Connect with us

Politika

Akşener: ‘Dünya Lideri Gitmiş, Pek Şeker, Pek Minnoş Erdoğan Gelmiş’

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında AK Parti’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Joe Biden’a verdiği tepkiyi eleştirdi.
Akşener, Erdoğan’ı “Türk Devleti, bu haksızlık karşısında ne yapacak, nasıl bir tavır alacak, milletçe onu bekliyorduk. Ama bir baktık ki, kafası bozulana posta koymakla övünen “Dünya Lideri” gitmiş, yerine pek bir terbiyeli, pek bir şeker, pek bir minnoş, Mister Erdoğan gelmişti,” sözleriyle eleştirdi.

“Ak Parti iktidarının elinde Türkiye, tarihinin en büyük yönetim krizlerinden birini yaşıyor. Milletimiz Ak Parti’ye güvendi, yetkiyi verdi. Ama onlar öyle bir makam hırsına düştüler ki, Öyle bir koltuk sevdasına kapıldılar ki, Saraylara kapanıp, paranın ve gücün öylesine esiri oldular ki, ne maneviyat kaldı, ne takva kaldı, ne de ahlak kaldı…” diyen Akşener, şöyle devam etti: “Ve bugün, bu ahlaki çöküşün sonuçlarını, ekonomiden eğitime, dış politikadan pandemiye kadar her alanda, tüm gerçekliğiyle yaşıyoruz. Onlar sarayda sefa sürerken, bu yönetim krizinin faturasını, maalesef milletçe biz ödüyoruz. Sayın Erdoğan’ın, 23 Nisan’da, 83 milyon vatandaşımızın gözünün içine baka baka yaptığı, “Vatan” tarifi için, önce, “Yanlış mı duydum acaba?” dedim. Kendisi çıktı ve dedi ki; “Toprak, kan dökülmemişse, zaten vatan olmaz. Ben bunları hep şuna benzetiyorum. Arsa var, arazi var. Araziyi arsaya dönüştürmek için, belli bir bedel ödemek gerekiyor. Aksi takdirde arazinin hiçbir anlamı yok.” Aynen böyle dedi. Türk Devleti’ni idare eden birine, “Vatan” ne demektir, anlatmak zorunda kaldığım için utanç duyuyorum. Ama heyhat! Baş müteahhit Sayın Erdoğan, vatanı da maalesef kupon arazi zannediyor.”

Kılıçdaroğlu, İmamoğlu Ve Yavaş’ın Cumhurbaşkanlığı Adaylığını Değerlendirdi

Akşener: “Vatan, Sizin Kupon Araziniz Değil”

“Vatan” dediğinde, milletçe her birimizin yüreği titrerken, Mehmetçik uğruna can verirken, kendisi, vatanı, rant peşinde koşup, arazileri parsellemek olarak görüyor. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır; toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” dizelerindeki kutsiyete bakın, Bir de bu dizelerden hareketle, vatanı tarif ederken, aklına, arsanın ücretinden başka bir şey gelmeyen, vicdansızlığa bakın, utanmazlığa bakın, ahlaksızlığa bakın! Ne diyelim, Allah ıslah etsin.

Buradan Sayın Erdoğan ve şürekasına sesleniyorum; Vatan, sizin kupon araziniz değil, şehitlerimizin bize emanetidir. Vatan, yabancılara parsel parsel satabileceğiniz arsa değil, uğruna can verilmiş, kan verilmiş ebedi yurdumuzdur. Vatan, Malazgirt’le kapı açan Sultan Alparslan’dır! Vatan, 1453’te çağı kapatan Sultan Mehmet Han’dır! Vatan, Çanakkale’de ölüme koşan Mehmettir! Vatan, 1923’te mührü vurulan Cumhuriyettir, Mustafa Kemal Atatürk’tür!

Biden Tepkisi

İktidarın sergilediği bu cahillik, bu şuursuzluk yüzünden, Türkiye sürekli kaybediyor. Ekonomiden dış politikaya, toplumsal politikalardan istihdama, her alanda kaybediyoruz. Nitekim, Joe Biden’ın 24 Nisan’da yaptığı açıklamanın sonrasında da öyle oldu. ABD Başkanı Biden’in sözde soykırım açıklaması, milletimizi derinden yaraladı. Vatandaşlarımızın gözü kulağı, doğal olarak, Sayın Erdoğan’a çevrildi. Çünkü Sayın Erdoğan’ın ne diyeceği, hangi kararları açıklayacağı önemliydi. Türk Devleti, bu haksızlık karşısında ne yapacak, nasıl bir tavır alacak, milletçe onu bekliyorduk. Ama bir baktık ki, kafası bozulana posta koymakla övünen “Dünya Lideri” gitmiş, yerine pek bir terbiyeli, pek bir şeker, pek bir minnoş, Mister Erdoğan gelmişti.

Rüzgar esse atarlanan Sayın Erdoğan, çıkıp da şöyle hakkıyla bir, “Eeeeey Biden, sen kimsin” çekmek yerine, “Sayın Biden” demekle yetinmek zorunda kaldı. Hatta milletimiz için ar meselesi olan bu meselenin, aslında Sayın Erdoğan için, Haziran’da yapılacak görüşmenin maddelerinden, sadece biri olduğunu da, bu vesileyle öğrenmiş olduk. Oysa Türk Milleti, tarihine atılan bu çamura karşı, devletin başından dirayetli bir duruş bekliyordu. Rıza Zarrab için seferber olanların, en azından bir nota vermesini bekliyordu. Kürecik ve İncirlik üsleri ile ilgili, bir hamle bekliyordu. Güvenlik ve iş birliği protokollerini, masaya yatırmasını bekliyordu. Sayın Erdoğan ise Biden’a kibarca sitem edip, vere vere, Ermenistan’a yaptırım sinyali verebildi.

Sayın Erdoğan; yemezler. Ermenistan bu yalanı, 100 yıldır söylüyor. Üstelik Erivan’la zaten bir ilişkin yok. Ayrıca o sözü de Paşinyan değil, ailecek evinde görüştüğün kadim dostun, Joe Biden söyledi. Konuyu sektirip, işin içinden sıyrılmanın, kaçıp saklanmanın manası yok. Sen, 5000 yıllık Türk Devleti’ni temsil ediyorsun. Korkma. Cesaretini topla ve çık, milletimizin beklentisine göre iki çift laf et, iki adım at. Dava arkadaşlarım; Keşke yapabilse, ama yapamaz. Çünkü, Türkiye’yi ekonomik ve diplomatik alanda, öyle karanlık bir cendereye soktu ki, bir çift laf edecek cesareti bile, kendinde bulamıyor.

İşin en ironik yanı da ne biliyor musunuz? Kürsü delikanlısı Sayın Erdoğan, nefret ettiği rahmetli İnönü’nün, Johnson mektubuna koyduğu postayı, Biden’a koyamıyor. Beğenmediği rahmetli Ecevit’in, dünyayı karşısına alma pahasına, Kıbrıs’ta gösterdiği dirayeti, Biden’a karşı gösteremiyor. Zerre hazzetmediği rahmetli Demirel’in, İncirlik Üssü’ne Türk Bayrağı çeken o dik duruşunun, yanından bile geçemiyor. O diline sakız ettiği Eski Türkiye’nin başbakanlarının, memleketin zor zamanlarında gösterdikleri devlet insanlığının, kırıntısını gösteremiyor. Yazıklar olsun.

‘Erdoğan, 19 Yıl Sonra İlk Kez Bir İsmi Kurban Verdi’

Akşener: “Damadını Sevdiğin Kadar Türkiye’yi De Seveceksin”

Maalesef artık şu bir gerçek ki; Sayın Erdoğan’ın bize yutturmaya çalıştığı “Yeni Türkiye”, aslında “Yenik Türkiye’dir”. Ak Parti’nin bu millete reva gördüğü, ekonomide bitik, dış politikada ise ezik Türkiye’dir. Buna izin veremeyiz. Buna izin vermeyeceğiz. Onuru için hayatı yok sayan bu aziz milletin, boynunun bükülmesine seyirci kalmayacağız. Milletimizin hissiyatını, bu rezaletin sorumlusunun yüzüne yüzüne çarpacağız. Güçlü, zengin ve mutlu bir Türkiye’yi inşa edene kadar, mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.

Sayın Erdoğan; Türkiye Cumhuriyeti bir kabile devleti değildir. Damadını sevdiğin kadar, Türkiye’yi de seveceksin. Rıza Zarrab’ı kolladığın kadar, devletini de kollayacaksın. O beş müteahhitin kesesini dert ettiğin kadar, milletinin kesesini de dert edeceksin. Atadığın beceriksiz bakanların arkasında durduğun kadar, Millet ve memleket çıkarlarının da arkasında duracaksın. Öyle kürsüden tarih nutukları atıp, bildiğimiz bize anlatarak konuyu geçiştirmek yok. Öyle kuyruğu kıstırıp, milletimizi Haziran’daki görüşmeyle oyalamak yok. Bağırma işini öfkeli küçük ortağına havale edip, öyle kaçıp saklanmak yok.

Türk Milleti senden bir adım bekliyor. Türk Milleti senden, makamına yakışır bir biçimde cevap vermeni bekliyor. Türk Milleti senden, kırk yılda bir, devlet insanlığı bekliyor. Ya oturduğun koltuğun ciddiyetiyle, durumun gereğini yap; ya da beceriksizliğini kabul et, özür dile ve memleketi seçime götür. Ya saray sefasını bırakıp işini yap, ya da sandık gelsin, milletimizden yetkiyi alıp, biz gerekeni yapalım. Bu kadar basit.

‘Tam Kapanma’ Eleştirisi

Ak Parti iktidarı, Türkiye’yi yönetemiyor. Türkiye bu çarpık zihniyeti ve bu ucube sistemi, artık taşıyamıyor. Hemen her alanda olduğu gibi, pandemi sürecinin yönetiminde de, bunu milletçe yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Pazartesi akşamı, Sayın Erdoğan çıktı ve “Tam kapanmaya geçiyoruz.” dedi. Yarın akşam itibariyle, Türkiye 18 gün tam kapanacak. Pandeminin başından beri iktidarı defalarca uyardık.

“Bütün uzmanlar, 3 haftalık tam kapanmanın zorunlu olduğunu söylüyor, bilime kulak verin.” dedik. Dinlemediler. Öneriler getirdik, çözümler sunduk, kulak asmadılar. 2021’in başından itibaren, vaka sayılarında patlama oldu, önemsemediler. Vakalarda ilk üçe girdik, sadece Mart ayında, 8 bine yakın vatandaşımızı kaybettik, oralı bile olmadılar. Yoğun bakım yatakları doldu, umursamadılar. Vatandaşlarımız “Aşı nerede?” diye sordu, Çinliler geciktirdi diye masal anlattılar. Lebaleb kongrelerini yapıncaya kadar, kısmi kapanma kararı bile almadılar, milletimizi kaderiyle baş başa bıraktılar. En sonunda kongreler bitti, kısmi kapanmaya geçtiler. Nihayet şimdi de çıkıp “tam kapanma” dediler. Dediler ama, tam mı, yarım mı kapanıyoruz o da belli değil.

Milletimiz bu süreçte ne yiyecek, ne yapacak, nasıl hayatta kalacak belli değil. Sayın Erdoğan; Gecikmiş de olsa, bu kararı önemli buluyoruz. Ama sadece kapanıyoruz demekle olmaz. Bu süreçte, devlet imkanlarını seferber edip, milletinin yanında olacaksın. Devlet insanlığı bunu gerektirir. Makamının sorumluluğu bunu gerektirir. O nedenle bir an önce çıkıp bir, “Tam kapanma destek paketi” açıklayın. Paket kapsamında, günlük ve haftalık çalışanlara, düzenli geliri olmayanlara, acilen destek sağlayın. Kapanma mücbir sebep sayılsın, beyanname verme ve vergi ödeme yükümlülüklerini 1 ay erteleyin. Nisan sonu yapılandırma ödemelerini, en son taksitten bir sonraki aya erteleyin. Esnaf için kira stopajlarını sıfırlayın. Çek ve senetler, 29 Nisan dahil, Mayıs ayı sonuna kadar yazılmasın. İcra takiplerini, Mayıs ayı sonuna kadar durdurun. BDDK üzerinden, kredi takip başlangıçlarını, 1 ay daha uzatın. Düşük gelirli vatandaşlarımızın evleri ile, küçük esnafımızın işyerleri için, Nisan ve Mayıs ayı elektrik faturalarını, kullanımları takip eden 6 aya yayarak tahsil edin.

Belediyelere bağış kabul etme izni verin. Ayrıca, bunların haricinde, defalarca dile getirdiğimiz gibi, hane halkına, kişi başı 500 lira hibe desteği, esnaflarımıza da, çalışan başına 10.000 lira, faizsiz, 1 yıl geri ödemesiz kredi verin. Gelin, önerilerimize bu defa kulak verin, bari bu tam kapanma sürecinde milletimizin yanında olun. Şu pandemi sürecinde, bir defa olsun, devlet ciddiyetiyle hareket edin.

Pandemi sürecinde, milletini zerre düşünmeyen iktidar, bir yılı aşkın süredir, canla başla çalışan sağlık ordumuzu da, artık gözden çıkarmış görünüyor. Pandeminin başında, her akşam saat 9’da alkışlattıkları sağlık ordumuz, artık kaderiyle baş başa. Gözlerinin önünde eriyen hastaları mı düşünsünler, evde bıraktıkları çocuklarını mı dert etsinler, yoksa bütün bunların üzerine, omuzlarındaki ekonomik yüke çare mi arasınlar? Gösterdikleri o büyük özveriye rağmen, onlara reva görülen çile işte bu.

Akşener: “COVİD-19 Meslek Hastalığı Sayılmalı” 

Sağlık çalışanlarımızın sağlığı, doğal olarak risk altında. Çalışma saatleri belli değil. Ayda 100-120 saat arası fazla mesai yapıyorlar. Moral ve motivasyonları için ekonomik paketler önerdik, iktidar oralı bile değil.

Buradan iktidara seslenmek istiyorum; Yeter artık! İş bilmezliğinizin ceremesini, bu fedakar insanlar çekiyor. Yüzlerce hasta arasında mücadele ediyorlar. Sağlık çalışanlarımızın morale ihtiyacı var. Covid-19’u meslek hastalığı sayın. Salgınla mücadele ederken, hayatını kaybeden sağlık çalışanlarımızı, şehit kabul edin.

Bu büyük mücadeledeki özverilerini, kuru kuruya değil, 3600 ek göstergeyle alkışlayın. Bu üstün gayretin karşılığında, 4A, 4B gibi farklı uygulamaları kaldırıp, sosyal haklarını, tek çatı altında toplayın. İcapçılıkta sadece doktorlara değil, tüm sağlık personeline ödeme yapın. Böyle beceriksizlik olmaz. Böyle vefasızlık olmaz. Ayıptır, günahtır. Bir an önce sağlık çalışanlarımızla ilgili gereken adımları atın!

Akşener: “Eğitim Ordumuz Da Çile Çekiyor”

Eğitim ordumuz da, tıpkı sağlıkçılarımız gibi çile çekiyor. Kadrolu, sözleşmeli, ücretli gibi, başka başka öğretmen kadroları uydurdular, her bir öğretmenimizi, ek iş yapmak zorunda bıraktılar. Mesela, ücretli öğretmenlerimiz. Ders verdikçe ücret alıyorlar. Bu dönemde, eğitime ara verildiği için perişan durumdalar.

Bakın; Haftada, hadi en yükseğinden alalım, 30 saat ders veren, bir ücretli öğretmenin eline, saati 19.70 liradan, ayda yaklaşık 2 bin 300 lira para geçiyor. İşe bakar mısınız? “Asgari” ücreti iktidar belirliyor, Ama aynı iktidar, öğretmenine asgari ücretin altında maaşı reva görüyor. 100 bin ücretli öğretmenimiz var. Eğitim ordumuzun 100 bin neferine, ayda verilen ücretin toplamı, 230 milyon lira. Yılda 9 ay çalışabildiklerini farz edersek, bir yıllık ücretlerinin toplamı, 2 milyar 760 milyon lira. İktidar, evlatlarımızı emanet ettiğimiz, 100 bin eğitim neferine, bir yıl için 2 milyar 760 milyon lirayı çok görüyor.

Ama aynı iktidar, sadece İstanbul havalimanını işleten şirkete, 2020 yılı için, 2 milyar 300 milyon lira, garanti ücreti ödemekten geri durmuyor. Yani uçmayan uçağın, o uçağa binmeyen yolcunun parasını ödemekten gocunmuyor. Öğretmenine çok gördüğünü, müteahhidine yağdırmaktan çekinmiyor. İşte size, Ak Parti’nin adalet anlayışı. İşte size, Ak Parti’nin eğitime bakışı. İşte size, dünün mücahidi, bugünün müteahhidi Sayın Erdoğan’ın, millet sevgisi. Yazıklar olsun.

Akşener: “Atamayacaksan, Neden Öğretmen Yetiştiriyorsun?”

Mesele sadece ücretli öğretmenlerimizle bitmiyor. Mesela atanamayan öğretmenlerimiz var. Şüyuu vukuundan beter. Artık maalesef, böyle de bir meslek kolumuz oldu. Hayaldi, Ak Parti iktidarında, bir rezalet daha gerçek oldu. Allah aşkına, bir ülkede, “atanamayan öğretmen” diye bir sorun olabilir mi? Atamayacaksan, neden öğretmen yetiştiriyorsun? Öğretmen yetiştiriyorsan, neden göreve atamıyorsun? Türkiye’de öğretmen fazlası mı var? Özel okullarda, her 8 öğrenciye bir öğretmen düşerken, devlet okullarında, her 16 öğrenciye bir öğretmen düşüyor. Devlet okullarındaki öğretmen sayısını, özel okul seviyesine çıkarmak için, Türkiye’nin 800 bin yeni öğretmene ihtiyacı var. Yani, kaliteli eğitim sağlamak için, çok büyük bir öğretmen açığımız var. Bu kadar büyük bir açığın olduğu bir ülkede, atanamayan öğretmen diye bir sorun olabilir mi?

Elbette olamaz. 800 bin yeni öğretmen kulağa fazla geliyor değil mi? “Kaynak nerede?” diye soracak olan Ak Partilileri şimdiden duyar gibiyim… Oysa her 100 bin öğretmenin devlete maliyeti, sadece 8 milyar lira. Bunun 2 milyarını da, vergi olarak geri alıyor, yani 100 bin öğretmenin, devlete net maliyeti, 6 milyar lira.

Bindiği uçağı satsa 50 bin öğretmene iş olur. Suriyeli sığınmacılara harcanan parayla, 800 bin öğretmenin 10 yıllık gideri karşılanır. Kanal İstanbul’a harcayacağı parayla, Türkiye’deki her devlet okulu yıkılıp baştan yapılır, Öğretmeniyle, atölyeleriyle, özel okullardan daha iyi seviyede eğitim verilir.

Ez cümle; Mesele, kaynak meselesi değil, mesele, öncelik meselesi. 100 bin öğretmenin maaşını, tek kalemde müteahhidinin cebine koyan bu anlayış, Türkiye’yi geleceğe taşıyamaz. Ülkenin kaynağı, imkanı ve daha da önemlisi ihtiyacı varken, Sırf canı istemediği için, 800 bin öğretmenimizi atamayan bu iktidar, çocuklarımıza hak ettikleri gibi bir gelecek sunamaz. “Milletine nankör, yandaşına bonkör.” olanların, milletimize yokluk ve çileden başka vereceği bir şey olamaz.

Akşener: “Bu Ucube Yönetim Sistemi Milletimizi De Mağdur Ediyor’

Bu ucube yönetim sistemi, Türkiye’yi de, milletimizi de mağdur ediyor. Sadece bugünümüzü değil, yarınımızı da tehdit ediyor.

Bizzat TÜİK’in açıkladığı genç işsizlik oranı yüzde 26.9, geniş tanımlı işsizlik oranı ise, yüzde 44 düzeyinde. Gençlerimizin yüzde 27’si, ne bir eğitim kurumuna devam ediyor, ne de çalışıyor. Son 10 yıl içinde, ne okuyan, ne de çalışan genç kadınların oranı, yüzde 32.8’den yüzde 41’e yükseldi.

Bu düzen böyle gitmez. Bugün, gençlerimizin büyük bir çoğunluğu Türkiye’den gitmek istiyor. Türkiye, 2019 yılında genç göçünde rekor kırdı. Bu arada altını çizmek istiyorum; gidenler öyle çok büyük beklentilerle gitmiyor.

İstedikleri, alt tarafı düzgün bir iş, itilip kakılmadıkları, mutlu ve huzurlu bir hayat. Bu kadar basit. Aralarında, Amerika’ya, Almanya’ya, Kanada’ya, İngiltere’ye giden çok. Ama asıl acı olanı ne biliyor musunuz? Ukrayna’ya gidenler var. Romanya’ya gidenler var. Polonya’ya gidenler var. Çin’e, Tayvan’a, hatta Vietnam’a gidenler var. Söyler misiniz, bir ülke için daha büyük bir utanç olabilir mi? Gençlerimizi, iş bulup, mutlu, huzurlu bir hayat kurabilmek için, daha dünün Demir Perde ülkelerine gitmek zorunda bırakmak kadar, utanç verici bir şey olabilir mi?

Ama ne yazık ki durum bu.

Akşener: “Gençler İçin Yaşanabilir Ülke Olmaktan Çıktı”

Bir yandan Türkiye, gençlerimiz için yaşanabilir ülke olmaktan çıka dururken, diğer yandan, dünyadaki gelişmeler de, nitelikli gençlerimizin, ülke dışında iş bulmasını kolaylaştıracak yönde ilerliyor.

Geçen sene, dünya genelinde, 1500’den fazla üst düzey yönetici ile yapılan bir ankete göre, dünyaya yön veren şirketlerin ana gündem konusu, “yetenekleri firmada tutmak ve yeni yetenekleri firmaya çekmek” olmuş.

Artık rekabetçilik yarışı, Ak Parti’nin vizyoner ekonomistlerinin, iddia ettiğinin aksine, ucuza üretenin, ya da parası değersiz olanın öne çıktığı, bir 100 metre koşusu değil. Tam tersine, en nitelikli çalışanları, doğru işlerde istihdam eden ülkelerin öne çıktığı, bir maraton koşusu haline geldi. Buradan iktidarı bir kez daha uyarmak istiyorum: Türkiye için alarm zilleri çalmaya başladı. Bu işler, öyle rekabetçi kur masalları anlatarak, Veya Sayın Erdoğan’ın yaptığı gibi, “üç çocuk” diye diye gezerek olmaz. Bu işler, gençlerimize nitelikli istihdam sağlayacak bir eğitim ve ekonomi modeli kurarak olur.

Demografik fırsat penceresinin, bu son döneminde Türkiye, eğer, bu gençlerimize iş sağlayacak bir büyüme modeline geçmezse, çok değil, çeyrek asır içinde, çok ciddi bir yaşlılık krizi yaşayacağız. Ülkemizde, adaleti ve demokrasiyi tam ve kamil olarak uygulayamazsak, en nitelikli gençlerimizi, başka ülkelere kaptıracağız.

Aklınızı başınıza alın.

Kılıçdaroğlu: ‘Sizin Burnunuzdan Fitil Fitil Getireceğiz’

Akşener: “Güçlü, Zengin Ve Mutlu Bir Türkiye’de Yaşamak Da Mümkün.”

Güçlü, zengin, ve mutlu bir Türkiye vizyonu koyamayan, bu garip zihniyetle, Memleketin en basit meselesini bile çözemeyen, bu beceriksiz kadrolarla, Ve tüm bunların bir ürünü olan, bu ucube sistemle, Türkiye rahata eremez. Bu kadar basit. Ama karamsarlığa lüzum yok. Umutsuzluğa yer yok. Biz bunun için varız. İYİ Parti bunun için var. Biz geleceğiz ve Türkiye İYİ Olacak! Bu hayalleri kurmak da, gerçekleştirmek de, Güçlü, zengin ve mutlu bir Türkiye’de yaşamak da mümkün.

Akşener: “Milletimiz Bize İnanıyor”

Çünkü Türkiye büyük bir ülke. Potansiyeli olan ülke. Başarmak için ihtiyacı olan her şeye sahip olan bir ülke. Kaynaklarını, emeğini, hazinesini, eşe, dosta, yandaşa peşkeş çekmezseniz, Türkiye 83 milyon vatandaşını, bolluk içinde yaşatabilecek bir ülke. Biz bu gerçeği biliyoruz. Buna inanıyoruz. Ve görüyoruz ki, milletimiz de bize inanıyor.

Ekoloji

Zonguldak’ta Halk Sağlığını Düşünen Yok: Çocuklar Çamurlu Denizde Yüzüyor!

-

deniz yavuzyılmaz uzunkum halk plajı

Zonguldak Uzunkum halk plajında çekilen görüntülerde halk sağlığının nasıl tehlikeye atıldığı gözler önüne serildi. Çocuklar çamurlu denizde yüzerken, yetkililer ise herhangi bir önlem almıyor.

K2 HABER | Zonguldak’ta Kilimli sahil yolu çalışmalarında dolgu işleri sebebiyle, deniz kıyısı çamur deryasına döndü. CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın paylaştığı görüntülerde, yol çalışmaları sebebiyle çamurların denize karıştığı ve buna rağmen denizde yüzen insanların olduğu ve hiçbir önlem alınmadığı görülüyor.

Deniz Yavuzyılmaz: Bu Düzenlemeyi Genel Kuruldan Geçirmek Cinayete Teşebbüstür

Yavuzyılmaz Konuyu Meclis Gündemine Taşımıştı

Konuya ilişkin 14 Şubat 2022’de Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevaplaması istemiyle Meclis’e soru önergesi veren Yavuzyılmaz; önerge açıklamasında, “Denize boşaltılan kayaç türü malzemelerinin içinde suda kolayca ufalanabilecek hafriyat toprağı türünden kısımların fazlasıyla olduğu, söz konusu malzemelerin önemli ölçüde deniz tarafından yutulduğunu ve bu nedenle denizde kilometrelerce uzunlukta kirlenme ve renk değişimlerinin oluştuğu görülmektedir.” ifadelerine yer vermişti.

Projenin bitirilme tarihini ve detaylarını soran Yavuzyılmaz, tahkimat amaçlı kullanılan malzemelerin türleri, özgül nitelikleri ve limit değerlerinin ne olduğunun da açıklanmasını istemişti.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

CHP’li Orhan Sarıbal’dan Tırtıl İstilasına Uğrayan Tarladan İstifa Çağrısı

-

tırtıl istilası

Trakya bölgesindeki ayçiçek tarlaları tırtıl istilası ile mücadele ediyor. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal da Kırklareli’nde ayçiçek üreticileriyle buluştu.

K2 HABER | Ayçiçek üreticileri tırtıl istilasına karşı mücadelesini sürdürüyor. Bakanlık yetkilileri ilaçlamayla sorunun çözüldüğünü ve zararın yüzde 5-6 düzeyinde olduğunu iddia etse de ayçiçek üreticileri pek de öyle düşünmüyor. Zararın çok büyük olduğunu belirten üreticiler, hasat zamanı kayıplarının yüzde 70-80 düzeyinde olacağını tahmin ediyor.

CHP Bursa Milletvekili, Ziraat Mühendisi Orhan Sarıbal, Kırklareli’nin Babaeski ilçesi Sofu Halil Köyü’nde ayçiçek üreticilerini ziyaret etti. Kamuoyunda ‘tırtıl istilası’ olarak bilinen meseleyi yerinden inceleyen Sarıbal, çiftçileri uyarmayan Bakanlığın en büyük sorumlu olduğunu belirterek, Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci’yi istifaya davet etti.

Orhan Sarıbal: Bunun Bedelini Kim Ödeyecek?

K2 TV Trakya Temsilcisi Deniz Kılıç’a açıklamalarda bulunan Orhan Sarıbal, Bakanlığın yerine getirmediği sorumluluğun bedelini çiftçiye ödettirmek istediğini belirterek, Tırtıl tarafından yenmiş bir Ayçiçek tarlasındayız. Zarar yüzde yüze yakın. Bunun sorumlusu kim, bedelini kim ödeyecek? Çayır tırtılının bu kadar zarar vermesinin, bu zararın görülmemesinin en önemli sorumlusu Tarım Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı’nın il ve ilçe yönetimleridir. Bunun için erken uyarı sistemini çalıştırması, çiftçileri uyarması gerekiyordu.” şeklinde konuştu.

Tarım Bakanı ve Yardımcısı Derhal İstifa Etmelidir

Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci’yi istifaya davet eden Sarıbal, “Bir de Bakan Yardımcısı gelip, anlamadan, dinlemeden, önce çiftçiyi kaderine terk ettiler, sonra da 3 günde hallettik, yüzde 5-6 zarar var dedi. O Bakanı ve Bakan Yardımcısını bu tarladan istifaya davet ediyorum. Biraz vicdanları varsa, biraz bu ülkenin toprağından, suyundan yemiş içmişlerse, bu topraklara karşı sorumlulukları varsa derhal istifa etmeleri gerekir.” dedi.

Çiftçinin Zararını Bakanlık Karşılasın

Yapılması gerekenleri de tek tek açıklayan Sarıbal, “Önce Bakanlık, il ve ilçe müdürlüklerini devreye sokup, gelip çiftçilerin tarlasında tespit yapmaları, bu tespitleri raporlamaları gerekiyor. Çiftçilerden talepleri toplanmalı, hasat zamanı tekrar gelip zararın miktarını tespit etmeleri ve o zararların da Bakanlığa, Bakanlık da Cumhurbaşkanlığı’na bildirerek, bu zararı telafi etmelerini istiyoruz. Çünkü bu zararın sorumlusu tohumu eken, toprağı işleyen, mazot harcayan, her türlü bakımı yapan çiftçi değildir. Bunun tek sorumlusu Bakanlık’tır. Bakanlık yerine getirmediği görev ve sorumluluğu, yarattığı zararları çiftçiye ödetemez. Buradan Bakanlığı acilen göreve davet ediyoruz. Gelsinler bu tarlalarda zararların tespitini yapsınlar, raporlarını hazırlasınlar, çiftçiyi sahipsiz bırakmasınlar. Bedelini çiftçi değil, Bakanlık ödesin.” ifadelerini kullandı.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

HDP’li Oya Ersoy, ‘Asbest Bombası’ Gemiyi Meclis Gündemine Taşıdı

-

ASUD brezilya Aliağa asbestli gemi

İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Brezilya donanmasına ait Nae Sao Paulo adlı savaş gemisinin Aliağa’da sökümü için Sök Denizcilik adlı firmaya verilmesini meclis gündemine taşıdı.

K2 HABER | ‘Asbest Bombası’ olarak adlandırılan Brezilya donanmasına ait Nae Sao Paulo adlı savaş gemisinin Aliağa’da sökümü için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından izin verilmesi, kamuoyunda tepkiyle karşılandı.

HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy da konuyu Meclis gündemine taşıdı. Ersoy verdiği soru önergesinde, “Bünyesinde 900 tondan fazla asbest olduğu iddia edilen savaş gemisinin yaratacağı tehlikenin boyutlarının bakanlık tarafından dikkate alınmayarak halk sağlığı ciddi bir biçimde tehlikeye atılmaktadır. Ülkemiz yabancı devletlerin radyasyon çöplüğüne dönmüştür.” ifadelerini kullandı.

İliç’teki Siyanür Felaketini Duyuran Sedat Cezayirlioğlu: ‘Can Güvenliğim Yok!’

Oya Ersoy

Oya Ersoy: ‘Bakanlık Derhal Gemi Sökümünü Durdurmalıdır!’

Ersoy, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a şu soruları yöneltti:

1. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak Aliağa gemi sökümlerinde çalışanlar ve çevre halkının asbeste maruz kalmasını engelleyecek önlemler almayı düşünüyor musunuz?

2. Son 5 yılda Aliağa’da kaç gemi sökülmüş ve kaç ton asbest bertarafı yapılmıştır?

3. Bünyesinde 900 tondan fazla asbest olduğu iddia edilen savaş gemisinin yaratacağı tehlikenin boyutları bakanlık tarafından bilinmekte midir?

4. Bakanlığın 30 Mayıs 2022 tarihli yazısında Brezilya donanmasına ait Nae Sao Paulo adlı savaş gemisinin ülkeye geldikten sonra radyasyon seviyesinin ölçülüp sonuca göre izin verileceği ifade edilmiştir. Geminin bulunduğu ülkede neden radyasyon ölçümleri yapılmamıştır?

5. Ölçümlerde radyasyon seviyesi beklenilen düzeyin üzerinde çıkarsa Brezilya donanmasına ait Nae Sao Paulo gemisine ne olacaktır? Gemi hangi ülkeye gönderilecektir buna dair bakanlığın herhangi bir planı var mıdır? 

6. Bilim insanları tarafından yapılan araştırmalar sonucunda asbestin yol açacağı hastalıkların ilk işaretlerinin en erken 5 yıl ancak ortalama 10-20 yıl sonra kendini belli edeceği ifade edilmektedir. Bu durumda Aliğa’da son 10 yılda özellikle akciğer hastalığına yakalanan yurttaş sayısı kaçtır?

Ekoloji Örgütlerinden Oya Ersoy’a Dayanışma Mesajı Yağdı

Okumak için tıklayın

Politika

Atatürk’ün Doğduğu Evden Alınan Toprak Bisikletlerle Samsun’a Getiriliyor

-

robis bisiklet atatürk

CHP Balkan Masası’nın düzenlediği etkinlikte; Yunanistan’ın Gümülcine kentindeki Rodop Bisiklet ve Doğa Sporları Derneği’nin (ROBİS) 3 üyesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin bahçesinden aldıkları toprağı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarında Samsun’a ulaştıracak.

K2 HABER | Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Balkan Masası ve Samsun Atakum Belediyesi ve Balkan ülkelerindeki kardeş belediyelerle birlikte geçen yıl 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları kapsamında etkinlikler düzenlenmişti. Bu yıl da etkinlikler kapsamında Yunanistan’ın Gümülcine kentinde bulunan ROBİS Başkanı Latif Mehmet, Ali Kayrak ve Şükrü Mehmetçik, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’te dünyaya geldiği evden 3 Mayıs günü aldıkları toprağı bisikletle Samsun’a yola çıkardı.

1350 Kilometre Pedal Çevirecekler

ROBİS Başkanı Latif Mehmet, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu aldıkları toprağa otomobille Gümülcine’ye getirdiklerini ve buradan bisikletle pedal çevirerek, Samsun’a yola çıktıklarını söyledi. Toplamda 1350 kilometre pedal çevireceklerini belirten Mehmet, “Toprak Atatürk’ün evinin bahçesindeki nar ağacının altından alındı. Tekirdağ’dan İstanbul’a oradan da Karadeniz kıyısından Samsun’a gideceğiz” dedi.

Balkan Masası 2 Yıl Önce Kuruldu

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi tarafından, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla kurulan ve iki yılı aşkın bir süredir çalışmalarını sürdüren Balkan Masası‘nın başkanlığını CHP Genel Başkan Yardımcısı, Parti Sözcüsü Faik Öztrak yapıyor.

Öztrak’ın yardımcılıklarını CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun ve Bursa Milletvekili Yüsel Özkan yapıyor. CHP Balkan Masası’nın Genel Sekreterliğini  Toplumsal Gelişim Derneği Başkanı Abdullah Uluyurt yapıyor.

İllerde ve CHP’li belediyelerde temsilcisi bulunan Balkan Masası, Bulgaristan genel seçimlerinde Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin Türkiye genelinde aldığı oylarda etkili olmuştu.

Okumak için tıklayın

Ekoloji

Erzincan’da Tarihin En Büyük Ekolojik Yıkımı Yaşanıyor: ‘Bölge Çernobil’e Dönmüş Durumda’

-

erzincan iliç çernobil

CHP Milletvekili Gürsel Tekin, Erzincan İliç’te yaşanan ‘tarihin en büyük ekolojik yıkımı’nı Meclis gündemine taşıdı.

CHP Milletvekili Gürsel Tekin, Erzincan İliç’te faaliyet gösteren Altın madenindeki siyanür ve sülfürik asittin doğaya salındığı iddiasını Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı.

Madenin son zamanlarda havuzundaki kimyasal maddeleri havaya bırakarak gündeme geldiğini belirten Tekin, “Yurdun her köşesi maden şirketlerinin saldırısı altına girmiş durumda. Ülkenin sularını, ormanlarını, kıyılarını, toprağını sermaye gibi gören bu iktidarın politikaları ülkemizi telafisi mümkün olmayan bir yıkıma doğru sürüklüyor. Erzincan İliç’te tarihin en büyük ekolojik yıkımı yaşanıyor!” dedi.

Uzmanlar, havuzda biriken asitli ve siyanürlü suyun havaya buharlaştırılarak azaltıldığını iddia ediyor diyen Tekin, “Yani, tonlarca zehirli bileşenler bölgenin havasına karışarak tüm dünyaya ölüm saçıyor. Tüm canlıların geleceğini üç beş rant çevresinin insafına bırakmamak için maden talanına derhal dur demeliyiz.” dedi.

İzmir’in Çernobili: Radyoaktif Atıklar 14 Yıldır Temizlenmiyor

Bölge Çernobil’e Dönmüş Durumda

Buradaki hasarı sadece su, hava, toprak diye değerlendiremeyiz diyen Tekin, “Bütün canlılara verdiği zarar açısından değerlendirmek gerek. Bu maden sadece İliç’i etkilemiyor, bütün dünyayı etkiliyor. Bölge Çernobil’e dönmüş durumda.” diyen Tekin, Bakan Murat Kurum tarafından cevaplanması istemiyle şu soruları yöneltti:

1. Erzincan İliç’te faaliyet yürüten bir Altın Madeni şirketinin, siyanürlü ve sülfürik asitleri buharlaştırarak atmosfere bıraktığı iddiası doğru mudur? Biriken zehirli sular taşmasın diye, “evaporatör” denilen bir aletle atmosfere buhar salmak insan sağlığı açısından tehdit değil midir?

2. Uzmanlar, İşletmede 21 farklı kimyasalın olduğunu ve milyonlarca ton zehirli, yakıcı ve kimyasal madde ile çalışma yürütüldüğü belirtilmektedir. Böyle bir tesise ‘Çevresel Etki Değerlendirme’ (ÇED) olumlu kararı nasıl verilmiştir?

3. Fırat Nehri’ne sadece 300 metre uzaklıkta bulunan tesisin, olası bir depremde, toprak kaymasında, benzeri bir doğa olayında buradaki siyanürün ve sülfürik asitin nehre karışma ihtimaline yönelik ne gibi önlemler alınmıştır?

4. Altın madenciliği yapıldığı belirtilen tesislerin çevresinde devletin resmi kurumlan ve elemanları tarafından hangi sıklıkla su, toprak ve hava analizleri yapılmaktadır? Bölge halkının olası bir felakettin sonuçlarından en az şekilde zarar görmesi için ne gibi çalışmalar yürütülmektedir?

5. Özellikle son aylarda madende çalışan işçiler arasından ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkmaya başladığı yönünde önemli duyumlar almaktayız. Bu iddialar doğru mudur?

6. Köylülere madene karşı dava açmamaları için imza attırıldığı ve İş tehdidiyle madene karşı çıkan köylülerin sindirilmeye çalışıldı iddiası doğru mudur?

7. Türkiye’nin can damarı Fırat Nehri’nin yanı başında bilumum kimyasalları kullanmakta olan şirketinin faaliyetleri durdurulacak mıdır?

Okumak için tıklayın

Politika

Gezi Davası’nda Skandal Karar: Osman Kavala’ya Ağırlaştırılmış Müebbet, 7 Kişiye 18’er Yıl Hapis Cezası

-

Yargılama sürecinde yaşananlarla yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası kamuoyunda tepki çeken ve şimdiden hukuk tarihine bir ‘skandal’ olarak adını yazdıran üçüncü Gezi Parkı davasının karar duruşması, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

K2 HABER |İş insanı Osman Kavala ve mimar Mücella Yapıcı’nın ağırlaştırılmış müebbet hapsinin istendiği üçüncü Gezi Parkı davasında karar verildi. Osman Kavala’ya hükümeti kaldırmaya teşebbüsten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirken; Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’ye 18’er yıl hapis cezası verildi. Hepsinin tutuklanmasına karar verildi.

Savcı, Mütalaasında Ağırlaştırılmış Müebbet İstenmişti

Gezi Parkı eylemlerine ilişkin davada duruşma savcısı celse arasında mütalaasını açıklamış, mütalaada, iş insanı Osman Kavala ve Ayşe Mücella Yapıcı’nın ‘Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması talep edilirken, 6 sanığın ise ‘Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme’ suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti. Mütalaada ayrıca, haklarında yakalama kararı bulunan ve ‘olayların organizatörleri’ oldukları öne sürülen sanıklar Ayşe Pınar Alabora, Henry Jack Barkey, Can Dündar, Gökçe Yılmaz, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, Mehmet Ali Alabora, Yiğit Aksakoğlu ve İnanç Ekmekçi’nin dava dosyalarının ayrılarak, yakalama kararı infazlarının beklenmesi talep edilmişti.

Hukuksuz Dava Geri Çekilsin

Duruşma öncesi adiliye önünde bir basın açıklaması yapan Taksim Dayanıuşması da bir kez daha ‘hukuksuz dava geri çekilsin’ çağrısı yaptı. Açıklamaya milletvekilleri, siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

Basın açıklamasında, “Ülke tarihinde bir onur sayfası olan Gezi Direniş’ini karalama çabasından derhal vazgeçin. Herkesi Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Hep birlikte baskılara direnmenin yolu Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaktır. Gezi yargılanamaz” denildi.

(Çizim: Murat Başol)

Okumak için tıklayın

Politika

CHP’li Alaaddin Güncer: ‘Roman Vatandaşlarımızın Sorunlarına Talibiz’

-

romanlar

CHP Kırklareli İl Başkanı Alaaddin Güncer, 8 Nisan Dünya Romanlar Günü sebebiyle partisinin Romanların sorunlarına yönelik çözüm önerilerini açıkladı.

K2 HABER | Cumhuriyet Halk Partisi’nin Roman Vatandaşların sorunlarına ilişkin çözüm önerilerini sıralayan Kırklareli İl Başkanı Alaaddin Güncer “Yoksulluk sınırı altındaki Roman aileleri Aile Destek Sigortası kapsamına alacağız. Bu bağlamda Roman aileler desteklenecek. Bu aileler, eğitimden, gıdaya, elektrik ve doğalgazdan suya kadar bir dizi temel ihtiyaçları için desteklenecekler” ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz eylül ayında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılımıyla Edirne, Çanakkale, Balıkesir, Tekirdağ ve Kırklareli’ndeki Roman dernek ve federasyon başkanlarıyla birlikte ‘Roman Kanaat Önderleri’ buluşmasının Lüleburgaz’da yapıldığını vurgulayan İl Başkanı Güncer şu açıklamada bulundu:

‘Roman Vatandaşlarımızın Sorunlarına Talibiz’

“Roman Vatandaşlarımızla iç içe birlik, beraberlik ve dayanışma içerisinde yaşıyoruz. Geçtiğimiz eylül ayında Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun teşrifiyle Edirne, Çanakkale, Balıkesir, Tekirdağ ve Kırklareli’deki Roman dernek ve federasyon başkanlarıyla birlikte Roman kanaat önderleri buluşmasını Lüleburgaz’da gerçekleştirdik. Sayın Genel Başkanımız o gün gerçekleşen toplantıda ‘İster bize oy verin, ister bize oy vermeyin, biz sizin oyunuza değil, biz sizin sorunlarınıza talibiz. Sorunlarınızı çözeceğiz, bizim hedefimiz bu’ demişti. Genel merkezimizin bu konuda yapmış olduğu çözüm önerileri yayınlandı. Ben de CHP Kırklareli İl Başkanı olarak 8 Nisan Romanlar Günü münasebetiyle bu çözüm önerilerini yerel basınımız vasıtasıyla Kırklareli kamuoyu ile paylaşmak istedim.”

İşte CHP İktidarında Roman Vatandaşlarımızın Sorunlarına İlişkin Çözüm Önerilerimiz:

Güvenceli İstihdam ve Günlük Sigorta Uygulamalarını Hayata Geçireceğiz

“Güvenceli istihdam ve günlük sigorta uygulamalarıyla sokak ekonomisinden geçinen Romanların güvenceli istihdama kavuşturulmaları için günlük sigorta benzeri uygulama ve teşvikler devreye sokulacak”

Yoksulluk Sınırı Altındaki Roman Aileler de Aile Destekleri Sigortası Kapsamında Olacak

“Roman aileler desteklenecek: Yoksulluk sınırının altında kalan Roman aileleri Aile Destekleri Sigortası kapsamına alınacak. Aile Destekleri Sigortası kapsamında verilecek desteklerden yararlanacak. Bu aileler, eğitimden, gıdaya, elektrik ve doğalgazdan suya kadar bir dizi temel ihtiyaçları için desteklenecekler”

Alaaddin Güncer 10 aralık

CHP’li Güncer’den ‘Erken Seçim’ Çağrısı: ‘Türkiye, Bu Düzene Mahkum Değil!’

Roman Kadınlar İçin meslek Edindirme Politikaları

“Roman kadınlara yönelik istihdam garantili meslek edindirme politikaları geliştirilecek. Aile içi şiddetle mücadele kapsamında Roman kadınların korunması ve güçlendirilmesi için yerel yönetim ve kamu tarafından gerekli çalışmalar yasalara uygun olarak yapılacak. Mahallelere açılacak toplum merkezlerinde aile danışmanı, psikolog ve pedagog gibi uzmanlar olacak”

Roman Çocukların Eğitime Erişimi İçin Özel Politikalar Hayata Geçirilecek

“Özellikle pandemi sürecinde uzaktan eğitime erişemeyen grupların başında gelen Roman çocukların eğitime erişimi ve eğitimden kopuşların önüne geçebilmek için özel politikalar hayata geçirilecek. Eğitimini aksatmayan Roman çocuklarına burs desteği verilecek. Dijital eşitsizliğin ortadan kaldırılması için Roman çocuklarına, ücretsiz internet ve bilgisayar dahil, ders materyallerine erişimlerine yönelik kapsamlı destekler sunulacak”

Okumak için tıklayın

Politika

Yeşiller’den Yeni Kampanya: ‘Akkuyu Nükleer Santral Projesi Durdurulsun!’

-

yeşiller Akkuyu imza kampanyası

Yeşiller Partisi, halkın karşı çıkmasına ve bilim insanlarının uyarılarına rağmen inşaası devam eden Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi’nin iptal edilmesi için bir kampanya başlattı.

K2 HABER | Nükleer enerji karşıtlığında yoğun mücadele veren Yeşiller Partisi, yeni bir kampanya başlatarak, Akkuyu Nükleer Santral inşaatının durdurulması ve projenin iptal edilmesi için bir dizi etkinlik başlattı.

Yeşil Düşünce Derneği’nde gerçekleştirilen basın açıklamasını Yeşiller Eş Sözcüleri Koray Doğan Urbarlı ve Özlem Teke yaptı. Açıklamada, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve özellikle de Ukrayna’daki kontrol altına aldığı nükleer santraller, Akkuyu’nun ne kadar büyük bir tehlike yarattığını bir kez daha gösterdi” diyerek başlattıkları imza kampanyasını duyurdu.

Yeşiller Partisi’ne Yönelik Çifte Standart Devam Ediyor

Özlem Teke: ‘Nükleer Enerjiyi Tamamen Reddetmeden, Nükleer Savaş Tehlikesi Ortadan Kalkmaz’

Rusya’nın Ukrayna’daki Çernobil ve Zaporijya nükleer santralini ele geçirerek yarattığı risklerin büyüklüğüne dikkat çeken Özlem Teke, “Tarihte ilk kez bu kadar çok nükleer santralin olduğu bir coğrafyada topyekun bir savaş ve işgal yaşanıyor ve bunun ne kadar büyük bir ilave risk yarattığı görülüyor. Nükleer enerjiyi tamamen reddetmedikçe nükleer savaş tehlikesi de ortadan kaldırılamaz” dedi.

Rusya’nın büyük askeri gücünün yanında dünyanın en aktif nükleer santral pazarlamacılarından biri olduğu vurgulayan Teke, Rusya’nın Akkuyu’daki varlığına şu sözlerle değindi: “Hükümetin 2008’de açtığı ihaleye başka hiçbir uluslararası şirket teklif vermemiş, Akkuyu projesi olağanüstü ayrıcalıklar tanınarak Rusya devlet şirketi Rosatom’a verilmiştir. Türkiye, Rusya ile 2010’da yaptığı milletlerarası antlaşma ile Mersin Akkuyu bölgesini nükleer santral yapımı için Rusya’ya tahsis etmiştir. Rusya, hem kendi ülkesi dışında yaptığı halde her zaman çoğunluk hissesi kendisinde kalacak bir santrale sahip olacak hem de yüksek alım garantileriyle büyük kârlar elde edecek.

Koray Doğan Urbarlı: ‘Türkiye, Rusya’nın Oyuncağı Olacaktır’

Açıklamanın devamında Eş Sözcü Koray Doğan Urbarlı da Türkiye’nin enerji bağımsızlığının tehlikede olduğuna belirterek; “Türkiye’nin doğal gaz üzerinden Rusya’ya olan enerji bağımlılığı, bu ülkenin uranyum tedarikinden radyoaktif atıkların depolanmasına ve yeniden işlenmesine kadar her aşamada yetkili olduğu Akkuyu’da daha da derinleşecektir. Hükümet, insanları Akkuyu projesiyle Türkiye’nin de bir nükleer oyuncu olacağına inandırmaya çalışsa da, bu alanda teknolojisi, birikimi ve kurumları olmayan Türkiye, olsa olsa tüm düğmeleri elinin altında tutan Rusya’nın oyuncağı olacaktır.” ifadelerini kullandı.

‘Rusya’yı Akkuyu’dan Gönderin!’

Açıklamalarının sonunda Yeşiller, “Türkiye, savaş durumunun yarattığı ekstra güvenlik risklerini değerlendirerek Rusya’nın yapımını sürdürdüğü Akkuyu nükleer santralinin inşaatını durdurmalı ve projeyi iptal ederek Rusya ile yapmış anlaşmayı  gerekirse tek taraflı olarak feshetmelidir. Nükleersiz bir Akkuyu, nükleersiz bir Türkiye ve nükleersiz bir Akdeniz hem ülkemiz hem de bütün dünya için daha güvenli, daha barışçı, daha temiz bir gelecek anlamına gelecektir. Rusya’yı Akkuyu’dan gönderin!” sözleriyle herkesi kampanyaya katılım göstermeye çağırdı.

İmza kampanyasına buradan katılabilirsiniz.

Okumak için tıklayın

Politika

CHP’li Alaaddin Güncer: ‘Burası Çok Önemli, Maaşlar Mum Gibi Eriyor’

-

asgari ücret chp Kırklareli

CHP’li Alaaddin Güncer, yaptığı basın açıklamasıyla asgari ücretin enflasyon karşısında her gün biraz daha mum gibi eridiğini ifade etti.

K2 HABER | CHP Kırklareli İl Başkanı Alaaddin Güncer bir basın açıklamasıyla, ülkede yaşanan ekonomik krizin ağır sonuçlarını ele aldı. Ekonomideki enflasyonun aynı karanlıkta yaktığımız mum ateşi gibi yandığını belirten Güncer, “Ben, mum örneğini verdim ancak bide sayısal verilere bakalım. Yüzde 54,4 bulan resmi enflasyon karşısında 2022 yılı için belirlenen 4253 TL asgari ücretin alım gücü olarak geçtiğimiz 2825 TL olan asgari ücretin gerisine düştü. En net ifadeyle enflasyon artıyor, marketteki fiyatlar artıyor, alım gücü düşüyor” dedi.

CHP’li Güncer: ‘Kuru Ekmeğin Fiyatı Son Bir Yılda Yüzde 62 Arttı’

CHP İl Başkanı Güncer açıklamasından öne çıkanlar şu şekilde:

“TÜİK verilerine göre kuru ekmeğin fiyatı son bir yılda yüzde 62 arttı. Asgari ücretlinin bırakın et almasını artık sebze ve kuru bakliyat alamıyor” vurgusunu yaptığı basın açıklaması şu şekilde devam etti: “Asgari ücretiyle evini geçindirmeye çalışan bir kişi bırakın et almasını sebze ve bakliyat ürünlerini alması dahi artık lüks oldu. Örneğin, kuru ekmeğin bir yıllık fiyat artışı asgari ücret zammını geride bıraktı. Asgari ücrete 2022 yılı için verilen zam yüzde 50 zam geldi lakin TÜİK verilerine göre kuru ekmeğin fiyatı son bir yılda yüzde 62 arttı. Kuru ekmeğin fiyat artışı asgari ücrete gelen yüzde 50’lik zamdan yüzde 12 daha fazla. 2825 TL ile geçtiğimiz yılın Şubat ayında 403 adet ekmek alabilen bir asgari ücretli, 2022 yılının Şubat ayında 4253 TL asgari ücret ile 357 ekmek alabiliyor. Asgari ücrette yüzde 50’lik zamma rağmen asgari ücretlinin sofrasında 46 ekmek azalmış durumda. 4253 TL asgari ücretin 2825 TL asgari ücret karşısındaki alım gücü sadece ekmekle de sınırlı değil…”

Alaaddin Güncer 10 aralık

CHP Kırklareli İl Başkanı Av. Alaaddin Güncer

CHP’li İki Belediye Başkanı İçin Disiplin Talebi: ‘Hayatımızı Yok Eden Faaliyetlere Zemin Hazırlıyorlar’

‘Geçtiğimiz Yıla Göre Asgari Ücretlinin Sofrasındaki 303 Yumurta Eridi’

Günlük bir ailenin tüketmesi gereken sebze ve kuru bakliyat artışlarını da ele alan İl Başkanı Güncer, “Asgari ücretli vatandaşın sofrasından geçtiğimiz yıla göre 303 yumurta eridi” şeklinde konuştu.

Güncer açıklamasına şu şekilde devam etti: “Son bir yıldaki bazı besin maddelerinin fiyat artışına baktığımızda; Domates yüzde 169, Sivri biber yüzde 133, Salatalık yüzde 150, Patates yüzde 152, Margarin yüzde 139, Mercimek yüzde 96, Nohut yüzde 120, Makarna yüzde 90, Tavuk yüzde 77, Un yüzde 77 ve Yumurta yüzde 66 arttı. Geçtiğimiz yılda göre asgari ücretlinin sofrasındaki kayıp; patateste 553 kilo, domateste 231 kilo, nohutta 89 kilo ve yumurtada ise 303 adet oldu. Asgari ücretli için değil et, artık sebze ve temel bakliyat ürünleri dahi artık lüks oldu.”

‘Açlık Krizi Ortaya Çıkacaktır’

“Müjde ve tarihi zam olarak sunulan yüzde 50’lik asgari ücret zammı 2022’nin daha ikinci ayı dolmadan açlık sınırının altına düştü. Bu da demek oluyor ki, 2022 yılının geri kalan bölümünde asgari ücretli açlık sınırının altında yaşamaya devam edecek. Enflasyonun gelecek ay artan maliyetler dolayısıyla yüzde 60’ları bulacağını düşündüğümüzde, sofradaki ürünler her ay azalmaya devam edecek. Türkiye’de artık gıdaya erişimin artan fiyatlar karşısında daha da zorlaşacağını göz önüne aldığımızda, dar gelirli yurttaşlar için ülkede gelecek aylarda açlık krizi ortaya çıkacaktır.”

CHP’li Güncer’den İnce’ye Sert Tepki: ‘Faik Öztrak Trakya’nın Gururudur’

Okumak için tıklayın

İklim Krizi

CHP’li Ali Öztunç: ‘AKP, Kömürü ‘Yenilenebilir’ İlan Etse Şaşırmayacağız’

-

Ali Öztunç

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasının üzerinden beş ay geçtiğini anımsatırken, Enerji ve maden lobilerinin esiri olan AKP, kömürü ‘yenilenebilir’ ilan etse de şaşırmayacağız” dedi.

K2 HABER | CHP Doğa Hakları ve Çevreden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç yazılı bir açıklama yaptı. Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasının üzerinden beş ay geçtiğini anımsatan Öztunç, AKP iktidarının hiçbir adım atamadığını ve enerji ve maden lobilerine esir olduğunu ifade etti.

Türkiye’de iklim krizinin aynı zamanda bir yönetim krizi halini aldığını belirten Öztunç, iklim kriziyle mücadele için yönetim süreçlerinin demokratikleştirilmesi, demokratik karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Ali Öztunç: ‘AKP, Enerji ve Maden Lobilerinin Esiri Olmuştur’

Ali Öztunç’un yazılı basın açıklaması şu şekilde:

“Birleşik Krallık-Türkiye Yeşil Finans Konferansı”nda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “En son Rusya-Ukrayna krizi de göstermiştir ki Türkiye’nin sergilemiş olduğu tutum, davranış, bölge barışı, bölgenin istikrarı adına çok çok önemli. Biz de yatırımcımıza bu güveni vermeye çalışıyoruz ve her alanda gerek yerli gerek yabancı yatırımcımızı destekleyecek, koruyacak adımları atmaya gayret gösteriyoruz.” ifadelerini kullanmıştır.

Savaşı kriz olarak nitelendiren Bakan Kurum, “Ülkelerin iklim değişikliğine karşı önlemlerini sıkılaştırdığı bir senaryo altında en büyük petrol ve doğal gaz şirketleri için yaklaşık 900 milyar dolar tutarında ‘terk edilmiş varlık’ da ortaya çıkabilir. Aslında Rusya-Ukrayna krizi de bunu bize net bir şekilde göstermiştir ki kendi ekonomimizin kendimize her alanda yetmesi gerekiyor. Bu çerçevede bu adımları hep birlikte atmak zorundayız” demek suretiyle yenilenebilir enerji vurgusu yapmıştır.

CHP’li İki Belediye Başkanı İçin Disiplin Talebi: ‘Hayatımızı Yok Eden Faaliyetlere Zemin Hazırlıyorlar’

‘Bakan Kurum Sadece Milleti Değil, Hükümetleri De Kandırmaya Çalışıyor’

Görüldüğü üzere, AKP için Paris Anlaşması uluslararası platformlarda bir marka değer olarak kullanılan bir enstrümana dönüşmüştür. Ancak, ülkede durumlar hiç de öyle değildir. Bakan Kurum sadece milleti değil, hükümetleri de kandırmaya çalışmaktadır. Ancak, bakanlığında olduğu gibi kandırma alanında da beceriksizdir.

Ülkede maden lobicilerine sesi çıkarmayan, madenlerde meydana gelen kazalarda, doğal alanları ve zeytinlikleri yok edecek düzenlemelerde dut yemiş bülbüle dönen Kurum, “ortamlarda” beylik sözler sarf ederek iklim fonu peşinde koşmaktadır. Bu tutarsızlık, basiretsizlikler Kurum’un işgal ettiği makama da yakışmamaktadır.

‘Kömürlü Santrallerin Kapatılma Takvimi Hala Ortada Yok’

Daha birkaç gün önce yapılan İklim şurasında bizim ülke olarak dünyanın karşı karşıya kaldığı iklim krizinin oluşmasında tarihi hiçbir mesuliyetimiz yoktur demiş idi. Kaldı ki, halen sonuçlarını açıklamadıkları İklim Şurası’nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı temsilcileri ısrarla “kömür vurgusu” yapmışlardır. Kaldı ki, son dönemlerde Eskişehir, Denizli, Kahramanmaraş’ta kömür yatırımlarına yönelik işlemler tesis edilmiştir. Anayasa ve Kanunlar hiçe sayılarak zeytinlik alanları kömürlü termik santralleri için heba edecek yönetmelik çıkarılmıştır.

Türkiye Paris Anlaşması’nı onaylayalı beş ay olmuştur. Kömürlü santralların kapatılma takvimi hâlâ ortada yoktur. Yeşil kalkınma devrimine ilişkin eylem planlarında bu konuda tek bir taahhüt bile yoktur. Avrupa’da tarih belirlemeyen 4 ülke kalmış olup, biri Türkiye’dir. Kömürü terk etmeye ilişkin tek söz halen gerek yoktur. Maalesef “yenilenebilir ve yeşil”kavramları, bilimsellikten uzaktan politik kavramlar haline gelmiştir. Avrupa’nın nükleer santralleri “yeşil yatırım” haline dönüştürmeye çalıştığı ortamda AKP’nin kömürü bırakmadan sıfır karbon hedefine koşması absürt değildir. Enerji ve maden lobilerinin esiri olan AKP kömürü “yenilenebilir” ilan etse de şaşırmayacağız.

Ekoloji Örgütleri, 37 Termik Santralın Kapatılması İçin Cumhurbaşkanı’na Dava Açtı

‘İklim Krizi ile Mücadele İklim Adaleti İle Mümkün Olabilir’

Gelinen durumda enerji politikaları çökmesine rağmen, bu konudan ders çıkarması beklenen AKP, mevcut krizi fırsata çevirmeye çalışan bir hırsla yeni yıkımların peşinde koşmaktadır. AKP, her zamanki gibi, tepeden inme bir biçimde belirledikleri yöntemlerle iklim krizi daha çözülemez hale getirmektedir. Bu nedenle Türkiye’de iklim krizi, aynı zamanda bir yönetim krizi halini de almıştır.

CHP Doğa Hakları olarak diyoruz ki; iklim kriziyle mücadele için yönetim süreçlerinin demokratikleştirilmesi, demokratik karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu ise, iklim krizinden zarar gören, iklim krizi nedeniyle geleceği tehdit altında olan toplulukların bizzat yönetime ve karar alma sürecine dahil olması, seslerini daha gür çıkarması ile mümkün olabilir. Yani, “iklim adaleti” ile…”

Okumak için tıklayın

Öne Çıkan Haberler