Connect with us

Röportaj

Dilek Türker: Türkiye’nin En Zengin ve En Fakir Patroniçesiyim

dilek türker

K2 Haber olarak 52. sanat yılını geride bırakmaya hazırlanan, Tiyatronun duayen ismi Dilek Türker ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar dileriz.

Röportajı Gerçekleştiren: K2 Haber (K2 olarak anılacaktır)

Röportaj Yapılan: Dilek Türker (D.T. olarak anılacaktır)

Tiyatronun Uygar ve İyi İnsan Olmaya Faydası Vardır

K2: Neden Tiyatroya İhtiyacımız Var?

D.T: Tabi tiyatro çok yönlü bir sanat. İçinde edebiyat var, şiir var, müzik var, dans var. Sanat, insanın evrimine en büyük katkıyı yapan güçtür. Şimdi bu gücü taşıyan bir sanat dalına neden ihtiyacımız olur? Hayatı anlamlandırmak için, insanlarla anlaşabilmek, insanlarla doğru iletişim kurabilmek için. Hayatın hoyratlıklarından ve kabalıklarından arınmak için ihtiyacımız var. Eğlenmek için de ihtiyacımız var. Eğlenmek kavramı öyle içi boş bir kavram değildir. Eğlenmek çok ciddi bir iştir. Nazım Hikmet de şiirlerini yazarken ne kadar çok eğleniyordu. Einstein teorilerini hazırlarken, çözümler bulmaya çalıştığı bilimsel çalışmalarda kim bilir nasıl eğleniyordu? Tiyatro yaparken ben de çok eğleniyorum. Sahnede deliler gibi insanı, duyguları, barışı, kavgayı, sevgiyi, aşkı, bunları anlatmak ve anlattığım o gerçeklerle insanlarla buluşmak, birbirini anlamak, başkasının yerine kendini koymak… Dolayısı tiyatronun uygar ve iyi insan olmaya faydası vardır. İyi insan olmak için sanat gereklidir. Tiyatro büyük bir sanat dalı, birçok sanat dalını kucaklayan, onlarla birlikte insanlarla buluşabilen bir sanattır. Tiyatroya çok ihtiyacımız var. Barış için var, dostluk için var. Uygar olmak için var. Aydınlanma için var.

Sanat İle Yaşamak Sürekli Aşık Olmak Demektir

K2: Size Baktığımızda Hala Genç Bir Kadın Tiyatrocu Heyecanını Görüyoruz. Bunu Neye Borçlusunuz?

D.T: Bir kere çok ayıp ediyorsunuz. Ben zaten genç bir tiyatrocuyum. 52 senedir sahne üstünde olmam, yaşımın 7.basamaklara gelmiş olması, yani bir 70’lik olmam, genç olmama mani değildir. Neden? Çünkü öğrenmekten, merak etmekten, sevmekten vazgeçmiyorum. Neye borçluyum? Aşka borçluyum. Sanat ile yaşamak, sürekli aşık olmak demektir. Öyle kaba, saba aşklara da benzemez bu aşk. Hep bir söz söylemeye ihtiyacında olmanız, güzel bir sözü arayıp bulmak için çırpınmanız, hayatı güzelleştirmek için güzeli aramaktan vazgeçmemeliyiz. Ben kendimi özgür bir tiyatrocu olarak düşünüyorum. 30 senedir özel bir tiyatro sahibiyim. Türkiye’nin en zengin ve en fakir patroniçesiyim. Zenginim çünkü aşık olduğum işi yapıyorum. Fakirim çünkü çok zor şartlar altında tiyatroyu katkı sağlamaya çabalıyorum. Fakat şartlar ne olursa olsun, 30 yıldır hiçbir taviz vermeden, kendi istediğim sözü söylüyorum. Bunu tiyatro ile söylüyorum. Tiyatroya duyduğum aşkla ve seyirci ile yarattığımız aşk, o buluşmanın verdiği müthiş sevinç. İşte bu, insanı her daim genç ve kararlı tutuyor.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  19. Yılında Latife: Dilek Türker Yeni Tiyatro Sezonunu Açtı

Latife’nin Hikayesi Çok Dramatik, Trajik Bir Hikayedir

K2: Latife Karakterini Canlandırırken Hangi Hisleri Yaşıyorsunuz?

D.T: Ben hep güzel roller oynadım. Kendi rolümü seçme şansına sahip oldum. Bir tiyatro için bir oyuncu için 12 oyun yazıldıysa ve bu oyunlar da toplumun en önemli yazarlarının imzalarını taşıyorsa, şanslı birisisinizdir. Oynarken neler hissettiniz meselesi, insana ait olan acı, keder, sevinç, umut, mutluluk bütün bunlar hissedilir. Bunlar vardır, insana ait olan şeylerdir. Bunların sadece yorumlanması, sizin neler hissettiğiniz ile ilgili değildir. Önce aklınızla o rolü niçin oynadığınız ve o rolü oynayarak hangi sözü söylemek istediğinizi bilirseniz, ona göre yorumlarsınız ve hisleriniz de ona göre değişir. Çok kederli diye düşünülen bir sahne, bazen çok umut veren bir sahne haline dönüşebilir. Bu işte yorumculuk sanatı.

Latife’yi oynarken ne hissettiğime gelince, Latife’nin hikâyesi tabi çok dramatik, trajik bir hikâye. Atatürk’e âşık oluyor. Önce Fransa’da Fransız gazetelerinden takip ettiği, Türkiye’nin kurtuluş yolunu açan büyük kahramana aşık oluyor. Sonra tanıyıp, insan olarak da şık oluyor. Karşısında tabi Atatürk var. O Atatürk’e, Atatürk ise milletine âşıktı. Oradaki çelişki denilebilecek durumu, iyi anlayıp, kavrayıp bunu hazmedebilmek kolay değildi ve hata yaptı Latife Hanım. O hatanın bedelini de 49 yıl yapayalnız yaşayarak ve susarak ödedi. Latife’nin kendi ile hesaplaşması olarak ortaya koyduğumuz bir oyundur, Latife. Oyunun yazarı Nezihe Araz’ı da anmak istiyorum. Işıklar içerisinde uyusun. 19 yıldır oynuyorum bu oyunu, ölünceye dek de oynayacağım. Bir oyunu 19 yıl sürdürmek, gerçekten kolay bir iş değil. Fakat her sahneye çıktığımda, hep güzel şeyler hissediyorum. Kendisine verilen ile yetinmeyip, kendi beklentilerini yaratan, bunun için savaşan, güzeli arayan, güzeli aramak için bedel ödeyen, akılı, cesur, yani güzel kadınları oynadım hep, bu da beni sahnede mutlu hissettiriyor.

Aşk Kalıcıdır Çok Prestijli Bir Proje

K2: Yeni Oyununuz “Aşk Kalıcıdır”ı Biraz Anlatır Mısınız? Sizi Bu Oyunda Cezbeden Nedir?

D.T: Tuna Kiremitçi’nin “Dualar Kalıcıdır” romanından, Hakan Altıner’in uyarladığı tiyatro oyunudur Aşk Kalıcı’dır. Benim 52 yıllık sahne hayatım içerisinde, yine aşkla coşarak oynayacağım bir oyun. Çok da güzel bir hikayesi var. İkinci dünya savaşı sırasında İstanbul’a sığınarak hayatta kalmış Viyanalı Yahudi bir kadının Rosella Galante’nin, Pelin isimli genç bir kızla hayatlarının kesişmesini anlatıyor. Viyana’da yaşayan bu iki kadını buluşturan şey ise Türkçe. Çünkü Rosella, İstanbul’daki anılarını unutmamak için Türkçe bilen birini arıyor. Orada bir dile duyulan aşk var, dille birlikte yaşanan bir aşk var.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Yeşim Gürsucu: Hikayeleştirme, Ürün ve Hizmet Pazarlamanın En Etkili Yolu

Bu prestijli bir proje olacak. Ben 28 senedir Tiyatro Ayna olarak birbirinden değerli oyunlar sergileyen bir tiyatrocu olarak anılıyorum. Çok değerli yönetmenim Hakan Altınel ve Ödüllü Genç Oyuncu Damla Cercisoğlu ile bir araya geliyoruz. Dekoru ile kostümü ile ışığı ile her şeyi ile güzel bir yapacağımıza inanıyorum. Bu oyunu önce özel galalar ile sergilemek istiyoruz. Önce Viyana’da, Paris’te, Berlin’de İstanbul’u anlatır, ikinci dünya savaşında Türkiye’ye sığınan yabancıların, Türkiye’deki Kültür ve bilim düzeyini, bütün bunları çok insani bir hikaye ile aktaracağız.  Tuna Kiremitçi bu oyun için özel bir beste yapacak, belki birlikte söyleyeceğiz.

Sizi Renkli ve Bedeller Ödenen Bir Hayat Bekliyor

K2: Genç Tiyatroculara Tavsiyeleriniz Nelerdir?

D.T: Dilek Türker olarak gençlere hep söylüyorum, tiyatro ile yani sanat ile uğraşacaksanız, sizi renkli ve bedeller ödenen bir hayat bekliyor. Özellikle tiyatro insanının genel kültürünün sağlam olması gerekiyor. Ciddi bir altyapı ve genel kültür oluşturulması lazım. Sosyoloji ve psikoloji bilmesi lazım. Yani sahnede nasıl adım atıyor, nasıl rolünü ezberliyor, beden dilini nasıl kullanıyor, bunlar yetmez.

Yani bir kere çalışkan olmak lazım. Vazgeçmemek lazım iki. Keşfetmek için önce kendini sonra da dünyayı keşfetmek için saf bir çocuk merakının sürekli olması lazım. Sonra da donanımlı, bilgili ve tecrübeli bir yetişkinin analizinden geçmesi gerekiyor tabi, yapılan işlerin. Tiyatroda işler yaptım oldu ile olmaz. Bazen gençler nasıl ezberliyorsunuz rolünüzü diye soruyorlar. Tiyatro bir ezber sanatı değildir. Tiyatro bir araştırma, ciddi bilimsel donanım gerektiren bir sanattır.

dilek türker tiyatro ayna

26 Ekim’de Akatlar’da ‘Latife’ İle Sezonu Açıyoruz

K2: Bu Sezonun Başlangıcınızı Ne Zaman Yapıyorsunuz?

D.T: Biliyorsunuz, Tiyatro Ayna 1990 yılında kuruldu. Yani 28 sene bitiyor demek. Benim de 52.sanat yılım. Gerçekten büyük bir gurur, büyük bir emek. Sezonumuzu “Latife – Mustafa Kemalle Bin Gün” oyunumuzla, 26 Ekim’de Beşiktaş Akatlar’da açıyoruz. Tüm tiyatroseverleri oyunumuza bekliyoruz. Her daim sevgi ile barış ile aşk ile kalın.

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Murat Erdör: Dijital Dönüşüm Sadece Teknolojik Değişim Değildir

***

Sayın Dilek Türker’e röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Ülkemizde tiyatronun gelişmesi adına yaptığı değerli katkılar için, K2 Haber olarak, içten şükranlarımızı sunuyoruz.

Dilek Türker Kimdir?

1964-1977 yılları arasında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda çalışmıştır. 1973 ve 1977 yıllarında iki defa, en iyi oyuncu seçilmiştir. 1978’de Almanya’ya gitmiştir ve Goethe Enstitüsü’nden mezun olmuştur. “Sevdican” isimli oyunu Türkçe ve Almanca olarak; Almanya, İsviçre, Hollanda ve Avusturya’da oynamıştır. 1990’da Türkiye’ye dönerek Tiyatro AYNA’yı kurmuştur. 1995-96 sezonunda Rekin Teksoy’un Rosa Lüksemburg adlı oyunuyla Türker, “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü almıştır. “Kuvayi Miliye Kadınları” isimli oyunu Türkiye’nin birçok yerinde ve yurtdışında oynamıştır. 2005’te Pir Sultan Abdal adlı oyunda genel sanat yönetmenliğine başlamıştır. Vera Tulyakova’nın anılarından Ataol Behramoğlu’nun oyunlaştırdığı “Mutlu Ol Nazım” adlı oyunu sahnelemiştir. Oyun, “Avni Dilligil En İyi Dekor” ödülünü almıştır. 1999 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen “Devlet Sanatçısı” unvanına layık görülmüştür. 2011 yılında verilen 15. Afife Tiyatro Ödülleri’nde “Nisa Serezli Aşkıner Özel Ödülü” kazanmıştır. 2000-2001 tiyatro sezonunda Nezihe Araz’ın yazdığı “Mustafa Kemal’le Bin Gün – Latife” oyununu yurt içinde ve dışında (ABD, Almanya, Belçika, KKTC) çıktığı turnelerle oynamıştır. 2013 – 2016 yılları arasında Aziz Nesin’in yazdığı Haldun Dormen’in yönettiği “Hadi Öldürsene Canikom” adlı güldürüyü sahnelemiştir. “Türkan Işık Yolcusu”, “Kırmızı Halı” ve “Nakşıdil Sultan” adlı oyunları ile büyük beğeni toplayan Türker, “Mutlu Ol Nazım”, “İstanbul’un Gözleri Mahmur” ve Mustafa Kemal’le Bin Gün – Latife” oyunları ile tiyatroseverlerle buluşmaya devam etmektedir.

Dilek Türker 40. sanat yılında Çağdaş Eğitim Vakfı tarafından “Onur Ödülü”ne ve 21. Yüzyıl Eğitim Vakfı tarafından “En İyi Sanatçı” ödülüne, 2009 yılında “Rotary Meslek Onur Ödülü”ne, 2010 yılında “Lions Melvin Jones Ödülü”ne layık bulundu.

Röportaj kategorisindeki diğer röportajlar için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

reklâm
Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Röportaj

Kazım İsyandır: Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

kazım isyandır kazım koyuncu

K2 Haber olarak Kazım Koyuncu’nun aramızdan ayrılışının 14. yıl dönümünde Kazım’ın dostları ve sevenlerinin oluşturduğu “Kazım İsyandır” ile bir röportaj gerçekleştirdik. Kazım Koyuncu’yu sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz. Keyifli okumalar dileriz.

Kazım İsyandır tüm Kazım sevenlere ait olduğu için, röportajı verenler isimlerinin etkinliğin önüne geçmemesi için, kendi istekleri ile röportajda isimleri ile anılmamaktadır.

Röportajı Gerçekleştiren: Murat Büyükyılmaz 

Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

Öncelikle ‘Kazım İsyandır’ kimlerden oluşmaktadır, sizi bir araya getiren amaç nedir? Bize biraz hikâyenizi anlatır mısınız?

2015 yılında Kazım ile ilgili bir anma etkinliği yapıldı ve bu ne yazık ki biletli bir etkinlikti. Kazım’ın adının geçtiği bir yerde, bir etkinliğin biletli yapılması bizi açıkçası çok rahatsız etti. Anma denilen şeyin para karşılığında yapılması doğru değildir. Bu ücretli duruma tepki olarak, Kazım’ın sevenleri olarak bir araya geldik ve etkinliğin ismine de ‘Kazım İsyandır’ dedik. Yani işin özünde Kazım anmasının ticarileştirilmesine tepki vardı. Bu yıl bizim beşinci anmamız olacak. Biz bu işi yapalım dediğimizde, yani ilk başladığımızda 3 kişiydik. 10, 20, 40 kişi derken, bugün ‘Kazım İsyandır’ olarak alanda 10 binlerle buluşuyoruz.

Aslında kendilerine bir yandan da teşekkür ediyoruz. Bir nevi vesile olmuş oldular. Çünkü bu etkinlikler, Kazım öldükten tam 10 yıl sonra başladı. Kazım’ın şoku hala üzerimizdeydi, üzerimizden atamamıştık. Böyle bir anma ile bizi kendimize getirdiler. Bizim amacımız hep şuydu, biz başlatalım ama bu iş tüm Kazım sevenlerine ait olsun. Yani nerede anma yapıyorsak, orası kime aitse, kim üstlenebiliyorsa, kim devam ettirebiliyorsa o yapsın, hatta mahalleli yapsın istedik. Tabi yerin de önemi vardı. Bugün Abbasağa demek, Çarşı demek. Bu anlamda Çarşı ile de yakınlığımız oldu. Bu bazen diğer taraftar grupları tarafından ne yazık ki yanlış anlaşılabiliyor. Kazım’ın ölümünden sonra, Çarşı tüm sosyal medya hesaplarından Kazım’ı her zaman anmıştır. Çarşı grubu Kazım’a sahip çıktığı için, samimi olduğu için, yakınlığımız oldu. Çarşı da böyle bir organizasyonda yer almaktan dolayı her zaman onur duyduğunu ifade ediyor ve Kazım’ı her şeyden önce duruşu ile sevdiklerini belirtiyorlar.

Kazım’ın Hayali Sahnelerin Olmadığı, Herkesin Şarkı Söylediği Bir Dünyaydı

– Kazım Koyuncu’nun dünyasını ele alalım. Onun dünyasında ne vardı, ne yoktu? Kazım Koyuncu’yu siz nasıl anlatıyorsunuz?

Kazım’ı ne kadar tanıdığımız bize hep soruluyor. Onlara hep şu cevabı veriyoruz. Siz ne kadar tanıyorsanız, biz de o kadar tanıyoruz. Çünkü Kazım kimseye farklı bir şey vermedi. Eksik veya fazla tanımıyoruz. Çünkü onu tanımak için illa birlikte oturmak gerekmiyor. Bu toplumun her kesimine sesi ile müziği ile enerjisi ile duruşu ile ulaşmış bir insandan bahsediyoruz. Kazım önce müzisyen, biraz Karadenizli ama hepsinden önemlisi bir devrimciydi. Hayatını da hep böyle yaşadı.

Kazım, Laz kimliğini de pek öne çıkarmadı. Aslında devrimci kimliğini de ön plana çıkarmadı. Bu özelliklerini müziğine de yansıtmadı. Kazım sahnelerin olmadığı, herkesin şarkı söylediği bir dünya hayal ediyordu. Söz sözü açıyor, mesela geçen sene kaymakamlık tarafından yasaklandık, bize sahne verilmedi. Bu Kazım’ın isteğinin yerine gelmesiydi aslında. İnsanlar parka geldi ve küçük bir kolonla, sahne olmadan Kazım şarkılarını söyledik. İşte onun hayal ettiği şey tam da buydu.

Kazım’ın şarkılarında, sözlerinde bir devrim yoktur. Kazım da ‘ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim’ dedi. Gelevera deresi, ella ella dedi. O yörenin şarkılarını söyledi. Ama devrimciliğini, arka planda duran müziğinde yaptı. Alt yapıda duyduğumuz müzikler bize, onun devrimci olduğunu, müzik üzerinden devrimi anlatmak istediğini gösterdi. Sözle bunu yapmadı. Rock motifleri geldi, bir anda Rock’n Roll içerisinde bulduk kendimizi. Has Karadeniz müziği de var. Sonraki bütün gruplara bakın, kemençenin yanına gitar koymuştur. İşte bu yolu açan Kazım’dı.

Diyarbakır’da Hopalı Demek, ‘Kazım’ın Memleketi’ Demek

– Kazım’ın sanatı nasıl şekillendi? Koşulları nasıldı? Kazım’ı Türkiye’nin bu kadar sahiplenmesinde, bu koşulların etkisi nedir?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  İbrahim Yılmaz: Yapay Zeka, Güvenlik Sektörünü Doğrudan Etkileyecektir

Kazımın çok güzel bir sesi vardı. Biri o sesi duyduğunda, asla kayıtsız kalamıyordu. Bu sesi devamlılık haline nasıl getirebilirsiniz? Burada da Kazım’ın enerjisi ve duruşu devreye giriyordu. Şunu da söyleyeyim, Kazım bizi hayal kırıklığına hiç uğratmadı. Bir insan dört dörtlük olur mu, Kazım oldu.

Bir kısa diyalogu anlatayım size. Kazım İstanbul’a ilk geldiği zamanlarda, babası çok tedirgindi. Kazım, Beyoğlu’nda yaşıyor. Babası tinerci çocuklar için Kazım’ı bir gün uyarıyor. Kazım’ın babasına verdiği cevap, onun neden hala yaşatıldığının örneğidir. Kazım, “Onlar benim sevgilim, sen merak etme onlardan bana zarar gelmez, param varsa paylaşıyorum” demiş. Yani Kazım hiçbir insanı ayırt etmeden seven bir insandı.

Mesela başka bir örnek vereyim. Ben bir Hopalıyım. Diyarbakır’a gittiğimde, ben Hopalıyım dediğimde, herkes Kazım’ın memleketi diyor. Hopalı demek, Kazım’ın memleketi demek orada. Genelde şöyle bilinir ya Karadenizliler Kürtleri sevmez diye ama inanın Kürtler sırf Kazım Koyuncu’dan sebep, tüm Karadeniz’i seviyor.

Kazım’ı Her Kesim Açık Açık Dinliyor

– Memleketi, dili, kültürü, Trabzonspor onun sanatını ve kişiliğini şekillendiren unsurlardan birkaçı. Kazım’ın memleketi ile memleketinin de Kazım ile kurduğu bağı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bazı kesimler Ahmet Kaya’yı gizli gizli dinliyor, hepimiz biliyoruz. Ama Kazım’ı her kesim açık açık dinliyor. Kazım’ın solo albümü pek bilinmiyordu. Herkes neredeyse sadece Dido’yu biliyordu. Bir ses var, etkiliyor diyorduk ya. Biz biraz da popüler seviciyiz. Karadeniz’in Kazım Koyuncu ile ilgili bir özeleştiri vermesi mutlaka gerekiyor. Kazım’ın ilk parlamasının sebebi Gülbeyaz dizisi ile oldu. Diziyi sürükleyen isim de Kazım’dı. Gülbeyaz dizisi bitmek üzereyken, ‘Hayde’ albümü çıkacaktı. Sırf bu diziden kaynaklı satılmasın diye, 1,5 yıl beklendi. Öyle bir duyarlılığı vardı. O diziyi unutsunlar, yeni bir şey olduğunu anlasınlar istiyordu. O dizi ve Kazım’ın kanser oluşu ve her şeyin çok hızlı oluşu, bütün Karadenizlileri Kazım sevdalısı yaptı. Solcudur, komünisttir, onun burada ne işi var diyenler bile, kendi dünyasında Kazım’ı yaratmaya başladı. Bu güzeldir, bu doğrudur ama bunu anlamak için birinin ölmesine gerek yok. Yaşarken sevemiyoruz. Ne yazık ki öyle bir toplumuz.

kazım isyandır

Bu seneki Abbasağa Parkı’nın Boyanmasından Bir Görüntü

Karadeniz’de Denize Girilecek Alan Kalmadı, Karadenizli Yüzme Bilmiyor

– Kazım ülkenin sorunlarına nasıl yaklaşıyordu? Nasıl bir Türkiye hayali kuruyordu?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Girişimciye Dönüş: 13 Adımda Kendi Girişiminizi Kurmanızı Sağlıyoruz

Kazım ekstra hiçbir şey istemiyordu. Herkese ulaşma nedeni de buydu. Filozof değildi. Senden benden ayrı bir düşüncesi de yoktu. Çok basit düşünen ama doğru düşünüp, doğru söz söyleyen bir insandı. Bu basitlikten de kaçınmıyordu. Sahillerin yok olmaması, HES’lerin kurulmaması, su, hava, toprak, bunlar insanın temel kaynakları yahu. Bunları savunmak için öyle bir büyük birikime de gerek yok ki. O temel kaynakların savunucusu durumunda oluyorsunuz, Kazım da onlardan bir tanesi. Düşünsenize bir dereyi kapatmayın diye bu ülkede eylem yapmak zorunda kalıyorsunuz. O dereyi kestiğin an, o bölgedeki ağaçlar kuruyacak, hayvanlar ölecek yani kısacası yaşam ölecek. Bunu bilmek için doktora yapmaya gerek var mı? Bunu Kazım ve birçok insan böyle net ve basit bir dille anlattı. Kazım müziği üzerinden de her gittiği yerde bunlara vurgu yaptı. Bunun içerisinde bir sosyalizm, kapitalizm vurgusu yani herhangi bir ‘izm’ yoktu, sadece ortak yaşam alanımızı korumak vardı. Kazım kimseye yol yapmayın demiyordu, bilim insanları gelsin Karadeniz’e nasıl daha az zarar verilebilir bunu bulalım istiyordu. Dere yataklarının denize kavuşma alanlarını daralttılar ve birçok sel yaşandı, yaşanıyor ve de yaşanacak. Bunu yıllar önce insanlar söyledi. Bir yol yapılmalı mıydı evet ama bu şekilde olmamalıydı. Bugün Karadeniz’de denize girilebilecek bir alan kalmadı. Yüzme bilmiyor Karadeniz insanı.

Müziğiyle, Sözüyle, Duruşuyla Lokal Olmadığını Kanıtlıyordu

– Kazım’ı 33 yaşında kanserden kaybettik. Bugün birçok yaşam alanı mücadelesinde, doğa mücadelesinde, nükleer mevzusunda bile Kazım Koyuncu ismi bir sembol, bir direnç noktası olarak sunuluyor. Bunu nasıl anlamlandırıyorsunuz?

Seni yönlendirmeden, kimseyi taraf yapmadan, kafa karıştıracak hiçbir söz söylemeden, sadece ve sadece tüm canlıların yararına olan düşünceleri ve amaçları vardı. Müzikle ilgili bir söz söylediğinde bile bunu Karadeniz müziği ile ilgili söylemiyordu, dünya müziği ile ilgili söylüyordu. Çünkü Karadeniz müziği, Türk müziği ya da başka müzik diye bir şey yoktur. Sadece müzik vardır, nota vardır. Müziğin türleri vardır yani demek istediğimiz müzik birdir. Kazım Koyuncu’nun Diyarbakır konserinde yaşanılanları anlatmak çok zordur ama çok da iyi bir örnektir. Konserde 1 milyondan fazla insan vardı ve oradaki 1 milyon insan hep bir ağızdan, kendilerine ait olmayan bir dilde Dido’yu söyledi. Yani Kazım müziğiyle, sözüyle, duruşuyla lokal olmadığını kanıtlıyordu.

Kazım isteseydi belki çok farklı bir dünya yaratabilirdi kendine. Müziği, birikimi, doğallığı, sahnesi. Mesela herkes sahneye çıkar ama Kazım’ın sahnesi çok başkaydı. Etkilenmemek mümkün değildir. Bugün Karadeniz’de, o dönemi yaşayanlar, Kazım’ı bilenler, kendi çocuklarına Kazım’dan mutlaka bir şeyler anlatmıştır. Yani her evde Kazım’dan iyi bir şekilde bahsedilmiştir. Bu işte, kuşaklara aktarıldı, aktarılıyor. Bu da bir ölümsüzleşme halini meydana getiriyor. Bugün herhangi bir toplumsal harekette Kazım Koyuncu isminin öne çıkması, buradan kaynaklanıyor. Kazım bu şekilde yaşatılmış oldu.

kazım isyandır

‘Kazım İsyandır’ anmasına her yıl on binlerce insan katılıyor.

Bu Etkinliği Kazım’ı Sevenler Yapıyor, Bu Kadar

– Bu seneki etkinlikleriniz 3 gün sürecek. Geçen yıllardan farklı olarak, bu sene Kazım dostlarını neler bekliyor? Hazırlıklarınızdan, programdan bahseder misiniz?

Bu İçerik İlginizi Çekebilir  Kazım İsyandır: Önce Müzisyen, Biraz Karadenizli Ama Hepsinden Önemlisi Bir Devrimciydi

İki türlü etkinliklerimiz oluyor. Gündüzleri atölye ve geceleri konser ya da sinema gösterimlerimiz oluyor. Konser dinlemek istemeyenler için alternatifler yaratıyoruz. Kazım’ın röportajları, ya da iyi bir Kazım belgeseli, HES’lerle ilgili ya da gündeme uygun bir film mutlaka ayarlıyoruz. Çocuk atölyelerimiz de var. Boyama yapıyoruz ya da atık malzemelerden bir takım etkinlikler. Bu sene yoga da eklendi. Kazım’ın müzik üzerinden dillere ne kattığı üzerine de atölyeler düzenliyoruz. Yani Kazım’ın müziğinin Hemşinceye, Lazcaya, Türkçeye, Kürtçeye ne kattığı anlatılıyor.

Bu seneki etkinlik 3 gün olacak. Çok fazla talep oldu. Program baya yoğun. Herkese de bir söz vermek istedik açıkçası. İnsanlar hep soruyor, kim yapıyor bunu? Yok! Sadece Kazım’ı sevenler var. Başka bir amacımız da yok. Kazım’ı sevenler yapıyor, bu kadar.

Bir Kazım pankartımız var mesela, her yıl aynı pankartı aynı duygularla açıyoruz. Bu uzun yıllar da böyle devam edecek. Çünkü burada, beş yılda bir birliktelik kültürü oluşturuldu. Bu yıl ile şöyle bir ayrıntı belirteyim, çok ismi bilinmeyen ama iyi müzik yapan alternatif bir sahnemiz olacak. Kendilerine çok yer bulamayan, sadece ekonomi ile dönen yerlerden uzak duran grupları, aslında tam da Kazım’ın da istediği gibi, katmak istedik. Çünkü bu yolu açan Kazım’dı ve Kazım’ın bu açtığı yol anmasında da hayat bulmaya devam edecek. Kısaca herkese şarkı söyleyebilecek bir sahne sunmak istedik. Çünkü biliyorsunuz bir ana sahne vardır bir de alternatif sahne vardır. Biz de böyle bir şey olamaz, bizim tek bir sahnemiz var o da dost sahnesidir. Her grup 4’er şarkı söyleyecek ve bu 4 şarkıdan biri Kazım’ın bir şarkısı olacak. Buraya da gruplar baya hazırlanarak geliyor çünkü müzikten anlayan bir kitlemiz oluyor. Tüm Kazım sevenlerle, Kazım’ı anacağız. Herkesi anmamıza bekliyoruz.

‘Kazım İsyandır’ gönüllülerine bu röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Röportaj kategorisindeki diğer haberler için: http://k2haber.com.tr/category/roportaj/

Okumaya devam et