mavi küreye dönüştürelim. Türkiye’den başlayalım! Ülkemizin ve dünyanın ekolojik geleceğini kurtaralım. Başarabiliriz, geleceği değiştirebiliriz!

Genel

Başkan Akpolat, Çarşı Grubu’nun Düzenlediği 40. Yıl İftar Yemeğine Katıldı

-

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, BJK taraftar grubu Çarşı tarafından Beşiktaş Sahil’de düzenlenen iftar yemeğine katıldı. Akpolat; “Çarşı grubunun 40. yıl iftarında Ahmet Nur Çebi Başkan ile birlikte vatandaşlarımızla Beşiktaş sahilde bir araya gelerek oruçlarımızı açtık. Tutulan oruçların ve edilen duaların kabul olmasını diliyorum” dedi.

K2 HABER | Beşiktaş taraftar grubu Çarşı, Ramazan Ayı dolayısıyla Beşiktaş Sahil’de iftar programı düzenledi. Yüzlerce taraftarın hep birlikte orucunu açtığı iftara Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ve Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı Ahmet Nur Çebi de katıldı. Taraftarlar her iki başkana da sevgi gösterisinde bulunurken, marşlar eşliğinde oruçlar açıldı. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat da iftar sonrası açıklamalarda bulundu. Akpolat; Çarşı grubunun 40. yıl iftarında Ahmet Nur Çebi Başkan ile birlikte vatandaşlarımızla Beşiktaş sahilde bir araya gelerek oruçlarımızı açtık. Tutulan oruçların ve edilen duaların kabul olmasını diliyorum” dedi.

Başkan Rıza Akpolat: ‘Beşiktaş’ın En Büyük İkinci Markasını Yaratacağız’

Okumak için tıklayın

Genel

Hattat, Şimdi De Kömür Çıkartmak İstiyor: Bartın Platformu Dava Açtı

-

Bartın Platformu

Hattat Holding, Bartın Amasra’da kömür çıkartmak için Bakanlığa başvurdu ve Lavvar Tesisi için ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı aldırdı. Bartın Platformu kararı yargıya taşıdı.

K2 HABER | Bartın Amasra’da doğa ve yaşam savunucularının yaklaşık 20 yıllık mücadelesiyle, bölgede termik santral kurması  yargı kararılarıyla engellenen Hattat Holding, şimdi de kömür çıkartmak için başvuru yaptı.

‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı da aldıran şirkete karşı, Bartın Platformu hemen harekete geçti. Bartın Amasra halkını temsilen 300 davacılı dilekçenin teslim edildiği, davacıların çoğunluğunun bu tesisin yapılmak istendiği Tarlaağzı ve Gömü köyleri sakinleri olduğu belirtildi.

Kararın iptali için dava dilekçesi oluşturan platform, bir açıklama da yayınladı. Açıklamada Bakanlık yetkililerine seslenilerek, “Hileli bir başvuru olduğu açıkça belli olan bir başvuruya siz nasıl “ÇED Gerekli Değildir” kararı verebilirsiniz?” ifadeleri kullanıldı.

‘Değil Milyon, Kuruş Alamazsın Hattat!’

Bartın Platformu: ‘Şimdi Biz Hattat’a Nasıl İnanalım?’

Bartın Platformu tarafından yapılan açıklamadan öne çıkanlar şu şekilde:

“Hattat Holding, daha önce ‘kömürcü olmadığını yalnızca termik santral kuracağını söylüyordu. “Bartın-Amasra halkının kararlı mücadelesi sonucu termik santral işi çıkmaza girince zaman kazanmak için bu sefer de ‘kömür çıkaracağım’ demeye başlamış. Bununla da yetinmemiş, ‘ÇED Gerekli Değildir’ iznini bile almış. Şimdi biz Hattat’a nasıl inanalım?

Hattat, Amasra’da tutunmak ve şu ana kadar politikacı ve bürokratlarla kurduğu işbirliği sayesinde devletten aldığı destekleri devam ettirebilmek için, önce bir Çinli ortak hikayesi uydurdu, şimdi de Amasra B sahasından kendi başına taş kömürü çıkaracağını ve bu kömürü lavvar işleminden geçirdikten sonra çevredeki termik santrallere satacağını iddia ediyor.

Aynı başvuruda 2045 yılına kadar 56 milyon ton işletilebilir rezervin tüvenan olarak çıkarılacağı ve yıkama işleminden sonra 43.5 milyon ton satılabilir kömür elde edileceği yazarken, 23 yıl boyunca çalışacak olan ve 56 milyon ton kömür işleyecek olan lavvar tesisinin ömrü projede sadece 1 yıl olarak veriliyor.

‘Hattat Amasra’dan Gitsin, Taşkömürünü TTK İşletsin’

ÇED Gerekli Değildir Kararı Nasıl Verebilirsiniz?

En az 2045 yılına kadar çalışacak bir maden tesisinde lavvar tesisinin proje ömrü nasıl bir yıl olabilir sayın yetkililer? Hileli bir başvuru olduğu açıkça belli olan bir başvuruya siz nasıl ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verebilirsiniz?

Amasra B sahasında Hattat’ın gerçek niyetinin kömür çıkarmak değil, termik santral kurmak olduğunu, Türkiye Taşkömürü Kurumuna (TTK) ödemesi gereken yüklü miktarda tazminatı ödenmekten kaçındığı, bu nedenle devlet tarafından Amasra B sahasında Hattat Holding’le yapılmış olan Rödovans Sözleşmesi’nin sona erdirilerek bu sahanın TTK tarafından işletilmeye başlanmasını istemiştik.

Biz hala aynı noktadayız. Devlete çağrımız şudur: Termikçi Hattat gidecek, Amasra B sahasını TTK işletecek, gençlerimiz daha iyi koşullarda iş sahibi olacak ve böylece yöre insanın ortak hazinesi taşkömürü gerçek değerini bulacak.“

Okumak için tıklayın

Genel

Süheyla Doğan: ‘En Ufak Korkumuz Yok, Cesaretle Devam Edeceğiz’

-

Süheyla Doğan

Yaşam Savunucusu Süheyla Doğan, K2 TV’nin konuğu oldu. Dernek adına kendisine kesilen 51 bin TL’lik cezayı yorumlayan Doğan, “Bu cezalar bizim mücadelemizi engelleyemeyecek, cesaretle devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Doğa ve yaşam savunucularına yönelik baskı ve sindirme politikaları devam ediyor. Ekoloji mücadelesinin öncü isimlerinden olan ve birçok ekokırım projesine engelleyen Süheyla Doğan’a, KazDağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği üzerinden 51.730 TL idari para cezası kesildi. Birçok ekoloji örgütü sosyal medya üzerinden Doğan’a destek açıklaması yaptı.

Bu cezaların kendilerini sindiremeyeceğini ifade eden Doğan, verilen cezayı K2 TV’den Bahar Ünlü’ye yorumladı.

Süheyla Doğan: ‘Kapitalist Sistemden Umudumuz Yok, Çözüm Biziz’

Akçay’da Sevindiren Haber: Mahkeme, Moloz Dökme Kararını İptal Etti

Süheyla Doğan: ‘En Ufak Korku

Bu mücadelede yaşamını kaybeden yoldaşlarının olduğunu söyleyen Doğan, haklı oldukları bir mücadeleden geri durmayacaklarını belirterek; “Ayvacık depremi sonrası o bölgeden gelen talep sonrası çocuklara kışlık bot desteği verdik. Bu adli bir suç olarak görülüp, savcılığa suç duyurusunda bulunulmuş.. Pazartesi günü benim ifadem alındı. İfadede sorulan şey, neden böyle bir yardım yaptınız. Denetleme sırasında görevliler söylemişti böyle bir şey bulduk diye, ben de kendilerine bu nedenle bize gerçekten ceza vermeye kalkarsanız, bunu tüm Türkiye’ye duyururuz diye. Gerçekten de kabul edilebilir bir şey değil. Hangi vicdansızlıkla suç sayılabilir? Bu mücadele içerisinde yaşamını kaybeden yoldaşlarımız da hem Karadeniz’de hem Akdeniz’de oldu. Ali Ulvi ve eşi Aysin Büyüknohutçu… Çoğu arkadaşımıza bizim gibi cezalar yağdırıldı. Bu cezalar bizim mücadelemizi engelleyemeyecek, cesaretle devam edeceğiz. Çünkü haklıyız, haklı olduğumuz bir mücadeleden de baskılar nedeniyle geri duracak değiliz. Bir yandan da ekoloji mücadelesi içerisindeki dayanışma da bizi güçlendiriyor. En ufak bir korku ve yılgınlığımız yok.” ifadelerini kullandı.

Kazdağı Koruma: ‘Devletlere ve Şirketlere Karşı Aktivistler Korunmuyor’

Ne Olmuştu? 

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği hem bölge hem de ülke çapında verdiği mücadele ile başta altın madenciliği ve termik santraller olmak üzere birçok ekokırım projesini durdurmayı başarmıştı. Bu nedenle de bazı odakların hedefi haline gelmişti.

Dernek son olarak Akçay Sulak Alanı’nda yapılmak istenen Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (ETDİOSB) projesiyle bağlantılı olarak çevre düzeni ve imar planlarının ve bu projeye altlık oluşturmak üzere sulak alanın moloz dökülerek doldurulması uygulamalarının iptali de hukuken sağlanmıştı.

Engellenen ETDİOSB’nin Yönetim Kurulu Başkanı da olan Edremit Kaymakamı tarafından Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’ne gönderilen denetmenler, bazı eksiklikleri öne sürülerek Dernek Başkanı Süheyla Doğan’a 51.730 TL idari para cezası kesti.

Yapılan denetimde derneğin Ayvacık’ta meydana gelen deprem sonrası köy çocuklarının kışlık bot ihtiyaçlarının karşılanması da ‘Derneğin tüzüğüne aykırı faaliyet olarak’ olarak gösterilerek, Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu.

Okumak için tıklayın

Genel

Gençler, Karbonsuz Gelecek İçin ‘Kömürden Çıkış Planı’ İstiyor

-

temiz enerji kömür santrali iklim için gençlik

Z kuşağı temsilcileri olarak İklim İçin Gençlik Türkiye ekibi, Türkiye’nin iklim krizi ile mücadele etmek için açıkladığı 2053 net sıfır karbon hedefine ulaşmak için acilen 2030 yılına kömürden çıkılacağının açıklanmasını talep eden bir imza kampanyası başlattı.

Gençler, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasının ardından atması gereken en hızlı ve gerçekçi adım, iklim krizine sebep olan emisyonlarının yaklaşık yarısına sebep olan kömürü en geç 2030’da kullanmayı bırakacak bir “Kömürden Çıkış Eylem Planı” açıklamasını talep ediyor.

Türkiye Kömürden Çıkacağını Ne Zaman Açıklayacak? 

İklim için Gençlik Türkiye hareketinden aktivistler:Fosil yakıtları desteklemeye devam ederek bugün yapılan geri dönülemez hataları biz geleceğimizle ödemek istemiyoruz. IPCC 1.5 özel raporuna göre, tüm OECD ülkeleri en geç 2030’a kadar kömürden çıkış yapmalıdır. Geleceğimizin iklim krizinin yıkıcı sonuçlarına feda edilmesini değil, karbonsuz düzene geçiş adımlarının acilen hızlandırılmasını talep ediyoruz. Türkiye, Paris İklim Anlaşmasını onaylayarak karbonsuz düzene geçiş için bir adım attı; ancak hala atılacak çok fazla adım var. Atılması gereken ilk ve en acil adımlardan biri ise, kömürden çıkmaktır.” dedi.

Yapılan modelleme çalışmaları kömürlü termik santrallere kamu kaynaklarıyla sağlanan devlet teşvikleri sonlandırılır ve bu santrallere kirletmelerinin bedeli ödetilirse, kömürden çıkmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal), Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA), Greenpeace Akdeniz, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği ve 350.org için modelleme çalışmasını APLUS Enerji’nin yaptığı raporda, 2021-2035 dönemini kapsayan ‘‘mevcut durum’’, ‘‘kömürden çıkış’’, ‘‘nükleersiz kömürden çıkış’’ şeklinde 3 senaryo oluşturularak Türkiye’nin kömürden çıkış olanakları incelendi.

Son Yedi Yıl, Dünya Genelinde Kayıtlara Geçen En Sıcak Yedi Yıl Oldu

Kömürden Şimdi Çıkmazsak Bedeli Büyük Olacak

Raporun üstünde çalışan kampanyacılar: “Türkiye’de kömür yatırımlarının neden olduğu çevre ve halk sağlığı ile iklim maliyetlerinin hiçbiri halihazırda kömürlü termik santral ve/ya kömür madeni işletmecileri tarafından üstlenilmiyor. Üstelik yerli kömür alım garantisi ve kapasite mekanizması gibi uygulamalarla kömür sektörü teşvik ediliyor. Türkiye’nin kömür teşviklerini kaldırıp karbon emisyonlarını fiyatlandırma konusunda ciddi adımlar atması artık bir zorunluluk. Çünkü AB Türkiye’nin önemli bir ticari paydaşı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, AB’ye ihraç edilen ürünlerdeki emisyon içeriğini karbon fiyatlaması yolu ile kontrol edecek. Ulusal ölçekte karbon fiyatlandırma mekanizması uygulanmazsa Türkiye’den ciddi bir finansal kaynak sınırda karbon vergileri yoluyla yurtdışına aktarılacak, AB’ye yapılan ihracat üzerinde ek maliyetler oluşacak” diye belirttiler.

Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım

‘Kömürden Çıkış 2030’ çalışması, mevcut kömür teşviklerinin kaldırılması ve ‘‘kirleten öder’’ ilkesi çerçevesinde karbon emisyonunun fiyatlandırılması ile en geç 2030 yılına kadar kömürden çıkışın mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Kömüre verilmekten vazgeçilen teşvikler, ve kirletenin ödediği toplam karbon maliyeti ile sağlanacak tasarrufla, dönüşümün faydalarının tüm toplumca paylaşılacağı, kimsenin mağdur olmayacağı planlamalara da kaynak ayrılabilir.

Türkiye’de Kömür Düşüşte Ancak Emisyonlar Azalmıyor

En Geç 2030 İçin Kömürden Çıkış Eylem Planı Hazırlanmalı

İklim İçin Gençlik Türkiye hareketinin Karbonsuz bir Gelecek için talepleri şu şekilde:

1. Türkiye’nin en geç 2030 için Kömürden Çıkış Eylem Planı hazırlanması

2. Yeni kömürlü termik santrali yapılmayacağının açıklanması ve planların iptal edilmesi

3. Mevcut kömürlü termik santrallerin (geçimini santral ve ilgili sektörlerden sağlayan kişilerin zarar görmeyeceği şekilde) adil geçiş planı açıklayarak kapatılması

4. Kömür başta olmak üzere fosil yakıtlara sağlanan kamu teşviklerinin sonlandırılması (bu kaynakların adil geçiş ve enerji dönüşümü altyapısı için ayrılması)

Ayrıca iklim krizine sebep olan tüm fosil yakıtlarla ilgili emisyonları azaltmak için çalışmak üzere kamu ve özel sektörlerden kuruluşları bir araya getiren yerel bir iklim değişikliği ortaklığı düzenlenmesi, araç kullanım ihtiyacını en aza indirmek ve yeşil enerji ile çalışan taşımacılık yöntemlerinin teşvik edilmesi ve etkinleştirilmesinin sağlanması, ormansızlaşmanın durdurulması da talep ediliyor.

Okumak için tıklayın

Genel

CHP’li Purçu: ‘İzmir’de Covid-19 Yoğun Bakım Yatakları Doldu’

-

Özcan purçu koronavirüs mehmet ceyhan necmettin ünal

CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu, İzmir’de yoğun bakım servislerinin kapasitelerinim yetersizliğine dikkat çekerek, bu konuda Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi.

 “Sağlık çalışanlarından ve meslek örgütlerinden, özellikle son zamanlarda sağlık sisteminin kapasitesinin hızla yetersiz kalmaya başladığı ve acilen önlemlerin alınması gerektiğine dair uyarıları geliyor.” diyen CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu, İzmir’e ilişkin şu bilgileri paylaştı: “İzmir’de son 15 gün içerisinde Covid-19 hastalığına yakalanan kişi sayısı 10 kat artmıştır. Türkiye genelinde ise son iki hafta içerisinde söz konusu vakalarda 4 kat artış olduğu gözlemlenmiştir.”

“Son dönemde baskın hale gelen Omicron varyantı, Güney Afrika’dan Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) bildirildikten yaklaşık 20 gün sonra ülkemizde görülmeye başlamıştır. O dönemki açıklamalar; çok kaygı verici bir varyant olduğu, çok hızlı bulaştığı yönünde olmuştur. Tüm ülkelere tedbir alma çağrıları yapılmıştır. Dünya, pandeminin başından beri en yüksek vaka sayılarına ulaşmıştır. Bu çerçevede bilim insanlarının çok ciddi vaka artışı olabileceği, hatta sağlık sistemlerinin zora gireceğine yönelik açıklamaları üzerine dünyanın birçok ülkesinde birtakım tedbirler uygulamaya geçmiştir. Bunların başında, toplumsal hareketliliği azaltmak ve kontrolsüz kalabalıklara engel olmak adına yapılan düzenlemeler gelmektedir. Türkiye’de ise sağlık otoriteleri tarafından sürekli olarak ek tedbir almaya gerek olmadığı söylenmektedir. Mevcut tedbirlerle salgının 4 katına çıkması, alınan tedbirlerin yeterli olmadığını göstermektedir.” Açıklamasında bulunan İzmir Milletvekili Özcan Purçu, hükümet tarafından en kısa zamanda, olabilecek en kötü senaryoya yönelik olarak bir “Pandemiyle Mücadele Eylem Planı” nın, tamamen toplum sağlığı gözetilerek bilimsel verilere dayalı bir biçimde hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

CHP’li Purçu: ‘İşsiz Kalan Müzisyenler İntihar Ediyorlar’

Purçu, İzmir’de Covid-19 yoğun bakım servislerinin kapasitelerinin yetersiz olmasına ilişkin verdiği soru önergesinde bakanlığa şu soruları yöneltti:

  1. İzmir ilinde bulunan devlet hastanelerindeki yoğun bakım servisleri ve Covid-19 yoğun bakım servislerinin toplam yatak kapasitesi nedir?
  2. Güncel olarak, İzmir ilinde bulunan devlet hastanelerinde, her kurum için ayrı ayrı belirtilmek üzere, toplam yoğun bakım servisi sayısı nedir?
  3. Güncel olarak, İzmir ilinde bulunan devlet hastanelerinde, her kurum için ayrı ayrı belirtilmek üzere 1. Seviye yoğun bakım servislerinde Covid-19 nedeniyle tedavi gören hasta sayısı nedir?
  4. Güncel olarak, İzmir ilinde bulunan devlet hastanelerinde, her kurum için ayrı ayrı belirtilmek üzere 1. Seviye yoğun bakım servislerindeki yatak sayısı nedir?
  5. Güncel olarak, İzmir ilinde bulunan devlet hastanelerinde, her kurum için ayrı ayrı belirtilmek üzere 2. Seviye yoğun bakım servislerinde Covid-19 nedeniyle tedavi gören hasta sayısı nedir?
  6. Güncel olarak, İzmir ilinde bulunan devlet hastanelerinde, her kurum için ayrı ayrı belirtilmek üzere 2. Seviye yoğun bakım servislerindeki yatak sayısı nedir?
  7. Güncel olarak, İzmir ilinde bulunan devlet hastanelerinde, her kurum için ayrı ayrı belirtilmek üzere 3. Seviye yoğun bakım servislerinde Covid-19 nedeniyle tedavi gören hasta sayısı nedir?
  8. Güncel olarak, İzmir ilinde bulunan devlet hastanelerinde, her kurum için ayrı ayrı belirtilmek üzere 3. Seviye yoğun bakım servislerindeki yatak sayısı nedir?
  9. Söz konusu yoğun bakım servislerindeki yatak kapasitelerinin arttırılması bakanlığınızın gündeminde midir?
  10. İzmir ilindeki devlet hastanelerinde, her kurum için ayrı ayrı belirtilmek üzere, Covid-19 nedeniyle tedavi gören hasta başına düşen doktor sayısı nedir?
  11. Bu kurumlarda, her kurum için ayrı ayrı belirtilmek üzere, Covid-19 nedeniyle tedavi gören hasta başına düşen hemşire sayısı nedir?
  12. Bakanlığınız tarafından, Covid-19 salgını döneminde olabilecek en kötü senaryolara yönelik “Pandemiyle Mücadele Eylem Planı” oluşturulması için bir çalışma yapılması öngörülmekte midir? Öngörülmekte ise bu eylem planı ne zaman hazır olacaktır?

‘Romanların İstediği Tek Bir Şey Var, Caner Sarmaşık Şehit Kabul Edilsin’

Okumak için tıklayın

Genel

Gençliğin Umudu Kılıçdaroğlu Mu?

-

deniz kılıç z kuşağı

2023 Genel seçiminde 2000 sonrasında doğan 5 milyon 940 bin 916 genç seçmen oy kullanacak. Bu oran toplam seçmende yüzde 11.8 oy dilimine denk geliyor. Türkiye’de siyasetin gündeminde artık Z kuşağı var.

DENİZ KILIÇ | Z kuşağını önceki kuşaklardan ayıran en belirgin özelliklerden biri de kendilerine dayatılan görüşleri kabullenmemesidir. Sorgulayıcı, araştıran, kendine yakın olanı seçen ve kendine göre bir görüşü yorumlayandır. Biraz detaylandırmak gerekirse gelişen teknolojinin içerisinde dijital çağın araçlarını etkin kullanan, kendisinden önceki kuşağa göre sokak yerine bilgisayarla oynayan, içe kapanık, bilgiye erişimi yüksek, diğer jenerasyonlar ile iletişimi zayıf olan bir görüşler bulunmaktadır.

Özellikle internetin tüm nimetlerinden yararlanan Z kuşağı, her türlü bilgiye kolay ulaşabiliyor. Siyasi tercihleri sürekli sorgulanan Z kuşağı, politik bakış açılarıyla da gündeme geliyor. Onların politik bakışlarını sadece Türkiye’deki olup biteni görmek üzerine kanaat oluşturmuyor. Z kuşağı Türkiye ile dünyayı kolayca karşılaştırabiliyor.

Ebeveynlerinin doğrularını kabullenmek yerine kendi doğrularını oluşturan ve buna göre yaşamsal standartlarını yakalayan ve en önemlisi de özgürlüğünden taviz vermek istemeyen bu kuşağın Türkiye siyasetindeki siyasi tercihleri partilerin kendisinden daha çok izledikleri politikalardan oluşuyor. Bu bakış açısında bulunan Z kuşağının siyasete bakış açısı da kendinden önceki kuşaklara benzemiyor. Kendi normlarını oluşturan Z kuşağı kendine göre siyasi eğilimlerini oluşturuyor.

CHP’nin İktidar Manifestosu: İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi

Siyasetin Odağı Z Kuşağı

2021 yılını birçok tartışmayla birlikte geride bıraktık. Ancak siyasi ve ekonomik tartışmaları yeni yıla da taşıyacağımız ortada. 2022 yılında erken seçim olur mu, olmaz mı? Bu sorunun cevabı şu an için bilinmiyor. Seçim konusundaki tek bilinen şey erken veya zamanında bir seçim için en kısa süre her gün itibariyle önümüzdeki 60 gün! Seçim için en uzun süre de 1 buçuk yıl! Yani Haziran 2023.

Türkiye aslında uzun süredir seçim atmosferini yaşıyor, iktidar her ne kadar seçim yok dese de muhalefet partileri seçim kampanyası gibi siyasi çalışmalarını sürdürüyor. Ana muhalefet partisi CHP, genel merkezden il ve ilçe örgütlerine kadar daha önce görülmemiş bir şekilde titiz bir çalışma yürütüyor. CHP, tüm sandık görevlilerini şimdiden belirlemiş durumda. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu il il dolaşıyor, basın toplantıları düzenliyor, akşam eve gittiğinde de video çekip Twitter’dan paylaşıyor. Kılıçdaroğlu son dönemde özellikle gençlere yönelik söylemlerde bulunuyor. Sosyal medyayı önemsiyor, kendi Twitter profil hesabında “CHP Genel Başkanı / Gençlerin Demokrat Amcası” yazıyor.

Yürüyüş: Kılıçdaroğlu Ne Söyledi, Ne Yaptı ve Şimdi Ne Yapmak İstiyor?

Kılıçdaroğlu, Gençlerle Diyalog İçin Samimi Çaba İçerisinde

Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde iktidara geldikleri ilk 6 ay içerisinde gençler için yapacakları 6 maddeyi açıkladı. Bu vaatler arasında gençlerin ilk cep telefonundan ve ilk arabasından ÖTV’nin sıfırlanacağı, internet paketlerinden vergi alınmayacağı ve indirimli paketlerden yararlanabileceği yer alıyordu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Z kuşağıyla ile de yakın ilişki kurma gayretinde. Jahrein kullanıcı adıyla bilinen Ahmet Sonuç’un Twitch kanalındaki canlı yayınına katılan ilk siyasi lider olan Kılıçdaroğlu’nun konuk olduğu programı 320 bin kişi izledi. Katıldığı bu yayında gençlere seslenen Kılıçdaroğlu “Size sözüm söz beraber bu ülkeyi aydınlığa çıkaracağız. 6 ay içinde göreceksiniz başka bir Türkiye… Ben Kılıçdaroğlu’nu istediğim gibi eleştiririm başıma hiçbir felaket gelmez… Hepsini göreceksiniz. Özgürlüğü göreceksiniz. Konsollarınızı daha ucuza alacaksınız. İnternet erişiminiz çok daha rahat olacak” dedi. Her şeyden önemlisi Kılıçdaroğlu’nun gençlerle iletişim kurma çabası, gençlerin sempatisini kazanıyor.

Bu arada Kılıçdaroğlu’nun Jahrein’e konuk olduğu programda, yayını izleyen 320 bin kişinin tamamına yakınının gençlerden oluştuğunu belirtmek istiyorum. Mitinglerde toplanamayacak kişi sayısına sosyal medyanın gücü sayesinde ulaşılabiliyorsunuz. Siyasi propaganda da artık klasik yöntemlerin bittiğini görüyoruz.

Yılbaşı öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni yıl reklam filmi yayınlandı. Reklamdaki detay da yine gençlik üzerine kurgulanmış. Babasının 19 yıllık oltasının iş yapmadığını gören genç kız, babasına artık oltasını değiştirmesi yönünde uyarıda bulunuyor. Oltada ısrarcı olan baba, genç kızın ısrarı neticesinde oltasını değiştiriyor ve bir kova balık tutuyor. Reklam filminde verilen mesajın gençler üzerinden verilmesi dikkat çekici. Türkiye sosyolojisi değişiyor, eskiden aile büyükleri siyasi tercihlerini gençlere empoze ederken şimdi ise durum tam tersi. Yani Türkiye’de siyaset sosyolojisi artık tamamen değişiyor. Bu değişimin ilk seçimlere yansıyıp yansımayacağını hep birlikte göreceğiz.

Okumak için tıklayın

Genel

Çiftçiler Sendikası: ‘Ekmek, Küresel Şirketlerin Ağzında’

-

Dünya Gıda Günü

Çiftçiler Sendikası bir basın açıklaması yayınlayarak, kuraklığa dayanıklı ve değişen iklim koşullarına çok daha kolay uyum sağlayabilen atalık, yerel tohumların ekiminin teşvik edilmesi çağrısında bulundu.

Türkiye’de gıda enflasyonu inanılmaz boyutlara ulaştı. Fiyatların yükselmesiyle gıda güvenliği de önemli bir sorun haline geldi. Çiftçiler Sendikası (Çiftçi Sen) küresel şirketlerin gıda üzerindeki egemenliğine karşı, hükümet yetkililerini bir kez daha uyarıyor.

Çiftçi Sen: ‘Gıda Egemenliğini İnşa Etmekten Başka Çare Yok’

Çiftçi Sen tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

“Göbeklitepe’ye 30 km. uzaklıkta Karacadağ tepelerinde MÖ 9500 yılına ait ilk evcilleştirilmiş buğday türü küçük kızıl buğday bulundu. Yani yüz binlerce yıldır bu topraklarda buğday ekiliyor ve Anadolu halkı bu temel gıdasını kutsal kabul ediyor.

Ancak bugün tükettiğimiz buğday, binlerce yıl ıslah ederek tükettiğimiz buğday çeşitleri değil. Hatta 60- 70 yıl önce tükettiğimiz buğdaylar da değil. Bugün tüm insanlığa dayatılan buğday “Yeşil Devrim”le beraber Rockefeller Vakfının 1946 yılında Meksika’da başladığı çalışmaların sonucu oluşturulan buğday cinsleri. İnsanların beslenmesini ve sağlığını gözetmeyen, birim alandan en fazla ürün almayı hedefleyen çalışmaların ürünü. Verimleri ancak kimyasallarla artırılabiliyor. Sağlığımız üzerindeki olumsuz etkileri bir yana buğday tohumları artık şirketlerin elinde ve çiftçi her yıl bu tohumları satın almak zorunda.  Dört küresel şirket tohum ve kimyasal zehir  piyasasını, 10 küresel gübre şirketi de gübre piyasasının %50’sini eline geçirmiş durumda. Bu tarz üretimin şirketlerin önünü açması kaçınılmazdır. ABD, Kanada, Avustralya, Fransa, Ukrayna ve Rusya gibi geniş ekim alanlarına sahip, endüstriyel buğday üretimi oturmuş ülkeler buğday ihracatının tamamını karşılıyor. Türkiye ise 2020 yılına gelindiğinde Endonezya’nın ardından Dünyanın ikinci büyük buğday ithalatçısıdır.

1950’li yıllarda ülkemize dayatılan endüstriyel tarım yöntemleri devlet tarafından çiftçiler desteklenerek yaygınlaştırıldı. 1980’li yıllarda ise IMF, Dünya Bankası ve daha sonra DTÖ eliyle dayatılan neoliberal politikalarla devlet destekleri durduruldu.  Desteklemelerden mahrum bırakılmış, yoğun girdi kullanımına mahkum edilmiş çiftçilerin hem girdi tedarikinde, hem de pazarlamada şirketlere bağımlılığı arttı.

‘Fındık Üreticisi Vahşi Piyasada Kaderine Terk Edildi!’

‘Üretici İlk Defa Kimyasal Gübresiz Ekim Yapmak Zorunda Kaldı’

Son yıllarda ülkemizde üretilen buğdayın çiftçilerden alım fiyatı hasat dönemlerinde TMO tarafından ithalat yapılarak baskılanmaktadır. 2021 kurak bir yıl olmuş, buğday üretiminde ciddi kayıplar yaşanmıştır. Mayıs ayında Bakan Pakdemirli çok iyi bir fiyat verdiklerini söyleyerek ve hatta övünerek buğdayın fiyatını 2 bin 250 TL/ton olarak açıklamıştı. Daha sonra TMO’ya yaptırılan sıfır gümrüklü buğday ithalatı ihalelerinde bakanın açıkladığı fiyatı ikiye katlayan buğday alımları yapıldı. Üstelik bu buğdaylar sanayiciye ithalat fiyatının çok daha altında fiyatlarla devredilerek yine şirketler desteklendi. 

Bu ekim döneminde dışa bağımlı olduğumuz petrol ve kimyasal gübre vb. girdi fiyatlarında büyük artışlar yaşandı. Kur artışları girdilerde günlük, hatta saatlik artışlara neden oldu ve olmaya da devam ediyor. Üretici ilk defa kimyasal gübresiz ekim yapmak zorunda bırakıldı. Bütün bunlar gelecek günlerin daha da kötü olacağının, ithalata ve şirketlere daha da bağımlı olacağımızın işaretleridir. Sadece buğdayda, ekmekte değil bütün ürünlerde yaşanan bu durum gıda krizidir. Daha doğrusu endüstriyel tarımın krizidir. Pandemi dönemi ve yaşadığımız kriz, endüstriyel tarımın ne kadar kırılgan, sorunlu bir üretim tarzı olduğunu ve yoksulları açlığa mahkum edeceğini göstermiştir.

Gıda enflasyonu herkesin gıdaya ulaşabilmesini engelleyerek gıda güvencesini, ithalata dayalı uygulamalar nasıl üretildiğini bilmediğimiz gıdalara mahkum ederek gıda güvenliğini yok etmektedir. Hem gıda güvenliğini, hem gıda güvencesini sağlayacak olan halkın kendi gıda sistemi yani GIDA EGEMENLİĞİ’dir. Bugün  paylaşmaktan, dayanışma içinde olmaktan ve birlikte GIDA EGEMENLİĞİ’ni inşa etmekten başka yol yoktur.

‘Küçük Çiftçiler Günü 14 Mayıs Değil, 17 Nisan’dır!’

‘Demokratik Bir Tarım Programı Oluşturulmalı’

Çiftçi-Sen olarak diyoruz ki;

Biz çiftçiler olarak üretime devam etmek, halkımızı beslemek istiyoruz. Bunun için;

  • Çiftçileri girdilerde şirketlere bağımlı kılan endüstriyel tarımsal üretim sisteminden vazgeçilmeli; yerel, atalık tohumlarla ve geleneksel yöntemlerle üretim yapan üreticiler desteklenmeli, kamu tarafından taban fiyat uygulanmalı ve destekleme alımları yapılmalıdır.
  • İthalat yapılarak şirketler desteklenmektedir. Halkın gıda ihtiyacını karşılamak için yapılması gereken şirketlere verilen desteğin kesilerek küçük aile tarımı yapan çiftçilerin üretmesini sağlamak olmalıdır.
  • Sertifikalı şirket tohumlarına destek verilmesi yerine, kuraklığa dayanıklı ve değişen iklim koşullarına çok daha kolay uyum sağlayabilen atalık, yerel tohumların ekimi teşvik edilmeli, desteklenmelidir.
  • Çiftçilerin sendikalaşmasının önündeki her türlü antidemokratik engeller kaldırılmalıdır.
  • Türkiye, BM Kurulunda kabul edilen kısa adı “Köylü Hakları Deklarasyonu” olan “Köylüler ve Kırsal Alanda Çalışan Diğer Kişilerin Hakları Bildirgesi’ni amasız, fakatsız kabul etmeli ve uygulamalıdır.
  • Üreticilerin söz ve karar sahibi olduğu demokratik bir tarım programı oluşturulmalı ve uygulanmalıdır.”

İBB’nin Gıda Strateji Belgesi Taslağında Gıda Egemenliği ve İklim Krizi Vurgusu

Okumak için tıklayın

Genel

Doğaya Kazılan Soykırım Çukurları: Atık Havuzları

-

atık havuzları Cengiz Erdil

Emel Yıldırım anısına… Ormanların, sahillerin kısaca doğanın tahribi yazıldığında; son 20 yılımız ibretlik belgelerle tarihimizde yer alacak. Siyanür başta olmak üzere zehirli kimyasallar kullanan yüzlerce maden sahalarının ayrılmaz bir parçası var: Atık havuzları

CENGİZ ERDİL | Atık havuzlarının çoğu, öyle bilim kitap göz önüne alınarak yapılmış değil. Ağaçları kes, kayaları yerinden oynat, derince bir çukur kaz. Al sana atık havuzu.

Anadolu’nun dağlarında, ovalarında çok sayıda atık havuzu var. Maden sahaları, taş ocakları, santraller, fabrikalar hepsinin mutlaka bir atık havuzu bulunuyor. İrili ufaklı bu havuzların çoğu, uluslararası standartlara uymuyor.

Gel zaman git zaman, maden bitiyor, santralin işlevi kalmıyor. Geride kalan, atık havuzları ve barajları oluyor. Atık su birikintisinin olduğu yerlerde, ne ağaç yetişiyor, ne de ot bitiyor. Toprak canlılığı yitiriyor. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz terk edilmiş gezegenlerin platosu gibi bir şeydir geride kalan. Kısacası doğanın hüviyetine soykırım fotoğrafı olarak düşen bir parçanın adı oluyor atık havuzları.

Cengiz Erdil yazdı: ‘Kanal İstanbul ile Bir Coğrafya Alt Üst Olacak’

Anadolu Delik Deşik Oluyor

Geçtiğimiz günlerde Giresun’un Şebinkarahisar ilçesi yakınlarındaki bir çinko tesisinin atık su havuzu patladı. Zararlı metal atıklar önce dere sularına karıştı, oradan da Kılıçkaya Barajı’na. Baraj sularına karışan atıklar arasında siyanür var mı? Halk sağlığını neler tehdit ediyor? Bu sorulara net yanıtlar verilmedi.

Karadeniz Bölgesi’nde dere vadileri plansız HES’lerle kapatılırken, maden sahaları verimli tarım alanlarını ve fındık bahçelerini yok ediyor.

Ordu-Fatsa’da siyanürlü maden faaliyeti var. Bu madeni iki katı büyütmek için çalışmalar sessiz sedasız sürüyor. Fatsa’nın tepesinde üç milyon metreküp kapasiteli bir zehir barajı olacak.

Doğayı korumaya kararlı sivil toplum örgütlerinin verdiği bilgilere göre, Ordu’’un en az altı yerinde siyanürlü-sülfürik asitli madenler açmak için ihaleler yapıldı.

İhale edilen yerlerden birisi de Ordu-Perşembe ve Fatsa şehirlerinin ortasındaki Kurşunçalı Dağı. Burayı bölgenin Kazdağları gibi düşünün… Yüzlerce köye hayat veren derelerin bulunduğu bir yer burası. Bölgedeki en lezzetli fındığın yetiştiği vadilerin can damarı olan Kurşunçalı Dağı, ormanlarıyla birlikte yok edilmek isteniyor.

Altın, bakır başta olmak üzere maden ocakları için Anadolu’nun hemen hemen her yerinde yüzlerce ruhsat veren AKP iktidarı, bu yıl içinde iki önemli karar aldı.

Doymuyorlar: Ordu’da Yeni Maden Sahaları İhaleye Çıkıyor

Orman ve Sahil Yağmasında Hızlarına Yetişmek Zor

‘Yanan, yok olan ormanlarımıza ne olacak?’ diye düşünürken, 17 Temmuz’da Meclis’ten geçen ‘Turizmi Teşvik Kanunu’ndaki değişiklikle orman ve kıyıların yağmalanmasının önü açıldı.

Çok geçmedi, Orman Kanunu da değişti. Orman alanlarında yapı iznine yönelik değişiklik, 30 Kasım’da Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, ormanlık alanlarda kamu yararı bulunması halinde; limanlardan, havaalanlarından tutun da yol, santral, baz istasyonları, hastaneler ve elbette ibadethane yapımlarına izin çıktı.

Ormanlar, Anayasa’ya göre koruma altında ama Anayasa rafa kalkalı çok oldu.

Bu iktidar İskoçya’daki iklim zirvesinde arazi bozulmasının önüne geçilmesi ve ormanların korunması konusunda alınan karara imza koymuştu.

İklim zirvesi kararlarını da rafa kaldıran dünyadaki ilk hükümet olacağını, böylece ele güne duyurdu.

* Bu yazı 11.12.2021 tarihinde Gazete Pencere’de yayımlanmıştır.

Okumak için tıklayın

Genel

Çin’in Kömürü Finanse Etmeme Kararı, 44 Kömür Santrali Projesini Etkiliyor

-

temiz enerji kömür santrali iklim için gençlik

Çin’in yurtdışındaki kömür santrali projelerine sunduğu finansmanı sonlandıracağına dair açıklaması, küresel ölçekte kömür talebindeki artışın 1,1 milyar ton daralması ve Çin’in kamu finansmanıyla yapılması planlanan 44 kömür santralinin kullanım ömrü boyunca atmosfere salacağı 8 milyar tonluk CO2 emisyonunun önlenmesi anlamına geliyor.

Küresel Enerji Takipçisi (Global Energy Monitor, GEM) tarafından güncellenen ve dünya genelinde kömür santrallerine ve madenlere sağlanan kamu finansmanını takip etmek üzere geliştirilen Küresel Kömür Kamu Finansmanı Takipçisi, Çin’in denizaşırı kömür finansmanını sonlandırma taahhüdünden, toplamda 42.220 megavat (MW) kurulu güçteki 44 kömür santralinin etkileneceğini gösteriyor. Bu durum, kullanım ömrü boyunca toplamda 130 milyar ABD doları tasarruf sağlamanın yanı sıra, küresel ölçekte kömür talebindeki yıllık artışta 30 milyon ton daralma anlamına geliyor. Santrallerin toplam kullanım ömrü hesaba katıldığında kömür talebindeki azalma 1.100 milyon tona denk geliyor.

Türkiye’de Rüzgar ve Güneşten Elektrik Üretimi, İthal Kömüre Göre Çok Daha Ucuz

Çin’in Kararı 44 Kömür Santrali Projesini Etkiliyor

GEM’in yeni güncellenen kömür kamu finansmanı haritası, Çin yönetiminin yurtdışında yeni kömür santralleri inşa etmeyi durdurma taahhüdünün, bu ülkelerde planlanan kömür santrallerinin geleceğine yönelik riskleri ortaya koyuyor.

Çin’in denizaşırı ülkelerdeki kömür santrallerine kamu finansmanı sağlamayacağına yönelik taahhüdü, Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından geçtiğimiz salı günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda sunuldu. Bu haberi, cuma günü Bank of China’nın 1 Ekim 2021 itibariyle Çin’in yurtdışında yeni kömür santrali ve madencilik projelerine finansman sağlamayacağına yönelik açıklaması takip etti.

GEM tarafından Eylül 2021’de gerçekleştirilen çalışma, günümüzde kamuya ait Çin kurumlarının kamu finansmanı sunmak üzere değerlendirdiği ve toplam 42.220 MW kurulu güce sahip 44 kömür santrali bulunduğunu ortaya koyuyor. Bu santrallerin, Çin’in taahhüdünden etkilenmesi olası görünüyor. Planlanan projeler, Asya, Afrika, Güney Amerika ve Doğu Avrupa’da yer alan yirmi ülkede bulunuyor.

C40: ‘Kömürlü Santraller, Kentlerde Çeyrek Milyon Erken Ölüme Neden Olabilir’

Projelerin İptal Edilme Riski Bulunuyor

Çin’in açıklaması, kömür santrallerinin yapılması için farklı finansman seçenekleri bulunmamasından dolayı, 44 kömür santralinin tamamını iptal edilme riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Japonya ve Güney Kore, bu yılın başında, kömürden elektrik üretimine yönelik denizaşırı kamu finansmanını sonlandırma taahhüdünde bulunmuştu.

Planlanan projelerden beş tanesinin finansmanının Bank of China tarafından gerçekleştirilmesi düşünülüyordu. Bu nedenle, belirtilen projelerin finansmanının gelecek hafta gibi kısa bir zaman sarfında iptal edilme riski bulunuyor.

44 kömür santrali, belirtilen yirmi ülkede planlama aşamasında bulunan ve toplamda 103.000 MW kurulu güçteki proje stokunun %40’ından fazlasını temsil ediyor. Kömür santrallerinin iptal edilmesi durumunda, santrallerin kullanım ömrü boyunca, 50 milyar ABD doları inşaat maliyeti ve 80 milyar ABD doları yakıt ve işletme maliyeti olmak üzere 130 milyar ABD doları aşkın maliyetten tasarruf sağlanması öngörülüyor.

Çin’in Afrika kıtasında planlanan kömür santrallerinin baş finansörü olması sebebiyle, belirtilen santrallerin iptal edilmesi, bu kıtada planlanan kömürlü santrallerin yarıya düşmesi anlamına geliyor.

3 Ülke ‘Yeni Kömür Santrali Yok’ İttifakına Katılabilir

Projelerin iptal edilmesi Kenya, Madagaskar ve Fildişi Sahilleri’nde yapılması planlanan yeni kömür santrallerinin tamamını ortadan kaldırıyor. Bu durum, üç ülkenin Birleşmiş Milletler girişimi olan ve ülkelerin yeni kömür santrali inşa etmesini durdurmaya yönelik taahhüdünü içeren “Yeni Kömür Santrali Yok” ittifakına katılmasını uygun hale getiriyor.

Asya kıtasında yer alan ve bu durumdan etkilenen ülkelerde, Çin tarafından sunulacak kamu finansmanı ile gerçekleştirilmesi planlanan santrallerin iptal edilmesi durumunda, bu ülkelerde planlanan kömür proje stoku %40 azalıyor. Asya kıtasındaki etkilenen ülkeler arasında Bangladeş ve Moğolistan başı çekiyor. Bunun temel sebebi olarak, belirtilen iki ülkede planlanan kömür santrallerinin %90’ının inşasının Çin kamu finansmanıyla gerçekleştirilmesi belirtiliyor. Bu durum, Bangladeş ve Moğolistan’ı “Yeni Kömür Santrali Yok” ittifakına dahil olmalarına uygun hale getiriyor. Günümüzde, dünya genelinde planlanan kömür santralleri sıralamasında, Bangladeş altıncı, Moğolistan ise sekizinci sırada yer alıyor.

Çin’in açıklamasının, küresel kömür piyasası üzerinde önemli etki yaratması bekleniyor. Etkilenen yirmi ülkenin birçoğu, santrallerde kullanılan kömürün büyük bölümünü ithal ediyor. Belirtilen yirmi ülkenin, 2019 yılında küresel ölçekte santrallerde kullanılan toplam kömür ithalatının %10’una denk gelen, 130 milyon ton kömürü ithal ettiği görülüyor.

44 kömür santralinin iptali durumunda, bu ülkelerin gelecekteki kömür talebinde her yıl yaklaşık 30 milyon ton azalma öngörülüyor. Bu durumun, kömür ihracatı yapan ülkelerin beklentilerine darbe vurması bekleniyor. Küresel ölçekte kömür talebindeki artış öngörüsü, 44 santralin kullanım ömrü boyunca tüketeceği 1,1 milyar tonluk kömürün ortadan kalkmasıyla daralıyor. Bu daralma, yaklaşık 8 milyar ton karbondioksitin atmosfere salımının önlenmesi anlamına geliyor.

Türkiye’deki Kapasite Fazlası Kömür Santralleri Kamu Kaynaklarını Tüketiyor

COP26 Öncesinde Ana Odak Haline Gelmesi Bekleniyor

GEM tarafından gerçekleştirilen Küresel Kömür Santrali Takipçisi’ne göre, inşa edilen yaklaşık 97.000 MW ve planlama aşamasındaki 163.000 MW’lik kurulu güçteki kömür santrali ile Çin, halen dünyada planlanan ve inşaat aşamasındaki en fazla projeye sahip ülke. Çin’in ülke içerisinde planladığı santrallere yönelik kamu finansmanı, verdiği taahhüt kapsamında yer almıyor. Bu konunun, Glasgow’da gerçekleşecek 26. Taraflar Toplantısı (COP26) öncesinde ana odak haline gelmesi bekleniyor.

Birleşmiş Milletler Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel on Climate Change, IPCC), küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmak için, kömürden elektrik üretiminin 2040 yılına kadar sonlandırılması gerektiğini vurguluyor.

Okumak için tıklayın

Genel

İklim Değişikliğinin Ekonomik Maliyetleri Tahminlerden Altı Kat Yüksek Olacak

-

Net Sıfır iklim değişikliğiyle mücadele ekonomistler ekonomik büyüme

Güncellenmiş iklim bilimi bulgularını ve iklim değişikliğinin ekonomik büyüme oranları üzerindeki etkisini de dikkate alan yeni bir araştırmaya göre, iklim değişikliğine ilişkin ekonomik modeller, devam eden ısınmanın maliyetlerini önemli ölçüde hafife almış olabilir.

Avrupa ve Amerikan üniversitelerinden bir araştırma ekibi tarafından yapılan ve Environmental Research Letters dergisinde yayınlanan inceleme, devam eden iklim değişikliğinden kaynaklanan ekonomik hasarın bu yüzyılın sonunda daha önce tahmin edilenden altı kat daha yüksek olabileceğini tespit ediyor.

Devam eden iklim değişikliğinden kaynaklanan ekonomik hasara ilişkin öngörüler, hükümetlerin sera gazı emisyonlarını azaltmanın nispi maliyetlerini ve faydalarını hesaplamalarına yardımcı oldukları için önemli, ancak yapılan son inceleme, bu öngörülerin dayandığı ekonomik modellerin önemli riskleri göz ardı edebileceğini ve bu nedenle ısınmanın olası maliyetlerini olduğundan daha az yansıtabileceğini göstermiştir.

IPCC Raporu Açıklandı: ‘Şimdi Güçlerimizi Birleştirirsek, İklim Felaketini Önleyebiliriz’

Bu Yüzyıl İçinde Isınmanın Yol Açtığı Ekonomik Maliyetler, Küresel GSYİH’nin % 51’ine Kadar Çıkabilir

Yeni çalışma, iklim değişikliğine ilişkin ekonomik modellerde bilim insanlarının daha iyi anlamaya çalıştığı üç unsura odaklanıyor ve PAGE olarak bilinen önemli bir iklim ekonomisi modeli bu unsurları ele alacak şekilde güncellendiğinde, devam eden iklim değişikliğinin maliyetlerine ilişkin öngörülerin nasıl arttığını hesaplıyor.

En önemli değişiklik, araştırmacılar iklim değişikliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini dikkate aldığında gerçekleşti. Çoğu model sadece kısa vadeli hasarlara odaklanır ve kuraklık, yangın, sıcak hava dalgaları ve fırtınalar gibi aşırı hava olaylarının ve bunların sağlık, tasarruf ve işgücü verimliliği üzerindeki etkilerinin uzun vadeli ekonomik zarara neden olduğuna dair kanıtların çoğalmasına rağmen, iklim değişikliğinin ekonomik büyüme üzerinde kalıcı bir etkisi olmadığını varsayar.

İklim değişikliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri hesaba katıldığında, küresel GSYİH, 2100 yılına kadar ısınmanın etkilerinin görülmediği duruma kıyasla %37 daha düşük olabilir. Çoğu tahmin tarafından hesaba katılmayan kalıcı zararlar görüldüğünde, GSYİH %6 daha düşük olacaktır, bu da büyüme üzerindeki etkilerin iklim değişikliğinin ekonomik maliyetlerini altı kat artırabileceği anlamına gelir. İklim değişikliğinin yol açtığı zararların uzun vadeli büyümeyi ne kadar etkilediği ve toplumların bu zararların azaltılmasına yönelik kurulacak düzene ne kadar uyum sağlayabileceği konusunda hala önemli bir belirsizlik var; öyle ki büyümenin ne derece etkilendiğine bağlı olarak, bu yüzyıl içinde ısınmanın yol açtığı ekonomik maliyetler, küresel GSYİH’nin % 51’ine kadar çıkabilir.

Araştırmacılar ayrıca PAGE’i iklim biliminde son on yılda görülen gelişmeleri ve iklim değişikliğinin yıllık ortalama sıcaklıkların değişkenliğine etkisini dikkate alacak şekilde güncellediler ve her ikisi de iklim değişikliğinin öngörülen maliyetini artırdı.

Türkiye İklim İktisadı Çalıştayı: Türkiye’nin Yeşil Dönüşümü

Yazarlar Karbonun Sosyal Maliyeti Üzerindeki Etkisini Hesapladı

Yazarlar, bu değişikliklerin seragazı emisyonlarının neden olduğu ekonomik zararın bir ölçüsü olan ‘karbonun sosyal maliyeti’ üzerindeki etkisini hesapladı. İnceleme, sadece bir ton karbondioksit emisyonundan kaynaklanan ekonomik hasarın 3000 doların üzerinde olabileceğini gösteriyor. Bulgular büyük belirsizlikler gösterse de temel değerler politika yapıcıların varsaydığı değerlerden çok daha yüksek. Örneğin, ABD hükümetinin şu anda seragazı emisyonlarıyla bağlantılı projelerin maliyetlerini ve faydalarını değerlendirmek için kullandığı sosyal karbon maliyeti değeri, ton başına yaklaşık 51 dolar. Enerji, üretim ve havacılığı da kapsayan AB Emisyon Ticareti Sistemi, yakın zamanda ilk kez 61 €’yu aşan bir değer kullandı.

University College London’dan Dr. Chris Brierley “İklim değişikliğinin uzun vadeli ekonomik büyüme üzerinde tam olarak ne kadar etkisi olacağını henüz bilmiyoruz, ancak çoğu ekonomik modelin varsaydığı gibi bu etkinin sıfır seviyesinde olması pek mümkün değil. İklim değişikliği, Kuzey Amerika’daki son sıcak hava dalgası ve Avrupa’daki seller gibi yıkıcı hava olaylarının görülme olasılığını oldukça arttırıyor. Ekonomilerin bu tür olaylardan sonra birkaç ay içinde toparlandığını varsaymayı bırakırsak, ısınmanın yol açtığı maliyetlerin belirtilenden çok daha yüksek olduğunu görebiliriz. İklimin ekonomik büyümeyi nasıl değiştirdiği daha iyi anlamamız gerekiyor, ancak uzun vadeli küçük etkiler bile, emisyonları bir an önce azaltmanın ne kadar önemli hale geldiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

ETH Zürih’den Paul Waidelich, “Bulgular, sera gazı emisyonlarını azaltmanın iklim değişikliğinin etkileriyle başa çıkmaya göre daha az maliyetli olduğunu ve ısınmanın devam etmesiyle ortaya çıkacak ekonomik zararların, emisyonları önlemek için alacağımız birçok tedbirin maliyetine göre çok daha ağır basacağını doğruluyor. Maliyetlerin daha önce varsayılandan daha yüksek gerçekleşmesi riski, hızlı ve güçlü azaltım tedbirlerinin aciliyetini bir kez daha teyit ediyor. Bulgular, sera gazı emisyonlarını azaltmamayı seçmenin son derece riskli bir ekonomik strateji olduğunu gösteriyor dedi.

Uluslararası Uygulamalı Sistem Analizi Enstitüsü ve Imperial College London’dan Jarmo Kikstra, “İklim değişikliğinin genel maliyetlerini hesaplamak çok zor, ancak giderek artan bilimsel kanıtlarla ekonomik tahminler iyileştiriliyor. Bu konudaki iklim bilimi son on yılda çok gelişti ve bilimsel tahminlerdeki bu iyileştirmelerden sonra bile maliyet-fayda tahminlerinin büyüklük sırası değişmiyor. Bir taraftan da iklim değişikliğinin gelecekte görülecek etkilerine ekonominin nasıl yanıt vereceği konusunda giderek artan bir belirsizlik söz konusu. İklimin ekonomiler üzerindeki kalıcı etkisine daha yakından bakarsak maliyetlerin katbekat artabileceğini görüyoruz. Ne kadar artacağı ise iklim eylemimizin seviyesine bağlı şeklinde konuştu.

Delaware Üniversitesi ve London Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan Dr James Rising, “İklim değişikliğinin riskleri hakkında bilgilendikçe, bir an önce harekete geçmenin gerekliliğini de görüyoruz. Her yıl iklim değişikliğiyle bağlantılı doğal afetlerin sayısı artıyor vedünya çapında net sıfır emisyona ulaşana kadar durum daha da kötüye gidecek. Bu çalışmada ileriye doğru atılan en büyük adımlardan biri, maliyet tahminlerinde sıcaklıktaki ortalama değişimden ziyade doğal afetlerin veya iklim değişkenliğinin risklerinin yakalanmaya başlamasıdır. İklim değişkenliği, iklim değişikliğinin etkilerine ilişkin uzun vadeli en iyi tahminleri o kadar değiştirmese de risklerin çeşitliliğini arttırır ve bu olaylar uzun süreli etkilere yol açabilir.” dedi.

İklim Değişikliği Artık Geleceğin Sorunu Değil!

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler