Connect with us

Kültür

Pınar Çağlar Gençtürk: Disiplin İnsanı Özgürleştirir

pınar çağlar gençtürk

K2 HABER – Oyuncu/Yönetmen Pınar Çağlar Gençtürk ile ‘Tiyatro’ üzerine genel olarak konuşmalarından oluşan röportajı sizlere sunuyoruz. Keyifli okumalar.

Geçtiğimiz sezon Oyun Atölyesi’nin “Daha İyi Günlerimiz Olmuştu” adlı oyununda seyrettiğimiz, başarılı ve güzel oyuncu/yönetmen Pınar Çağlar Gençtürk ile gerçekleştirdiğimiz röportaj, bundan yaklaşık iki sene öncesine ait, fakat hala güncelliğini koruyor.

Röportaj: Polat Yıldız

  • Son yıllarda tiyatrodaki uyarlama eserlerin artışını, bunun yanında özgün/yeni yazılmış tiyatro oyunlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni nesil yazarlar, yeni yeni çıkıyorlar aslında. Kafası çalışanlar, o hikâyeyi doğru-düzgün bir zemine oturtabilenler, anlatabilenler tabii ki var. Bununla birlikte uyarlama tercih edenler de var. Burada hazırda böyle bir hikâye olması daha kolay geliyor olabilir. Genel olarak bunu biraz yapanlara sormak lâzım, çok da bilmiyorum. Ama bir (oyuncu olarak da) okuduğun bir metinden çok etkileniyor olabilirsin. Bu dikkatini çeker. Sana güzel bir metin gelmiyorsa, -oyuncu açtır çünkü onu bunu araştırıyordur, bakıyordur- ve kendisi böyle bir metin görüyorsa da ‘‘bunu oyunlaştırabilir miyim?’’ diye düşünüyordur. Yani oyuncunun isteği bu sebepledir, onu söyleyeyim.

Pınar Çağlar Gençtürk: Ben Oyunlarıma Hep Erken Gelen Bir Oyuncuyumdur

  • Tiyatrodaki ekonomiklik ile birlikte büyük büyük dekorlar yerine daha sade/minimal ölçüde sahnelenen oyunları nasıl karşılıyorsunuz?

 Ben dekor olsa da olmasa da basitten, sadeden yanayım her zaman. Mesela oyunda öyle bir ışık yaparsın ki, -ışıkla diğerleri hep bir bütündür zaten- başka bir şeye ihtiyaç duyulmaz. Bu bizim oynadığımız “Işıltılı Haşereler” oyununda da böyleydi. Neredeyse hiçbir şey kullanmıyoruz, sahnede sadece biz olacağız.  Ama bazen de metin gerektiriyor; o atmosferi yaratabilmen için gerekiyordur, buna da “hayır” diyemem. Mesela “Aşk Delisi” oyunumuzda köhne bir otel odası için öyle bir dekor gerekiyordu. O yüzden kesinlikle de dekor olmasın diyemem.

  • Oyun öncesi, oyuna hazırlık sürecini nasıl geçiriyorsunuz? Oyuna çıkmadan önce uzaktan nasıl görürüz sizi?

Bu röportajı saat 18:00’dan sonra yapmam mesela. Artık o kafaya girmek istemiyorum, oyuna odaklanıyorum. Ben oyunlarıma hep erken gelen bir oyuncuyumdur. Oyunum saat 20:30’da başlıyorsa saat 16:00’da, 16:30 gibi sahnede olurum. Öyle bir tipim. O yüzden sinir de oluyorlar bana. ‘‘Ne işin var, niye gittin’’ diye. 20:30’daki oyunuma 19:00’da gitmemişimdir asla. -Çok elzem bir durum yoksa.- Erken gelip tiyatrodaki atmosferi yaşamaya başlarım. Rol içine girip de o karakterde takılmam ama sahnenin atmosferini yaşamaya başlarım, o kafaya gireyim diye.  Ve mutlaka her oyun öncesi ısınmamı gerçekleştiririm. (Vücut, ses, nefes, makyaj vs.)

  • Kendi oyunlarınız haricinde diğer ekipleri/başka tiyatro oyunlarını ne derecede takip edebiliyorsunuz? O zaman boşlukları mevcut mudur?

Rejisini, oyuncularını vb. merak ettiğim oyunlara gidiyorum. Genelde şu oyuncu nasıl oynamış şeklinde merakla olabiliyor. Ya da bir arkadaşımınsa evet, onun oyununa gidiyorum. Bittiğinde de oyuncu arkadaşlarımı görüyorum.  Genel olarak da sadece kendim oynuyorum ve hiçbir oyuna gitmiyorum gibi bir algı olduğunu düşünmüyorum. Ben sadece bunun esprisini yapıyorum: ‘‘Benim oyunuma gelmeyenlerin oyunlarına gitmiyorum’’ gibi. Bir de zaman da önemli bu noktada. Mesela benim şu an bir boşluğum var diyelim. Daha rahat oluyor, ama bir dizim olsa, birkaç tane oyunda oynuyor olsam o durumda böyle rahat gidemeyebilirdim. Zamansal olarak rahat olduğum zaman oyunları daha sıkı takip edebiliyorum. Öyle bir durum diyelim. Ama olmadığı da oluyor.

Röportaj / Burcu Halaçoğlu: Kendimde ‘Otosansür Mekanizmasını’ Hissediyorum

pınar çağlar Şentürk

Oyuncunun İç Disiplini Olmalı, Konservatuarda Oyuncu O Disiplini Alır

  • Konservatuvarlara, atölyelere, oyunculuk kurslarına vd. bakınca, öğrencilerde gördüğünüz durum nedir? Yetişmekte yeni nesilde tiyatroya ehemmiyet veren bir yapı görüyor musunuz? Yoksa artık popüler kültür ile birlikte ünlü olmak ve salt para kazanmak mı öne çıkıyor?

Popüler olmak, para kazanmak isteyen bir kitle var, evet. Ama konservatuvarlara girenler, genelde o kafayla girmiyorlar, onu söyleyeyim. Onlar gerçekten tiyatro okumak istedikleri için konservatuara giriyorlar, diye düşünüyorum. Popülizm kafasında olanlar ise genelde gündemi takip ediyor, ‘bir yerde tiyatro kursu varmış vs.’ diyorlar. Buna da çok nadir gidiyorlar. Onlar genellikle ajansa yazılarak yapıyorlar bu işi. Konservatuara girenler ise dediğim gibi tiyatro yapmak amacıyla orada zaten. Bunun ayrımının, neyin ne olduğunun çoğu insan farkında. Ama sadece dizi sektörü farkında değil. En azından o kadar farkında olduklarını düşünmüyorum. Onlar direkt görsele bakıyorlar tabii.  Görsel iyiyse, “a bir de iyi oyuncuymuş” denilip seçimler yapılıyor. Yani oyunculuk görselin yanında onun artısı gibi görülüyor. Hâlbuki esas oyunculuğun iyi olması gerekiyor ki, görseli de güzelse tadından yenmesin.

Bir de şunu ekleyeyim: konservatuvarda okunması gerektiğini düşünüyorum. Şu sebeple: Oyuncunun iç disiplini olması gerekiyor. Konservatuarda oyuncu o disiplini alır. Yani sende bir yetenek vardır ama onu nasıl kullanacağını bilmiyorsundur mesela, konservatuarda onu öğrenirsin ve disiplin o kadar önemlidir ki, sen disiplinli olduğun sürece kimse sana bir şey diyemez. Çünkü disiplin insanı özgürleştirir. 

  • Bir oyuncunun bir sezonda birden fazla oyunda rol almasını ve aynı zamanda dizide rol almasını nasıl karşılıyorsunuz? Oyuncu üzerinde fiziksel ve psikolojik olarak da değerlendirirsek…

Eğer ki, hepsi birbirinden ayrışıyorsa, oyuncu ‘aynı şeyi’ oynamıyorsa birden fazla oyunda oynayabilir. Ben üç oyun oynuyordum ve geçen seneye kadar her sezon üç oyunda oynadım. Aynı zamanda dizide de oynuyordum. Yani oyuncu performans olarak buna yetebiliyorsa/yetişebiliyorsa tabii ki yapmalı. Diziyi de evet, çünkü para da önemli bir taraftan. Maalesef tiyatrodan o kadar kazanamıyoruz. Bir de hiç sevmediğin bir işi de yapamazsın. Bir taraftan da seviyoruz aslında, yani o sektörde olmak da bir hoş oluyor, eğlenceli oluyor ama bu her kişi için de farklıdır. Biri daha çok gözükmek isteyebilir ekranda, diğeri daha az. Ben ise o üç oyunda rol alıp para kazanıyorsam diziye çok da ihtiyaç duymuyorum. Öyle bir sezon geçirmişliğim var: Üç oyunda oynadığım için iyi de kazanmıştım, diziye de ihtiyaç duymamıştım.

Röportaj / İpek Erdem: Zengin Kültürümüzü Uzun Zamandır Kimse Kullanmıyor

Tek Kişilik Oyunların Zor Olduğunu Düşünüyorum

  • Psikolojik ve fiziksel duruma gelirsek? Mesela ayda 19 oyuna çıkanlar var?

Ben 25 oyuna çıkıyor(d)um. ‘Ayda 25 oyun oynuyordum.’ Psikolojik olarak hiç kötü etkilenmedim, tam tersi çok mutluydum, çok rahattım. Sadece biraz yetişeyim problemim vardı. Yani birinin provası varken diğer oyunun da provası oluyordu. Oradan çık oraya yetiş falan. Bazen de “Hangi oyuna gidiyordum ben bugün?” gibi espriler de oluyordu. Ben eğleniyordum ama herkes için böyle olabilir mi, bilemem. Ben, kaldıramıyorlarsa yapmasınlar derim.  Ben o dönem kaldırıyordum. Şu an belki ben de kaldıramayabilirim.

  • Tek kişilik oyunları, kalabalık oyunlara göre nasıl buluyorsunuz?

Ben ayrım yapmıyorum. Heyecan olarak tek kişi de yaşayabilirsin oyun heyecanını. Ama kulis ortamı denen bir şey vardır, o da çok eğlencelidir. Gözlerinden alırsın arkadaşlarının o enerjiyi; o seni yükselten bir şeydir. Tek kişilik oyunların kendi zorluğu var. Şu açıdan zor: 1 saat boyunca ya da 1,5 saat boyunca bütün yük senin üstünde ve oyunu ayakta tutmak zorundasın; o yüzden zordur. Diğer türlü rol arkadaşın var ise o heyecanı vs. de paylaşabilirsin arkadaşınla. Yani paslaşırsınız senin düştüğün anda o yükseltir, o düştüğü zaman sen yükseltirsin, böyle gider. Bu şekilde daha tercih edilebilir bir şey olabilir. Tek kişilik oyunlara karşı değilim. Sadece daha zor olduğunu düşünüyorum.

Röportaj / Cansu Gültekin: Sanatçının İşsiz Kalması Göze Dokunmuyor

Ödenek Alınamadığı İçin Herkes Kendi İmkanlarıyla Yapıyor

  • Oyunun ilk temsilinin ardından gelişme evresini nasıl değerlendiriyorsunuz? Zamanla neler oluyor, sizde ne gibi örnekler yaşandı?

Her oyun aslında zamanla oturuyor. Benim, 3 sezon oynadığım bir oyunun, son temsilinde yeni keşfettiğim bir şey olabiliyor mesela. ‘‘Nasıl ya?’’ dedim, ‘‘ben 3 sezon boyunca bunu fark etmedim mi?’’ dedim. Hem kendime kızarak hem de ne kadar güzel bir şey buldum diyerek oynadım. Ama bu beni pişman eden bir şey değil. Ben serüvenime devam etmişim yine, bir şey keşfetmişim. Keşfetme süreci bitmiyor. Sadece ilk oyunda çok heyecanlı oluyorsun ama o performans alanında olduğun için senin sürecin devam ediyor.

  • Tiyatro çevresinde gördüğünüz ‘kemikleşmiş kitle’ için neler söylersiniz?

Tiyatroda bir kemik kitle var, evet. İkincikat’ın kendi kemik kitlesi, Craft’ın kitlesi… Mesela Oyun Atölyesi’ne gelen kişilerin hiçbirini burada göremedim. Semte göre de değişiyor olabilir. O çevrede yaşayan insanların, yaşı, birikimleri, dünya görüşleri vs. hepsi etkilidir. Bununla birlikte kemik kitlesinin yanında genel olarak da bir kitle var. Şehir tiyatrosuna giden ama buradaki tiyatronun hiç farkında olmayan da bir kitle var.  Yeter ki olsunlar, hepsinin kitlesi farklı olsun ama yeter ki öyle bir seyirci kitlesi olsun.

  • Özellikle İstanbul’da birçok özel sahne var. Gördüğünüz mevcut durumda sahneler için neler söylersiniz?

Neredeyse ev olan sahneler var. Maalesef ödenek alınamadığı için herkes kendi imkânlarıyla yapıyor ya da ortaklaşa yürüyor. Onların zorlukları çok fazla ve her biriyle uğraşmak zorundalar. Keşke şartlar daha iyi olsa. Ödenek olsa, para olsa ve yapsalar ama mümkün değil, olmuyor. O yüzden oyuncular da ufak tefek paralar alıyor. Biraz da gerçekten gönül işiyle yapılan şeyler oluyor.

Polat Yıldız Yazdı / Canım Nezim: ‘Nezihe Meriç’e Mektup’

Ödül Olayını Kaçırırız Diyenler Oyunculuk Yapmasın

  • Tiyatro içinde hak eden, hak ettiği değeri alabiliyor mu sizce (ödül olarak olsun, yapılan haberler olsun)?

Hak eden hak ettiğini alıyordur ama hak eden hâlâ var. Onlar da bazen gözükmüyor. Buna da içerliyor insan, neden olmadı diye. Kendi adıma söylemiyorum ama çok hak ettiğini düşündüğüm biri var mesela ‘nasıl yani’ diyorum.  O yüzden bu ödül sistemi olsun, başka şeyler olsun çok takılmamak gerekiyor. Ben mutlu hissettiğim ve sevdiğim için yapıyorum bu işi. Ama ‘Şubat’ta çıkartırsak ödül olayını kaçırırız seneye yapalım bu oyunu’ diyenler de var. Onlar hiç oyunculuk yapmasınlar bence. Net konuşuyorum.

  • “Ben bunu mutlak yazmalı, oynamalı ya da yönetmeliyim…’’ dediğiniz bir olay, eser ya da durum oldu mu?

Hepsi gerçekten çok güzeldi ama ilk oynadığım oyun en önemlidir benim için: Disosya Harikalar Dünyası. Çünkü o çoklu kişilikli bir karakterin oyunuydu ve çok zor bir roldü. Disosya’da birçok şeyi ilk defa keşfetmişimdir ve ilk olduğu için acayip bir etkisi vardır üzerimde.  Genelde beni bir durum falan etkilemiyor da bir insan etkiliyor; insanın içinde bulunduğu durum bazen çekiyor. Bunun hikâyesi yazılsa nasıl olurdu, keşke oynasam dediğim oluyordur. Ama onun dışında bir şey için özellikle ben olsaydım demiyorum. Bir kadının bakışını görmüşümdür, yakalamışımdır ona ne hikâye yazılır gibisinden düşünmüşümdür.

Dilek Türker: Türkiye’nin En Zengin ve En Fakir Patroniçesiyim

Yeter Ki İzlesinler ve Doğru Düzgün Eleştiri Yapsınlar

  • Sizin oyuncu/yönetmen olarak tiyatroda yakındığınız; şikâyetçi olduğunuz durumlardan bir tanesini söyler misiniz?

 Seyirci eksikliği diyorum, nerede bu seyirciler…

  • Tiyatro dergiciliğini ve özellikle tiyatro eleştirmenliğini ne ölçüde takip edebiliyor ve nasıl buluyorsunuz?

Belli başlı tiyatro eleştirileri yazan bir kitle var. Çok aşırı değiller ama varlar. İyi ki de varlar çünkü en azından bir gazetede çıkıyorsun, dergide çıkıyorsun. Bu oyunun(un) tanıtılması açısından önemli. Çoğunun da aslında iyi eleştirmen olduğunu, eleştirilerinin yerli yerinde olduğunu düşünüyorum. Eski olanlar da var, biraz daha popüler gibi olanlar da var. Olsun, hiç olmamasından iyidir. Yeter ki, izlesinler ve doğru düzgün eleştiri yapsınlar.

(10 Mayıs 2018)

Pınar Çağlar Gençtürk Kimdir?

pınar çağlar gençtürk

Pınar Çağlar Gençtürk

Pınar Çağlar Gençtürk, İzmit’te dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitimini İzmit’te tamamladı. 2002 yılında İstanbul’a geldi. Sırasıyla Akademi İstanbul Tiyatro Bölümü, Yeditepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü ve Kadir Has Üniversitesi Film ve Drama Yüksek Lisans Bölümü’nden mezun oldu.

İlk oyunu “Disosya” ile profesyonel kariyerine başladı. Oyunları: Disosya, Yalnızlar Kulübü, Kurabiye Ev, Kar Küresinde Bir Tavşan, Aşk Delisi, Hepimizin Öyküsü Aynı, Işıltılı Haşereler, Daha İyi Günlerimiz Olmuştu.

Oynadığı Filmler: 7 Kocalı Hürmüz, Siccin, Hayat (kısa film).

Oynadığı Diziler: Muhteşem Yüzyıl, Çalıkuşu, Arkadaşlar İyidir, Evlat Kokusu, Bizim Hikâye, Arıza.

Aldığı Ödüller: Afife Tiyatro Ödülleri – En iyi yardımcı kadın oyuncu (Yalnızlar Kulübü), Sadri Alışık Ödülleri – En iyi yardımcı kadın oyuncu (Yalnızlar Kulübü), Sadri Alışık Ödülleri – Seçici kurul özel ödülü (Hepimizin Öyküsü Aynı), Direklerarası Seyirci Ödülleri – Küçük salon en iyi kadın oyuncu (Disosya) Adaylıklar: Afife Tiyatro Ödülleri – En iyi kadın oyuncu (Kar Küresinde Bir Tavşan), Sadri Alışık Ödülleri- En iyi kadın oyuncu (Işıltılı Haşereler)