Connect with us

Röportaj

Mehmet Dilbaz: İstanbul’un Kültürel Kimliğini Kaybettik

mehmet dilbaz

K2 Haber olarak İstanbul’un tarihi ve kültürel değerlerini korunması ve toplumda bu konuda bir farkındalık oluşması için ciddi mücadeleler veren, tarih araştırmacısı Mehmet Dilbaz ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Röportajı Gerçekleştiren: K2 Haber (K2 olarak anılacaktır)

Röportaj Yapılan: Mehmet Dilbaz (M.D. olarak anılacaktır)

mehmet dilbaz

Küçük Yaşlardan itibaren Tarihi Eserlerin Kıymetini Öğretmeliyiz

K2: İstanbul’un tarihi ve kültürel değerlerini yeterince koruyamadığımıza üzülerek tanık oluyoruz. En üst kademede görev yapan devlet görevlilerinden, vatandaşlarımıza kadar genel bir ilgisizlik söz konusu. Bunun altında yatan ana sebepler, sizce nelerdir?

M.D: Bunun altında yatan ana sebep bilinçsizlik ya da ecdat algısı konusundaki hatalarımız. Maalesef kültürel değerlerimizi sahiplenme olayını, hamasetten öteye taşıyamıyoruz. Tarihi anlatan dizilerdeki kuvvetli, dünyaya nam salmış ecdadı büyük bir heyecanla seyrediyor ve mutlu oluyoruz ama iş onların emanetlerine sahip çıkma konusuna gelince hiçbir şey yapmıyoruz. İnsanlarımıza ilkokuldan itibaren tarihi eserlere sahip çıkma bilgisi aşılanmalı. 18 milyon nüfuslu şehrimizde, 7 göbek İstanbullu sayısının 500 bin bile olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla taşradan gelmiş ve daha iyi şartları bulduğunda tekrar memleketine dönmeyi düşünen insanlar, bu şehri hiçbir zaman benimsemiyor. Onlar için İstanbulluluk, bu şehre sahip çıkmak, çok fazla bir şey ifade etmiyor. Yapılması gereken tek şey, küçük yaşlardan itibaren bu şehirde yaşayanlara İstanbulluluk fikrini aşılamak ve tarihi eserlerin kıymetini öğretmek olmalıdır.

Çeşmelerin Suyu Kesildiğinde, Yok Olma Süreci Başlıyor

K2: Özellikle tarihi çeşmelerimiz konusunda, yoğun çalışmalarınız var. Bununla ilgili geçtiğimiz günlerde, bir basın açıklaması da gerçekleştirdiniz. Çeşmeler sadece bizler için değil, tüm sokak hayvanları için de önemli. Çeşmelerin böylesine hoyratça kaderine terk edilmesi hakkında neler düşünüyorsunuz?

M.D: İslam medeniyeti üzerine şekillenmiş bir şehirde yaşıyoruz. İslam medeniyetinin ise temel yapı taşı sudur çünkü malumunuz günde 5 vakit abdest alınması gereken bir dinimiz var. Bundan dolayı Müslümanlar yaşadıkları şehirleri çeşmeler ile donatmışlardır. Bu çeşmelerin şehirdeki evlere su gelmesinden sonra böyle hoyratça atıl duruma düşürülmesi çok acı. Çeşmeler etraflarında bir habitat yaratıyor, bizim sokak çeşmelerinde akan suya ihtiyacımız olmayabilir ama mesela maddi durumu iyi olmayan insanların ihtiyacı var, sokak hayvanlarının ihtiyacı var, çeşme civarındaki yeşil alanların da ihtiyacı var. Bunun yanında bu çeşmelerden su akmadığı durumlarda, hızlıca tahrip olmak durumu da var. Kağıthane bölgesinde 20 sene önceye kadar suyu akan, sağlam çeşmelerin suları kesildikten sonra hızlıca yok edildiklerine şahidim. Suyu akan çeşme bir şekilde korunuyor ama suyu kesildiğinde yok olma süreci başlıyor. Ben bu yüzden tarihi çeşmelere sahip çıkalım, onları susuz bırakmayalım ve İslam uygarlığının temel yapı taşı olan su medeniyetini devam ettirelim diyorum.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Yerel Seçimler: CHP'de İstanbul Adaylığı İçin 5 İsim Öne Çıkıyor

Betonsever Bir Milletiz

K2: İstanbul’da ne yazık ki yeşil alanlarda ciddi bir azalma var. En son Fatih Camii ve İstanbul Üniversitesi kampüsünde bulunan yeşil alanlar da ortadan kaldırıldı. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?

M.D: Ne yazık ki beton sever bir milletiz, bu şu anki yöneticilerimiz ile alakalı bir durum da değil. Betonun hayatımıza girmesiyle birlikte, çevre düzenleme anlayışımız betona yenik düştü. Düz satıhlarda yürümeyi konfor zannediyoruz ama yeşil alanın hayatımızdaki önemini kavrayamıyoruz. Bu maalesef kısa vadede de düzelecek bir şey değil, zamanla oturacak bir olgunluk. Umarım tüm şehri betonla kaplamadan bazı şeyler oturur.

mehmet dilbaz

Robert Koleji Öğrencileri, 1940’lar

Taşradan Gelen İnsanlarımız, İstanbul’u Hiçbir Zaman Sahiplenmedi

K2: 6-7 Eylül olaylarından sonra, “Konstantiniyye öldü ve şehir artık İstanbul oldu” diye bir ifadeniz var. Çok acı zamanlar. Çok kültürlü yapının ortadan kalkması, bizim için nasıl bir kayıptır?

İstanbul’u İstanbul yapan temel renklerin öldürülmesi, çok büyük bir kayıptır. Şehrin yaşam kültürü, yemek kültürü, İstanbul’a has saygı ve görgü kuralları maalesef ekalliyetin gitmesi ile yok olmaya başladı. İstanbulluluk bir kültür idi ve şehir güzel bir mozaiği barındırıyordu. Ermeniler bu şehre Fatih ile birlikte geldi, Rumların büyük bir kısmı Bizans’tan beri burada, Yahudiler 2.Beyazıd döneminden beri varlar. Biz ekalliyeti göndererek, gerçek İstanbulluları göndermiş olduk. Daha önce de dediğim gibi onların yerine taşradan gelen insanlarımız, bu şehri hiçbir zaman sahiplenmediler. Sadece bir basamak olarak gördüler. Bu geri dönüşü mümkün olmayan bir süreç ve üzülerek belirtiyorum, ne yazık ki İstanbulluluk kavramı artık yok oldu diyebiliriz.

Beyoğlu İstiklal Caddesi, 1960’lar

İstanbulluluğu Koruyabilmek Çok Kıymetli

K2: İstanbul’da yaşanan hızlı kentleşme, betonlaşma hepimizi üzüyor. İstanbul’u gerçekten hak etmediğimiz hissine hiç kapılıyor musunuz? İstanbul’u eski özlediğimiz haline geri döndürmek mümkün müdür? Sizce neler yapılmalıdır?

M.D: Maalesef, İstanbul’un eski özlediğimiz haline geri dönmesi artık mümkün değil. Yapılması gereken tek şey, hızlıca kültür varlıkları envanteri oluşturmak ve elimizde kalanların da yok olmasının önüne geçmektir. Şehirde pek çok tarihi yapı son 100 yılda yok oldu ya da yıktırıldı. Bunların tamamını yeniden inşa ettirsek ne olacak? Biz, şehrin kültürel kimliğini kaybettik. Şehirlerdeki binalar yıkılır, olabilir, yeniden inşa da ettirilir fakat önemli olan kültürel yapının korunmasıdır. Biz bunu kaybettik. İstanbulluluğu koruyabilmek, inanın tüm tarihi eserleri korumaktan daha kıymetlidir benim nazarımda.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Cengiz Özek: Kukla Sadece Çocuklara Yönelik Bir Sanat Değil

Sayın Mehmet Dilbaz’a röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

İstanbulluluk kimliğini koruyabilmek, yaşatabilmek ve İstanbul’un kültür varlıklarına sahip çıkabilmek adına yaptığı değerli katkılar için, K2 Haber olarak, içten şükranlarımızı sunuyoruz.

Haber görseli: Cezayirli Hasan Paşa Çeşmesi, Kasımpaşa / İstanbul

Röportaj kategorisindeki diğer röportajlar için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Röportaj

Kazım İsyandır: Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

kazım isyandır kazım koyuncu

K2 Haber olarak Kazım Koyuncu’nun aramızdan ayrılışının 14. yıl dönümünde Kazım’ın dostları ve sevenlerinin oluşturduğu “Kazım İsyandır” ile bir röportaj gerçekleştirdik. Kazım Koyuncu’yu sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz. Keyifli okumalar dileriz.

Kazım İsyandır tüm Kazım sevenlere ait olduğu için, röportajı verenler isimlerinin etkinliğin önüne geçmemesi için, kendi istekleri ile röportajda isimleri ile anılmamaktadır.

Röportajı Gerçekleştiren: Murat Büyükyılmaz 

Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

Öncelikle ‘Kazım İsyandır’ kimlerden oluşmaktadır, sizi bir araya getiren amaç nedir? Bize biraz hikâyenizi anlatır mısınız?

2015 yılında Kazım ile ilgili bir anma etkinliği yapıldı ve bu ne yazık ki biletli bir etkinlikti. Kazım’ın adının geçtiği bir yerde, bir etkinliğin biletli yapılması bizi açıkçası çok rahatsız etti. Anma denilen şeyin para karşılığında yapılması doğru değildir. Bu ücretli duruma tepki olarak, Kazım’ın sevenleri olarak bir araya geldik ve etkinliğin ismine de ‘Kazım İsyandır’ dedik. Yani işin özünde Kazım anmasının ticarileştirilmesine tepki vardı. Bu yıl bizim beşinci anmamız olacak. Biz bu işi yapalım dediğimizde, yani ilk başladığımızda 3 kişiydik. 10, 20, 40 kişi derken, bugün ‘Kazım İsyandır’ olarak alanda 10 binlerle buluşuyoruz.

Aslında kendilerine bir yandan da teşekkür ediyoruz. Bir nevi vesile olmuş oldular. Çünkü bu etkinlikler, Kazım öldükten tam 10 yıl sonra başladı. Kazım’ın şoku hala üzerimizdeydi, üzerimizden atamamıştık. Böyle bir anma ile bizi kendimize getirdiler. Bizim amacımız hep şuydu, biz başlatalım ama bu iş tüm Kazım sevenlerine ait olsun. Yani nerede anma yapıyorsak, orası kime aitse, kim üstlenebiliyorsa, kim devam ettirebiliyorsa o yapsın, hatta mahalleli yapsın istedik. Tabi yerin de önemi vardı. Bugün Abbasağa demek, Çarşı demek. Bu anlamda Çarşı ile de yakınlığımız oldu. Bu bazen diğer taraftar grupları tarafından ne yazık ki yanlış anlaşılabiliyor. Kazım’ın ölümünden sonra, Çarşı tüm sosyal medya hesaplarından Kazım’ı her zaman anmıştır. Çarşı grubu Kazım’a sahip çıktığı için, samimi olduğu için, yakınlığımız oldu. Çarşı da böyle bir organizasyonda yer almaktan dolayı her zaman onur duyduğunu ifade ediyor ve Kazım’ı her şeyden önce duruşu ile sevdiklerini belirtiyorlar.

Kazım’ın Hayali Sahnelerin Olmadığı, Herkesin Şarkı Söylediği Bir Dünyaydı

– Kazım Koyuncu’nun dünyasını ele alalım. Onun dünyasında ne vardı, ne yoktu? Kazım Koyuncu’yu siz nasıl anlatıyorsunuz?

Kazım’ı ne kadar tanıdığımız bize hep soruluyor. Onlara hep şu cevabı veriyoruz. Siz ne kadar tanıyorsanız, biz de o kadar tanıyoruz. Çünkü Kazım kimseye farklı bir şey vermedi. Eksik veya fazla tanımıyoruz. Çünkü onu tanımak için illa birlikte oturmak gerekmiyor. Bu toplumun her kesimine sesi ile müziği ile enerjisi ile duruşu ile ulaşmış bir insandan bahsediyoruz. Kazım önce müzisyen, biraz Karadenizli ama hepsinden önemlisi bir devrimciydi. Hayatını da hep böyle yaşadı.

Kazım, Laz kimliğini de pek öne çıkarmadı. Aslında devrimci kimliğini de ön plana çıkarmadı. Bu özelliklerini müziğine de yansıtmadı. Kazım sahnelerin olmadığı, herkesin şarkı söylediği bir dünya hayal ediyordu. Söz sözü açıyor, mesela geçen sene kaymakamlık tarafından yasaklandık, bize sahne verilmedi. Bu Kazım’ın isteğinin yerine gelmesiydi aslında. İnsanlar parka geldi ve küçük bir kolonla, sahne olmadan Kazım şarkılarını söyledik. İşte onun hayal ettiği şey tam da buydu.

Kazım’ın şarkılarında, sözlerinde bir devrim yoktur. Kazım da ‘ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim’ dedi. Gelevera deresi, ella ella dedi. O yörenin şarkılarını söyledi. Ama devrimciliğini, arka planda duran müziğinde yaptı. Alt yapıda duyduğumuz müzikler bize, onun devrimci olduğunu, müzik üzerinden devrimi anlatmak istediğini gösterdi. Sözle bunu yapmadı. Rock motifleri geldi, bir anda Rock’n Roll içerisinde bulduk kendimizi. Has Karadeniz müziği de var. Sonraki bütün gruplara bakın, kemençenin yanına gitar koymuştur. İşte bu yolu açan Kazım’dı.

Diyarbakır’da Hopalı Demek, ‘Kazım’ın Memleketi’ Demek

– Kazım’ın sanatı nasıl şekillendi? Koşulları nasıldı? Kazım’ı Türkiye’nin bu kadar sahiplenmesinde, bu koşulların etkisi nedir?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Kuluçkadan Avrupa’ya Erken Aşama Hızlandırma Programı

Kazımın çok güzel bir sesi vardı. Biri o sesi duyduğunda, asla kayıtsız kalamıyordu. Bu sesi devamlılık haline nasıl getirebilirsiniz? Burada da Kazım’ın enerjisi ve duruşu devreye giriyordu. Şunu da söyleyeyim, Kazım bizi hayal kırıklığına hiç uğratmadı. Bir insan dört dörtlük olur mu, Kazım oldu.

Bir kısa diyalogu anlatayım size. Kazım İstanbul’a ilk geldiği zamanlarda, babası çok tedirgindi. Kazım, Beyoğlu’nda yaşıyor. Babası tinerci çocuklar için Kazım’ı bir gün uyarıyor. Kazım’ın babasına verdiği cevap, onun neden hala yaşatıldığının örneğidir. Kazım, “Onlar benim sevgilim, sen merak etme onlardan bana zarar gelmez, param varsa paylaşıyorum” demiş. Yani Kazım hiçbir insanı ayırt etmeden seven bir insandı.

Mesela başka bir örnek vereyim. Ben bir Hopalıyım. Diyarbakır’a gittiğimde, ben Hopalıyım dediğimde, herkes Kazım’ın memleketi diyor. Hopalı demek, Kazım’ın memleketi demek orada. Genelde şöyle bilinir ya Karadenizliler Kürtleri sevmez diye ama inanın Kürtler sırf Kazım Koyuncu’dan sebep, tüm Karadeniz’i seviyor.

Kazım’ı Her Kesim Açık Açık Dinliyor

– Memleketi, dili, kültürü, Trabzonspor onun sanatını ve kişiliğini şekillendiren unsurlardan birkaçı. Kazım’ın memleketi ile memleketinin de Kazım ile kurduğu bağı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bazı kesimler Ahmet Kaya’yı gizli gizli dinliyor, hepimiz biliyoruz. Ama Kazım’ı her kesim açık açık dinliyor. Kazım’ın solo albümü pek bilinmiyordu. Herkes neredeyse sadece Dido’yu biliyordu. Bir ses var, etkiliyor diyorduk ya. Biz biraz da popüler seviciyiz. Karadeniz’in Kazım Koyuncu ile ilgili bir özeleştiri vermesi mutlaka gerekiyor. Kazım’ın ilk parlamasının sebebi Gülbeyaz dizisi ile oldu. Diziyi sürükleyen isim de Kazım’dı. Gülbeyaz dizisi bitmek üzereyken, ‘Hayde’ albümü çıkacaktı. Sırf bu diziden kaynaklı satılmasın diye, 1,5 yıl beklendi. Öyle bir duyarlılığı vardı. O diziyi unutsunlar, yeni bir şey olduğunu anlasınlar istiyordu. O dizi ve Kazım’ın kanser oluşu ve her şeyin çok hızlı oluşu, bütün Karadenizlileri Kazım sevdalısı yaptı. Solcudur, komünisttir, onun burada ne işi var diyenler bile, kendi dünyasında Kazım’ı yaratmaya başladı. Bu güzeldir, bu doğrudur ama bunu anlamak için birinin ölmesine gerek yok. Yaşarken sevemiyoruz. Ne yazık ki öyle bir toplumuz.

kazım isyandır

Bu seneki Abbasağa Parkı’nın Boyanmasından Bir Görüntü

Karadeniz’de Denize Girilecek Alan Kalmadı, Karadenizli Yüzme Bilmiyor

– Kazım ülkenin sorunlarına nasıl yaklaşıyordu? Nasıl bir Türkiye hayali kuruyordu?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Barış Tınay: LinkedIn Profiliniz, Elinizdeki CV’den Daha Değerli

Kazım ekstra hiçbir şey istemiyordu. Herkese ulaşma nedeni de buydu. Filozof değildi. Senden benden ayrı bir düşüncesi de yoktu. Çok basit düşünen ama doğru düşünüp, doğru söz söyleyen bir insandı. Bu basitlikten de kaçınmıyordu. Sahillerin yok olmaması, HES’lerin kurulmaması, su, hava, toprak, bunlar insanın temel kaynakları yahu. Bunları savunmak için öyle bir büyük birikime de gerek yok ki. O temel kaynakların savunucusu durumunda oluyorsunuz, Kazım da onlardan bir tanesi. Düşünsenize bir dereyi kapatmayın diye bu ülkede eylem yapmak zorunda kalıyorsunuz. O dereyi kestiğin an, o bölgedeki ağaçlar kuruyacak, hayvanlar ölecek yani kısacası yaşam ölecek. Bunu bilmek için doktora yapmaya gerek var mı? Bunu Kazım ve birçok insan böyle net ve basit bir dille anlattı. Kazım müziği üzerinden de her gittiği yerde bunlara vurgu yaptı. Bunun içerisinde bir sosyalizm, kapitalizm vurgusu yani herhangi bir ‘izm’ yoktu, sadece ortak yaşam alanımızı korumak vardı. Kazım kimseye yol yapmayın demiyordu, bilim insanları gelsin Karadeniz’e nasıl daha az zarar verilebilir bunu bulalım istiyordu. Dere yataklarının denize kavuşma alanlarını daralttılar ve birçok sel yaşandı, yaşanıyor ve de yaşanacak. Bunu yıllar önce insanlar söyledi. Bir yol yapılmalı mıydı evet ama bu şekilde olmamalıydı. Bugün Karadeniz’de denize girilebilecek bir alan kalmadı. Yüzme bilmiyor Karadeniz insanı.

Müziğiyle, Sözüyle, Duruşuyla Lokal Olmadığını Kanıtlıyordu

– Kazım’ı 33 yaşında kanserden kaybettik. Bugün birçok yaşam alanı mücadelesinde, doğa mücadelesinde, nükleer mevzusunda bile Kazım Koyuncu ismi bir sembol, bir direnç noktası olarak sunuluyor. Bunu nasıl anlamlandırıyorsunuz?

Seni yönlendirmeden, kimseyi taraf yapmadan, kafa karıştıracak hiçbir söz söylemeden, sadece ve sadece tüm canlıların yararına olan düşünceleri ve amaçları vardı. Müzikle ilgili bir söz söylediğinde bile bunu Karadeniz müziği ile ilgili söylemiyordu, dünya müziği ile ilgili söylüyordu. Çünkü Karadeniz müziği, Türk müziği ya da başka müzik diye bir şey yoktur. Sadece müzik vardır, nota vardır. Müziğin türleri vardır yani demek istediğimiz müzik birdir. Kazım Koyuncu’nun Diyarbakır konserinde yaşanılanları anlatmak çok zordur ama çok da iyi bir örnektir. Konserde 1 milyondan fazla insan vardı ve oradaki 1 milyon insan hep bir ağızdan, kendilerine ait olmayan bir dilde Dido’yu söyledi. Yani Kazım müziğiyle, sözüyle, duruşuyla lokal olmadığını kanıtlıyordu.

Kazım isteseydi belki çok farklı bir dünya yaratabilirdi kendine. Müziği, birikimi, doğallığı, sahnesi. Mesela herkes sahneye çıkar ama Kazım’ın sahnesi çok başkaydı. Etkilenmemek mümkün değildir. Bugün Karadeniz’de, o dönemi yaşayanlar, Kazım’ı bilenler, kendi çocuklarına Kazım’dan mutlaka bir şeyler anlatmıştır. Yani her evde Kazım’dan iyi bir şekilde bahsedilmiştir. Bu işte, kuşaklara aktarıldı, aktarılıyor. Bu da bir ölümsüzleşme halini meydana getiriyor. Bugün herhangi bir toplumsal harekette Kazım Koyuncu isminin öne çıkması, buradan kaynaklanıyor. Kazım bu şekilde yaşatılmış oldu.

kazım isyandır

‘Kazım İsyandır’ anmasına her yıl on binlerce insan katılıyor.

Bu Etkinliği Kazım’ı Sevenler Yapıyor, Bu Kadar

– Bu seneki etkinlikleriniz 3 gün sürecek. Geçen yıllardan farklı olarak, bu sene Kazım dostlarını neler bekliyor? Hazırlıklarınızdan, programdan bahseder misiniz?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Dilek Türker: Türkiye’nin En Zengin ve En Fakir Patroniçesiyim

İki türlü etkinliklerimiz oluyor. Gündüzleri atölye ve geceleri konser ya da sinema gösterimlerimiz oluyor. Konser dinlemek istemeyenler için alternatifler yaratıyoruz. Kazım’ın röportajları, ya da iyi bir Kazım belgeseli, HES’lerle ilgili ya da gündeme uygun bir film mutlaka ayarlıyoruz. Çocuk atölyelerimiz de var. Boyama yapıyoruz ya da atık malzemelerden bir takım etkinlikler. Bu sene yoga da eklendi. Kazım’ın müzik üzerinden dillere ne kattığı üzerine de atölyeler düzenliyoruz. Yani Kazım’ın müziğinin Hemşinceye, Lazcaya, Türkçeye, Kürtçeye ne kattığı anlatılıyor.

Bu seneki etkinlik 3 gün olacak. Çok fazla talep oldu. Program baya yoğun. Herkese de bir söz vermek istedik açıkçası. İnsanlar hep soruyor, kim yapıyor bunu? Yok! Sadece Kazım’ı sevenler var. Başka bir amacımız da yok. Kazım’ı sevenler yapıyor, bu kadar.

Bir Kazım pankartımız var mesela, her yıl aynı pankartı aynı duygularla açıyoruz. Bu uzun yıllar da böyle devam edecek. Çünkü burada, beş yılda bir birliktelik kültürü oluşturuldu. Bu yıl ile şöyle bir ayrıntı belirteyim, çok ismi bilinmeyen ama iyi müzik yapan alternatif bir sahnemiz olacak. Kendilerine çok yer bulamayan, sadece ekonomi ile dönen yerlerden uzak duran grupları, aslında tam da Kazım’ın da istediği gibi, katmak istedik. Çünkü bu yolu açan Kazım’dı ve Kazım’ın bu açtığı yol anmasında da hayat bulmaya devam edecek. Kısaca herkese şarkı söyleyebilecek bir sahne sunmak istedik. Çünkü biliyorsunuz bir ana sahne vardır bir de alternatif sahne vardır. Biz de böyle bir şey olamaz, bizim tek bir sahnemiz var o da dost sahnesidir. Her grup 4’er şarkı söyleyecek ve bu 4 şarkıdan biri Kazım’ın bir şarkısı olacak. Buraya da gruplar baya hazırlanarak geliyor çünkü müzikten anlayan bir kitlemiz oluyor. Tüm Kazım sevenlerle, Kazım’ı anacağız. Herkesi anmamıza bekliyoruz.

‘Kazım İsyandır’ gönüllülerine bu röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer haberler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

Okumaya devam et