Connect with us

Röportaj

Mehmet Dilbaz: İstanbul’un Kültürel Kimliğini Kaybettik

mehmet dilbaz

K2 Haber olarak İstanbul’un tarihi ve kültürel değerlerini korunması ve toplumda bu konuda bir farkındalık oluşması için ciddi mücadeleler veren, tarih araştırmacısı Mehmet Dilbaz ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Röportajı Gerçekleştiren: K2 Haber (K2 olarak anılacaktır)

Röportaj Yapılan: Mehmet Dilbaz (M.D. olarak anılacaktır)

mehmet dilbaz

Küçük Yaşlardan itibaren Tarihi Eserlerin Kıymetini Öğretmeliyiz

K2: İstanbul’un tarihi ve kültürel değerlerini yeterince koruyamadığımıza üzülerek tanık oluyoruz. En üst kademede görev yapan devlet görevlilerinden, vatandaşlarımıza kadar genel bir ilgisizlik söz konusu. Bunun altında yatan ana sebepler, sizce nelerdir?

M.D: Bunun altında yatan ana sebep bilinçsizlik ya da ecdat algısı konusundaki hatalarımız. Maalesef kültürel değerlerimizi sahiplenme olayını, hamasetten öteye taşıyamıyoruz. Tarihi anlatan dizilerdeki kuvvetli, dünyaya nam salmış ecdadı büyük bir heyecanla seyrediyor ve mutlu oluyoruz ama iş onların emanetlerine sahip çıkma konusuna gelince hiçbir şey yapmıyoruz. İnsanlarımıza ilkokuldan itibaren tarihi eserlere sahip çıkma bilgisi aşılanmalı. 18 milyon nüfuslu şehrimizde, 7 göbek İstanbullu sayısının 500 bin bile olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla taşradan gelmiş ve daha iyi şartları bulduğunda tekrar memleketine dönmeyi düşünen insanlar, bu şehri hiçbir zaman benimsemiyor. Onlar için İstanbulluluk, bu şehre sahip çıkmak, çok fazla bir şey ifade etmiyor. Yapılması gereken tek şey, küçük yaşlardan itibaren bu şehirde yaşayanlara İstanbulluluk fikrini aşılamak ve tarihi eserlerin kıymetini öğretmek olmalıdır.

Çeşmelerin Suyu Kesildiğinde, Yok Olma Süreci Başlıyor

K2: Özellikle tarihi çeşmelerimiz konusunda, yoğun çalışmalarınız var. Bununla ilgili geçtiğimiz günlerde, bir basın açıklaması da gerçekleştirdiniz. Çeşmeler sadece bizler için değil, tüm sokak hayvanları için de önemli. Çeşmelerin böylesine hoyratça kaderine terk edilmesi hakkında neler düşünüyorsunuz?

M.D: İslam medeniyeti üzerine şekillenmiş bir şehirde yaşıyoruz. İslam medeniyetinin ise temel yapı taşı sudur çünkü malumunuz günde 5 vakit abdest alınması gereken bir dinimiz var. Bundan dolayı Müslümanlar yaşadıkları şehirleri çeşmeler ile donatmışlardır. Bu çeşmelerin şehirdeki evlere su gelmesinden sonra böyle hoyratça atıl duruma düşürülmesi çok acı. Çeşmeler etraflarında bir habitat yaratıyor, bizim sokak çeşmelerinde akan suya ihtiyacımız olmayabilir ama mesela maddi durumu iyi olmayan insanların ihtiyacı var, sokak hayvanlarının ihtiyacı var, çeşme civarındaki yeşil alanların da ihtiyacı var. Bunun yanında bu çeşmelerden su akmadığı durumlarda, hızlıca tahrip olmak durumu da var. Kağıthane bölgesinde 20 sene önceye kadar suyu akan, sağlam çeşmelerin suları kesildikten sonra hızlıca yok edildiklerine şahidim. Suyu akan çeşme bir şekilde korunuyor ama suyu kesildiğinde yok olma süreci başlıyor. Ben bu yüzden tarihi çeşmelere sahip çıkalım, onları susuz bırakmayalım ve İslam uygarlığının temel yapı taşı olan su medeniyetini devam ettirelim diyorum.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Kar Geliyor: AKOM'dan İstanbul İçin Kar Açıklaması

Betonsever Bir Milletiz

K2: İstanbul’da ne yazık ki yeşil alanlarda ciddi bir azalma var. En son Fatih Camii ve İstanbul Üniversitesi kampüsünde bulunan yeşil alanlar da ortadan kaldırıldı. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?

M.D: Ne yazık ki beton sever bir milletiz, bu şu anki yöneticilerimiz ile alakalı bir durum da değil. Betonun hayatımıza girmesiyle birlikte, çevre düzenleme anlayışımız betona yenik düştü. Düz satıhlarda yürümeyi konfor zannediyoruz ama yeşil alanın hayatımızdaki önemini kavrayamıyoruz. Bu maalesef kısa vadede de düzelecek bir şey değil, zamanla oturacak bir olgunluk. Umarım tüm şehri betonla kaplamadan bazı şeyler oturur.

mehmet dilbaz

Robert Koleji Öğrencileri, 1940’lar

Taşradan Gelen İnsanlarımız, İstanbul’u Hiçbir Zaman Sahiplenmedi

K2: 6-7 Eylül olaylarından sonra, “Konstantiniyye öldü ve şehir artık İstanbul oldu” diye bir ifadeniz var. Çok acı zamanlar. Çok kültürlü yapının ortadan kalkması, bizim için nasıl bir kayıptır?

İstanbul’u İstanbul yapan temel renklerin öldürülmesi, çok büyük bir kayıptır. Şehrin yaşam kültürü, yemek kültürü, İstanbul’a has saygı ve görgü kuralları maalesef ekalliyetin gitmesi ile yok olmaya başladı. İstanbulluluk bir kültür idi ve şehir güzel bir mozaiği barındırıyordu. Ermeniler bu şehre Fatih ile birlikte geldi, Rumların büyük bir kısmı Bizans’tan beri burada, Yahudiler 2.Beyazıd döneminden beri varlar. Biz ekalliyeti göndererek, gerçek İstanbulluları göndermiş olduk. Daha önce de dediğim gibi onların yerine taşradan gelen insanlarımız, bu şehri hiçbir zaman sahiplenmediler. Sadece bir basamak olarak gördüler. Bu geri dönüşü mümkün olmayan bir süreç ve üzülerek belirtiyorum, ne yazık ki İstanbulluluk kavramı artık yok oldu diyebiliriz.

Beyoğlu İstiklal Caddesi, 1960’lar

İstanbulluluğu Koruyabilmek Çok Kıymetli

K2: İstanbul’da yaşanan hızlı kentleşme, betonlaşma hepimizi üzüyor. İstanbul’u gerçekten hak etmediğimiz hissine hiç kapılıyor musunuz? İstanbul’u eski özlediğimiz haline geri döndürmek mümkün müdür? Sizce neler yapılmalıdır?

M.D: Maalesef, İstanbul’un eski özlediğimiz haline geri dönmesi artık mümkün değil. Yapılması gereken tek şey, hızlıca kültür varlıkları envanteri oluşturmak ve elimizde kalanların da yok olmasının önüne geçmektir. Şehirde pek çok tarihi yapı son 100 yılda yok oldu ya da yıktırıldı. Bunların tamamını yeniden inşa ettirsek ne olacak? Biz, şehrin kültürel kimliğini kaybettik. Şehirlerdeki binalar yıkılır, olabilir, yeniden inşa da ettirilir fakat önemli olan kültürel yapının korunmasıdır. Biz bunu kaybettik. İstanbulluluğu koruyabilmek, inanın tüm tarihi eserleri korumaktan daha kıymetlidir benim nazarımda.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Kazım İsyandır: Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

Sayın Mehmet Dilbaz’a röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

İstanbulluluk kimliğini koruyabilmek, yaşatabilmek ve İstanbul’un kültür varlıklarına sahip çıkabilmek adına yaptığı değerli katkılar için, K2 Haber olarak, içten şükranlarımızı sunuyoruz.

Haber görseli: Cezayirli Hasan Paşa Çeşmesi, Kasımpaşa / İstanbul

Röportaj kategorisindeki diğer röportajlar için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

Ayşem Özleyiş Oğuz: Veganlık ve Hayvanseverlik Ayrılmaz Bir Bütündür

ayşem özleyiş oğuz

K2 Haber olarak Vegan Aktivist / PADER Patili Canlar İstanbul Temsilcisi Ayşem Özleyiş Oğuz ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.

Hayvan özgürlüğü için mücadele eden bir insansınız. Çok zor ama çok da vicdani bir mücadele veriyorsunuz. Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle bu şekilde değerlendirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Büyük bir üzüntü yaşadığımızı ve halen etkisinde olduğumu söylemeden sözlerime başlamak istemiyorum. Beni ve onlarca Hayvan Özgürlüğü aktivisti arkadaşımı şaşkına çeviren ve derinden üzen, çok önemli bir kayıptan bahsetmeden geçmek imkânsız… Sevgili Burak Özgüner’i kaybettik…

Kendisini şahsen tanımadan önce, uzun zamandır takip ediyordum. Örnek aldığım, saygı duyduğum çok değerli bir kişiydi. Arkadaşımdı. Kendimizi zor toparlayacağız. Tüm yaşam hakkı savunucusu, özgürlükçü arkadaşlarımın üzüntüsünü paylaşıyorum.

İstanbul doğumluyum, lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde aldım. Lisede edebiyat bölümü mezunu olduğumdan yazmayı, şiir dâhil olmak üzere okumayı severim. Kendime ait şiirlerim var, belki bir gün bir şiir kitabı çıkartabilirim. Fotoğraf çekmek, müzik dinlemek ve resim çizmek hobilerim arasında.

Tüm doğayı, doğanın parçası her canlıyı yaşama kattıkları değer açısından çok ama çok seviyorum. Hiçbirinin birbirinden eksik yanı olmadığı gibi kocaman bir döngünün parçası olarak her biri apayrı bir değer ve yaşam zincirinin parçası benim için.

İnsanların Hayvan İstismarında 3 Ana Etken: Aile, Taraflı Eğitim, Maddi Kazanımlar

– Sokaklardaki hayvanlar ne yazık ki çok zor şartlar altında. Açlık, hastalık, şiddet ve her türlü insan istismarı… Peki, bizi umutlandırabilecek iyi örnek diyebileceğiniz uygulamalar ya da yerler var mı?

Sokak hayvanlarının içinde bulunduğu çıkmaz maalesef ki devletin gerekeni yapmamasından kaynaklanmaktadır. 2004 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu eksik uygulanmakta veya hiç uygulanmamaktadır. Sözü geçen eksik sıfatını açarsak ana hatlarıyla zamanı gelmiş, mecburi yapılması gereken kuralların yerine getirilmesi gerekirken, göz ardı edilip topluma zorla bu durumun kabul ettirilmesi diyebiliriz. İnsan istismarına gelince bu ciddi durumun altında yatan birçok unsur var. 3 ana etkenin önemine inanıyorum: Aile, taraflı eğitim, maddi kazanımlar.

Toplumun yapı taşı insan olduğu için sağlıklı insan yapısının, sağlıklı bir topluma neden olacağı kanaatindeyim. Son zamanlarda dış ülkelerden göç alınması, erkil baskının varlığı ve önceden saydığımız etkenler, toplumda değişimlere neden oldu. Değişen yaşam şartları, yanlış öğretiler ve en küçük birim ailenin bunların etkisi altında kalması…

Bizleri umutlandıran iyi örnekler tabi ki çıkıyor, bölgelerdeki Tarım ve Orman Bakanlığına ait müdürlükler bu yerlerin başında geliyor. Örnek vermek gerekirse Siirt, Mardin, Mersin Milli Parkları. Aslında Milli Parklar yerel yönetimlerden çok daha iyi bir performans gösteriyor. Bu performans için de haberleri olması gerekiyor ve duyarlı vatandaşlara ihtiyacımız oluyor.

Yerel yönetim olarak ise tam anlamıyla henüz maalesef ki örnek gösterilecek bir yerel yönetime rastlamadım. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bir takım atılımlar var. Dilerim çok daha iyi işlere imza atarlar. Keşke örnekleri çoğaltabilseydik…

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz: Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka alternatif bilmiyorduk.

Veganlık Bir Felsefe, Bir Terbiyedir

– Türkiye’de vegan olan insan sayısı hızla artıyor. Vegan olmaya siz nasıl karar verdiniz? Veganlık ve hayvanseverlik arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  YouTube 58 Milyon Videoyu Yayından Kaldırdığını Açıkladı

2017 sonlarına doğru Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü’nün (BUHAY) düzenlediği bir panele katıldım. Panelin konusu sokak hayvanları ve katılımcılar da Hayvanlara Adalet Derneği ve Zülal Kalkandelen’di. Dikkatle takip ediyordum konuları, sıra Zülal Hanım’a geldiğinde çok ciddi bir sorgulama içine girdim. O konuşurken ben cevap veriyordum içimden ve tuhaf bir ruh haliyle okuldan ayrıldım. Okuldan ayrılmadan kendisine “İnanıyor musunuz?” diye sordum. Aldığım cevap netti. Bir hafta içinde et yemeği bıraktım ve vegan olmanın benim için en doğru yol olacağına karar verdim. İyi ki Zülal Hanım’ı tanıdım. Onu çok seviyorum…

Veganlık ve hayvanseverlik ayrılmaz bir bütündür. Vegan olmak mutluluk verici çünkü benim için bir canlı acı çekmiyor, katledilmiyor, sömürülmüyor. Öyle büyük bir huzur ki kelimelerle anlatamam… O gün Zülal Hanım sizler ‘Hayvanseçersiniz’ dediğinde, ilk olarak inkâr ettim içimden. Hayır dedim, ben tümünü seviyorum ama gerçek bu değildi. Birini severken diğerini yemek veya sömürmek normaldi. Hepimiz navegan olarak büyütüldük ve başka bir alternatifi de bilmiyorduk. Her şey bize çok normal anlatıldı, sanki böyle olmalıydı ama gerçekler çok farklı ve acı dolu. Öğrendikten sonra değişmek zor olmadı. Yaşama değer vermek, benim için damak zevki ve alışkanlıklardan çok daha önemli.

Veganlık bir felsefe, bir terbiye, keşke herkes biraz düşünse, biraz öğrense ve sorgulasa…

Hukuk Değişim İstiyor Ama Bu Değişimi Kabul Edecek Olan Devlet

– Hayvanlara yönelik şiddet ve istismara hala ciddi bir ceza yaptırımı getirilmiyor. Bu anlamda birçok sivil toplum kuruluşu uzun yıllardır bir çalışma yürütüyor. Neden bir aşama sağlanamıyor?

Evet, maalesef öyle… Birçok STK bu konu üzerinde çalışma yaptı, yapıyor. Aşama sağlanamamasının en önemli nedeni hukuki yaptırımların hala bir değişime uğramaması. Konu ile ilgili birçok panele ve söyleşiye katıldım. Hukuk bir değişim istiyor ama bu değişimi kabul edecek olan devlet.

Türkiye’nin taraf olduğu 18 tane uluslararası sözleşme var bunlar bile tam anlamıyla uygulanmıyor. 5199 gibi 2004 yılında çıkarılmış bir yasa var, peki o uygulanıyor mu? Cevap açık, yaşanılanlar ne derece uygulandığını gösteriyor.

Uygulamaların, kontrolün olmadığı bir düzende yaşam hakkının korunması ne derece başarılı olur? Başarılı olamaz tabi ki…

 

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Zülal Kalkandelen: Bilimin, Aklın ve Vicdanın Sesini Dinleyip Vegan Olun

Taslak Rapor Bazı Yönlerden Asla Kabul Edilemez

– Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu’nun meclise göndermeyi planladığı taslak raporu nasıl buldunuz? En önemli eksiklikler neler? Bu raporun yasalaşması durumunda, ciddi bir iyileşmeden söz edebilir miyiz?

Taslak raporu bazı yönlerden olumlu bazı yönlerden asla kabul edilemez bulduğumu belirtmeliyim. Komisyonda biliyorsunuz, çok yeni kaybettiğimiz Burak Özgüner arkadaşımız da vardı ve rapordan sonraki açıklaması istenildiği gibi olmadığının göstergesidir.

En önemli eksikler; türcülük yapılması, avcılığın, deney hayvanı kullanımının, faytonun kullanımına devamlılık sağlanması, kürk hayvanı üretimi hakkında açıklık olmaması yani bir şekilde varlığın kabulü ve su parklarıyla, sirklerin kapatılmaması.

Bu tasarı yasalaşırsa doğru ve iyi bulunan maddeler açısından kazanım diğer büyük eksiklikler açısından büyük bir kayıp olacaktır.

Yasanın Eksikliği ve Toplumun Erkil Yapısı Hayvanlara Yönelik İstismarı Körüklüyor

– Türkiye’de hayvanlara yönelik istismarın son dönemde oldukça arttığını görüyoruz. Bunun sebeplerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-psikolojik yapının bozulduğu kanaatindeyim. Üç ana etkenden bahsetmiştim toplumun şiddetten uzaklaşması için: Aile, eğitim ve ekonomi. Bu ana etkenler doğru ve düzgünce yerleştiği zaman sorunlar gittikçe azalacaktır. Ama görüyoruz ki kimse bu etkenlerin varlığından haberdar değil, daha doğrusu böyle olmayı tercih ediyorlar.

Ruh sağlığı korunmayan bir toplumun içinden nasıl bireyler çıkacağı açıktır. Üstelik bu bireyler ile iç içe yaşamak zorunda bırakılıyoruz. İşte burada daha önce bahsettiğimiz yasa değişiminin gerekliliği ortaya çıkıyor. Kozmopolit bir toplum yapısı içine girdik. Dış ülkelerden gelen göçler, iletişim araçlarının kullanımı, bilgi kirliliği negatif etmenler olarak yaşantımızı etkiliyor. Hayvan istismarının kırsal kesimde var olan devamlılığı meşru kılınırmışçasına yapılan yorumlar, bu şiddetin zeminini hazırlamaktadır. Yasanın eksikliği ve toplumun erkil yapısı bu kabul edilemez durumu körüklemektedir.

Bölgedeki Hayvanlar İçin Acil Çözüm ve Kamuoyu Desteği Rica Ediyoruz

– Ilısu Barajı’nın açılmasına çok az bir zaman kaldı. Sosyal medya hesabınızda Dicle ve Botan Vadisi’ndeki hayvanların güvenli yerlere taşınmadığını belirttiniz. Hayvanların baraj suları altında kalması söz konusu. Bu durumu anlatır mısınız?

Siirt Hayvan Hakları Topluluğu İle tanışıklığımız 2 seneye yakındır devam ediyor. Her zaman dirsek teması halindeyiz. Bir hafta önce topluluktan genç arkadaşım, beni arayarak oluşan bu son durumdan bahsetti. Ilısu barajının suları açıldığı zaman, maalesef ki Botan vadisi de sular altında kalacak. Uzun zamandır bilinen bir gerçek ki Siirt Belediyesi şehir merkezindeki köpekleri toplayarak bu vadiye atıyor.

Kayyum döneminde yapılan geçici bakımevi ne yazık ki halen işletmeye açılmış değil. Tam anlamıyla çözüm üretemiyor. Personeli de yok.

Bu vadi içinde 80-90 köpek nüfusundan bahsediyoruz. Bulundukları yer suya 4-5 km uzaklıkta ve yemek bulmaları imkânsız. Bir dönem belediye mama vermiş ama şimdi böyle bir durumdan bahsedemiyoruz. Açıkça görülüyor ki oradan kurtarılmaları gerekli. Şahsen Belediye Başkan Yardımcısı ve Milli Parklar ile görüştüm. Valilik de konuya vakıf ve bu konu hakkında bir toplantı düzenledi. Üzülerek ifade ederim ki kurumlar arası anlaşmazlık yüzünden, bu canlar boğularak ölecek. Valiliğin en üst resmi kurum olarak gerekli hassasiyeti göstereceğini ümit ediyorum. Milli Parklar da her zaman destek olacağını bana iletti. Sorunun hemen çözülmesi, köpeklerin alınıp, yenilenen geçici bakımevinin göreve başlaması gerekiyor. Kısırlaştırma, aşılama ve takip ile yaşanılan sorunlar en aza indirilmeli. Acil çözüm bekliyoruz ve kamuoyunun desteğini rica ediyoruz.

Diğer bir konuda bölgedeki ekolojinin sular altında kalarak yok olması. Sadece köpekler değil kocaman bir ekoloji yok olacak bu gidişle. Vadideki yaşam, kocaman bir tarihsel geçmiş silinip gidecek. En başından beri yapılan uyarılar neden dikkate alınmıyor, bu gerçekten çok düşündürücü. Aklın, vicdanın dikkate alınmasını istiyoruz.

Geleceğin Devamlılığı İçin Veganlık Şarttır

– İnsanlara son olarak neler söylemek istersiniz?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Cengiz Özek: Kukla Sadece Çocuklara Yönelik Bir Sanat Değil

Kendini her şeyin sahibi olarak gören insanlık; dilerim ki pozitif bilimin ışığında gerçekleri görerek, vegan bir yaşama adım atar. Küresel iklim krizi ile karşı karşıya kaldığımız bu günlerde, endüstriyel hayvancılık bu krizi körükleyen en baş nedenlerden biridir. Yani, geleceğin devamlılığı için veganlık şart.

Su tüketimi, yeşil alanların azalması, karbon salınımı artık bizi zorluyor. İnsanın üstün (!) öngörüsü artık bu gerçekleri görmeli ve dürüstçe çözüm aranmalı.

Doğayı rahat bırakalım, bizim malımız değil. Biz sadece doğanın bir parçasıyız ve hayvanların özelliklerine bakarsak da çok savunmasız bir türüz. Hayvanlarla aramızda 1,7 DNA farkı var ki bu bir hiç. Buradan yola çıkarak; yaşama saygı duyalım, yaşam hakkı kutsaldır!

Röportaj için Sayın Ayşem Özleyiş Oğuz ‘a şükranlarımızı sunuyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer içerikler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

***

Ayşem Özleyiş Oğuz Kimdir?

Hayvan hakları mücadelesine çok küçük yaşlarda başlamıştır. Alper Karmış ile birlikte Sokaktaki Patili Canları Yaşatma Derneği – PADER’i kurmuştur. Oğuz, merkezi Ankara’da bulunan dernek ile Çorum, Kırıkkale, Yozgat, Bilecik ve Kastamonu gibi civar illerde ciddi çalışmalar yürütmüştür. 2 yıldır PADER’in İstanbul temsilcisidir. Deneye Hayır Derneği üyesi ve Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’nun (BHH) bir aktivistidir. Oğuz aynı zamanda CHP Beşiktaş İlçe Başkanlığı’na bağlı Doğa ve Hayvan Hakları komisyonu başkanıdır.

ayşem özleyiş oğuz

Ayşem Özleyiş Oğuz

Okumaya devam et